Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: Fıkıh — Sayfa 14

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Fıkıh(1695) — Sayfa 14/23

Vücudun mertebeleri nelerdir?

Arabî vücudun vücud mevcud olması veya vücudun batından zahire çıkması sürecini dörde ayıraraktan anlatır. 1- Vücudu mutlak. Mahiyeti bilinemez ona mahiyet demek bile caiz olmaz ki o da Allah’tır. 2- Maddeden soyutlanmış mevcud şekillenmeyi ve suretlenmeyi kabul eden ruhani mufarrık, ayrılmış, ayrışan akıllardır. 3- Mekân ve haysız yön kabul eden mevcud. Bunlar cirimler ve cisimlerdir. 4- Bizatihi değil bi’t-tabiâ haysız kabul edilen mevcud ki onlarda Aristo’da benzer şekilde dörtlü tasnif yapmıştır, İbni Sina da neced kitabında yazar.

Kaynak: Nefes II — 26 Kasım 2016 Sohbeti

İmam-ı Maturidi’nin sınırları bilinen bir akli değerlendirme ne demektir?

İmam-ı Maturidi sınırları bilinen bir akli değerlendirme olarak, bu değerlendirme aklın sınırları içerisindedir. İmam-ı Maturidi bu noktada Kur’an ve sünnet dairesinde, İmam-ı Maturidi’nin bu noktadaki duruş noktasıyla felsefesiyle biraz ilgili olduğumdan dolayı anladığımı söylüyorum, İmam-ı Maturidi meselelere Kur’an ve sünnet içerisinde kalaraktan, Kur’an ve sünnetin içerisinden farklı hükümler çıkararaktan durur. Bu noktada İmam-ı Maturidi’nin felsefesinin, dairesinin sufilere çok yatkın olduğuna inanırım.

Kaynak: Nefes II — 25 Temmuz 2015 Sohbeti

İlmî yörüngeye göre yaratma kudreti kimin aittir?

Yaratma kudreti Allah’a ait. Yaratılmayacağı neticesine varmaya çalışırlar. Evet. İmam-ı Azam hazretleri bu noktada her şeyi yaratan Allah’tır, la faili illallah, Allahtan başka fail olan yoktur. Allahtan başka yaratıcı yoktur. Allah her şeyi yaratır.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Mutezile kelamcısı Kadı Abdülcabbar MUĞNI adlı eserinde bu ayeti delil olarak görmez. Bu durumu nedir?

Mutez, her şeyden önce söz konusu ayette bir "tahsis" kabul etmektedir. Burada tahsisden kastedilen "ŞEY" kelimesinin manasını kısıtlamak, tahdit etmek ve şümulünü daraltmaktır. Bu durumda ayette geçen "ŞEY" kelimesi "ŞEY" olarak adlandırılabilecek her şeye tatbik edilmelidir.

Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti

Sünnet-i Resulullah’ın temelinde ne yer alır?

Her şeyin temelinde Sünnet-i Resulullah olacak. Her şeyin temelinde. Bunda da üstada bağımsızlık yok, böyle bir şey yok. Üstada bağlılık var, teslimiyet var. Hangi noktada? Kur’an ve sünnet dairesinde teslimiyet var.

Kaynak: Nefes II — 25 Nisan 2015 Sohbeti

Üstadın yolunu izleyen kişi ne yapmalıdır?

Üstadı ona Sünnet-i Resulullah’tan bir yol çizdi, o ona teslim olacak. Dedi ki ona, sen günlük 3000 tevhid çekeceksin. Sünnet-i Resulullah’ta var mı ölçüsü? Var. Teslim olacak ona o.

Kaynak: Nefes II — 25 Nisan 2015 Sohbeti

Sünnet-i Resulullah’a uymanın sonuçları nelerdir?

Sünnet-i Resulullah’a uyarsan sen etraftan sadaka toplayamazsın. Sen dervişlerden harçlık toplayamazsın. Sünnet-i Resulullah’a uyarsan sen dervyşlerden kendine hizmet bekleyemezsin. Hizmette ettiremezsin. Sünnet-i Resulullah’ın temelinde yok. O kendi işini kendisi yapardı. O zaman o üstad kendi işini kendisi yapacak.

Kaynak: Nefes II — 25 Nisan 2015 Sohbeti

Maturidi, Allah’ın fiilleri oldukları gibi yaratmakta onları yokluktan varlık sahasına çıkartmakta mıdır?

Eş’ari, insanın kesbinin Allah tarafından yaratıldığını söylemekle beraber kesbi fiil ve amel olarak adlandırır. Maturidi, Allah’ın fiilleri oldukları gibi yaratmakta onları yokluktan varlık sahasına çıkartmaktadır. İnsanlarda o fiilleri yaptıkları ve kesp ettikleri ölçüde o fiillere sahip olurlar. Fiil aslında kesp yönünden insana, yaratma yönünden de Allah’a aittir. Et-Tevhid.

Kaynak: Nefes — 7 Mart 2015 Sohbeti

Buhari ve Müslim hadislerine inanmamak nedeniyle bir hadis-i şerifin kabul edilmesi gereken şartlar nelerdir?

Eğer meşhur hadisçiler bunları kabul ettilerse ben kabul ederim. Bu benim sorunum değil zaten. "Etmiyorlar ama Buhari…" Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace kabul ediyor ya bunlarda o meşhur hadisçilerden. İbni Nuaym kabul ediyor. Darimi kabul ediyor. Bu noktada bunlar kabul edince, meşhur altı tane hadisçi var: Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace, İmam-ı Davud, İmam-ı Nesai. Bunlar kabul ettilerse hatta iki tanesi üç tanesi bunda ittifak ettiyse benim için sıkıntı yok, kendileri düşünsünler. Ben o hadisleri kabul etmeme gibi kendimi o noktada koymam ama kendimce ince bir perde düşerim oraya. İnce düştüğüm perde şu: Buhari-Müslim kabul etmiyor. Hadisçilerin evvelidir İmam-ı Buhari hatta Buhari’den sonradır Müslim, Ebu Davud, İbni Mace, Darimi, onların hepsi de sonradır ama burada Buhari-Müslim kabul etmiyorsa -Müslim’de Buhari’den sonradır zaten- Buhari’nin kabul etmediği hadislerin üzerinde muhakkak, ilim ama bu, birileri onun ilmine, irfanına ermiş, tabanına ermiştir kendilerince kabul etmişlerdir ama ben mesela özellikle bir şeye fıkıh edeceksem, hüküm vereceksem benim için Buhari-Müslim ayrı bir yer teşkil eder. Hatta ayıp söylemesi bende Buhari-Müslim hadislerinin toplandığı ayrı bir hadis kitabı var sadece Buhari-Müslim hadisleri vardır onda başka hiçbir hadis yoktur onda. Ben bir şeye bakacağım zaman ilk önce Buhari-Müslim hadislerine bakarım sonra Kütüb-i Sitte’ye bakarım yani 6 hadis imamının olduğu kitaba bakarım sonra diğerlerine bakarım ama bu noktada evet bu hadis-i şerifin üzerinde değişik rivayetler var.

Kaynak: Nefes — 10 Ocak 2015 Sohbeti

İmam-ı Azam hazretlerinin Hanifelik yolu nedir?

İmam-ı Azam hazretlerinin Ebu Hanife, Hanifelik “Ben hanifeyim” deme yolu yoktur. Enteresan, yazdığı bir tek fıkıh kitabı bile yoktur, talebelerinin aldığı notlar vardır.

Kaynak: Nefes — 14 HAZİRAN 2014 Sohbeti

Tarikatların kapatılması neden önemlidir?

Bunların kendince duruş noktaları Osmanlı’daki geleneksel akıma körü körüne bağlı değiller veyahut da dinin geleneksel akımına körü körüne bağlı değiller, yani dönüp Kur’an ve sünnete yeniden içtihad edilmesi gereken konular var, hem yönetimsel olarak hem hukuk olarak hem de dini olarak yeniden içtihad edilmesi gereken konular var, diyen bir kesim.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 7 Mart 2021 Sohbeti

Tarikatların kapatılması neden bir çözüm olarak ele alınmıştır?

Atatürk tekke ve zaviyeler kanununu çıkardığında hiç kimse buna itiraz etmiyor. Veya tevhid-i tedrisat kanunu çıktığında hiç kimse buna itiraz etmiyor çünkü belki de o günkü İslamcılar kantarın topuzu kaçırdılar, kaçırdıklarının da belki de farkında değillerdi, yani bunları talim ve terbiye ederekten bunları tecdit etme -eski dilde tecdittir- yenileme, bunları yenileme yoluna gideceklerine komple kapatmayı ön gördüler.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 7 Mart 2021 Sohbeti

Nikahsız bir kadınla erkeğin birleşmesi ne durumdadır?

Nikahsız bir kadınla erkeğin birleşmesi zinadır, buna sen zorunluluk getirip de başka bir yerden başka bir fetva veremezsin. Veremezsin, nassla sabit.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 15 Şubat 2020 Sohbeti

İmam-ı Maturidi’nin ayeti yorumu nedir?

Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz taktirde Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız onu Allah ve Resul’üne arz edin. Yani bu hadisleri inkar eden zırtapoz-lar; bakmayın siz onlara, onlar böyle Avrupa’nın beslediği dönme beslemeler onlar. O hadisleri inkar eden, o Amerika’dan, oradan, buradan laf küf eden-ler, ülkede bunlara laf küf edenler bunlar. Çünkü ayet-i kerimede: "Bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde Allah’a ve Resul’üne götürün." Oradaki ibare enteresan "eğer gerçekten" diyor, "Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız." Enteresan bir şey, eğer gerçekten sen Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsan işin içinden çıkamadığın bir problemi Allah ve Resul’üne götüreceksin. Yani Kur’an’a ve sünnete götüreceksin. Bir hüküm çıkacaksa onun Kur’an’dan ve sünnetten delili olacak, Kur’an’dan ve sünnetten delili yoksa onun yoksa o zaman o heva heves oldu, ona uyulmu-yor.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 8 Şubat 2020 Sohbeti

Zaruretten dolayı faiz almak caiz midir?

El-cevap: Caizdir. Bir kimse çölde susuz kalsa veya depremde susuz kalsa o kimse -çok özür di-lerim- bevlini içebilir mi (sidiğini)? İçebilir el-cevap. Zaruretler var ya, zaru-retten dolayı fetva vermek. Meşhurdur ya, eski fıkıh kitaplarında da vardır, bir kimse açlıktan perişan olsa domuz eti yiyebilir mi? El-cevap: Yiyebilir. Veya leş yiyebilir mi? El-cevap Yiyebilir, örneğin. Yani bu tip bir kimse za-ruretten oruçlu olmuş olsa bir tarafına helak olsa o kimse orucunu bozabi-lir mi? El-cevap: Bozabilir hatta onun orucunu bozması farz. Veyahut da bir kimse rahatsız olsa orucu kaldıramayacak halde olursa o kimsenin oruç tut-ması caiz midir? Değildir. O kimse oruç tutmayacak, zaruretten dolayı onun üzerinden farz sâkıt oldu.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 8 Şubat 2020 Sohbeti

İslam devlet sisteminin hukuki ve kelami çerçevede nasıl algılanması gerektiği konusunda ne anlatılmaktadır?

Bu devlet sistemi kelami çerçevede de algılansa hukuki çerçevede de algılansa değişen bir şey yoktur. Farabi, ilimlerini tasnif ederken kelamı siyaset felsefesinin içinde saymış. Bunun temel nedeni, kelam ekolleri arasında İslam inanç ilkeleri açısından devlet başkanlığı meselesinin tartışılmasıdır. Çünkü Şia mezhebi hariç diğer kelami düşünçelerde siyaset, içtihadi bir konudur. Tekrar söylüyorum. İslam devlet sisteminde siyaset, içtihadi bir konudur. İçtihada açık bir konudur, o yüzden kelamın içerisinde alınmış.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 25 Ocak 2020 Sohbeti

İmamın yanlış bir şey söylediğinde ne yapılmalıdır?

Eğer imam yanlış bir şey söylerse yanlışa sürüklerse ona itaat edilmez. İmam-ı Şâfiî der ki: "Orada tek Müslüman kalıncaya kadar cihad etmek farz-ı ayndır." der. Ba-kın, İmam-ı Şâfiî’nin fetvasıdır bu. Bir de derler ki, Sünniler zalimlere karşı mücadele etmedi. Yok canım kardeşim benim, öyle değil.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 18 Ocak 2020 Sohbeti

Sünnilerin Emevilere karşı mücadelesi nedir?

Muaviyenin devlet başkanlığını Sünniler içtihad hatası olarak görürler, derler ki: “Doğru içtihad değil, katılmıyoruz.” derler içtihada. İmam-ı Azam katılmamış, İm, Şâfiî katılmamış, İmam-ı Mâlikî katılmamış, İmam-ı Han-bel katılmamış. Dört büyük imamın dördü de Emevilere biat etmemiştir. Dört büyük imamın dördü de tekrar söylüyorum, Emevilere biat etmemiştir. İmam-ı Yusuf bugünkü diyanet işleri başkanlığını kabul eder. İmam-ı Muhammed; İmam-ı Yusuf’u yerden yere vurur, neden kabul etti diye. Sonra İmam-ı Mu-hammed’e gelirler, İmam Muhammed der ki: “Ben imamımın peşindeyim, o kabul etmedi, ben de kabul etmiyorum.” der. Ben İmam-ı Muhammed’i o yüzden İmam-ı Yusuf’tan daha fazla severim. İmam-ı Muhammed daha ci-hatçı bir ruha sahiptir, daha mücadeleci bir ruha sahiptir, daha keskincedir, enteresan bir kimliği vardır onun. Aynı şey Mebsud’u yazan Serahsi için de geçerlidir. Serahsi de kabul etmez, Serahsi de biat etmez. Serahsi Mebsud’u nerede yazar, biliyor musunuz? Çukura hapsedilir. Zamanın Emevi halifesi, o, diyanet işleri başkanlığını kabul etmedi diye baskı yapar. Baskıya boyun eğmez, bir çukur açtırır, kocaman bir çukur, oraya çukura hapseder. Güne-şin alnında, soğuğun alnında. Dikkat edin, o koca imam Mebsud’u hıfzın-dan talebelerine yazdırır aşağıdan bağıraraktan. Emevilerle Sünniler, dinini gerçekten algılayan anlayanlar, müdana etmemişler; mücadele etmişler on-larla.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 18 Ocak 2020 Sohbeti

Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin makamına oturan bir kimse hakkında ne söylendi?

Malum geçen hafta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Medine dönemi on yıl, yine otuz yıl da hulefâ-yi râşidinin zamanını aldığımızda kırk yıllık bir İs-lam devleti söz konusu. Eğer bu kırk yıllık süreci kendimize ölçü alırsak, kırk yıllık süreci kendimize ölçü alırsak o zaman hulefâ-yi râşidinden sonra olu-şan devlet sistemi ne kadar İslam’a uydu, ne kadar İslam’ı uyumadı, neresi uygundu, neresi uygun değildi? Bu farklı bir alan olur. Eğer ki Emevilerin kurmuş olduğu sistemi İslam görürsek Emevilerden sonra Abbasiler, Abbasî-lerden sonra Selçuklular, Selçuklulardan sonra Osmanlılar, Osmanlılardan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti veya Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile be-raber Osmanlı topraklarında irili ufaklı bir sürü devlet ve devletçilik. Bun-ların hepsini de biz İslami görürsek -bu benim kendi tırnak içerisinde anla-yışım- bizim ayağımızı yere basmaz. O yüzden evet; ehli sünnet düşüncesinde hadis-i şerifler var, ayet-i kerimeler var, itaat edilmesi ile alakalı. Ve bu itaat noktasında eğer ki gerçekten eksiklikler, noksanlıklar var ise bakın, eksik-likler ve noksanlıklar var ise bu itaate tabi olunması ile alakalı emirler var. Şimdi bunlardan kısa kısa örnekler: Hazreti Enes radiyallahu anh hazretleri anlatıyor. Resulullah aleyhissâlatu vesselâm buyurdu ki: “Dinleyin ve itaat edin! Hatta üstünüze başı kuru üzüm tanesi gibi siyah Habeşli bir köle tayin edilmiş olsa aranızda kitabullahı tatbik ettikçe itaatten ayrılmayın.” (Buhari) Şimdi “Dinleyin ve itaat edin.” burada dinleyin ve itaat edin. Kimi dinleyip itaat edeceğiz? Aramızda kitabullahı tatbik ettiği müddetçe (yani Habeşli dediği Habeşliler Sudanlılar, Sudan’ın aşağı kısmı Afrika’ya doğru yani ekvatora doğru gittiğinizde onların renkleri daha esmer daha siyah.) Eğer diyor, böyle bir üstünüze başı kuru üzüm tanesi gibi siyah Habeşli bir köle tayin edilse dahi yani başınıza bir tane komutan tayin edildi, başınıza bir tane vali tayin edildi, başınıza bir tane ümera, herhangi bir yönetici ta-yin edildi, o tayin edilen kimse aranızda kitabullahı tatbik ettiği müddetçe ona itaat edilir. Çünkü derslerde din, siyaset, devlet ilişkileri konuşunca de-rim ya: “İtaat maruftadır, itaat maruftadır, itaat maruftadır.” Yani iyilikte-dir. Bir kimse bize iyiliği emrettiği müddetçe, bir kimse bize kitabullahı em-rettiği müddetçe ve kitabullahtan bize bir şeyler söylediği müddetçe biz ona itaat ederiz. İtaat etmekle mükellefiz, bu itaatten zerrece ayrılamayız, ayrı-lırsak cahiliye ölümü gibidir, diyor. Şimdi devam ediyoruz yine. Ebu Hureyre anlatıyor, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki Burası çok önemli çünkü sufileri de ilgilendiriyor itaat ile alakalı hadiseler. Bakın, ita-atle alakalı hadiseler sufileri de ilgilendirir. Başına bir kimsenin bir zakir atandı; zakir tayin edildi; bir şeyden sorumlu tayin edildi; sufiler, sufi gele-neği, kültürü, sufi adabı, erkanı ona itaat etmeyi emreder. Kim zakir tayin edildiyse edildi, senin başına birisi zakir tayin edilmiş, sen ona itaat edersin. Veya senin başına bir kimse yönetici tayin edilmiş, sen ona itaat edersin. Su-filikte de bu olmazsa olmazdır. Hazreti Peygamber söylüyor: “Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir.” Burası çok önemli “Kim bana itaat 178 | Çağdaş Siyasal İslam etmişse Allah’a itaat etmiştir.” Sebep? Çünkü o heva ve hevesinden hiç ko-nuşmaz. Sebep? O çünkü Allah’ın indirdiğiyle hükmeder, bunların hepsi de ayet-i kerime. Sebep? O, Allah’ın emrinin haricinde bir şey söylemez. Siz bu son dönem oluşan Hazreti Peygamber de günah işlemiştir, o da günah-ı ke-bair işlemiştir, Hazreti Peygamber de günaha açıktı, Hazreti Peygamber de şeytana uydu, haşa bu sözlere kulak vermeyin, bunlar küfür sözler. Bunlar, ümmetin Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bakı-şını zedeleyecek olan sözler. Küfürlü sözler bunlar, bakın, küfür sözler. “Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan et-miş ise mutlaka Allah’a isyan etmiştir.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem hazretlerinin bir sünneti var, bir hadisi var, ona isyan etti, onu inkâr etti. Yapamamak ayrı bir şeydir, bir şeyi yapamayabilir insan veyahut da günah işleyebilir. Ama isyan etmek, ona karşı çıkmak, “bu doğru değil” demek, “bu yanlış” demek, o kimseyi küfre götürür. Çünkü kim bana isyan etmiş ise Al-lah’a isyan etmiştir. Devam ediyoruz. “Kim emire itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de emire isyan ederse mutlaka bana isyan etmiş olur.” (Buhari, Müslim, Nesai) Demek ki kim Hazreti Peygamber’e itaat ettiyse Al-lah’a itaat etti. Kim de emire itaat ederse Resulullah’a itaat etmiş oldu, ba-kın, Resulullah’a itaat etmiş oldu. O zaman kim emire isyan ederse Resulul-lah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine isyan etti, dolayısıyla Allah’a isyan etmiş oldu ama bu itaatler Kur’an sünnet dairesindedir, Kur’an ve sünnetin dışında değildir. Yine ayet-i kerimede Nisa ayet 80 “Kim Resul’e itaat ederse mutlaka Allah’a itaat etmiştir.” (Nisa ayet 80) Demek ki bu ayet-i kerime ile de desteklenmiş. Ayet-i kerimenin emri. Kim Allah’ın resulüne itaat etti, Allah’a itaat etti. Kim bir emire itaat etti, o da Resulullah’a itaat etti. Kim bir emire karşı çıktı, Resulullah’a karşı çıkmış oldu. Resulullah’a karşı çıkan da ne oldu? Allah’a karşı çıkmış oldu. Bu tip o kadar çok hadis-i şerifler var ki itaatle alakalı, emir’e itaat ile alakalı. Ben burada onların hepsini de alma-dım, ben böyle hızlı hızlı okuyayım, hem de zaman geçirmemiş olayım. Yine İbn Ömer naklediyor bunu: “Müslüman kişiye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir.” Müslüman itaat edecek, hoşuna gitmeyebi-lir bu. Bakın, bu Kur’an ve sünnetin dışında bir şey değil ama bu senin ho-şuna gitmeyebilir. Halid bin Velid hazretlerinin savaşta iken ordu komutan-lığından azledilmesi gibi. Savaşta ordu komutanlığından azledildi, hemen itaat etti ve yeni bir ordu komutanı tayin edildi. Hemen itaat etti. Hattta de-diler ki Hazreti Ömer Efendi’mizin ilk icraatıdır halife olur olmaz. Ordu İran seferinde. İlk işi Hazreti Ömer Efendi’mizin Halid bin Velid’i ordu ko-mutanlığından azleder. Ben net olmamakla bunu söylüyorum. Sare var ya ordu komutanı olarak. Onu tayin eder, bağırır ya kürsüden “Ya Sare Cebele.” diye İran seferinde. Şimdi ne yapar? İtaat eder, bakın, zararınıza da, diyor, olsa itaat edin. Zarar görebilirsin, hoşuna gitmeyebilir, senin nefsine ağır ge-lebilir. Sen bunu bırak, buna başla, çekil kenara, düş öne, neyse Sufiler bun-lara dikkat ederler çok, bakın sufilere de kaynaktır bunlar, sufiler bunlara çok dikkat ederler. Zarar görebilirsin, hoşuna gitmeyebilir. Devam ediyoruz yalnız. “Ancak, (bakın) “ancak masiyet (yani Allah’a isyan) emredilmişse o ha-riç, eğer masiyet emredilmişse dinlemek de yok, itaat de yok.” Eğer dinleyece-ğiniz ve itaat edeceğiniz, kimi dinleriz? Alimleri, ulemayı dinleriz. Kime itaat ederiz? Ulu’l emre, yöneticilere. Kimi dinleriz? Alimleri (ulema). Kime itaat edilir? Ümera yani yöneticiler. Bize masiyet yani Allah’a isyan, yani haram, telkin ederlerse dinlemeyiz. Bize haram emrederlerse itaat etmeyiz. Bakın, haram bize telkin ederlerse dinlemeyiz, bize harama itaat etmemizi isterlerse itaat etmeyiniz çünkü hadis-i şerifin devamında diyor ki: “Masiyet (yani Al-lah’a isyan) emredilmişse o hariç, eğer masiyet emredilmişse dinlemek de yok, itaat de yok.” Ulemaya da emire de dinlemek de yok itaat de yok. Ulema kalktı, mümin müminden faiz alabilir, dedi örneğin. Dinleme kardeşim, din-leme. Neden? Ayet açık. Neden? Hadisler açık. Neden? İmamların içtihad-ları açık, dinleme. Bakın, açık. “Ya yeni içtihat yapıyoruz.” Canım kardeşim; ayetle sabit, hadiste sabit, dört imamın değil, yüz on dört imamın içtihadıyla sabit. Fazlalık olan her şey faizdir, hadisle sabit. Siz bunu değiştiremezsiniz, kapitalist sistemde yaşayan Müslümanların vurulduğu yerler. Kapitalist sis-teme Müslümanları peşkeş çekmesin hiç kimse. Müslümanları kapitalist sis-teme peşkeş çekiyorlar, faize alıştırıyorlar. O zaman çıkacaklar; diyecekler ki; dârü’l-harbte müminin harbinden faiz alması, vermesi caizdir; diyecek-ler. Bunu söyleyecekler. Bunun fetvası var mı? Evet. İmam-ı Azam’ın Hazreti Mekhul hadisinden bu fetvayı vermiş mi? Evet. İmam-ı Muhammed bu fet-vayı vermiş mi? Evet. İmam-ı Yusuf bu fetvayı vermiş mi? Evet. Harbinizden alıp verebilirsiniz, diyor. Eyvallah eğip bükmek yok, Allah muhafaza eyle-sin. Yine böyle hemen hadis-i şerifleri hızlı okuyorum. “Allah’a isyanda kula itaat yoktur.” “Allah’a itaat etmeyene itaat yoktur.” Hadis-i şerif bunlar. “Allah’a isyan edene itaat yoktur.” Allah’a isyan edene itaat yoktur. Bu koca, bu oğul, bu devlet, bu bir yönetici, kim olursa. İsyan varsa itaat yok. Seni is-yana götürüyor, itaat yok. Seni harama götürüyor, itaat yok. Seni yanlışa gö-türüyor, itaat yok. Hadis-i şerifler açık. Bakın, bütün ulemanın ittifak ettiği bir şey var. Hani burada, yukarıda soru soran diyor ya: “Zulmün ortadan kaldırılmasından ziyade güç, iktidar ve güvenlik merkezi bir rol oynamış-tır. Bu sebeple zalim ve fasık da olsa iktidara itaat telkin edilmiş, isyan ya-saklanmıştır. diyor, bu doğru değil. Ulema küfre düşen ulu’l-emri, ulema küfrü sabitlenmiş olan imama bütün Müslümanlara isyan etmenin vacip 180 | Çağdaş Siyasal İslam olduğunda icma etmiştir. Yani bir ulu’l-emr, bir devlet başkanı, bir emir küfrü sabit ise bakın; küfrü sabit ise bütün Müslümanların ona isyan etmesi vacip-tir. Şimdi İbn Hacer, Şâfiî’dir kendisi, meşhur Buhari’nin tercümesini yap-mış kimsedir. Hatta Gazali’nin İhya’sını da tercüme etmiştir İbn Hacer, en-teresan bir âlimdir. İbn Hacer şöyle der: “İsyana gücü yetene sevap vardır. Müdahene eden -yani ona isyan edemeyip orada mücadele edecek ama böyle tam böyle sağlam bir şekilde değil onu diyor- günahkar olur.” Yani ona ko-nuşmayan, ona sessiz kalan ama böyle ona sessiz kalıp orda yaşamaya de-vam etmeye çalışan, bununla alakalı mücadele etmeyen o kimse diyor; gü-nahkâr olur. “Aciz kalana – aciz hiçbir şey yapamıyor- oradan hicret gerekir.” diyor. Eğer ulu’l-emr küfre düştüyse. İtaat etmemekle alakalı bakın, itaat et-memekle alakalı yine bir hadis daha var. “Resulullah sallallahu aleyhi ve sel-lem hazretleri, Mekke’yi fethettiği zaman Cezîmeoğullarıyla savaşmak üzere Halid’i gönderdi. Halid, okudukları ezanı duyduğu ve silahı bıraktıkları halde üzerlerine saldırdı. Askerlere onları esir etmelerini emretti, sonra herkesin elindeki esiri öldürülmesini emretti. Süleym’e mensup askerler ellerindeki esirleri öldürdüler. Muhacirler ve Ensar öldürmediler. Bu durum Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ulaştırıldığında üç defa: ‘Allah’ım!’ Halid’in yaptığının kötü bir davranış olduğunu belirtti. Daha sonra Hz. Ali’yi göndererek Halid’in küçük, büyük onlara ne zarar vermişse diyet ve tazmi-natlarını onlara ulaştırdı.” Yani Halid, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tam anlamadan orada insanları kılıçtan geçirdi. İnsan-ları kılıçtan geçirince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazret-leri yanlışı – yanlış yaptı ya- yanlışı diyet ödeyerekten düzeltti. Ha o zaman buradan ne çıkıyor? Yanlış da itaat yok, yanlışa itaat edilmez. Allah muha-faza eylesin. Yine o hadisede ensar- muhacirlerin bir kısmıyla Ensar, esirleri öldürme-diler. Onları öldürmeyenleri Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sevindi, öldürmedi diye. Buradan şu çıkıyor, demek ki itaat Kur’an ve sünnette. Eğer imam yanlış bir şey söylerse yanlışa sürüklerse ona itaat edilmez. Yine meşhur ya olay, hep ben anlatırım ya. Hani bir seriyye gön-derdi, seriyyenin başındaki komutan askerlerle arasında anlaşmazlık çıktı. Askerlere odun toplayın, dedi, topladılar. Çalı toplayın, dedi, topladılar. Ya-kın, dedi, yaktılar. Ondan sonra atın kendinizi içine, dedi, atmadılar. Sa-habe kendini atmadı, ateşin içine. Geldiler bu meseleyi Hazreti Peygamber’e sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine naklettiler. Hazreti Peygamber Efen-di’mizin tespiti muhteşem: “Eğer ateşe kendinizi atmış olsaydınız ebediyen ateşte kalacaktınız.” O zaman da söyledi itaat maaruftadır, diye. Ve bu nok-tada Müslümanlar -hani burada soruda bahsettikleri gibi- “zalim ve fasık da olsa iktidara itaat telkin edilmiş, isyan yasaklanmıştır.” sözü doğru de-ğil. Müslümanlar bu konuda hata yapmış olabilirler, Müslümanlar bu nok-tada güç yetirememiş olabilirler, acziyet göstermiş olabilirler. Dünyaya, heva heveslerine kapılmış olabilirler ama Müslümanların eksikliği dinin eksikliği değildir. Ben burada, bu noktada hadis-i şerifleri ve ayet-i kerimeleri okuyo-rum. Ve ümmetin ulemasının ittifak ettiği ölçüleri kendime ölçü alıyorum. Soruyu soran kardeş bana dedi ki: “Hangi eserden cevapları verirken fay-dalanıyorsun.” diye sordu bana. Benim bir eser, faydalandığım bir eser yok. Ben konuyla alakalı hıfzımda olan hadis-i şerifler, hıfzımda olan ayeti keri-melerle yürüyorum. Direkt şu kaynaktan diye bir şey, kaynağa bağlı kalmı-yorum. Çünkü bu konuda yazılan kaynağın hangi zamanda yazıldığı, hangi dönemde yazıldığı, kimin döneminde yazıldığı bunlar önemli şeyler çünkü. Yani tabiri caizse kimin borazanını öttürüyor, bunlar önemli. O yüzden ben direkt ayet ve hadislerden alıntı yaparaktan bu sohbeti hazırlıyorum, direkt. İmamların içtihadlarına bakıyorum, bu konuda imamların içtihadı varsa or-dan faydalanmaya çalışıyorum. Dördüncü madde: Siyasetin dini ve kelâmî açıdan temellendirilmesi; ilk defa fiziki güç kullanarak iktidarı ele geçiren Emevilerin iktidarlarını ve siyasi uygulamalarını Allah’ın iradesi, takdiri, kaza ve kaderiyle ilişki-lendirmeleriyle başlamıştır. Kısmen bunu kabul edebilir miyiz? Evet ama ben hulefâ-yi râşidinden sonraki Emevilerin kurmuş olduğu düzeni ve sistemi İslami görenlerden değilim ama Emeviler iktidarı güç kullanılaraktan mı ele geçirdiler? Evet. Çünkü malum Sıffin vakası. Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri ile Mua-viye arasında ondan önce Hazreti Osman zamanında kıpırdanmalar. Hazreti Osman Efendi’mizin şehid edilmesi ile Muaviye’nin Hazreti Osman’ın şehid edildiğini bahane ederekten yönetimi ele geçirmeye çalışması, bunu bahane ederekten Hazreti Ali Efendi’mize karşı savaş açması ve İslam’ın kendi içeri-sindeki numaişler olması, sıkıntılar olması. Muaviye’nin bu noktada devleti kurması Dımeşk yani bugünkü Şam’da. Şam’da alternatif bir devlet kurması. Medine-i Münevvere’de bir devlet var ama Şam’da alternatif bir devlet kur-ması (Dimeşk’te) ve bu alternatif devletin Hazreti Ali radiyallahu anh haz-retlerine, mevcut devlete, mevcut hükümete savaş açması. Bakın, dikkat edin. Mevcut devlete, mevcut bir başkana, yani halifeye savaş açması ve bu sava-şın neticesi yok; galibi yok. Hazreti Ali radiyallahu an hazretleri bu noktada halife ama Muaviye de kendine orada halife dedirttirmiyor ama o da kendi-sine devlet başkanı dedirttiriyor. Etrafındaki yalaklar, salaklar onlarda ha-life diyenler de var etrafında onun. Yani Emevi Devleti’nin kuruluş aşaması bu. Bunun geldisi nerede? Bunun geldisi Ümeyyeoğulları. Ümeyyeoğulları 182 | Çağdaş Siyasal İslam nereden? Mekke’den. Mekke nereden? Mekke’nin en önemli müşrik ailele-rinden birisi Ümeyyeoğulları. Mekke Devleti’nin tabiri caizse en önemli ai-lesi, sülalesi. Kureyşlilere akraba bunlar. Yani Ümeyyeoğulları Kureyşlilerle de akraba ama Ümeyyeoğulları ümera kısmından yani yönetici kısmından, devlette görev almışlar, devlette görev almayı çok seviyorlar, devletçiliği çok iyi biliyorlar tabiri caizse. Muaviye, babası ve babasının babası, sülale komple devlet işleyişini ve devletçiliği iyi bilen bir aile. Yazışmaları, devlet protokolle-rini, bir devletin nasıl olması gerektiği ile alakalı çok iyi bir donanıma sahip-ler. Kureyşliler ise -enteresan- sülalenin karakteristik özellikleri bunlar. Ge-len hacılara hizmet eden bir sülale. Kureyş sülalesi İbrahimî, İbrahimî olduğu için hizmet üzerinde büyümüşler, yürümüşler. İbrahim’den itibaren İsmail ile beraber hep hizmet etmişler gelen hacılara. Onlar sülale olarak Beytul-lah’a ve Beytullah’a gelen hacılara hizmet eden bir aile, sülale. Ama Ümey-yeoğulları devleti idare eden, devlet kuran, devletçi, devlet mantığı önde olan bir aile. Öyle olunca birisi hizmette, birisi yönetmekte. Ve o yönetmekte olan hırslı, devamlı yönetmek istiyor, devamlı yönetici olmak istiyor ve bu hırsıyla Dımeşk’te (Yani çünkü eski dilde bugün Şam dediğiniz yerin adı Dımeşk. Şam bir coğrafi bölge Ankara’ya kadar içine alıyor, o coğrafi bölge. Anado-lu’da Ankara’ya kadar içine alıyor Şam bölgesi.) Hulefâ-yi râşidin döneminde bunlar çok öne çıkamıyorlar. Hazreti Osman Efendimiz de Muaviye’nin ak-rabası ama Muaviye aynı zamanda böyle okur yazar. Hazreti Peygamber sal-lallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin katibi. Devlet literatürünü iyi bilen bir kimse. Bildiğiniz katip, devlette katip, baş katip gibi, öyle söyleyelim. Bir yere mektup yazılacak Muaviye yazıyor, elagatı güzel. Antlaşma metni hazırla-nacak, Muaviye hazırlıyor, bu konuda uzman, alanı o. Aynı şekilde Hazreti Ömer Efendi’miz de aynı. Hazreti Ömer Efendi’miz de Mekke müşrik devle-tinde bugünkü dışişleri bakanı gibi. Öyle söyleyeyim, İslam olmazdan önce. O yüzden Hazreti Ömer Efendi’miz sahabenin içerisinde devletçi şahindir. Dört halifenin içerisinde en şahini odur, devleti düşünür, öyledir. Neden? O, devletten gelme çünkü. Muaviye orada buna başlar aslında, seçimle gelmiş bir devlet başkanı değildir. Kılıç zoruyla gelmiş bir devlet başkanıdır Muaviye ve İslam dünyası Muaviye’nin devlet başkanlığını kabul etmez. Ne zamana kadar? Hazreti Hasan Efendi’mizin halifelikten feragat edip devlet işlerinde Muaviye’ye tabi oluyoruz, deyince kadar. Muaviyenin devlet başkanlığı o za-man başlar ve hiçbir zaman Muaviye’nin kurmuş olduğu devleti ehli sünnet, büyük bir çoğunluğu olarak İslam devleti olarak görmez. Ben hiç görmedim, ben hiç görmedim. Her ne kadar bir kısım imamların fiziki güç kullanarak-tan devlet başkanlığını ele geçirmek caiz dese de. Bakın, fetva da vardır, bu fetva yoktur değil, içtihad etmişler fetva vermişler. Zalim bir devlet başkanı var, değiştiremiyorsun. O zaman ümmet kıyama kalkıp o zalim devlet baş-kanını, kafir devlet başkanını değiştirdi kılıç zoruyla; yani onu katletti. Yeni bir devlet başkanı, komutan yeni bir devlet başkan oldu. Eğer bunun fetvası olmazsa o zaman hiçbirisi de makul, makbul, sahih bir devlet başkanı ol-maz. Ama bu kime karşı kullanılır? Zalime karşı, kafire karşı. Kurtuluş Sa-vaşı gibi. Bakın, Kurtuluş Savaşı gibi. Ülke işgal edilmiş, kim tarafından? Gavurlar, kafirler tarafından. İlk başlangıç ne? Denizli imamı cumayı kıl-dırmıyor müftü. Yunan İzmir’e iniyor, siz cuma mı kılacaksınız burda? Çı-kın, gidin camiden, yürüyün, diyor. Size cuma farz değil bu saatten sonra, diyor örnek. Sütçü İmam gibi. Günün İngiliz soytarısı olmayan, İngiliz boz-ması, Avrupa yosması olmayan alimlerin, ulamanın, şeyhlerin, dervişlerin kıyama kalkması gibi Anadolu’da. Ama İngiliz bozması olanlar, kraliçenin kurduğu dergahlar, kraliçenin beslediği medreseler, kraliçenin beslediği sütü bozuk kanı bozuk -adına ne derseniz deyin- onlar Anadolu kıyamına destek vermiyorlar. Bu bir gerçek mi? Evet. Hatta İngilizlerde o zaman küçük kü-çük uçaklar var. İngiliz’in o küçük, küçük küçük uçaklarla Osmanlıca bildi-riler dağıtılıyor; kıyama kalkmayın diye. Fetvalar dağıtılıyor, kıyama kalk-mayın diye uçaktan atılıyor. Osmanlıca mecmua gibi gazete gibi bildiri gibi fetva gibi. Bunlar İngiliz bozması, Avrupa yosması bunlar. Dergahı, tekkesi, şeyhi, partisi purtisi ne varsa. Bunlar bu ülkede hala daha yok zannetmeyin. Bu ülkede hala daha İngiliz bozması, Avrupa yosması, CIA, kanı bozuğu, sütü bozuğuyla kolkola dolaşan; dergahlar, tekkeler, şeyhler, alimler, ulema-lar, partiler purtiler, dernekler, vakıflar var mı? Var. Avrupa’dan beslenen, CIA’dan beslenen, MOSSAD’dan beslenen, İngiltere’den beslenen, beslenen, oradan para alan, oradan para devşiren, oradan yardım devşiren; dergahlar, şeyhler, tekkeler, tasavvuf toplulukları, -adı üstünde evet- dernekler, sivil top-lum örgütleri gibi MOSSAD’ın, CIA’nın cirit attığı topluluklar var mı? Var. Hala daha var. Hala daha var bunlar. O zaman için de Kurtuluş Savaşı’nda da var bunlar, bunlar yok değil. Osmanlı zamanında da var bunlar. Osman-lıyı içeriden çürüten, Osmanlıyı içeriden yıkan, Osmanlının altını oyan bun-lar. Bunların her birisi İngiliz bozması, bunların her birisi Avrupa yosması bunlar. Bunlar yok olmuyorlar, bunlar yok olmuyorlar. Bunlar devam ettiri-yorlar işlerini. Bunlar gizli örgüt gibi. O gün için bu mason örgütler var mı? Var. Bakın, Türkiye’de konuşul-mayan örgütlerden birisidir mason örgütlenmesi. Türkiye’de konuşulmayan, konuşulması cıs olan, konuşanın başına değişik işler gelen, konuşanın sustu-rulduğu, karşı çıkanın değişik olayların başına çorap örüldüğü örgüttür ma-son örgütleri. Bunları konuşamaz hiç kimse. Bu mason örgütlerinde kimler üyedir, kimler başkandır, kimler 33 dereceli masondur? Kimler Türkiye’deki 184 | Çağdaş Siyasal İslam -bunlarda-masonların en büyük azamıdır, kimdir? Bunlar konuşulmaz Tür-kiye’de. Bu masonların bir kolu deist midir? Bu deistlerin baş deisti kimdir? Baş deist kimdir Türkiye’de? Hangi ölen gazeteci baş deistti de baş deistliği şimdi kime bıraktı? Hangi ölen gazeteci baş deistti, deistlerin başıydı da şimdi başı kim, kime devretti? Bunlar konuşulmaz. Devletin içerisinde Şia’nın, Ba-tıniliğin Fatıma kolundan olanlar konuşulmaz. Sünnilerin içerisinde, Sün-nilerin içerisinde Batıniler konuşulmaz. Hangi dergah Batıni’dir gerçekte? Ama Batıniliğini saklar konuşulmaz. Hangi Nakşibendi dergahları, tekkeleri, şeyhinin şeyhinin şeyhi, İngiliz ajanıdır; konuşulmaz. Konuşulmaz. Türki-ye’deki hangi Nakşibendi dergahları ve tarikatları İngiliz’in MI6’sının emrin-dedir, konuşulmaz. Türkiye’de hangi İslami görüntüde kurum ve kuruluşlar MOSSAD’ın emrindedir, konuşulmaz. Devlet biliyordur muhakkak, biliyor-dur. İslam Sünni kısmı; eğer devlet idarecileri, başkanları gavur ise kafir ise zalim ise ona mücadeleyi, ona baş kaldırıyı, ona kıyamı vacip görür. 1- Ya kı-yam edersin. 2- Ona müdana edersin, aman beslersin ondan. Günah-ı kebair işlemiş olursun ya da hicret edersin, der, üçünden biri. İmam-ı Şâfiî der ki: “Orada tek Müslüman kalıncaya kadar cihad etmek farz-ı ayndır.” der. Ba-kın, İmam-ı Şâfiî’nin fetvasıdır bu. Bir de derler ki, Sünniler zalimlere karşı mücadele etmedi. Yok canım kardeşim benim, öyle değil. Muaviyenin devlet başkanlığını Sünniler içtihad hatası olarak görürler, derler ki: “Doğru içtihad değil, katılmıyoruz.” derler içtihada. İmam-ı Azam katılmamış, İmam Şâfiî katılmamış, İmam-ı Mâlikî katılmamış, İmam-ı Han-bel katılmamış. Dört büyük imamın dördü de Emevilere biat etmemiştir. Dört büyük imamın dördü de tekrar söylüyorum, Emevilere biat etmemiştir. İmam-ı Yusuf bugünkü diyanet işleri başkanlığını kabul eder. İmam-ı Muhammed; İmam-ı Yusuf’u yerden yere vurur, neden kabul etti diye. Sonra İmam-ı Mu-hammed’e gelirler, İmam Muhammed der ki: “Ben imamımın peşindeyim, o kabul etmedi, ben de kabul etmiyorum.” der. Ben İmam-ı Muhammed’i o yüzden İmam-ı Yusuf’tan daha fazla severim. İmam-ı Muhammed daha ci-hatçı bir ruha sahiptir, daha mücadeleci bir ruha sahiptir, daha keskincedir, enteresan bir kimliği vardır onun. Aynı şey Mebsud’u yazan Serahsi için de geçerlidir. Serahsi de kabul etmez, Serahsi de biat etmez. Serahsi Mebsud’u nerede yazar, biliyor musunuz? Çukura hapsedilir. Zamanın Emevi halifesi, o, diyanet işleri başkanlığını kabul etmedi diye baskı yapar. Baskıya boyun eğmez, bir çukur açtırır, kocaman bir çukur, oraya çukura hapseder. Güne-şin alnında, soğuğun alnında. Dikkat edin, o koca imam Mebsud’u hıfzın-dan talebelerine yazdırır aşağıdan bağıraraktan. Emevilerle Sünniler, dinini gerçekten algılayan anlayanlar, müdana etmemişler; mücadele etmişler on-larla. O yüzden bu dördüncü maddeyi bu noktada öyle görüyorum çünkü halife Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin makamına oturmuş bir kimsedir. O makamda Kur’an ve sünnetin dışında bir şey ya-pamaz, yaparsa, diyor ya: “Ömer saparsa ne yaparsınız?” Hutbede söylüyor bunu. Sahabenin birisi kılıcını çekiyor: “Bununla seni düzeltmesini biliriz ey emîrü’l-mü’minîn.” diyor. Ömer diyor ki: “Ya Rabbi, sana hamd ediyorum. Ömer saparsa düzeltecek kardeşleri var.” diyor. Bu bizim şiarımızdır. Beni Emevi ve Emevilerden sonrakiler hiç ilgilendirmiyor, ölçüm değil. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o kimse maka-mına oturduysa, yani halifelik koltuğuna oturduysa o, o halifelik koltuğunu adaletsizlikle, zulümle, intikamla, kinle, nefretle, hukuksuzlukla, aile işlerini ve akrabalarını kayırmacılıkla geçiremez. Orada onun sonu çok kötü olur. Aynı şey, aynı şey bir sufi üstadı için de geçerlidir. Sufi üstadı oturduğu ma-kamı kendi menfaati için kullanıyorsa oturduğu makamı aile efradı ve ak-rabalarının menfaati için kullanıyorsa o da aynı sonla sonlanır. Allah muha-faza eylesin. O yüzden birisi, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zahiri olarak devlet başkanlığı makamında oturan bir kimse-dir. Öbürküsü de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri-nin manevi makamına oturmuş kimsedir. Her ikisi de zulmederse haksızlık yaparsa adaletsizlik yaparsa her ikisi de fakir fukarayı gözetmezse hakkı hu-kuku gözetmezse Allah onların iki yakalarını bir araya getirmez. Hem dün-yalarını hem ahiretlerini helak eder. Onlar devleti kendi ailelerine, kendi et-raflarına peşkeş çekmeyecekler. Bir tarikatın başında oturmuş, o tarikatı aile ve aile efradına peşkeş etmeyecek. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 18 Ocak 2020 Sohbeti

Sünni anlayışta devlet başkanının meşruiyeti nasıl kabul edilir?

Hazreti Ebu Bekir Efendi’miz seçimle, Haz-reti Ömer radiyallahu anh hazretleri seçimle, Hazreti Osman radiyallahu an hazretleri seçimle, Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri seçimle, Hazreti Hasan Efendimiz radiyallahu anh hazretleri 7 aylık dönemi seçimle sonra bu Muaviye kılıç zoruyla. Muaviye’den sonra oğlu Yezid’i atıyor. Bu artık bugünkü dilde okullarda monarşi mi deniliyor buna, krallık sultanlık, mo-narşi mi oluyor adı? Monarşi. İngilizler gibi değil mi? İngiliz de ne? Monarşi. 186 | Çağdaş Siyasal İslam İngiliz demokrasiymiş, ya monarşi adam! Yani? Kraliçe var. Kraliçe seçimle gelmiyor, kraliçe devletin başı, aynı zamanda Anglikan Kilisesinin de başı. Bunu konuşamaz bile hiç kimse. İngiliz kraliçesi hem devletin başıdır hem de Anglikan Kilisesinin başıdır. Yani Anglikan Kilisesi ona bağlıdır ve kili-senin baş papazını o atar. İsterse bir papazı aforoz eder. Ama sizin halifeniz yoktur, bence millet meclisi, o ayrı mesele. Evet, o yüzden Sünni anlayışta devlet başkanı seçimle gelir.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 18 Ocak 2020 Sohbeti

Sünni siyaset anlayışı nasıl meşrulaştırılmıştır?

Daha sonra bu fikirler, siyasi alandan inanç alanına taşına-rak dini ve kelami açıdan meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Tabi burada Sünni siyaset anlayışı dediğimizde dört halifeden sonra veya bu 40 yıllık dönemden sonra veyahut da 30 yıllık dönemden sonrayı ele alan anlayışları nitelendiriyor burada bu tespiti yapan kimse. Şimdi biz kendimizce İslam devlet anlayışı adına bir yol çizeceksek o zaman o ara dö-nem – zaman zaman Buhari’nin Fiten’inde de geçer bu, diğer hadis kitapla-rında da geçer-yani flu devlet sistemlerinin olduğu, yani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında fluluk yoktur. O hadis-i şeriflerde, Bâb-ul Fiten’de der ki bu fitneler bahsinde: “Öyle bir zaman ge-lecek ki flu olacak her şey.” Yani ne İslam ve İslam dışı gibi. Böyle arada de-rede olacak bitecek.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 11 Ocak 2020 Sohbeti

Halife bırakmış olsam benden daha hayırlısı -yani Hazreti Ebubekir- kendine halife bırakmıştır, ona uymuş olurum mudur?

Halife bırakmış olsam benden daha hayırlısı -yani Hazreti Ebubekir- kendine halife bırakmıştır, ona uymuş olurum. Eğer halifesiz bıraksam -hani birini kimseye halife tayin etmesem kendimden sonra-benden daha hayırlı olan Resulullah sallallahu aleyhi vesellem hazretlerine uymuşumdur ki o da sizi halifesiz bıraktı, der.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 13 HAzİRAn 2020 Sohbeti

Böyle söylemediği için Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri halife tayinini seçime bıraktı mı?

Ve böyle söylemediği için Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri halife tayinini seçime bıraktı. Ben seçimden yana oyumu kullanıyorum. Biz Hulefa-i Raşidin’e de uymak zorundayız. Çünkü hadisi şerifler var Hulefa-i Raşidin’e uyulması ile alakalı. Ve onları uymamız, uymamızle alakalı hadisi şerifler var.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 13 HAzİRAn 2020 Sohbeti

İstişare edecekler, meşveret edecekler ve ondan sonra biat edecekler mi?

(Buhari, Ahmet Bin Hanbel) Söz Hazreti Ömer Efendi’mizin sözü. O zaman meşveret yapmadan, yani bir yerlere danışmadan, istişare etmeden bir kimseye beat edilmeyecek. İstişare edecekler, meşveret edecekler ve ondan sonra biat edecekler. Eğer meşveret siz olursa diyor, beat eden de beat edilen de kendilerini öldürülme tehlikesiyle baş başa kalırlar. Nevevi’ den bu.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 13 HAzİRAn 2020 Sohbeti

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hukuku İslam hukukundan mı farklıdır?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hukuku İslam hukukundan farklıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dini İslam’dırdan çıkıp hukukunu İslam hukuku-nun dışında dizayn ettiğinden dolayı Türkiye dârülharptir, diye fetva verir. O fetvasını yayınlar, o fetvasını yayınladıktan sonra hicret eder, önce Mısır’a gider, Mısır’dan Şam’a gelir ve Şam’da vefat eder, meftun olur Mustafa Sabri Efendi. Son kitabını da yayınlar, isterseniz son kitabını bulun, okuyun ve son o fetvasını da bulun, okuyun. Mustafa Sabri Efendi, o fetvayı verir dini ola-rak. Siyasi olarak da o fetvayı kim verir? Süleyman Demirel verir. Süleyman Demirel’in açıklamasını kendi kulaklarımla duydum. Dedi ki: "Türkiye bir dârülharptir." dedi, "Türkiye’de İslam değildir." dedi. Kendisi söyledi bunu televizyonda, kendim duydum. Şimdi böyle olunca dünya üzerinde bir İslam devleti yok. Türkiye’de zaten bir İslam devleti kuramazsınız; anayasayı yık-maktan, değiştirmekten savcılığın önünde soluklanırsınız. Sakın İslam dev-leti filan demeyin hiçbir yerde! Bir kimse Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni de İslam devleti diye tanımlayamaz. Bu işler öyle sıkıntılı işlerdir. Siz İslam dev-leti lafını kullanamazsınız, siz anayasayı biz Kur’an ve sünnete göre dizayn edeceğiz,diyemezsiniz. Derseniz suç işlemiş olursunuz. Bunları zaman zaman topluma açık olan sohbetlerde, tuzyak sorulardır, bu soruları sorarlar, önceden daha fazla yaparlardı. Ben de böyle lafımın çatır çatır söyleyenlerdenim ya, lafımı esirgemeyeceğim ya, kaldırırlar ellerini: "Türkiye dârülharp mi dârü-lislam mı?" Bunları sorarlardı bize. Ben de derdim ki: "Hanefi’ye göre dârül-harbin hukuku budur, Hanefi’ye göre dârülislamın hukuku budur." Ona de-rim şimdi, eskiler hatırlar: "Sence ne oluyor?" "Dârülharp oluyor." der. "Bak sen dârülharp dedin." derim ben. Tuzak sorudur bunlar çünkü, sen orada ağ-zından bir laf kaçırırsan ertesi gün savcılığın önünde soluklanırsın.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 21 Aralık 2019 Sohbeti

Müslümanlar kendi dinlerini anlatabilme özgürlüğüne sahip mi?

Müslümanlar kendi inandıkları dini telaffuz etme özgürlüğü dahi yok. Bu yüzden önümüzde kocaman bir anayasa var; önümüze kocaman bir ceza hukuku var ve o anayasa orada durduğu müddetçe ve o ceza hukukunda o cezalar orada durduğu müddetçe Müslü-manların ne camilerde, ne tekkelerde, toplantılarda, ne orada, ne burada ger-çek manada İslam’ın kelam noktasında, akaid noktasında, fıkıh noktasında konuşamazlar.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 21 Aralık 2019 Sohbeti

Türkiye’de İslam’ın sadece ibadeti konuşuluyor mu?

Türkiye’de İslam’ın sadece ibadeti konuşuluyor. Namaz nasıl kılınır, nasıl kılınmaz, oruç nasıl tutulur, nasıl tutulmaz, neler bozar, neler bozmaz? Bunları konuşuyoruz biz.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 21 Aralık 2019 Sohbeti

Türkiye’de dinsizler daha özgür mü?

Türkiye’deki dinsizler, dinsizlik baronları; Türkiye’de Allah’ın ya-sakladığı, Allah’ın haram ettiği ve Allah’ın yasaklarının üzerine kurulu olan bütün sistemlerin üzerinde duran bütün o baronlar Müslümanlardan daha özgür.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 21 Aralık 2019 Sohbeti

İslam faiz almayı nasıl görür?

İslam, Hanefi dârül-harp hukukuna göre bir kimse bakın, İslam söylüyorum. Sizi anarşiye teş-vik etmiyorum. Yasaklanmış bir kitap vardır, Dârülharp Fıkhı diye.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 21 Aralık 2019 Sohbeti

İslam hukukuna göre bir adam sizden faiz talep etse ne olur?

İslam hukukuna göre, Hanefilere göre bir adam sizden faiz talep etse onu ödememek farzdır.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 21 Aralık 2019 Sohbeti

Dârülharp Fıkhı nedir?

Yasaklanmış bir kitap vardır, Dârülharp Fıkhı diye. Mustafa Çelik’indir, hala daha yasaktır.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 21 Aralık 2019 Sohbeti

İslam’ın siyasal yönü nedir?

İslam kendince bütün ilişkilerini vahye dayandırır, Kur’an ve sünnete dayandırır. Siz İslam noktasında bir şeye bakarken vahye dayanmanız gerekir. Vahye dayandığınız müddetçe siz doğru yolda olursunuz. O zaman İslam’ın içerisinde şer’i ahkam vardır, şer’i ahkamın kendi içerisinde kuram ve kuralları vardır, kendi içerisinde bu kuram ve kurallara uyduğu müddetçe bu farklı görüş ve düşüncelerin çıkması bir zenginliktir.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 23 Kasım 2019 Sohbeti

Mekke antlaşması nedir?

Mekke antlaşması, müşriklerin arasında yapılan bir antlaşmadır. Bu antlaşma, adaletin üzerine kuruludur. Namus, mal, haysiyet ve şeref kutsaldır. Bu antlaşma, Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin Medine’de devlet kurmasıyla İslam’ın başlangıcı olarak kabul edilir. Bu antlaşma, devletin tebaasının namusunu koruması, can emniyetini sağlayması ve adaleti temel alması gerektiğini vurgular.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 23 Kasım 2019 Sohbeti

Devletin görevi nedir?

Devletin görevi, adaleti, namus emniyetini, mal emniyetini, can emniyetini ve din emniyetini sağlaymaktır. Devlet, tebaasının içersinde adaletle hükmetmelidir. Adalet mekanizması, herhangi bir siyasi görüşe, dini görüşe veya görüşe münafat etmeden adalet dağıtılmalıdır. Devlet, toplumsal değerleri koruyarak, içki, uyuşturucu ve beyni yok edici maddelerin üretimini yasaklamalıdır. Devlet, tebaasının namusunu korumalı ve herkesin eşit yaşam hakkına sahip olması sağlanmalıdır.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 23 Kasım 2019 Sohbeti

İslam’ın siyasi modeli nedir?

İslam’ın siyasi modeli, devletin adını değil, işleyişini temel alarak adaletin, namusun, malın, canın ve dinin emniyetini sağlayacak bir yapıdır. Bu modelde, demokrasi, monarşi veya cumhuriyet gibi isimlerin önemi yoktur; önemli olan, bu isimler altında kurtarılması gereken toplumsal değerlerin korunmasıdır. İslam, önce adaletin, sonra özgürliğin, sonra insanların birbirlerinin eşit yaşam hakkının üzerine kuruludur.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 23 Kasım 2019 Sohbeti

İslam’ın felsefi olarak varoluşu neden önemlidir?

Dünya üzerindeki siyaseti elinde tutan, ekonomiyi elinde tutan, ticareti her türlü dünyayı idare etme güç ve kuvvetini elinde tutan odaklar Kur’an’ı değiştirme, Kur’an’ı revize etme derdindeler. Onlarda çünkü dünyanın üzerinde kurulmuş olan emperyalist sisteme karşı duran felsefi boyutta bir tek İslam kaldı. Felsefi olarak. Bakın şu anda dünya üzerinde İslam’ın ekonomisi çalışmıyor, İslam’ın siyaseti çalışmıyor, İslam’ın askeriyesi çalışmıyor. İslam’ın bir devleti yok şu anda dünya üzerinde. Öyle olmasına rağmen İslam’ın felsefik olarak orda diri, hala daha canlı metinsel olarak hala daha bozulmamış bir şekilde durması onların gözlerini korkutuyor.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 9 Kasım 2019 Sohbeti

İslam’da dini otorite nedir?

İslam’da otorite Kur’an ve sünnettir. İslam’da otorite Kur’an ve sünnete bağlı olan imamlardır. Allah’a itaat edin, resulüne itaat edin, sizden olan imamlara itaat edin.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 9 Kasım 2019 Sohbeti

İslam dünyasında farklı içtihatlar ve anlayışlar var mı?

Farklı içtihatlar, farklı görüşler, farklı anlayışlar İslam dünyasında çıkabilir mi? Evet. Bunlar felsefi olarak İslam dünyasında var olmuşlar mıdır? Evet , dini olarak onların reddedilmesi, onların katledilmesi, onların öldürülmesi mümkün mü? Hayır.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 9 Kasım 2019 Sohbeti

İslam dünyasında içtihat kapısı ne anlama gelir?

İçtihat kapısı, İslam dünyasında bir mesele söz konusu olduğunda, Kur’an ve sünnetten bir şey bulunamazsa, sahabe tarafından içtihat edilmesi anlamına gelir. Bu kapının çalışması, devletin varlığını ve ilerlemesini sağlar.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 9 Kasım 2019 Sohbeti

İçtihat kapısı İslam dünyasında ne zaman çalışmadığına göre devlet çöktü mü?

Ne zaman İslam dünyasında içtihat kapısı gerektiği gibi çalışmadı, devlet çöktü. Ehil insanların elinde bu çalışmadı devlet çöktü.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 9 Kasım 2019 Sohbeti

İslam, sadece ibadet ve ahlak dini midir?

İslam sadece ibadet ve ahlak dini değil, aynı zamanda hukuk dini. Recm var. Kolu kesilecekse kolu kesilecek. Birisi öldürmüş haksız yere, öldürülecek. Hukuk var Kur’an’da. Kur’an’ın hukukunu nereye koyacaksınız? Kim yapacak o hu-kuku? Devlet uygulayacak. Zaten tıkandığı yer burası ortalığın. Siz diyemez-siniz bu geçmiş hukuk, benim dinim onu öyle emretmiyor. Sen geleceksin hiçbir suçu kabahati yok ,ondan sonra sen ne baktın bana? Dan öldürecek-sin onu, ondan sonrada elini kolunu sallaya sallaya gideceksin. Yok karde-şim! İslam ona hukuk koymuş. Öyle olunca akli devlet modellerinin karşı-sına Cenâb-ı Hakk her daim ilahi devlet modellerini koymuştur karşısına.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 2 Kasım 2019 Sohbeti

Ali Şeriati’ye göre bir adamın, bir erkeğin üç sefer muta yapması gere-kir en az mıdır?

Ali Şeriati’ye göre bir adamın, bir erkeğin üç sefer muta yapması gere-kir en az.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 26 Ekim 2019 Sohbeti

Ali Şeriati’nin mezhebidir, bir kimse annesi hariç herkesi muta yapabi-lir mi?

Ali Şeriati’nin mezhebidir, bir kimse annesi hariç herkesi muta yapabi-lir.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 26 Ekim 2019 Sohbeti

Ali Şeriati’ye göre siz teyzenizi nikahlayabilirsiniz, onun mezhebi midir?

Ali Şeriati’ye göre siz teyzenizi nikahlayabilirsiniz, onun mezhebidir.

Kaynak: Çağdaş Siyasal İslam — 26 Ekim 2019 Sohbeti

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları