Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: İman ve İtikad — Sayfa 16

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

İman ve İtikad(2302) — Sayfa 16/28

Allah’ın zikrine düşman olan bir kimse namaz kılsa, oruç tutsa, hatta bin defa hac yapsa da kafir midir?

Allah’ın zikrine düşman olan bir kimse namaz kılsa, oruç tutsa, hatta bin defa hac yapsa da kafirdir. Son nefesinde küfür halinde bu dünyadan göçer gider. Bunda hiçbir şüphe yoktur. Onunla dostluk kuramaz, kardeş yapamaz, ancak onun dinine dönmesi için nasihat ve tebliğ edebilirsiniz.

Kaynak: Allah’ın zikrine düşman olan namaz da kılsa oruç da tutsa kafirin ta kendisidir

Biz neden dağınık parçalanıkız?

İslam toplumu gün geçtikçe bu itaat mekanizmasını kaybediyor. Allah’a itaat edin demiş. İslam toplumu Allah’a itaat etmiyor. Resulüne itaat edin demiş. İslam toplumu resulüne itaat etmiyor. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin demiş. İslam toplumu itaat etmiyor. Allah’a itaat etmediğimizden, resulüne itaat etmediğimizden, bizden olan emir sahiplerine itaat etmediğimizden, heva hevesini ilah edinenlere itaat ediyoruz. Bu isterse siyasetçi olsun, ister bürokrat olsun, ister ticaret ehli olsun, ister zengin olsun, ister fakir olsun, ister annemiz olsun, ister babamız olsun, ister kocamız olsun bizim. Eğer o kimse Kur’an ve sünnet dairesinde değil ise, heva hevesine uyduysa ona itaat olmaz. Ama biz heva hevesini ilah edinenleri itaat etmeye alıştığımızdan bir üstada itaat etmeyi göze alamıyoruz. Nefsimize ağır geliyor.

Kaynak: Allah’a, Resulüne ve kendilerinden olan emir sahiplerine itaatsizlik İslam toplu

İslam toplumu Allah’a itaat etmiyor?

Allah’a itaat edin demiş. İslam toplumu Allah’a itaat etmiyor.

Kaynak: Allah’a, Resulüne ve kendilerinden olan emir sahiplerine itaatsizlik İslam toplu

İslam toplumu Resulüne itaat etmiyor?

Resulüne itaat edin demiş. İslam toplumu resulüne itaat etmiyor.

Kaynak: Allah’a, Resulüne ve kendilerinden olan emir sahiplerine itaatsizlik İslam toplu

İslam toplumu emir sahiplerine itaat etmiyor?

Sizden olan emir sahiplerine itaat edin demiş. İslam toplumu itaat etmiyor.

Kaynak: Allah’a, Resulüne ve kendilerinden olan emir sahiplerine itaatsizlik İslam toplu

İman ettiği, iman ettiği dinini yaşarken beni kınarlar mı?

Allah’ı sever, Allah da onları sever ayetinden sonra onlar kınanmaktan da korkmazlar der. O yüzden insan dinini yaşarken kınanmaktan korkmayacak. İman ettiği, iman ettiği dinini yaşarken beni kınarlar. Burada bana ters bakarlar burada bana yan bakarlar diye korkmayacak. Kınanmaktan korkan insanlar imanlarını kaybederler.

Kaynak: İnsanlar iman ettiği dinini yaşarken kınanmaktan korkmayacaklar

İman ettin ama imanın kemale ermedi mi?

İmanın kemaline varmak nefsi Kur’an ve sünnete boyun büktürmekten geçer. Sen nefsi boyun büktürmezsen senin imanın kemale ermez. Sana imansızsın diyen yok. İman ettin ama imanın kemale ermedi. Sebep sen nefsini çünkü Kur’an ve sünnete boyun büktürmüyorsun. Sen nefsini Kur’an ve sünnete tabi kılmıyorsun. Sen nefsini kendi heva ve hevesine tabi kılıyorsun.

Kaynak: İmanın kemaline varmak nefsi Kur’an ve sünnete boyun büktürmekten geçer

İnsanlar arasında hakikat nasıl anlaşılır?

Mana gözün açık değilse yani kalp gözün çalışmazsa sen ne eşyanın hakikatine ulaşabilirsin ne de insanların hakikatine ulaşabilirsin. Sen Allah’tan uzak insanları dost ediniyorsun. Çünkü mana gözün açık değil. Sen Allah düşmanlarını dost ediniyorsun. Çünkü manadan haberin yok. Bir bakıyorsun ki Allah düşmanıyla dost olmuşsun. Bir bakmışsın Kur’an sünnete iman etmemiş. İmanı kemale ermemiş. İmanı zayıf onunla dost olmuşsun.

Kaynak: İmanın kemaline varmak nefsi Kur’an ve sünnete boyun büktürmekten geçer

Kur’an ve sünnete iman etmek ne demektir?

İmanın kemaline varmak nefsi Kur’an ve sünnete boyun büktürmekten geçer. Sen nefsini Kur’an ve sünnete tabi kılmıyorsun. Sen nefsini kendi heva ve hevesine tabi kılıyorsun. Heva ve hevesinin peşinden gidiyorsun. Oysa bu dünya hayatı olarak her canlı ölümü tatacak. Herkes burada ölümü tatacak. Mecburi istikamet. Sen o ölümü tatacak. Sufilik ise ölmeden önce ölümü tatmaktır.

Kaynak: İmanın kemaline varmak nefsi Kur’an ve sünnete boyun büktürmekten geçer

İnsanın en güzel sureti nerede verilmiştir?

En güzel sureti verdiği göklerde ve yerde olan varlıkları onun için yaratarak teşhir ettiği en şerefli mahlukudur. İnsan.

Kaynak: Allah’ın yarattığı varlıklar içinde, kendi ruhundan ruh üflediği tek varlık insa

Hani şeytan sizi kötülüğe emreder ve sizi azgınlığa ve sapkınlığa götürür ve Allah dilediğinin bu noktada temize çıkarır mı?

Ve Cenab-ı Hakk’ın hitabı da Zümer ayet 53 de ki: "Ey kendilerine zulmeden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar." Nur suresinin arkasından bu Zümer suresi 53 gibi öyle düşünün. Hani şeytan sizi kötülüğe emreder ve sizi azgınlığa ve sapkınlığa götürür ve Allah dilediğinin bu noktada temize çıkarır.

Kaynak: Allah’tan ümidinizi kesmeyin, Allah kullarını çok sevendir

Taklidi İman mı, Tahkiki İman mı?

Musa. Aleyhisselam. Biz iman ettik buna. Biz iman ettik. Eyüp. Aleyhisselam çok hastaydı. Ayağını vur dedi. Vurdu. Oradan su çıktı. Onunla yıkandı. İyileşti, gençleşti. Bir de çocuk sahibi oldu. Hanımı da aynı oldu. Bunlara iman ediyoruz biz. Ama burada istidlal ehli buna aklı almadı ya. Buna aklı almayınca kalben buna iman etmedi. Kalben bunu kabul etmedi. Meryem annemize. Allah dedi ki, "O hurma dalını kendine çek, silkeledi." Hurma dalını kend, çekti, silkeledi. Mescidin içinde hiç dışarı çıkmıyor. Her gün taze meyveler yiyor ondan. Biz buna iman ettik. Şimdi eğer ki bu konuda imanımız bizim takliden, tahkikeden de geçti, kalbi ise. Meryem annemizin o hurma dalını çekip yediği estanteneyi gördük. O estanteneyi görünce biz buna aynel yakin olduk. Gözümüzle gördük onu. Yok o meyveden sen de yediysen hakkel yekin oldu iş. İş değişti. İşin mahiyeti de değişti.

Kaynak: Taklidi İman mı, Tahkiki İman mı? | Aynel Yakin – Hakkal Yakin

Cömertlik Faydalı Olmaktır nedir?

Cömertlik Faydalı Olmaktır Hakkında. Onunla ilgilendiğini göstermektir. Cömert insanlar etraflarıyla ilgilenirler. Cömert olmayan insan ilgilenmez.

Kaynak: Cömertlik Faydalı Olmaktır

Kah bir gün öbürkünü üstün tutuyor mu?

Bizi gadaplandırdın, cezalandırdın kimselerin yolunda değil. Bizi mükafatlandırdığın kimselerin rahmetine erdirdiğin, hidayetine erdirdiğin, lütfuna, ikramına, ihsanına erdirdiklerin yolundan eyle diyoruz. >> Burada bizim duamız bu minvalde biz aman o şeytanın, nefsin, heva hevesin yolu olan ve o yolda gidenlerin cezaya uğradığı o cehennemliklerin yolundan bize eylem ediyoruz, dua ediyoruz. Ve bu yolların arasında gelip giden insanlar var. İyilik Rabbimizdendir, köt, lük nefsimizdendir fakat her şeyi Hakkında Bunlar tereddüt ehli. Bakın bunlar tereddüt ehli. O yüzden kah bir gün öbürkünü üstün tutuyor. Kah ertesi gün onu üstün tutuyor. Bir türlü kendisine yol seçemiyor. O zaman kendisine yol seçemediğinden boyuna girdi çıktı yapıyor. Bir hidayet yoluna giriyor. O delalet yoluna gidiyor. Oradan kalkıyor hidayet yoluna gidiyor. Allah muhafaza eylesin. >> Ve o münafıklar kendilerine bir isabet ederse iyilik bu Allah’tandır diyorlar. Ama kötülük isabet ettiğinde de diyorlar ki, "Hayır, peygambere diyorlar, bu sendir diye." Burada Nisa suresi ayet 78’de Cenabı Hakk’ın Hzret Muhammed Mustafa’nın ağzından verdiği cevap muhteşem. Muhammed de ki hepsi de Allah’tandır. Demek ki bizde ne isabet ederse etsin bir isabet ediyor bize. Bizim dışımızdan geliyor. Çünkü bakın bize dışarıdan geliyor. Bu hastalık geldi Allah’tan. Eğer senin bir katkın yok ise iyilik rabbinden. Ama bir kötülük geldi. Ayet-ti kerime var ya. O kötülüğü yaratan ama kim? Kötülüğü yaratan kim?

Kaynak: İyilik Rabbimizdendir, kötülük nefsimizdendir fakat her şeyi yaratan Allah’tır

Burada can aklı olarak geçiyor mu?

Can aklının tereddüt içinde bocalamasını istemezsen o pamuğu can kulağına tıkma ki Allah’ın o muammalarını anlayasın. Gizlice ve açıkça söylenen sözleri idrak edesin. O zaman bizde bir akıl var. Bir de can aklı dedim. Burada can aklı olarak geçiyor. Benim kalbi akıl dediğim bir akıl daha var. Mananın çalıştırdığı, mananın yürüttüğü akıl. Manaya bağlı olan akıl. o aklın, o aklın tereddüt içinde bocalanmasını istemiyorsan sen diyor can kulağına o pamuğu tıkma.

Kaynak: Can gözünü, can kulağını aç, aklını ve heva hevesini ilahlaştıranlardan olma

Allah’ın çalışmasına ihtiyaç yok mudur?

Allah bir olması için, oluşması için de gayret etmez. Sen insansın, gayret edersin. Allah bir verecekse de gayret etmeden verir. Allah’ın çalışmasına ihtiyaç yoktur. Gayret etmesine ihtiyaç yoktur. Şimdi yakinliğe geleceğim. Allah her şeyi nuruyla kuşatır; yakınlık O’ndan değil, kulun Hakkında. O her şeyle her an beraberdir. Allah bir şeye özel olarak yakinlik kurmaz. Perdeli olan da bizleriz. Hani şimdi hadis-i kutsiye atfedelim. Bir adım gelene 10 adım gelirim. Aslında o Cenabı Hakk’ın lütfi ilahisidir. Sen bir adım attığında o senin önünden 10 perdeyi kaldırır. Sen ona 10 adım atarsın. O senin kalbinden 100 perdeyi kaldırır. Sen ona 100 adım gidersin. O senin önünde kendince kendi zulümlerinden oluşan, kendi yaptığın zulümden, kendi cahilliklerinden, kendi aymazlıklarından olan perdeleri ortadan kaldırır. seni karanlıktan aydınlığa çıkmana yardım eder, lütfeder. Tabiri caizse Allah zaten her şeyi çepe çevre kuşatmış, çepe çevre sarmış ve yerin de, göğün de nuru Allah. Her şeyi nuruyla sarmış. Öyle olunca yakinlik sendendir. Sen gayret edersin, ilmel yakin olursun. Sen gayret edersin, aynel yakin olursun. Hakkel yakin olursun. Hakikatin de hakikati var deyip hakikate doğru koşarsın. O yüzden buradaki yakinlikten kasıt kulun koşması, mücadele etmesidir. Mücadele edenlere yollarımızı açarız ayet-i kerimesini hiçbir zaman unutmayacağız. Ve hangi halde olursanız olun, hangi halin içerisinde olursanız olun, Allah yaptıklarınızı görür ve hangi halde olursan ol seni çepe çevre çevrelemiş, sarmıştır. Sen şirkin içerisinde de olsan o seni ilmiyle sarmıştır. Sen küfrün içinde de olsan o seni ilmiyle sarmıştır. Ve sen Allah’a ne kadar büyük çirkinlik yaparsan yap yine ilmiyle sarmıştır. Bu yakinliği anlamak seni çepe çevre sardığını görmek istiyorsan eskilerin tabiriyle eline la kılıcını al. Ne var ise hayatında kes at. Nedir kesip atacağın? Heva, heves nefis şeytan. Kolununu, kanadını kesiyorum. Çünkü seni Allah’tan uzaklaştıran en önemli senin nefsin, heva ve hevesin. Bu hali korumanın, bu hali uyanık bir şekilde yaşamanın bendeki ölçüsü veyahut da çıkış kapısı, gözünün gördüğü, görmediği her şeyden fazla Allah’ı sevmek. ve her daim Allah’ı zikretmek.

Kaynak: Allah her şeyi nuruyla kuşatır; yakınlık O’ndan değil, kulun gayretindendir

İslam’da rızkın en hayırlısı nedir?

İslam’da da rızkın en hayırlısı birinci derecede ganimettir. İkincisi ticarettir.

Kaynak: Selçuklu ile Anadolu’da bir medeniyet kuruluyor

Ali’nin uygulamalarını örnek göstererek, bir kimsenin Müslüman olup sonradan İslam’dan çıkması durumunda onun cezalandırılamayacağını belir midir?

İmam Maturidi, Hz. Ali’nin uygulamalarını örnek göstererek, bir kimsenin Müslüman olup sonradan İslam’dan çıkması durumunda onun cezalandırılamayacağını belirtir. Hz. Ali, kendisine biat etmeyen Muaviye üzerine savaş açmamıştır; zira iman sahibi kimselere karşı salt itaatsizlik gerekçesiyle silah kaldırılamaz.

Kaynak: 2. Maturidi Ekolü (Düşünce Dünyasında): Demokrasi

İslam dünyasında kısırlaşmanın sebepleri nelerdir?

İslam dünyasının kısırlaşmasının bir sebebi budur. Dini perspektifte kısırdır İslam dünyası. İctihadda kısır, felsefesinde kısır, akaidinde kısır, tefsirinde kısır, her tarafta kısır. Siz muhteşem bir tefsir deyip de okuyabildiğiniz bir tefsir var mı? Yok. Yani herkes hala daha Elmalılı’yı okuyor. Düşünebiliyor musunuz, şu Anadolu toprakları Elmalı’dan sonra bir alim yetiştirememiş. Herkes Atatürk’ü eleştirir, mangalda kül bırakmaz atarken ama Atatürk’ün zamanında yazılmış tefsiri okur herkes. Neyi okur? Elmalı’yı okur. E nerde bu diyanetçiler, bu ilahiyatçılar? Maaş alıyorlar devletten. Devletin kanunlarının hilafına bir şey söyleyebilirler mi? Hayır. Neden? 657’ye tabi. Diyebilir mi şimdi, nikahı düşer, diye? Diyemez. Neden? Devlet der ki, ya sen nasıl nikah düşer dersin? Benim resmi nikahımı tanımıyor musun, der. Adamın memuriyetine son verir belki de bilmiyoruz.

Kaynak: Nefes III — 9 Aralık 2017 Sohbeti

İslam’da "insan-ı kâmil" kavramı nasıl açıklanır?

İslam’da da üstün insan, insan-ı kâmil vardır; yani olgunlaşmış insan, kemale ermiş, erginleşmiş, dinginleşmiş. Bu ne demektir? Biz sufiler olarak deriz ki, o kimse kendi üzerinden sudur edecek olan bütün kötülükleri zapturapt altına almıştır. O kimsenin üzerinden bir kötülük sudur etmez ama bir kısım tarikatlar bu bizde bunu çok ibadet etmeye yönlendirdiler. Değildir. İnsan-ı kâmil çok ibadet eden kimse değildir. İnsan-ı kâmil asıl özelliği: Üzerinden kötülük sudur etmeyen kimsedir mana itibariyle. O kimsenin üzerinden kötülük sudur etmez. O kimse kötülüklerle savaşan bir kimsedir. Kötülüklerle savaşan, üzerinde kötülük sudur etmeyen, olabildiğince iyilik yapan kimsedir insan-ı kâmil gerçek sufilik manasında.

Kaynak: Nefes III — 9 Aralık 2017 Sohbeti

Üst insan kavramı nedir?

Nietzsche’nin varoluşa yönelik en büyük amaç ve umut olarak koyduğu üst insan kavramının çıkış noktası, insanlığın ortak ve içsel dünyasında gerçekleşen bir krizdir. Üst insan hep zaten toplumlar arasında krize sebep olmuştur. Üst insan bir kaostur. Üst insan yerleşik düzende ve yerleşik sistemde sistem ve sistemi idare edenler tarafından bir kaostur.

Kaynak: Nefes III — 9 Aralık 2017 Sohbeti

Peygamberlerin bilimsel bilgileri var mı?

Hiçbir peygamber bilim adamı değildir, hiçbir peygamber matematikçi değildir, hiçbir peygamber tıpçı değildir, hiçbir peygamber kimyager değildir, hiçbir peygamber simyacı değildir, kimyacı değildir, matematikçi değildir, astrofizikçi değildir örneğin ama her peygamber hikmet sahibidir. Her peyg, her peygamber irfan sahibidir. Her peygamber üstün insan, kemal ehlidir. Hiçbir peygamber filozof değildir ama her peygamber hem kimya hem simya hem matematik hem astrofizik hem tıp mevcut insanı ilgilendiren bütün bilim dallarının üzerinde davranışlar sergilemişlerdir. Bu alanda bilgileri olmadığı halde.

Kaynak: Nefes III — 9 Aralık 2017 Sohbeti

Peygamberlerin bilimsel bilgileri neden yoktur?

Peygamberlerin bilimsel bilgileri olmadığı halde, onlar hikmet sahibidirler. Her peygamber hikmet sahibidir. Her peygamber irfan sahibidir. Her peygamber üstün insan, kemal ehlidir. Hiçbir peygamber filozof değildir ama her peygamber hem kimya hem simya hem matematik hem astrofizik hem tıp mevcut insanı ilgilendiren bütün bilim dallarının üzerinde davranışlar sergilemişlerdir.

Kaynak: Nefes III — 9 Aralık 2017 Sohbeti

Her nefes Allah’ı zikretmek ne anlama gelir?

Bütün insanlar her nefes hüsrandadır. Hüsrandan kurtuluş, her nefes Allah’ı zikretmektir. Bakın; her nefes Allah’ı zikretmek demek, her nefes imanı yenilemek ve her nefes hicap perdelerini geçmek demektir. Her nefes hicap perdelerini geçmek demektir.

Kaynak: Nefes III — 2 Aralık 2017 Sohbeti

Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak ne demektir?

Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak! İbn Arabî’nin Allah’ın insan üzerinde tecellilerini anlatmak için en çok kullandığı terim “ahlaklanmak” tır (tahalluk) bu kelime genel ilahi sıfatlarının olarak “ahlak”, özel anlamda ise “ahlaki özellikler” olarak tercüme edilebilecek “huluk” kelimesinin kök anlamlarıyla bağlantılıdır.

Kaynak: Nefes III — 2 Aralık 2017 Sohbeti

İmanın en üst kısmı nedir?

Hazreti Peygamber’e sordular: Cevap: Güzel ahlaktır.

Kaynak: Nefes III — 2 Aralık 2017 Sohbeti

İnsanlar kendi yaratıcılarını nasıl tanışabilir?

Allah muhafaza eylesin yani hepsini de kibrit suyu dökülecek bütün ehli kitabın da. E o zaman insanlar kendi kendilerine bu soruya cevap vermeleri gerek. Demeli ki, ben kendi yaratıcımla nasıl tanışırım? Kendi yaratıcımla nerde buluşurum? Ben kendi yaratıcımı nasıl görebilirim? Ben kendi yaratıcımla nasıl ben hemhal olurum? Bunu insanın kendi kendine -normalse bir kimse gerçekte insansa-bunu kendisinin sorması gerekir ama bütün insanlardan bunu beklemek ham hayaldir.

Kaynak: Nefes III — 25 Kasım 2017 Sohbeti

Allah’ın varlığı nasıl tazeleme ihtiyacı duyar?

Her an küfür üzerinde olmazsan nasıl imanını tazeleyeceksin? Allah her an bir şan, şen üzerinedir. Ee sen o şen üzerinde misin? Bayatlamadın mı? Bayatladıysan bir önceki şende kaldıysan eskidin, küfür, örttün. Hiç öyle düşündünüz mü? Kaç günlük Allah inancını yiyorsunuz siz? Ekmek bile fırından çıktıktan sonra bayatlıyor, senin düşüncen bayatlamadı mı, senin imanın bayatlamadı mı? Ayet-i kerime var: “Ey iman edenler iman ediniz.” diye. Günde kaç sefer iman ettin? Kimin dini üzerindesin? Babanın mı, annenin mi, mahallenin mi, köyün mü, kentin mi, devletin mi? Kim öğretti? Kimin Allah’ına iman ettin? Kalbinden gelen bir feyzuat var mı ki Allah’la alakalı? Yaprakları değiştiriyor musun? Bu değil, bu değil, bu değil, bu değil, bu değil… Veya diyor musun daha da daha da daha da daha da daha da? Ne demiş? “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.” Sen yeniden iman ettin mi, yoksa dünkünü mü arıyorsun? Dünkünü arıyorsan geçti, kendisini değiştirdi, O dünkü değil. Sen dünküne imyorsan yanıldın, O dünkü değil. Sen az öncekine iman ettiysen O değişti, az önceki lazım. Kendini değil. Az önceki değil. O zaman kendini de değiştirmen değiştiremiyorsan sen eski tanrı inanışında kaldın, putperestten farkın var mı? Kafanda Allah’ı putlaştırdın, koydun oraya, o Allah’a tapınıyorsun. Put. O değiştirdi kendini, sen görünen putu arıyorsun. Bırak görünen putu, sen asıl içindeki putu yık. Sufilik içindeki putu yıkmaktır önce. İçindeki putu yıkmak. Onu yıkamadıysan yeni bir Allah inancı sende olmaz.

Kaynak: Nefes III — 25 Kasım 2017 Sohbeti

Varlığın içerisindeki vücut bulmuş her ne var ise ne yapar?

Onunla görür, Onunla yaşar, Onunla tutar, Onunla yürür. Ama perdeli olduğundan “Ben tuttum.” der. Perdeli olduğundan “Ben konuştum.”

Kaynak: Nefes III — 25 Kasım 2017 Sohbeti

Eşya bir nesnedir ama varoluş noktası, onu var eden Allah’ mıdır?

Eşya bir nesnedir ama varoluş noktası, onu var eden Allah’tır. Bakın, var eden Allah’tır, yoksa bardak Allah değildir. Bardak bir nesnedir ama bunu varoluşuna ve niteliklerine baktığımızda varoluş ve nitelikleri Allah’a aittir. Varoluş matematik, denklem olarak görün. O denklem Allah’a aittir. O matematik denklemi, o kimya denklemi Allah’a ait. O kullara ait değil. O matematik denklemini yaparken onun niteliğini ve niceliğini belirleyen de Allah’tır. O yüzden eşya tamamiyetle varoluş noktasında Cenâb-ı Hakk’a aittir ama biz eşyayı tanrıdan bir parça, Allah’tan bir parça olarak görmeyiz veya komple mevcudatı Allah olarak da görmeyiz ama komple mevcudatın üzerinde Cenâb-ı Hakk’ın bütün sıfatları tecelli eder mi? Evet. Bütün sıfatları tecelli eder mi? Evet. Sayısız, sonsuz sıfatlarının tecelligâhı varlıktır. Varlığın içerisinde bu varlığın tamamiyetle tecelliyatının üstünde tecelliyat peygamberlerin kalplerinedir. Onun bir çıt altı zamanın kutbunadır. Onun bir çıt altı üçleredir. Onun bir çıt altı beşleredir, onun bir çıt altı yedilere, onun bir çıt altı kırklaradır. Onun bir çıt altı nedir? Bütün yüz yirmileredir örneğin. Şimdi bu manada varlık dediğiniz şey sınırlıdır an itibariyle. Bakın, an itibariyle sınırlıdır. An itibariyle. Ama bu varlığı komple içine alan tecelliyat zamanın kutbundadır. Varlığı içine aldığı gibi bir çıt ilerisi varlık ötesine de kalbinin tecelliyatı açıktır onun. Bunun daha üstünü peygamberlerdedir, bunun daha da üstünü Hazreti Muhammed-i Mustafa’dadır sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde. Tekrar ediyorum bunu: Varlığın sınırı vardır, o yüzden varlık tanrı değildir. O sınırsızdır. Bakın, o sınırsızdır ama varlığın sınırı vardır. Eğer tanrı varlık, dersek o zaman tanrıyı sınırlandırmış oluruz veyahut da tanrıyı her an büyüyen bir varlıkmış gibi görürüz. Bu yanlıştır. Bu eksiktir. Çünkü "Kün." diyen, var eden Allah’tır. Bir var eden var, "Kün." diyen var. Var eden var olduğu müddetçe var olan asla tanrı olmayacaktır. Burada ona dikkat çekmek istedim.

Kaynak: Nefes III — 28 Ekim 2017 Sohbeti

Allah’tan gayrı her şey olan varoluşun tabiatını anlamaya yönelik bütün insanların sahip olduğu en anlaşılır yol hayallerimiz, özellikle de rüyalarımızdır?

Altına yüz bin sefer imza atıyorum. Altına sonsuz imza atıyorum. Allah’tan gayrı her şey olan varoluşun tabiatını. Evet. Allah’tan gayrı her şeydir varoluş. Varlık Allah’tan gayrı her şeydir. Allah’tan gayrıdır ama aynı değildir. Gayrıdır. Varoluş Allah değildir. Bir kısım Arabiciler Uzakdoğu’dan etkilenerekten varoluşu tanrı olarak görüyorlar, varlığı tanrılaştırıyorlar. Bunlar maddeci, bunlar maddeperestler. Bu sufilik değil, bu doğru değil. Bu, Muhyiddin İbn Arabî’yi anlayamadıklarından bu konuda idraklerinin istidatları kısa. İstidatları yetmiyor anlamaya. Anlamak bir istidat meselesidir çünkü. Onu kavramak bir istidat meselesidir. İstidadı olmayan bir kimsenin anlamadığı bir şeyi reddetmesi bu manadadır. İstidadı müsait değil ona, anlamaya müsait değil. Yani bir kimseye anlatırsın, anlatırsın, anlatırsın, anlatırsın, istidadı yok anlamaz. Matematik olarak istidadı yok. Ona matematikten hendek atlatmak lazım. Bu mümkün değil. Bunun gibi bir şey bu. Arabi’yi anlama istidadında değildir herkes. Mesela -Allah razı olsun-Hakan bu konuda gerçekten başarılı bir kimse. Yani ayrı bir bu konuda istidadı var, tebrik ediyorum kendisini. İyi de okuyor ve böyle konuştuğum için de kendisinden de özür diliyorum. Böyle soru insanı heyecanlandırmalı, insanın içerisini kıpır kıpır etmeli. Yani bir şey daha ilave edeyim, sohbete döneyim, hem arada bir kesit olsun: Bir şeyi taklit etmeyin. Yani ben burada methediyorum diye ertesi gün de birisi kocaman bir sayfa yazıyor, geliyor. Yapma kardeş, taklit etme. Bu doğru bir alışkanlık değil. Bizde böyle bir şey var ya, birisi bir iş yapıyor, aynı maldan herkes taklit ediyor, yürüyor ya. Birisi bir kebapçı dükkânı açıyor, bir iki para kazanıyor, bütün herkes kebapçılık yapacağım diye uğraşıyor. Bunun gibi bir şey. Yapmayın. Bu kendine münhasır bir şey, bu istidatla alakalı bir şey, bu bir şeye kendini vermekle alakalı bir şey. Konu bütünlüğü var mesela, akıp gidiyor öyle değil mi? Kendinizi alamıyorsunuz. Ben kendimi alamıyorum ve gerçekten muhteşem bir soru hazırlama tekniği. Bu bir istidat. Arabî kolay bir şey değildir öyle. Bir temel lazım Arabî için. Temeli olmayan bir kimsenin Arabi’yi okuması, anlaması, onu idrak etmesi çok zordur. Muhteşem bir şey. Allah’tan gayrı her şey olan varoluşun tabiatını anlamaya yönelik bütün insanların sahip olduğu en anlaşılır yol hayallerimiz, özellikle de rüyalarımızdır.

Kaynak: Nefes III — 28 Ekim 2017 Sohbeti

Dini düşüncelerin temel ruhuna ulaşmak için ne gerekir?

Hangi düzeyde kavranırsa kavransın; hayale ve onun nasıl işlediğine dair bilgi sahibi olmadan dini düşüncelerin temel ruhuna ulaşabilmek mümkün değildir.

Kaynak: Nefes III — 28 Ekim 2017 Sohbeti

Hayal ve hayalin işleyişi dini düşüncelerin temel ruhuna nasıl etki eder?

Öylesine ki hayali öylesine kendisine önemli görmüş ki bunun nerden oluştuğunu, nasıl oluştuğunu, nerden geldiğine, kaynağına inmedikçe dini düşüncelerin temel ruhuna ulaşmak mümkün değil; diyor. Bu ama bizim kurguladığımız hayal değil, bu paketlenip gelmiş olan hayalden bahsediyor.

Kaynak: Nefes III — 28 Ekim 2017 Sohbeti

Aristocu filozoflar ve kelamcılar neden vahiy bilgisini tevil etmişlerdir?

Aristocu filozofların ve kelamcıların rasyonel akıl ve mantık yasalarına uygun olmayan bütün vahiy bilgisini tevil etmelerinin sebebi, hayal dünyasıyla ilgili bilgisizlikleri ve cehaletleriydi.

Kaynak: Nefes III — 28 Ekim 2017 Sohbeti

Müslümanlar arasında ne tür bir çatışma söz konusudur?

Müslümanlar birbirlerini katlediyorlar şimdi. ‘’La ilahe illallah Muhammeden Resulullah.’’ diyen bir kimsenin kanı herkese haramdır. Bir kimse ‘’La ilahe illallah Muhammeden Resulullah.’’ dedi mi? Evet. Onun kanı haramdır ama katlediyoruz biz şimdi.

Kaynak: Nefes III — 28 Ekim 2017 Sohbeti

İnanç kesimlerinde tanrıcık kavramı nedir?

Bütün inanç kesimleri kendilerince kendi inançlarını tanrılaştırmışlardır. Neye inandığı önemli değildir, o kendi inancını tanrısallaştırır. Kendi inancını tanrısallaştırdıktan sonra onun o tanrısallaşmış olan inancını yıkmak onu değiştirmek mümkün değildir.

Kaynak: Nefes III — 17 Haziran 2017 Sohbeti

İnsanların kendi tanrıcıklarını nasıl oluşturdukları açıklanmaktadır mı?

İnsanlar kendi içinde bir tanrıcık üretir ve kendince bir sürü tanrıcık üreterekten o tanrıcıklarının kendi heva ve hevesinden buyruklarını dinler. Onun kendince keskin köşeleri vardır, vazgeçilmezleri vardır, değişmezleri vardır, vardır da vardır onun.

Kaynak: Nefes III — 17 Haziran 2017 Sohbeti

Sufilerin Allah inanç felsefesiyle diğer inanç kesimlerinin farkı nedir?

Sufilerin Allah inanç felsefesi enteresan bir noktadadır. O hiçbir şeye benzemez, atarlar kenara. Biraz basitmiş gibi görünür ama hiçbir şekilde hiçbir tabusu yoktur. O yüzden sufi inanç kesimleri başkaları tarafından inançsız olarak nitelendirilir, kafir olarak nitelendirilir.

Kaynak: Nefes III — 17 Haziran 2017 Sohbeti

İnsanların kendi tanrı kavramları nasıl şekillenir?

İnsanlar kendi içinde bir Allah kavramı, kendi içinde oluşturmuş olduğu. Ben Allah kavramı demiyorum ona, ben ona putçuk diyorum, tanrıcık diyorum ben ona Müslümanlar için. Hepimiz Müslümanız, bak. Hepimiz kendimizce kendi tanrıcığımızı oluşturduk içimizde.

Kaynak: Nefes III — 17 Haziran 2017 Sohbeti

Tanrı kavramının insan özgürlüğüne nasıl etkisi vardır?

Tanrının özgürlüğü dahi bize aittir, biz istediğimiz kadar tanrı özgürdür, biz çizeriz tanrının özgürlüğünü, biz tanrının özgürlüğünü çizerken de kendi özgürlük alanımızı oluştururuz. Bize ne kadar özgürlük lazımsa tanrıyı o kadar özgürlüğe doğru sevk ederiz biz ve insanların özgürlüklerini de bizim tanrımız belirler.

Kaynak: Nefes III — 17 Haziran 2017 Sohbeti

Peygamberlere indirilen vahiy ve velilere indirilen ilham arasında nasıl bir ilişki vardır?

Velilere indirilen de vahiydir. İşte bu vahiy birlikteliğini kabul ederiz hatta Hazreti Mevlâna Celaleddin Rumi hazretleri buna atıfta bulunur ya, birisi gelir der ki: "Ey Pir Hazreti Peygamber nasıl kuşak sarardı? Her şeyimi Ona benzettim bir tek kuşağım kaldı, ben nasıl bir kuşak sarayım ki Ona benzeyeyim. O da der ki: Sen Onun sardığı gibi kuşak sararsan tam bir Ebu Cehil olursun." Çünkü Ebu Cehil’in kıyafetiyle Muhammed-i Mustafa’nın kıyaf, kıyafetlerinin arasında bir fark yoktu. Müşriklerle Müslümanların kıyafetlerinin arasında bir fark yoktu, kadınların ve erkeklerin. Bir fark geldi sonradan. Ne oldu? Bedir Savaşında bir fark olsun, müşriklerle müminler arasında kıyafet bir ya, bir fark olsun, bir işaret olsun diye Cebrail aleyhisselam ve melekler başlarında sarıkla geldiler. Bir fark oluştu. Bu sefer Müslümanlar, müminler, Bedir Savaşı’ndakiler baktılar ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kafasına bir şey sardı. Onun sardığı gibi sardı bütün herkes ve böylece müşriklerle kendi arasında bir ayrım oluştu. Ayrım burada oluştu, bakın, dikkat edin, Bedir Savaşında. Bayanlar nasıl ayrıldı? Medine-i Münevvere’de bayanlara baş örtüsü emredilince ayrıldı, müşrik bayanla iman etmiş bayanı ayırt eden bir unsur oluştu. O zamana kadar kıyafetlerde bir farklılık var mı? Yok. Bakın, hiçbir farklılık yok. İşte din sonradan ilavelerle oluşa oluşa gelir ve insanlar gerçek Kur’an ve sünnet noktasında değil, sonradan insanların oluşturdukları dini yaşamaya başlarlar. O yüzden dinlerin birlikteliği mümkün değildir. Dinler hiçbir zaman bir olamazlar.

Kaynak: Nefes III — 17 Haziran 2017 Sohbeti

Peygamberlere indirilen vahiy ve velilere indirilen ilham arasında nasıl bir fark vardır?

Velilere indirilen de vahiydir. İşte bu vahiy birlikteliğini kabul ederiz hatta Hazreti Mevlâna Celaleddin Rumi hazretleri buna atıfta bulunur ya, birisi gelir der ki: "Ey Pir Hazreti Peygamber nasıl kuşak sarardı? Her şeyimi Ona benzettim bir tek kuşağım kaldı, ben nasıl bir kuşak sarayım ki Ona benzeyeyim. O da der ki: Sen Onun sardığı gibi kuşak sararsan tam bir Ebu Cehil olursun." Çünkü Ebu Cehil’in kıyafetiyle Muhammed-i Mustafa’nın kıyafetlerinin arasında bir fark yoktu. Müşriklerle Müslümanların kıyafetlerinin arasında bir fark yoktu, kadınların ve erkeklerin. Bir fark geldi sonradan. Ne oldu? Bedir Savaşında bir fark olsun, müşriklerle müminler arasında kıyafet bir ya, bir fark olsun, bir işaret olsun diye Cebrail aleyhisselam ve melekler başlarında sarıkla geldiler. Bir fark oluştu. Bu sefer Müslümanlar, müminler, Bedir Savaşı’ndakiler baktılar ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kafasına bir şey sardı. Onun sardığı gibi sardı bütün herkes ve böylece müşriklerle kendi arasında bir ayrım oluştu. Ayrım burada oluştu, bakın, dikkat edin, Bedir Savaşında. Bayanlar nasıl ayrıldı? Medine-i Münevvere’de bayanlara baş örtüsü emredilince ayrıldı, müşrik bayanla iman etmiş bayanı ayırt eden bir unsur oluştu. O zamana kadar kıyafetlerde bir farklılık var mı? Yok. Bakın, hiçbir farklılık yok. İşte din sonradan ilavelerle oluşa oluşa gelir ve insanlar gerçek Kur’an ve sünnet noktasında değil, sonradan insanların oluşturdukları dini yaşamaya başlarlar. O yüzden dinlerin birlikteliği mümkün değildir. Dinler hiçbir zaman bir olamazlar.

Kaynak: Nefes III — 17 Haziran 2017 Sohbeti

İman kemale ermiş bir kişi ne yapar?

İman kemale ermiş bir kişi, bir peygamberin öğretisine iman eder ve onun peygamberliğini kabul eder. Kim peygamberim derse. Sakın ha sonradan çıkan bu soytarılarla alakalı değil bu sözüm ha. Hani var ya, ben nebiyim, yok ben resulüm diyen. Bunlar soytarı, bunlar bunlarla alakalı değil benim sözüm.

Kaynak: Nefes III — 17 Haziran 2017 Sohbeti

Allah’ın farklı hayat standartları var mı?

Allah’ın farklı hayat standartları vardır. Bunlar işin ana temelleri. Öylesine hayat standartları var ki farklı farklı hayat standartları var Cenâb-ı Hakk’taki hayat standardı son mu bulur? Belki de her hayat standardına, her hayat perdesine bir peygamber görevlendirmiş.

Kaynak: Nefes III — 17 Haziran 2017 Sohbeti

Din Allah’a ait midir?

Din Allah’a ait, Hazreti Muhammed-i Mustafa’ya da ait değil, Allah’a ait, tekrar altını çiziyorum, din Hazreti Allah’a ait, hiçbir peygambere ait değil. Peygamberlerinin üzerinden bize tebliğ ediyor, önce peygamberine yaşatıyor onu, önce peygamberine yaşatıyor namazı.

Kaynak: Nefes III — 10 Haziran 2017 Sohbeti

Allah’ın emirlerine uymakla ilgili bir kural var mı?

Allah, dininizden dolayı sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı engellemez. Çünkü Allah adil davrananları sever. (Mümtehine ayet 8)

Kaynak: Nefes III — 10 Haziran 2017 Sohbeti

İnsanlar kendi Allah inancını nasıl oluşturur?

Hepimiz de hem aklımızda hem kalbimizde oluşturmuş olduğumuz Allah inancına tapınırız. Hiç kimsenin kendi Allah inancı hiçbir şekilde kemale ermemiştir ve hepimiz Allah inancımızı kemale erdirmeye çalışırız ama hepimizin de beyninde, aklında, kalbinde kendine göre bir Allah oluşmuştur. Bu zahiri bilgi, bu manevi bilgi.

Kaynak: Nefes III — 10 Haziran 2017 Sohbeti

İslam’da kendi Allah inancının önemini nasıl vurgular?

Hepimiz de hem aklımızda hem kalbimizde oluşturmuş olduğumuz Allah inancına tapınırız. Hiç kimsenin kendi Allah in,ancı hiçbir şekilde kemale ermemiştir ve hepimiz Allah inancımızı kemale erdirmeye çalışırız ama hepimizin de beyninde, aklında, kalbinde kendine göre bir Allah oluşmuştur. Bu zahiri bilgi, bu manevi bilgi.

Kaynak: Nefes III — 10 Haziran 2017 Sohbeti

İslam’da kendi Allah inancı ile Kur’an ve sünnetin ilişkisi nedir?

O yüzden Allah’tan gelen Allah inancı normal inananların içerisinde ters teper, kabullenmezler. Buradaki bu cemaatin dahi kafasında kendine göre bir Allah inancı vardır. Buradaki bu cemaat dahi seviye olarak belirli bir seviyenin üstünde olan bu sohbetleri dinlerken dahi kendi kafasında kendince bilgilerince bir Allah inancına sahip olur. Kendisine aittir, kendi rengidir, kendi cinsidir, kendisinindir, o asla o inanç Allah değildir amma Allah’tır.

Kaynak: Nefes III — 10 Haziran 2017 Sohbeti

İlahi "ol" emri ne anlama gelir?

Bu ilahi "ol" emrinin alemde dilediği şeyi ikinci sebeplerle var etmesine benzer. Buna göre ahiret mükemmellik yönünden bu dünyaya göre daha heybetlidir. Eyvallah. Çünkü "ol" kelimesi hem hayal hem de his alemini kapsar.

Kaynak: Nefes III — 9 Temmuz 2016 Sohbeti

İnsanlar nasıl bir bütündür?

Aksine insanların kendileri birer bütündür ve ölüm anına kadar kesin olarak belli bir sıfata indirgenemezler. İnsanlar bir bütündür birey olarak ve insanlar bütün olunca Cenâb-ı Hakk onu ilme’l yakin noktasında bir insana lazım olan bütün sıfatlar onda tecelli eder ve belli bir sıfata da indirgenmez, insan insandır.

Kaynak: Nefes III — 23 Nisan 2016 Sohbeti

Kelamcıların ve Gazali’nin alemin yaratılışı görüşü nedir?

* Allah alemi bir şey olmayan (Yok) dan yaratmış bunu südur yoluyla ve ezelde değil, iradesi gereği başlangıcı olan bir zamanda yaratmıştır. Bu da kelamcıların ve GAZALİ görüşüdür.

Kaynak: Nefes III — 27 Şubat 2016 Sohbeti

Thales’in alemin yaratılışı görüşü nedir?

Hiçten hiçbir şeyin meydana gelmeyeceğini ifade eden filozoflardan Thales (MÖ 615) ana maddenin su olduğunu iddia eder.

Kaynak: Nefes III — 27 Şubat 2016 Sohbeti

Platon’un ve Aristo’nun alemin yaratılışı görüşü nedir?

Platon’un adını koymadığı ezeli madde onun öğrencisi olan Aristo tarafından belirlenmiştir. Bu madde HYLE’dir yani HEYULA KİNDİ: Şekilsiz ilk madde, çeşitli şekilleri kabul eden pasif güç (KİNDİ İBN SİNA: Heyula birleşiktir. Çünkü heyula kendinde heyuladır. Bilfiil cevherdir ve aynı zamanda istidattır. Heyula ancak dışarıdan bir hakikat gelir ve bu sayede o bilfiil hale gelir. (Kitâbu’ş-ŞİFA) İBN RÜŞD: Her cisim oluşup bozulan ilk madde heyula ve suretten meydana gelir (Rüşd Tutarsızlığın Tutarsızlığı)

Kaynak: Nefes III — 27 Şubat 2016 Sohbeti

Bu mümkün müdür?

Bu, darbımeseldir yani Allah istediği anda istediği yaratmayı yapabilir ama Cenâb-ı Hakk’ın yaratmada uyguladığı iki yöntem vardır: 1-Allah hiçbir şey yokken bir şey yaratır. 2- Bir şeyden çok şey yaratır. Biz bunu geriye doğru gidersek, çok şeyden de bir şey yaratır. Bu mümkün müdür? Evet. 2- Alem hep var olmuş mudur (ezeli) yoksa alemin bir başlangıcı var mıdır yani alem sonradan mı meydana gelmiştir Alemin varlığı, yaradılışı, başlangıç noktası ezeli değildir. Başlangıcı vardır. Alem hep var olmuş değildir. Bugün astrofizikçiler yaşamış olduğumuz bu alemin kendince tarihini hesaplamaya çalışıyorlar. Yaklaşık diyorlar ki, bu dünyanın ve insanların yaşamış olduğu bu alem boyutunda 14 milyar yıl ışık yılı yaklaşık zaman biçiyorlar. Bu tabi insan ömrü açısından bakıldığında insanın ömrü alemin yaradılışından itibaren geçen zamanla alakalı bir göz açıp kapatması kadar oluyor. Başlangıçtan bugüne kadar hesaplarsak bizim dünya hayatımız göz açıp kapatıncaya kadar. Çünkü bir mesafe koysanız bir başlangıç koysanız ve bugüne kadar 14 milyar yıllık bir zaman zarfı koysanız içerisindeki 14 milyar yıl ışık yılı bir zaman düzlemi bir metre koysanız, içinde insanın ömrü göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir zaman olmuş oluyor. Bunu böyle hayal ediyorum ben. Yani bir zaman dilimi, buradan tekkenin başından başladı, tekkenin kapısına kadar. Bu ikisinin arası 14 milyar yıl olmuş olsa bunun içeresinin ikisinin arası 14 milyar yıl olunca bizim 100 senelik ömrümüz kâğıdın kalınlığı kadar oluyor. Kâğıdın kalınlığı bile fazla oluyor. Kâğıt kalınlığı fazla oluyor. O zaman eğer alem hep var olmuşumdur, sorusunu cevabı: Hayır. Sebep? Çünkü bizim inancımıza göre, Allah bilinmez idi, bilinmekliği istedi, bir şey yarattı. Bu alemin başlangıcı bir şey yaratması, varlığın başlangıcı. Varlığın başlangıcı. Biz son dönem, ben 14 milyar yıllık bu alemi son dönem alem olarak görüyorum veyahut da alemlerin içerisinde bir alem olarak görüyorum ve bu alemin ilk olmadığına inanıyorum. Bu alemin ilk olmadığına, bizden önce de kim bilir sayısız alemler yaratıldığını. Cenâb-ı Hakk ezel, bu manada yaratması da ezel. Rahat düşünün, Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları sonradan olgunlaşmaz, Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları yok da olmaz.

Kaynak: Nefes III — 27 Şubat 2016 Sohbeti

Yaratma kavramı neden metafiziksel bir konu olarak ele alınmaktadır?

Yaratma kavramı metafiziksel bir konu olarak ele alınmaktadır çünkü fiziksel dünyadan ziyade manevi ve gayb alemi ile alakalıdır. Bu kavram, Allah’ın varlığı ve alemin kökeniyle ilgili derin felsefi tartışmalara yol açar ve bu tür meselelerin halk içinde tartışılmaması gerektiği belirtilir.

Kaynak: Nefes III — 27 Şubat 2016 Sohbeti

Allah’ın alemin kökenine dair görüşleri nelerdir?

Allah’ın alemin kökenine dair görüşler şu şekildedir: Alem, ezeli olmayan ve bir başlangıcı olan bir varlıktır. Bu, İslam’ın felsefesi ve teolojisi ile uyumlu bir görüşdür. Alem, bir yaratıcıya ihtiyaç duyar ve bu yaratıcı Allah’tır. Alem ile birlikte onu yaratan bir manevi varlık vardır, ancak bu varlık alemin ezeliliğine katılmadığından dolayı şerh düşülmemektedir.

Kaynak: Nefes III — 27 Şubat 2016 Sohbeti

İnançlar ve bilgi arasındaki ilişki nedir?

İnançlar ve bilgi arasındaki ilişki, inançların kendi içinde doğrudur ve bilgi oluşturur ancak bu bilgi doğru olmayabilir. Bu manada, inançlar kendi içinde doğrudur ancak bu bilgi doğru olmayabilir. Bu durumda, inançlar kendi içinde doğrudur ancak bu bilgi doğru olmayabilir.

Kaynak: Nefes III — 27 Şubat 2016 Sohbeti

Alem ezeli midir?

Bu ikinci görüşü açalım: tanrı eşyanın suretlerini ve unsurlarını ezeli bir maddeden meydana getirmiştir. Bu görüşü PLATON savunur. Biz bunu kabul etmiyoruz. Tanrı eşyanın suretlerini ve unsurlarını ezeli bir maddeden meydana getirmiştir diyor, hayır. Burada madde dediğimizde iş materyalizme giriyor yine. Cenâb-ı Hakk bu alemi bir maddeden yaratmadı. Bu alemi bir şeyden de yaratmadı. Kendi ruhundan ve nurundan bir şey yarattı. Bu noktada bir şey yarattıktan sonra eşyanın suretleri ve şekilleri şemalleri yaratılmaya başlandı. O eşyaların sureleri ve şekilleri de yaratma noktasında ezeli değildi. Yaratma başlandı bu alem başlangıcında onlar da yaratıldı. Bu alemin başlangıç noktasını biz bir şey, kün dersek, başlangıç noktası da bu aleme ait, bu aleme ait her ne lazımsa hepsini de Cenâb-ı Hakk var etti. Hepsini de Cenâb-ı Hakk var etti. Bu aleme ait. Biz içinde yaşadığımız bu alemi konuşuyoruz şimdi. Bu aleme ait melekler, bu aleme ait cenneti cehennemi, levh-i mahfuzu, kürsüsü, kitabı, peygamberleri, müminleri, inananları, inanmayanları, hepsi de bu aleme ait.

Kaynak: Nefes III — 27 Şubat 2016 Sohbeti

Allah ezelidir mi?

Evet Allah ezelidir, alemde maddesiyle, suretiyle ve zamanıyla ezelidir. Alemi de ezeli görüyor. O yüzden biz alemi ezeli görenlerden değiliz, bunu kabul etmiyoruz. Ben alemi ezeli görmelerinden dolayı kendimce İbn Rüşd’ü küfür ehli olarak görenlerden değilim. Bir kimse bir meselede ictihad eder isabet ettirirse 10 sevap, isabet ettiremezse 1 sevap alır öyle bu müteşabih meselelerin üzerinde görüş beyan eden kimselerin görüşlerine katılmayabilirsiniz, görüşlerine katılmadığınız Müslüman kimseleri küfürle itham ederseniz eksiklik ve yanlışlık yapmış olursunuz. O zaman yolu kapatmış olursunuz. İslam dünyasında ictihad kapısının açık olması gerekir ama metafizik olgularda ama fıkıhla ama hadisle ama kelamla ama Kur’an ve sünnet çerçevesinde İslam’ın içerisindeki diğer ilimlerle alakalı ictihad kapısının açık durması gerekir. Ne zamanki ict, ictihad eden kimselerin ictihadlarından dolayı onların küfürlerine fetva verirsek ictihad kapsını kapamış, ictihad kapısını yaralamış ve İslam dünyasının içinde kendince düşünen, akleden, fikreden o konuda zaman, o konuda dirsek çürüten, zamanını ayıran, göz yaşı döken kimselerin haklarına girmiş oluruz. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Nefes III — 27 Şubat 2016 Sohbeti

İslam’ın tümden bir devlet dini haline geleceğini, bundan sonrada da askeri ve siyasal güce dönüşeceğini seziyor Hüseyin radiyallahu anh. Bu durum nasıl açıklanmaktadır?

Yapayalnızdır ama bu ideolojide yalnızlar da sorumludur çünkü sorumluluk güç ve imkândan değil, bilinç ve imandan doğar. Peki, o dönem nasıldı? Cahiliye aristokrasisinin yeniden canlandığı, zorbalığın güzel takva hukuksallık kılığına büründüğü, hak kitabının yalancı süngülerin ucunda yukarı kaldırıldığı, Sâmirî’nin altın buzağısının tevhid sözünü haykırdığı, celladın eline cihad kılıcını aldığı, mücahidlerin çektiği, sıkıntıların boşa gittiği, münafıklar için zahmetsiz hazine sağlandığı, ulusların yeniden eski tutsaklıklara döndürüldüğü, özgürlüklerin kısıtlandığı, kitlelerin itaate zorlandığı, tilkilerin rahat, kurtların tok olduğu, dillerin altın karşılığında satıldığı, susmayan dillerin kesildiği, ashabın cihadla kazandığı değerleri ucuza sattığı ve devrimle edindiği itibarı valiliğe değiştiği, sorumluluktan kaçtığı toplumdan uzaklaşıp bir köşeye çekildiği, zulme sessiz kalıp küfre rıza gösterme karşılığında selamet ve afiyet satın alındığı, aksi halde Rebeze veya Arza’da katledildiği kara bir dönemdi.

Kaynak: Nefes III — 1 Kasım 2014 Sohbeti

Allah’ın her şeyiyle donatmış olduğu insan Onun mükemmel sureti durumundadır. Bu durumda insan hakkında ne söylenirse en azından belirli bir anlamda Allah için de söylenebilir. Bu da insan Hak’tır hükmüdür. Peki, insan-ı kâmil olan insan ile Hak arasındaki temelden bir fark yok mudur?

Sorunun cevabı: Siz hemen "Olmaz mı?" diyeceksiniz ama "Sizler en yücesiniz ve Allah da sizlerle beraberdir." (47/35 Muhammed Suresi). Arabî’nin bu tefsiri oldukça orijinal bir tefsirdir. Bilinen bütün tefsirlerden çok farklı bu tefsir için ne düşünürsünüz?

Kaynak: Nefes III — 30 Mart 2013 Sohbeti

Arabî’nin Kevni insan Kavramı Fusûs’ta sayfa 251, 253, 198, 199’da nasıl açıklar?

Arabî’nin Kevni insan Kavramı Fusûs’ta sayfa 251, 253, 198, 199 şöyle açıklar: Musa doğduğu zaman bir tabut içine konularak deryaya yani Nil’e bırakılmıştır. Arabî burada "tabutu Musa’nın nasutu yani bedeni, cismani vücudu; suyu ise onun vücudu aracılığı ile nasibi olan ilmidir." der. Nefsin bu cisimde hasıl olması ve bu bedeni tasarruf ve tedbiriyle memur edilmesiyle Allah da bütün kuvvetleri nefsin kullanacağı aletler kıldı.

Kaynak: Nefes III — 30 Mart 2013 Sohbeti

Allah’ın alemi nasıl idare edilir?

Allah’ın alemi iki şekilde idare edilir. 1- Hak aracılığı ile: Hak alemdeki eşyayı bir takım zorunlu bağlantılara rabt ederek alemin kendi kendisini yönetmesine izin verir. 2- Alemin sureti aracılığı ile: Hak Teala alemi sürekli değişen kevni suretlerinin Esma-ül Hüsna ve sıfatları yani ezeli ve ebedi olan suretler aracılığı ile batınen yönetmesi ve tanzim etmesi. Bu Hakk’ın alemdeki her şeyi a’yân-ı sabiteler aracılığı ile yönetmekte olduğuna denktir.

Kaynak: Nefes III — 30 Mart 2013 Sohbeti

Kur’an’da "Allah göklerde ve yerde olan şeylerin hepsini sizlere musahhar kıldı." der. Bu ifade ne anlama gelmektedir?

Kur’an’da "Allah göklerde ve yerde olan şeylerin hepsini sizlere musahhar kıldı." der. Şu hâlde alemde ne varsa hepsi insanın tesiri altındadır ama bu gerçeği ancak alim olan insan-ı kâmil bilir ve bunu bilmeyen kimse de cahil kalmış olan insan-ı hayvandır.

Kaynak: Nefes III — 30 Mart 2013 Sohbeti

Arabî’ye göre insanın kemali ve ona tahsis edilmiş olan yüksek mertebe nedir?

Arabî’ye göre insanın kemali ve ona tahsis edilmiş olan yüksek mertebe onun mikro kozmik tabiatından başka bir deyimle onun cem etme yeteneğindendir. Göz bebeği insan için ne ise insan da Allah için odur ve görmek ile eş anlamlı tutulmuştur. Çünkü Arapçada gözbebeğine, gözdeki insan denir. İşte bunun için insan denilmiştir zira Hak Teâlâ yarattıklarına onun aracılığı ile bakar ve rahmet eder.

Kaynak: Nefes III — 30 Mart 2013 Sohbeti

Alemi Cenâb-ı Hak nasıl idare eder?

Alemi Cenâb-ı Hak, Esma-ül Hüsna ve sıfatlarının tecelliyatıyla idare eder. Allah’ın sıfatları her zerrede tecelli etmiş ve her şeyin en ince zerresine kadar nüfus etmiştir. Alemin idaresi, Allah’ın sonsuz isimleriyle ve sıfatlarıyla yapılmaktadır.

Kaynak: Nefes III — 30 Mart 2013 Sohbeti

Allah’ın sıfatları alemin her zerrede tecelli eder mi?

Evet, Allah’ın sıfatları alemin her zerrede tecelli etmiştir. Her zerrede Allah’ın sonsuz isimleri ve sıfatları vardır. Sufi mantığıyla varlığın her derecesine edeple yaklaşmak gerekir çünkü her zerrede Allah’ın sıfatları vardır.

Kaynak: Nefes III — 30 Mart 2013 Sohbeti

Alem kendi kendisini yönetebilir mi?

Alem kendi kendisini yönetemez. Alemin kendi kendisine yönetmesi felsefesi, Allah’ın aleme mecbur olduğunu ve alemin Allah’a mecbur olduğunu kabul etmeyen bir felsefeye dayanır. Bu felsefe reddedilir çünkü alemin kendi kendisini yönetmesi mümkün değildir.

Kaynak: Nefes III — 30 Mart 2013 Sohbeti

Allah’ın alemin idaresi nasıl gerçekleşir?

Allah’ın alemin idaresi, Esma-ül Hüsna ve sıfatlarının tecelliyatıyla sürekli değişen kevni suretlerinin aracılığıyla gerçekleşir. Allah, alemin her şeyini a’yân-ı sabiteler aracılığıyla yönetir ve her zerrede Allah’ın sıfatları vardır.

Kaynak: Nefes III — 30 Mart 2013 Sohbeti

Vahdet-i vücudu ve vahdet-i mevcudu nasıl açıklar?

Vahdet-i vücud, varlığın birliğini var edenle var edilenin bir olduğunu, var edenin varlığı nedeni ile varlıkların varlaştığını savunurken Vahdet-i mevcud var olanların birliğini, var olan olduğu için bir var edenin bulunduğunu, var olanların varlığının tanrının varlığını kanıtladığını savunur.

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

Mutezile’nin görüşü nedir?

Düşüncenin, bilginin, bilimin bir akıl ve bilinç işi olduğunu, doğadan kaynaklandığını, bu alanda ön yargılara, akılla bağdaşmayan görüşlere yer olmadığını ileri süren ilk öğreti mutezile adını aldı. Ayrılan anlamına gelen bu çığırın öncüsü Vâsıl Bin Atâ’dır. Ona göre yazgı gerçek değildir. İnsan bir istenç varlığıdır, bütün eylemlerinde bağımsızdır, istencin dışında denetleyici bir güç yoktur. Yazgı, insanın irade özgürlüğünü ortadan kaldırır.

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

Allah’ın emri ve yaratması arasındaki ilişkiyi nedir?

Allah’ın emrettiğinden, yarattığından son noktaya doğru bir yolculuk yapıyoruz geminin içinde. Geminin içerisindeki insanlar kendi içlerinde serbestçe dolaşıp düşünebiliyorlar, serbestçe bunları anlayabiliyorlar, algılayabiliyorlar, istiyorlar ama başladıkları noktayla varacakları nokta da ayet-i kerimeler de sabit yani cebri. Ve bunların düşünebilme kapasiteleri yani düşünce katsayıları bu yapmış oldukları yolculuğun içerisindeki düşünebilme oranları. Buradaki insanların, Allah’ın yarattığı zamandan ve son nokta dışında da (ilerisinde ve gerisinde) düşünebilme yetileri var mı? Var. Düşüncesi hür. Düşüncesini geliştirebilir, idrakini genişletebilir. Kün noktasından öncesine gidebilir "Görüp tanımladığı dünyanın da dışına çıkabilir alemin, kâinatın. Düşüncede özgür." Evet. Ben düşünceyi bu noktada sınırsız görürüm. Eğer biz bu düşünceyi sınırlandırırsak cebriyeye gireriz yine. Düşüncede bir tek sınır vardır: Zat. Bakın, enteresan bir şey şimdi. İslam sufiliğinde, İslam felsefesinde, inancında düşünceye gem vurulan, düşünceye set çekilen bir tek yer var: Allah’ın Zat’ı. Başka bir gem vurulan yer yoktur. Cenâb-ı Hakk hadis-i kudside kendisinin kendi sırını koymuş. Demiş ki: Allah’ın zatını tefekkür etmek, düşünmek yasaktır. Haramdır. "O insanlar düşündü mü ki?" diye ayet-i kerimelerde sorgu vardır. "Aklettiler mi ki?" sorgu vardır. Eğer düşünme de hür değil de Allah’a ait olmuş olsaydı Allah kendi kendisine soruyor, olmuş olacaktı. Düşünceyi Cenâb-ı z dedi ki, "Siz düşündünüz mü?" "Peki, bu noktada Hazreti Âdem aleyhisselamdan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar olan kısımda peygamberlerde düşünce hür müydü?" Hürdü. "Kader konusunda sizin dediklerinize tamamıyla katılıyorum da sadece ben dileyemeden siz dileyemezsiniz ayeti var. Ona bir açıklık getirebilir misiniz?" Kulun dilemesinin sınırı vardır. Kul o kendi kudret sınırının içerisinde bir şeyi ister ama o noktada kulun fiiliyatı Allah’a aittir o manada.

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

Vahdet-i vücutçu ve vahdet-i mevcud nedir?

Vahdet-i mevcud: Var olanların birliğini var olan olduğu için bir var edenin bulunduğunu, var olanların varlığının tanrının varlığını kanıtladığını savunur.

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

Mustafa Özbağ, vahdet-i vücutçu ve vahdet-i mevcud görüşlerini nasıl reddetmektedir?

Ben ne vahdet-i vücutçuyum ne de vahdet-i mevcutçuyum. Ben ikisinin de anlamsız savaşlarına katılanlardan değilim çünkü vahdet-i vücutçuları da beğenmiyorum. Beğenmemek tabiri biraz sert ama reddediyorum onları. Vahdet-i mecvutçular da vahdet-i vücutçulara göre oluşmuşlar. Bir şey kötüyse kötüye karşı da başka bir şey oluşturmanın bir anlamı yok. Kötüyü reddet gitsin. Bakın, vahdet-i vücutçuları reddedenlerdenim, Arabî’yi değil. Mesela vahdet-i vücutçuların bir kısmı da Hazreti Mevlâna’yı vahdet-i vücutçu görürler, onu da Hazreti Mevlâna’nın sözüne bağlarım. “Bu alemde herkes zannınca bana dost oldu. Benim sırlarımı araştıran benim sırlarıma aşina olan çok az oldu veya olmadı.” Vahdet-i vücutçular kendi zanlarıyla Arabî’yi ve Hazreti Mevlâna’yı vahdet-i vücutçu ilan ederler, hiç alakaları yoktur. Hiçbir İslam sufisi vahdet-i vücutçu olmaz. Hiçbir sufi. Muhammedî bir sufi vahdet-i vücud düşüncesinde olmaz ya da bilmiyordur, cahilliğindendir. Ama Muhammedî bir sufi Arabî’yi okur, Arabî’den dersini alır, Hazreti Mevlâna’yı okur, Hazreti Mevlâna’dan dersini alır. Bu noktada Arabî’yi sakın vahdet-i vücutçu görmeyin. Vahdet-i vücutçular ısrarla Arabî’yi vahdet-i vücutçu göstermeye çalışsalar bile. Neden? Çünkü dayanakları yoktur, dayanacakları yer yoktur. Bir klişedir, o bir şirket levhası gibidir vahdet-i vücud, arkası Arabî ile dolu değildir. Arkası hezeyanla, varsayımla doludur.

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

İnsanın hür iradesi ve kin, nefret duyguları nasıl açıklanmaktadır?

Peki insan hürse düşüncede kin, nefret duyguları nerden geliyor? Hür. Kin, nefret bunları da O yarattı ama diyor ki: Seni düşüncende hür bıraktım, kinlenme. İmtihanın sırrı bu. Kin, nefret de Allah’a ait yaratma noktasında. “İnsanoğlunu hür bırakıyor?” Hür.

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

Cüzi irade ve vahdet-i vücudu inkâr edenlerin durumu nedir?

Cüzi irade vahdet-i vücudu inkâr edip vahdet-i mevcuda yönelmez mi? demiş. Hayır. Bu anlattığım noktada bizim cüzi irademizi kabul etmemiz vahdet-i vücudu zaten bu manada reddettiğimizden bir sıkıntı yok.

Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti

Beş duyu organıyla bilemediklerimiz var mı?

Beş duyu organıyla bilemediklerin de var. Biz kendi kendimize diyoruz ki, beş duyu organıyla bilemediklerimiz varmış. "Var mı peki?" Var. "Nerden biliyorsunuz?" Ben biliyorum, sen bilmiyorsun. Örnek. Örnekliyorum. "Siz biliyorsunuz ben bilmiyorum?" Ben var olduğunu söylüyorum; beş duyu organıyla göremediğiniz, be5 duyu organıyla bilemiyoruz.

Kaynak: Nefes III — 29 Aralık 2012 Sohbeti

Kabir haline vakıf olmanın yolu nedir?

Yol var, bakın. O kabir haline de örnekliyorum şimdi: Biz rahmetli Şeyh Efendi’yle Bolu’da bir yere gittik. Orada herkesin içinde olduğu için söylüyorum. Şeyhler orda oturmuşlar. "Mustafa Efendi, gel." dedi önce. Orda mübarek zatlar var kabirleri "İlk önce oraya gidelim, ziyaret edelim." dedi. Böyle gayet davudi bir şekilde "Peki efendim." dedim ben. O önde ben yanında gidiyorum. Oradaki halifeler demişler ki kendi aralarında, muhakkak orda bir şey olacak, koşun, demişler. Beş altı tane arkamızdan takıldılar bizim. Biz kabristanlığın başına gittik, oradaki kabirlere 11 ihlas 1 Fatiha okunur. Sufiler öyle okurlar, adaptır. 11 ihlas 1 Fatiha okuyup ders kağıdındaki makamata bağışlanır. Bağışladık. Şeyh Efendi "La ilahe illallah" meşhur sufilerin çektiği şekilde La’yı 3 elif miktarı uzataraktan 3 tane tevhid okuttu, arkasını getirdik, el Fatiha, dedim ben. Vurdu kolunla "Ağa ne gördün?" dedi. "Şurada yatan efendim, Mehmet Efendi’nin babasıymış. Onun yanındaki Mehmet Efendi’nin babasının şeyhiymiş. Onun yanındaki Mehmet Efendi’nin babasının şeyhinin şeyhiymiş efendim. Şurada yatan -bilmiyorum kimler olduğunu- sizin okuduğunuz tevhide gelmedi efendim. Mezarından kalktı, tevhide katılmadı burada." dedim. "Naz etti." dedi. Onun başına gittik, hemen 3 tevhid ona da okuduk, bir daha vurdu kolunla. "Ne oldu?" dedi. "Sarmaştı size, teşekkür etti efendim." dedim. O Mehmet Efendi’nin halifesi yanımızdaki. Mehmet Efendi’nin babasını sordu Şeyh Efendi. "Bu Mehmet Efendi’nin babası nasıl bir kimse oğlum?" dedi. Efendim şapkası böyle, hırkası böyle, üzerinde böyle palto var, şu renk sarığı var, sakalı böyle, gözleri bu renk, vücudu bu renk. Yanımdaki halifesi titremeye başladı. "Maşallah oğlum." dedi yürüdü. Halifesi dedi ki, "Bunu ne zaman rüyanda gördün?"’ Ben de dedim ki, "Şimdi gördüm." "Nasıl gördün?" Dedim, "Zikir esnasında gördüm. Buna kabir hali derler." dedim halifeye. Yol varmış mı? Var gidecek olana, öğrenecek olana.

Kaynak: Nefes III — 29 Aralık 2012 Sohbeti

Allah-u Teâlâ ne demektir?

Allah-u Teâlâ ne? Zat olarak sır, sıfat olarak görünen. "Yani bilebiliyor muyuz Onu?" Evet. O bilinmez değil. "Bilen var mı?" Var. Zat olarak değil. Buraya, kadere bir sır koymuştum ya zata da bir sır koyayım. Allah diyor ki, "Ben bilinmekliği sevdim ve insanları bilsinler, diye yarattım." O zaman Allah bilinmeyen mi? Hayır. Allah bilinen mi? Evet. Sıfatları noktasında, zat noktasında değil. Zatı sıfatlarından ayrı mı? Hayır. Sıfatları zatının aynı mı? Hayır.

Kaynak: Nefes III — 29 Aralık 2012 Sohbeti

İnsanın içiyle dışındaki farkı nedir?

İnsan görünüşte muhtar, hakikatte mecburdur. demek İslam değil. Bu İslam felsefesine, inancına aykırı. Çiziyorum altını. O zaman içki içen içki içmekte mecbur, katil katilliğinde mecbur, elinde bir ihtiyarı yok noktasında bu da cebriyeye girer ki biz cebriyeci değiliz. İnce bir perde orda. Eğer cebriye söz konusu olursa biz katili katillikten yargılayamayız. Allah da katili katilliğinden dolayı sorgulayamaz. Sorgulayamayız.

Kaynak: Nefes III — 29 Aralık 2012 Sohbeti

Vücudun üç mertebeye ayrılması ne anlama gelir?

Arabî vücudun vücud (mevcud) olması veya vücudun batından zahire çıkma sürecini dörde ayırarak anlatır. 1- Bizatihi aynında mevcud olan vücud li-zatihi. Bu ancak Vücud-u Mutlaktır. Bu vücud ademden olmaz. O hiçbir şeyden hasıl olmamıştır ki Ona tekaddüm eden bir şey bulunsun. Bu mutlak vücud bütün eşyanın mucidi, hâlıkı, mukaddiri, mufassılı ve müdebbiridir. Bu Vücud-u Mutlak hiçbir kayd ile mukayyed değildir. O el-Hayy, el-Kayyüm, el-Alim, el-Mürid ve el-Kâdim olan Allah’tır. 2- Allah ile mevcud olan Mevcud billah bu da alem, arş-ı, kürsü, semavat-ı ulâ ve içindekiler, gökyüzü gibi, arz ve onda bulunanlar, hayvanat, haşerat, nebat ve buna mümâsil şeyler gibi. Çünkü bu anlattığımız alem aynında mevcud değildi. O vücud dünün bugüne tekaddümü gibi vücud ile mütekaddim ve zamandan mücerreddir. Zira o zaten zamanın kendisidir. Alemin Âdem oluşu bir vakitte değildir. Fakat vehim, Hakk’ın vücuduyla halkın vücudu arasında bir süre olduğunu tahayyül eder. 3- Üçüncü şey ne vücud ile ve ne de Âdem ile ve vudüs ve nede kıdem ile mefsuf olmayan eşyadır. O hakkın ezeliyle ezelden beraberdir. Alem vücud değildir. Alem işte bu üçüncü şeyden zahir olmuştur. Şeyhe göre bu üçüncü şey alemin hakikatlerinin hakikatidir.

Kaynak: Nefes II — 26 Kasım 2016 Sohbeti

Eşya nedir?

Eşya şu üç mertebe üzerindedir. Eşya, biz birinci derecede duyu organlarımızın algıladığı şeyler olarak algılıyoruz. Bu, dokunma, koku alma, duyma, tatma gibi aklımızın mevcut olan duyu organlarından almış olduğu bilgiler neticesinde anladığımız eşya. Bunu yine Arabî eşya hükmünde görür: arş-ı âlâ, kürsi, levh-i mahfuz, kalem. Bunlarda eşya hükmündedir ama bunlar metafizik olup duyu organlarıyla algılamadığımız eşyadır. Bunun bir de yine Arabî’ye göre eşya noktasında hiçbir şey yok iken Allah var idi ve Allah bir şey yarattı. O bir şey de Arabî noktasında eşya hükmündedir. O yüzden eşya denildiğinde bu üç merhale, üç mertebe, bunu böyle çok tabiri caizse basite indirgeyerekten anladım. Bu eşya üç merhede, üç mertebe dediği şey budur.

Kaynak: Nefes II — 26 Kasım 2016 Sohbeti

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları