Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: İman ve İtikad — Sayfa 17

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

İman ve İtikad(2302) — Sayfa 17/28

Alem nedir?

Alem vücud değildir. Alem işte bu üçüncü şeyden zahir olmuştur. Şeyhe göre bu üçüncü şey alemin hakikatlerinin hakikatidir. Bu alem, yaşamış olduğumuz bu alem yani şehadet alemi bütün sıfatların tecelli ettiği bir alemdir. Bütün sıfatların tecelli ettiği bu alem o yüzden çok güzeldir. Çünkü bu alemde bir şeyi güzel görmemek, bu alemde bir şeyi noksan görmek, eksik görmek, bu alemde herhangi bir şeyde çirkinlik görmek Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal tecelliyatını öyle görmektir. Çünkü bu alemdeki bütün her şey Onun sıfatsal tecelliyatıdır. Sıfatlarıyla tecelli eden Cenâb-ı Hakk bu alemde, çirkin bir şey yaratmaz. O, her şeyi en güzel bir şekilde yaratır. O yüzden bu alem yaratmada kemale ermiş bir alemdir.

Kaynak: Nefes II — 26 Kasım 2016 Sohbeti

Gazalinin ‘imkân aleminde şu alemden daha mükemmel bir şey yoktur’ sözünü ne anlama gelir?

Gazalinin “imkân aleminde şu alemden daha mükemmel bir şey yoktur” sözünü ettiği mana budur. Ama bu alem, yaşamış olduğumuz bu alem yani şehadet alemi bütün sıfatların tecelli ettiği bir alemdir. Bütün sıfatların tecelli ettiği bu alem o yüzden çok güzeldir. Çünkü bu alemde bir şeyi güzel görmemek, bu alemde bir şeyi noksan görmek, eksik görmek, bu alemde herhangi bir şeyde çirkinlik görmek Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal tecelliyatını öyle görmektir. Çünkü bu alemdeki bütün her şey Onun sıfatsal tecelliyatıdır. Sıfatlarıyla tecelli eden Cenâb-ı Hakk bu alemde, çirkin bir şey yaratmaz. O, her şeyi en güzel bir şekilde yaratır. O yüzden bu alem yaratmada kemale ermiş bir alemdir.

Kaynak: Nefes II — 26 Kasım 2016 Sohbeti

Eşyanın hakikatine varmak ne demektir?

Eşyanın hakikatine varmak bu seyrillahtan geçer. Eşyanın hakikatine varmak bu şehadet aleminin hakikatine varmaktan geçer. Şehadet aleminin hakikatine varmayan bir kimsenin ruhani alem olarak nitelendirilen metafizik alem olarak nitelendirilen arş-ı âlâ, levh-i mahfuz, kürsü, kalem, melekler, cinni taifesi, cennet, cehennem gibi metafizik alemi anlamaları mümkün değildir ve metafizik alemdeki eşyanın, varlığın hakikatine varması mümkün değildir. Mümkün değildir. Bunu değişik eserlerde, değişik kitaplarda iki alem olarak, bir zahir şehadet alemi, bir batın görünmeyen alem olarak nitelendirirler, bu kısmen doğrudur ama Arabî’nin eşyanın üzerinde üç tane ayrı makam belirtmesi de bu noktada eksik ve noksan değildir.

Kaynak: Nefes II — 26 Kasım 2016 Sohbeti

Arabî’nin vücudu anlatımı nasıl olur?

Arabî vücudun vücud mevcud olması veya vücudun batından zahire çıkması sürecini dörde ayıraraktan anlatır. Yani batından zahire çıkmayı dörde ayırdı. 1- Vücudu mutlak. Mahiyeti bilinemez ona mahiyet demek bile caiz olmaz ki o da Allah’tır. Buradaki bahsettiği şey "Ben bilinmez idim bilinmekliği istedim" Arabî’nin bu noktada vücudu anlatma açısından önce taayyünsüzlük olarak belirtmiştik ya bir derste. Taayyünsüzlük. Arabî’ce söylüyorum bunu: Allah’ın Allah olarak dahi bilinmediği bilinmezliği. Alıntıyı nerden yapmış bu soruyu soran kardeş bilmiyorum ama Arabî ilk önce vücudun batından zahire çıkışını ilk önce orayı söyler: taayyünsüzlük der isim olarak. Taayyünsüzlük, henüz daha zuhura çıkmamış, bilmezlik. Hadis-i kudside diyor ya "Ben bilinmez idim" bilinmez idim "Bilinmekliği istedim, bir şey yarattım". Üç adım. Hadis-i kudsi. Ben bilinmez idim. Arabî’nin dili ile taayyünsüzlük, bilinmezlik. Ne olduğu bilinmiyor. Allah’ın Allah olarak dahi bilinmediği an. Bilinmezlik. Bilinmezlik denilince onun üzerinde tefekkür etmek.

Kaynak: Nefes II — 26 Kasım 2016 Sohbeti

Allah’ın bilinmezliği ne anlama gelir?

Taayyünsüzlük, henüz daha zuhura çıkmamış, bilmezlik. Hadis-i kudside diyor ya “Ben bilinmez idim” bilinmez idim “Bilinmekliği istedim, bir şey yarattım”. Üç adım. Hadis-i kudsi. Ben bilinmez idim. Arabî’nin dili ile taayyünsüzlük, bilinmezlik. Ne olduğu bilinmiyor. Allah’ın Allah olarak dahi bilinmediği an. Bilinmezlik.

Kaynak: Nefes II — 26 Kasım 2016 Sohbeti

Allah’ın görmesi ve insanın görmesi arasında fark nedir?

Görmesi var mı? Var ama Allah’ın görmesi gibi mi? Hayır. İnsanın duyması var mı? Var ama Allah’ın duyması gibi mi? Hayır. İnsanın eli var mı? Var, Allah’ın eli gibi mi? Hayır. İnsanın dili var mı, kelamı? Var ama Allah’ın kelamı gibi mi? Hayır. O yüzden insanın da kendi elinden yarattığı bir şey bu manada var mı? Evet, ama Allah’ın yaratması gibi değil.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

İnsanın yarattığı şeyin Allah’ın yaratmasıyla olan farkı nedir?

O yüzden insanın da kendi elinden yarattığı bir şey bu manada var mı? Evet, ama Allah’ın yaratması gibi değil. O yüzden Arabî insanı bir veçhesi ile bunu böyle şirk gibi görmeyin yalnız, fiiliyatı yaratan Allah’tır, insanın elinden bir şey üretilir mi? Evet. Bu manada yaratılanı kabul ediyorsa bir kimse yaratanı da kabul eder, yaratılanı kabul ediyorsa bir kimse yaratanı da kabul eder. O zaman hem yaratan var hem de yaratılan var.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Varlığın tamamını nasıl tanımlamak mümkündür?

Ben o varlığı tamamiyetle Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nuraniyeti, ruhaniyeti olarak görüyorum varlığın tamamını. Bu benim kendi algım Arabî değil bu ama aslında bu bütün İslam tasavvufunun elinde sonunda birleşmek zorunda kalacağı yer.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Sufilerin varlıkla ilgili düşünceleri nedir?

Aslında varlığın üzerinde tefekkür etmek, konuşmak sufilerin işi değildir ama sufilerin işi olmuştur. Böylece sufiler metafizik anlamda ve varlığı tanımlama ve tanıma anlamında yeni pencereler açarlar. O güne kadar gelmiş geçmiş olan pencerelerin üzerinde bir pencere açarlar, bugüne kadar herkes bir şeyler söylendi bundan sonrada söyleyecek ama eninde sonunda herkesin gidip dayanacağı bu hadisi kutsi var "Bilinmez idim, bilinmekliği istedim, bir şey yarattım".

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Neredeydi? sorusuna ne cevap verilir?

"Ya Resulullah, hiçbir şey yok iken Allah neredeydi?", "Âmâ’daydı." Bu hem mekân izafe eder hem de durumu izafe eder burası. Burası farklı bir şeydir "Âmâ’daydı" sözü bütün İslam ve İslam dışı felsefecilerin, bu konuda düşünen, yazan, çizenlerin dikkatle gözünü dikmesi gereken bir yer bütün her şeyiyle.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

Nefsini bilen Rabbini bildi hadisi kutsi ne anlama gelir?

Her ikisi de tanrıyı bilmenin ölçüsü insanın kendisini bilmesidir der. Evet, hadisi kutsi "Nefsini bilen Rabbini bildi" bir kimse kendisini ne kadar tamamlayabildi Allah’ı o kadar bilebildi.

Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti

İnsanın âlem temelindeki insaniyeti neye dayanmaktadır?

İnsanın âlem temelindeki insaniyeti onun cem etme özelliğine dayanmaktadır. Âlem-i sagir olarak insan, âlemde bulunan bütün sıfatları nefsinde toplar. Bu bakımdan Hakk en mükemmel biçimde insanda tecelli eder.

Kaynak: Nefes II — 16 Ocak 2016 Sohbeti

Hakk Teâlâ’nın âlemi nasıl yönettiği nedir?

Hakk Teâlâ âlemi, âlemle ya da onun suretiyle yönetir. Birinci yönetim tarzı çocukla baba, sebep olanla sebep vb. arasında mevcut olduğu gibi zorunlu bağıntılarla ortaya konulmaktadır. Hakk Teâlâ âlemdeki eşyayı bir takım zorunlu bağıntılara raptederek, âlemin kendisini yönetmesine müsaade etmektedir. İkinci tarz yönetimde ise Hakk Teâlâ’nın, âlemin sürekli değişen kevni suretlerinin Esma-ül-Hüsna ve sıfatları yani ezeli ve ebedi olan suretler aracılığı ile batınen yönetmesi ve tanzim etmesinden ibarettir.

Kaynak: Nefes II — 16 Ocak 2016 Sohbeti

İnsan-ı Kâmil ne demektir?

İnsan-ı Kâmil, âlemin bir zübdesidir (hülasasıdır). İnsan nefsinde âlemde ne varsa cem eder. İnsan-ı Kâmil ise ancak bu özet anlamda âlemin bir zübdesidir (hülasasıdır). Allah İnsan-ı Kâmil’i âlemin RUHU kıldı. Suretinin kemalinden ötürü de ona ulvi ve süfli âlemleri musahhar kıldı.

Kaynak: Nefes II — 16 Ocak 2016 Sohbeti

Cem etme nedir?

Cem etmek: bir şeyi kendinde toplamak. Bir şeyi veya çok şeyi kendisinde toplamak, cem etmek. Camii Müslümanların toplandığı yer, cem’den türetilmiş cami. Cem etmek: bir şeyi birleştirmek, bir şeyi toplamak, çok şeyi birleştirmek, çok şeyi toplamak.

Kaynak: Nefes II — 16 Ocak 2016 Sohbeti

İnanmanın sebebi nedir?

İnanmanın sebebi kalmamıştır senin için. Herkes inancına sebep arar, senin için inanmanın bir sebebi yoktur artık, senin için inanmanın, iman etmenin bir sebebi kalmamıştır. Bu hal ile hâllenmektir kesrette vahdet, vahdetle kesret. Bir perdesidir, bu noktada bir dalgasıdır. Bunu bir tek perdeden anlatmak, bir tek dalgadan anlatmak, bir tek boyuttan anlatmak da mümkün değildir. Bu boyuttan boyuta geçmek, bu kesretten kesrete, bu vahdetten vahdete, bu perdeden perdeye, bu halden hale, hayretten hayrete geçmektir.

Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti

Alem her an yeniden yaratılmakta mıdır?

ARABİ; alemin her an yeniden yaratılmakta olduğunu ifade eder ve bunu yeni yaratılış (HALK-I CEDİD) diye adlandırır.

Kaynak: Nefes II — 5 Aralık 2015 Sohbeti

Yeniden yaratılış kavramı nedir?

ARABİ bu sürece DAİMİ TERAKKİ der. İnsan daimî bir terakki halindedir. Terakki: gelişme, yükselme, yücelme manasında. Ancak perdelerin latif ve ince olmasından ve suretlerinde birbirine benzemesinden ötürü insan bu terakkinin farkında bile değildir.

Kaynak: Nefes II — 5 Aralık 2015 Sohbeti

Yeni yaratılış kavramı nasıl açıklanmaktadır?

Keşani alemin bu ebediyen yeni yaradılış manzarasını şöyle tasvir eder. “Bütün alem ebedi bir değişim içindedir. Ve alemdeki her şey an be an değişmektedir. Yani her şey her an bir an önceki taayyününden farklı bir taayyün ile yeniden taayyün etmektedir.”

Kaynak: Nefes II — 5 Aralık 2015 Sohbeti

Yeni yaratılış sürecinde insanın farkında olmamasının nedeni nedir?

İnsan yaşadığı müddetçe hiç durmaksızın değişmekte olduğunun bilincine erişmesiyle hem derûnunda hem de dışında bu yeni yaradılışın gerçek ve canlı bir hissine sahip olabilir. Bununla beraber “yeniden yaradılış” sürecinin farkında değildir.

Kaynak: Nefes II — 5 Aralık 2015 Sohbeti

Yeni yaratılışın bilinmesi için ne gerekir?

İnsan bu terakkinin farkında bile değildir. Çünkü aslında bu eskisinin yerine yaratılmış olan yepyeni bir tahttan başka bir şey değildir. Bize göre (tahtın) tek bir anda bir yerden diğer bir yere taşınması vâki değildir. Bu ancak aynı anda yok etmek (İDÂM) ile var etmenin (İcâd) sırrına vakıf olanlardan (ariflerden) başka kimsenin bunun hakkında bir idrakinin olmayacağı şeklinde gerçekleşti.

Kaynak: Nefes II — 5 Aralık 2015 Sohbeti

Hakk’ın tecellisinin aslında çifte bir yapısı var mıdır?

Hakk’ın tecellisinin aslında çifte bir yapısı vardır. Bu tarih ötesi/zaman ötesi bir olay olduğu kadar zaman içinde zuhur eden bir olaydır da.

Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti

Varlık, zaman sıfatının üzerinde tecelli ediyor mu?

Varlık, zaman sıfatının üzerinde tecelli ediyor. Cenâb-ı Hakk’ın zaman sıfatı var mı? Var. Neye benzer? Bilmiyoruz. Nedir? Bilmiyoruz. Biz içerisindeki varlığın içerisindeki zamanı konuşuyoruz. Neye göre? Kendi gerçekliliğine göre. Varlığın içerisinde ışık hızı en yüksek hız. Varlığın içinde. İnsanların tespit edebildiği insanların tespyettiği en hızlı ne? Işık hızı. Varlığın içerisindeki varlıkta her şeyi yaratan ne? Allah. Allah’ın sıfatının hızını biliyor muyuz? Eğer biz ışığı Allah’ın sıfatı olarak görürsek, ölçebildik, tespit edebildik, yakalayabildik. Değil. İnsanoğlunun tespit ettiği ışık hızı bu. İçerisindeki varlığın içerisinde, varlığın içerisinde ışığa bürünmeyen nesnelerin hızını nasıl tespit edeceğiz?

Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti

Varlığın tecelli süreci nasıl açıklanıyor?

Ezelden beri Hakk’tan aleme doğru aynı tecelli süreci tekrarlamış olduğu ve sonsuza dek de tekrarlanacağı için bu, ZAMAN içinde vaki olan bir olaydır. Bununla beraber hep aynı ontolojik model kendini sonsuza dek tekrarlamakta olduğundan ve ilk tecelli dalgasının harekete geçmesiyle de hemen ikinci dalganın da hasıl olması sağlamış olduğundan dolayı, bu sürecin tümüyle ezeli ve STATİK bir yapıya sahip olduğu ortaya çıkar. Prof. İZUTSU KEŞANİ İSE ŞÖYLE ŞERH eder; Keşani Vücud’da yalnızca Hakk’tan başka bir şey olamayan tek bir ayn ile vücudun gözlenebilir veçhesi olan hakikatinin bulunduğunu söyleyerek işe başlar. Ama vücudun bu gözlenebilir veçhesinin tek katmanlı bir yapı olmadığını, bilakis belli başlı altı katman kapsadığını ilave eder. KEŞANİ FUSÛS ŞERHİ (239) 1. KATMAN; vücud bu düzeyde hala herhangi bir taayyünden tümüyle bağımsızdır bu katman HAKİKATİ, belirlenmişliği (la taayyünü) ve kayıt altına alınmamışlığı yönleriyle temsil etmektedir. 2. KATMAN; Vücud burada kendi içinde vücudun ilahi veçhine ait bütün faal taayyünleri (yani ilahi isimleri) olduğu kadar vücudun mahluk ya da kevni veçhesine ait pasif taayyünleri de ihtiva eden bir tecelli türüyle kendi içinde “belirgindir” Hakk bu safhada hala tek katmandır. 3. KATMAN; Bu bütün aktif ve etkin tecellilerin birlik içinde bulunduğu İLAHİ TEKLİK ya da Allah merhalesidir. 4. KATMAN; Bu, 3.merhale olan ilahi tekliğin bağımsız taayyünlere yani ilahi isimlere ayrıştığı katmandır. 5. KATMAN; Pasif yapıdaki bütün tecellileri birlik içinde ihtiva eder. Bu kevni alemdeki mahluk ve mümkün bütün şeylerin birliğini temsil eder. 6. KATMAN; Burada bundan önceki merhalenin birliği artık fiilen mevcud olan şeylere ve özelliklere ayrışmaktadır. İşte bu merhale alem merhalesidir. Ne kadar cins, tür, ferd, bölüm, arâz, vs. varsa hepsi bu merhalede kuvveden fiile çıkar. Keşani ilahi tecelliyi statik yani zamana bağlı olmayan veçhesiyle takdim etmektedir. Arabî ise aynı şeyi çok daha dinamik şekilde takdim eder. Arabi’ye göre belli başlı iki tip tecelli vardır. Bunlar; FEYZ-İ AKDES ve FEYZ-İ MUKADDES’dir. Arabî burada Plotinos’un (MS 205-270) felsefesine has FEYZ kelimesini TECELLİ ile eş anlamlı kullanır. Feyz-i akdes mutlak suretle gayb olan Hakk’ın “Gizli hazine” halini terk ederek bilinmeyi arzuladığını beyan eden meşhur kudsi hadiste tasvir olunana tekabül etmektedir. Prof. İZUTSU İbn Arabî Feyz-i Akdes’e Tecelli-i zati de demektedir. AÇIKLAR MISINIZ? Tecelli-i Şuhûdi ya da Tecelli-i Vûcudi de denilen ikinci tecelli merhalesi olan Feyz-i Mukaddes Hakk’ın kendini somut varlık aleminde kesretin sonsuz değişken suretleri şeklinde izhar etmesine işaret eder. Feyz-i Mukaddes Arabî’nin kendine has görüşüne göre Feyz-i Akdes ile varlık kazanmış olan âyan-ı sabitelerin idrak olunabilir varlıklar halini terk ederek hislerle idrak olunan eşyaya nüfuz edip yayılmalarının ve böylece de hislerle idrak olunan âlemin bilfiil mevcud olmasının sebebidir. Bu, ARİSTO’NUN felsefesine has terminolojiye göre de bilkuvve mevcud olan şeylerin bunlara tekabül eden ama bilfiil mevcud olan şeylere dönüşmesidir. Bu iki tecelli arasındaki bağlantı Fusûs’ta enine boyuna tartışılmıştır. Allah iki surette tecelli eder biri GAYB diğeri ise ŞEHADET alemindeki Gaybi tecellisi ile kalbin istidadını verir. Bu tecelli, hakikati Gayb alemine ait olan zati tecellidir. Ve bu gaybi tecellide Hakk’ın kendi nefsinden haber verdiği (ve Allah’ın kendisini 3.tekil şahıs “Hû” yani “O” zamiriyle gösterdiği veçhile) hakkı olan hüviyetidir. Bu zati tecelli, ezelden ebede kadar Hakk’a aittir. Fusûs 145-146 İZUTSU bunu şöyle özetler: Hakk’ın ilk tecellisi ilahi isimlerin yani Hakk’da gizli olan ontolojik imkanların tecelli eden suretleri olan a’yân-ı sâbiteye varlık bahşetmektedir. Bu a’yân-ı sâbite aslında bilfiil var olmak için beklemekte olan “kablardır” Bunlar 2.türden tecelli için mahalleri temin ederler. Her bir mahal, Hakk’ın ilk tecellisinin sonucu olarak ezeli ve bozulmayan bir belirli istidada sahiptir. BUNU HAKK BİLE DEĞİŞTİREMEZ çünkü bu Hakk’ın kendini izhar ettiği bir surettir. Buna göre her “kab”ı ikinci tecellisinin bir mahalli kılmakla Hakk kendisini kab’ın ezeli istidadına uygun bir biçimde sınırlandırıp kayıt altına alır. Bu yolla Hakk şûhudi tecellisinde sonsuz değişken suretlere bürünür. Bu suretlerin tümü KEVN-İ ALEMİ oluşturur. Prof. İZUTSU Böyle bir tasvir ilk tecelli ile ikincisi arasında bir zaman aralığı bulunduğunu telkin etmeye uygundur. Bununla beraber gerçekte her ikisi arasında herhangi bir takdim (öncelik-sonralık) bağıntısı yoktur. Her şey aynı anda vuku bulur. SORU: HER İKİ TÜR TECELLİ ARASINDAKİ BAĞINTI ZAMANA BAĞLI OLMAKLA BİRLİKTE AYNI ZAMANDA ZAMANA BAĞLI OLMAYAN VE HATTA ZAMAN DIŞI BİR YAPIYA MI SAHİPTİR? İbn Arabî’nin bütün felsefesi kısaca bir TECELLİ TEORİSİ’nden ibarettir. Tecelli bizatihi gayb olan Hakk’ın kendini gitgide daha somut suretlerde izhar etmesi sürecidir. Hakk’ın bu ilahi tecellisi ancak özel ve belirli suretlerde kuvveden fiile çıkabildiğinden, tecelli Hakk’ın kendi kendini belirlemesinden ya da kendi kendini sınırlandırmasından başka bir şey değildir. Buna da taayyün denilmektedir. Bu paragrafa bir veçheden katılıyorum bir veçheden katılmıyorum. Çünkü tecellilerde Cenâb-ı Hakk’ın kendisini sınırlaması yoktur. Eğer biz tecelliyi direkt Allah’ın sınırsızlığın içerisinde bir sınır olarak görürsek o zaman Cenâb-ı Hakk’ı sınır tayin etmiş oluruz. Tecelliyi Allah’ın sınırı olarak görmeyelim burada. Tecellinin sınırı var mıdır? Evet ama Allah’ın sınır yoktur ve Allah tecelli ettiği şeyin esiri değildir ve o sınırda da değildir. Allah çünkü hiçbir şeye benzemez, tecelli ettiği şeye de benzemez. Tecelli ettiği şeye de benzemez. O, her şeyden münezzehtir. Hakk’ın tecellisinin yalnızca zamana bağlı bir süreç olduğunu zannetmek ne kadar hatalı olursa, bunun daha çok bizim lisanımızın yapısının sebep olduğu bir gereklilik olduğunu düşünmek o kadar yanlış olur. Hakk’ın tecellisinin aslında çifte bir yapısı vardır. Bu tarih ötesi/zaman ötesi bir olay olduğu kadar zaman içinde zuhur eden bir olaydır da. Bu VARLIĞIN bünyesinde gözlenen en büyük zıtların çakışması mıdır? Cenâb-ı Hakk’ın tecellisinde, zaman Allah’ın kendi bir sıfatıdır. O yüzden zamanın evveli ve ahiri Allah’ın zatı noktasında, sıfatı noktasında vardır diyemeyiz. O hem evvelidir hem ahirdir zaman sıfatı. Cenâb-ı Hakk’ın kendi zat-ı uluhiyetinin sıfatıdır. Öyle olunca, evveldir, zat-ı uluhiyetinin sıfatıdır, öyle olunca aynı zamanda da ahirdir. Böyle olunca zamanın kendi içerisindeki evveli yine zamandır. Zamanın kendi içerisindeki ahiri yine zamandır. O zaman zamanla alakalı bir meselede evvel veya ahir sözü yaradılmışlarla alakalıdır. Yaratanla alakalı değildir. Allah evveldir zat noktasında ve sıfatlarıyla da evveldir. Allah ahirdir zat noktasında aynı zamanda sıfatlarıyla da ahirdir. Öyle olunca Allah’ın ve kendi sıfatlarının başlangıcı ve sonu yoktur. Allah’ın ve sıfatlarının başlangıcı ve sonu yoksa zamanla alakalı. Zamanın tarih ötesi ve tarih öncesi diye bir şeyi söz konusu olmaz. Ancak zamanın üzerinde tecelli eden varlık, o kendi içerisinde kendi değerleri nispetinde evveli ve sonrası olabilir. Arabî bu alemi hayal olarak görür ama bu hayalin içerisindeki nesneleri ve objeleri kendi gerçekliliğinde kabul eder. Kendi gerçekliliğinde kabul edilince bu tecelliyatın içindeki varoluş nesnelerinin diğerlerine göre önceliği veya sonralığı olabilir. Bu kendi içindedir ama bu kendi içerisindeki gerçekliğinde vardır. Kendi içindedir, kendi içerisindeki gerçekliliği vardır. Sıfatsal noktasında bunun tarih öncesi ve tarih sonrası diye bir şeysi yoktur. Bu VARLIĞIN bünyesinde gözlenen en büyük zıtların çakışması mıdır? Normalde varlığın üzerinde bir kısım felsefeciler bu varlığın üzerinde zıtların çakışmasının olduğunu söylemiş, bunu ispat etmeye çalışmışlar. Demişler ki bu varlık zıtların çatışmasıdır, sıcakla soğuğun çatışmasından bir şeyler çıkmış demiş, çatışmanın üzerine kurulmuş, çatışmanın üzerinde varlık felsefesini oturtturmuşlar. O yüzden ben varlığı tamamiyetle, var oluşu ve varlığı tamamiyetle zıtların çatışması olarak görmüyorum. Benim kendimce. Ben varlığı büyük bir ahenk olarak görüyorum ve her şeyin bir hesap üzerine yaradılmış olduğunu görüyorum ve varlığın üzerinde kaos gördüğünüz şeyin dahi kendi içerisinde bir çatışma olmadığı, kaos olmadığı ve her şeyin yerli yerinde yaratıldığına inanıyorum. Ezelden beri Hakk’tan aleme doğru aynı tecelli süreci tekrarlamış olduğu ve sonsuza dek de tekrarlanacağı için bu, ZAMAN içinde vaki olan bir olaydır. Bununla beraber hep aynı ontolojik model kendini sonsuza dek tekrarlamakta olduğundan ve ilk tecelli dalgasının harekete geçmesiyle de hemen ikinci dalganın da hasıl olması sağlamış olduğundan dolayı, bu sürecin tümüyle ezeli ve STATİK bir yapıya sahip olduğu ortaya çıkar. Prof.

Kaynak: Nefes II — 24 Ekim 2015 Sohbeti

Akli değerlendirmeye hiç önem verilmediği zaman var olan birçok din arasında bizim dinimizin ya da inandığımızın en doğru olduğu nerden bilinecektir?

Soru 1: "İşte böylece Allah … aklınızı kullanasınız diye size ayetlerini gösterir." "İman’ın alameti akıldır. Onun aklı ne kadarsa ibadeti de o kadardır. Bir zerrecik akıl oruçtan da namazdan da iyidir." Cemil Sena (Hz. Muhammed’in felsefesi)

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

Eleştirel akılcılık bir inancın kanıtlı olmasından, akli olmasından veya en azından makul olmasından ne anlamaktadır?

Soru 2: felsefesinde bu soruya felsefecisi yaklaşır 1.MAVRODES’in kişi – göreceli kanıt anlayışı 2.Mitchell’in kümülatif kanıtıdır. Mavrodes’e göre bir ifadeyi bir kişiye eğer ona inandırıcı gelecek bir kanıt sunmayı başarabilirsek ispatlamış oluruz. GEORGE MARODES (tanrı inancı syf. 23) 2. Felsefeci Mitchell dini inancın doğrulanması adı meşhur eserinde; metafiziksel dini konularda tarihsel olayların yorumunda ve edebiyat eleştirisinde olduğu gibi herkesi bağlayıcı olmasa da akli nedenlere baş vurarak yorumsal bir yargıya ulaşırız." der.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

Eleştirel akılcılık dinde kanıtların ötesine geçen, onları aşan bir teslimiyetin var olmasını ve teslimiyetçi bir imana ulaşmasını engellemiyor mu?

Soru 3: 4- TAHKİKİ İMAN: Gazali’ye göre imanın üç mertebesi vardır. 1-İnsanlardan avam olanların, kültürsüzlerin imanı; bu sırf taklitten ibaret 4 – 25 Temmuz 2015 Tarihli Sohbet 2-Kelamcıların, araştırmacıların imanı; bu bir nevi delil ile karışmış imandır. Bu, avamın imanına yakın fakat biraz ilerde bir imandır. 3- Ariflerin imanı: (İmam Gazali-İhya-u Ulumiddin syf.34-35) Benzer şekilde Muhammed İlkbal’de dini hayatı üç döneme ayırır: İMAN – Ariflik dereceleri ile ilişkisi olamayan aklı başında, makul bir insan için akıl – iman ilişkisinde en uygun tutumlar eleştirel akılcılık ve tahkiki imancılık denebilir.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

Sınırları bilinen bir akli değerlendirme. Maturidi burada neyi kast etti?

Soru 4: "Sınırları bilinen bir akli değerlendirme." Maturidi burada neyi kast etti? ŞERİAT – İNSAN VE AKIL adlı kitabında Prof. İlhan Arsel İslam şeriatı "akıl" denen şeyi özgür şekilde iş görsün diye değil sadece tanrı ve peygamber buyruklarını bellesin ve aynen izlesin diye verilmiş sayar. (syf.224) "İmanın doğası konusunda Müslümanlar… imanın kavramsal yapısını çıplaklığı içinde ortaya koymayı başardılar ama derin ve şahsi bir şey gerçekten hayati olan bir şey onların ince tahlillerinin dışında kaldı." Prof. TOSHİHİKO İZUT, (İslam düşüncesinde iman kavramı syf.281)

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

Soru 5: Bu ince tahliller nedir?

(Bu yazı birçok alıntı içerir.) 4 – 25 Temmuz 2015 Tarihli Sohbet "SÖZÜN ANLAMI, KİŞİNİN ANLAYIŞI KADARDIR. DOĞRU ANLAYIŞLI KİŞİLERİN HASRETİNDEN ÖLDÜM." Hazreti Mevlana’nın sözü. Sözün anlamı kişinin anlayışı kadardır. Doğru anlayışlı kişilerin hasretinden öldüm. Bir ilave edeyim hemen buna Hazreti Mevlâna Celaleddin-i Rumi hazretleri yine der ki: "Senin ilmin karşıdaki kimsenin anlayabildiği kadardır." der. Sizin ilminiz karşıdaki kimsenin anlayabildiği kadar.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İslam dünyasında katı akılcılık ve katı imancılık nasıl bir durumdadır?

Evet taklidi ve tahkiki iman meselesi Müslümanların içerisinde hep söz konusu olmuş ama bu mesele ta öncesinden geliyor yani bütün dinlerin varoluşundan itibaren yani Âdem’den itibaren taklidi ve tahkiki imanla alakalı hep mevzu olmuş, problem olmuş, sıkıntı olmuş. Bu, İslam dünyasında da devam etmiş.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

Katı akılcılık nedir?

Katı akılcılık bir dini inanç sisteminin uygun bir biçimde ve rasyonel bir şekilde kabul edilmesi için o inanç sisteminin doğru olduğunu her makul kişiye inandırıcı gelecek şekilde kanıtlamanın mümkün olması gerektiğini savunan görüştür.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

Katı imancılık nedir?

Katı imancılık (Fideizm): Buna göre "Dini inanç sistemleri rasyonel değerlendirmeye tabi değildir." Örneğin; tanrının var olduğuna ve bizi sevdiğine imanımızın olduğunu söylemek, bunu herhangi bir kanıtta ve akıl yürütmeye dayanmayan bir biçimde kabul ettiğimizi ve tanrının bize sevgisini kanıtlamakla veya karşıtının kanıtlanmasıyla uğraşmayı da reddettiğimizi söylemektedir.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İman, dinin hangi yönünü belirler?

İman; dinin ayırt edici ve vazgeçilmez özelliklerindendir. Dini inancı bir felsefi sisteme, bir bilimsel paradigmaya, bir siyasal dünya görüşüne bağlılıktan ayıran ana faktörlerin başında İMAN olgusunun taşıdığı spesifik özellikler gelir.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İslam’da iman ve akıl ilişkisi nasıl açıklanır?

Bizde iman ile akıl eş değerde gider. Bilhassa Anadolu’daki Türklerin -bunun böyle tarihçesine girmek istemiyorum şimdi- özellikle dini ilk öğrendikleri ehl-i beytten aldıkları, ehl-i beytten aldıkları öğreti ile Türkler dini akıl ile imanın karılması, iç içe girmesiyle kabul etmişler. Oysa İslam da bunu böyle ister zaten.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İman, metafizik olguları nasıl kabul eder?

Biz o metafizik olguları kabullenmekle yükümlüyüz. Bu metafizik olguları kabullenecek olan insanın imanıdır. Aklın vazifesi buradaki o metafizik olguların karşısında belki de o metafiziği araştırıp onun hakikatine ulaşmaktır, reddetmek değil.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

Aklın metafizik olgulara nasıl yaklaşması gerekir?

Dikkat edin. Burada eğer ki metafizik olguları reddeden bir akıl söz konusu olursa o zaman dinin olmazsa olmaz ilahi boyutunu da reddetmek zorunda kalırız ki her şeyi kendi aldığımız akıl ölçüsünde koyarız.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İman ve akıl ilişkisi nasıl geliştirilmelidir?

Bu noktada bize düşen vazife aklımızın, burada feraset girer ya işin içerisine, aklımızın derinlemesine genişlemesine yükseltmektir. Bunun yolu sufilerce zikrullahtır. Zikrullahla kalp genişleyecek akıl onu idrak edecek, zikrullahla kalbe gelecek olan ilahi ilimler akla hitap edecek, akla hitap ederekten o kimsenin akli melekeleri, akli durumu daha aratacak daha da genişleyecek ve zikirle, imanla o kimsenin metafizik dünyaya açılımı olacak.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İslam dünyasında en büyük handikap nedir?

İslam dünyasının en büyük handikabı bu. Bu handikaptan İslam dünyası kurtulamadığı müddetçe ne yazık ki kendi kendisini batırmaya, katletmeye ve dünya milletlerinin arasında sınıf kaybetmeye devam edecek.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İslam dünyasında en büyük kanayan yara nedir?

İslam dünyasında en büyük kanayan yaralardan birisi bu. Biz bizi metafizik yollarını kapattık. Bunun yolu neydi? Bunun yolu tasavvuftu, bunun yolu geçmiş dilde tarikatlardı, bunun yolu daha öncesinde zühttü.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

Eleştirel akılcılık İslam dini ve düşüncesi açısından nasıl değerlendirilmelidir?

Eleştirel akılcılık ve rasyonelliğe İslam dini ve düşüncesi açısından bakmak mümkündür. Din alanında "rasyonellik" derken, öncelikle bir yaratıcının varlığına O’nun gerek kendi hayatımız gerekse var olan her şeyin hayatıyla ilgili olduğuna inanmanın makul sebeplere dayandığını anlarız.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

Devletin dini olur mu?

Devletin dini olmaz ama devlet bu noktada kendi tebaasının sıkıştığı, daraldığı bir noktada tebaasının önüne açacak olgular oluşturmakla mükellef.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

Tahkiki iman nedir?

Tahkiki iman, eleştirel akılcılık ve araştırmaya dayalı bir imandır. Gazali’ye göre imanın üç mertebesi vardır. 1-İnsanlardan avam olanların, kültürsüzlerin imanı; bu sırf taklitten ibaret olduğu bir iman. Avamın imanı. 2-Kelamcıların, araştırmacıların imanı; bu bir nevi delil ile karışmış imandır. Bu, avamın imanına yakın fakat biraz ilerde bir imandır. Bu da delil üzerine mürekkep yalamışların imanı. Mektep, medrese görmüş. Allah’a imanın delillerini size anlatır, peygambere imanın delillerini size anlatır, meleklere imanın delillerini anlatır, bir de niçin iman edilmesi gerektiğini anlatır. Peygamberle imanın delillerini anlatır bir de niçin peygamberlere iman edilmesi gerektiğini de anlatır. Bu alimlerin, yüzeysel alimlerin imanıdır. Öyle söyleyelim. 3- Ariflerin imanı: Arif. Arif: Bilen demek. Benzer şekilde Muhammed İkbal’de dini hayatı üç döneme ayırır İMAN – Ariflik dereceleri ile ilişkisi olamayan aklı başında, makul bir insan için akıl –iman ilişkisinde en uygun tutumlar eleştirel akılcılık ve tahkiki imancılık denebilir.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

Görüyormuşçasına ibadet etmek ne demektir?

Görüyormuşçasına ibadet etmek, Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek demektir. Bu, her nefeste bir nefes daha yaklaşmak, bir nefes daha tanımak, bir nefes daha bilmek, bir nefes daha Ona ulaşmaktır. Bu, her an Allah’la alışveriş etmek anlamına gelir.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İman edenlerin imanını yenilemeleri ne anlama gelir?

İman edenlerin imanını yenilemeleri, her gün iman, iman, yeniden iman etmek anlamına gelir. Bu, her nefeste imanın tazelenmesi, imanın derinleştirilmesi, imanın genişletilmesi ve imanın berraklaştırılması, parlaklaştırılması, ferasetlerinin artırılması anlamına gelir. Bu, imanın sürekli yenilenmesi ve derinleştirilmesi sürecidir.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İman edenlerin imanını tazelemeleri için ne yapılması gerekir?

İman edenlerin imanını tazelemeleri için her gün iman, iman, yeniden iman etmek gerekir. Bu, her nefeste imanın tazelenmesi, imanın derinleştirilmesi, imanın genişletilmesi, imanın berraklaştırılması, parlaklaştırılması ve ferasetlerinin artırılması anlamına gelir. Bu, imanın sürekli yenilenmesi ve derinleştirilmesi sürecidir.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İman edenlerin imanını yenilemeleri ne sonucu doğar?

İman edenlerin imanını yenilemeleri, imanın sürekli tazelenmesi, derinleştirilmesi, genişletilmesi, berraklaştırılması, parlaklaştırılması ve ferasetlerinin artırılması sonucu doğar. Bu, imanın sürekli yenilenmesi ve derinleştirilmesi sürecidir.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İman edenlerin imanını tazelemeleri için ne yapmaları gerekir?

İman edenlerin imanını tazelemeleri için her gün iman, iman, yeniden iman etmeleri gerekir. Bu, her nefeste imanın tazelenmesi, im, derinleştirilmesi, imanın genişletilmesi, imanın berraklaştırılması, parlaklaştırılması ve ferasetlerinin artırılması anlamına gelir. Bu, imanın sürekli yenilenmesi ve derinleştirilmesi sürecidir.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İman edenlerin imanını tazelemeleri ne sonucu doğar?

İman edenlerin imanını tazelemeleri, imanın sürekli tazelenmesi, derinleştirilmesi, genişletilmesi, berraklaştırılması, parlaklaştırılması ve ferasetlerinin artırılması sonucu doğar. Bu, imanın sürekli yenilenmesi ve derinleştirilmesi sürecidir.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İman edenlerin imanını tazelemeleri ne anlama gelir?

İman edenlerin imanını tazelemeleri, her gün iman, iman, yeniden iman etmek anlamına gelir. Bu, her nefeste imanın tazelenmesi, imanın derinleştirilmesi, imanın genişletilmesi, imanın berraklaştırılması, parlaklaştırılması ve ferasetlerinin artırılması anlamına gelir. Bu, imanın sürekli yenilenmesi ve derinleştirilmesi sürecidir.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İnsanın fiili yaratıcısı olup olmaması konusunda hangi görüşler vardır?

Maturidi ve Nesefi, insanın fiili yaratıcısı olmadığını, Allah’ın yaratma kudretinin tek olduğunu savunurken, Mutezile ise insanın fiili yaratıcısı olabileceğini ve Allah’ın fiili ile insanın fiili arasında benzerlik olabileceğini savunmaktadır.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Maturidi ve Nesefi, insanın fiili yaratıcısı olup olmadığını nasıl açıklar?

Maturidi ve Nesefi, insanın fiili yaratıcısı olmadığını savunur. İnsanın her yönü ile bütün detaylarına vakıf olmadığı bir şey yaratması düşünülemez. Dolayısı ile insan fiilinin yaratıcısı ancak yüce Allah’tır. Maturidi, "Dilediğinizi işleyin." (Fusillet/40) ve "İyilik yapın" (Hacc/77) ayetlerini kullanarak insanın hür fiil sahibi olduğunu açıklar.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Mutezile, insanın fiili yaratıcısı olabileceğini savunurken hangi ayeti kullanır?

Mutezile, "Yaratanların en güzeli olan Allah ne uludur" Müminün/14 ayetini kullanarak, "Yaratanların en güzeli" ifadesinden yaratıcının tek olmadığını, insanın da fiillerinin yaratıcısı olabileceğini savunur.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Fiil-bilgi ilişkisinden sonra fiil-irade ilişkisine geçildiğinde Maturidi ne savunur?

Maturidi, insanın istediği işi her zaman yapamamasını dikkate alarak, insanın bütün işlerinin kendisi tarafından yaratılmadığını göstermeye çalışır. "Şayet insan fiilinin yaratıcısı olsaydı her zaman ve her yerde yaptığı işlerin istediği özellikte olması gerekirdi." der.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Nesefi, küfürün niteliğini nasıl açıklar?

Nesefi, küfürde iki fail bulunur: a-İnsan: İnsan, bu fiili küfür olarak yapan unsurdur. (Tabsire/191) İnsan küfrün kötü bir fiil olduğunu bilir ama yaptığı işin küfür olup olmadığını bilmez. İnsan iyi olarak yapar ama o vasfı veren Allah’tır. b- Allah; Allah’ta o fiili çirkin olarak icad eder, bu durumda insan fiili yapmada hürdür fakat sonucu olan elem duymada zorunludur.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Yaratmada benzeysel benzerlik kanaati nedir ve Maturidi bunu nasıl reddeder?

Yaratmada benzeysel benzerlik kanaati, Allah ile insan arasında yaratma kudreti bakımından benzerlik olduğunu savunur. Maturidi, bu kanaati reddeder ve "Yoksa Allah’a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldurlar da yaratmaları birbirine mi benzettiler" (Ra’d/16) ayetini kullanarak, Allah ile insan arasında benzerlik olmadığını savunur.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Mutezile, Allah’ın fiili ve insanın fiili arasında benzerlik olabileceğini savunurken hangi görüşe dayanır?

Mutezile, Allah ve insanın bir şeyi yokluktan varlık sahasına çıkarabilmeleriyle, yani ikisinde de bir şeyi yaratma kudreti olduğuna dayanarak, Allah’ın fiili ve insanın fiili arasında benzerlik olabileceğini savunur.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Maturidi, alemin yaratıcısının birliğini inkâr etme fikriyle ne savunur?

Maturidi, âlem araz ve cisimlerden meydana gelmiştir. Araz cinsinden herhangi birisi başkasının fiili olursa, alem var olma ve yaratma bakımından hem Allah’ın hem de insanın fiili olmuş olur. Bu iddiada alemin yaratıcısının birliğini inkâr etme fikri vardır. (K.et-Tevhid/233) Böyle bir durumda Allah kâinatı yaratmak ve organize etmek için insanın yardıma ihtiyaç duymuş olmaktadır.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Mutezile, her şeyin yaratıcısı Allah olduğunu savunurken hangi ayeti kullanır?

Mutezile, "Sizi ve yarattıklarınızı Allah yarattı" şeklinde anlar. "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır." (En’am 102 – Ra’d suresi ayet 16 – Zümer) ayetini kullanarak, her şeyin yaratıcısının Allah olduğunu savunur.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Mutezile, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetini nasıl yorumlar?

Mutezile, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetini "Sizi ve yarattıklarınızı Allah yarattı" şeklinde anlar. Bu yorumla, her şeyin yaratıcısının Allah olduğunu savunur.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Maturidi, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetini nasıl yorumlar?

Maturidi, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetini "Sizi ve işlerinizi Allah yarattı" diye açıklar. Bu yorumla, her şeyin yaratıcısının Allah olduğunu savunur.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Mutezile, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetinde "ŞEY" kelimesini nasıl tanımlar?

Mutezile, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetinde "ŞEY" kelimesini "ŞEY" olarak adlandırılabilecek her şeye tatbik edilmelidir. Bu durumda ayette geçen "ŞEY" kelimesi "ŞEY" olarak adlandırılabilecek her şeye tatbik edilmelidir.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Maturidi, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetinde "ŞEY" kelimesini nasıl tanımlar?

Maturidi, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetinde "ŞEY" kelimesini "ŞEY" olarak adlandırılabilecek her şeye tatbik edilmelidir. Bu durumda ayette geçen "ŞEY" kelimesi "ŞEY" olarak adlandırılabilecek her şeye tatbik edilmelidir.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Mutezile, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetinde "ŞEY" kelimesinin tahsisi nedir?

Mutezile, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetinde "ŞEY" kelimesinin tahsisi, "ŞEY" kelimesinin manasını kısıtlamak, tahdit etmek ve şümulünü daraltmaktır. Bu durumda ayette geçen "ŞEY" kelimesi "ŞEY" olarak adlandırılabilecek her şeye tatbik edilmelidir.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Maturidi, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetinde "ŞEY" kelimesinin tahsisi nedir?

Maturidi, "Her şeyin yaratıcısı Allah’tır" ayetinde "ŞEY" kelimesinin tahsisi, "ŞEY" kelimesinin manasını kısıtlamak, tahdit etmek ve şümulünü daraltmaktır. Bu durumda ayette geçen "ŞEY" kelimesi "ŞEY" olarak adlandırılabilecek her şeye tatbik edilmelidir.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Nesefi’ye göre insan bir şeyi bilmiyorsa ona kudretinin yetip yetmediğini bilir mi?

Evet. Bilmediği bir şeyi insan, bilmediği bir şeyin üzerinde kudretinin de yani onu isteme noktasında ve yapabilme noktasında Cenâb-ı Hakk’ın kendisine vermiş olduğu, Cenâb-ı Hakk’ın kendisine vermiş olduğu kudreti bilemez.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

İyilikler ve kötülüklerin kaynağının tartışması nedir?

İyilikler Rabbinizdendir kötülükler ise nefsinizdendir. İyilikleri Cenâb-ı Hakk nereye bağladı? Rabbe. Rab ism-i şerifine bağladı. İyilikleri Rahman ism-i şerifine bağlamadı. Rab ism-i şerifine de ayrıyeten bakmak gerekiyor çünkü. Rab ism-i şerifine önemlidir sıfatların içerisinde. Ayet-i kerime ne “İyilikler Rabbinizdendir kötülükler nefsinizdendir.” Az önce dediğim noktaya geldi, bir nesneyi ortadan kaldırınca gölge kalır mı? Kalmaz. O zaman kötülükler nefsinize bağlı. Kötülükler nefsinize bağlı. Nefsi terbiye ederseniz kötülük kalmayacak.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

İmanın temel meselesi nedir?

İman insanlarla mücadele etmek değildir. İman kötülüklerle mücadele etmektir. Biz imanı insan öldürmek olarak görüyoruz, insanları katletmek olarak görüyoruz. İnsanları eğitmek olarak görmüyoruz. İnsanları iyiliğe davet etmek olarak görmüyoruz.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Yaratma konusunda Mutezile ve Maturidi arasında nasıl bir fark vardır?

Mütezile ileri gelenlerinden Ka’bi’ye göre Allah ve insan bir şeyi yokluktan varlık sahasına çıkarabilirler. Yani ikisinde de bir şeyi yaratma kudreti vardır. Ka’bi dolayısı ile Mutezile; Allah’ın fiili ve insanın fiili arasında herhangi bir benzerlik bulunabileceğini ileri sürer ve bunda sakınca görmezler. Maturidi buna karşı çıkar “Yoksa Allah’a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldurlar da yaratmaları birbirine mi benzettiler.” (Ra’d/16) Maturidi ayrıca şu ayetle destekler “Hiçbir şey O’nun dengi değildir.” (Şûra/11)

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Yaratma konusunda Nesefi’nin görüşü nedir?

Sorunlar devam ediyor; YARATMADA ORTAKLIK SORUNU: Nesefi’ye göre insanın fiilini yaratmasıyla yaratma yönünden Allah’a ortak olmuş olur der ve Mutezile’yi suçlar. Ancak Mutezile’nin Allah’ın birliği konusunda ne kadar titiz olduğunu biliyoruz.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

‘Her Şeyi Yaratan Allah’tır’ ayetinin insan hürriyeti üzerindeki etkisi nedir?

‘HER ŞEYİ YARATAN ALLAH’TIR’ En’am 102 – Ra’d 16 – Zümer 62 İnsan hürriyetinin bu ayetin altında varlığı ne kadardır? Önce akli açıklamaları araştırdık.

Kaynak: Nefes II — 25 Nisan 2015 Sohbeti

İman kelimesi nereden türemiştir?

İman kelimesi EMN kökünden türemiş esas manası korkunun zıttı olan emniyet ve güven demektir.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İmanın sadece kalp ile tasdik olduğunu savunanlar kimlerdir?

İmanın sadece kalp ile tasdik olduğunu söyleyenler, bu görüşü savunanlar Maturidi ve Eş’ari âlimleridir.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

Eş’arilerin iman tanımını nasıl açıklar?

Eş’arilerin iman tanımı, Hz. Muhammed’in Allah’tan getirdiği zaruri olarak bilinen hükümlerde tasdik etmek, onun varlığını haber verdiği şeylerin mevcudiyetini kabul edip tam bir boyun eğişle teslim olmak diye tarif eder.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

Haricilerin iman anlayışını nasıl açıklar?

Haricilerin iman anlayışı, kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve organlarla amel etmekten oluşmuş bir bütündür.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

Mutezile’nin iman anlayışını nasıl açıklar?

Mutezile, amellerin tamamı imandandır der. Hariciler de amellerin tamamı imandandır der, aynı noktada Şâfiîler de amellerin tamamı imandandır der.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

Mürcie ve Kerramiye’nin iman anlayışını nasıl açıklar?

Mürcie ve Kerramiye bu noktada, bir kimse sadece "La ilahe illallah Muhammeden Resulullah" dediği zaman o kimse iman etmiş sayılır, kalple tasdik, ona buna hiçbir şeye ihtiyaç yoktur.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İmam-ı Azam’ın iman anlayışını nasıl açıklar?

İmam-ı Azam imanı kalp ile tasdik dil ile ikrar der. Bütün Hanefilerin büyük bir çoğunluğu bu noktadadır.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

Dil ile ikrarın iman açısından ne kadar önemli olduğu?

Dil ile ikrar, Hanefilerde imanın şartıdır. İman, kalp ile tasdik edilirken, dil ile ikrar edilmesi gerekir. Çünkü İslam hukuku içerisinde birde harp hukuku var. Harp hukuku noktasında dil ile ikrar şarttır.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İkrar, imanın rüknü müdür? Yoksa şartı mıdır?

İkrar, imanın rüknüdür. İmam-ı Azam imanı kalp ile tasdik dil ile ikrar der. İkrar etmek, iman iki rükünden ibarettir: Kalp ile tasdik, dil ile ikrar.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İman, kalp ile tasdik ve dil ile ikrar arasında nasıl bir ilişki vardır?

İmanın lügat ve şeriat manaları arasında mutlak tasdik bakımından bir fark olmayıp taalluk ettiği konular ve imanın hakikati bakımından bir genellik ve özellik vardır. Hakikatleri birdir dilleri de birdir bur noktada. Dilciler nazarında imanın konusu mutlak ve geneldir. Din dilinde iman Kalp ile tasdik midir? Evet, dinin dilinde iman Kalp ile tasdik midir? Yoksa dil ile ikrar mıdır? Veya her ikisi midir? Ve yahut bunlarla birlikte amel zaruri midir? Bu nokt, benim kendimce algım ve anlayışım İmam-ı Azam hazretlerinin yolunun üzerine ve ashabının yolu üzerine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin. Bu dış hukuk noktasında bir kimsenin dil ile ikrar etmesi lazım. Yani iman din dilinde hem kalp ile tasdik hem dil ile ikrar şartı var.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

Dil ile ikrarın imanın zahir tecelliyatı olarak neden önemli olduğu?

Zahirsiz bir din din değildir. Zahirsiz bir iman eksiktir, noksandır, zahir şarttır. O yüzden dil ile ikrar kalp ile tasdik veya kalp ile tasdik dil ile ikrar imanın olmazsa olmaz iki temel ayağıdır. İlk yaratılışa kadar götürürüm bu meseleyi. Cenâb-ı Hakk ilk varlığı yaratırken ruhundan ve nurundan üfledi. Ruhu batın nuru zahir. Bu böyle devam etti. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin 1- Zahir, görünen sünneti var, 2- Hali var. Dinin iman noktasında bir görüneni var ikincisi kalbi var. Bir kimse zahiren namaz kılıyor görünebilir. Kalben eğer namaz kılmıyorsa o kimse, kalbi iman etmediyse görüntüde namaz kılıyor o, iman etmemiş o yine. Kalp lazım. Kalben iman etti, dil ile ikrar, zahir lazım. Zahir kime lazım? Zahir dıştaki âleme lazım. Sana lazım olan batın, kendi iç âlemin. Ama senin hayatını sürdürdüğün zahir bir âlem var o âlemde de senin zahiren dil ile ikrarının ihtiyacı var. Dil ile ikrar seni bağlamıyor, etrafını bağlıyor. Bu ne demektir? Senin muameleni ilgilendiriyor ve sana karşı muamelede bulunacak olanları ilgilendiriyor. Dil ile ikrar bu noktada imanın olmazsa olmazı.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İslam hukukunda dil ile ikrarın ne kadar önemli olduğu?

Dil ile ikrar şart. “Ya o kalben tasdik etti” bilmiyoruz kardeş, kalpleri Allah biliyor, biz zahir hükümle hükmedeceğiz. Bize bir kimse “Ben Müslümanım” diyecek biz onun Müslüman olduğunu anlayacağız, kalp metre yok bizde. O zaman dil ile ikrar şart. Bu noktada rüknü müdür? Benim nazarımda evet. Hele bu zamanda, İslamın yaşanmadığı, hukuk olarak. Hukuk olarak İslam’ın yaşanmadığı ve hukuk olarak biz kimin Müslüman kimin gayrimüslim olduğunu bilmediğimiz bir ortamda. Bu noktada iman kalp ile tasdik dil ile ikrardır. İmanın kalbi tasdiki ve lisanın ikrarı ile oluşması gereklidir. Ancak lisan ihtiyat içindir. Kim Resulullah’ı ve Onun Allah’tan getirdiğini tasdik ederse mümindir. Lisan ile ikrar ise dini hükümlerin icrası için şarttır.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İman, kalp ile tasdik ve dil ile ikrarın birlikte nasıl bir rol oynadığı?

İmanın lügat ve şeriat manaları arasında mutlak tasdik bakımından bir fark olmayıp taalluk ettiği konular ve imanın hakikati bakımından bir genellik ve özellik vardır. Hakikatleri birdir dilleri de birdir bur noktada. Dilciler nazarında imanın konusu mutlak ve geneldir. Din dilinde iman Kalp ile tasdik midir? Evet, dinin dilinde iman Kalp ile tasdik midir? Yoksa dil ile ikrar mıdır? Veya her ikisi midir? Ve yahut bunlarla birlikte amel zaruri midir? Bu noktada benim kendimce algım ve anlayışım İmam-ı Azam hazretlerinin yolunun üzerine ve ashabının yolu üzerine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin. Bu dış hukuk noktasında bir kimsenin dil ile ikrar etmesi lazım. Yani iman din dilinde hem kalp ile tasdik hem dil ile ikrar şartı var. Amel, o kimsenin yapabildiği yere kadar, gücü nispetinde. Bu noktada ameli yani ibadetlerle alakalı kısmı ve aynı zamanda da uyumak zorunluluğunda olduğu noktalar hukukla alakalı kısmı. Hukuku ilgilendiren şeyler, şahısları ilgilendiren şeyler devleti ilgilendiriyor zaten. Bunda o kimse ikili ilişkilerinde suç söz konusu ise bizim dinimizde cezayı verecek olan kurum devlettir. İslam hukukunda ceza uygulayacak olan yer devlettir, anarşi yoktur İslamda. Bir tarikat kendisi hukuk uygulayamaz, bir meşrep bir mezhep bir topluluk kendi kendisine hukuk uygulayamaz İslam dininde. Anarşi yoktur. Mesela örneğin Irak’ta şimdi o kimse veyahut da Suriye’de orada burada herhangi bir örgüt kursa bir tarikat kursa bir cemaat kursa, silahlı bir örgüt kursa o kimse İslâm hukukuna göre iş yapamaz ancak devlet kurması gerekir. Devlet kurduğunda ancak o İslam hukukuna göre iş yapabilir.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

Tasdik nedir?

Eş’arinin tasdikinin manası hakkında farklı cevaplar verdiğini, önce tasdikinin Allah’ın varlığını, ulûhiyetini ve kıdemini bilmek, başka bir kez de onun tasdiki bilgiyi içermeyen ve onsuz da gerçekleşmesi mümkün olmayan kalpte bulunan bir söz olarak tanımladığını nakleder.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

Kalbinde tasdik için bilgi şart mıdır?

Kalpte tasdik için, Geylani hazretlerine göre bilgi şart değildir. Zahir bilgi olmadan da Geylani hazretlerine göre bir kimsenin kalbi iman noktasında tasdik edebilir.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

Tasdik bilgiden kaynaklanabilir mi?

Eş’arilere göre tasdik; bilgiye dayanan kalpteki bir söz olmakta. Evet. Eş’arilere göre tasdik bilgiye dayanır. Bilgi olmazsa tasdik olsa dahi eksiktir o.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İman ve ilmin rolü nedir?

İMANDA BİLGİ ve İLMİN rolü nedir? İman etmekte bilgiye ve ilme iki veçheden bakarız. Bilgi bu manada bir kimsenin zahiri öğrendiğidir, bilgi bu manada, bir kimseye manevi ilham ile gelen yoldur. İlim, bu noktada idrak etmek olarak görürüz biz bunu. İman etmede bu ikisi de sufiler için önemlidir ama sufi olmayanlar için bu noktada iman, bilgi ve ilim neticesinde tecelli eder. Zahir noktada ne kadar bilgiye sahipse ve ilme sahipse o kadar iman etmiş sayılır ama sufiler için tecelliyat böyle değildir. Bizler için hiç bilgi olmasa dahi Cenâb-ı Hakk bizim ilmimizi artırır diye düşünürüz biz. Çünkü "Siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerinizi öğretir" ayet-i kerimesi bize düsturdur. Biz ne kadar biliyorsak onunla amel etmeye çalışırız. Sufiler böyledir ve biz onunla amel etmeye çalıştığımızda, bize lazım olan ilim kalbi olarak geleceğine inanırız. Biz bildiklerimizle amel edersek, Cenâb-ı Hakk’ın bize lazım olacak olan bilgiyi ve ilmi kalbimize ilham edeceğini, önümüze getireceğine inanırız.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İman ve İslam arasındaki ilişki nedir?

Kur’an-ı Kerim’de iman ile İslam bazen aynı bazen de farklı anlamda. Evet. İman ile İslamı Cenâb-ı Hakk bazı noktalarda ayırt etmiştir. Ayırt eder. İman çünkü biraz insanın içselliğini ilgilendirir. İslam ise, işin içerisinde devlet vardır, işin içersinde ticaret vardır, işin içersinde muamelat vardır, nikâh vardır, alışveriş vardır, borç vardır, işin içersinde savaş vardır, mahalle hukuku vardır, kamu hukuku vardır, toplum hukuku vardır. Bu nedir? Bu İslam’dır bütün. İbnül Hümam İslam’ı; Allah’ın emirlerini ve nehiylerini kabul etmek, teslim olmak ve boyun eğmek diye açıklar. Ayrıca iman-İslam ilişkisine bakışı Eş’ari ve Hanefilerin düşüncesi ile örtüşür. İslamsız iman, imansız İslamın olamayacağını söyler. Evet. Bu noktada İslam dünyasının büyük bir çoğunluğu, bu noktada makul düşünenler imansız İslam İslamsız imanın olabileceğine çok hükmetmezler. Tabi bu zatlar İmam-ı Azam, İmam-ı Şâfiî, İmam-ı Maliki, İmam-ı Maturidi, İmam-ı Eş’ari bunların hepsi de İslam sisteminin içerisinde, İslam hukukunu yaşandığı devlet sisteminin içersinde yetişmiş zatlardır. Bunlar İslam hukukunun yaşanmadığı yerlerde yaşamadılar.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İslam mefhumu iman mefhumunun bir cüzü müdür?

İslam mefhumu iman mefhumunun bir cüz’ü müdür? Evet. Bunu cüz olarak kabul etmek mümkündür. Eğer İslam mefhumunu biz imanın asıl kendisi olarak görürsek bu noktada Müslümanların büyük bir çoğunluğunu imansızlığa itmiş oluruz. Çünkü İslam, muameleleriyle, hukukuyla, ibadetiyle, ahlakıyla bir bütündür. Bu bütüne biz iman ederiz ama bu bütünü yaşayabilmemiz bireysel dairede mümkün değildir. Bireysel dairede mümkün olmadığından dolayı bir birey için İslam; imanın tecelli edeceği bir yüzeydir, bir alandır. İmanın tecelli edeceği bir düzlemdir İslam. Bunun nüvesi bunun çekirdeği imandır. Bu imanın neşv-ü nema bulacağı, kök salacağı, dallanıp budaklanacağı, meyve vereceği daire İslam dairesidir. O yüzden burada imanın bir cüzü gibi görmek imanın bütünselliğine yine zarar getirir çünkü ben imanı, iman etmeyi, ayrı bir bütüncüllük içersinde alıyorum. İslam hukuku yok mesela şu an dünya üzerinde. O zaman dünya üzerindeki Müslümanların hepsinin de imanları eksik mi? Buradan bu çıkar sonra. Veya birey noktasında iman eden bir kimsenin İslam dairesinde hukuksal olarak veya muamele olarak bir eksikliği olabilir. O zaman biz o kimsenin imanını eksik görmüş oluruz -ki bu benim nazarımda, kendi durduğum biraz sakıncalı bir noktadır. İman bir çekirdek ise, İslamın ne kadar neyi varsa o iman çekirdeğinin içindedir. O çekirdeğin neşv-ü nema bulacağı alan İslam dairesidir. Buna bütün her şeyi eklemek mümkündür.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

Hazreti Peygamber’in İslam ve İman tanımını nasıl açıkladı?

Hazreti Peygamber Cebrail aleyhisselamın "İslam nedir?" sorusuna, İslam’ı amellerle açıklamıştır. Evet. Buna göre İslam imandan ayrılmaz, iman İslam’dan ayrılır ve tek başına kalır. Çünkü bazen ameller olmaksızın içten kabullenme ve tasdik bulunur ve iman İslam’dan ayrılır. Evet. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretlerine Dıhye suretinde gelir Cebrail aleyhisselam. Birinci soru şudur "İman nedir?" soru budur çünkü ilk soru. "İslam nedir?" demez, "İman nedir ya Resulullah?" O’da cevap verir "Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, kader, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna ilaveler vardır rivayetlerde din gününden hariç, cennete, cehenneme, kabre diye böyle rivayetlerde farklılıklar vardır ama ana tema budur: Allah’a, meleklerine, iman etmendir." der. Tabi buna peygamberlerine, kitaplarına, din gününe yani hesaba çekilmeye. 5 ana unsurdur bu. 5 ana unsur imanın şartı. Ardından: "İslam nedir ya Resulullah?" "Kelime-i şahadet getirmek" İslam nedire cevap. "Kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, paran varsa zekât vermek, ömrümde bir sefer dahi olsa hacca gitmek." Ardından sorar "İhsan nedir ya Resulullah?" İhsan! Bunu İslam dünyasında imanı ve İslam’ı söylüyorlar sadece ihsanı anlatmıyorlar. Ardından soruyor "İhsan nedir ya Resulullah?" "Allah’ı görüyormuşçasına yaşamandır, ibadet etmendir" Allah’ı görüyormuşçasına. Hayatı Allah’ı görüyormuşçasına yaşamak. Namazı kılarken Allah’ı görüyormuşçasına kılmak, orucu tutarken Allah’ı görüyormuşçasına tutmak, "Eşhedü enla ilahe illallah" derken görüyormuşçasına demek, "Eşhedü enne resuluhu" derken görüyormuşçasına demek, Muhammeden abduhu ve görüyormuşçasına. Allah’ı iman etmek, meleklerine görüyormuşçasına görüyormuşçasına iman etmek, görmek. Peygamberlerine görüyormuşçasına iman etmek, görmek. Görmek. Şahadet etmek. Kitaplarını görüyormuşçasına iman etmek. Görüyormuşçasına. Din gününü görüyormuşçasına yaşamak. Din gününü. Asıl burası önemli: Allah’ı görüyormuşçasına yaşamak. Bir çıt altı "Göremesen de" diyor, "Göremesen de O’nun seni gördüğünü bilip hep böyle yaşamak." Sufiler görüyormuşçasına yaşamayı hedeflerler, görüyormuşçasına. Evet.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İman artar ve eksilir mi?

İmanda artma ve eksilme olur mu? Bu noktada bunu çok tartışmış İslam dünyası imanda artma eksilme olur mu diye. İmam-ı Azam hazretleri yine ben İmam-ı Azam’a atıfta bulunacağım burada hakkınızı helal edin ben fıkhî ve akaidi meselelerde İmam-ı Azam hazretlerinin duruşunu beğenirim. Bu kabul edilebilir kabul edilmez bu farklı bir şeydir. İmam-ı Azam hazretleri bu noktada der ki Fıkh-ı Ekber’inde "İman artmaz ve eksilmez." Şâfiîler imanın amellerle artıp ve eksileceğini söylerler veya bir kısım, mesela Eş’ari zihniyetli olanlar imanın artıp eksileceğini söylerler. Buna bu fakir katılmaz, İmam-ı Azam hazretlerinin yolundan giderim ben bu noktada. Genelde İmam-ı Azam’dan ayrıldığım yerler yoktur akidevi olarak. Hoşuma gider benim aklıma fikrime çok hitap ediyor, benim hayatıma çok hitap ediyor bu noktada. Fıkh-ı Ekber’i okumanızı isterim Aliyyül Kari şerhi var. Aliyyül Kari biliyorsunuz Teymiye’nin talebesidir, İmam-ı Teymiye Hanbeli’dir kendisi. Aliyyül Kari’de Hanbeli’dir ve kendi zamanlarındaki ehli tasavvufa eleştiriler getirmiş insanlardır. İbn-i Teymiye zaten Arabi’ye risaleler yazmış bu noktada ehli tasavvufa risaleler yazmış. Enteresan bir duruşa sahiptir. Tartışılır ilim insanları. Ben yapılan tartışmalardan bazı risalelerden yeni derviş olduğum zamanlarda bir iki yerde okumuş bir iki yerde de böyle karşılıklı tartışmıştım. Ben Teymiye’yi okuyan bir kimse değilim.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İman artma ve eksilme olur mu?

İmanda artma ve eksilme olur mu? Bu kabul edilmez Hanefilerce. İmam-ı Azam’da bunu kabul etmez. Bizim için imanda artma eksilme olmaz. Amellerle eksiklik vardır, bu imanın eksiğinin göstergesi değildir bizde. Bizdeki amel eksikliği imam eksikliği olarak kabul edilmez. Bizdeki amel eksikliği imanın kemalatına engeldir. İmanın kemalatı, yani olgunlaşmasına, erginleşmesine. Elma bütün ama daha yeşil, ham daha, ısırdığınızda ağzını yapşak yapşak yapacak ama elma bütün mü? Bütün. Bakın çiçekten tomurcuğa döndüğünden itibaren bütün, bir bütüncülük var, büyüyor, zaman içersinde erginleşiyor. İman böyle bir şeydir; bir çekirdek gibidir büyür ve olgunlaşır. Onu büyüten ve olgunlaştıran bilgi, ilim ve ameldir.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İman eksikliği nasıl değerlendirilir?

Bir kimsenin ameldeki eksikliği imandaki eksikliği değildir, bunu görelim. Ve Müslümanlara dışarıdan düşman yetmiyormuş gibi içerden birilerine düşman yetiştiriyoruz, kendi içimizde ötekileştirme, kendi içimizde itme, kendi içimize farklılaştırma, kendi içimizde düşman peyda ediyoruz. Ya Kardeş, iman etmiş. Oysa sufiler insanları ikiye ayrılırlar, 1- İman etmiş olan kardeşleri, 2- İman edecek olan kardeşleri. Birisi iman etmiş öbürkü iman edecek. Veda hutbesi “Ey insanlar hepiniz bir tarağın dişleri gibisiniz, kardeş olun” düşman üretmeyin, ötekileştirmeyin. Bir kimse eksiklikleri, noksanlıkları vardır amelde de eksiklikleri vardır. Kardeş; sen itme onu, atma, ötekileştirme. “Ya Şâfiîye göre böyle” Ya kardeş; Hanefiye göre düşün. Ötekileştirmek zorunda mısın? İtmek zorunda mısın? Başı açık bayanlar var yukarda duruyorlar, neden rahatsız mı olsunlar bizden? Namazı kılmayan birisi olabilir, rahatsız mı olsun bizden? Biz hatta ona namaz kılmıyorsun diye hiç böyle ters bile bakmayalım andırmayalım bile. Utanır, sıkılır irtibatı kopar bizle. ikiyüz yıldan beri din cahili bu topraklar. O bir derviş oldu ya oooh fethetti her şeyi. Otur kardeş oturduğun yere, kimseyi ötekileştirme, bir ameli işlemedi diye laf söyleme. Bırak andırma dahi. “Senin başın neden açık” Sana ne? Sana mı sordular? Sen mi Allah’a hesabını vereceksin onun? Sana ne? Neden onu ötekileştiriyorsun? Neden onu eleştiriyorsun? Neden ona tepeden bakıyorsun? Sakat bir düşünce bu. Bugün için sakat, kabul edilebilirliği yok “Lâ ilâhe illallah Muhammeden Resulullah” diyen bağrına bas, öbürkünü de bas. Neden? Sen onu bağrına basınca, o diyecek onu. Sen ona iyilikle muamelede bulun, güzellikle muamelede bulun, sana savaş açmış, sen şedit bir cevapla, cevapla. Sana ne kadar şedit davrandı, sen de o ölçüde şedit davran ona, sana savaş açmış. Senin toprağına göz dikmiş, senin namusuna göz dikmiş, bu ayrı. Geri kalan tebliğ edilmeyi bekliyor e “Lâ ilahe İllallah Muhammeden Resulullah” demiş bir kimse ya… İman ehli o. İman ehli. Bilmiyor, alışmamış, öğrenmemiş, görmemiş, nefsine yenik düşmüş. Sen tam mı nefsinle mücadele ettin bildiğin halde? Evet, o zaman, ameller imanın bir cüzü değil, İmam-ı Azam’da böyle diyor, İmam-ı Azam’ın yolunu takip edenler de aynı şekilde söylüyor.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

İman yaratıldı mı?

Bir önemli konu daha var İman yaratıldı mı? Maturidiler bu konuda ikiye ayrılır; 1- Semerkant âlimlerine göre iman mahluktur 2- Buhara âlimlerine göre mahluk değildir. İbn Hümam Ebu Hanife’nin “el-Vasiyye” sinde imanın yaratıldığına dair açık bir ifadenin olduğunu ve bu fikre katıldığını söyler. Ebu Hanife; “Kullar amelleri, ikrarları ve marifetleriyle yaratılmış mahlukturlar” der.

Kaynak: Nefes II — 28 Mart 2015 Sohbeti

Fiilin yaratıcısı kimdir?

Fiilin yaratıcısı Allah’tır. Ayet-i kerimede de “La faili illallah” Allahtan başka fiili yaratan yoktur. Mu’tezile de diyor ki buradaki ayrışma noktası şu: bu fiile kim güç yetiriyorsa o yaratır.

Kaynak: Nefes — 7 Mart 2015 Sohbeti

Pezdevi fiili nasıl kabul eder?

Pezdevi fiili “şey” olarak kabul etmektedir. Allah her şeyin yaratıcısı (En’am 102) olması hesabı ile “şey” olarak adlandırılan fiil söz konusu ayetteki “şey” kelimesinin kapsamına girmekte dolayısıyla Allah’ın yarattığı bir nesne olmaktadır.

Kaynak: Nefes — 7 Mart 2015 Sohbeti

Fiilin üzerinde iki tecelliyat vardır. Bunlar nelerdir?

Maturidi’ye göre fiilin üzerinde iki tecelliyat vardır. 1- Yaratmayla alakalı, Allah’a aittir. 2- Onu istemek, onu kesp etmekle alakalı kula aittir. Kul bir bu peçeteyi atmayı ister ama bu peçyeyi atma fiilini yaratan Allah’tır.

Kaynak: Nefes — 7 Mart 2015 Sohbeti

Kudreti olmayan bir şeye etki etmek mümkün müdür?

Kudreti olmayan hiçbir şeyi etkileyemez. O zaman bizim fiiliyatlarımızın üzerinde de kudret söz konusudur. Kudret Allah’ın bizim üzerimizden tecelli ettirdiği bir sıfatıdır.

Kaynak: Nefes — 7 Mart 2015 Sohbeti

İmam-ı Maturidi fiili nasıl görür?

İmam-ı Maturidi fiilin varlığını ortaya koyar ve mesele kolay anlaşılsın diye fiilde yönler tespit eder. İmam-ı Maturidi fiilin varlığını orta yere koyar. Fiil vardır. Fiilin varlığını ispat eder İmam-ı Maturidi.

Kaynak: Nefes — 7 Mart 2015 Sohbeti

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları