Çağdaş Siyasal İslam

Çağdaş Siyasal İslam — 5 Ekim 2019 Sohbeti

ÇAĞDAŞ SIYASAL İSLAM • 2/32

5 Ekim 2019


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

5 Ekim 2019 | 39

Batıyı bize şeytanlaştırıyor ve hepimizi, bütün Müslümanları birer Batı düş-manı yapıyor. Felsefi olarak hepimiz birer Batı düşmanıyız ve felsefi olarak Batı düşmanı olduğumuz için Batının bütün her şeyine karşıyız, çarşı her şeye karşı gibi. Bu Batının işine geliyor ama biz Batıya felsefi olarak düşmanken ekonomik olarak düşman değiliz, kültür olarak düşman değiliz, Batıda ça-lan bir melodiyi biz bütün hepimiz dinliyoruz. Batının bir rapçisi, bir pop-çusu hepimiz için bir idol oluyor ama kendi kendimize baktığımızda Batıda bir moda çıkıyor; bizim modamız oluyor. Düşük kemer modası bir çıkıyor, hepimizin pantolonları düşük kemer kadın erkek. Yüksek bel çıkıyor, hepi-mizin pantolonları yüksek bel oluyor, bir saç stili çıkıyor hepimizin saç stili ona benziyor. Hani biz Batı düşmanıydık? Kıyafetlerimiz Batı, kafelerimiz Batı, yemek yeme kültürümüz Batı, saç tıraşımız Batı, pantolon stillerimiz Batı, tatil stilimiz Batı, her şeyimiz Batı, kopyası, kötü bir kopyası. Ama fel-sefi olarak neyiz? Batı düşmanıyız. Hiç kimse de buna bu açıdan bakmıyor. Neremiz Batı düşmanı bizim? Eğlencemiz Batı, düğünlerimiz Batı, kıyafet-lerimiz Batı. Batıda fabrikaya giden bir kadını siz erotik olarak görmezsiniz yani kıyafet açısından, Türkiye’de görürsünüz, Batı ama baktığımızda. Biz Batı düşmanıyız, hiç alakası yok. Allah bizi affetsin. Biz böyle bir giriş yap-mış olduk. İnşaallah bu hamur çok su kaldırır, derler ya, bu hamur baya su kaldıracak

Tanrı egemenliğine ve ataerkil yapıya vurgusu nedeniyle İslam’ın özünde demokrasi ile uyumlu olmadığı iddia edilmektedir. Birçok Müslüman’ın tanrının kendilerini yönetmek için insanlara egemenlik bahşettiğini ve İs-lami adaletin sınıfa, ırka veya cinsiyete dayalı ayrımcılığını kabul etme-diğini ileri sürerek bu ithamı reddetmesine rağmen dini referanslı siyaseti ve Müslümanların demokratik idealler noktasında dinlerini pratikte na-sıl algıladıklarını anlamaya yönelik yetersiz çaba nedeniyle tartışma tüm metinsel ve felsefi alanlarda genel olarak açmaza girmiştir. (İki Yörünge-nin Hikayesi, Prof. Dr. Asef BAYAT)

Mesele İslam’ın karışık bir kavram olan demokrasi ile uyumlu olup ol-maması değil, Müslümanların İslam’ı nasıl ve hangi koşullar altında de-mokratik değerler sistemi ile bir araya getirebileceklerdir. İslam’a veya başka bir dine özgü hiçbir şey kendiliğinden o dini demokratik veya an-ti-demokratik yapmaz. Bu dindar insanların inançlarını algıladıkları ve yaşadıkları girift davranış tarzlarına dayanmaktadır. Bazıları dinlerini dışlayıcı ve otoriter şekillerde uygularken diğerleri dinlerinde adalet, temsil

40 | Çağdaş Siyasal İslam

ve çoğulculuk bulmaktadırlar. Bireylerin ve grupların aynı kutsal metin-leri neden farklı olarak algıladıkları ve yorumladıkları merak uyandırıcı ve karışık bir meseledir.

Şimdi din onun karşılığında demokrasi veya demokrasi ile İslam yan yana olabilir mi veya demokrasi ve İslam nerede örtüşür, nerede örtüşmez, ortak noktaları nedir, nerede ortak noktalarda buluşur veya hiç buluşmaz mı?

Bu, son üç yüz yıldan beri tartışılan bir şey. Bunun tartışılmasının se-bebi; İslam dünyasının siyasi, ekonomik, askeri, sosyokültürel olarak geriye doğru veya durağan bir zaman yaşaması ile alakalı. Şimdi demokrasi dediği-miz kavramın içi, her etken dünya güçleri tarafından değiştirmekte. Bu etken dünya güçleri demokrasi kavramının içini ve anlayışını değiştirdikleri müd-detçe biz demokrasi kavramının bugün ne, dün neydi, önceki gün ne, ileride nereye doğru gidecek bu, biz bunun yörüngesini tespit edemiyoruz. Şimdi İs-lam Kur’an’ıyla, sünnetiyle, kendi iç içtihadlarıyla meydanda. Kur’an, sünnet orada durduğu müddetçe içtihadi meseleler kendisini yenileyip değiştirebi-lecek ama burada ana metin Kur’an ve sünnet. Ana metin Kur’an ve sünnet orda durduğu müddetçe ana merkezde bir değişiklik söz konusu olmayacak ama demokrasi denilen kavramın içi yaşanılan toplum, yaşanılan devlet sis-temi, oradaki ekonomik ve askeri güç, oradaki siyasi güce göre değişkenlik arz etmekte. İslam’ın uygulanış noktasında değişik içtihatlar olabilir, uygu-lanış noktasında değişik görüşler söz konusu olabilir ama ana temel nokta-larda bir değişiklik olmaz. Hangi mezhep, hangi meşrep olursa olsun içki ha-ram. İçkiyi üretmek, satmak, tüketmek haram ve İslami kaideler içerisinde içki yani şarap, rakı, bira her neyse bunu üreten kimseler, bunu satanlar ce-za-i müeyyideyle karşılaşırlar. İslam’ın bu noktadaki hukukunun değiştiril-mesi mümkün değil ama demokrasi dediğimiz kavramda bunu nereye ko-yacağız? İslam’ın hukukunu nereye koyacağız? Şimdi biz demokrasi denilen her gün veya her an değişen felsefeye mi tabi olacağız, yoksa demokrasi İs-lam’a mı tabi olacak? Bakın, dünya üzerinde demokrasiyi savunanlar İslam’ın demokrasiye tabi olmasını istiyorlar sıkıntı bu. Ben Müslüman’ım, ben Müs-lüman olduğum için ben Müslümanca yaşamak istiyorum. Ve ben, Müslü-man bir İslam hukukunu istemem Allah’ın emri. Şimdi, hangi demokrasiye göre biz Allah’ın yasakladıklarının nesini yasak göreceğiz veya görmeyece-ğiz? Demokrasi savunucuları şunu diyecekler bize, herkesin özgür seçimi. Allah Allah! İslam da benim özgür seçimim, benimki neden özgür değil o zaman? Haram bir hayat insanın özgür seçimi oluyor da helal bir hayat ni-çin insanın özgür bir seçimi olmuyor? Neden harama müsamahakâr davra-nıldığı kadar helale müsamahakâr davranılmıyor? Neden haramın tanrılaş-tırıldığı kadar helal bu noktada kutsallaştırılmıyor? Bunların cevabını veren

yok. Ne için? Çünkü dünya üzerinde jakoben bir demokrasi anlayışı var, çünkü dünya üzerinde demokrasi tam olarak olgunlaşmış, kemale ermiş ve demokrasinin bu noktada yol haritası belli olmuş bir şey değil. Bir kavram var orta yerde, o kavramın içini isteyen istediği gibi dolduruyor. Demokrasi-nin beşiği neresi? İngiltere. Ama orda kraliçe var? Orada kraliçe varken onla-rın demokrasiyi yaşamalarına engel değil, Osmanlı’da Osmanlı padişahı var, demokrasiyi yaşamalarına engel. Belçika’da kral var, demokrasiyi yaşamala-rına engel değil, Hollanda’da kral var demokrasiyi yaşamalarına engel değil, İsviçre’de kral var demokrasi yaşamalarına engel değil. Bize ilkokulda ve or-taokulda öğrettikleri demokraside krallıklarla yönetilmek yoktu. Allah Al-lah! bir baktık ki İspanya’da kral var, Belçika’da kral var, İsviçre’de kral var, Hollanda’da kral var, İngiltere’de kral var. Batı dediğiniz yer krallıklarla yö-netilen bir yer. Hayır demokrasi, e bu krallar ne o zaman? Kralları halk mı seçti? Hayır. Ne? Anası kraliçe, babası kral veya babası kral, kral, kral, kral oğlu, kral oğlu, kral oğlu geliyor. Bunları halk seçmedi, kraliçeyi de halk seç-medi. Bize demokrasi olarak yutturdukları şey halk seçecekti öyle değil mi? Neden biz üç tane ihtilal gördük de üç tane ihtilalde halkın seçtiklerini as-tık biz? E nasıl? Basbayağı. Biz Menderes’i astık, demokrasi adına astık, ar-kadaşlarını demokrasi adına astık. 12 Eylül demokrasi adına darbe oldu. 12 Eylül seçilen partilerin ne suçu vardı? Onlar İslam mıydı? Değildi. İslami bir düzen ve sistem mi getireceklerdi? Hayır. Demokrasi adına ama onlar yıkıl-dılar, yıktılar. Aynı şekilde 28 Şubat, halk seçmişti ama onu da 28 Şubatçılar yıktılar. Demek ki demokrasi dediğiniz şey Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerinin söylediği gibi; biz müşrik iken tatlıdan putlar yapardık, helva-dan putlar yapardık, karnımız acıktığında yerdik. Demokrasi helvadan put gibi canın isteyince ye. Hani Mısır’da seçimle işbaşına gelecekti, demokra-sinin olmazsa olmaz kaidesiydi, seçimle gelen seçimle gidecekti? E ne oldu? Sisi darbe yaptı, halkın seçmiş olduğu cumhurbaşkanı ibretlik olarak mah-keme salonunda şehid oldu. İbretlik. Dediler ki; ey İslam dünyası siz bizim sistemimizin dışında bir şeyler isterseniz biz böyle sizin gözünüzün önünde bizim sistemimizin dışına çıkanları cezalandırırız. Libya lideri Kaddafi ne-rede öldürüldü? Irak lideri Saddam nerede öldürüldü, nasıl öldürüldü? Bun-lar uluslararası birer ders. Batının demokrasi olarak dayattığı şey onların emperyalizmini kabul edip, sömürgeciliğini kabul edip onların emrine gir-mek. O zaman bize dayatılan, yani Müslümanlara dayatılan demokrasi ne idiği belirsiz. Anayasada demokrasinin tanımı yok. Anayasada laikliğin ta-nımı yok. Demokrasi ve laiklik tanımı Anayasada da yok, ceza hukukunda da yok. Tanımlanmamış iki tane deyim ve biz o tanımlanmamış iki deyi-min hangi tanıma gireceğini, nereye çarpacağını, nereye çarpmayacağını

42 | Çağdaş Siyasal İslam

bilmiyoruz. Benim buradaki bu sorunun karşısında vermiş olduğum cevap-lar anayasanın hangi tanımına, daha doğrusu tanımsızlığına çarpacağı belli değil. Tanım değil tanımsızlık var çünkü.

Şimdi öyle olunca İslam’ın özünde demokrasi ile uyumlu olmadığı id-dia edilmektedir. Evet. Bize demokrasinin ne olduğunu açıklayın, biz de-mokrasinin ne olduğu açıklandığında biz onun İslam’a uygun olup olmadı-ğını tartışma zemini oluşturalım. Çünkü o kadar çok demokrasi tanımı var ki biz hangi demokrasi tanımını kabul edeceğiz? Demokrasi tanımı; halkın kendi kendisini yönetmesi olarak nitelendireceksek bize öyle öğrettiler. Ben şimdi kendimce demokrasi tanımı deyince kendimce, ben ilkokul, ortaokul, lise çağlarındaki demokrasi tanımıyla ben buna cevap vereceğim. Bu değiş-miş olabilir, şuanda demokrasi tanımı değişmiştir. Neydi demokrasi tanımı benim öğrendiğim o zaman için? Halkın kendi kendini yönetmesi. Doğru mu? Evet. Allah’ınızı severseniz dünya üzerinde halkın kendi kendisini yö-nettiği bir sistem söyleyin bana. Hiç mi incelemedeniz? Hiç kimse inceleme-miş demek ki. Dünya üzerinde hiçbir sistem yoktur ki halk kendi kendisini yönetmiş olsun. Aldatmacadan ibarettir bu. Bu bir kandırmacadır. Bu bütün dünya insanlığını bir kandırmacanın peşine düşürmektir. Hiçbir zaman halk kendi kendisini yönetmez, hiçbir zaman. Hadi halk kendi kendisini yönetsin, vergileri kendisi belirlesin, hadi halk kendi kendini yönetsin, valilerini ken-disi belirlesin, hadi halk kendi kendini yönetsin, il millî eğitim müdürlerini kendisi tespit etsin, hadi halk kendi kendini yönetsin, belediye başkanlarını kendisi seçsin. Seçilmiş belediye başkan adaylarını seçmek değil, belediye baş-kan adaylarını kendisi seçsin. Hadi halk kendi ilinin bütün kararlarını ken-disi versin. Nasıl? Basbayağı, halkın kendi kendisini yönetmesi değil miydi? Bakın, durduk. Bakın, durduk. Hadi Bursa’nın bütün katma değeri Bursa’ya kalsın. Bursa’nın bütün vergisi Bursa’ya kalsın. Bursa’da vergi veren esnaf-lar kendi paralarının nereye harcandıklarını takip etsinler. Valisini Bursalı-lar kendisi seçsin, il emniyet müdürünü kendisi seçsin, örnekliyorum bunu, il milli eğitim müdürünü kendisi seçsin. Ya da vali, belediye başkanı, il milli eğitim müdürü, il emniyet müdürü, -sağlık çok önemli- sağlık müdürü hepsi de seçimle gelsin ile. Her dört yılda bir hesap versinler. Bursa kendi vergi-sini kendisi toplasın, kendi vergisini nereye harcayacağına da kendisi karar versin. Referandum yapsınlar, havaalanı yapalım mı, yapmayalım mı? De-mokrasi 50+1’in yönetmesi mi? 49’un hakkı nerde? Halk kendi kendini yö-netecek, kim yönetecek, seçim yapacağız, 50+1 alan başkan seçildi, belediye başkanı seçildi, bir şey seçildi iyi, 49’un hakkı ne oldu? Demokrasi bu. Bana öğrettikleri demokrasi buydu, halkın kendi kendine seçimi. Halk nasıl kendi kendini yönetecek? Milletvekili seçecek. Kim seçiyor milletvekillerini? Hangi

partiden olursa olsun. Siz milletvekilini de seçmiyorsunuz. Kim seçiyor? Parti başkanları seçiyor. Ben bazen zaman zaman diyorum. Yani milletvekili aday-ları oyla seçilmiş olsa ben Bursa’da birinci gelirim, diyorum. Tek başınalık bir şey değil ama Bursa’da salon kaç kişilik? Dört bin beş yüz kişilik, hangi millet vekili doldurabilir, dört bin beş yüz kişi taraftar toplayabilir? Toplaya-maz. Hangi müftü toplayabilir? Toplayamaz. Hangi hoca toplayabilir? Topla-yamaz. Hangi cami imamı toplar? Toplayamaz. Vali toplayabilir mi? Hayır. Belediye başkanı toplayabilir mi? Hayır. Hiç kimse toplayamaz Bursa’da. Üc-ret olmadığı müddetçe, bir şey olmadığı müddetçe toplayamaz. Ücret verirse toplar. Seçim olsa ben 1. sıradayım. Kim seçer beni? Hiç kimse, partiler ola-rak. Neden? Ben haramları söylerim, bu haram derim. Kimin işine gelirim? Hiç kimsenin. Benim emniyet müdürü olduğumu düşünebiliyor musunuz? Benim vali olduğumu düşünebiliyor musunuz? Yandı şehir.

O zaman bize anlattıkları, kâğıt üzerinde anlattıkları demokrasi uygu-lanabilir bir şey değil. Uygulanmıyor da zaten. Darwin teorisi gibi, yani ka-nıtlanmamış teori. Halkın kendi kendini yönetmesi demokrasi. Şimdi Tür-kiye’de halk kendi kendini yönetecek, Darwin teorisini kabul edecek bir kimse var mı? Yok. Siz çıksanız dışarı deseniz ki; maymundan geldiğimizi iddia ediyoruz biz, oy verin, kim oy verir? Kimse vermez. Hani halk kendi ken-dini yönetecekti, Darwin teorisiyle alakalı sizden bir öneri aldılar mı? Hayır. Kim bunu bize kafamızda Demokles’in kılıcı gibi koydu? Mevcut eğitim sis-temi. Hani siz bu eğitim sistemini değiştirebiliyor musunuz? Hayır. Hayır. Darwin teorisi benim inancıma ters istemiyorum kardeşim, teori değil mi? Evet. İstemiyorum. Bunu kim dayatıyor bize ama bize şunu söylüyorlar, yani İslam demokrasiyle uyumlu olmalı veyahut da birileri çıkıyor, İslam demok-rasiye uyumludur, uygundur. Değil kardeşim. Değil. Bakın, değil. Hadi se-çim yapın, Türkiye’de seçim yapsalar Türkiye Cumhuriyeti Devleti İslami kaidelerle mi yönetilsin, İslami kaidelerin dışında mı yönetilsin diye. Ne çı-kar acaba sonuç? Bunları böyle cesaretli bir şekilde dile getirebilecek olan bir kimse var mı? Bunları konuşabilecek olan bir kimse var mı? Yok. Neden? Adamın dilini kopartırlar. Tırnak içerisinde demokrasi denilen kavram içi boştur, dolu değildir, istenildiği yere çekilebilir, her ülkede farklı bir şekilde uygulanır ve bunu söylediğinizde size şunu cevap verir Batı; ülkelerin karak-teristik yapılarına göre demokrasi vardır. İslam ülkelerin karakteristik yapı-sına göre içkiyi helal edemez, uyuşturucuyu helal edemez, adam öldürmeyi -haksız yere- helal edemez, fuhuşu helal edemez, eşcinselliği helal edemez, hırsızlığı helal edemez, rüşveti helal edemez, kayırmacılığı helal edemez. İs-lam’ın haramlarını helal edecek hiçbir güç yoktur, hiçbir insan eliyle kurul-muş olan bir sistem Allah’ın haramlarını helal edemez. Zaten sıkıntı bu. Yani

44 | Çağdaş Siyasal İslam

Kur’an ve sünnet dairesindeki İslam’da helali haram edecek, haramı helal edecek herhangi bir otorite yok. Bu yol kapalı. Bakın, bu yol kapalı ancak tali meselelerde içtihad edebilirsin. Bu içtihad nedir? Namazı cem etmekle ala-kalı. Bu içtihad nedir? Seferi namazla alakalı. İçtihad konusu bunlardır. Siz abdestin dört tane farzını değiştiremezsiniz. Yüzü yıkamak, başı mesh et-mek, kollarını ellerinle beraber yıkamak ve ayaklarını yıkamak bunu değiş-tirebilecek, bunları değiştirebilecek bunların yerine başka bir şey koyabile-cek İslam’da herhangi bir otorite yok. “Bugün dininizi tamam ettim, din olarak da size İslam’ı seçtim.” Böyle olunca bunu değiştirecek bir organ bir güç yok. Kilise için, Hristiyanlar için var. Kim? Papa. Papa oturur, herhangi bir Hristiyanlığın hükmünü ortadan kaldırabilir, yeni bir hüküm koyabilir. O yüzden zaten İznik konsülünde sekiz yüz, dokuz yüz tane İncil çıktı orta yere ve o günkü konsül bunu dörde indirdi. Dördün haricindekileri lağvetti, yok etti, dördün haricindeki İncillere inananları da kafir olarak nitelendirdi ve bulunduğu yerde öldürülmesi lazım dedi. Mesela Barnabas İncilini kabul etmedi. Barnabas İncilini neden kabul etmedi? Orada İsa “oğul” olarak geç-miyor çünkü. İsa aleyhisselam orada bir peygamber olarak geçiyor ve Bar-nabas İncilinde Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın da gelecek peygamber ol-duğu geçiyor ve şuanda da Barnabas İncili bulundu, açıklanamıyor. Bir böyle şehir efsanesi dolaşıyor, şehid Muhsin Yazıcıoğlu’nun Barnabas İncilinden dolayı, bazılarında da eski ahit Tevrat’la alakalı bir kitabın bulunup ona ge-tirildiği ve o kitabın kendisinde olduğu ve yanındaki çantada olduğu ve o çantanın hala daha kayıp olduğu söyleniyor. Şehir efsanesidir, yalandır, bir şey diyemem. Bunun da NATO’nun aldığını evet, bunun askeriyeye gittiğini, askeriyede bunun vardı ya oda, hani kozmik oda. Kozmik odada saklandı-ğını -o yüzden bugünkü devletin resmi tanımıyla söylüyorum- FETÖ gru-bunun o kozmik odaya girip asıl o Tevrat’ı oradan almak istediklerini, 15 Temmuz’un arka penceresinden birisinin de bu olduğu, ben size bir sürü bu-rada kaos planları veya kaos söylemleri söyleyebilirim. Doğrudur, değildir, devletin işi, araştıracak. Kozmik odaya girdiler, ne buldular, hiçbir şey bula-madılar, buldular mı, bulamadılar mı? O günkü genelkurmay kozmik odayı boşalttı, diyorlar ki boş odaya gittiler, girdiler. E şimdi kozmik oda mesele-sine girdiğimizde Bülent Arınç’ı sözde vuracaklardı, suikast düzenleyecek-lerdi o yüzden girmişlerdi. Bülent Arınç suikasta uğramadı, niçin girdiler niçin çıktılar? Bülent Arınç gene şimdi şimdi hangi noktada, nerede, ne ya-pıyorlar? Bakın, bunların hepsi de uluslararası keşmekeş. Bunlara kafa yor-maya kalkarsan sufiliği kenara bırakacaksın. E ben de sufiliği kenara bıra-kamam, yapamam ama ülkemizi ilgilendiren meseleler kafayı yormadan da durmaz ama şimdi biz böyle bunları düşündüğümüzde, bunlarla hareket

ettiğimizde, yani İslam değiştirilmesi mümkün olmayan hüküm ve hukuk-larla dolu. Değiştirilmesi mümkün değil. Siz namazın farzlarını değiştire-mezsiniz, siz orucu bozan bozmayan şeyleri değiştiremezsiniz, yani siz ye-mek yiyerekten oruç tutamazsınız, bunu değiştiremezsiniz. Yani fabrikada üretim düşecek, o yüzden oruç tutan arkadaşlar saat sekize kadar yeseler ol-maz mı? Bunu değiştiremezsiniz. Haccın rükunlarını değiştiremezsiniz, Kur’an’ın hükümlerini değiştiremezsiniz. “Demokrasiye uygun değil.” Hangi demokrasiye uygun değil? Yani demokrasi dediğiniz şey ilahi bir şey mi? De-ğil. Neden ilahi olmayan bir şeye ilahi olanı uydurmaya çalışıyoruz? Hangi güç bize bunu dayatıyor? Kim dayatıyor? Bunu cevabını veren yok. Hani ne oldu Irak? Demokrasi adına girmişti Amerika, yerle buz etti ortalığı, peri-şan etti, yıktı bütün ülkeyi. Hani ne oldu? Demokrasi gelmedi. Hangi de-mokrasi geldi ki oraya? Yani o zaman seçilmiş Mursi’yi öldüren Sisi yöne-timi demokrasi adına mı; bizim ülkemizde Menderes’in öldürüldüğü gibi, şehid edildiği gibi Mursi’de şehid edilirken demokrasi adına mı şehid edildi? Hani halkın kendi kendini yönetmesi ise o zaman insanlar Mursi’yi seçtiler, neden o yönetim devrildi ki askeri darbeyle? O zaman İslam’ın özü demok-rasiyle uygun mudur, değil midir? Bu bizim işimiz değil. Bana ne, demok-rasi uygun mu değil mi? Tırnak içerisinde demokrasi denilen ama içi boş bir terimle, ne tarafa gideceği belli olmayan bir terimle ben yönetilmek istemi-yorum. Kim bu yönetimi bize dayattı ki? Halk kendisi mi seçti bu yönetimi? Hayır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulurken bir İslam cumhuriyeti ola-rak kuruldu, kim değiştirdi? Halk mı değiştirdi? Bunu böyle söylediğimde “Hiçbir devrim kansız olmaz.” Ne olacak şimdi? Birileri de İslam’ı hâkim et-mek için kan mı dökmesi gerekiyor karşılık olarak? Hani demokrasi insan-ların kendi kendine yönetme biçimiydi, neden kana ihtiyaç duysun ki de-mokrasi? Ama Batının Doğuya ve Batının kendi insanlarına dayattığı demokrasi kana doymuyor. Batının İslam dünyasına dayatmış olduğu de-mokrasi gözyaşına doymuyor, kana doymuyor, namusların paçavra gibi atıl-masına doymuyor. Müslümanların şereflerinin, haysiyetlerinin yerle bir edil-mesine doymuyor. Batı demokrasisi dediğiniz şey Müslümanların kanlarıyla, canlarıyla, mallarıyla, namuslarıyla, şerefleriyle ayakta duruyor. Yani ne ka-dar Müslüman’ın kanını dökerse ne kadar namusunu kirletirse ne kadar şe-refini ve haysiyetini iki paralık ederse onların demokrasisi o kadar daha uzun yaşıyor. Ne kadar İslam dünyasının yeraltı ve yerüstü zenginliklerini emper-yalistçe, vahşice onları üterler; katlederler; sömürürlerse onlar bize demok-rasi satmaya daha devam edecekler ve biz almış olduğumuz ürünün içeri-ğini bilmeden alanlardan olacağız. Hani yediklerimizin içeriğini bilmiyoruz ya, Batıca ve Batılılarca üretilmiş olan yiyeceklerin içeriğini bilmeden

46 | Çağdaş Siyasal İslam

yememiz gibi Batı tarafından üretilmiş olan terimleri de biz içeriğini bilme-den yemeye çalışıyoruz, yediriyorlar bize. Peki söyler misiniz bana, bir ül-keyi baştan sonra bombalamak hangi insan hakkının karşılığıdır? Bir ülke-nin bütün tarihi varlıklarını ve tarihi değerlerini yağmalamak hangi demokratik insan haklarına uygundur ki? Bugün Bağdat dediğinizde, Irak dediğinizde önünüze on bin yıllık bir kültür çıkar ortaya yere. Bana söyler misiniz, on bin yıllık yazma eserler nerede şimdi? Bağdat kütüphanesine ne oldu ki? Ama biz Müslümanlara demokrasi adı altında katilimizi sevdirmeye çalışıyorlar. Biz Müslümanlara demokrasi ve insan hakları -tırnak içerisinde-deyimlerinin ardında biz tecavüzcülerimizi sevelim, istiyorlar. Ben demok-rat değilim, ben demokrasi savunucusu da değilim, ben Müslümanım. Ben Kur’an ve sünnette ne yazıyorsa ona iman ettim ve onu yaşamak istiyorum. Demokrasiye karşılık bu. İçki haram, ben çocuklarımın içkiyle karşılaşma-sını istemiyorum. Yol boylarında, adım attığım yerde içki satılmasını istemi-yorum; adım attığım yerde, yol boylarında kadınların eteklerini yukarı ka-dar çıkarıp kendilerini pazarlamalarını istemiyorum. Ben kadınların bilmem ne evlerinde kendilerini pazarlamalarını istemiyorum. Demokrasi adına buysa demokrasi ben böyle bir demokrasi istemiyorum. Allah’ın haram ettiği her şeyi serbest eden bir demokrasi istemiyorum. O yüzden ben demokrat deği-lim, demokrasiyi de savunmuyorum. Ve İslam hiçbir şeye benzemez, İslam kendine münhasırdır. İslam demokrasiyle bağdaşmaz, İslam kapitalizmle bağdaşmaz, İslam emperyalizmle bağdaşmaz, İslam gücü elinde tutanın ege-menliğiyle bağdaşmaz. İslam bütün insanların hakkına, hukukuna riayet eden bir her şeyle tamamlanmış bir olgudur. Her şeyiyle. Hukukuyla, kültü-rüyle, inancıyla, yaşam standardıyla, her şeyiyle, her şeyiyle. Gördüğünüz ek-sikliklerin hepsi de Müslümanların eksiklikleridir, dinin değil. Tespit ettiği-niz bütün eksiklikler Müslümanların eksiklikleridir, dinin eksikliği değildir. Bir Müslüman hırsızlık yapıyorsa bu onun kendi imanıyla, İslam’ıyla alaka-lıdır; dinin kendisi ile alakalı değildir. Bir Müslüman rüşvet yiyorsa bir Müs-lüman örneğin aldatıyorsa kandırıyorsa bu dinle alakalı değildir, o Müslü-man’ın kendi uygulamasıyla alakalıdır, oradaki uygulamadaki hatalarla alakalıdır, öğretimle alakalı hatalardır. Öğretmemişlerdir orada dosdoğru. Orada hukuki olarak onu yaşamak mümkün değildir, ondandır. Şimdi in-sanlar yüz yıldan beri dini öğrenmiyorlar, yüzyıldan beri dini öğrenmeleri de mümkün değil zaten ve bu insanlardan biz doğru bir İslam bekliyoruz, bu da doğru değil. Bizim toplumumuz doğru dini nereden öğrenecek ki? Bu Müslüman topluluğun doğru dini öğrenebileceği herhangi bir kurum, kuru-luş yok. Bakın, yok. Bu insanlar televizyondan öğrenmeleri mümkün değil, okullarda öğrenmeleri mümkün değil. Çarşıda, bacada, bayırda öğrenmeleri

mümkün değil; evde öğrenmeleri mümkün değil. Bu toplumun yüzde dok-san küsuru Müslüman ama kendi Müslüman’ım diyen bu topluluğun dinini öğrenebileceği bir kurum ve kuruluş yok. Var diyen laik, demokratik, insan haklarına dayalı devlet sistemine karşı çıkmış olur zaten. Biz burada İslam’ı öğretiyoruz, diye bir tabela asan bir kimse anında kapatılır orası, demokrasi buna karşı çünkü. Nasıl? Basbayağı. Demokrasi İslam’a karşıdır. Bırakın, İs-lam’ın demokrasiye uyup uymadığını demokrasi zaten İslam dışı bir şeydir, İslam’a karşıdır. Demokrasi İslam’a savaş açmıştır çünkü. Tırnak içerisindeki dünya üzerindeki demokrasi algısı bütün dinlere savaş açmıştır, sadece İs-lam’a değil ki. Hristiyanlığa da savaş açmıştır, Museviliğe de savaş açmıştır. Müslümanlar demokrasiye savaş açmazlar. Açamazlar zaten. Açacak muk-tedirlikleri ve güçleri yoktur. Demokrasiye savaş açacak entelektüellikleri yoktur, kaba güçleri de yoktur, bu konuda eğitimleri de yoktur, bu eğitimi alabilecekleri bir kurumda yoktur. Hayır.

O yüzden Türkiye’deki Müslümanların veya dünya üzerindeki Müslü-manların demokrasiye savaş açma gibi bir şeyleri olamaz ki mümkün değil. Diyanet mi kurumuyla, kurumlarıyla, içindeki barındırdığı profesörlerle, içindeki barındırdığı alimlerle demokrasiye savaşacaklar? Hayır. İlahiyatçılar mı? Hayır. Camilerden böyle bir şey beklemeyin, hayır. Türkiye’deki dergah-lardan, tarikatlardan -adı öyle anılıyor ya, ben onu da kabul etmiyorum da-veya mevcut cemaatlerden, topluluklardan buna yeltenecek bir kimse var mı? Hayır. Yemin ediyorum, bu soruyu onların önüne getirseniz konuşmaya kor-karlar konuşamazlar, bunları dile getiremezler. Haklılar. Bugüne kadar içeri girenler ne oldu ki? Söyler misiniz bana, Salih Mirzabeyoğlu’nun suçu ne? Elinde silah mı vardı, top mu vardı, tüfek mi vardı, tank mı vardı, cebinde çakı bıçağı mı vardı? Söyler misiniz, Bediüzzaman Said Nursi neden yattı içe-ride o kadar? Tankı, tüfeği, topu mu vardı? Söyler misiniz, Nazım Hikmet niçin ülkeyi terk etmek zorunda kaldı? Tankı, tüfeği mi vardı elinde? Söyler misiniz Pir Sultan’ın elinde tankı, tüfeği mi vardı neden asıldı ki?

Birçok Müslüman’ın tanrının kendilerini yönetmek için insanlara ege-menlik bahşettiğini ve İslami adaletin sınıfa, ırka veya cinsiyete dayalı ayrımcılığını kabul etmediğini ileri sürerek bu ithamı reddetmesine rağ-men dini referanslı siyaseti ve Müslümanların demokratik idealler nok-tasında dinlerini pratikte nasıl algıladıklarını anlamaya yönelik yetersiz çaba nedeniyle tartışma tüm metinsel ve felsefi alanlarda genel olarak aç-maza girmiştir.

Açmazda değildir. Ben kabul etmiyorum açmaza girdiğini. Sebep? Kıy-metli kardeşler; din orada duruyor, Kur’an sünnet orada duruyor, siz onu de-ğiştiremediğiniz zaman bu senin açmazın olur, onun açmazı olmaz. Açmaz;

48 | Çağdaş Siyasal İslam

İslam’ı demokrasiyi devşirmek isteyenlerde, İslam’ı demokrasiye tabi tutmak isteyenlerde. Diyorlar ki; siz bizim istediğimiz gibi dini yaşayacaksınız. Bu ne demek? Siz İslam’ı yontacaksınız, İslam’ın kendisine ait olan genel kaidele-rini kendi ellerinizle siz yıkacaksınız. Bu bizim işimiz değil ki. Bu, İslam di-nini din olarak kabul eden bir kimsenin işi değil. Bu sarı öküz hikayesi gibi. Arslanlar gelmişler öküz sürüsüne demişler ki; herkes rahat yaşasın, şurada demişler. Yani şu sarı o öküz var ya ihtiyar olan. Evet. Şunu verin, demişler, dokunmayalı biz size, siz güzelce otlayın. Öküzler toplanmışlar, -Mesnevi’de de geçer bu- demişler, ne yapalım? Sarı öküz demiş ki; zannediyorsunuz ki demiş, benim canımdan korkum var, demiş, beni yemekle bu iş bitecek olsa tamam, verin beni, yesinler, bitsin ama bununla bitmeyecek, demiş. Onlar toplanmışlar, demişler ki; ne yapalım, edelim, yani yapacak bir şey yok, bü-tün sürünün rahatı için şu sarı öküzü verelim. Tabi öküzü dışlamışlar kendi içlerinden, tabi aslanlar gelmiş, sarı öküzü bir güzel çatır çatur çatır çatur yemişler. Bir gün, iki gün, üç gün, beş gün, on gün, on beş gün av bulama-yınca aslanların canı sıkılmış, haber göndermişler. Şu demişler, kara öküz var ya. Evet. Filanca yerde bizimkilere yan bakmış, şu barış bozulmasın, şu kara öküzü de getirin. Ya olurdu, olmazdı. Ya ona neden sen yan baktınn fa-lan. Yahu ben yan bakmadım, filan. Hadi kara öküzü de dışlamışlar, aslanlar bir güzel çatır çutur onu da yemiş. Bitmemiş ki. E sarıydı, karaydı, alacaydı, beyazdı, yok kahverengiydi, teker teker öküzlerin hepsini yemeye başlamış-lar. Şimdi bu da onun gibi bir şey, demokrasi nerede doyacak? Biz İslam’ın hangi kaidesini değiştirirken savaşı durduracak ki? Bakın, savaşı durdurdu mu? Durdurmadı. Biz halifeliği ilga ettik, biz padişahlığı kaldırdık. Halife-liği ilga ettik, biz kendi İslam hukukumuzdan vazgeçtik, bir de adına medeni hukuk dedik. Yani Batıdan gelen medeni hukuk, İslam hukuku gayri me-deni. Bize öyle anlatıyorlar ya, biz medeni hukuku kabul ettik, e bu şey me-deni, terk ettiğin şey medeni değil o zaman. Nasıl yani? İslam’ın hukukunu medeni değil demek, medeni görmemek küfür. Bir kimse küfre düşerse tec-didi iman tecdidi nikah gerekli. Bir kimse medeni hukuka geçtik, bu İslam hukukunu gayri medeni gördü, o kimsenin dini nikahı düştü, doğan çocuk veledi zina. Nasıl yani? E basbayağı. Sen İslam’dan çıktın. Nasıl? E İslam hu-kukunu medeniyetsiz gördün; gayri medeni gördün ve İslam hukukunu, Al-lah’ın hukukunu reddettin. Allah’ın hukukunu küçük gördün, Allah’ın hu-kukunu küçük gördün ama gittin, imamının önünde benim dini nikahını kıy, dedin. Allah’ın hukuku nerde? Yok, o gayri medeni. Allah’ın hukukunu gayri medeni gördüğün anda dinden çıktın. E dinden çıktın, e çocuk? Veledi zina oldu, annesi babası belli veledi zina. Sebep? Çünkü İslam üzerine de-ğilsin. Doymadı Batı demokrasisi. Halifeliği ilga ettik, padişahlığı ilga ettik,

ardından biz İslam hukukunu yok ettik ortadan, Kur’an-ı Kerim’i yasakla-dık, dini öğretilerin hepsini yasakladık, tekkeleri yasakladık, zaviyeleri ya-sakladık, medreseleri yasakladık, kapattık hatta mezarlıkları bile yasakladık, mezarlıkların başına gidip dua okumayı bile yasakladık. Doymadı. Fuhuşu serbest ettik, içkiyi serbest ettik, birayı serbest ettik, kumarı serbest ettik, devlet eliyle yönetiyoruz bunların hepsini de. Doymadık, güzellik yarışma-ları sunduk, doymadı, demokrasi doymuyor. Eşcinselliği kabul ettik, eşcin-sel fuhuşu kabul ettik, doymuyor. Nerede duracak bu demokrasi? Doymuyor. Bana duracağı yeri söylesin birisi. Hani geçen cumhurbaşkanının Birleşmiş Milletler’de bir konuşması vardı. İsrail haritasını çıkardı dedi ki; şu tarihte İsrail bu kadar, bu tarihte bu kadar, bu tarihte bu kadar, bu tarihte bu kadar. Birisi söylesin, dedi. “İsrail’in sınırları nereden nereye kadar ve nerede bite-cek?” dedi. Ayakta alkışlanacak bir laf. Nasıl İsrail’in sınırları belli değil ise ve İsrail bu noktada doymuyorsa, mesela Suriye’deki Golon Tepeleri İsrail’in sınırlarının içinde mi değil mi? İçinde değilse oradaki yaşayan Suriyeli Müs-lüman halk nereye kadar özgür? Değil. Oraya bir Suriyeli gidip, girip, kendi memleketim deyip oturabilir mi? Hayır. Oradan dışarı çıkabilir mi? Hayır. Ben çalışmayacağım, diyebilir mi? Hayır. bu topraklar benim, ben istediğim yere satabilirim der mi? Hayır. Haydi Golon tepeleri kimin? Sınırı belli değil. Adamın daha önce Güneydoğu’da uçakları pike yapıyordu, doğru mu? Evet. Acaba Güneydoğu onun sınırlarının içinde mi kalıyordu o zaman için? Bu-nun gibi. Demokrasi bir haydut, bildiğiniz haydut, ete kemiğe bürünmemiş bir haydut, nerede duracağı belli değil, sınırı belli değil, sınırı belli değil. Bi-risi sınır koysun buna. Yok. İslam’ın sınırı belli. Biz şimdi sınırı belli bir fel-sefeyi; inancı sınırı belli olmayana uydurmaya çalışıyoruz veya uyduracağız, diye uğraşıyor herkes. Bırak, kardeşim yorma kendini, ne yapmaya uydura-cağım, diye uğraşıyorsun? İslam bu, ben buna iman ettim; bunu yaşamak istiyorum. “Demokrasiye aykırı.” Al demokrasini git o zaman, bana ne. Bal mumunla mı davet ettim? Ben mi davet ettim? “E kendi kendini yönetme.” Ben yönetmiyorum kendimi. “Kim yönetiyor?” Çıkın referandum yapın, içki serbest kalsın mı, kalmasın mı? Hadi içki satmak, üretmek, içmek serbest ol-sun mu; olmasın mı ? Referandum yapalım. Mudanya’da bir köyde konuşma yapıyorum. O zaman da bu İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin vakfiyesinin üzerinde genelevi var, bunu eleştiriyorum. Diyorum ki “Ya düşünebiliyor musunuz? İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin vakfiyesinin üzerine genelevi kurulmuş.” Ne? İsmail Hakkı Bursevi vakfiyesine. Siz bir Hristiyan kilise-nin vakfiyesine yapabilir misiniz bunu? Bir havranın vakfiyesine yapabilir misiniz? Yapamazsınız, bir Müslüman olarak yapamazsınız. Yapmanız uy-gun olmaz zaten ama Bursa’nın değil, İslam dünyasının değeri olan İsmail

50 | Çağdaş Siyasal İslam

Hakkı Bursevi hazretlerinin vakfiyesine genelevi kurulmuş. Yaşlı bir adam “Hoca bu gençler nereye gidecek?” dedi. Bu Süleyman Demirel’in sözüdür. “Harikasın.” dedim adama. Böyle gençler kahvenin içinde dinliyorlar, böyle en cevval durana dedim: “Sen, kız kardeşinin orada çalışmasını ister mi-sin?” “İstemem.” dedi. “Oraya birisi düşürse satsa ne yaparsın?” “Vururum.” dedi. “Harikasın.” dedim ya. “İşte Müslüman Türk evladı bu.” dedim ben şimdi. Ona soruyorum, vururum, ona soruyorum, vururum, senin annen öyle yapsa, vururum, senin kızın yapsa, vururum. Bu aslında hadis-i şerif. O yüzden bol hadis okuyun, derim ben. Nasıl hadis-i şerif? “Genç bir delikanlı gel dedi ki Hazreti Peygambere sallallahu aleyhi ve selleme “Ben dedi. Nef-simle savaşmakta, mücadele etmekte yenilmek üzereyim. Ne için? dedi. Ben İslam olmazdan önce fuhuş yapardım, kadınlara giderdim, şimdi kendimi durduramıyorum ey Muhammed. Allah Resulü ona gitme, yapma etme, de-medi. Muhteşem bir terbiye sistemi, muhteşem, dedi ki: Senin kızının böyle olmasını ister misin? Hayır dedi. Senin ablanın, kız kardeşinin böyle olma-sını ister misin? Hayır dedi. Senin annenin böyle olmasını ister misin? dedi. Hayır ya Muhammed, dedi.O zaman kendi istemezsin de dedi. Neden baş-kasına sen yapmak istersin ki? Bu muhteşem bir öğreti bu. Sonra ilave etti. Kendinize yapılmak istenmeyen bir şeyi bir başkasına yapma.” Bu muhte-şem bir öğretidir. en şimdi söylemeye başlayınca sen ister misin, herkes karşı çıktı. En son adamı koydum sıraya, döndüm. “Sen ister misin?” dedim. “Kim ister ki” dedi. Dedim. “Sıkıntı bu. Hiç kimse kendi kız kardeşinin, kızının, annesinin, teyzesinin, halasının bu evlerde alınıp satılmasını istemiyor ama gidiyor; olsun istiyor.” Problem bu. Şimdi kim ister? Kimse istemez. Bunun referandumu yapıldı mı? Hayır. Halka soruldu mu? Hayır. Kim bunları açtı ya? Demokrasi adına açıldı. Kim bunlara müsaade ediyor? Demokrasi adına.

O yüzden burada demokratik idealler dediğimiz idealler kargaşası var. Asef Bayaz almış bunu ama bu demokratik idealler bizim kargaşamız değil, demokrasiyi savunanların kargaşası. Hangi demokratik idealler? Bu ideal-leri önümüze koyun bizim, biz bakalım, inceleyelim. Yok. Ve tartışma me-tinsel alanlarda değil, bizim metinsel alanlara bir tartışmamız yok, biz ona iman ettik çünkü. Sizin metinselliklerinizle sıkıntınız var, yani demokra-siyi savunanların.

Mesele İslam’ın karışık bir kavram olan demokrasi ile uyumlu olup ol-maması değil. Evet, mesele bu, karışık bir kavram demokrasi. Bakın, ken-disi de beyan etmiş, demokrasi karışık bir kavram. Nereye tekabül ettiği belli değil, neye tekabül ettiği belli değil, sınırları belli olmayan bir kavram. Ne-rede başlar, nerede biter belli değil bunun sınırı. Demokrasiyi savunan kim-seler de buna bir sınır çizemiyorlar, buna bir sınır koyamıyorlar, zaten

koymaları da mümkün değil. Ve Müslümanların İslam’ı nasıl ve hangi ko-şullar altında demokratik değerler sistemi ile bir araya getirebileceklerdir. Müslümanların böyle bir kaygısı yok Müslümanların. Ben Müslüman’ım be-nim böyle bir kaygım yok. Ben iman ettiğim, inandığım dinin hangi demok-ratik ilkelerin altında yaşayıp yaşamayacağımın kaygısı yok bende. Bende böyle bir felsefik boşluk yok, böyle bir inançsal boşluğum yok benim, her-hangi bir şuurlu Müslüman’ın böyle bir felsefi boşluğu olması mümkün de-ğil. Müslüman Müslüman’dır, inancı bellidir. “Size iki şey bıraktım. Kim bunlara sımsıkı yapışırsa asla sapıtmaz. Bu, Allah’ın kitabı Kur’an ve Haz-reti Muhammed Mustafa’nın sünnetidir.” O zaman felsefik olarak bizim bir boşluğumuz ve kargaşamız yok. Boşluk ve kargaşa sınırı belli olmayan, ze-mini belli olmayan demokrasi kavramında. İslam’a veya başka bir dine özgü hiçbir şey kendiliğinden o dini demokratik veya anti-demokratik yapmaz. Mümkün değil. Dinler zaten, herhangi bir din demokratik olması mümkün değildir. Bugün Batının neresinde, anlaşılan hangi demokrasi olursa olsun hiçbir din, hiçbir demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz. Hindular dahil buna. Ti-bet rahipleri dahil buna. İsevilik, Musevilik dahil buna. Bir İsevi’nin demok-rasi ile bağdaşması mümkün değildir, bir Musevi’nin demokrasi ile bağdaş-ması mümkün değildir. Çünkü bu dinlerin dahi kaideleri bellidir, kuralları bellidir. Nerede insanların duracağı, nerede yürüyeceği, nerede oturacağı, neyi ne kadar düşüneceği bellidir. Kurallar manzumesidir bir din, hangi din olursa olsun. Karşısında kurallar manzumesi gibi duran bir din dururken orada kuralı belli olmayan, başı ve sonu belli olmayan, durduğu yer ve ze-min belli olmayan bir karışık ve kargaşa içerisindeki felsefenin nesine uya-cak o din? Mümkün değil bu. Bunu bugün alsak İsevilik adına konuşsak bu-rada beni tarzım değişmeyecekti yine. Ben diyecektim ki; bu kimin? Diyelim ki işte Yuhanna İncili’nden konuşalım. Yuhanna İncili’ne göre de demokrasi uygun değil. Yuhanna İncili’ne, Pavlosa da uygun değil. Sonuçta en cezası az olan, cezası az olan, ceza kategorisinde cezası yok denecek kadar az olan İse-vilik dahi uymaz demokrasiye. Siz bir kilise papazınızı kendini seçemezsi-niz, oradaki cemaat bir papazı seçemez, oradaki cemaat kilisenin yönetimine karışamaz. Oradaki cemaat ders günlerini, ders saatlerini, ibadet saatlerini, ibadetin yapılış şeklini, şemalini, İsevilikte cemaat bunları karışamaz; müm-kün değil. Bir papa seçimine dahi karışamaz, cemaatin hiçbirisi karışamaz. Papayı Hıristiyanların kendileri mi seçiyorlar? Hayır. Haham başını Yahu-dilerin kendileri mi seçiyor? Hayır. Seçemezsiniz. Müslümanlar Diyanet İş-leri başkanı mı seçiyor? Hayır. Müslümanlar müftüyü mü seçecekler? Hayır. Mümkün değil. Aldatıyorlar bizi, dedim ya demokrasiyle alakalı. Bu dindar insanların inançlarını algıladıkları ve yaşadıkları girift davranış

52 | Çağdaş Siyasal İslam

tarzlarına dayanmaktadır. Hayır. Biz Müslümanların inançları ve davra-nışları girift değil. Biz Müslümanların inançları ve davranışları hiç de anla-şılmaz bir noktada değil. Bizim namazımız belli, orucumuz belli, İslam’ın hukuku belli. Evet belki de yeniden içtihad edilmesi gereken alanlar olabilir ama girift değil, boşlukta değil. Bazen, zaman zaman derim ben. Hangi ko-nuyu sordunuz da onun karşılığında İslam’ın bu konudaki vermiş olduğu bir hükmü size söylemekten geri durduk? Hangi konuyla karşılaştınız da İslam’a bunu sordunuz da oradan cevabını almadınız? Bu mümkün değil. O zaman girift bir durum yok. O zaman Müslümanlar adına meydanda kalmış, açıkta kalmış, cevabı verilmemiş bir konu yok. Cahil Müslüman var, cahil bir din yok. Eğitimsiz Müslüman var, eğitimsiz bir din yok. Kendini tamamlayama-mış bir Müslüman var, kendini tamamlayamamış bir din yok. Burada Müs-lümanların eksiklikleri dindeki eksiklikten kaynaklanmıyor. Zaman olsun, hangi profesör gelecekse gelsin, zaman olsun, ben kendimce klasik eserlerimi alayım yanıma, bakın, kendi kafamdan dahi söylemeyeceğim, o ne sorarsa bende ki mevcut klasik eserlerin hepsinden ben ona cevap vereceğim. Tür-kiye değil, dünyadaki bütün profesörlere, bütün alemlere, herkese sesleniyo-rum. Bu boş bir muhabbet değil, boş kabadayılık da değil. Gelsin, kim gele-cekse hangi soruyla gelirse gelsin. Ona Kur’an’dan, sünnetten, Hanefi fıkhından, Şâfiî’den, Maliki’den, Hanbeli’den bakın; kendi kalbime gelen-den değil; hepsinden de cevaplayacağım onları. Hepsinden. Hanefi’den bu-lamazsam Maliki’den, Maliki’den bulamazsam Hanbeli’den, Hanbeli’den bu-lamazsam Şâfiî’den onların dört ana gruptan bulamazsam onların sonradan yetiştirmiş oldukları İmam-ı Muhammed olsun , İmam-ı Yusuf, İmam-ı Zü-fer, Kastalani, İsfahani gibi. Onlara muhakkak bir cevap vereceğim. Evet. Ba-kın, yüz yıldır yeni içtihadlar yapmaktan uzak olan İslam dünyası. Öylesine içtihadlar koymuşlar ki yüz yıl sonra dahi cevap veriyor. Cevap veriyor. Bu fakir otuz yıldan beri sohbet ediyor, otuz yıldan beri sorulu cevaplı sohbet ederim ben, bir kişinin daha sorusu cevapsız kalmamıştır bende. Gecikmiş olabilir, derim ki; zaman verin bana, buna bakmam lazım. Bana zaman ve-rin, buna bakmam lazım, derim. O, benim bu soruma, – Mustafa Özbağ de-ğil o çünkü- “Benim bu soruma İslam cevap vermedi.” diyecek, Mustafa Öz-bağ değil. O “Mustafa Özbağ cevap vermedi.” dese benim eksikliğim, kabulüm zaten ama o bilmiyor, o İslam cevap vermedi, diyecek. Ben kitabın üstünde uyuduğum zamanlar olmuştur, ben onun meselesini arayıp bulmak için. Ben sermişimdir, elimde ne kadar kitap varsa çantalar dolusu. Neresi benim için uygun? Salon, salona yığmışımdır. Neresi uygun? İşyeri. Kapatı-rım ben komple kepekleri. Bütün o gördüğünüz üçlü koltuğun üstü, masa-ların üstü kitap, oraya oraya bir ayraç, oraya bir kıskaç, oraya bir şey

koyarım. Hepsine bakar, onun Allah’ın izniyle İslam cevabını verir. Arayıp bul, işin ne? Arayıp bul. Bakın, otuz senedir sohbet ederim. Otuz seneden beri de sorulu, cevaplı sohbet ederim. Ben elif nedir bilmiyordum. “Var mı bir sorunuz?” dedim, çıktım cemaatin önüne. Ben cevapladım, kalbi çürük olanlar gittiler evde kitap karıştırdıar. Ben cevapladım, kalbi çürük olanlar gittiler, hadis indirdiler. Ben cevapladım, benden cevaplayan Allah. Mustafa Özbağ kim? Allah dinini ayakta tutacak olan. Dinini ayakta tutacak olan Al-lah, insanlar değil ki. Ben orta yerde görünenim, Mustafa Özbağ kim? Cenâb-ı Hakk cevapladı, onlar gittiler, hadis karıştırdılar, onlar gittiler, fıkıh karış-tırdılar. İslam her şeyiyle bi tamam ayakta. Bakın; hani bu seferilik ile ala-kalı bizim bu arkadaşlar yirmi beş yıldan beri, otuz yıldan beri seferilikle alakalı benim söylediklerimi uygular; öyle değil mi? Otuz yıl sonra Diyanet geldi, benim geldiğim noktaya. Biz onu otuz yıl önce uyguluyorduk ki. Ben diyordum ki; Hanefi’ye göre kadınların seyahat etmeleri caiz değil. Diyor muydum? Evet ama diyordum, burada güvenlik söz konusu. Burada güven-lik söz konusu. Bu, güvenlikle alakalı. Yol güvenliği varsa hemen hadis-i şe-rifleri ve olayları anlatıyordum, hatırlıyorsunuz, öyle değil mi? E Diyanet sonradan, otuz yıl sonra geldi. Bakın, İslam cevap verir. İslam; dini yaşamak isteyene cevap verir, sen yeter ki yaşamak iste. İhlaslı ve samimi bir şekilde yaşayacaksan sana cevabı gelir onun. İslam canlı ve diri bir dindir, canlı ve diridir. O yüzden Müslümanların ve İslam’ın böyle bir derdi yok. Demokra-siyle uyar, mı uymaz mı? Demokrasiyi savunanların kendi açmazı var, bizim açmazımız yok. “Bugün size din olarak İslamı seçtim, onu da tamam ettim.” demiş ayet-i kerimede. Tamam, benim dinim ne soracaksan sor. Din tamam, yaşamak istiyorsan sor, din tamam çünkü. Eksik bir tarafı yok felsefik ola-rak ama demokrasi, her şeyi eksik, her şeyi karışık. Bugün ak dediğine ya-rın kara diyor, bugün kara dediğine yarın ak diyor. Flu, netlik yok. Bu din-dar insanların inançlarını algıladıkları ve yaşadıkları girift davranış tarzlarına dayanmaktadır. diyor. Bizim girift davranış tarzlarımıza dayan-mıyor bu. Bizim girift bir davranış tarzımız yok, haramlar ve helaller belli, farzlar belli, vacipler belli. Neden girift olsun? Bazıları dinlerini dışlayıcı ve otoriter şekillerde uygularken… Yanlış öğrendiklerinden ve öğretildiklerin-den dolayı. Bu insanlar dinlerini doğru merkezlerden doğru bir şekilde algı-lamadılar ki. Bu insanlar dinlerini demokratik eğitim sistemlerinden çarpık bir şekilde aldılar. Türkiye’de dini bir eğitim sistemi mi var? Yok. O zaman Türkiye’deki dindarların çarpıklıkları veya sertlikleri veya otoriteleri veya otoritesizlikleri eğitimin sıkıntılı olduğundan daha doğrusu eğitimsizlikten, dinle alakalı değil. Diğerleri dinlerinde adalet temsil ve çoğulculuk bulmak-tadırlar. Hiçbir zaman bir Müslümanın çoğulculukla alakalı, adaletle

54 | Çağdaş Siyasal İslam

alakalı, temsil ile alakalı bir sıkıntısı yoktur ki ama demokrasiyi Demokles’in kılıcı gibi Müslümanların üzerinde tutarsanız evet, temsil problemi var Müs-lümanların. Bana söyler misiniz Müslümanların temsildeki bugün kimdir temsil yetkisi olan? Müslümanların seçtikleri bir lider mi var? Evet Müslü-manların temsilde problemleri var. Müslümanların halifesi mi var? Müslü-manların siyasi bir lideri mi var? Askeri bir lideri var? Yok ama bunu de-mokrasi denilen bu kargacık burgacık ne idiği belirsiz sistem vermiyor. Evet, Müslümanların temsille alakalı çok büyük problemi var. Hem de bu doğru ama Müslümanların böyle bir istekleri de yok çünkü bilmiyorlar, bunun eği-timi verilmedi. Bireylerin ve grupların aynı kutsal metinleri neden farklı olarak algıladıkları ve yorumladıkları merak uyandırıcı ve karışık bir me-seledir. Merak uyandırabilir, karmaşık değildir, bu zenginliktir. Siz zengin-liği karmaşık olarak gördüğünüzde şaşı baktığınızdandır. Şaşı bakmazsanız zenginliği kargaşa ve karışıklık olarak görmezsiniz. Doğru noktadan doğru şekilde bakarsanız o zenginlik muhteşem bir şeydir. Bakın, ne dedim az önce? Dedim ki; bana gelsin, kim soracaksa dedim. Kur’an’dan sünnetten Hane-fi’den, Maliki’den, Hanbeli’den, Şâfiî’den, onlardan bulamazsam dedim, on-ların yolunda giden diğerlerinden cevap veririm, dedim. Bu kargaşa mı, kar-maşıklık mı, zenginlik mi şimdi bu? Zenginlik. Bunu yaşamak için, dini yaşamak için uygularsan zenginlik. Bakın, zenginlik insanı nereye getiriyor? Hanefi’ye göre kadınların seyahat etmesi 90 kilometre ileriye mahremleri ol-madan gitmeleri caiz değil ama Hanbeli’ye göre caiz. Kadınların, Kur’an-ı Kerim okumayı öğreten ve öğrenen kadınların hayızlı zamanlarında öğren-meleri ve öğretmeleri Hanefi’ye göre caiz değil; Mâlikî’ye göre caiz. Bak kar-gaşa değil. O zenginlik, kargaşa değil. Ya? O zenginlik. O kargaşa gibi görü-nen şey insanlara ne oldu? Kapı araladı, o zenginlik oldu, kargaşa olmadı. Uygulamak isteyene ne oldu? Kapı araladı. Veya kadınların seyahati ile ala-kalı mesela ne derdim? Öyle bir zaman gelecek ki filanca yerden haccını ya-pacak kadınlar tek başına ve haccı yapacak geri dönecek, hadis. Bakın, o bizde kargaşa değil, zenginlik oldu. Demek ki; yol güvenliği olursa kadınlar seya-hat edebilir mi? El-cevap: Ederlermiş. Hatta aynı şeyi söylerim. Bir arkadaş geldi bana, dedi ki; senin tek başına seyahat etmen de caiz değil, dedi. Doğru söylüyorsun, yol güvenliği yoksa dedim. Sebep? Bir kişi seyahate çıkarsa di-yor, ikicisi şeytandır, iki kişi çıkarsa üçüncüsü şeytandır. Üç kişi yola çıktı-ğında birinizi imam seçiniz, diyor. Doğru mu hadis? Doğru. Ne ile alakalı? Yol güvenliği ile alakalı. Bakın, yoksa erkeklere de yasak olacak, bu sadece kadınlara ait bir şey olmayacak. Demek ki İslam bir bütün halinde her şe-yiyle dipdiri durduruyor, kargaşa yok. Kargaşa demokraside.

Çağdaş Siyasal İslam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-625-92739-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları