Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Çağdaş Siyasal İslam ·

Çağdaş Siyasal İslam — 26 Ekim 2019 Sohbeti

Çağdaş Siyasal İslam — 26 Ekim 2019 Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi'nin Çağdaş Siyasal İslâm üzerine sohbeti.

ÇAĞDAŞ SIYASAL İSLAM • 4/32

Çağdaş Siyasal İslam — 26 Ekim 2019 Sohbeti Hakkında

26 Ekim 2019


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

26 Ekim 2019 | 63

derim, öze dönüş yani Kur’an ve sünnete dönüş. Ali Şeriati’yi kim getirmiştir bu ülkeye? Onun kitaplarını kim Türkçeye çevirmiştir? Ali Şeriati gibi Şia, hadis inkarcısı bir kimse İlahiyat Fakültelerinde nasıl yer bulur ülkede? Ali Şeriati’nin İmam Humeyni’nin arkadaşı olduğunu biliyor musunuz siz? Ali Şeriati çağdaş olarak nitelendirirler, öyle değil mi bize? Postmodern İslamcı, post-İslamcı öyle değil mi? Evet. Ali Şeriati’ye göre muta yapmak haktır, ca-izdir. Ali Şeriati’ye göre bir adamın, bir erkeğin üç sefer muta yapması gere-kir en az. Nerede kaldı ilerici, çağdaş İslamcılığı? Hadisleri inkar eder, Ali Şeriati mezhepleri inkar eder, o yüzden Batılılar onu çok sever. Ali Şeriati ta-savvuf düşmanı bir insandır, şeyhleri inkar eder, o yüzden Batılılar çok se-verler onu, o yüzden mason zihniyetliler çok sever onu. Şimdi Ali Şeriati’nin mezhebini ve felsefesini burada anlatsak Ali Şeriaticiler taşlar beni. Ali Şe-riati’nin mezhebidir, kız çocuğunun yaşına bakılmaksızın ona muta yapıla-bilir. Ali Şeriati’nin mezhebidir, bir kimse annesi hariç herkesi muta yapabi-lir. Anlatayım mı biraz daha? Bu ne demek biliyor musunuz? Ali Şeriati’ye göre siz teyzenizi nikahlayabilirsiniz, onun mezhebidir. Ben hanefiyim, ha-nefi mezhebinden böyle bir şey getirseler ben hanefi mezhebini terk ederim, bir de açıklarım, hanefi mezhebine göre bu böyle, ben bunu terkettim, derim. Mesela Şia’nın bir mezhebi diyelim, Şia’ya göre böyle bir şey var, Şia’yı terk et o zaman veya Şia’nın o mezhebini terk et. Kimler mezhebi reddeder? Şia, ikincisi vahhabiler. Neden? Sebep? Neden bir kimse reddeder onu? Çünkü o mezhepler onların işlerine gelmez, Kur’an ve sünnet üzerine içtihad ederler.

O zaman Mısır’ın İslami hareketi veya yeni İran’ın bu noktada İslâmiy-miş gibi görünen hareketi İslami değil ve bunlar hani “kendi siyasi elitleri-nin sert muhalefeti ile karşılaştı.” derken hayır. Mesela İran’ın Şia’sı kendi siyasi elitleri tarafından sert muhalefetle karşılaşmadı. Hazırlanmış, paket-lenmiş bir üründü, hazırlanmış paketlenmiş ürünü aldılar; getirdiler; açtılar; yediler. Aynı şekilde Mısır da. Allah bizi affetsin. Prof. Asef Bayat ve Olivier Roy ile giriş yaptık. Biraz eskiye gidelim, İbn Haldun ne demiş, bakalım.

Siyaset bir yönüyle “en iyinin” araştırmasıdır. Olan ile olması gereken arasındaki karşıtlıklar bir yönüyle üzerinde siyaset felsefesinin inşa edil-diği etik bir paradigmayı belirlemektir.

İbn Haldun’a göre insan yaradılış gereği medenidir. İnsan için sosyal

hayat tabii bir ihtiyaçtır.

Düşünür, “Mukaddime”de devlet kelimesinin yerine “mülk” kavra-

64 | Çağdaş Siyasal İslam

İbn Haldun siyaseti iki kategoride ele alır.

1) Akli Siyaset: Siyasi otoritenin uyguladığı kanunların bir devletin ileri gelenleri akıl ve basiret sahibi kimseler tarafından konulması ha-linde aklı esas alan bir temele dayanan bir siyasi rejim ortaya çıkar ki bu akli siyasettir (siyase-i akliyye)

2-) Dini Siyaset: Siyasi otoritenin uyguladığı kanunların bir peygam-ber aracılığı ile tanrı tarafından belirlenen kanunlar olması halindeki rejim dini siyasettir. (siyaset-i diniyye)

Akli siyasetin iki şekli olduğu fikrindedir. Ona göre bunlardan biri genel olarak halkın çıkarlarını ön plana alan, yöneticinin çıkarlarını ise bunlara bağlı olarak gözeten idare şeklidir. Burada önemli olan halkın çıkarı yanında devletin devletçilik bakımından sağlam bir idare şeklini oluşturmaktır. İbn Haldun bu idare şeklini hikmet ve akla dayanan bir idare şekli olarak nitelendirir ve mezkûr idare şekline Farsların idare-sini örnek verir.

Akli siyasetin diğer şekli ise öncekinin aksine yöneticinin menfaat-lerini ön plana alan idaredir. Bu siyaset şeklinde devlet idaresi tarafın-dan halka karşı şiddet ve zulüm söz konusudur.

İbn Haldun, Akli siyasetin 2 şeklini ve dini siyaseti değerleri bakı-mından ele alır ve bu kıyaslamada dini siyasetin daha üstün olduğu so-nucuna ulaşır. (İbn Haldun’da Siyasi Otorite ve Meşruiyet Problemi)

Siyaset bir yönüyle “en iyinin” araştırmasıdır. Olan ile olması gere-ken arasındaki karşıtlıklar bir yönüyle üzerinde siyaset felsefesinin inşa edildiği etik bir paradigmayı belirlemektir.

Evet, demokrasi gibi bu siyasi tanım da. Siyasi en iyinin araştırılması iyi, en iyi araştırılacak da en iyi araştırılıyor mu? Hayır. Kime göre en iyi? Neye göre en iyi? En iyinin karşıtlığında en kötüsü ne? Ne en kötü ki biz onun zıddı olan en iyiyi bulalım? Siyaset, bu noktada en iyinin araştırıl-ması olarak görüyorsak evet, iyi niyet noktasında güzel bir şey ama bak-tığımızda iki bin yıllık, üç bin yıllık siyasi tarihe genel olarak insanlar en iyiyi araştırmamışlar. Siyaseti hep kendi heva hevesleri, güçleri için kul-lanmışlar. Bugün de dünya üzerindeki siyaset ve siyasi oluşum insanla-rın güç elde etme savaşı haline gelmiş. Siyaset insanları en iyiye doğru götürme mesleği veya en iyiyi araştırma felsefesi noktasında değil. Benim kendimce tespitlerim bunlar.

İbn Haldun’a göre insan yaradılış gereği medenidir. İnsan için sosyal

hayat tabii bir ihtiyaçtır.

Evet, insan medenidir eğer hayvandan aşağı bir dereceye düşmezse. Biz insanı insan olarak kabul eder, onun medeni olduğunu hükmederiz ama o insan ayet-i kerimenin belirlediği gibi nefsine ve şeytana uyarsa hayvandan daha aşağı bir mahluk olur. Bugün medeni dediğimiz Avrupa topluluklarında, örnek gösterilen Avrupa topluluklarında kadınlara ve çocuklara taciz Müslü-man topluluklardan fazladır. Kadınların darp edilmesi, dövülmesi, kadınla-rın aşağılanması bu böyle hiç bize söylenmez; Avrupa’da Türkiye’den daha fazladır, Müslüman dünyadan daha fazladır. Tacizler, tecavüzler, kadınların dövülmesi, kadınların yaralanması, kadınların fiziki olarak şiddete uğraması, ne yazık ki Avrupa’da daha fazladır. Bizde de fazlalaşmaktadır. Neden faz-lalaşmaktadır? Şehirleşme bizde de medeniyet getirmemektedir. Avrupa’da nasıl sanayi ve şehirleşme Avrupa’ya medeniyet getirmediyse bizde de sanayi ve şehirleşme medeniliği getirmemektedir. Sebep? Çünkü önceden insan-lar komin bir hayat yaşıyorlardı. Büyük dede, nine, amca, dayı, hala, herkes bir bahçenin içinde; çocuklar belli bir büyük, küçük eğitimi alıp belli bir de dini eğitim aldıklarından dolayı bundan yirmi yıl, önce otuz yıl önce insan-lar daha medeniydi. Bizden belki de otuz yıl önce daha medeniydi. Biz me-deniliği cebimizde onar milyonluk İphone taşımakla eş değer buluyoruz, o medenilik değil. Evet insan medeni olarak kabul edilir ama bugünkü dünya üzerinde insanı medeni olarak kabul etmemiz çok güç. İbn Haldun kendi za-manında insanları medeni olarak kabul etmekte haklıydı. Bugün dünya top-lulukları bu kadar medeni değil. Medeni bir insan sivillerin üzerine bomba yağdırır mı? Medeni bir insan şehirleri bir bombayla yok eder mi? Medeni bir insan tankların, topların, tüfeklerin altında gençleri ezer mi? Medeni bir insan insanların ibadethanelerini yıkar mı? Ben Bosna’dan Banja Luka’dan geliyorum. Osmanlı zamanında Banja Luka denilen yerde 100’ün üzerinde cami varken son savaşta 40 küsur tane cami kalmış. Son savaşta 40 küsur tane camiyi yerle bir etmiş Sırplar ve çarşının merkezindeki koca koca Os-manlıdan kalma camileri de yerle yeksan etmişler. Peki, medeni dediğimiz şey Avrupa’nın göbeğinde Müslümanların ibadethaneleri olan camileri yerle yeksan etmek mi ve camilerin, camilerin bulunduğu yeri dozerlerle yıkıp, üzerine mıcır serip park yapmak mı? Hem de otopark. Evet ve dünyanın gö-zünün önünde. Dünyanın gözünün önünde. Dünyanın gözünün içine baka baka. Medeniyet dediğimiz Irak’ı komple bombalamak mı? Medeniyet Su-riye’yi komple bombalamak mı? Medeniyet hiçbir hukuk tanımadan Fran-sa’nın Libya’yı bir anda bombalaması mı? Medeniyet hala daha Fransa’nın Afrika’daki ülkelerden devamlı vergi alması mı öşür alır gibi? İnsanlar orda

66 | Çağdaş Siyasal İslam

açlıktan ölürlerken medeniyet dediğimiz şey; İngiltere’nin, Fransa’nın , İspan-ya’nın, İtalya’nın, Almanya’nın, Hollanda’nın sömürgelerinden hala daha bütün o sömürgelerin kazandıklarını almak mı? Evet, İbn Haldun’a göre insan me-denidir. Medeni olması gerekir ama bugün için insanlığın medeni olduğunu, medeniyetten nasibinin olduğunu düşünemeyiz. Bugün ne yazık ki insan-lık bu noktada değildir. Ne yazık ki değildir. Çünkü şuanda dünya üzerinde bütün insanlığa mutluluk verecek bir medeniyet eksikliği vardır. Medeni bir insanın gelişmesi için medeniyet kurulması gerekir. Eğer bir medeniyet yok ise oradaki insanların medeni olduğu toplum olarak düşünülemez ve dünya üzerinde şuanda hiçbir medeniyet yoktur. Batı medeniyeti dediğiniz şey; me-deniyetsizliğin medeniyet olarak insanların üzerinde baskıyla kabul ettirme-leridir, Batı medeniyeti diye bir şey yoktur çünkü. Bize varmış gibi gösteri-yorlar, yok. Medeni bir ülke dediğinizde oradaki kadınlar, oradaki çocuklar can güvenliği, mal güvenliği medeni bir topluluk için lazım olan şeyler; akıl güvenliği. Bir medeni toplulukta insanların akıl güvenliği vardır, medeni bir toplulukta insanların can güvenliği vardır, medeni bir toplulukta insan-ların namus güvenliği vardır, medeni bir toplulukta insanların mal güven-liği vardır, medeni bir toplulukta insanların din güvenliği vardır. Din güven-liği, inanç güvenliği vardır. Bir medeni toplulukta olmazsa olmaz olan beş tane madde vardır. Bunun birincisi akıl güvenliği gelir. Medeni bir topluluk kendi topluluğunun akıl güvenliğini sağlar. Medeni bir topluluk kendi top-luluğunun can güvenliğini sağlar. Medeni bir topluluk kendi topluluğunun namus güvenliğini sağlar. Medeni bir topluluk o topluluğun mal güvenli-ğini sağlar. Medeni bir topluluk o toplumun dini ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, onun dini inanç güvenliğini sağlar. Bu İslam ülkesinde de olsa siz bir kiliseyi yıkamazsınız. Siz bir kiliseye zarar veremezsniz. Siz bir hav-raya zarar veremezsiniz. Siz bir tapınağa zarar veremezsiniz. Siz Hristiyan bir topluluğu öldüremezsiniz. Siz Musevi bir topluluğu öldüremezsiniz. Bu olmazsa olmazdır. Hazret Muhammed-i Mustafa bunun sallallahu aleyhi ve sellem açık örneğidir. Medine-i Münevvere’de Yahudiler de hür ve özgür bir şekilde yaşarlar, ibadetlerini yaparlardı, Hristiyanlar da hür ve özgür bir şe-kilde yaşarlar ve ibadetlerini yerine getirirlerdi hatta farklı hukuk uygulaması da Medine-i Münevvere’de vardı. Mesela Yahudi kadın zina etmişti, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki; “Senin dinine göre mi hükmedeyim, yoksa benim dinime göre mi hükmedeyim?” dedi. Bakın, senin dinine göre mi hükmedeyim, yani Yahudiliğe göre mi hükmedeyim, yoksa Müslümanlığa göre mi hükmedeyim? O zaman bir medeni topluluk, medeni topluluk kendi topluluğunun dini inanışlarını hür bir şekilde yerine getirmesini sağlamak mecburiyetindedir. Bu hoşgörü falan değildir, bu saygı

falan değildir. Ne hoş görüsü? Benim hoş görülmeye ihtiyacım yok, ben Müs-lüman’ım Müslümanca yaşayacağım. Beni hoş görme kardeşim, bu Allah’ın bana vermiş olduğu hak. İnsani hakkım. Sende bir Hristiyan’a hoşgörüyle yaklaşamazsın. Sebep? Onun da dini hakkıdır, o da Hristiyanlığını yaşaya-cak, sen ona hoşgörüyle yaklaşamazsın. Hoşgörüyle yaklaşmak: Ben büyü-ğüm ben kuvvetliyim, ben seni istersem ezerim ama ben seni hoş görüyorum şimdi. Bu o manaya geliyor. Hani birisi hata yapıyor, suç işliyor ya, hoşgöre-lim biz onu ya, çocuk ya. Yok hayır böyle bir şey yok. O yüzden medeni de-diğimizde insan medenidir, birey olarak. İnsan medeni ise medeni bir insan, etrafındaki bütün hak ve hukuka riyayet eden insandır. Bilmiyor, o zaman medeni değildir. Bakın, bilmiyor, o zaman medeni değil. Çocuğunun hak-kını bilmeyen, eşinin hakkını bilmeyen, anne, babanın hakkını bilmeyen, komşunun hakkını bilmeyen, belediyenin hakkını bilmeyen, sokağın, cad-denin hakkını bilmeyen, hayvanın, börtünün, böceğin hakkını bilmeyen bir kimse nasıl medeni olabilir? Olamaz. Sokaktaki taşın dahi hakkını bilmeyen bir kimse medeni olamaz. Ya taş evet, ona dahi tekmeyle vurma.Medeniyet böyle birşeydir. Siz ağacın hakkını gözetirsiniz, susuzsa su vermek zorun-dasınız, siz gereksiz ağaç kesememezsiniz, meyveli ağacı siz kalkıp da talan edemezsiniz, onun hakkını gözetmek zorundasınız. Medeni bütün herkesin ve herşeyin hukukuna uygun davranılmasıdır. O yüzden evet, insan medeni-dir ancak cahiller müstesna. Onlar medeni değildir. Allah muhafaza eylesin.

Düşünür, “Mukaddime” de devlet kelimesinin yerine “mülk” kavra-

İbn Haldun’un “Mukaddime”si meşhurdur. Aslında devlet idare edenle-

rin büyük bir çoğunluğu bu “Mukaddime”yi okuması gerekir.

1) Akli Siyaset: Siyasi otoritenin uyguladığı kanunların bir devletin ileri gelenleri akıl ve basiret sahibi kimseler tarafından konulması halinde aklı esas alan bir temele dayanan bir siyasi rejim ortaya çıkar ki bu akli siya-settir. (siyase-i akliyye)

Böyle bir şey var ama dünya üzerinde böyle bir şeyin saf temiz şekilde kullanıldığı çok enderdir. Bu felsefik olarak, tanımlama olarak böyle bir şey var ama bu akli siyasetin uzun süre uygulanabildiği bir devlet modeli bilmi-yorum. Biraz bu konularda kafa yormuş bir kimse olarak söylüyorum bunu. Bunu dünya tarihi boyunca uzun müddet uygulayabilen kimse kalmamış. Çünkü devlet idaresinde idarecilerin, halkın ve idareyi ele geçirmek isteyen-lerin her daim mücadelesi vardır. Bu akli siyaset içerisinde böyle olunca hem devleti koruma hem siyaseti elinde tutanların kendilerini koruma söz konusu olduğundan akıl çoğunlukla geriye düşer. İnsanların hırsları, tamahları, güç gösterileri, kibirlilikleri, tabiri caizse nefisleri öne çıkar.

68 | Çağdaş Siyasal İslam

2) Dini Siyaset: Siyasi otoritenin uyguladığı kanunların bir peygamber aracılığı ile tanrı tarafından belirlenen kanunlar olması halindeki rejim dini siyasettir. (siyaset-i diniyye)

Bu, tarih boyunca zaman zaman, tarih boyunca diyorum; çünkü bir kı-sım peygamberler vardı; komutandı, devlet başkanıydı. Süleyman aleyhis-selam gibi, Harun aleyhisselam gibi Davud aleyhisselam gibi. Bunlar aynı zamanda devlet başkanıydı. Şit aleyhisselam gibi. O da aynı zamanda hem devlet başkanı hem komutandı. Kardeşine karşı savaştı, abisine karşı savaştı. İlk hem devlet başkanı hem komutan olan peygamber Şit aleyhisselamdır. Kendisi hem devlet başkanıdır hem peygamberdir hem komutandır ve Ka-bil’e karşı savaşır. Kabil Adem aleyhisselamın oğludur, Habil’i öldürendir, sonra babasından ayrılır, ovalara yerleşirler. Onlar da çoğalırlar, büyük ordu-lar kurarlar. Şit büyür, Şit büyüdükten sonra o da bir ordu kurar, devlet kurar ve şirk devleti olan Kabil’in şehirlerini fetheder, oraları İslam’a döndürür ve oradaki o şirk devletini yıkar. O yüzden tarihte ilk İslam üzerine devlet ku-ran Şit aleyhisselamdır. Ondan sonra değişik peygamberler; bunların meş-hurları Davud aleyhisselam, Süleyman aleyhisselam. Bunlar aynı zamanda devlet başkanıydı, aynı zamanda komutandı. Yusuf aleyhisselam o malum bakan, bugünkü tabiriyle bakan noktasındaydı Mısır’da, yani hem peygam-berdi hem bugünün manasıyla ekonomi bakanı, öyle söyleyelim. Siyasi oto-ritenin uyguladığı kanunların bir peygamber aracılığı ile tanrı tarafından belirlenen kanunlar olması halindeki rejim dini siyasettir. Yani bu bir pey-gamber tarafından tanzim edilir, kurulursa o peygamberin yolundan devam ettirenler buna devam ederler. Mesela enteresan bir şey, burda not düşeyim. İsa aleyhisselam bir devlet başkanı, bir komutan peygamber değildir. Hris-tiyanlarla Müslümanların arasındaki hukuksal sıkıntılar bunlardan kaynak-lanır. Mesela İsevilikte hukuk önde değildir çünkü İseviler aslında Benî İs-rail’dir. İsa aleyhisselam Benî İsrail peygamberidir. Benî İsrail bunu kabul etmediğinden biz onu öyle bilmiyoruz. İsa aleyhisselam da Benî İsrail’dir ve İsa aleyhisselamın hukuku eski ahiddir, yani Musevilerin hukukudur. Tabi, şimdi bunu kabul etmiyorlar Hristiyanlar ama onların mevcutta aslında İsa aleyhisselam kendi sağlığı döneminde hukuki olarak ona fazlaca da bir ayet inmemiştir. O yüzden bir İsevi devlet modeli yoktur, bunun altını tekrar çi-ziyorum. İsevi bir devlet modeli yoktur. Bizim zaten Hristiyan dünyayla ça-tışmamızın sebeplerinden birisi budur. Muhammedî bir devlet sistemi vardır ama İsevi bir devlet sistemi yoktur ve İseviler, bugünkü İseviler, bin yıllık, bin beş yüz yıllık İseviler kendi kitaplarının hükümlerini kendileri değiştire-bilirler. Bunların bugünkü kendi inançlarına göre kendi dini kaidlerine göre onlar için uygundur. Yani papa daha önce haram olan bir şeyi helal olarak

yayınlayabilir, helal olan bir şeyi de haram edebilir ama Müslümanlar için böyle bir şey söz konusu değildir, mümkün de dğildir. Müslümanların dev-letle alakalı meselelerde de çizgisi belirlidir, bunun dışına da çıkması müm-kün değildir. Siyasi otoritenin uyguladığı kanunların bir peygamber ara-cılığı ile tanrı tarafından belirlenen kanunlar olması halindeki rejim dini siyasettir. (siyaset-i diniyye) Bunu en son dönem olarak söylüyorum. Bunu sıralarsak Şit aleyhisselam uygulamış, sıralarsak Davud aleyhisselam uygula-mış, sıralarsak bunu Süleyman aleyhisselam uygulamış, sıralarsak biz bunu bu son zamanımıza gelirsek mesela Musa aleyhisselam da böyle bir devlet modeli ve sistemi kurmamış. Musa aleyhisselamda da böyle bir dini devlet sistemi modeli yok ama din İslam dini zaman içerisinde olgunlaşarak pey-gamber, peygamber, peygamber, peygamber olgunlaşarak gelen bir din. İse-vilik de Musevilik de bunun içerisinde. Hazreti Muhammed-i Mustafa’da kemale ermiş vaziyette. Kemale erince hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir devletin işleyişinin nasıl olması gerektiğiyle alakalı örnekleri mevcut. Bizim elimizde bunun örnekleri var, yani siyaset-i diniy-yeyle alakalı. Müslümanlar kendilerince bir argüman eksiklikleri yok, fel-sefe eksiklikleri yok, kanun ve hüküm eksiklikleri yok. Uygulanamaz değil. Bunun heva ve hevesten dogmatik olarak yeniden icad edilmesine de gerek yok. Çünkü bizim Kur’an’ımız, sünnetimiz, bu noktada ashabın tavır ve dav-ranışları, sözleri ve Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Hazreti Ali radiyal-lahu anh hazretlerinin dönemleri bizim elimizde mevcut. Hem yazılı olarak mevcut hem de uygulama örnekleriyle mevcut. Bundan yakın tarihe baktı-ğımızda Osmanlı’yı yüzde yüz örnek olarak görmem ama Osmanlı bu nok-tada çok kötü bir örnek de değil. Bakın, Osmanlı çok kötü bir örnek de değil. Osmanlı’yı kendi çağdaş devletleriyle karşılaştırdığımızda Osmanlı onların üzerinde yüz puan fazla alır. Yani Osmanlı İmparatorluğunun çağdaşı dedi-ğimizde Macaristan İmparatorluğu vardır, İngiltere vardır, Vatikan vardır, çağdaşıdır bunların, Rus Çarlığı vardır, çağdaşıdır, çağdaşıdır Çin vardır, çağ-daşıdır. Osmanlı’yı o çağdaş imparatorluklarla, krallıklarla kıyasladığımızda Osmanlı’nın medeniyeti diğer krallıkların üzerinde yüz basar herşeyiyle ama biz kendi tarihimize küfretmeyi seviyoruz ya; kendi ceddimizi kötülemeyi de seviyoruz; bunu bir başarıymış gibi görüyoruz bir de. Osmanlı’ya küfretmek önceden başarıydı hatta devlete memur olacaksanız Osmanlı’ya küfrederek-ten memur oluyordunuz veya bir dönem Osmanlı düşmanı öğretmenler, me-murlar, bürokratlar yetişti bu ülkede. Osmanlı düşmanı olurken hem de din hem kuran hem sünnet hem de dinin diğer kaidelerine düşman insanlar ye-tişti bu ülkede. İşin bir de bu tarafı var. Zaman zaman şöyle bir şeyle önü-müze çıkıyorlar, yani dini bir devlet modeli sizde yok ki. Var kardeşim ya,

70 | Çağdaş Siyasal İslam

neden yok dedin? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Medine Devletini nereye koyacaksın? Kurup yaşattığı ve sonra Hazreti Ebu Bekir’in, Ömer’in, Osman’ın, Hazreti Ali Efendi’mizin devam ettirdiği o sis-tem elimizde mevcut duruyor; nasıl yok görürsün? Ben Emevileri zaten dini bir devlet olarak görmüyorum. Emeviler Abbasiler, öyle görmüyorum. Bunu da açık açık söyleyeyim. Osmanlıyı da dini görmeyişimin sebebi hanedan-lık kurulması. İslam’da hanedanlık yok. Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri vefat ettiği zaman oğlu Abdullah geçmedi devetin başına. Hazreti Ömer vefat ettiğinde, şehid edildiğinde oğlu Abdullah geçmedi devletin ba-şına. İslam’ın ilk yıllarında böyle bir şey yok zaten. Orda da bir tartışma var ya Şia’yla alakalı. Şia’nın da oradaki iddiası; Hazreti Ali Efendi’miz halife ol-ması lazımdı, diyenler var. Bu tabi tarihçilerin işi, ayrı bir mesele. O yüzden siyasi otoritenin dini kaynakları kendisine ölçü alarak devleti idare ettirme modeli var mı? El-Cevap: Var.

Akli siyasetin iki şekli olduğu fikrindedir. İbn Haldun. Ona göre bunlar-dan biri genel olarak halkın çıkarlarını ön plana alan, yöneticinin çıkar-larını ise bunlara bağlı olarak gözeten idare şeklidir. Bunu daha önce de-dim ya, böyle bir idare şekli bugüne kadar tam olarak uygulanmış bir idare şekli yok. Yani bu böyle devletleri idare edenlerin zaman zaman değişik ka-nun ve kaidelerle bunları değiştirmişler hep. Çok basit örnekler vereyim, biz kendi ülkemizden örnek vereyim. Celal Bayar’ın asılması bir gecelik kanunla değişti, biliyor musunuz? Celal Bayar asılacak, bir gecede kanun çıkartırlar, derler ki; 60 yaş üstü asılamaz. Asılmaktan bir gecede kurtulur. Diğerleri ası-lır. Adnan Menderes, Polatkan, Zorlu. Onlar asıldıktan sonra Celal Bayar’ı as-mazlar. Neden? 33 dereceli masondur. Neden? Vatikan kilisesinin adamıdır. Bunlar uzun meseleler ve bir gecede ülkede kanun değişir. Bir gecede, bir ge-cede. 60 yaş üstü asılamaz, derler, Celal Bayar kurtulur, ondan sonra kanunu geri getirirler, lav ederler. Akli olarak bu mümkün değil. Bir gecede bir ka-nun hükmünde kararname çıkar, örneğin beş yüz ton şekerin ithal edilme-sine izin verilmiştir. Kaç gün içerisinde? 10 gün içerisinde, 5 gün içerisinde. 500 ton şekeri birisi getirmiştir, gemiyi dayamıştır limana. Sen zaten gidip, bir şeker fabrikasından şeker alıp getirinceye kadar 3 ay geçecektir. Beş yüz ton şeker hazırdır, adam gemilerle dayamıştır limana, 500 ton şekeri döker adam, tonu da kapatır, şeker ithalatını da kapatır. Bakar devlet, oradaki me-mur; beş yüz ton müsaade edilmişti; beş yüz ton da içeri girmiş. Kapatır itha-latı da. Kişiye özel ithalat kapısı açılır, kanunla açılır. Bu mevzular yani akli olarak görünen şeyler idarecilerin, siyasetçilerin ne yazık ki etrafına mama dağıttığı, pay dağıttığı bir idare sistemine dönüşür. Nerde, nasıl, ne şekilde, kim yaparsa yapsın. Bu kaçınılmaz sondur. Amerika’sı da aynıdır, Almanya’sı

Çağdaş Siyasal İslam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-625-92739-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı