Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Çağdaş Siyasal İslam ·

Çağdaş Siyasal İslam — 11 Ocak 2020 Sohbeti

Çağdaş Siyasal İslam — 11 Ocak 2020 Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi'nin Çağdaş Siyasal İslâm üzerine sohbeti.

ÇAĞDAŞ SIYASAL İSLAM • 18/32

Çağdaş Siyasal İslam — 11 Ocak 2020 Sohbeti Hakkında

11 Ocak 2020


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

11 Ocak 2020 | 161

özünden -yani Kur’an ve sünnetten- haberi olan herkes bilir çünkü. Fâtır su-resi ayet 39’da: “O sizi yeryüzünde halifeler yapandır. Artık kim inkâr ederse küfrü kendi zararınadır. Kafirlerin küfrü kendilerine Rableri katında şid-detli buğuzdan başka bir şey artırmaz. Kafirlerin küfrü kendilerine hüsran-dan başka bir şey artırmaz.” buyurur. Ve yine Ankebût’te: “Sizi yeryüzünün halifeleri kılar.” der. Asıl önemli olan, bu yüce makamın gereklerinin yerine getirilmesidir. Bunlar da Allah’ın hükümlerini mutlak ölçü kabul etmek, sa-lih amel işlemek ve Allah’a karşı gelmemek, küfre sapmamaktır. Kendisinde bu özellikler bulunmayan hiçbir yönetim İslami olma niteliğini kazanamaz, İslami kavramlarla nitelendirilemez. Bu tip yönetimler İslam olamaz kesin-likle. Evet buradan devam edeceğiz.

Hem dört halife döneminde Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ar-dından beşinci halife aslında Hazreti Hasan Efendi’mizdir. O da 7 aylık bir halifelik yapmıştır. O makama gelen bir kimseye halife adı kullanıldı genel olarak veyahut da imam sıfatıyla sıfatlandılar.

“İmam” kelime manası olarak: Sözüne ve davranışlarına uyulan kimse karşılık olarak. Söz ve davranışlarına tâbî olunan, uyulan kimse noktasında. “İmamet” de -imametin başına geçti, imametlik yaptı- bu imam kelimesinin farklı söz kullanımı, o da dini ve dünyevi ve her konuda yüksek başkanlık demek imamet delinince. Bu konuda hem dini hem dünyevi olarak en üst başkan niteliğinde tanımlama. Bu makamı işgal eden kimseye de halife veya imam deniyor. Denilme sebepleri de maddeler halinde maddelendirirsek:

1- İlk halife yani Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri, Resulul-lah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra gelip risalet dışında -yani peygamberlik dışında- bütün görevleri yerine getirme de onun yerini aldı. Bir tek peygamberlik yapmadı; yani din getirici, din koyucu hükmünde ol-madı ama peygamberliğin haricinde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ne kadar görevi var ise ordu komutanı tayin etmek, se-fer kararı, harp kararı vermek, valiler tayin etmek, kadılar tayin etmek gibi veyahut da vergi toplamak, zekat toplamak, bunların paylaştırılması gibi. Or-dunun teçhizatının düzülmesi, o teçhizatla ordunun sefere çıkarılması gibi veyahut da Medine’de veya diğer şehirlerde o güne kadar İslam olan diğer şehirlerin -bu noktada- idaresi, eğitimi, oradaki güvenliğin sağlanması gibi. Hazreti Ebu Bekir radiyallahu an hazretleri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğin haricinde her şeyi yaptı. Devam ediyoruz

162 | Çağdaş Siyasal İslam

2- Asıl hakimiyet İslam inancında Allah’ındır. Ayet-i kerimede de “Haki-miyet kayıtsız şartsız Allah’ındır.” denir. Hâkim olan Allah’tır. Hakimiyet Al-lah’ın olunca o halife de bu noktada yeryüzünde Allah’ın hakimiyetini temsil eder. Allah’ın El-Hakîm ism-i şerifinin sıfatının tecelliyatıdır, Allah değildir. O yüzden ona aynı zamanda “halife” denir. Aslında bu temsil de (yani hila-fet) bütün müminlere yöneltilmiş bulunduğundan bir nevi müminlerle o hi-lafet arasındaki akitle gerçekleşir. O, müminlerin halifesidir ama müminle-rin halifesi olunca müminlerle onun arasında bir akitleşme, -bir bey’atlaşma eski dilde bey’attır- bey’atlaşmanın sonucundadır bu, o yüzden ona halife adı verilir. Ve biz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve 7 aylık Hazreti Hasan Efendileri-mizin zamanını eğer İslam devleti olarak isimlendirecek olursak ki öyledir, bu konuda İslam dünyasındaki bütün ulemanın tek noktada birleştiği yer-dir. İslam uleması bu beş halife, biz dört halife deriz, kısadır Hazreti Hasan Efendimizin zamanı. Bu beş halife dönemini İslam devleti olarak nitelendi-rir bütün herkes, ortak olarak. Bunu da En’âm ayet 165: “Sizi, verdikleriyle denemek için yeryüzünün halifeleri yapan ve kiminizi kiminize derecelerle üstün kılan; odur.” (En’âm 165) Ona imam denmesinin sebebi de İslam dev-let başkanının aynı zamanda namaz kıldıran imama benzetilmiş olmasın-dandır. Mesela Hanefilerde bu önemli bir olgudur, cuma ile alakalı. Cumayı devlet başkanının kıldırması. Devlet başkanı kıldıramıyorsa herhangi bir se-bepten dolayı, onun tayin ettiği kimsenin cumayı kıldırması önemli bir ol-gudur. Bu, cumanın eda şartlarında geçer, sıhhat şartlarında değil. O yüz-den imam denmesinin bir sebebi de namaz kıldıran, yani ümmetin önüne geçip namaz kıldıran kimsedir. Şimdi namaz kıldıramayacak kadar dini bil-giye sahip olmayan bir kimse, İslam devletinde başkanlık yapamaz çünkü. İslam devlet hukukunda, hükmünde -mesela- Müslümanların başına gayri-müslim bir devlet başkanı olmaz; o kimsenin iman ehli, Kur’an ehli, sünnet ehli olması gerekir devlet başkanı olabilmesi için. Tabi, devlet başkanı olma-nın ayrı özellikleri vardır İslam fıkhında, hukukunda. Bu konumuzun dı-şında, eğer gerekirse onu da anlatırız. Yani bir İslam devlet başkanının özel-likleri. Kimler halife olabilir, Müslümanların başına kimler halife olabilir, o halifenin özellikleri nelerdir? Aslında bu soruda, bu kadar gelen soruda ben bir hikmet görüyorum. Bunları o yüzden soru sahibinden izin isteyerek-ten soruları göreyim, ona göre teknik cevaplar vereyim, istedim. Çünkü İs-lam ümmetinin başına her an bir halife tayin edebilirler; tayin edilen hali-feye bizim biat etmemiz istenilebilir ve o halife örneğin emperyalistlerin hak ve hukukunu gözeten, emperyalistlerin insanı, adamı olabilir. Bunlar konu-şulan şeyler çünkü. Mesela İngiltere bir halife tayin edebilir bizim başımıza

veya Amerika bütün Müslümanların başına bir halife tayin edebilir veyahut da halife savaşları çıkarmak için birkaç tane halife tayin edebilir ve o halife-ler diğer çıkan halifeye savaş ilan edebilir. Biz meselenin Kur’an sünnet da-iresinde doğrusunu öğrenelim, özünü öğrenelim, ben ana hatlarıyla burada anlatmaya çalışıyorum. Tabi bunları teferruatlandırmak mümkün mü? Evet. Bunların da özünü anlatırken ben farkındaysanız ayet-i kerimelerden ve ha-dis-i şeriflerden anlatıyorum. Şu imamın içtihadı, demiyorum, bu imamın içtihadı da demiyorum. Özellikle bu meselede ayet-hadis konuşmaya gayret ediyorum ayet-hadis. “Sizi verdikleriyle denemek için yeryüzünün halifeleri yapan ve kiminizi kiminize derecelerle üstün kılan odur.” Demek ki yeryü-zünde halifeler olacak, bunu kim yapıyor? Allah yapıyor ve ona ne deniyor? İmam deniliyor. Bir ismi de ne? İmam. Neden? O çünkü arkasında namaz kı-lınan kimse ve imama nasıl namazda uymak zorunlu ise devlet başkanı veya halife noktasındaki olan imama da uymak zorunlu. Ama hangi noktalarda? Onu havada bırakmıyoruz, onu devam edeceğiz şimdi. Bu nedenle o devlet başkanlığına veya devlet başkanına veya başkanlığa “el-İmâmetu’l-Kübra” veya “el-İmâmetu’l-Uzmâ” da denilir, onların bir ismi de bu. Burada İslam devlet başkanlarını illa ki şu isimde hitap edilir, bu isim ona verilir, diye bir kaide koymamışlar. İster halifelik deyin, ister imamlık deyin, ister emirlik deyin, ister imâmetu’l-kübra deyin. İsim üzerinde İslam dünyasının çok fazla üzerinde durduğu bir şey değil ama üzerinde durduğu önemli bir şey var. O da nedir? Bu kimselerin özellikleri neler olmalı, görevleri neler olmalı. Bu halifelerin özellikleri ve görevleriyle alakalı üç aşağı beş yukarı ümmet tek noktada birleşmiş, o yüzden özellikleri ve görevleri ile alakalı konumuz ol-madığından dolayı es geçiyorum ama en önemli şey Kur’an ve sünnetin ya-şanması ve yaşatılması görevleri var bunların birinci derecede. Halifenin ilk önemli görevi: dinin yaşanması ve yaşatılması. Bir görevi bu. Ondan sonra adalet mekanizması giriyor, hukuk mekanizması giriyor, insanların hak ve hukukları hürriyetleri giriyor. Bunlar devam ediyor ama bunların vazifeleri-nin tamamı Kur’an ve sünnete dayalı, özellikleri de tamamen Kur’an ve sün-nete dayalı. Bunlarda belki de, soruların arkasını tam bilmiyorum, vakti sı-rası gelince bunlar da belki de anlatılır.

Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerini önceleri Allah Resulünün halifesi yani Halifet-u Resulullah sonraları ise sadece halife denildi. Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerine “müminlerin emiri” diye hitap edildiğini görüyoruz. Bunu da neden? Hadis-i şeriflerden, onlarla olan diyaloglardan çıkarıyoruz. Bir sahabenin diyaloğundan çıkarıyoruz veyahut da onlar mek-tup yazıyorlar değişik ülke başkanlarına, krallarına lakaplarını mektupların altındaki imzalardan biliyoruz; görüyoruz; öyle boş muhabbet değil yani.

164 | Çağdaş Siyasal İslam

Kur’an ve sünnette belli bir ismin kullanılmasını emreden herhangi bir hü-küm yok çünkü hadis-i şeriflerde halife, hadis-i şeriflerde imam, hadis-i şe-riflerde emir, bunların hepsi de kullanılmış; ayet-i kerimede de “imam” ola-rak kullanılmış, hadis-i şeriflerde sultan ismi de kullanılmış ama sultan ismi halife yerinde kullanılmamış. Enteresan, ayrım var. O da konumuzun içeri-sinde gelecek. Halife ve imam kelimelerini kullanmışlar, önemli bir ayrıntı şu: Kuruma, makama halifelik makamı denmiş; o makama oturan kimseye de genelde halife denmiş veya imamet makamı denmiş; o makama oturana da imam denmiş. Ama bunun dört halifeden sonra, dört halifeden sonra böyle daha dişe dokunur, kayda değer halifelik ve makamın kuvvetli ol-duğu zaman Osmanlı. Yavuz Sultan Selim’in halifeliği İstanbul’a getirmesi ile. Halifelik makamı, makam olarak söylüyorum. Osmanlı’da çok dirayetli, çok etkin halifelik makamı; halife de çok dirayetli ve etkin, sebebi: Halife-lik makamının arkasındaki devlet güçlü, hem siyasi olarak güçlü, hem as-keri olarak güçlü hem de ekonomik olarak güçlü çünkü halifelik makamı-nın çok önemli dört ayağı var:

1- Halifelik makamı, Kur’an ve sünnete sımsıkı bağlı kalmalı.

2- Halifelik makamının, askeri bir gücü olmalı.

3- Halifelik makamı, kendi yanında siyasi gücünü de getirir.

4- Halifelik makamının, ekonomik de gücü vardır. Bu dört ana unsur halifelik makamı için olmazsa olmazdır. Çünkü halifelik makamı bir karar alırsa o kararın uygulanması için ,ama siyasi ama askeri ama hukuki ama ekonomik, o kararın yaşanması için yaşatılması için uygulamaya geçirilmesi gerekir. Bunu neden söylüyorum? Dandikten kafamıza bir halife koyarlarsa:

1- Onun askeri gücü olmalı.

2- Onun siyasi gücü olmalı.

3- O makamın ekonomik gücü olmalı.

4- O makamın hukuk gücü olmalı.

Hukuk ne? Kur’an ve sünnet. Bu dört ana güç, o halifelik makamında olmalı. Sultan ve Melik kelimeleri Emevilerde başlayan şeyler. Ama dört ha-life döneminde, bakın dört halife diyoruz, dört halife bir de Osmanlı’da çok öne çıkıyor bu. O yüzden bu sohbetin sonuna kadar ben devlet başkanı sı-fatı değil, halife veyahut da halifelik makamı olarak nitelendireceğim soh-beti anlatırken.

Burada bir ibare vardı. “Devlet başkanlığı görevinin, kendilerine Allah tarafından verildiği iddiası Emeviler tarafından meşruiyet amacıyla kul-lanıldı.” diye. Bakın, Emevilerle alakalı, Emevilerle alakalı. Sahabelerin bü-yük bir çoğunluğu Emevileri bir İslam devleti olarak nitelendirilmezler ancak

Emevi saltanatını, o saltanattan nemalanan o saltanattan ekonomik olarak, siyasi olarak, bürokratik olarak nemalananlar, Emevileri bir İslam devleti gibi göstermeye çalışırlar. Tarih boyunca böyle olmuştur bu. Sufiler hiçbir zaman Emevi hanedanlığını bir halifelik olarak görmemişlerdir, bunun da altını çizeyim. Ehl-i beyt hiçbir zaman Emevi saltanatını İslam devleti ola-rak görmemiştir, buna ayırt edelim. Şimdi sahabenin bu konudaki sözlerini aktarıyorum size, bu sözler Kütüb-i Sitte’den. Emeviler tarafından meşrui-yet amacıyla kullanıldığını dair ama Emevilerin bu konuda İslam devleti ola-rak görülmediğine dair deliller. “Sefîne radiyallahu anh anlatıyor: Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki: “Hilâfet -buraya dikkat edin- hilafet, üm-metim arasında otuz yıl sürecektir. Bundan sonra saltanat gelecektir.” Bu ha-dis-i şerif çok önemli. bu hadis inkarcıları kendi ayaklarına sıkıyorlar bazı yerlerde. “Hilafet ümmetimin arasında otuz yıl sürecektir. Bundan sonra sal-tanat gelecektir.” Dikkat edin. O yüzden saltanat, sultan, melik -parantez içe-risinde- bunu o yüzden ayırdım. 30 yıl hilafetlik dönemi. Benim kendimce kabul ettiğim İslam devlet sistemi -Mustafa Özbağ olarak- Hazreti Peygam-ber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali dönemini ve aynı zamanda da Hazreti Hasan Efendi’mizin 7 aylık dö-nemi. Ben halifelik olarak, İslam devleti olarak bu arayı kabul ediyorum. Ba-kın, bu arayı. 30 yıl buradan var. Peygamber’den sonra sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, İslam’ın Medine- i Münevvere’de devletleşmesini de ben 10 yıl koyuyorum, toplam 40 yıl. 40 yılın haricindeki bir bölümü ben İslam dev-leti olarak kabul etmiyorum. O yüzden İslam, siyaset, halifelik kavramlarını konuşurken bu 40 yıllık dönemi ben kendime baz alıyorum, delil olarak alı-yorum, örnek olarak alıyorum. Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osman-lılar bu dönemleri kendimce İslam devleti olarak algılamıyorum. Osmanlı’yı reddettim, Selçukluları reddettim, diye bunu böyle nitelendirmeyin ama tam bir İslam devleti hukuku ve hükmünü örnek alacağımız zaman bu zaman-lar 40 yıllık. Bakın 40 yıllık. Buradan bir şeyi daha işaret edeyim, burdan 40 yılı işaret ettim ya,size bir şey daha işaret edeyim. Bazı hadis-i şeriflerde Mehdi’nin yeryüzüne geleceğini ve Mehdi’nin, Mehdiyetin kıyamete yakın 40 yıl dünya üzerinde hakim olacağını ve İslam’ın bütün dünyada, 40 yıllık bir dönemde hakimiyet kuracağını ve bütün dünya 40 yıl boyunca İslam’ı en güzel ve en yüksek şekilde yaşayacağına dair bir inanca sahibim. Bu inan-cımı da bu hadis-i şeriflerden alıyorum, diyorum ki: İlk dönem bir 40 yıllık İslam devleti kuruldu ve sonunda bir 40 yıllık daha İslam devleti kurulacak ve Cenâb-ı Hakk nurunu tamamlayacak. O 40 yıllık dönemde yeryüzünde hiçbir fesat, hiçbir haksızlık, hiçbir adaletsizlik, hiçbir yanlışlık yaşanmaya-cak. Hayır. Allah nurunu tamam edecek. Kafirler, gavurlar, müşrikler istese

166 | Çağdaş Siyasal İslam

de istemese de inansa da inanmasa da bu 40 yıllık dönem yaşanacak inşa-allah. O yüzden burada hilafeti anlatırken 30 yıl Peygamber’den sonra, 10 yılda ben Medine-i Münevvere’yi koyuyorum, 40 yıl tamamı. Bakın 40 yıl. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine-i Mü-nevvere’ye göçer göçmez devlet kurulmadı çünkü. Devletin temelleri vardı, kim attı? Şehid Mus’ab bin Umeyr. Henüz daha Hazreti Peygamber sallal-lahu aleyhi ve sellem hazretleri hicret etmezden önce Medine-i Münevve-re’ye hicret eden ve orada İslam’ı yayan genç, yakışıklı, bahadır, yürüdüğü zaman alemin arkasından yürüdüğü Mus’ab. Yakışıklı mı yakışıklı, cesa-retli mi cesaretli, nazik mi nazik, narin mi narin, Mekke’nin en zengin ai-lesinin çocuğu. Genç yaşta Mekke aristokratı diyebiliriz. Evli kadınlar ken-dilerini atıyorlar önüne, beni nikahla, diye. Öyle Mus’ab. Kızlar kendilerini atıyorlar öne diyorlar ki: Beni nikahla, beni götür. Öylesine yakışıklı, öyle-sine terbiyeli ve öylesine enine -böyle enine derken kalın değil- sallı, boylu poslu Mus’ab. Ve Uhud şehidi… Hazreti Hamza ile yan yana yatan Mus’ab. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin başına çöküp gözyaşlarını tutamadığı Mus’ab. Bir ciğer yarası Hamza’ya bir ciğer yarası Mus’ab’a. Öyle Mus’ab. Ve Mekke’nin en zengin, en aristokrat ailesi olma-sına rağmen şehit olduğunda üzerindeki elbisesinin ne yazık ki tam olarak örtmediği Mus’ab. Aşağı doğru çektiklerinde üstü açık kalan, üstünü örtmek için çektiklerinde altı açık kalan Mus’ab. O toprak onu nasıl bağrında besler, bilemem. Şimdi Uhud’a gidip insanlar orada alışveriş ediyorlar, bunu da bi-lemiyorum. Uhud’a gidip lay lay lom ediyorlar, bunu da bilemiyorum. Hu-susi götürüyorlar insanları okçu tepesine, bunu da bilemiyorum. Okçu Te-pesi ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözünü dinlemeyenlerin tepesi. Dünya malına tamah edip Hazreti Peygamber sal-lallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin emrini dinlemeyenlerin tepesi. Asıl gi-dilecek olan, o tepenin tam karşısında Uhud Dağı’nın eteklerinde olan yer. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve bir avuç ashabın en zor zamanları. Dişinin kırıldığı, yanağının yarıldığı hatta zaman zaman orada bir çukura hapsolunup bütün sahabenin canhıraş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini korumak için teker teker kılıçların al-tında -tabiri caizse- doğrandığı yer. Asıl ziyaret edilmesi gereken yer orası, okçular tepesi değil. İşte o Mus’ab Medine-i Münevvere’de İslam’ın temelini atan, İslam devletinin temelini atan o Mus’ab ve Hazreti Peygamber sallal-lahu aleyhi ve sellem hazretleri hicret ettiğinde teşkilatlanma üç aşağı, beş yukarı hazır olan ve o teşkilatlanmayı yapan Mus’ab Medineli Ensar gençle-riyle. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini Yahudiler-den korumak için yalın kılıç başında nöbet tutan. Çünkü Yahudiler geçmiş

peygamberleri katlettikleri gibi diyorlardı ki biz bunu da katledeceğiz. Evet o Yahudiler peygamberleri katletmişlerdi.

İşte hilafet bu manada, Hazreti Peygamber diyor ki: 30 yıl sürecek, 30 yıldan sonra da diyor, saltanat gelecektir. Said İbnu Cumhân dedi ki: Sonra ilâve etti “Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)’in hilâfetine Hz. Ömer’in hilâfetini, Hz.Osman’ın hilâfetine Hz. Ali’nin hilâfetini (radıyallahu anhüm ecmain) ekle (parmaklarınla say) bak! dedi. Bunları (sayınca hakikaten) otuz yıl bulduk.”

Sefîne’ye “Emevîler, hilâfetin kendilerinde (devam ettiğini) zannederler, denmişti. Şu cevabı verdi: ‘Benî’z-Zerkâ yalan söylüyor. Onlar krallardır, hem de kötü krallar.’ Emeviler, onlar krallardır hemde onlar kötü krallardır.” Ebu Davud, Tirmizi bunu naklediyor. Alkamî der ki: “Resulullah aleyhissalâtu ves-selâmdan sonra gelen otuz yıl içinde dört halife ile Hazreti Hasan radıyallâhu anhüm hazretlerinin halifelikleri vardır. Şöyle ki:

Hz. Ebû Bekir’in hilafeti 2 yıl 3 ay 10 gündür.

Hz. Ömer’in hilafeti 10 yıl 6 ay 8 gündür.

Hz. Osman’ın hilafeti 11 yıl 11 ay 9 gündür.

Hz. Ali’nin hilafeti 4 yıl 9 ay 7 gündür.

Hz. Hasan’ın hilafeti de 7 aydır.

O zaman şu Emevilerin devlet başkanlığı görevlerini kendilerince Allah tarafından verildiğinin iddiası boşa çıkmış oluyor çünkü sahabenin büyük bir çoğunluğu onları halife makamında oturan bir kimse olarak görmüyor-lar. Emevilerle beraber sultanlık yani krallık başlıyor ki ashabın deyimiyle o krallıkta kötü bir krallık. O yüzden Emeviler dönemini biz -tırnak içerisinde-İslam devleti olarak görmemiz mümkün değil. Eğer -burada bir tehlike daha var- bir kimse Emeviler zamanını İslam devleti olarak görürse Hazreti Hüse-yin Efendi’miz ve Ehl-i beytin kıyamı, bu sefer İslam devletine bağyilik gibi olmuş olur ki Hazreti Hüseyin Efendi’mizi bu sefer bağyi hükmüne koyarız. Burada sıkıntı var, burada böyle büyük bir problem var. Birisi kalkar, Emevi saltanatını -ashabın deyişiyle- Emevi kötü krallığını İslam devleti olarak gö-rürse Hazreti Hüseyin Efendi’mizi ve Ehl-i beyti ve sonra Hazreti Hüseyin Efendi’mizin arkasından gidenleri ve Hazreti Hüseyin Efendi’mizi sevenleri sanki İslam devletine karşı çıkmış bağyi hükmüne koyar, bunda tehlike var. Buradaki bu büyük tehlikeyi, makamı ne olursa olsun görmeyenler Emevi krallığını veya sultanlığını İslam olarak görmeyecekler. Burada tehlikeli bir durum var çünkü.

Devam ediyoruz, sorulardan ikinci paragraf:

2- Sünni siyaset anlayışı; Kur’an ayetlerinden hareketle değil, Peygamber sonrasında yaşanan tarihsel siyasi tecrübelerden hareketle oluşturulmuştur.

168 | Çağdaş Siyasal İslam

(M.EVKURAN, Siyasal Kültürümüzde Teolojik Kökenler ve İktidar Tahay-yülü) Dolayısıyla Sünni siyaset anlayışı, İslam toplumlarının bütün dönem-lerinde geçerli olabilecek bir teori olmayıp daha çok Müslümanların geç-mişte yaşadıkları ve çoğunluk tarafından doğrulanan siyasi tecrübenin bir yansımasıdır. Daha sonra bu fikirler, siyasi alandan inanç alanına taşına-rak dini ve kelami açıdan meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.

Tabi burada Sünni siyaset anlayışı dediğimizde dört halifeden sonra veya bu 40 yıllık dönemden sonra veyahut da 30 yıllık dönemden sonrayı ele alan anlayışları nitelendiriyor burada bu tespiti yapan kimse. Şimdi biz kendimizce İslam devlet anlayışı adına bir yol çizeceksek o zaman o ara dö-nem – zaman zaman Buhari’nin Fiten’inde de geçer bu, diğer hadis kitapla-rında da geçer-yani flu devlet sistemlerinin olduğu, yani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında fluluk yoktur. O hadis-i şeriflerde, Bâb-ul Fiten’de der ki bu fitneler bahsinde: “Öyle bir zaman ge-lecek ki flu olacak her şey.” Yani ne İslam ve İslam dışı gibi. Böyle arada de-rede olacak bitecek.

Biz Emevilerden sonra gelen devlet yönetim biçimlerini tam olarak İslam diye nitelendirirsek ayağınız yere sağlam basmaz. Bunu açık açık, yerli yerine koymamız lazım. Böyle hamasi nutuklarla: “Ya sen Osmanlıyı İslam görmü-yor musun?” Canım kardeşim, tam biri İslam diyemeyiz. Sebep? Osmanlıyı tam İslam dersek laf dine gider çünkü Allah muhafaza eylesin, o yüzden di-yemeyiz. Benim için tam İslam diyemem veyahut da ben kendi şahsi düşün-cem. Selçuklular, Abbasiler, Emeviler bu konuda benim için tam İslam de-ğildir. Öyle olunca Sünni siyaset anlayışı dediğimiz anlayış, bu dört halife döneminde kendi gerçekliliğini Kur’an ve sünnetten almıştır. Çünkü uygula-nan her kanun, yapılan her eylem ve fiiliyatın karşılığında Kur’an ve sünnet-ten hüküm vardır. O konuda Hazreti Kur’an’a bakarlar, Hazreti Kur’an’dan bir şey bulamazlarsa Hazreti Peygamber’e bakarlar, sallallahu aleyhi ve sel-leme ondan bir şey bulamazlarsa ashabın reyine giderler, onlara sorarlar. As-hap bu konuda duydu mu bir şey, duymadı mı? Sonra o konuda bir hüküm oluştururlar. Onlar da bu hadiselerde asla heva ve heveslerine uymazlar. Bu-rası önemli bir nokta, bununla alakalı. Şimdi Sünni bir sistem dediğinizde yaklaşık bin dört yüz yıllık bir İslam süreci var. Bu bin dört yüz yıllık İslam sürecinde İslam’ın zaman zaman tam olarak yaşanabildiği, yaşanamadığı, uygulandığı, uygulanamadığı alanlar olmuştur. O yüzden biz bu alanlara dört halife döneminden sonra, otuz yıldan sonra tam olarak İslam yaşan-mıştır diyemeyiz. Nur suresi ayet 55 : (bunu yalnız bir görelim)“Allah; içiniz-den iman edip salih amel işleyenlere va’detti ki onlardan öncekileri nasıl halef kıldı ise onları da yeryüzüne halef kılacak ve onlar için beğendiği dini temelli

yerleştirecek, korkularını emniyete çevirecektir. Çünkü onlar, bana kulluk eder ve hiçbir şeyi bana şirk koşmazlar. Kim de bundan sonra inkâr ederse işte on-lar, fâsıkların kendileridir.” Demek ki sizden önce, bu ümmetten önce nasıl diğer peygamberleri ve ümmetleri yeryüzünde halef kıldıysa Davut aleyhis-selam gibi Süleyman aleyhisselam gibi. Hem devlet başkanı hem peygamber. Bu ümmete de Cenâb-ı Hakk yeryüzünde halef kılacak ve halef kılmış mı bu otuz yıllık dönemde? Kılmış. Bu otuz yıllık dönemde. Geçen derste bah-setmiştim. Mısır, Arap Yarımadası, Afrika’nın ortalarına kadar, İran, Türki memleketlerine kadar, neredeyse Hindistan’a kadar ve Anadolu’nun yarısı İslam olmuş ve bu topraklarda yaşayan insanlar güvenlik içerisinde yaşa-mışlar, zenginlik içerisinde yaşamışlar. Bakın, güvenlik ve zenginlik içeri-sinde yaşamışlar. O zaman Cenâb-ı Hakk o kısa dönem içerisinde yeryüzü-nün büyük bir bölümünü Müslüman halife vadini gerçekleştirmiş mi? Evet. O zaman tekrar sohbetin başındaki konuya geliyorum. Son kırk yılda da bunu tekrar gerçekleştirecek mi inşallah? Evet. O zaman Sünni siyaset anla-yışı kendince Kur’an ayetleri ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem haz-retlerinin hadisleriyle kendi anlayışını, idrakini, hareket tarzını oturtturursa bir sıkıntı yok demektir.

İlk halifeler döneminden sonrakini İslam kabul etmediğinden dolayı geri kalan meseleyi de, çok üzerinde durmak istemiyorum çünkü İslam kendi içerisinde İslami olan ve olmayanın ayrımını yapar, kendi içinde. Her ko-nuda İslami gözeten veya gözetmeyen unsurları ayırt eder. İslam’ı gözetme-yen unsurları, İslam’ı gözetmeyen her ne var ise, bakın: Küfür, dalâl (yani sa-pıklık), cahiliye ve tâgût gibi kavramlarla anlatır. İslam dışı bir düşünceyi, bir hareketi yani fiiliyatı, bir tarzı, bir tavrı İslam kendisinin dışında oldu-ğunu; küfür, sapıklık, dalâlet, (Fatiha’daki dalâl dalâlet) ve aynı zamanda ca-hiliye, aynı zaman tâgût gibi kavramlarla anlatır. Kur’an’ın dilidir bu ve kav-ramların çokluğu bunlar arasındaki mahiyet farklılığından değildir, daha fazlalaştırabiliriz bunları. Amaç, buradaki amaç şudur: Bir şey İslami mi de-ğil mi? Bunu anlatmak içindir. Bakın amaç odur, İslami değilse ona tâgûta taptınız veyahut da heva hevesine gittiniz veya küfre düştünüz veya şirke düştünüz veyahut da dalâlete düştünüz veya cahiliyedesiniz, cahilsiniz der. Kur’an’ın dilidir bu. İslami değilse bir şey; bu bir hukuk olabilir, bir hukiki madde olabilir, bir ceza olabilir, bir devlet yönetimi ile alakalı bir şey olabi-lir, tebaanın içerisindeki bir hadise olabilir… Bu ne olursa olsun, İslam dı-şıysa Cenâb-ı Hakk onu Kur’an-ı Kerim’de tâgût olarak, dalâlet olarak, sap-kınlık olarak, fahşiyat olarak, cahiliye olarak nitelendirir. Buradaki amaç bir şeyin İslami olup olmadığını anlatmaktır, başka bir şey değildir. Bunu da Kur’an’ın kendine has bir dili, üslubu olarak kabul ederiz biz bunu. Çünkü

170 | Çağdaş Siyasal İslam

bu dili, bu üslubu bu başka bir yerde bulmak mümkün değildir. İslam; İs-lami ve cahili olmak üzere iki tür hakimiyeti tanır, üçüncü bir türü yoktur. O yüzden diyorum, kırk yıldan sonrasını İslam görmüyorum diye. Çünkü İslam literatürüne göre bir şey ya İslamidir ya da cahilidir. Bunu anlatan Kur’an-ı Kerim’de o kadar çok ayet-i kerime vardır ki ben burada en can alıcı ayet-i kerimeyi aldım. Maide suresi ayet 48-49-50-51-52 bu konuda çok önemli şeyler söyler, gösterir hatta Maide’nin başından itibaren alırsanız orada ko-caman bir sistem görürsünüz. Zaten Maide suresi bu gavurcukları çok ürkü-tür, çünkü Maide’de der: “Siz Hıristiyanları ve Yahudileri kendinize dost tut-mayınız.” Bu çok keskin bir ayet-i kerimedir, bakın çok keskindir. Bitmiştir mesele. Bu; devletler arası diyalogla alakalıdır, yoksa senin mahallende bir Hristiyan varmış, karışmaz ona o. Bu kültür, bu eğitim, bu sanat, bu eko-nomi, bu siyaset, bu ticaret, bu askeriye, devleti ilgilendiren bütün alanları kapsar; bütün alanları. Bakın, devleti ilgilendiren bütün alanları kapsar bu. Siyaseti, eğitimi, sosyal hayatı, kültürü, mahalleni, sokağını, evini, bütün her şeyini etkileyen bir ayet-i kerimedir. Bu böyle zaten Maide insanları sarsar, açıp okuyun muhakkak. Maide ayet 50: “Onlar hala cahillik devrinin o sapık hükmünü mü arıyorlar? Şüphesiz bir kanaata sahip olacak bir topluluk için hükmü Allah’tan daha güzel olacak kimdir? “ Demek ki cahillik devri, kime söylüyor bunu? Yahudi ve Hristiyanlara söylüyor. Yahudi ve Hristiyanlara atıfta bulunuyor bu ayet-i kerimede, diyor ki: “Onlar o dönemi mi istiyorlar?” Ben şimdi onu daha öncesinden alayım size. Hazreti Kur’an 45-46’da top-lumlara peygamberler gönderildiğini anlatıyor. 46: “Ve onların izinden Mer-yem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ve ona İncil’i verdik. Onda hidayet ve nur vardır. Kendinden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı, hi-dayet ve muttakiler için bir öğüt olarak.” Yani İncil daha önceki Tevrat’ı da doğrulayan bir kitap. 47: “İncil ehli, Allah’ın onda indirdikleri ile hükmetsin-ler. Kim de Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse; işte onlar, fasıkların kendileri-dir.” Bakın onlara diyor ki, Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler fasıkların kendileridir. Devam ediyor, 48 dikkat edin! “Sana da kendinden önceki ki-tapları doğrulayıcı ve üzerlerine şahid olarak bu kitabı hak ile indirdik. Ara-larında -dikkat edin- Allah’ın indirdiği ile hükmet.” Peygambere söylüyor bunu sallallahu aleyhi ve selleme diyor ki, aralarında, yani bu insanların ara-sında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Dikkat edin! “Sana hak gelmişken onla-rın heveslerine uyma.” Sana hak gelmiş ne? Kur’an. Sana hak gelmişken on-ların heveslerine uyma. Kim onlar? Yahudiler ve Hristiyanlar ve İslam’ın dışındaki inanç sahibi olan kimseler, İslam dışı olanlar. Ne diyor? Sakın, on-ların heva ve hevesine uyma! “Sizden her biriniz için bir yol, bir şeriat kıldık.” Sizden her biriniz için bir yol bir de şeriat kıldık. Yani bir şeriat var; bir de

her biriniz için tarik, yol var. Dikkat edin! Sizden her biriniz için. Bu tari-katlara, sufilere, fıkıhçılara, kelamcılara laf söyleyenler: dinin ilimle alakalı olan yerlere laf söyleyenlere. Sizler için bir şeriat, bir de tarik, yol kıldık. Her-kesin bir yolu var. “Kur’an’da tarikat geçiyor mu?” Geçiyor. “Kur’an’da yol geçiyor mu?” Geçiyor. Bana yolunu söyle. Bir şeriat, bir de yol verdik. “Şayet Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Lakin sizi verdiği ile denemek is-tedi. Öyleyse hayırda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Size ayrılığa düş-tüğünüz şeyleri bildirecektir.” Kim? Allah. Kim? Şeriat. Kim? Yol. Tekrar de-vam ediyor. Bakın, ayet 49: “Ve aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların heveslerine uyma.” Bir daha söylüyor, 48’de söyledi 49’da da söylü-yor. “Ve aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet.” Ve devam ediyor. “Onların heveslerine de uyma.” Yani Allah’ın indirdiğinin dışındaki her şey heva he-ves. “Yok, böyle daha güzel olur.”muş, heva heves. Allah’ın indirdiği var, Kur’an belli, sünnet belli. Kendi kendine başka yol arama; o sapıklık, dela-let. “Seni, Allah’ın sana indirdiğinden vazgeçirmelerinden sakın.” Seni, Al-lah’ın sana indirdiğinden vazgeçirmezerinden sakın. “Eğer yüz çevirirlerse bil ki bir kısım günahları yüzünden Allah onları cezalandırmak istiyor. Gerçek-ten insanoğlunun birçoğu fasıklardır.” (Ayet 50)Burası çok önemli, az önce okuduğum ayet. “Cahiliyet hükmünü mü istiyorlar?” Bakın. “Cahiliyet hük-münü mü istiyorlar? Ama yakîa getiren bir kavim için Allah’tan daha iyi hü-küm veren kimdir? Allah’tan daha iyi kim hüküm verebilir?” Ayet-i kerime bu ve tekrar geldik şimdi sohbetimize. Allah’tan daha güzel kim hüküm vere-bilir? Hiç kimse. O zaman Cenâb-ı Hakk kendisinden yani İslam olmayan her türlü hükmü, hukuku, görüşü, düşünceyi cahiliye olarak nitelendiriyor, cahiliye. Diyor ki, senden cahiliye bir hüküm istiyorlar. Neden? Sana kitabı apaçık indirdik, sana kitabın yanında bir de ne verdik? Hikmet verdik. Çünkü Cenâb-ı Hakk Peygamber’ine diyor ki, kitabın yanında sana hikmet verdik, aynı zamanda sana bir yol verdik. Sen, onların heva ve heveslerine uyma. Sa-kın, onlar seni aldatıp kandırmasın. Ve o yüzden İslam, İslam olan ve olma-yanı ayırt eder. Ayırt ederken kendindeki delil nedir? Kur’an sünnet ve as-habın -eğer söz konusu olan devletse- o halifelerin uygulamalarıdır, ölçü. Diğerleri; içine heva heves karışmıştır, bu Mustafa Özbağ’ca. Bütün hayırları içinde toplayan, bütün kötülükleri yasaklayan, uydurma heves ve arzulara meyilden alıkoyan, Allah’ın hükmünün dışına çıkanları Cenâb-ı Hakk red-dediyor. Diyor ki, bütün hayırlar İslam’da toplanmıştır. Evet ve bütün kötü-lükleri de İslam yasaklamıştır. Bugün dini tamam ettim, diyor, hayırları top-ladı kötülükleri de yasakladı. Hayır nerede toplandı? İslam’da ve İslam hayırları kendinde topladığı gibi kötülükleri de yasakladı, haramları koydu. Yanlışlıkları, eksiklikleri bize bildirdi. Ve Cenâb-ı Hakk Peygamber’inin

172 | Çağdaş Siyasal İslam

üzerinden dedi ki: Bugün size dininizi tamam ettim, din olarak size İslam’ı seçtim. Kulların kendi elleriyle koydukları ve Allah’ın şeriatına dayanmayan cahiliyet hükümlerinin sapıklıklarını ve bilgisizliklerini İslam reddediyor, İslam olarak görmüyor. Onları bir hikmet olarak görmüyor. Eğer kullar kendi akıllarınca bir şeyi yasaklamaya kalkar veya bir şeyi serbest etmeye kalkarsa İslam onu İslami olarak görmüyor, din dışı görüyor. Yani bütün insanlar top-lansalar deseler ki, içki haram olmamalı. Bu hükmü İslam kabul etmiyor, bunu İslam’ın içerisinde görmeniz mümkün değil. Hüküm koyucu Allah. Allah uyuşturucu olan her şeyi yasaklamış. Yasakladıysa onu helal edecek hiçbir kurum ve kuruluş yok. Veyahut da Allah bir konuda cezai sistem ge-tirmiş, cezai sistem getirmiş. O cezai sistemi hafifletecek veya ortadan kal-dıracak din noktasında hiçbir kurum ve kuruluş yok, din tamam oldu. Pa-palık bir şeyi haram veya helal edebilir ama İslam’da bu kapı kapalı. Siz İncil’i alıp kafanıza göre bazı ayetlerini kaldırabilirsiniz ama Kur’an için bu geçerli değil. Siz bir kısım ayetleri tarihselciliğin arkasına, bir kısım ayetleri evrenselciliğin arkasına sığınaraktan eğip bükemezsiniz. Siz faizin haram ol-duğunu, yasaklandığını, faizle iştigal edenlerin mezarlarından şeytan çarp-mış gibi kalkacaklarını, bu ayet-i kerimeyi ortadan kaldıramazsınız. Bunu ortadan kaldırmaya kalkmak sapıklıktır, dalâlettir, küfürdür, şirktir, cahili-yedir. Siz fuhuşu makul gösteremezsiniz. Fuhuş haramdır, siz bunu kalkıp da makuliyet noktasına getiremezsiniz. Bunu makuliyet noktasına getirirse-niz din dışı kalmış olursunuz. Din dışıdır. Siz adalet olarak Kur’an ve sün-netten süzülmüş adaleti uygulamak zorunda kalırsınız. Eğer adalet meka-nizması dediğiniz şey, Kur’an ve sünnete dayanmıyorsa o adalet değil ancak bir zulüm olur, zulüm. Onu adalet olarak nitelendirirseniz bu şirk olur. Siz eğer oradan bunu kaldırır, buradan bunu kaldırırsanız örneğin: Rüşveti ha-ram kılan nedir? Dindir. Rüşveti haram kılan dindir. Siz dinin bazı ayetle-rini ortadan kaldırırsanız birisi de der ki: Rüşveti de kaldırın ortadan, ilti-ması da kaldırın ortadan, kayırmacılığı da kaldırın ortadan. Birileri der ki: “Emaneti ehline vermeniz, Allah’ın hoşuna gider.” ayet-i kerimesini de kal-dırın ortadan, der. Bir tanesine dokunursanız herkesin heva ve hevesine göre hangi ayet-i kerimeye dokunmak isterse oraya dokunur o zaman. Oraya do-kunmasının önüne geçecek sizin elinizde argüman kalmaz. Siz nasıl ki bir hadis-i şerifi reddettiğinizde, hadis-i şeriflerin bir kısmını reddettiğinizde öbürkünün de bir kısmını reddetme hakkı doğar. Siz bunun altından kalka-mazsınız. Dünya evangelist sistemi bunu istiyor. İçimizden satın almış ol-duğu profesörler var, içimizden satın almış olduğu insanlar var, bunlar di-nin özü ile oynamaya çalışıyorlar. Dinin özü ne? Kur’an ve sünnet. Yaşa, yaşama, bu ayrı bir tartışma. Haram işliyorsundur, eyvallah canım

kardeşim ama haramı helal görme de. Haram haramdır, de ki, ben haram işledim, Allah beni affetsin. Eyvallah. Haramı helallaştırmak, helali haram-laştırmak, bu sapıklıktır. En küçük noktası cahiliyedir, Allah muhafaza ey-lesin.

O yüzden İslam insanların heva heveslerinden, insanların bilgisizliğin-den, insanların şeytanın vesvesesine uymasından veya insanların kendi basit aklından çıkarmış olduğu hukuk ve hükümleri reddeder. Ve genelde bu İslam dışı, İslam dışı hukuk hükümleri koyanlar geçmiş tarihlerde krallardır, sul-tanlardır. Evet, hangi kral olursa olsun, hangi sultan olursa olsun. Bugünkü dönemde de devletlerdir, devletleri idare eden algıdır, bilgidir. Devletleri idare eden şimdi üst akıl dedikleri bir şey var ya, onlardır. Diyeceksiniz ki var mı? Evet var. Dünya üzerinde var mı? Evet var. Bugün bu toplumun önüne -de-mokrasinin icabı ya, dedikleri demokrasinin icabı- “Biz İslam hukukuyla hu-kuklanmak istiyoruz.” deseniz sizi hukuklandırırlar mı? Hayır. Bak Mısır’da darbe yaptılar anında, Müslüman Kardeşler’den cumhurbaşkanı seçildi diye. Hani demokraside oyla gelinirdi, oyla gidilirdi? Hani demokrasi erdemlilikti? Bize demokratlık ve demokrasi yutturmaya çalışıyorlardı. Ne oldu, Mısır’da normal seçimlerle seçilmiş bir kimseyi neden cumhurbaşkanlığından dar-beyle alt ettiler de adam mahkemede ibretlik, mahkemede, mahkemede öldü adam? Dünyanın gözünün önünde. Adam orada çırpına çırpına öldü, kimse dokunmadı. Hani insan hakları vardı ya? Hani Batı bize insan haklarını da-yatıyordu? Hani Batı bize demokrasiyi dayatıyordu? Hani Batı bize hukukun üstünlüğünü dayatıyordu? Hani nerede, hani nerede? Hani Batı bize seçil-miş insanı alaşağı etmemeyi söylüyordu? 15 Temmuz’u nereye koyacağız, 28 Şubat’ı nereye koyacağız ,12 Eylül’ü nereye koyacağız, 60 muhtırasını nereye koyacağız? Demek ki Batı’nın demokrasisi Hazreti Ömer Efendimizin radi-yallahu anh hazretlerinin tabiriyle diyor ki: “Biz müşrik zamanımızda hel-vadan putlar yapardık, karnımız acıktığında, diyor, biz onları yerdik.” Batı demokrasisi helvadan bir put, karınları acıkınca yiyorlar. Amerikan demok-rasisi ve Amerikan insan hakları helvadan put, hangi insan haklarına daya-nır ki şehirleri bombalayacaksınız, Hiroşima’ya atom bombası atacaksınız, hangi insan hakkı bu? Hangi insan hakkı bu, Japonya’da iki şehri yok ede-ceksiniz? Hangi insan hakkı bu, Rus tankları Polonya’ya girecek ve insanları tankların önünde canlı canlı katledecek, canlı canlı, insanların üzerine ge-çecek? Nerede insan hakkı, hangi insan hakkı? Çin’de şimdi Doğu Türkis-tan’da zulüm var. Hani insan hakkı, hani demokrasi, hani hukukun üstün-lüğü? Nerede insan hakkı? İran bir yolcu uçağını düşürüyor, özür dilerim, yanlışlıkla oldu. Nerede insan hakkı? Amerika canı istediği kimseyi, canı is-tediği kimseyi hiç kimseye hesap vermeden adam, katlediyor. Nerede insan

174 | Çağdaş Siyasal İslam

hakkı, hani nerede hukuk? Hani Batı hukuku nerde, hani Birleşmiş Milletler hukuku nerede? Fransa, bize gelince herkes insan hakkı savunucusu oluyor. Ne yapıyor sârı yeleklileri, mavi yeleklileri? Buldozer gibi geçiyor üstünden. Hani ya bunlar çağdaştı, insan haklarına saygıydı, demokrattı? Hani İrlan-da’yı neden ayırmıyor, hani demokrasinin beşiğiydi İngiltere? İngiltere de-mokrasinin beşiği olmasına rağmen İrlanda’nın kendince özgürlük istemesi ve İngiltere’den -Büyük Britanya’dan- ayrılma düşüncesini ya bu demokra-sinin beşiği olan İngilizler neden istemiyorlar? Madem isteyen istediği gibi ayrılacaktı, İspanya’da Katalanlar neden ayrılamıyorlar? Madem isteyen is-tediği gibi ayrılacaktı, Belçika’dan ayrılmak isteyenler var, neden ayrılamı-yorlar? Madem insan hakları var, demokrasi var Yunanistan’daki Gümülcine ve bu tarafa doğru kalan oradaki Türkler, Yunanistan Devleti’nden çok mu memnunlar? Hani demokrasi geçiyordu, neden onlar kendi imamlarını se-çemiyorlar? Bildiğiniz imam ya, dini temsilci. Hani bu Batı çok demokrattı, çok insan haklarına saygılıydı, çok hukuk severdi(!) Bulgaristan’dan oradaki dindaşlarımız, soydaşlarımız böyle dalga dalga neden yerlerinden, yurtların-dan edildiler de sürgün yediler; geldiler? Hani bu Batı çok insan haklarına saygılıydı, insancıldı, çağdaştı? Bosna’da tespit edilen 12 bin tane şehit var tespit edilen; daha tespit edilemeyen 7-8 bin şehit var; kayıp, kayıp, kayıp. Cesedi dahi bulunmadı, daha nerede toplu mezarlarda belli değil. Hani bu Batı çok insancıldı ya? Hani bu Batı çok insan haklarına saygılıydı ya? Daha size çok anlatırım. Bu Suriye’yi kim yıktı ya, bu Halep’i, Hama’yı, Humus’u kim yıktı ya, kim bombaladı? Bu Irak’ı kim bombaladı ya? Şaka gibi geliyor bize, değil mi? Yani sende nükleer silah var, sende nükleer silahlar olduğu için ben seni bombalıyorum. Aa ti yansın, sende nükleer silah yokmuş ya..! Ya bütün ülkeyi yıktın? Dünya bunun hesabını sormadan neyin hesabını so-rar ki? İnsanların namuslarını heder ettin, sürgün ettin, kadınlarını kızla-rını top sahasına topladın, o Amerikan conilerini saldın üstlerine, hepsine de tecavüz ettirdin. Girdin köylere, kazalara; erkekleri topladın top sahala-rına; kadınları aldın; götürdün askeri birliklerin olduğu yerlere; hoşuna gi-den kadınların hepsine tecavüz ettiniz. Ne insan hakkı, ne Batı’sı ve çağdaş-lığı? Hangi hukuk bu? Lübnan’daki gece kulüpleri, Mısır’daki gece kulüpleri, Dubai’de, Bahreyn’de, Birleşik Arap Emirlikleri’nde gece kulüplerinde çalı-şan sadece Iraklı ve Suriyeli genç kızlar ve kadınlar. Ne insanlığı ya? Ne in-sanlığı? Hangi insanlık?

Evet; İslam değil ise orda zulüm vardır, orada geçerli hiçbir kanun yok-tur, orada geçerli hiçbir hukuk yoktur. Yoktur. Bizdeki Batı kafası, biz-deki Batı gözlüğü, bizdeki Batı manyaklığı ve hayranlığı, bizdeki Batı’nın önünde el pençe durma ezilmişliği, ezikliği -çok özür dilerim- haysiyetsizliği

yıkılmadıkça, yıkılmadıkça bizim imanımız kemale ermez. Bizim imanımız kemale ermez. Emperyalistlere ve emperyalizme karşı göğsümüzü siper ede-miyorsak imanımız kemale ermez. Bosna’da tecavüze uğrayan bacını unut-tuysan Suriye’de tecavüze uğrayan bacını unuttuysan Doğu Türkistan’da tecavüze uğrayan bacını unuttuysan dün daha Kıbrıs’ta tecavüze uğrayan kimseleri unuttuysan Bulgaristan’da Yunanistan’da, Sırbistan’da, dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanlara taciz ve tecavüzü unuttuysan ve taciz ve tecavüzde bulunanlara sen, tacize tecavüze bulunanlara sen hayranlıkla bakıyorsan ve onları gelişmiş ve onları çağdaş ve onları sen insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne inanıyor bunlar diye kabul ediyorsan imanını sorgula. İmanını sorgula. Otur, imanını sorgula. Bana Batı hayranlığı yapma-sın kimse. Otursun herkes şapkasını önüne koysun, dünyayı seyretsin yeter. Dünyayı seyretsin yeter. “Bunlar memleketlerini ne yapma bırakıp gittiler?” 15 Temmuz’da neredeydin sen de? Sen neden bırakıp gittin 15 Temmuz’da? Sen nereye gittin? Banka kuyruğuna gittin. Nereye gittin? Televizyonun kar-şısına durdun. Nereye gittin? Baktın, kim galip gelecek diye seyrettin, o em-peryalizmin uşaklarına karşı göğsünü siper etmekten korktun, emperyalist uşaklara bir laf söyleyemedin, beklediğin çünkü. Amerika’sı ,İngiltere’si İs-rail’i bunlara gelir yardım eder, döner diye bekledin. Bekledin, sabah namazı vaktine kadar bekledin. Orada, burada bekledin; hiçbir açıklamada bulun-madın. Bekledin. Biliyor bekleyenler, sabah namazına kadar kimler bekledi onlar biliyorlar. Beklediler ve baktılar ki öyle değil, sabah namazından sonra onlar artık böyle gözlerini ovuştura ovuştura çıktılar. Beklediler. Emperya-list uşağı çünkü onlar. O yüzden o emperyalist uşakları diyor: “Ya islâm’ın bir devlet modeli yok, İslam’ın bir devlet anlayışı yok.” İslam böyle devletsiz, hukuksuz, mantar sanki. Ağacın dibinden mantar. Yani; siz islamın huku-kunu istemeyin, İslam yönetim biçimi de istemeyin. Gelsin, Amerikan co-nisi sizi yönetsin, gelsin, kraliçe hazretleri bizi yönetsin, başımıza bir tane de dandik halife tayin etsin tabi. Askeri olmayan, siyaseti olmayan, gücü olma-yan bir halife. Başında bir sarık tamam, halifemiz bu, bitti, alsana halife. Bir fetva, Sistani’nin fetvasıydı değil mi? Neydi? İngilizlerle savaşmayacağız. Ne kadar güzel, hiç unutamadığım fetvalardan birisi. Sistani o fetvayı vermek için nereden geldi? Londra’dan. Nerde oturuyordu? Londra’da. İkametgahı neredeydi? Londra’daydı. Lazım olduğunda yani Sistani Irak’taki Hamaney gibi. Irak Şia’sı ayrı çünkü. Ne yaptı geldi, dedi ki, İngilizlerle savaşmayacak-sınız. Bitti, bir tane İngiliz askeri ölmedi. Irak yerle bir oldu, bir tane Ameri-kan askeri ölmedi. Bir tane İsrail, İngiliz askeri ölmedi. Suriye yerle bir oldu, bir tane Amerikan askeri ölmedi; bir tane Yahudi askeri ölmedi. DAİŞ deni-len ne idiği belirsiz lanet şey girdi; Irak, Suriye dolaşıyor; bir tane Amerikan

176 | Çağdaş Siyasal İslam

askeri ölmüyor. Bir tane Amerikan uçağı düşmüyor, bir tane Amerikan tankı patlamıyor, bir tane Amerika’nın bir baskını yok. En son İran dedi ki, seksen tane Amerikan askeri öldürdük. Adam ertesi gün çıktı, dedi, bir tane dahi kaybımız yok. Bir tane cenaze yok, bir tane Amerikan askeri ölmedi. Ya iki tane ülke yok edildi, bir tane İngiliz asker ölmüyor, bir tane Amerikan as-keri ölmüyor, bir tane İsrail askeri ölmüyor, iki tane ülke yok edildi. Ölmez, neden? Onlar kutsal çünkü. Bir tane Rus asker ölmüyor. Ya biz bir tane dü-şürdük, ardından ne parendeler attık onu düşürdüğümüz için. Gene biz dü-şürdük ha, evet, yani başka amaçla da olsa başka şeyden de olsa biz düşürdük gene ama parande attık ardından. Demek ki İslam’ın dışında ise bir şey; za-lim krallar, zalim kraliçeler, zalim devlet sistemleri ne yapar? İslam dışı her-şeyi koyarlar. Tarih boyunca böyle olmuş ve insanlar tarih boyunca o zalim kralların yöntemlerine, sistemlerine, heva ve heveslerine uymuşlar. O yüzden kitaptan ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden, sünnetinden uzak durmuşlar; Allah’ın şeriatını terk etmişler ve Allah’ın şeriatını terk et-tikleri için İslam dışı kalmışlar. İslam; onları İslam dışı olarak görür, kendin-den görmez. Allah Resulü Buhari’de buyurur ki: “İnsanlar arasında Allah’ın en çok nefret ettiği kişi, İslâm’da câhiliyyet âdeti peşinde koşan ve haksız yere bir kişinin kanını talep edip akıtmak isteyendir.” Neymiş en çok nefret ettiği kimse? İslam’da cahiliyet adeti peşinde koşan. Yani ne? Cahiliyetin huku-kunu isteyen, İslam dışı bir şeyi isteyen, İslam’ın kabul etmediği bir şeyi is-teyen. Yine Allah Resulü şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah-u Teâlâ yeryüzünü benim için dürdü. Doğularını ve batılarını gördüm. Ümmetimin hükümranlığı ondan benim için düzülenine erişecektir.” Yani ne olacak? Ümmetin hüküm-ranlığı tecelli edecek ve hadis-i şerifin devamında diyor ki: “Hîre neresidir, bilir misiniz?” Çok uzak bir yer. “Ordan” (diyor) bir kadın gelecek, Beytullah’ı tavaf edecek.” Yani dünyayı eminlik, güven, emanet kaplayacak inşaallah.

Çağdaş Siyasal İslam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-625-92739-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Halife, Muhabbet, Ehl-i Beyt. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı