ÇAĞDAŞ SIYASAL İSLAM • 9/32
30 Kasım 2019
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Bir parantez de herkesçe çok bilinen Yusuf Akçura’nın “Üç Tarzı Si-
yaset”ini açalım. Bu makale 1904’de yazılmıştır.
Akçura devlet yönetimini 3’e ayırır
1) Osmanlı milleti yaratarak idare.
2) Müslüman dini bir idare.
3) Türklerin ön planda olduğu ırkçı bir devlet.
Akçura şöyle devam eder,
Osmanlı milleti yaratmak siyaseti ciddi olarak II. Mahmut zama-nında doğdu. Bu padişahın ben tebaamdaki din farkını ancak camii, havra ve kiliselerine girdikleri zaman görmek isterim.
Sultan Mahmut devletin ırk ve dini farklı tebaasına serbestlik ile mü-savat ile emniyet ve karşılıklı dostluk ile meze ve terkip edip tek bir mil-let haline sokmanın imkanına inanıyorlardı.
Osmanlı milleti fikri, en ziyade Ali ve Fuat paşalar zamanında ge-
2. yönetimde ise evvela Osmanlı ülkelerindeki (sonra bütün küre-i arzdakileri) soylarına bakmaksızın dindeki ortaklıktan istifade ile ta-mamen birleştirmeye, her müslümin en küçük yaşta ezberlediği “din ve millet birdir” kaidesine uyarak bütün Müslümanları son zamanların millet kelimesine verdiği mana ile tek bir millet haline koymaya çalış-mak lüzumuna kani oldular.
İlkin sırf nazari olup yalnız matbuat sahifelerinde görülmekte olan bu fikir git gide tatbik olunmak istendi. Abdülaziz’in son devirlerinde “Panislamizm” sözü diplomatik konuşmalarda işitilir oldu.
Osmanlı milleti ihdası fikrinin hükümete büsbütün terk olunmasın-
dan sonra Sultan II. Abdülhamid’de bu siyaseti tatbike çalıştı.
Günümüzdeki hükümdar, sultan, padişah lakapları yerine halife dini sıfatını koymaya çalıştı. Genel siyasetinde din, İslam dini mühim bir mevki tuttu.
3. yönetim ırk üzerine müstenit bir türk siyasi milleti hususa getir-mek fikri pek yenidir. Türklük siyaseti tıpkı İslam siyaseti gibi umumidir.
Yazar kitabında uzunca anlatır. Sonuç olarak devletin menfaati, bü-tün Müslümanların ve Türklerin menfaatlerine aykırı değildir. Zira te-baa olan Müslümanlar ve Türkler devletin kuvvetlenmesiyle kuvvetlen-miş demek olduğu gibi diğer Müslüman ve Türkler de kuvvetli bir destek bulmuş olurlar. (Üç Tarzı Siyaset, Yusuf AKÇURA ,14 Nisan 1904)
Şimdi ben bu meselelere bakarken genel olarak kendimi Kur’an ve sünnet dairesinde tutma ve Kur’an ve sünnet dairesinden sapmama adına kendimi böyle mıhlamış gibi kendimi bu noktada dizayn ederim. Müslümanlar, İslami noktada duran düşünürler, siyasetçiler, askeri erkan, bürokrat erkan muhak-kak ki dünyanın gelişmesinden haberdar olup farklı farklı düşünceleri, farklı farklı felsefeleri tanımlama açısından okurlar, incelerler, araştırırlar, kendile-rince bir yol çıkarırlar. Bunlara karşı değilim ama benim durduğum nokta bu meselelere bakarken benim elimde veya bir Müslümanın elinde bozulmamış, geliş noktasında inkıtaya uğramamış, kirlenmemiş, dejenere ve deforme ol-mamış Allah’ın kitabı Kur’an ve Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın sünneti; sonra çok iyi bir şekilde, çok iyi bir şekilde yaşanmış ve örnek olmuş halife-i raşidin dediğimiz dört halifenin dönemi var. Bu meselelere bakarken eğer kendinizi o tarafa doğru meylettirir, onlar ne yaptı diye bakarsanız bu me-seleleri çözmeniz daha kolay olur. Sonradan gelenler ne yapmış değil, dinse söz konusu olan ilk önce onlar ne yapmışlar ona bakmamız gerekir ve din genel manada insanın milliyetine karışmaz. Hani böyle bir dinin üstün ırk düşüncesi yoktur dinde veyahut da toplumda eksik ırk düşüncesi de yoktur. Din bütün tebaayı kendince mutlu etmenin yolunu arar. Şimdi böyle olunca mesela biz şimdi döneceğiz, Osmanlı milleti yaratmak mı düşüneceğiz veya-hut da Müslüman bir dini idare mi kurmaya çalışacağız veyahut da Türklerin ön planda olduğu bir sonradan devlet sistemi mi kurmaya çalışacağız? Bun-lara şimdi teker teker baktığımızda üçünde de sakatlık görürüz, ben sakatlık görürüm. Bana deseler ki bakın, bu topraklarda yaşıyoruz, Anadolu’nun üze-rindeyiz, Anadolu’nun üzerinde yeniden bir Osmanlı milleti kurmaya çalış-mak Don Kişot gibi yel değirmenleriyle savaşmak gibi bir şey. Yine Anadolu topraklarının üzerinde dine dayalı, direk İslam dinine dayalı bir devlet sis-temi kurmaya çalışmak yine Don Kişot gibi savaşmaktır. Bakın bunun belki de sizin hiç alışık olmadığınız belki de duyarken de kendi kendinize hayret
102 | Çağdaş Siyasal İslam
edeceğiniz bir şey bu bu söylediğim. Dine dayalı devlet sistemi dediğinizde, bir dine dayalı yani İslam dinine dayalı devlet sistemi dediğinizde sizin teba-anızdaki İslam olmayanları ne yapacaksınız? Bu soruyla karşılaşırsınız. Ben Hristiyan’ım, Hristiyan dinimi yaşamak istiyorum. Siz bir Müslüman devlet sistemi kurduğunuzda ben Hristiyan olarak o sistemde benim yerim nerede olacak? Eğer benim yerim Müslümanlar kadar değerde olmayacaksa ben de orada bir din savaşı çıkarabilirim; ben de orada farklı bir savaş çıkarabilirim veya biz Türklerin ön planda olduğu yani ırka dayalı bir devlet sistemi oldu-ğunda Anadolu’da Türk olmayan, kendisini ben Türk değilim diye tanıtan ırk var. Bugün adam diyor ki: Ben Kayseriliyim ama Çerkez’im, diyor. Çer-kezlik var bizde, diyor. Adam ben Çerkez’im diyor, onun Çerkez’im deyişini ret mi edeceğiz şimdi? Bunda da sıkıntı var. Bakın, geçen size hani Mekke sözleşmesinden bahsetmiştim. Mekke sözleşmesi Mekke’deki müşrik, dindar veya gayri dindar veya herhangi bir dine mensup -hiç önemli değil- herkesin altına imza attığı ortak bir metin vardı. Bu ortak metin ne? Mekke’ye dışa-rıdan gelen tüccarların mallarının, canlarının, paralarının emniyeti sağlan-masıydı; emniyetiydi. Hac yapmaya geldiyse -bakın daha o zaman İslam yok daha- hac yapmaya geldilerse hac yapmaya gelen insanlar hac ibadetlerini de emin bir şekilde yapıyorlardı. Bu Mekke sözleşmesiydi ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu sözleşmenin altına henüz peygam-ber değil iken amcasıyla beraber toplantıya katılıp bu sözleşmeye müdahil olanlardan birisi ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine döneminde devlet çok güçlü iken -bu Müslim’in Müsnedinde geçer hadis-i şerif- der ki rivayet edilir, bugün de o sözleşme altına imza atılacak bir sözleşme, der ve sözleşme İslam döneminde de icra eder, devam ettirilir o sözleşme. Ardından bir Medine sözleşmesi vardır, bunlar İslam tarihinde önemli dönüm noktalarıdır. Medine sözleşmesi Medine’nin korunması ve mu-hafaza edilmesi ve Medine’nin ne, nerde, nasıl olmalının sözleşmesidir. Me-dine’de de Hristiyanlar vardır, örneğin Mekke’de Hristiyanlar yoktur otur-muş vaziyette. Mekke’de Yahudiler de yoktur, Mekke’de Yahudi ve Hristiyan azınlık yoktur, hiç yoktur. Mekke müşriklerden kuruludur İbrahimîdir as-lında Mekkeliler, İbrahimîdir. Bir kısmı putlara şey yapar ama gelenekleri yine İbrahimîdir ama putları bu noktada vesile edenler vardır. İbrahimîle-rin bir kısmı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve Kureyş’in büyük bir çoğunluğu putlara tapanlardan değildir ve Medine’de Hristiyanlar ve Yahudiler vardır, mesela Medine’nin savunulması ile alakalı Uhud’da olsun, Hendek’te olsun hep böyle Medine’de oturan kimselerin gö-rüşleri alınmış; istişare edilmiş; savunmaya onların da katılması sağlanmış. Ne zamana kadar? İslam kuvvetlerince kadar. İslam kuvvetlendikten sonra
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hristiyanlardan ve Yahudilerden askeri güç artık almamaya başlamış.
Şimdi dünyamızın geldiği bu noktada, İslam dünyasının gelmiş olduğu bu noktada ve İslam dünyasının siyaseten, ekonomik ve askeri olarak dur-duğu bu noktada; ümmete nefes olacak, bakın ümmete nefes olacak, ümmeti bu noktada ayakta tutacak yeni bir felsefeye ihtiyaç var. Bu yeni felsefe biz buna siyasi felsefe diyelim, önemli değil. Bu yeni felsefe bütün insanların or-tak yaşam paydalarında buluşması olması gerekir. Ortak yaşamı, ortak ya-şam paydayı oluşturmanız gerekir. Örneğin: Biz şimdi kendi ülkemizden ele alacak olursak herkesin korkusu bu değil mi, İslami bir yönetim olursa İs-lam’ı yaşamayanlar öldürülürler veya İslam’ı yaşamayanlar sıkıntıya duçar olurlar, beklenti bu değil mi? Daha açık konuşmak gerekirse Türkiye’de bir kesim var, bunlar dinsiz değil ama dini hayata ve dini düşünceye mesafeli duranlar var. Bakın, mesafeli. Bunları oturup konuştuğunda, oturup sohbet ettiğinde bu kimseler dinsiz değil ama siyaset uğruna veyahut da belirli şey-ler uğruna taraf oluşturuluyor. Bu uluslararası bir oyun. Yani bir kimse x partiliyse dinsiz demek değil ama oy adına veyahut da siyaset adına kamp-laşma gerçekleştiriliyor. Bu kamplaşmanın önüne geçecek ve bu kamplaş-mayı derinleştirmeyecek ve bu kamplaşmada kardeş kardeşe düşürmeyecek bizim yeni bir söyleme ihtiyacımız var, bizim yeni bir felsefeye ihtiyacımız var. Bu söylem ortak yaşam. Örneğin benim aklıma gelen şey: Beraber ya-şama, müşterek yaşama, beraber aynı o topraklarda barış içerisinde müşte-rek yaşama, barış içerisinde insanların birbirlerine saygılı davranması ama bizim müştereklerde birleşmemiz gerekir. Müştereklerde birleşmemiz şu ol-malı: Devlet bizim aklımızı muhafaza etmeli, müştereklerde birleşme. Dev-letin adı önemli değil, devletin burada görevi önemli. Devlet işlevsel olarak ne yapması gerekiyor, bu önemli. Benim bir vatandaş olarak birinci derecede devletten beklediğim şey: Benim aklımı korusun. İkinci beklediğim şey: Be-nim dinimi korusun. Örneğin: Ben Hristiyan’ım. Ben Hristiyan adet, gele-nek, göreneklerine göre yaşamak istiyorum. Ben bu ülkede Hristiyan olarak yaşamayacak mıyım? Benim atam ceddim bu topraklarda büyümüş. Ben din adına bu topraklardan sürgün mü yiyeceğim? Ben din adına sürülürsem o zaman Müslümanları din adına sürenlerden bizim farkımız ne olacak ki? Biz bu ülke topraklarında bizim istediğimiz gibi dine sahip değil diyerekten in-sanları süreceğiz mi, öldüreceğiz mi, katledeceğiz mi? Ne yapacağız onlara? Bu sorunun cevabı lazım. Bir kimse dedi ki “ben Yahudi’yim, ben havrama gitmek istiyorum, dini ibadetlerimi yerine getirmek istiyorum, dinimi yaşa-mak istiyorum.” Biz o kimseyi havraya gitmek istiyorsun deyip de buradan sürgün mü göndereceğiz onu? Onun evini mi yıkacağız, malını
104 | Çağdaş Siyasal İslam
yağmalayacak mıyız, onun malına devlet olarak el mi koyacağız veya onun malına Müslümanlar adına din adına el mi koyacağız? Bunu yapamayız, din buna müsaade etmiyor, İslam dini buna müsaade etmiyor. Bir Müslüman olarak siz kiliseye ateş edemezsiniz, kiliseyi yakamazsınız, kiliseyi yıkamaz-sınız, siz eline silah almamış Hristiyan tebaayı öldüremezsiniz, onları sür-güne gönderemezsiniz. Siz hangi dine mensup olursa olsun onların can em-niyetini, mal emniyetlerini, din emniyetlerini, akıl emniyetlerini, namus emniyetlerini korumakla mükellefsiniz. Bakın bu beş emniyet insanlık için çok önemlidir. 1) O kimsenin siz aklını koruyacaksınız. Aklını korumak için onun uyuşturucu ve beyni öldürücü her türlü şeyle mücadele etmeniz gere-kir. Uyuşturucunun rahat dolaştığı, içkinin rahat dolaştığı, insanların akıl-larının gittiği, sokaklarda zombi gibi dolaşılan bir ülkeyi hiç kimse istemez ve böyle bir operasyon varsa o ülkenin üzerinde o ülke işgale hazırlanıyor-dur. O ülkeyi işgal edecek olanlar o ülke insanlarının, gençlerinin akıllarını yok ederler; akılları yok olursa onlarda ülke anlayışı, insan anlayışı belli kav-ramlar ortadan kalkar. Şu anda belli kavramların içi boşaltıldığı gibi bizim ülkemizde de. İçi boşaltılıyor, ne ile boşaltılıyorlay? Lay May lom ile boşaltı-lıyor. Neyle boşaltılıyor? Farklı akıl giderici unsurlarla var: Sosyal medya gibi oyun bağımlılığı gibi… Gençlerimiz oturuyor, bilgisayardan oyun bağımlısı. Beş saat, altı saat, sekiz saat oyun oynuyor. Bu aklın yozlaşması demek veya dört saat, beş saat örneğin işte Kore filmleri, Kore dizileri izleniyor. Bu ulus-lararası bir oyun, bütün uluslararası bir şekilde gençliğin aklını yok ediyor-lar, boşaltıyorlar ve ne bileyim işte internet oyunları, ne bileyim işte dizileri, ne bileyim işte değişik film yayınlayan Youtube gibi Youtuberlar gibi Netf-lix gibi. İsmi daha birçok şey olan bunlarla gençliğin, dünya gençliğinin beyni boşaltılıyor. Dünya gençliğinin diyorum, sadece Müslümanları söylemiyo-rum. Ben iyi bir Hristiyan olmasını isterim karşımda, ben iyi bir Musevi’nin olmasını isterim, ben iyi bir ateistin olmasını isterim, ben iyi bir kendisini Alevi olarak nitelendiren bir kimse isterim karşımda. Bakın iyi bir Yezidi is-terim örneğin, isterim, ben iyi bir güneşe tapan kimse isterim. Aklı çalışan, akleden, düşünen, bu konuda fikir üreten iyi bir kimse olsun isterim. Düş-manın iyisi makbuldür ama bütün dünya insanlığı cahil bırakılıyor, bütün dünya insanlığı. Bugün Hans’ın bizlerden bir fark yok Almanya’daki. Neden farkı yok? Hans’da sabahleyin erkenden kalkıyor; işte örneğin Mercedes fir-masına, BMW firmasına, Volkswagen firmasına gidiyor. Eline sandviçini, soğuk sandviçini alıyor, biniyor trene, tren dosdoğru fabrikanın içine gidi-yor, fabrikanın içinde iniyor, sekiz saat mesai yapıyor, yanında götürdüğü sandviçi yiyor soğuk sandviçi, tekrar biniyor trene evine geliyor, evine gel-diğinde onun yapabileceği çok fazla bir şey yok. Evine geldi, sokağında
gidiyor bir birahaneye, onun zaten içecek iki tane bira parası var, üç tane yok, Hans’ın maaşı belli. Veya İngiltere’deki Joseph’in maaşı belli veya Ameri-ka’daki örneğin atıyorum bir kimsenin maaşı belli, sizin de maaşınız belli, maaşlı olmayanların da gelirleri belli. Dünyada bir vahşi kapitalist sistem var, bu vahşi kapitalist sistem bütün dünyayı sömürüyor. Güney Korelisini de sö-mürüyor, Japon’unu da sömürüyor, Afrikalısını da sömürüyor, Amerikalı-sını da sömürüyor, dünyayı iki bin tane şirket sömürüyor. Senin dininin, se-nin devlet sisteminin, senin partinin o iki bin tane şirket için hiç anlamı yok. Sen hangi devlet sisteminden bahsediyorsun, yok ki dünya üzerinde devlet yok, dünya üzerinde kurgulanmış devletler var, dünya üzerinde gerçek bir devlet yok. Çin dahil buna, Rusya dahil buna, Amerika dahil buna, İngiltere dahil buna. Bunların hepsi de kartondan evler, hepsi de ve o kartondan ev-lerin asıl sahipleri o iki bin tane şirket. O iki bin tane şirket oturdukları yer-den isterlerse Çin’i batırırlar, isterlerse İngiltere’yi batırırlar, isterlerse Türki-ye’yi batırırlar, istedikleri anda istedikleri ülkede anarşi çıkarırlar, senin devlet sisteminin bir anlamı yok. Sen istersen o devleti örneğin işte İslam devleti de, üç günde karıştırırlar seni. Sen istersen o devleti Türk devleti de, üç günde karıştırdılar seni. Sen istersen o devleti Osmanlı devleti de, nasıl Osmanlı’yı parçaladılarsa yine parçalarlar. Sizin gözünüzü korkutmak için söylemiyorum, bir realiteyi gösteriyorum, bu realite. Bakın, İran’ı istedikleri anda kaynattılar mı? Kaynattılar. Irak’ı kaynattılar mı? Kaynattılar. Irak’ı bombaladılar, bombaladılar yetmedi, bir daha kaynattılar. Suriye işgal edi-yorlar, bölüyorlar, parçalıyorlar. Yemen karışık, bakın, Yemen karışık. Ye-men’de her gün çocuklar ölüyor, bakın, Yemen’de her gün çocuklar ölüyor. Bizim ortak yaşamımızı, ortak yaşamı kuvvetlendirmemiz lazım. Hamasi din nutuklarıyla, hamasi milliyetçilik nutuklarıyla bu işin içinden çıkama-yız. Ey ümmeti Muhammed ortak yaşama felsefenizi geliştirin. Bugün Pa-kistan’la Hindistan arasında sıkışmış kalmış Bangladeş’i ne yapabilirsiniz? Bakın Hindistan bir bütün devletti, Hindistan’dan ayriyeten bir Pakistan çı-kardı İngilizler, yetmedi Pakistan’ı bir daha böldüler Bangladeş olarak, bir de Bangladeş çıktı, yetmedi bir de Keşmir çıktı. Bunların hepsi bir bayrak altında toplanmış olmuş olsaydı bunlar ortak yaşamış olsaydı Hindistan’ın önünde hangi güç dururdu? Hiçbir güç duramazdı. Burada büyük global bir akıl var, o büyük global akıl seni birleştirmez, seni birleştirmemek için her şeyi yapıyor. Hindistan daha önce bir İslam devletiydi. Siz Hindistan’ın bir İslam devleti olduğunu biliyor musunuz? Evet, Hindistan daha önce Müslü-manların idaresinde olan bir devletti. Siz Hindistan halifesinin olduğunu bi-liyor musunuz? Siz bir tek Osmanlı’da halife var zannediyorsunuz. Hindis-tan’da da halife vardı, Hindistan halifesi vardı ve Osmanlı zora düştüğünde
106 | Çağdaş Siyasal İslam
Hindistan halifeliği yardım etti Osmanlı’ya. Nerede şimdi? Yok ve şu anda Keşmir, Bangladeş karıştırılıyor. Karıştırılmasının sebebi orada bir savaş çı-karacaklar, orada savaş çıkardıklarında yine ölen Müslümanlar olacak ve Hindistan’la oradaki Müslümanları savaştırmayı düşünüyorlar, bir taşla iki kuş vuruyorlar. Bakın, bu son dönem Çin’i zorlamak için Doğu Türkistan’ı karıştırıyorlar şimdi. Hepimiz birer Doğu Türkistan cihadçısı kesiliriz ya-kında ve Doğu Türkistan cihatçılarını Amerika yakında silahlandırabilir, ya-kında silahlandırdığında biz hep beraber cihatçı ruhuyla Doğu Türkistan’a özgürlük şarkıları çalıp Doğu Türkistan’daki Müslümanların, Türklerin kı-yamına, bakın dini terimlerle konuşuyorum, kıyamına şahit olup oralara para toplamaya başlarız, yıllarca bitmeyecek kan dökülür. Yakında İran’ın içerisinde, İran’ın içerisinde Kuzey Azerbaycan çıkar. Azerbaycan dili ile Gü-ney Azerbaycan. Yakında oradaki Türkler ayağa kaldırılıp İran sistemi ile sa-vaştırılabilinir. Yakında Yemen bölünebilir, Yemen’de Hristiyanlarla savaşa-mazsın yok çünkü. O zaman o zaman onun içerisine bir fitne atarsın, bir tarafta Sünniler olur, bir tarafta Şia olur. Sünnilerin arkasındaki devlet Su-udi Arabistan dolayısıyla Amerika ve Bahreyn, Birleşik Arap emirlikleri. Şi-ilerin arkasında da dolayısıyla İran ve Rusya olur ve bitmek tükenmek bil-meyen bir savaşın içerisine girersin, herkes birbirini katleder, herkes birbirini öldürür, resmi ve gayri resmi silah tüccarları silah satar. Dünyanın en büyük silah deposu Ortadoğu’da bugün, en büyük silah deposu ve Ortadoğu’ya sa-tılan silahlar eğer ABD’ye ve AB’ye çevrilirse ABD ve AB diye bir şey kal-maz, eğer o silahlar İsrail’e çevrilirse İsrail diye bir ülke kalmaz. Amma ve-lakin bu olması mümkün değildir, o silahlar yine birbirleriyle savaşmak için yönlendirilir. Böyle olunca ben yine geçmiş, geçen haftaki dersten devam edeyim. Burada Osmanlı milleti yaratarak, Türk milleti yaratarak işte Boş-nak milleti yarataraktan, Arnavut milleti yaratarak, Kürt milleti yaratarak, Pers milleti yaratarak böyle bir millet oluşturmak bugün için mümkün de-ğil veya bir dine dayalı direkt İslam dinine dayalı bir devlet sistemi oluştur-mak bugün için bu mümkün değil. Hiç kimse bunu böyle bizim önümüze koyup sazan gibi atlayacağımızı düşünmesin. Bu soruyu soranlar için söyle-miyorum, genel piyasa olarak söylüyorum. Bu söylemler bizi aldatan söylem-ler. İslam devleti kuracağım, hoş geldin, önce abdest al. İslam devleti kura-cağım diyen bir kimsenin abdesti bozuk önce. Önce abdest al, önce necasetten tahareti öğren, bilmem nerende bir avuç bilmem ne ile bilmem ne yapmaya çıkma! İnsanları da heder etme. İkincisi: Türk milliyetçiliğinin üzerine kurulacak bir devlet sistemi. Kendisini Kürt görmeyenleri ne yapa-cağız, kendisini Türk görmeyenleri ne yapacağız? Öbürküsü de der ki ben Laz cumhuriyeti kuracağım, öbürkü derse ben Çerkez cumhuriyeti
kuracağım, öbürkü derse ki biz Bulgaristan göçmeniyiz, Bulgaristan göç-menleri devleti kuracağım. Herkes kendi ırkını öne koyarsa biz ortak yaşam kurgulamamız mümkün değil.
O yüzden bu kardeş bu soruları hazırlarken tabi bu soruları hazırlayaca-ğından çok önceden haberim vardı. Böyle bir soru hazırlayacağım, demişti. Ben de âlâ olur, dedim. Tabi sufiler her şeyde bir tevafuk görürler, aslında bunlar önümüze üç beş sene sonra önümüze çıkacak olan meseleler. Bizi de böyle kaşıyıp bizi de böyle sokaklara dökmek isteyenlerin uygulayacağı şey-ler, argümanlar bunlar. Biz bu sene ki bizim Şeb-i Arus törenlerimizin ana teması Hazreti Mevlâna’da Ortak Yaşam, bizim ana temamız bu. Biz ortak yaşam felsefemizi ve kültürümüzü geliştirmek ve derinleştirmekle mükelle-fiz. Bu bende son Bosna ziyareti ile iyice oturdu. Bosna’daki Müslümanları örgütleyip oradaki Sırplarla tekrar mı savaştıracaksınız örneğin? Sayısı belli değil yirmi bin şehidi var; kocasız kadınlar, babasız çocuklar… Hala da yı-kık, bombalanmış, füze atılmış, kocaman uçaksavar mermileri atılmış evler gözlerinin önünde duruyor. Yıkılmış düşkünler yurdu (ihtiyarların kaldığı yer) orada yolun kenarında duruyor. Komple bütün dünya insanlığı bütün inançların, kültürlerin bir arada yaşayabilmenin yolunu bulmalı. Bunun yolu -benim kendimce- akıl emniyeti, can emniyeti, mal emniyeti, namus emni-yeti, din emniyeti, doğru adalet, doğru paylaşım. Bakın; doğru adalet, doğru paylaşım. Doğru paylaşım dediğim ülkenin gelirlerinin doğru paylaşılması, bakın, doğru paylaşılması. Ülke gelirlerinin bir kısmını belli ailelerin yeme-mesi. Bir kısmını belirli bir zümrenin -kaymak zümre oluşturulup- o kay-mak zümrenin yememesi. Bunlar geleceğimiz için bu toprakların geleceği için çok önemli. Biz ortak paydada buluşmalıyız, biz en zengin adamla en fakir adamının hâkim huzurunda eşit olduğu günleri aramalıyız. Bakın, en zengin adam ile en fakir adamın hakim önünde eşit olduğu günleri arama-lıyız. En zengin adam ile en fakir adamının, en fakir adamın aklını koru-mada eşit olduğu günleri aramalıyız. En zengin adamla en fakir adamın bir-birini kucakladığı günleri aramalıyız. En zenginler şehrin belirli yerlerinde oturup belirli bir safahat içerisinde yaşıyorsa fakirler de şehrin belirli yerle-rinde belli bir sefalette yaşıyorsa orada gelir adaletsizliği vardır; orada payla-şım adaletsizliği vardır; orada insanların birbirlerinin arasında dostluk, mu-habbetlik, kardeşlik oluşması mümkün değildir. Biz ortak yaşam aramalıyız, ortak yaşam ararken herkes aynı kategoride olacak diye bir kaide yok. Zen-gini de olacak, fakiri de olacak ama onların ortak noktalarda buluşabildiği ortak çevrelerde kurulabildiği yerlerde olması lazım. Eğer gettolar oluşturulu-yorsa bir ülkenin içinde ve siz o gettolaşmış evlere giremiyorsanız, gettolaşmış
108 | Çağdaş Siyasal İslam
mahallelere gidemiyorsanız, gettolaşmış… İster fakirlik gettosu, ister zenginlik gettosu, ister suç örgütlerinin çöktüğü suç gettosu, isterse hiç suç işlenmeyen öyle herkesin sakin sessiz yaşadığı bir getto. Bunların hepsi de tehlikeli hepsi de sakıncalı. Bu ortak yaşamı kurmamız gerekiyor, ortak yaşam felsefesini oluşturmamız gerekiyor. O yüzden bu noktada nasıl bir devlet? Tebaasını or-tak noktalarda buluşturan. Nasıl bir devlet? Tebaasına adalet veren. Nasıl bir devlet? Tebaasına eşit yaklaşan. Nasıl bir devlet? Tebaasında herkesin kazan-cına göre vergilendirilen. Nasıl bir devlet? Hür teşebbüsü herkese açan, belirli ailelere belirli teşebbüsleri teşvik eden değil; her teşebbüsü her müteşebbisin önünü açan ve ona destek veren bir sistem. Yani o kimse kendince bir fikir ürettiyse bir şey geliştirdiyse devletin onu da desteklediği, devlet teşvikleri-nin belirli ailelere peşkeş çekilmediği, devlet nemalarının belirli kesimlere peşkeş çekilmediği günleri aramalıyız. Bizim için benim için -ben öyle söy-leyeyim- devletin adı önemli değil. Devletin işlevi önemli, bakın, devletin iş-levi önemli. Biz eğitimde, sağlıkta, adalette, paylaşımda biz ortak yaşamanın paydasını aramalıyız. Bunu bulamıyorsak bunu oluşturamıyorsak biz devle-tin adının ne dediğimiz önemli değil. Yani biz uyuşturucu üreten ve uyuştu-rucuyu satan kimseleri önleyemiyorsak devlet bunu önlemiyorsa devlet bun-dan caydırmıyorsa insanları o zaman benim çocuğumun nerede ne şekilde nasıl uyuşturucuya bağlı kalacağı, alışacağı bu tehlike var ise ve devlet bunu korumaktan aciz ise devletin adının önemi var mı? Adam sabahın sekizinde -çok özür dilerim- cin çarpmış gibi, her tarafı yamulmuş bir şekilde sokaktan geçiyorsa sabahın sekizinde hangi uyuşturucuyu aldıysa ve sabahın sekizinde uyuşturucuya müptela olduysa hepimizin oturup ortak paydada birleşmenin, ortak paydada bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünmemiz gerekir. Kimin kızı olduğu önemli değil, kimin karısı olduğu önemli değil, kimin annesi ki-min teyzesi olduğu önemli değil, birileri tarafından tuzağa düşürülüp o ka-dının eti satılıyorsa ve kadının etinin satılmasından hainler zalimler faydala-nıyorsa ve o kadının etinin satılmasından devlet vergi alıyorum, deyip buna müsaade ediyorsa oturup namus emniyetimizi düşünmemiz lazım, oturup akıl emniyetimizi düşünmemiz lazım. Yolda yürüyen örtülü bir kadına ör-tüsüz bir kadın din düşmanlığından dolayı ona saldırıyorsa metroya binmiş mini etekli bir bayana neden mini etekle bindin, deyip metroda o taciz edi-liyorsa ona saldırıyorsa oturup bizim kendi kendimize ortak yaşam payda-sını konuşmamız lazım. Devletin dini ne olduğu önemli değil burada. Eğer bir turist bayan ne kadar dekolte olursa olsun bir taksi şoförü veya yoldan geçen bir esnaf veya oradaki bir çırak onu taciz ediyorsa taciz edilenin dini, taciz edenin dini önemli mi çok? Asıl bizi şaşırtmaya sokan şeyler bunlar.
Çağdaş Siyasal İslam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-625-92739-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları