2 Kasım 2019 | 71
da aynıdır, Fransa’sı da, İngiltere’si de aynıdır, Türkiye’si de İran’ı da Suudi Arabistan’ı da aynıdır. Çünkü dünya üzerinde şuanda siyaset-i diniyye üze-rine hükmedilen, idare edilen bir devlet yok. Burada önemli olan halkın çı-karı yanında devletin devletçilik bakımından sağlam bir idare şeklini oluş-turmaktır. İbn Haldun bu idare şeklini hikmet ve akla dayanan bir idare şekli olarak nitelendirir ve mezkûr idare şekline Farsların idaresini örnek verir. Çok iyi kullanması lazım.
Akli siyasetin diğer şekli ise öncekinin aksine yöneticinin menfaatlerini ön plana alan idaredir. Bu siyaset şeklinde devlet idaresi tarafından halka karşı şiddet ve zulüm söz konusudur.
Bu akli siyasette ister, birinci kısım olsun, ister, ikinci kısım olsun, mü-kemmel bir şekilde böyle bir idare altında kalan bir ülke ben tarih boyunca tanımıyorum. Bu böyle ne yazık ki ya idareciler devletten nemalandıkların-dan devleti koruma adına kendilerini güçlendiriyorlar Firavuni bir sistem çıkıyor ortaya. Bakın, Firavuni bir sistem çıkıyor. Kısaca söylemek gerekirse aslında tarih boyunca iki sistem çalışmış.
1) Firavuni sistem veya sistemler.
2) Peygamberi sistemler.
Bunun başka izah tarzı yok, çok basit bu. İbn Haldun felsefeci olduğun-dan bu noktada devlet felsefecisidir aynı zamanda, böyle geniş geniş açıkla-mış. Çok basit. Bakın, çok basittir. Ya siz Firavuni sistemle yönetiliyorsunuz-dur, yönlendiriliyorsunuzdur. Bunun halkın lehine olaylarda olabilir, zaman zaman insanların rahat ettiği huzura erdiği zamanlar olur ya da peygamberi bir sistemle yönetiliyorsunuzdur.
İbn Haldun, Akli siyasetin iki şeklini ve dini siyaseti değerleri bakı-mından ele alır ve bu kıyaslamada dini siyasetin daha üstün olduğu so-nucuna ulaşır.
İnsanlar yalnızca bu dünyaya yönelik isteklere sahip değillerdir. Do-layısıyla dini dikkate almayan siyasi hükümlere yani akli siyasete da-yanan devlet yönetiminin tam anlamıyla iyi bir yönetim olması bekle-nemez. (İbn Haldun’da Toplum Bilimci Düşünce)
Bu tarih boyunca sadece akli siyasete sahip olan sitemlerin hepsi de belirli bir zaman sonra yıkılmaya mahkûm olmuşlar. Sebep? Çünkü 1)Onlar ken-dilerini yenileyememişler, yani yenileyememelerin sebebi felsefi olarak çıkış bulamamaları. Bugün Batının düştüğü nokta bu. Batı şu anda akli siyasetini
72 | Çağdaş Siyasal İslam
yenileyemiyor, akli siyaseti yenileyemeyince direkt savaş organizasyonlarına yaslanıyor. Batı yüz yıldır savaşıyor ve kendi topluluğunu, kendi toplumunu savaşla ayakta tutuyor. Tehlike üretiyor, o tehlikeyi üreterekten kendisini ayakta tutuyor. Bir düşman üretiyor. Batı kendi düşmanını kendisi üretip o düşmana karşı kendi halkını koruma yalellisi tutturuyor. Akli siyasetin sona erdiği yerdir bu. Çünkü bütün akli siyasetler bir gün dama der yani sona ge-lir, duvara toslar. Bakın siz bir topluluğun ne kadar üst seviyeye zenginliğe getirirseniz getirin bir müddet sonra o zenginlik onların başına bela ve mu-sibet olarak geri döner. Sebep? Çünkü felsefesi yoktur. Bir topluluğu zengin ettiğini düşün. Zengin ettin, zengin ettin, zenginliğin sonu yok ve sonunda felsefi boşluktan dolayı o toplum sapkınlaşır. Doğu Roma İmparatorluğu gibi Batı Roma İmparatorluğu gibi firavunluklar gibi. Tarihte yerleri var bunun. Bir aile de aynıdır. Sonu yoktur zenginliğin. Zenginleştikçe zenginleşirsiniz. Üç trilyonluk araba alırsınız , doyuma ulaşamazsınız. On trilyonluk araba alırsınız yine doyuma ulaşamazsınız. Felsefi boşluktan kaynaklanır bu ve uçuk işler yapmaya başlarsınız. Bakın uçuk işler yapmaya başlarsınız, ahla-ken çökersiniz. Çok zengin oldunuz, şöhret sizi ahlaken çökertir. Toplumlar da böyledir. Hollanda çok zengin, gençleri kalmadı, olan gençlerin de hepsi uyuşturucunun içinde. Almanya genci kalmadı, olan gençler uyuşturucu-nun içerisinde. Belçika genci kalmadı, olan gençler uyuşturucu ve fuhşun içinde. İngiltere genci kalmadı, olan gençler uyuşturucunun ve fuhşun pen-çesinde. Avrupa uyuşturucu ve fuhşun pençesinde dolaşıyor. On üç yaşındaki bir kız çocuğu istediği bir kimse ile cinsel ilişkiye girebilirsiniz, on yaş farkı aranıyor. On yaştan fazlaysa cinsel ilişkiye girdiği kimse o zaman sıkıntılı, on yaş üzerinde değilse hiçbir sıkıntı yok. Fuhuş alabildiğine gitmiş. Evlilik müessesesi Avrupa’da çökmüş vaziyette çünkü felsefi olarak boşluk yaşıyor-lar. Kendi inandık dediği dinlerine güvenmiyorlar ve inanmıyorlar aslında ve Avrupa akli siyaset veyahut da bütün dünya akli siyasette sona geldi. Çı-kış noktası bulamıyorlar, çıkış noktası arıyorlar. O yüzden Arabî okuyorlar, çıkış noktası arıyorlar. O yüzden Mevlâna okuyorlar, çıkış noktası arıyorlar. O yüzden İbn Haldun okuyorlar. Bizden fazla okuyorlar İbn Haldun’u ;biz-den fazla okuyorlar Mesnevi’yi, Mevlana’yı; bizden fazla okuyorlar Arabî’yi. Ciddi ciddi bizden fazla okuyorlar. Avrupa yolun sonuna geldiğini bundan üç yüz yıl önce gördü, felsefik olarak yolun sonuna geldi. Ya kendi içindeki dü-şünürleri gizli Müslüman oluyor, bildiğiniz Müslüman oluyor. O kadar çok methediyor; o kadar çok methediyor İslam’ı, İslam Peygamberi ve Kur’an’ı; bir tek ben Müslümanım diyemiyor. Sebep? Felsefi boşluktan, akli siyasetin bittiğinden ve bize de Avrupa değişik baskılarla bize akli siyaseti dayatıyor akli siyaseti. Neden? Aynı kısır döngünün içerisine siz de girin diyor. Eğer
o kısır döngünün içine siz girmezseniz o zaman gelir beni tekrar -sizin de-yiminizle fethetmek benim deyimimle işgal etmek- tekrar gelirsiniz siz, di-yor. Sebep? Çünkü diyor sizin dininiz felsefi olarak ayakta duruyor. Bizim dinimizin felsefi olarak sonu yok. Hem zahir noktada sonu yok hem batın noktada sonu yok. Zahir noktada sonu yok. Arz “la ilahe illallah” deyinceye kadar savaşmakla emrolunan bir Peygamber var. Yani siz Avrupa’ya İslam’ı götürdünüz yetmedi, Avrupa’dan ileri Antarktika’ya kadar Amerika’ya kadar bütün dünyanın her tarafına İslam’ı götürmekle mükellefsiniz. Zahir olarak işiniz bitmiyor. Dünya bitse haydi bakalım uzaya açılacaksınız, uzayda yaşa-yanlara İslam’ı anlatacaksınız. Zahir manada bitmiyor. Batın manada da İs-lam bitmez. Neden? Yolun sonu görünse de yolun sonunu bulamazsın. Her daim bir halden bir hale geçersiniz. Sufi mantalitesi açısından bir kimsenin yolunun sonu yoktur. Yukarı Mezopotamya sufi anlayışında vuslat olma-dığından dolayı, olamayacağından dolayı hep daha da daha, daha da daha, daha da daha, halden hale, halden hale, halden hale, hayretten hayrete, hay-retten hayrete, hayretten hayrete, perdeden perdeye, perdeden perdeye, perde-den perdeye hep devamiyet vardır ve hiçbir zaman bir hal üzerinde kalmaz-sınız ;kalamazsınız kalırsanız zarardasınız. Böyle olunca bitmek tükenmek bilmeyen bir hazine bu, yolun sonu yok .Hem zahir manada yolun sonu yok hem batın manada yolun sonu yok. Öyle olunca felsefi olarak tıkanıklık yok. Bakın felsefi olarak tıkanıklık yok, hiçbir zaman tıkanmazsınız. Neden? De-vam ediyor, hiçbir şey aynı hal üzerinde kalmıyor. Ayetle sabit çünkü bu. Ya iyiye doğru halden hale gidersiniz ya da kötüye doğru halden hale gidersi-niz, durmak yok. Bakın! Ya iyiye doğru halden hale geçersiniz ya da gün-den güne kötüye doğru halden hale geçersiniz. Kötüye doğru halden hale ge-çerseniz diyor ki:
“ Öyle bir zaman gelir ki siz bu kertenkelenin deliğine gir deseler girersi-niz. Onlar kim ya Resulullah? Yahudiler ve Hristiyanlar mı? Başka kim ola-cak! Evet onlar. ” Bakın bu kötüye doğru halden hale geçmektir. Siz günden güne, günden güne, günden güne kötüye doğru Hristiyanlaşır ve Yahudile-şirsiniz. Günden güne. Bu yaşam tarzıyla, yaşam stiliyle, kıyafetinizle, yedi-ğinizle, içtiğinizle, düşüncenizle, felsefenizle, bir şeyi olumlu görüp olum-suz görmenizle
-ne yaparsınız- halden hale, halden hale kötüleşirsiniz. Hani ben zaman zaman anlatıyorum ya resmi dairede çalışıyordum, diyorum. Bir bayan geldi bize teslim ettiler. İşte saçları böyle gayet normal okul öğrencisi gibi taramış saçlarını, gayet mütevazi. Ablası benim baba dostu bir kimsenin oğluyla ev-lendi. Hulusi amca da sağ mı öldü mü bilmiyorum. Öldü mü? Allah rahmet eylesin. Hulusi amca da bizim baba dostu, benim babamı gayet iyi tanıyan
74 | Çağdaş Siyasal İslam
babamın samimi arkadaşı, Samancı Kürt Cavid’in de en samimi arkadaşı. Babamı çok iyi tanıdığından biz kahvede prefö falan oynuyoruz onlarla, ba-bam yaşında adamlar. O dedi ki “bizim oğlan bizim kızımıza sahip çık orda.” “Tamam Hulusi abi” dedim. Hulusi abinin oğlunun baldızı oluyor. Harika. Ben yeni dervişim tabi. Kıza hoş geldin beş gittin .Nasılsın iyi misin? iyi gü-zel hoş. Sen dedi, çalışmakla alakalı ne düşünüyorsun? Dedim, ben bayanın çalışmasını -benim kendi şahsi fikrim- ben çalışmasından yana değilim. Bir müddet sonra dejenere oluyorlar, dedim. Kendisini zor muhafaza ediyor in-sanlar, dedim. O olmayacağını, böyle bir dejenerasyon yaşamayacağını söy-ledi. Zaman içerisinde sana hatırlatırım, dedim. Çalışan bir bayan birinci maaşı alır, önce temel ihtiyaçlarını görür. İkinci maaşı alır, kendisine biraz daha bir şeyler alır. Üç, dört, beş, altı, yedi maaşlar alınca serpilmeye baş-lar. Tabi, o işe aldığınız kıza bakarsınız beş ay önceki kız değildir o. Yanında bayan çalıştıranlar bilirler. Bizde beş ay bile geçmiyordu, ortalama iki bu-çuk üç ay. Bu kızcağız da öyle. Tabi, ilk önce odasından çıkmayan kız oda oda gezmeye başladı. Çaya kahveye kakara kukara hahaha hihihi. Karşı oda var, ben tek başıma çalışıyorum. Karşı odada belden aşağı muhabbet çok. Orda iki tane erkek kâtip, mutemet var; muhabbetin sınırı yok. Bir gün bir şuh kahkaha attı oradan. Dedim tamam, sırası geldi. Ben ismiyle hitap et-tim, filanca hanım dedim ben. Ben çok nazik kibarım ya ,kendimi de met-hedeyim arada. Önce bana Mustafa abi diyordu, ondan sonra Mustafa Bey demeye başladı. Ondan sonra arada kaçırmaya başladı Mustafa’cım demeyi. E tabi bende Alsancak çiğnemiş çocuğum, Bayındır çocuğuyum, öyle cimi cımı bilirim. Böyle şuh kahkahayı atınca sırası geldi. Filanca hanım dedim ben, buyurun dedi. Dedim bir dakikalığına gelir misiniz? Ama dedi kahve içiyorum. E dedim burada da içebilirsin dedim ben şimdi. Geldi tık tak tık tak, ayakkabının topukları da büyüdü tabi. Geldi karşıma oturdu. Koltuk-lar rahat resmi dairelerde. Bir attı bacak bacak üstüne, seyret çiçekli mi bö-cekli mi neyse. Biliyor musunuz ?dedim. Daha önce geldiğinizde ben si-zin dejenere olacağınızı söylemiştim. Bu böyle durdu. Bak, dedim. Eteğinin boyu kısaldı, önceden gömleğini yukarı kadar ilikliyordun şimdi göğüs de-koltesi var, bak iç çamaşırın görünüyor. Tak tak tak ben söylediğimi düzel-tiyor. Düzeltme, dedim. Alt iç çamaşırın da görünüyor, öyle bir bacak bacak üstüne attın ki seyret diyorsun, dedim. Dünyada bir tek sen kalacaksın bir de ben kalacağım seni asla almam. Bana da yazılma dedim, bu durdu şimdi. Sen dedim, Hulusi abinin bana emanetisin . Burada bak ne hale geldin, de-dim. Bu kötüye gidiştir. Bir kimse halden hale, halden hale kötüye doğru gi-der , bunu bir kimse kendisi tespit edebilir halden hale kötüye gittiğini. Hal-den halde iyiye gittiğini de o kimse kendisi tespit edebilir. Bu saklı gizli bir
şey değildir. İşte o yüzden felsefi olarak İslam bugün dünya üzerinde dim-dik olarak ayakta duruyor hem zahiren sonu yok, felsefi olarak tıkanması mümkün değil. Hem batıni olarak sonu yok, felsefi olarak tıkanması müm-kün değil ama diğerleri tıkandı mı tıkandı. O yüzden akli siyaset devlet mo-delleri tarih boyunca hep tıkanmış, tıkandıktan sonra da geri dönüşleri hep kanlı olmuş. Bakın geri dönüşleri hep kanlı olmuş. Osmanlının geri dönü-şüne bakın, kansız. Osmanlının geri dönüşü kansız. Osmanlı çekilmiş, Bosna çekilmiş, Bulgaristan çekilmiş, Yunanistan çekilmiş, Yemen çekilmiş, Suudi Arabistan çekilmiş, Afrika çekilmiş geriye; kanlı değil. Bakın, kanlı değil. Eleştirebiliriz çekilmişler diye ama kanlı değil. Neden? Osmanlı bir medeni-yet. Sivilleri katledemez. Çekilirken insanları öldüremez; çekilirken yolları, köprüleri, hastaneleri, devlet dairelerini bombalayıp atamaz. Şimdi bakın dö-nüşüm kanlı. Şimdi Suriye’de çekiliyor YPG .Ne yapıyor? Çekilişi kanlı. Ya-kıyor, yıkıyor, öldürüyor, katlediyor öylesi çekiliyor. Amerika çekiliyor bir yerden. Çekilirken girerken de yakıyor, yıkıyor, öldürüyor, katlediyor; çıkar-ken de yakıyor, yıkıyor, katlediyor, öldürüyor çıkıyor. Onların girişleri de kat-liam çıkışları da katliam. Neden? Felsefi olarak tıkanmış vaziyette. Akli dev-let modeli dünya üzerinde sonu gelmiş bir devlet modeli. Bu yeni değil ama ilahi devlet modellerinin karşısına tarih boyunca hep akli devlet modelleri çıkar. Siz onu bir peygamber din anlattı zannedersiniz sadece. Bir peygam-ber sadece din anlatmaz, aynı zamanda bir devlet modeli koyar orta yere. İs-lam bir devlet modeli koyar orta yere. Devletin anayasasını koyar orta yere. O yüzden sadece iman ettim Allah’ın varlığına, birliğine, dirliğine, birliğine ; tamam bitti. Bitmedi. Ne? Faiz haram. E ben iman ettim ama. Bitmedi, fu-huş haram. Bitmedi, içki haram. Bitmedi, fuhşa giden büyün yollar haram. Bitmedi, içkiye giden bütün yollar haram. Bitmedi, faize giden bütün yolar haram. E bitmedi. Kardeş can emniyeti, mal emniyeti, namus emniyeti, akıl emniyeti bunların sağlanması lazım. Bunları bozan bütün yoların hepsi de haram. Devlet onları tıkamak zorunda. Yani şimdi İslam dinini şuraya ge-tirmeye çalışıyorlar: ibadet ve ahlak dini. Aynı zamanda hukuk dini. İslam sadece ibadet ve ahlak dini değil, aynı zamanda hukuk dini. Recm var. Kolu kesilecekse kolu kesilecek. Birisi öldürmüş haksız yere, öldürülecek. Hukuk var Kur’an’da. Kur’an’ın hukukunu nereye koyacaksınız? Kim yapacak o hu-kuku? Devlet uygulayacak. Zaten tıkandığı yer burası ortalığın. Siz diyemez-siniz bu geçmiş hukuk, benim dinim onu öyle emretmiyor. Sen geleceksin hiçbir suçu kabahati yok ,ondan sonra sen ne baktın bana? Dan öldürecek-sin onu, ondan sonrada elini kolunu sallaya sallaya gideceksin. Yok karde-şim! İslam ona hukuk koymuş. Öyle olunca akli devlet modellerinin karşı-sına Cenâb-ı Hakk her daim ilahi devlet modellerini koymuştur karşısına.
76 | Çağdaş Siyasal İslam
Ya İslam devlet kurmamıştır. Kurmuştur. Davut aleyhisselamın devletini ne yapacaksın? Süleyman aleyhisselamın devletini ne yapacaksın? Şit aleyhisse-lamın devletini ne yapacaksın? Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın kurduğu devleti ne yapacaksın? Evet, onlar da ilahi devlet sistemi.
Düşünür siyasi otoritesi dine dayanan devleti üstün kabul eder. Dini kanunlar olmaksızın rasyonel bir siyasete dayanan devleti eleştirir. (İslam Medeniyeti Üzerine Araştırmalar)
Evet İbn Haldun özellikle dinsiz bir devleti kabul etmez. Dinsiz bir dev-let olamaz İbn Haldun’a göre. Dinsiz bir devletin yaşaması da mümkün de-ğildir İbn Haldun’a göre. Sadece akli siyasetle devam eden devletler batmaya mahkumdur. Tarih boyunca bu olmuş. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti’ni -devletini- ilk kuran akıl, Türkiye Cumhuriyeti Devleti dini İslam’dır diye belirlemiş. Türkiye Cumhuriyeti’nin devletinin ilk kuruluşlunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dini İslam’dır diye hüküm var. Türkiye Cumhuri-yeti Devleti kurulurken dini İslam olarak kuruldu. Sonradan o ibareyi kal-dırdılar, sonradan laikliği getirdiler. Hala daha laikliğin tanımı yoktur Tür-kiye’de. Kime göre laikliktir bilinmez, neye göre laikliktir bilinmez, hangi laiklik örneğine göre biz laikiz bilinmez. Tarifi yoktur ve anayasada tarifi yoktur laikliğin. Yabancı bir kavramdır. Fransız bir kavramdır bildiğim ka-darıyla ama Türkçe karşılığı da yoktur ama biz de buna sessiz kalırız.
Çağdaş Siyasal İslam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-625-92739-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı