Çağdaş Siyasal İslam

Çağdaş Siyasal İslam — 12 Ekim 2019 Sohbeti

ÇAĞDAŞ SIYASAL İSLAM • 3/32

12 Ekim 2019


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

12 Ekim 2019 | 55

İSLAM’I DEMOKRATİKLEŞTİRMEK Prof. Dr. ASEF BAYAT

Şimdi İslam’ı demokratikleştirmek dediğimiz anda dakika bir gol bir, bu mümkün değil. İslam’ı bir şey yapmak, İslam’ı başka bir şeye benzetmek, başka bir şeye benzeştirmek, İslam’ın üzerinden herhangi bir şeyi oynamak herhangi bir şeyi bu noktada farklı noktalara götürmek mümkün değil. Bu konu başlığı böyle atmış bu arkadaşımız, kardeşimiz ama bunu muhakkak Prof. Dr. Asef Bayat bunu böyle yazmış. Birinci derecede önce konu başlığına itiraz ederiz. Neden? Çünkü İslam’ı demokratikleştirmek, İslam’ı komünist-leştirmek, İslam’ı kapitalize etmek, kapitalleştirmek, İslam’ı siyasallaştırmak, İslam’ı dünyevileştirmek, İslam’a şunu yapmak, İslam’a bunu yapmak bunlar mümkün olmayan şeyler. Böyle bir şey yok zaten. İslam, İslam’dır her şeyiyle. İslam’ı bir şeye benzetmeye çalıştırmak İslam olmaktan çıkar. Bir Müslüman dinini bilmediğinden, dini kuralları ve ahkamları bilmediğinden kendince kendi dini algısını ve anlayışını değişikliğe uğratabilir; dönüştürebilir. Bugün Türkiye’de bir kısım Müslümanların kapitalist olması gibi. Bir kısım Müs-lümanların moda şapşalı olması gibi, bir kısım Müslümanların kendilerince böyle işte parayı bulunca yoldan çıkması gibi, bozulması gibi, bir kısım Müs-lümanların rahatı bulup kendi rahatları din olarak algılaması gibi. Bir kısım Müslümanların kendilerince rüşvete, harama, ona buna dalmaları gibi. Bir kısım Müslümanların daha önce kendi kurtuluşlarını sosyalizm de aramak gibi, komünizmde aramak gibi. Bir kısım Müslümanların kendilerince her-hangi bir izimde bir kurtuluş araması, çare araması gibi veyahut da Türki-ye’deki Müslümanların yüz elli, iki yüz yıldan beri savrulması gibi. Bir türlü kendilerini neyle toparlayabileceklerini, neyle düzeltebileceklerini anlayama-maları gibi. Yani burada da İslam’ı demokratikleştirmek, bu mümkün olan bir şey değil. Bu mümkün değil zaten. Hiçbir dini gerçek manada demokratik hale getiremezsiniz. Hristiyanlığı’da getiremezsiniz, Yahudiliği’de getiremez-siniz, Hinduzmi’de getiremezsiniz. Çin’de Konfüçyüs’ü siz demokrat yapa-mazsınız, bu mümkün değil. Ne yazık ki Müslümanlar bunlarla kandırılı-yor, bunlarla aldatılıyor. İslam İslam’dır. Bakın, İslam İslam’dır, İslam kendi doğrusunu Kur’an ve sünnetten alır. İslam’da içtihad kapısı açıktır ama iç-tihad ederken dahi sizin temel alacağınız, temel alacağınız iki kaide vardır:

2- Sünnet-i seniyyedir.

Sünnet-i seniyyenin içindedir ashabın tavır ve davranışları. Onlar sünnet-i seniyyenin dışında algılanmaz. Hani bazı yerlerde işte bir de ashabın sün-neti, kardeşim ashabın sünneti de sünnetin içindedir, o üçüncü derecededir

56 | Çağdaş Siyasal İslam

eyvallah. Hadi öyle alalım. Kur’an, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözleri ve davranışları, sahabelerin birinci derecedeki sa-habelerin o meseleyi algılayışları, anlayışları. Bunun dışında bir İslam yok, mümkün değil, değiştiremezsiniz, dönüştüremezsiniz. Bunların hepsi de or-yantalistlerin işi, Batıcıların işi bunlar. Değiştiremezsiniz. Örnekliyorum şimdi. Siz tekkenin başına bir şeyhi seçimle getiremezsiniz. Siz bir tekke düşünün, bir tarikat düşünün, siz onun başına şeyhi seçimle getiremezsiniz, atama ile şeyh tayin edemezsiniz oraya, tutmaz. Siz bir vali atarsınız ama siz bir der-gahın başına şeyh atayamazsınız. Siz bir belediye başkanı seçersiniz ama bir şeyh seçemezsiniz. Neden? O işin manevi kendine ait bir kuralı, manzumesi var siz onu yıkıp da ben buraya bir tane şeyh atıyorum, dediğinde hiç kimse tabi olmaz ona. Neden? Rüyasında görecek onu, halinde görecek. O rüya-sında, halinde görmedikten sonra onu şeyh olarak kabul etmez ki o. O yüz-den atamanızın bir anlamı olmaz. Devam ediyoruz.

İslami siyasetin kural dışılığından kaynaklanan “post-İslamcılık” din-darlığı ve hakları inanç ve özgürlüğü, İslam ve hürriyeti bir araya getir-meye yönelik bir çabayı temsil etmektedir.

Bir kere İslami siyaset diye bir şey yok. Bu Batının bize biçtiği, Batının bize dayattığı bir terim. biz Müslüman’ız kardeşim. Biz siyaseti de yapacak-sak dini kurallar ve manzumeler içerisinde yaparız ama bugün postmodern olarak nitelendirilen Batı, Müslümanların üzerinde hegomanist bir yapı kur-duğundan ve Müslümanları Batı kendisi idare etmek istediğinden dolayı bize değişik terimler üzerimize koyuyor. Bundan iki yüz yıl önce İslami siyaset diye bir tanımlama yoktu, bulamazsınız. Sebep? Çünkü böyle bir şeye gerek yoktu. Sebep? Böyle bir şey gerek duyacak, ihtiyaç duyacak bir zemin yoktu. Şimdi niçin post İslamcılık, post dindarlık? Sebep ne? Çünkü İslam dün-yası ne yazık ki kendi hak ve özgürlüklerine sahip değil. İslam dünyası di-nini öğrendikçe ve dinini yaşama azmini sıcak tuttuğu müddetçe dini hak ve özgürlüklerini geri istiyor. Dini hak ve özgürlüklerini İslam dünyası geri istemeye başlayınca Batı bize bir elbise giydirmiş, o elbiseyi biz yırtmaya ça-lıştıkça Batı bizim üzerimizdeki hegemonist yapısını, hegemonizmini arttı-rıyor. Batı İslam dünyasına zulmediyor. Batı İslam dünyasının üzerine enge-rek yılanı gibi çökmüş ve İslam dünyası kendi hak ve özgürlüklerini istediği anda da onun terörize ediyor sen teröristsin diyor, sen dini siyasete alet edi-yorsun, sen İslamcısın, sen dincisin, sen fundamentalistsin, başlıyor seni yaf-talamaya. Benim elimde silah var mı? Yok. Benim elimde tüfek var mı? Yok. Benim elimde bomba var mı? Yok. Ya tüfeği, bombayı da sen veriyorsun za-ten. E kim fundamentalist? Kim terörist? Gerçekte Batı ama onun ahlakı ahlaksızlık, onun kanunu kanı bozukluk. Onun ahlakı ahlaksızlık, kanunu

kanunsuzluk ve kanı bozukluk olunca bizim üzerimize öyle saldırıyor ve on-dan sonra ne oluyor? Mesela biz fundamentalist Müslüman, terörist Müslü-man oluyoruz. Ben sufi standlı bir insanım, ben Kur’an ve sünnet dedikçe “Siz nasıl sufisiniz.” diyorlar veya ben böyle konuştukça “Sufinin dili bu mu?” diyorlar. Ya ne olacak sufinin dili, Kur’an ve sünnet dışında bir dil mi? Tabi öyle alışmışlar ya. Yani normal mesela Kur’an ve sünnet dışındaki bir sufi yapılanmaya alışmışlar, Kur’an ve sünnetin dışında ol, adına ne derlerse de-sinler senin, sıkıntı değil. Onlar seni kabulleniyorlar ama Kur’an ve sünnet dediğinde kabullenmiyorlar.

Post-İslamcılık ödevlerin yerine haklara, tekçi otoriter sesin karşısında çoğulculuğa, yazılı dogmatik metinlerden daha ziyade tarihselciliğe ve geç-miş yerine geleceğe vurgu yaparak İslamcılığın önde gelen ilkelerini değiş-tirmeyi istemektedir.

Bunu böyle söyleyenler vardır, bunlar akıllarını peynir ekmekle satmış, kendi akıllarını Batılı oryantalistlere kiralamış insanlardır. Hiç bizim der-dimiz bir taraflı değildir. Bizim bu noktada hep defalarca söylediğim bir şey vardır. Biz farzlara sımsıkı yapışırız; farzların içerisinde dinin, Allah’ın ver-miş olduğu hakları istemek de vardır. Biz o yüzden farzları yerine getirmeye-lim, haklarımızı önde tutalım, böyle bir derdimiz yoktur. Biz hem dini hem de insani haklarımızı isteriz. Bunu istemekten, bunun mücadelesini yap-maktan geri durmayız. Hem ibadet alanında özgür olmak, hem fikri alanda özgür olmak hem de haklarımızı alma noktasında özgür olma yanındayız. Biz o yüzden dini bugünkü Müslümanların üç aşağı beş yukarı dini algıla-yışı sadece evet, ödevlerin üzerine, yani ibadetlerin üzerine kurulu değildir. O yüzden rahatsız oluyor, herkes zaten. Bundan otuz yıl öncesine kadar bir Müslüman vakti olursa zaman olursa cumadan cumaya cumaya giden, na-mazını kılan bir kimseydi. Şimdi bir Müslüman Kur’an ve sünnetin kendi-sine emrettiği, Kur’an ve sünnetin kendisine vermiş olduğu bütün hakları istiyor; sıkıntı bu zaten ama ben bunu post-İslamcılık olarak nitelendirmi-yorum. Bu dinin kendi içerisindeki özü. Dinin kendi içerisindeki özü. As-lında Müslümanlar kendi dinlerini öğrendikçe ve kendi dinlerinin kendile-rine vermiş olduğu hakkı gördükçe daha fazlasını istiyorlar; daha fazlasını isteyince Müslümanları yöneten, Müslümanları yönlendiren sistemler Batı-nın sistemi olduğundan zorlanıyor ve İslam dünyası o yüzden büyük bir sancı içerisinde. Bakın, büyük bir sancı içerisinde. Artık bir Müslüman kendi di-niyle alakalı doğru kaynaklara istediği anda ulaşabiliyor Kur’an-ı Kerim’in ayet-i kerimelerine istediği anda ulaşabiliyor, hadis-i şeriflere istediği anda ulaşabiliyor, bir fıkhi kaideye istediği anda ulaşabiliyor. Ulaştığı anda onu yaşayıp yaşamadığına bakmadan onu isteyebiliyor, o konuda bir bilgi sahibi

58 | Çağdaş Siyasal İslam

oldu çünkü. Biz her ne kadar, insanlar interneti ve sosyal medyayı kötülese-ler de Batı kendi algı operasyonlarını internet ve sosyal medyadan yaparken aslında kendi silahıyla da kendini vuruyor. Batı sosyal medyayı ve interneti dünyayı tek taraflı merkezden yönetmek olarak merkeziyetçi bir noktaya ge-tirmek için oluşturdu ise de artık bu silah geri tepiyor. İnsanlar algı yöne-timinden kendini uzaklaştırabiliyor. Mesela Kur’an ve sünnetin iyi bir eği-timini almış bir kimse bu algıdan uzak duruyor. Artık Müslümanlar kendi haklarına sahipler, büyük bir çoğunluğu. Eğer moda manyağı değilse bü-yük bir çoğunluk bugünkü kapitalist sisteme sırtını çevirirse budala olmak-tan kendini kurtarır, kapitalizmin tanrılarından kendisini kurtarırsa o za-man farklı bir Müslüman tipi çıkıyor önümüze. Bu Müslüman tipine Batı alışkın değil. Bu Müslüman tipi Kur’an ve sünneti iyi bilen, ne istediğini bi-len, çağı ve çağ sonrasını okuyabilen, neyin nereye gideceğini düşünebilen, bunu hesaplayan bir Müslüman tipine alışkın değil Batı. Çünkü son iki yüz yılın Müslüman’ı böyle değil. Son iki yüz yılın Müslüman’ı güdülen, itekle-nen, kakaklanan, horlanan, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören bir Müslü-man. Artık İslam dünyası böyle değil, hele Anadolu’daki Müslümanlar artık böyle değil. Anadolu Müslüman’ı tokatlana tokatlana, dövüle dövüle geliyor. Tokatlana tokatlana, dövüle dövüle ve kendi içerisini temizleye temizleye ge-liyor. Biz belki de kendi iç dünyamızda farkında değiliz ama dış dünya bi-zim kendi bağırsaklarımızı kendi kendimize temizlediğimizi görüyor. Bünye artık kaldırmıyor, bünye onu dışarı atıyor, daha önce berrak su niyetiyle iç-tiğimiz bulanık suları artık dışarı atıyor vücut, kabullenmiyor. Bir müddet sonra, bakın bunun altını çizin, para toplayan şeyh efendiler, para toplayan cemaatler Müslümanların zekatına, parasına, Müslümanların alın terine göz diken topluluklar dağılmaya mahkum olacaklar. Sebep? Çünkü bunları yap-mayan tarikatlar, bunları yapmayan cemaatler oluşuyor; mesele özüne dö-nüyor. Bakın, şu içinde bulunduğunuz tekke kapitalist bir şeyhin eline geç-miş olsa burada sema ücretli olur, burada sohbet ücretli olur. Burada içilen, yenilen şey ücretli olur; burada şu küçücük bir avuç arkadaşın yaptığı, ba-kın; bir avuç arkadaşın yaptığı iş bütün Türkiye’yi yerinden oynatıyor. İla-hiyatçısını da, Diyanetçisini de, cemaatçisini de, tarikatçısını da yerinden oynatıyor. Kaldı ki buradaki bir avuç arkadaş benim hayal ettiğim, istedi-ğim kıvamda değil. Bakın; benim hayal ettiğim, benim arzu ettiğim, benim hedef koyduğum kıvamda değil; öyle olmasına rağmen ses getiriyor. Sebep? Çünkü özüne dönüyor. Özüne döndüğü müddetçe, öze dönüş olduğu müd-detçe herkes bundan rahatsız olacak. Şimdi Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri vasiyet ediyor: “Ben öldükten sonra benden sonra gelen ha-lifeye…” diye. Bir küçücük testi, testiyi kırıyorlar, içinden dinarlar çıkıyor,

Hazreti Ömer Efendi’miz kırıyor, içinden bir küçük not: “Benden sonraki halifeye, beytülmâlın bana vermiş olduğu maaştan kendim geçindim, çolu-ğumu çocuğumu geçindirdim, artanını buraya tekrar koydum. Bu paranın tekrar beytülmâle iadesine.” Koca Ömer çöküyor, hüngür hüngür ağlıyor. “Ey emîrü’l-mü’minîn ey arkadaşım, senden sonra gelecek olanların uygu-lamakta zorlanacağı bir şey miras bıraktın.” Ümmet uyanıyor artık, bir şey miras bırakılıyor, bu ne? “Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz.” ayet-i kerime. Şimdi içinizde iş adamları var, içinizde iş yapan insanlar var, büyük bir çoğunluğu ticaret erbabı, birisi sizden gelse dese ki; biz şöyle bir şey yapıyoruz, bize ücret verin. Siz diyeceksiniz ki; yok kardeşim öyle bir şey. Sebep? Diyeceksiniz ki ya; yani örneğin öldük, gittik. Adam hiç bugüne ka-dar biz şunu yapıyoruz, deyip de bizden para toplamadı, diyeceksiniz. Ben-den sonra buraya birisi gelse otursa size pamuk eller cebe dese siz dersiniz ki; yok ya bu yolu değiştirmiş, bizim yolumuz bu değil. Ümmet uyanış içeri-sinde, ümmet bağırsaklarını temizliyor, vücudunu temizliyor ümmet, doğru olarak kabul ettiği şeylerin doğru olmadığını görüyor ve böylece daha fazla-sını istiyor, daha fazlasını istedikçe de Batı veya hegemonist yapılar size sal-dırıyor, diyorlar ki; siz fundamentalistsiniz, diyorlar ki; siz post-İslam’ı sa-vunuyorsunuz, siz siyasal İslamcısınız, siz şöyle İslamcısınız, siz dincisiniz, tabirler bunlar. Allah bizi affetsin.

Metinlerden daha ziyade tarihselciliğe ve geçmiş yerine geleceğe vurgu

yaparak islamcılığın önde gelen ilkelerini değiştirmeyi istemektedir.

Bunları yapanlar var ama kabul etmiyorum. Biz hem tarihimizi, yani tarihselciliğimizi hem de geleceği okumada ikisinde mahir olmamız gere-kiyor. 1) Tarihi iyi bilelim, aynı zamanda biz tarihselci olalım ama aynı za-manda yaşadığımız çağı anlayalım ve gelecek çağı da okuyalım. Bunun için bizim çok fazla bir şey yapmamıza gerek yok, çok aşırı gayret sarf etmemize gerek yok. Biz kendi özümüze dönersek o zaman zaten meseleyi halletmiş oluruz, bu bir. İkincisi biz bir başkasını çok tanımlamak zorunda değiliz, biz kendi özümüze dönersek bizim kendi öz enerjimiz bize yetecektir. Sağ-lıkta -tırnak içerisinde- benim kendimce bir analizim vardır, ben derim ki; hasta mı oldun, hastalıkta şifa vardır. Nasıl? Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır. Sen bu hastalığı şer olarak görürsün, hayır vardır onda. Sen sabret, vücut kendi kendini tedavi eder, sen doğru olanı yap, tövbe et, dua et, Allah’ı zikret, vücut kendi kendini tamir edecektir. Sana lazım olan gelecektir sana. Bu demek, şu demek değil. Hiç sağlık prob-lemin kalmayacak. Kalacak, o sana lazımmış, diyeceksin, ilaç içmeyeceksin o yüzden. İlaç endüstrisini zengin etmeyeceksin. Müslümanlar ilaç endüst-risi ile soyuluyorlar, moda ile soyuluyorlar, lüks hayatla soyuluyorlar, evet.

60 | Çağdaş Siyasal İslam

Bunlardan kurtulursanız soyulmazsınız, paranız yeter size. Bir takım elbi-seyi beş yıl giyebilirsiniz, üç yıl giyebilirsiniz, on yıl giyebilirsiniz, ayıp de-ğil bu. Bir gömleği dar gelmediği müddetçe giyebilirsiniz, hatta kilo alma-nızı engeller sizin, dersiniz ki; gömlekler dar gelmeye başladı, ben az yiyim, pantolonlar dar gelmeye başladı az yiyim. Sizi az yemeye sevk eder, yaşaya-bilirsiniz böyle. Böyle yaşamalısınız, zaten. Böyle yaşarsanız kendi özünüze dönersiniz, özgüven sağlarsınız. Müslüman için ultra giymek değildir, temiz giymektir, edepli adaplı giyinmektir ölçü. Siz bu ölçüye sahip olabilirsiniz, böylece ekonomik olarak Batılıların ütmesinden kurtulursunuz. Bir sürü bu konuda şeyler var, bunlardan kurtulursunuz.

O yüzden bizim kendimizce Kur’an’a ve sünnete hem tarihsel bağlamda bakmak, hem evrensel bağlamda bakmak, bunu analiz etmek, hem ileriyi hem geçmişi hem de anı analiz etmek ve hayatı, fikriyatı kurgularken öyle kurgulamak. Bunun için bizim dışarıdan başka bir yerlerden bir şey alma-mıza gerek yok. Biz kendi kendimize yeteriz. İslam dünyası kendi kendine yeter, yeter ki biz birbirimizi dinleyelim, birbirimizi anlayalım, birbirimize de kenetlenelim. İslam dünyası birbiriyle kenetlenirse meselesini halleder ama önce bütün İslami toplulukların kendi içlerinde bunu kenetlemesi la-zım. Biz Anadolu Müslümanları, Türkiye Müslümanları olarak birbirimizle kenetlenelim, biz aynı zamanda Türkiye’nin dışındaki Müslümanlarla da ke-netlenelim. Bakın, biz bu tohumları ekelim, gelecek İslam’ın Allah’ın izniyle.

İslam’ın demokratik fikirlere uyumlu olup olmadığı öncelikle “İslam-cılığı ve post-İslamcılığı” savunanların toplumda ve devlet içerisinde üs-tünlük kurabilip kuramayacaklarına bağlıdır. 70’li yıllardan bu yana İran ve Mısır’da sosyo-dini hareketlerin tarihçesi İslam’ı demokratikleştirme ya da anti demokratikleştirmenin ardındaki mantığın, koşulların ve güçlerin analizini yapmak için zengin bir zemin sunar.

Ne Mısır’ın İslami hareketi Mısır devletini tamamıyla İslamileştirmeyi ne de İran’ın post-İslamcılığı İran İslam Cumhuriyeti’ni demokratikleştir-meyi başarabildi. Her iki hareket kendi siyasi elitlerin sert muhalefeti ile karşılaştı. (Prof. Dr. Asef Bayaz , İki Yörüngenin Hikayesi)

1)Asef Bayaz’ın bu noktada örnek aldığı her iki devlet ve devletin içeri-sindeki İslami oluşumlar bir sefer İslam’ın kendisiyle çelişki halinde. Biz eğer İran’ı İslam olarak algılarsak ayağımız yere basmaz Asef Bayaz’ın İran’daki yapıyı tanımadığı çıkıyor orta yere. İran’ın adı İslam Cumhuriyeti’dir, İran’da İslam yoktur. Bunu uzun uzun konuşup tartışabilirim. Bakın, uzun uzun ko-nuşup uzun uzun tartışabilirim. Biz İran’da İslam’ı konuşurken Caferi standlı bir din mi konuşacağız, Şia’nın İsmailiye fırkasının üzerinden mi din konu-şacağız, Şia’nın Batıniliğinden mi konuşacağız, Şia’nın Fatimiliğinden mi

konuşacağız, Şia’nın Ayetullah sistemini mi konuşacağız, bunu konuşmamız lazım. Bunu konuşmaya başladığımızda yer yerinden oynar zaten. Bunu ko-nuşmaya başladığımızda herhalde İran’ın gizli servisi gelip burada operasyon yapmaya kalkar bize. Size çok basit bir yer söyleyeyim, çok basit. Siz geçin, Diyanet İşleri’nin İslam Ansiklopedisi’nden bu dediğim Nusayrilik, Fatimi-lik, Batınilik, Caferilik, İsmailik, Batınilik, Fatimilik, Nusayrilik açın; bakın; onları bir okuyun. Çok kısa yol söyleyeceğim size. Buradaki Asaf Bayaz’ın İslami devlet modeli olarak görmüş olduğu İran devlet modeli İslami değil-dir, bunu yerli yerine koyalım.

2) Mısır’daki İslami hareketleri yine İslami görmek mümkün değildir. Sebep? Mısır’daki İslami hareketleri mevcut sistem ve Batılılar mason Ab-duh’un kanatlarının altına alır. O yüzden Mısır’daki İslami hareketler asla tam manasıyla Kur’an ve sünnet süzgecinden geçirilmiş hareketler değildir. Ben buraya Asaf Bayaz’ın almadığı bir şey daha söyleyeyim. Üçüncüsü Suud hükümeti, Suudlular. Suudluların da devlet teşkilatı İslami değildir.

Şimdi toparlayacak olursak dünya üzerinde İslami devlet modeli olarak model alabileceğimiz şuanda herhangi bir devlet modeli yoktur. Bir kimse; Müslümanların devlet modeli budur, der ise mevcut devlet sistemlerinden herhangi birisini

1) Ya o kimse din cahilidir, İslam’ı bilmiyordur ya da o sistemin cahilidir, o sistemi tanımıyordur. O yüzden adı İslam olan hiçbir şeyi devlet modeli noktasında İslam olarak kabul etmeyin. Nasıl adına demokrasi ve demok-ratik deniliyorsa onu demokrasi olarak algılamayacağımız gibi. Hani bazen diyorum ya, bana bir tane demokrasi ile yönetilen bir ülke gösterin. Yok. Daha önce de olmadı. İki bin yıldır demokrasi ile yönetilen bir devlet mo-deli yok ama İslami bir kural ve manzumelerle yönetilmiş bir devlet modeli var dünya üzerinde. Zaten sıkıntı bu. Büyük problem bu. Batının demokrasi olarak dayattığı devlet modeli tam manası ile yaşanmış değil. Örneklenebile-cek bir ülke yok, bir devlet sistemi yok. Bunu demokrasiyi savunan kimseler de söylüyorlar ama İslam devlet modeli var. Yaşanmış, canlı canlı yaşanmış, İslam devlet modeli var. Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kurduğu Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, Hazreti Ali ve Hazreti Ali’den sonra altı aylık Hazreti Hasan radiyallahu anh hazretleri-nin de altı aylık zamanını aldığımızda böyle bir model var. Ben ondan son-rasını İslam olarak kabul etmiyorum, Osmanlı da dahil buna. Her ne kadar Osmanlı İslami bir sistemi tam anlamıyla yaşamak ve kurmak için çaba sarf ettiyse bu noktada iyi niyetliyse de iyi niyetlidir, iyi niyetlerinden asla şüp-hem yok ama tam bir İslam değildir, fludur. Bakın, flu. Osmanlıcılar kızabi-lir bana, umurumda değil ama ideal yönetim Hazreti Muhammed-i Mustafa

62 | Çağdaş Siyasal İslam

zamanında kurulmuş mu? Evet. Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, Ali ve Haz-reti Ali radiyallahu anh hazretlerinin oğlu Hasan radiyallahu anh hazretleri altı aylık bir kısa dönem bunu uygulayabilmişler mi? Evet. O Kur’an ve sün-net içerisindeki peygamberî metodu uygulayabilmişler mi? Evet. Bizim eli-mizde böyle bir örnek var mı? Evet. O örnek hem yazılı olarak hem de ta-rihsellik noktasında duruyor mu? Evet. Onda bir değişiklik var mı? Hayır. Bütün kurallarıyla, manzumeleriyle, hukukuyla, bunda savaş hukuku, eko-nomik hukuk, aile hukuku, insanların içerisindeki ceza hukuku hepsi bir ta-mam duruyor mu elimizde? Evet. Bakın, bir tamam elimizde duruyor mu? Evet. Yazılı kaynaklarımız var mı? Evet. Bunlar yaşanmış mı reel olarak? Evet. Zaten en büyük sıkıntı bu. Batılılar tarafından en büyük sıkıntı bu. Müslü-manlar tarafından da en büyük sıkıntı bu. Sebep? Zayıf Müslümanlar, kalbi fesata çalışan, kalbi bu noktada bulanık olan Müslümanlar için de sıkıntı. Çünkü orada hukuk durduğu müddetçe, orda o kanun durduğu müddetçe onlara sıkıntı. O yüzden ne Mısır’ın kendi içerisindeki İslami hareketi, Mı-sır’da İhvan-ı Müslimin’dir; Müslüman Kardeşlerdir; Suriye’de adı başkadır; Ürdün’de adı başkadır; Filistin’de adı başkadır. Onlar ihraç etmişlerdir bunu, özellikle ihrac etmişlerdir. Bakın özellikle ihraç etmişlerdir. Mesela Anado-lu’daki yaşanan tertemiz Sünni Müslümanlık, Mısır’daki mason Abduh’un silsilesinden negatif olarak etkilenmiştir . Anadolu’daki İslami uyanış, Ana-dolu’daki İslami uyanış bu neo selefi olarak nitelendirilen vahhabilerden ne-gatif olarak etkilenmiştir. Anadolu’daki İslami uyanış Şia’nın bozuk fırkala-rından etkilenmiştir. Anadolu’daki İslami uyanış ABD’nin CIA’sından negatif olarak etkilenmiştir. Anadolu’daki İslami uyanış MOSSAD’dan negatif olarak etkilenmiştir, bakın, açık açık söylüyorum etkilenmiştir. Sebep? MOSSAD kendince şeyhler ve cemaatler kurmuştur Anadolu’da, CIA kendince cema-atler, tarikatlar kurmuştur veya kurulu olanların içine sızmıştır, onları sevk ve idare etmiştir. NATO’cu cemaatler ve NATO’cu tarikatlar çıkmıştır. CIA’cı tarikatlar, CIA’ci cemaatler çıkmıştır. Anadolu’da hala daha vardır bunlar. Anadolu’da komünist Rusya’nın etkilediği tekkeler ve tarikatlar vardır. Bu size tuhaf gelir. Anadolu’daki tekke ve tarikatları sadece Kadirilik, Rufailik olarak algılamayın. Evet. Mao’cu tarikatlar vardır Anadolu’da. Bunları ko-nuşmaya yeltenemez hiç kimse. Siz hiç bugüne kadar Mao’cu tarikat duydu-nuz mu, duymadınız değil mi? Hiç siz bugüne kadar Stalinci, Leninci tari-kat duydunuz mu? Vardır Anadolu’da. PKK’nın tarikatı vardır Anadolu’da, evet. PKK’nın şeyhleri vardır Anadolu’da. Mao’cu şeyhler vardır, Mao’cu ba-balar vardır, Mao’cu dedeler vardır. Leninci dedeler, Leninci babalar vardır Anadolu’da. Komünist İslami hareketler vardır, sosyalist İslami hareketler vardır, bunlar da Anadolu dışındadır İslami hareket olarak. Ben o yüzden

Çağdaş Siyasal İslam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-625-92739-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları