1. Bölüm
MESNEVÎ-İ ŞERÎF 1434. BEYT ŞERHİ • DÖRT KAPI KIRK MAKAM Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Bölüm 11/17 HAKIKAT KAPISI (ALLAH’IN HER YARATTIĞINI SEVMEK) Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Hak Muhammedün Resûlullâh Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrümüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, gayret edenlerden eylesin. Batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden, mücadele edenlerden eylesin. Hakkı söylemekten, hakkı yaşamaktan korkup çekinenlerden eylemesin.
Cenâb-ı Hak cümlemizi hak uğruna hakça yaşayanlardan eylesin. Rabbim hakkı ve hakça yaşamayı ve yaşatma mücadelesi verirken kınanmaktan korkanlardan eylemesin. Müminlik sıfatıdır çünkü kınanmaktan korkmamak. Cenâb-ı Hak: ‘O Allâh’ı siz geri döner rücu eder yolunuzdan, dininizden, imanınızdan, ahlakınızdan Allâh öyle bir kavim yaratır, onlar Allâh’ı sever Allâh da onları sever’ ayetinden sonra onlar kınanmaktan da korkmazlar der. O yüzden insan dinini yaşarken kınanmaktan korkmayacak. İman etti, iman etti, dini yaşarken beni kınarlar, burda bana ters bakarlar, burda bana yan bakarlar diye korkmayacak. Kınanmaktan korkan insanlar, imanlarını kaybederler. O yüzden sufiliğinizi de yaşarken kınanmaktan korkmayın.
Beni kınarlar diye düşünmeyin. Bu dünya gelip geçecek ki gelip geçiyor ve bakıyorsunuz arkanızda yaptıklarınız bir de yapmadıklarınız kalıyor. İnsanlar yaptıkları doğruysa sevap ve hayır kazanıyorlar, yaptıkları doğru değilse günah kazanıyorlar. Ama insanların bir de yapabilirliği olduğu halde yapamadıkları var. Yapabilirliği olduğu halde yapmadıkları! Herkesin gözünün kör olduğu, kalbinin kör olduğu yer burasıdır. Bakın buraya dikkat edin, yapabilirliği varken yapmamak. Eğer ki bir günahı işlemeye muktedir iseniz o günahı işlemeye muktedir olduğunuz halde o günahı işlemiyorsanız yapabilirliğiniz var olduğu halde yapmadınız ve sevap kazandınız ama siz bunun farkında değilsiniz. Cebinizde para var, her türlü yanlış işi yapmaya muktedir misiniz?
Evet. Gençliğiniz var, yakışıklılığınız var, bayanlar için güzelliğiniz var, alımınız çalımınız var, bir haramı işlemeye muktedir misiniz? Evet ve o haramı işlemediğiniz müddetçe Allâh ona ayrıca sevap veriyor. Ordan ayrı sevap alıyorsunuz ama bunu gözünüz görmüyor sizin. Bir kimseden intikam almaya gücünüz yeter mi? Yeter. O kimsenin boğazını sıkabilir misin? Sıkabilirsin. Bir vuruşta yere indirir misin? İndirirsin. Ama yapmıyorsun. Nefsinle mücadele ediyorsun, vurmayayım şimdi buna diyorsun. Yapabilirliğin varken yapmadın, sevap kazandın. Bir de ne var? Bir de haramlar var. Haramları yapabilirliğin var yapmıyorsun, tamam. Bir de ne var karşılığında? Helaller var. Yine yapabilirliğin var. Mesela namaz kılmaya muktedirsin, kılmıyorsun.
2. Bölüm
Yapabilirliğin var mı? Var. Cömertlik etmeye yapabilirliğin var mı? Var, Yapmıyorsun. Zikrullaha gitme halin mecalin var mı? Var. Yapmıyorsun, gitmiyorsun. Bir de bunlar var. O zaman bunları da yapmak lazım. Kınanmaktan korkmayacağız inşaallah… Bu gün dördüncü kapı, hakikat kapısının. Allâh izin verirse inşâAllah Allâh’ın her yarattığını sevmek, dördüncü kapının dördüncü makamını inşâAllah konuşmaya gayret edeceğiz. Allâh’ın her yarattığını sevmek; şimdi Allâh’ın her yarattığını sevmek denilince bu bizim ülkemizde bilhassa çok istismar edilen bir söz, söz tırnak içerisinde. Yûnus’unda bir bu manada sözü var ya: ‘Yaradılanı severiz Yaradandan’ ötürü diye, bunu, bu sözü o benim söyleyeceklerimin hepsi de benim kendi şahsi görüşüm.
Kendi şahsi algılayışım, anlayışım. Kimseye herhangi bir sataşmada bulunma şeyim değil. Ben oldum olası bu Allâh’ın her yarattığını sevmek ve yaradılanı severiz yaradandan ötürü sözünü kendimce ben analiz ediyorum. Bugün piyasadan dinlediğiniz veya kendisini sûfî olarak gösteren veyahut da böyle çok sevgi ağacıymış gibi gösterenlerin gördüğü noktadan görmediğimi söyleyeyim. Öyle görmüyorum. Baştan ne diyeceğimi söyleyeyim çünkü. Evet, biz yaradılanı severiz yaradandan ötürü ama biz bu manada insanlarla olan ilişkide veyahut da insani meselede farklı düşünürüm ben. Benim için Allâh’ın yarattıklarını sevmek demek Cenab-ı Hakk’ın yarattığı her şeye karşı muhabbet beslemektir. Şimdi insanı insan eden en önemli duygulardan birisi sevgidir, muhabbettir.
Bu bütün varlığa yayılmış vaziyettedir. Cenâb-ı Hak hatta Allâh’ın sevgisi yüz ise bunun bir tanesini mahlûkatın üzerine dağıtmıştır. Doksan dokuzu tabiri caizse kendi uhdesinde kalmıştır. Bizim o sevgi hissiyle, duygusuyla biz insani hayatımızı devam ettiririz. O sevgi duyusuyla, hissiyle anne babamızı severiz, eşimizi severiz, çocuklarımızı severiz, arkadaşları, dostlarımızı severiz, komşularımızı severiz, akrabalarımızı severiz, insani olarak. Bir de dini olarak Allâh’ı severiz, Peygamberimizi severiz sallallahü vessellem hazretlerini, üstadımızı severiz, müminleri severiz. Bakın bu değil, bu az önceki sıraladığım insani anne, baba, eş, çocuk, akraba, arkadaş, kardeş. Hatta bunun bir de mal boyutu var, adam arabası, evi, barkı, tarlası, takkası, işi, bunları da sever insan.
Bu da işin ayrı bir dünya ile alakalı kısmı. Bir de dini kısmı var. Dini kısmı ne? Başta Allâh’ı severiz, Peygamber sallallahü vessellem hazretlerini severiz, üstadımızı severiz varsa, müminleri severiz. Biz böylece de dini olarak da bu sevginin içerisinde yoğruluruz kendimizce. Milli olan duygulamız vardır onları severiz. Bu nedir? Kendi vatanını sevmek gibi kendi şehrini sevmek gibi kendi mahalleni sevmek gibi kendi sülaleni sevmek gibi. Bunların hepsi de fıtridir. Allâh o sevgiyi bizim içimize işlerken koyarken yaratılışta bu sevgiyi de koymuş bizim içimize. Biz normal bir insan, normal bir insan, bu sevgi yumağının içindedir ve bunları sever ve bu sevgi Yaradanın, senin üzerindeki en büyük mucizelerinden birisidir.
3. Bölüm
Sen bir yaratıcı arıyorsan, sen kendi üzerindeki o sevgi yumağına bak. O sevgi yumağı senin üzerinde yaratıcının ne kadar ince detaylarla uğraştığının göstergesidir. Şimdi tabi bir yaratıcı var bir de yaratılan var. Yaratılan deyince bizim hemen aklımıza insan gelir. ‘Yaradılanı sev Yaradandan ötürü’, hemen insan geldi, değil. Benim durduğum yer burası değil. Ben yaratılan denilince bütün varlık âlemi benim aklıma gelen. İnsanı ayrı yere koydum. İnsanı ayrı yere koydum. Biz şimdi Yaradılan denilince Cenâb-ı Hak ‘kün’, ‘ol’ dediğinden itibaren yarattığı her ne var ise gözümüzün gördüğü görmediği, kulağımızın hissettiği hissetmediği bir de kalbimizin gördüğü, hissettiği yaratılanlar var. Biz sadece gördüklerimizden, duyduklarımızdan, bildiklerimizden sorumluyuz.
Yaratılanların hepsini görmemiz mümkün mü? Değil, o zaman gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu, kalbimizin gördüklerinden sorumluyuz yaradılanı sevmede. Burda insanı kenara koyuyorum çünkü Cenab-ı Hakk’ın sonsuz yaratmış olduğu varlık düzlemi var ve onun üzerinde sayısız mahlûkatlar var. Bize Kur’ân’dan bildirilen cinni taifesi var. Kâfiri var, mümini var, münafığı var, şeytan taifesi var, ayrı; melekler var, meleklerin içerisinde büyük melekler var, küçük melekler var, ismi anılmayan melekler var, Âdem’den itibaren gelen peygamberler var ve Cenâb-ı Hak yedi kat göğü yaratmış, yeri yaratmış, Samanyolu’nu yaratmış, adına bir Samanyolu koymuşuz. Kâinat sonsuz, yaratmış. Sonsuz yaratmış olduğu o kâinatta varlıklar var.
O varlıklarla tanış tanışma. Cennet var, cehennem var, arş-ı ala var, kürsü var, levh-i mahfuz var. Bunların hepsi de Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı kalem var, akıl var. o kalem aynı zamanda akıl ya, o yüzden diyorum. E şimdi böyle olunca yaratılanı saymak mümkün değil. Bakın yaratılanları sevmek mümkün değil. E şimdi biz bir sûfî topluluğuyuz. Biz yaratılan delinince sadece insanı düşünürsek biz yayan kalırız. O zaman sûfî topluluksak biz seyri sülûk, şunu da ben altını çizerekten söyleyeyim, ben öyle görürüm, bir kimse bir mürşidi kâmilden ders aldı mı seyr-i süluku başlamıştır onun. Ben öyle görüyorum. Eğer onun şeyhi mürşidi kâmil ise onun seyr-i sülûku başlamıştır. O zaman seyri sülûku başlayan bir derviş değişik perdelerde, değişik yaratıklarla karşılaşacak, değişik varlıklarla karşılaşacak ve bu varlıkları daha önce görmüş olmayacak.
Görmediği için zaten hayrete düşecek veyahut da ilk defa gördüğünde kendince tiksinmeyecek. Onu kerih görmeyecek. Bu yaratılanı sevmek bu insanla alakalı değil. İnsan senin hemcinsin zaten. Bunda bir sıkıntı yok ki. Asıl sıkıntı hemcinsin olmayanlarla. Çok değişik yaradılışta varlıklarla karşılaştığında tiksinmemek. Çok değişik varlıklarla karşılaştığında onu kerih görmemek, onu eksik görmemek, onu itici görmemek. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden gökyüzü olarak nitelendirsek veyahut da değişik yaradılış perdeleri olarak da nitelendirsek o ister gökyüzü olarak nitelendirelim ister değişik yaradılış perdeleri olarak nitelendirelim o perdelerde yaşayan varlıklar var. Öyle olunca bir sûfî seyri süluku devam ederken bu varlıklarla karşılaşacak.
4. Bölüm
Onlara aşina olacak, onlarla karşılaştığında onlarla aşina olduğunda o zaman o kimse o varlıklara karşı eksik görme, noksan görme, sevmeme, itme noktasında olmayacak. E şimdi bunu sadece insanı yorumlamışlardır genel olarak yorumlayanlar, ben bunu insana yorumlamıyorum. O yüzden Rabbiniz, ‘Allâh odur ondan başka ilah yoktur. O her şeyi yaratandır.’ (Enam Suresi, âyet 102). O her şeyi yaratandır. Bunu aklınıza, kalbinize çakın. Şunu unutmayın hiçbir zaman; yaratma eylemi fiili Allâh’a aittir ve Allâh bir nesneyi yaratıyorsa onu bir hesap kitap üzerine yaratır. Onu eksik ve noksan yaratmaz, bakın eksik ve noksan yaratmaz ve bütün perdelerin, bütün âlemlerin ve yaşadığınız bu âlemin tek yaratıcısı vardır.
O da Allâh’tır. Şeytan bir şey yaratamaz, melekler bir şey yaratamaz, peygamberler bir şey yaratamaz, veliler bir şey yaratamaz, cinniler bir şey yaratamaz, hiçbir varlık hiçbir şey yaratamaz. Yaratan tek Allâh’tır. O yüzden yaratma gücünü, kuvvetini, kudretini, aklını elinde tutan Allâh’tan başka hiçbir şey değildir. Böyle olunca, o yaratılmışların hepsi de Allâh’ın eseridir. Onları Allâh dizayn etti, Allâh yarattı. Hesabı kitabı da Allâh’a ait, şeytanın da hesabı kitabı Allâh’a ait, yaratılma hesabı kitabı ve aklı. Meleklerin de cinnilerin de Harut’un da Marut’un da gök ehlinin de yer ehlinin de veyahut da herhangi bir perdeye gitseniz de ordaki varlıkların, yaratıkların, nesnelerin, eşyaların yegâne yaratıcısı Allâh. o Allâh Celle Celalühü yarattığı her ne var ise hepsini de mükemmel bir şekilde yaratmıştır.
Bu imani bir meseledir, dikkat edin, mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Hicr-âyet 86: ‘Hiç şüphesiz senin Rabb’in o her şeyi mükemmel yaratan ve her şeyi hakkıyla bilendir. O zaman yaratmada bir eksiklik görmek, yaratmada bir noksanlık görmek, mükemmeliyetçilikten dışarı çıktığı için dikkat edin insan küfre düşer. Yaratma fiiliyatı tamamıyla mükemmel bir noktadadır. O zaman biz yaradılanı sevmemiz, Allâh’ın mükemmel yaratmasından dolayıdır. Biz mükemmel yaratan Allâh’ın yarattığı her şeyi severiz. O zaman yaratılmış olan bir şey de yaratılma eksikliği noksanlığı yoktur. Mükemmeldir. Secde-Âyet 7: ‘O Allâh ki yarattığı her şeyi en güzel bir şekilde yarattı.’ Bakın, her şeyi yaratan Allâh ve her şeyi yaratan Allâh mükemmel yarattı, aynı zamanda da güzelliği de yanına koydu.
Hem mükemmel hem de güzel yarattı. O zaman senin yaradılışta bir şeyi çirkin görmen, yaradılışta herhangi bir eksik noksan görmen seni gizli küfre, gizli şirke götürür. Sen gizli küfre düşersin. O zaman yaradılışta bir şeyi mükemmel görmemek yaratılışta bir şeyi çirkin görmek seni küfür ehli yaptı. Sen ister ağaca bak ister böceğe bak ister hayvana bak İster uçanlara bak ister yürüyenlere bak ister yüzenlere bak hiçbir şey hakikatinde çirkin yaratılmadı. Hiçbir şey hakikatinde eksik yaratılmadı. Mükemmel yaratıldı. Öyle olunca bu âlemde veya başka bir âlemde hikmetsiz boşa yaratılan eksik yaratılan çirkin yaratılan hiçbir şey yok. Bakın bunlar sizi tevhide götüren şeyler. Yaratılan herhangi bir şeyde çirkinlik yok, eksiklik noksanlık yok ve yaratan Allâh meseleye böyle baktığınızda o zaman bütün yaratılmış olan her şeye baktığınızda bir mükemmel bir yaratılış göreceksiniz ve siz güzel görmüş olacaksınız her şeyi.
5. Bölüm
Bediüzzaman Saidi Nursi hazretleri der ya, güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayatından lezzet alır, der. Güzel düşünen güzel görür. O zaman ilk önce düşünce olarak şunu yerleştireceksiniz; imani bir hakikat olarak bir; her şeyi Allâh yarattı, her şeyi. İki; Allâh her şeyi mükemmel yarattı. Üç; Allâh her şeyi güzel yarattı. Bunu üstünüzde otutturun. Bunu sadece herhangi bir varlığa değil hatta bunu bitkilere dahi, bunu normalde ağaçlara, bitkilere, sudakilere havadakilere, yerdekilere… her şeye söyleyeceksiniz. Çünkü bitkiler olarak da daneyi, tohumu yaratan yine o. Âyet-i kerimede diyor: ‘Allâh daneyi ve çekirdeği çatlatıp yarandır’ (Enam-95). O zaman biz dünya üzerindeki hayvanlardan tutun bitkilerden tutun uçanından tutun yüzeninden tutun görünenden görünmeyenden her şeyine baktığımızda bu üç ana unsuru hiç unutmayacağız.
Yaratıcı Allâh’tır, Allâh’tan başka yaratıcı yoktur ve yarattığı her şey bir düzen, bir hesap, bir kitap üzerine yaratır, mükemmel yaratır ve yarattığı her şey güzeldir. O zaman güzel olan, mükemmel olan, sevilir. Güzel ve mükemmel olan sevilir. Bakın tekrar söylüyorum, güzel ve mükemmel olan sevilir ve siz bakarken sufice yaratılmış bir şeyi çirkin görmek, eksik görmek, noksan görmek, fazlalık görmek, bunu neden yarattı demek seni küfre götürür. Sen önce bu eğitimi sağlam bir şekilde al. Böyle boş, biz yaratılanı severiz yaradandan ötürü ‘ya bu ne kadar çirkinmiş ya’ yok olmadı! yaradılanı sevmiştin? Yaradan Allâh’tı? Sen nasıl onu çirkin gördün? Olmadı! Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bunda Peygamber sallallahü vessellem hazretlerinde örnekleri vardır. meşhurdur ya bir böyle köpek bazı rivayetlerde merkep olarak geçer.
Aslında o rivayet bazen de İsa Aleyhisselâm’ın üzerinde olduğu düşünülür veyahut da Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in üzerinde olduğunu söyleyen hadîs kitapları da vardır. ashabıyla beraber yürüyor, yürürken bakıyor ki herkes o kokudan ağzını burnunu saklıyor, kerih görüyorlar. meşhur ya Hz. Peygamber(s.a.v.)hazretleri ne güzel dişleri varmış diyor. Bakın herkesin kerih olarak gördüğünde bir güzellik gördü. Bir güzellik görmek, güzel tarafını görmek. Dedi ki ne güzel dişleri varmış. Allâh bizi öyle görenlerden eylesin. Oysa herkes diyordu ki bu leş kokuyor, buna bakılmaz. Hatta rivayet ederler böyle Arapların örtüleri var. Örtülerini böyle örttüler ağızlarına burunlarına kokuyor diye. Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v) örtmedi.
Dedi ki ‘Ne kadar güzel yaratmış, dişleri çok güzel.’ Şimdi öyle olunca demek ki biz bir şeyi çirkin ve kerih görme noktasında değiliz ve ayeti kerime, En’âm-38: ‘Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi bir ümmet olmasın. Biz kitapta, levh-i mahfuzda hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanacak.’ O zaman yeryüzündeki hiçbir şey; hepsi de bir ümmet, hayvanlar da hepsi de levh-i mahfuzda bir hesap kitap üzerine yazılı. Eksik, noksan bir şey yok. Allâh’ım iyi etsin. Hz. Peygamber buyuruyor: ‘Kim bir serçeyi boş yere sırf eğlence olsun diye öldürürse kıyamet günü o serçe feryat ederek Allâh’a şöyle seslenir, Ey Rabbim falan beni gereksiz yere öldürdü.
6. Bölüm
Herhangi bir fayda için öldürmedi.’ O zaman yaradılanı biz yerli yerinde kullanırız, zevkine hayvan öldürmeyiz, biz hayvan öldürmeyiz! Yaradılana karşı merhametli davranırız. Yeryüzünde hiçbir inanç yoktur ki yeşili koparmak, o yerin sineğini bile öldürmek yasaklansın. Siz ihrama girdiğinizde Medine Hicaz bölgesinin yeşilini dahi koparamıyorsunuz, yaprağını. Bir hayvanı öldüremiyorsunuz. Hatta hayvana işaret bile edemiyorsunuz, burda hayvan var diyemiyorsunuz, dikkat edin. İhrama girdiniz hiçbir şeyi öldüremiyorsunuz. İhrama girdiniz, hiç kimseye bir şey söyleyemiyorsunuz kötü manada. İhrama girdiniz, o bölgenin dalını dahi koparamıyorsunuz. Oruç tuttunuz, asla kötü bir şey söyleyemiyorsunuz, oruçlusunuz çünkü.
Kavga edemiyorsunuz, tartışamıyorsunuz, kötü söz söyleyemiyorsunuz etrafınızdaki hiç kimseye. Rabbim bizi onlardan eylesin. Hz. Ayşe annemiz hırçın bir deveye biner. Hırçın bir deveye binince onu sakinleştirmek için ileri-geri yapmak ister. Allâh Resûlü der ki ‘Ey Aişe! Hayvana yumuşak davran. Çünkü o yumuşaklık nerede bulunursa orayı güzelleştirir. Yumuşaklığın bulunmadığı her davranış çirkindir.’ Bakın, öyle bir peygamber ki kendi bineğine dahi yumuşak davranmayı tavsiye ediyor. Sûfî kardeşler, derviş kardeşler; bakın kendi bineğine dahi yumuşak davranmayı öğütleyen bir peygamberin ümmetiyiz. Söz muhteşem, ‘yumuşaklığın bulunmadığı her davranış çirkindir, yumuşaklık nerede varsa da orayı güzelleştirir.’ Allâh bizi yumuşak huylulardan eylesin ahlaki olarak.
Rabbim muhafaza eylesin inşâAllah. Yine Müslim’de ve Tırmizi’de geçen bir hadisi şerif: ‘Allahu Taala her varlığa iyi davranılmasını emretmiştir. Öyleyse canlı bir varlığı öldürmeniz gerektiğinde bu işi ona eziyet vermeden güzel bir şekilde yapın. Bir hayvanı boğazlayacağınız zaman yine ona eziyet vermeden güzel bir şekilde kesin. Bu işi yapacak olan kimse bıçağını iyice bilesin, hayvana acı çektirmesin’. Tam kurban arefesinde bu hadisi şerif de iyi oturdu şimdi. O yüzden normalde ne yapacağız o zaman? Hiçbir şeye, hiçbir şeye sert ve kötü davranmak yok, her şeye iyi davranmaya gayret edeceğiz inşâAllah. Hazreti pirin sözü çok hoşuma gitti, buraya not olarak aldım, onu okuyaraktan bitireyim: ‘Kardeşim, sen düşünceden ibaretsin.
Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun.’ (Hz. Mevlânâ) Biz gül düşünelim inşâAllah gülistan olalım. Haklarınızı helal edin. Allâh sizden razı olsun. Bu salı günü inşâAllah burada şey olacak yine Divan’ı Kebir yapacağız. Pazartesi günü bayanların burda programı var. Sadece bayanlara ait, Perşembe günü yine namazgâhta ders var amma velâkin bu önümüzdeki bugünden sonraki derslerin hiç birisi de mecburi değil, bayram haftası. Biz bayram haftası çünkü genelde ders yapmıyoruz. O yüzden il, ilçeler bütün hepsini de bugün yayınladım. Hepsi de bayram haftası dolayısıyla iptal ettik, bayramdan sonraki perşembeden itibaren inşâAllah derslerimiz devam edecek ama namazgâhtaki zikrullah Perşembe günü devam.
7. Bölüm
Salı günü burda Divan’ı Kebir var, yine devam edeceğiz. Önümüzdeki perşembe zaten araya normalde bayram cumartesi günü, öyle değil mi? Önümüzdeki perşembeye de ders devam edecek, bayramın birincisi günü cumartesi günü burda sohbet yok. Bayramın ikinci günü yine Allâh izin verirse aşağıdaki neydi salonun adı? Bahçe, bahçe davette inşâAllah, bayramın ikincisi günü yine bayramlaşmamız olacak, yine aynı saatte. Başka var mı ilan edilecek Hacı Cafer? Yok, tamam, bu kadar. Haklarınızı helal edin. El- Fatiha maassalavat. Âmin. Asıl curcuna önümüzdeki hafta kopacak. Pardon bir dahaki sohbette kopacak. ‘Tüm insanları bir görmek.’ Bir de bu var ya hakikatin beşinci kapısı bu, bu da doğru yerde kullanılmıyor.
Bunun da işaret fişeğini şimdiden patlatayım çıkıyor birisi tasavvuf adına, ‘biz bütün insanları seviyoruz!’ Allâh Allâh? Sen eşcinseli de mi seviyorsun? Eşcinselliği de mi seviyorsun? Sen kâfiri de mi seviyorsun? Sen Müslümanlara savaş açanı da mı seviyorsun? Sen Müslümanların namusunu kirleteni de mi seviyorsun? Nasıl seviyorsun, bu nasıl bir sevmek bu? Bunları söyleyen Türkiye’de ehl-i tasavvufum diyenler, bunlar böyle logo sözler, klişe! Biz bütün insanları seviyoruz. Allâh Allâh ya! Nerden buldun bu sevgiyi sen? Allâh’ın sevmediklerini nasıl seveceksin? Allâh zalimleri sevmez! Sen sevecek misin? Allâh faizcileri sevmez, sen sevecek misin? Allâh gıybetçileri sevmez, sen sevecek misin? Allâh kâfirleri sevmez, sen sevecek misin?
Allâh münafıkları sevmez, sen sevecek misin? Sevgi pıtırcığı olmuş millet. Allâh’ın sevmediğini nasıl seversin? Sen Yezid’i seveceksin O zaman, öyle mi? O zaman sen Hz. Hüseyin efendimizi katledenleri seveceksin o zaman, öyle mi? Nasıl seveceksin? Sen o zaman müminlere savaş ilan eden müminlerin kanını, canını, malını, ırzını, namusunu, perişan edenleri seveceksin öyle mi? Sen müminlerin başına bomba yağdıranları seveceksin öyle mi? Ne sevgi pıtırcığı herkes, seviyor herkesi! Sen her gün Filistinlilerin başına bomba yağdıranları seveceksin öyle mi? Allâh ve Resulüne savaş açanları seveceksin sen öyle mi? Allâh’a savaş açmış, sen onu seveceksin öyle mi? Sûfîlik doğru yerde olacak, doğru yerde!
Evet, önümüzdeki normalde cumartesi tabi bayram, ondan sonraki cumartesi bu sohbet, ‘tüm insanları bir görmek’ veya ‘bütün insanları sevmek.’ İyi! Ben yapamıyorum! Allâh bizi affetsin. (Âmin) Rabbim inşâAllah, bu konuyu işleyeceğiz bir daha ki derste. Geceniz hayırlı olsun inşâAllah. Allâh razı olsun. Selâmün aleyküm. Ya Allâh! Öyle yazıyorlar bana, hocam, ne o, ehl-i tasavvuf, ehli sûfî her şeyi sevmez mi? Ben çakıyorum ya lgbt cilere, yazıyorlar bana, hocam sûfîler böyle her şeyi sevmezler mi? Allâh’ın lanetlediği işleri ve fiilleri yapanları Allâh sevmezken ben nasıl seveyim ya! Eyvallâh, Allâh razı olsun. Destûr… https://youtu.be/3I0WamCTTZ8 Âyet-i Kerime: Hiç şüphesiz senin Rabb Âyet-i Kerime: O Allâh ki yarattığı her şeyi en güzel bir şekilde yarattı.
Âyet-i Kerime: Allâh daneyi ve çekirdeği çatlatıp yarandır Âyet-i Kerime: ın üzerinde olduğu düşünülür veyahut da Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.) Hadîs-i Şerif: Allahu Taala her varlığa iyi davranılmasını emretmiştir. Öyleyse canlı bir varlığı öldürme- niz gerektiğinde bu işi. ← Önceki Bölüm (10/17) Sonraki Bölüm (12/17) → Dört Kapı Kırk Makam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92739-3-8 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm: Enam, Yûnus, Hicr, Secde, Fatiha sûrelerinden referanslar; geçen âyet-i kerîmelerin tefsîr ve siyâkı sohbet içinde tafsîlâtlı işlenmiştir.
- Tasavvuf Silsilesi — Pîranlar: Mevlânâ hazretlerinden istifâde ve menkıbeler.
- Tasavvufî Istılâh: şeyh, derviş, sûfî, sufi, zikrullah, tevhid, şeytan, melek, cin, kalb, sır, âyet, ayet, hadîs, hadis kavramları ve bu kavramların kalbî-zâhirî tecellîyâtı.
- Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi
- Hadîs-i Şerîfler: Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebû Dâvûd, Sünen-i Tirmizî, Sünen-i Nesâî, Sünen-i İbn-i Mâce ve Müsned-i Ahmed bin Hanbel’den iktibâslar.
Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin İnsanlar iman ettiği dinini yaşarken kınanmaktan korkmayacaklar başlıklı sohbetinin tam transkriptinin Karabaş Tekkesi düzeltme ve telîf standartlarına göre hazırlanmış uzun-format hâlidir. Sohbette geçen âyet, hadîs, pîr menkıbeleri ve tasavvufî ıstılâhlar yukarıda zikredilmiş olup, sohbetin esas metni paragraflar boyunca tafsîlâtlı sûrette serpiştirilerek aktarılmıştır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — İnsanlar iman ettiği dinini yaşarken kınanmaktan korkmayacaklar | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri Serisi
Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Sülûk, Kalb, Şeyh, Silsile, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı