Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Sabır ve Tevekkül(421) — Sayfa 5/7
Can kulağın neden açık değil?
Can kulağın açık değil çünkü Ayet-i kerime: ‘Ey Muhammed! Gördün mü? O heva ve hevesini kendisine ilah edineni?’ Ayet-i kerime açık, ‘gördün mü o heva ve hevesini kendisine ilah edineni’.
Can kulağının açık olmamasının nedeni nedir?
Can kulağın açık olmamasının nedeni, heva ve hevesin ilah edilmesidir. Ayet-i kerime: ‘Ey Muhammed! Gördün mü? O heva ve hevesini kendisine ilah edineni?’ Ayet-i kerime açık, ‘gördün mü o heva ve hevesini kendisine ilah edineni’.
Makam ehli olmak ne anlama gelir?
Artık o makam ehli oluyor. Bu normalde dervişlerin hepsinde bu tecelli eder ama bu esma alması onun, makama doğru yürümesidir. Şimdi bu makamla alakalı, bu makamla alakalı o kimsede makam oturduğunda, yerleştiğinde artık o hal görse dahi onun hali diğer hal görenlerden farklılaşmaya başlar, değişmeye başlar. Artık onun hali hakikate doğru kanat çırpar. O artık makam ehli olma yolunda ve makama gidiyor.
Altıncı makam nedir?
Haksızlık yapmaktan korkmak. Bu da altıncı makam. Haksızlık yapmaktan korkacak insan. Eşine, çocuklarına, yanında çalışan elemanlarına veya patronuna veya bir derviş kardeşine haksızlık yapmaktan korkacak o insan. Haksızlıktan şeytandan kaçar gibi kaçacak. Haksızlık yapmayacak, adaletli davranacak. Çünkü haksızlığı ortadan kaldırabilmesi için adalet gerekli ama ne yazık ki yani islam dünyası adaletsizlikler dünyası. Ne yazık ki böyle ama biz haksızlık yapmamaya adaletsiz davranmamaya gayret edeceğiz. Mücadele edeceğiz. Kimseye haksızlık yapmayacağız. Kimse adaletin dışında davranmayacağız ama balık baştan kokuyor. Önce bizim hukuk sistemimiz adaletsiz. Evet, adalet tecelli etmiyor, insanların arasında da adalet yok. Ailelerin içerisinde de adalet yok, haksızlık diz boyu.
Yedinci makam nedir?
Ümitsizliğe düşmemek. O ne olursa olsun asla ümitsizliğe düşmeyecek. Hani Şibli’de geçer bu. Şibli’nin eserinde geçer. Yeryüzü demir levhalarla kaplı olsa, gökyüzü bakır levhalarla kaplı olsa, yine rızıktan endişe etmem, ümitsizliğe düşmem diye bir evliya sözü var. işte hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemek ama insan ümitsizliğe düşmemek derken böyle kendince gücünün, kudretinin, kuvvetinin, halinin nispetinde işlerle uğraşacak, boyunu aşan işlerde uğraşmayacak, kendini utandırır. Hani Hz. Pir diyor ya: ‘ Sen bir saman çöpü bir dağı kaldırabilir mi’ der ya. Sen bir saman çöpüsün, bir dağı kaldırabilir misin? Kaldıramazsın. O zaman saman çöplüğünü bil, dağı kaldırmaya kalkma. Sen bir dağı çekemezsin veyahut da sen kendince kendini analiz et. Kendince kendini analiz edip ben ne iş yapabilirim ne iş yapamam, neyi başarabilirim, neyi başaramam ben neye layığım, neye layık değilim bunu gör kendin ve kendince bunu görerekten hareket et. Ümitsizliğe düşme. E senin on liralık sermayen var, sen iki bin liralık iş yapmaya kalkıyorsun. Zorluyorsun ve ümitsizliğe düşüyorsun. Canım kardeşim, sen kendini analiz etmedin ki! Ben bazen kardeşlere diyorum. Ne iş yapacaksın? Şu işi yapacaksın. Ne kadar sermayen var? Şu kadar. Yapamazsın diyorum. Sebep? Ya o sermayeyle o iş olmaz veya bir iş yapacak, sen bu iş yaptın mı daha önce? Hayır. Bu işi yapan bir yerde çalıştın mı? Hayır. Şunu yapanı gördün mü? Hayır. Kardeşim nerden gireceksin sen bu işin içine? Ondan sonra ümitsizliğe düşecek o. Ümitsizlik de şeytanın vesvesesi. Ardından küfre düşecek. Çünkü ancak kâfirler Allah’tan ümidi keserler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz ümitsizliğe düşmeyeceğiz ama bizi ümitsizliğe düşürecek olan her şeyden uzak duracağız.
Allah’tan korkmak nedir?
O Allah’ın hukukuna uymaktır. Allah’ın sınırlarına tabi olmaktır. Bu o kimsenin, bir ya Allah’tan korktuğuna işarettir ya da Allah’ı sevdiğine işarettir. Ya sever sınırlara uyar ya da korkar sınırlara uyar. Severek sınırları uyumayanı Allah korkutur. Ne ile? Cehennemle. Ne ile? Açlık korkusuyla. Ne ile? Yoklukla. Ne ile? Mal azlığıyla. Ne ile? Çocuklarıyla. Ne ile? Ona delaletle korkutur. Ne der? Allah’ın zikrini terk ederseniz size rızık darlığı veririz, der. Ne der? Allah’ın zikrini terk ederseniz size bir şeytan musallat ederiz, der. Bakın korkutuyor öyle. Öbür tarafta diyor ki ‘Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder.’ Bu da farklı bir şey bak, burda korku yok. O kendiliğinden Allah’ı zikrediyor. Cenab-ı Hak diyor ki ben de seni zikrederim. Öbürküne diyor ki sen zikri terk edersen sana bir şeytan musallat ederim.
Kötülüğe doğru giden kimse ne olur?
Doğru kulaç atar, kötülüğe doğru yelken açar o kimse. Kötülüğe doğru gider. Ne tarafa gittiğine bak. Eğer devamlı kötülüğe doğru gidiyorsan bil ki kalbi mühürlenenlerdensin.
Kalbi mühürlenenler ne demektir?
Tövbe etmek, namaz kılmak, yaptıklarından geri dönmek, helalleşmek aklına gelmiyorsa Allah muhafaza eylesin. O zaman kalbi mühürlenenlerden olabilirsin.
Allah’tan korkmanın ne anlama gelir?
Korkudan kasıt ne? O kimsenin haramları işlememesi. Korku avamın işidir. Avamı korkutursunuz, avamı, o cahil insanlar korku ile terbiye olurlar. Cahil insanlar korku ile terbiye ederler. insanlar için söylüyorum. insanların bir kısmı vardır ki Allah’tan korkar. Hak mıdır? Haktır ve onlar korku ile yola girerler. Ne mutlu Allah’tan korkana.
Kökünü sağlamlaştırmanın ne anlama gelir?
Kökünü sağlamlaştırmak, kendini bozmamak, parasızlığa, yokluğa, sıkıntıya, darlığa, hastalığa, şana, şöhrete bozulmamak demektir. Kökünü sağlamlaştırmak, senin dalların budaklarının arşı alaya değsin, senin meyvenin arşı alada olsun, senin kökün dünyada, meyvenin cennette olsun anlamına gelir. Kökünü sağlamlaştır, meyveni olgunlaştır, dallarını çoğalt, meyvelerini sarkıt.
Hırsızı yakalarsanız ne söylersiniz?
Bir hırsızı yakalarsanız hırsız der ki bütün herkes hırsız zaten der.
Kumarbaz bir kimse etrafına nasıl bakar?
Birisi kumarbaz olsa devamlı kumar oynamış olsa ona gitseniz hayat bir kumardan ibaret, herkes kumarbaz der.
Allah’tan korkan kişi ne olur?
Allah’a eman edeceksin, Allah’tan korkacaksın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerini yerine getireceksin ve Cenab-ı Hak senin kalbine, senin yolunu aydınlatacak bir nur verecek.
Allah’tan güvenmek neden önemlidir?
Allah yolunda yürüyecek olanın güveneceği yer Allah’tır. Başka hiçbir şey ve hiçbir kimse değildir. Senin güvenliğin tek yer Allah’tır. Başka hiçbir yer yoktur. Hiçbir yer! Hayır! Sen ona yaslanır, ona dayanır, ondan ister, ona verir, ondan alırsın. Bu kadar, başka hiçbir yer yoktur.
Kötülükten tövbe etmek ve Allah’tan lütuf bekleme konusunda ne söylendi?
Kötülük işlerken, Allah’tan lütuf bekleme. Haramın içerisinde yüzerken, Allah’tan kerem bekleme. Hainlik yaparken dostluk bekleme. Geri dönüp kaçarken, Allah’ın senin yüzüne lütfedeceğini bekleme. Savaşa gitmeyen, savaştan geri dönen sahabelere Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri onlara selam bile vermeyeceksiniz dedi. Bir kimse dinine hainlik ediyorsa, yoluna hainlik ediyorsa, sen ona lütfedip ikram edemezsin. Eğer sen dinine hakaret eden, senin dininle alay eden, senin dininle seni kandıran bir kimseye sen yumuşak ve tavizkâr davranıyorsan, sen ya cahilsin ya ahmaksın ya da münafıksın, ya da münafıksın! Sen yanlışa yanlış olduğu için Allah için karşı çıkacaksın, yanlışlık kimden gelirse gelsin. Sen hakikate ram olacaksın. Hakikat ve hakikat sözü kimden tecelli ederse etsin alacak, kabul edecek, boyun bükeceksin. Eğer sen Hakkı hak bilip hakkı savunmazsan, sen akıl sahibi değilsin. Hakkı hak bilip sen o hakkı savunmazsan, sen müminliğini sorgula. Müminliğini sorgula! Çünkü Cenab-ı Hak kudret ve kuvvet sahibidir, o lütuf ve keremini layık olmayanlara vermez. Sen kendince haramın içersinde yüzerken Allah’tan merhamet bekleme. Allah’tan yardım bekleme. Bu ahmaklık olur. Bu ahmaklık olur. Cenab-ı Hak kafirleri sevmez, Cenab-ı Hak münafıkları sevmez, Cenab-ı Hak cimrileri sevmez, Cenab-ı Hak namaz kılmayanları sevmez, Cenab-ı Hak farzlarını yerine getirmeyenleri sevmez, Cenab-ı Hak kendisini unutanları sevmez. Cenab-ı Hak zikrine sırtını dönenleri sevmez. Cenab-ı Hak haramları açıktan işleyenleri sevmez. Haramı açıktan işleyip de Allah’ın sevgisini konuşma. Ahmaklık bu! Kendi kendisini aldatıyor. Kim farzları yerine getirirse Allah’a sevgili sevimli bir iş yapmış olur, kim farzları yerine getirirse! Farzları yerine getirirsen Allah’a sevimli ve sevgili bir iş yapmış olursun. Bunun tersi ne? Farzları yerine getirmezsen sen Allah’a sevgili ve sevimli bir şey yapmadın. Yani nefretine layık oldun onun, cezasına layık oldun.
Dünya kazancı için çarelere başvurmak ne demektir?
Dünya kazancı için çarelere başvurmak soğuk bir şeydir, yani dünya kazancı için işte çare üretmek, dünya kazancı için yol koşturmak soğuk bir şeydir. Dünyayı terk etmek, çarelere başvurmak ise caizdir, emredilmiş. Hani Lokman Suresi ayet 33: ‘Öyleyse sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.’ O zaman yani dünya hayatı seni aldatmasın. Dünyanın süsü seni aldatmasın, dünyanın şatafatı, şatahatı seni aldatmasın. insanların lüks hayatları seni aldatmasın, insanların lüks harcamaları seni aldatmasın. Ne yazık ki bu devirde, bu zamanda müslümanlar buna aldanıyorlar, buna kanıyorlar ve dünya hayatı ne yazık ki onları böyle dağıtıyor, onları perişan ediyor.
Tevakkülün doğru anlaşıldığı ve yanlış anlaşıldığı zamanlar nelerdir?
Tevakkül doğru anlaşıldığı zamanlar olmuş, doğru anlaşılmadığı zamanlar olmuş ama Ümmet i Muhammed’e de bu sıkıntılı zamanlar geçirmişler.
Ümmet i Muhammed’in ne tür bir geri kalma durumu yaşamıştır?
Böyle aşırı çalışmadan, böyle tevekkül ehli olmayı mesela genel olarak Ümmeti Muhammed geri kaldığı, ne bileyim işte böyle ekonomik, siyasi, askeri, kültürel anlamda böyle bir geri kaldığı zamanlarda bunu sufilere atfetmişler.
Razı olma noktasında ne demektir?
Razı olma noktasında her gelen ondan gelmiştir. ister bela olsun, ister iylik olsun, her sıkıntı ondan gelmiştir. Seni ister felaha kavuştursun, isterse sıkıntının içine gömsün. O yüzden ormalde o razı olma yolunda olan, razı olma yolunda olana lazım olan şey Hakka teslim olmasıdır. O kimsenin kayıtsız, şartsız, şeksiz, şüphesiz her şeyiyle ona teslim olmasıdır. Hatta kendi ve kendisi ile alakalı her şeyi de ona teslim etmektir.
Razılık yolunda neler yapılması gerekir?
Yani Hakka teslim olma noktasında değilisen Hakka teslim olanlara teslim olacaksın. Eğer Hakka teslim olanlara teslim olamıyorsan, yandı keten helva. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu razılık yolunda, yani Cenab ı Hakka olan yakınlık yolunda kendi görüşünü Allah’ın görüşüne tevdi etme yolunda sen Allah’a ibadette Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşsun ve sana gelen her neyse onu hoş karşılamakla emrolunmuşsun. Şikayet etmekle değil ve ancak sana geleni hoş karşılarsan bela müsibet ve sıkıntı, dert, gam kasavet, varlık, yokluk, her ne geliyorsa başına, dışardan sana geliyor. Sen bunu hoş karşılamakla yükümlüsün yani bunu hoş karşılamazsan, bunu tatlı karşılamazsan, sevgiliden gelen bir hediye olarak görmezsen, sen kemale eremezsin. Allah rahmet eylesin, şeyhim öyle demişti bana. Yatağın ucuna oturdu, Mustafa Efendi, bundan sonra bir dizine dedi gülyağı dökecekler bir dizine dedi ateş dökecekler. Oğlum ne gül yağını dökecekler dedi karşı hani böyle bir ona farklı davranacaksın, ne de dedi ateşe farklı davranacaksın.
Belalara ve musibetlere karşı ne yapılması gerekir?
O yüzden belalara sabretmen gerekir bu yolda. Sıkıntılara sabretmen gerekir bu yolda. Hakkın normalde eğer Haktan razı olacaksan, bu sufilik yolunda gideceksen, bunlarla pençeleşemezsin ve başına gelenlerden mücadele etmek, senin cüzzi irade vazifen ama onları isyan edip küfre düşmek yok. Ancak o zaman sen Hakkın gözü olma, ancak o zaman Hakkın dili olma, ancak o zaman Hakkın eli olma, ancak sen onunla konuşma, onunla görme, onunla duyma sırrına erişirsin. Eğer sen kazayla, kaderle pençeleşirsen, belalara karşı sabırlı davranmazsan, başına gelen musibetlere karşı sabırlı davranmazsan, isyan edersen ve bu nerden benim başıma geldi, benden başka hasta olacak olan yok muydu? Ben böyle zikrederdim. Ben böyle zikrettiğim halde, benim başıma bu hastalık geldi. Ben bir dergaha girdim, bir tarikata girdim, ben bir tarikata girdim, dergaha girdim. Benim iflas etmemem lazımdı. işte ben nerden iş kaybettim. Ben nerden, eş kaybettim. Ben nerden çocuk kaybettim. Şikayet edersen, sen bu yolun yolcusu değilsin canım kardeşim. Ya tövbe et dosdoğru geri dön ya da pılını pırtını topla, bu yolda durma. Bu yol herkesin işi değil. Eyvallah, sufilik yolu herkesin işi değil. Herkes sufi olacak diye bir kaide yok.
İnsanlar neden beladan belaya sıçrarlar?
İnsanlar tevekkül etmediklerinden dolayı, kendilerince bu hırslarından, bu dünya tamahlarından, dünyalık işlerinden dolayı veyahut da bu sebeplere bakmalarından dolayı bir beladan başka bir belaya yılandan kaçarken ejderhaya tutulurlar. Yani bir örneğin kazadan veya eski tabirle kaza-i ilahiden kurtuluş gördükleri tarafa kaçarlar ama kurtuluş gördükleri taraf daha büyük bir sıkıntı olur ve böylece bir kimse bir beladan başka bir belaya hatta daha ağır bir belaya gitmiş olur.
Sufilerin tevekkül konusunda nasıl bir bakış açısı vardır?
Tevekkül sufi eğitimde, sufi dairede bir makamdır, bir hal olarak kabul edilir. Bu çünkü sufilerce çok önemli bir haldir bu ve bazen sufi dünyada bu tevekkül meselesi farklı algılanmış ve bir kısım sufiler çalışmayı, gayret etmeyi, mücadele etmeyi, savaşmayı bırakmışlar, tevekkülü farklı daireden algılamışlar.
Tevekkülün kalbdeki tecelli nedir?
Tevekkül, kalbi bir hal aslında, kalbi bir tecelliyat. Bu tevekkülü ben Allah’a itimat etmek, ona yaslanmak, ona dayanmak olarak görüyorum. Yoksa tevekkülü böyle tembellik edip kenarda oturmak olarak görmüyorum.
İbrahim Aleyhisselam’ın tevekkül hali nedir?
Nemrut ibrahim’i ateşe atacağı zaman, ibrahim hiç itiraz etmiyordu. ibrahim’in ellerini, kollarını bağladılar. ibrahim hiç isyan etmiyordu. ibrahim öyle bir teslimiyetle teslim olmuştu ki tam Allah’a tevekkül idi ve tam Allah’a razı idi ve mancınığa koyduklarında dahi kalbinde Allah sevdası, kalbinde Allah aşkı, kalbinde Allah’ın muhabbetullahı, kalbinde Allah’ın sonsuz zikrullah’ı vardı ve belki de o sonsuz zikrullahın haşmetiyle sonsuz zik-rullahın haşyetiyle, sonsuz zikrullahın zevki, tadı, muhabbetiyle, o belki de ateşi bile görmüyordu ve o zikrullahın değişik değişik perdedeki ve değişik değişik Cenab ı Hakkın sıfatsal tecelliyatlarına mazhar olduğundan dolayı, mancılık da onun için bir o hiçti, o ateş de o odunlar da onun için bir hiçti, günlerce yakılan o kos kor haline gelen ve bütün ortadoğunun uzaktan yakından ve dumanını ve ateşini seyrettiği, gördüğü o ateşi ibrahim Aleyhisselam görmüyordu bile ve öylesine tevekkül ehliydi, öylesine tevekküldü, öylesine razıydı, öylesine razıydı ki Allah’ın zikrinden, Allah’ın muhabbeti, Allah’ın aşkı, kalbinde zerrece bir an bile olsa eksilmiyordu ve Cebrail Aleyhisselam dahi o bir anlık, bir nebze onu ikiliğe düşürmemiştir ve hani tam ateşe düşeceği esnada, Cebrail Aleyhisselam demişti ya Allah’a yalvar, Allah’a yakar, Allah’a dua et, Allah seni bu halden kurtarsın dediğinde müthiş cevabı vermişti ona. Demişti ki Allah halimi bilmiyor mu? Allah’ın halimi bilmesi, Allah’ın halimi bilmesi dua etmeme ihtiyaç göstermiyor demişti ve o esnada Allah’ı, Allah’a kendisini o halden kurtarması için dua etmiyordu ve halini değiştirmesi için Allah’a yalvarmıyordu.
Tevekkülün zirve noktasında ne olur?
Bunu kendisinde perde olarak gösteren de Allah’tı. O yüzden bu hal ancak aşıkla ve maşuğun arasındaki haldir. Hani Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri mesnevisinde der ya, benim sevgiliyle öyle bir halim vardır ki bu hale ne bir ne melek, ne bir peygamber araya girer der. Bu hal öyle bir haldir ki artık sadece ve sadece Allah vardır. işte bu tevekkülün, işte bu rızanın işte bu aşıklığın, işte bu sevgili olmanın, işte bu sevmenin zirve noktasıdır. Artık onun için hatta ve hatta bütün vücut, bütün içi ve dışı zikir olur. Bütün içi ve dışı zikir olduğundan artık bütün içi dışı sadece ve sadece, sadece ve sadece Allah lafzı ile hemhal olur. Artık onun için esma kalmamıştır. Artık onun için sıfat kalmamıştır, artık onun için sıfatsal tecelliyat da kalmamıştır. Artık o zatullahtan beslenir. Artık o zatullahtan neşelenir. Artık o zatullah ile hemhal olur. Bu ancak zatullah ile hemhal olanlara mahsus bir şeydir ki bu ancak kutuplara ait bir haldir. Kutuplara ait bir haldir! O yüzden bu tevekkülün zirve noktasıdır ama onlar artık bu hali yakaladıklarından, bu hali de sırlarında gizlerler. Bu hali asla açmazlar ve insanların içerisinde insanlar gibi davranırlar.
Mesnevî-i Şerîf 910-916. Beyitler Şerhi nedir?
Artık o zatullahtan beslenir. Artık o zatullahtan neşelenir. Artık o zatullah ile hemhal olur. Bu ancak zatullah ile hemhal olanlara mahsus bir şeydir ki bu ancak kutuplara ait bir haldir. Kutuplara ait bir haldir! O yüzden bu tevekkülün zirve noktasıdır ama onlar artık bu hali yakaladıklarından, bu hali de sırlarında gizlerler. Bu hali asla açmazlar ve insanların içerisinde insanlar gibi davranırlar. Hani Hz.
Sebepler dairesinde yaşamak ne anlama gelir?
Oysa seni doyuran Rabbindir. Oysa seni gözeten Rabbindır. Oysa senin yaslandığın Rabbindir. Oysa senin dayandığın Rabbindir. Oysa senin ilahın Rabbindir. Oysa senin elinden, gözünden, yüreğinden, her şeyinden, azalarından tutan Rabbindir. Oysa senin vücudunun her zerresi Allah, Allah, Allah diye atmaktadır.Ama sen zahiren yine avama tevessül edip sen sebepler dairesinde yaşamak zorundasındır. Aslında zamanın kutuplarına en zor gelen şey de budur. O zamanın kutupları ne yazık ki sebepler dairesinde yaşamak zorunda ve dünyanın zul gelmesi, dünyanın karanlık gelmesi, dünyanın onlara acı gelmesi.
Tevekkülün zirve noktasında neler yaşanır?
Allah’la hemhal olaraktan yaşarlar. Allah cümlemizi böyle tevekkül hallerine ulaşanlardan eylesin inşallah. Tevekkül ile alakalı çok şey yazmışım ama bu kadarlık yetsin herhalde. 915.
Tevekkülün en büyük kazancı nedir?
Tevekkülden daha güzel kazanç yoktur. (Öyle diyorlar av hayvanları) Esasen Hakka teslim olmadan daha sevgili ne var? Evet tevekkül büyük kazançtır. Hani yine aklıma geldi, geçen derslerde o yine aklıma geldiği gibi söylüyorum bir hadisi şerif nakletmiştik. Demiştik ki hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedi ki ‘Ümmetimden yetmişbin kişi sorgusuz sualsiz cennete girecek. Yetmişbin kişi. Sahabe sordu, kim bunlar yaresulallah? Hata yapabilirim. Hakkınızı helal edin. Aklımda kaldığı kadar söyleyeceğim. Bir yaralarını dağlamayanlar. Hani böyle bir önceden kılıç yarası, ok yarası bir şey oluyor, bunları dağlamak sünnet, şifa.
Allah’a tevekkül etmek ne anlama gelir?
Diyor ki bu hastalık Allah’tan. O yüzden bu hastalık Allah’tan olduğu için ben ondan razıyım, tevekkül ediyor ve üçüncüsünde de üçüncü, bunların üç önemli hastaları vardı. Üçüncüsü de yine bunu geçen yine meznevi sohbetlerinde bu Hadis i şerifi aktarmıştım. Allah’a tevekkül edenler. Bakın bu üç özellik, bir müminde bulunuyorsa, bu sorgusuz sualsiz bunlar nereye gidecekler? Cennete gidecekler.
Kader ve tevekkül meselesi ne anlatılmaktadır?
Av hayvanları konuşuyor. Konu başlığı: "Av hayvanlarının tevekkülü çalışıp kazanmaya tercih elemeleri. Hepsi dediler ki av hayvanları, ey halden haberdar hakim! Çekinmeyi bırak, çekinme, insanı kaderin hükümlerinden kurtaramaz. Kaderden çekinmekte, perişanlık ve kötülük vardır. Yürü tevekkül et ki tevekkül hepsinden iyidir." Tabii av hayvanları kalktılar, aslana dediler ki ya sen neden çekiniyorsun? Biz sana böyle bir öneriyle geldik, senin her gün rızkını getireceğiz, önüne koyacağız. Sen hala da çekiniyorsun. Sen tevekkül etsene. Bu konuda kaderine teslim ol. Kaderine riayet et. Kaderinde ne varsa, onu göreceksin. Evet, bu sefer dinde kader ve tevekkül meselesi girdi. Kader nedir? Hadis i şerifde Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyurmuş ki doğumun, rızkın ve ölümündür demiş. Başka bir hadis i şerifte, siz kadere iman ediniz demiş. Biz kaderin var olduğuna iman ederiz. Her ne kadar Mustafa islamoğlu denilen profesör bu konularda böyle değişik söylemler söylese de biz kaderin varlığına ve kadere iman edilmesi gerektiğine inananlardanız. Biz kaderin varlığına ve kadere iman ederiz. Evet kaderi de hadisi şerifler mucibince ölümümüz ve doğumumuz olarak görürüz. Biz kaderin üzerine başka bir şey konuşmayız. Kader nedir ne değildir? Bize bu kadar bildirilmiş, biz bu kadar söyleriz. O yüzden bunun üzerinde biz kadere başka bir anlam yüklememe gayret ederiz. Peki tevekkül nedir? Bir kimsenin kendini Allah’a teslim etmesi rızkında ve işlerinde Allah’ı kefil bilip, sadece ona güvenmesi olarak tanımlanır dini terminoloji olarak ama tevekkülü böyle tanımlarken biz Tirmizide geçen hadis i şerifi de görmemezlikten gelemeyiz. Hani bir bedevinin birisi geldi ya, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine sordu. Devemi bağladıktan sonra mı tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı diye sordu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki önce bağla, sonra tevekkül et dedi. O zaman deveyi bağlamak, sebeplere iltica etmek demek. Sebeplere dayalı yaşamaktır. O zaman tevekkülden önce tedbir almak, tedbirli olmak, tevekkülden önce sebepler dairesinde yapmamız gerekeni yapmak, öne çıkar. Benim kendimce dini algım, kur’an, sünnet, imamların içtihadı dairesindedir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle söyleyince, benim tevekkülüm sebebe dayanır. Ben sebepler dairesinde yapmam gerekeni yapmakla mükellefim. Ben devemi bağlamakla mükellefim. Deveyi bağlamak derken, zahir manada nedir? işte sen malını koru, sen malını muhafaza et, ben deveyi bağlamayı bir de nefsin üzerinde nefisle mücadele etmek olarak görürüm. Sen deveni bağla. Yani sen nefsinle mücadele et. Sen kur’an ve sünneti iyi öğren, devini kur’an ve sünnete bağla. Yani sen nefsini kur’an ve sün, sünnete bağla. Sen nefsini ibadete bağla. Sen nefsini zikrullaha bağla. Sen nefsini kur’an’ın ipine bağla. Sen nefsini Sünnet i Resulullah’ın ipine bağla. Ben tasavvuf manasında da üstadım sağken öyle derdim. Mustafa Özbağ, sen nefsini üstadına bağla. Sen deveni üstada bağla. Sen kimsin ki derdim sen deveni üstadına bağla. Senin üstadın kur’an ve sünneti bu dünyada en iyi yaşamaya çalışan kimse ise buna böyle inandıysan, sen onun mürşid i kamiliğine inandıysan, sen onun veliliğine inandıysan, sendeveni ona bağla. Bakın, deveni ona bağla. Sen deveni kur’an ve sünnete sımsıkı bağla. Sen deveni kur’an’a, sünnete, imamların içtihadına, üstadına sımsıkı bağlamazsan, sen o zaman dosdoğru bir iş yapmadım.
Zulüm demiriyle taşı birbirine vurma ne anlama gelir?
Yani insanlara zülmetme, insanlara zulümle yaklaşma. Etrafındaki hiçbir şeye zulmetme. Elinin altındakilere zulmetme. Zulüm nedir? Zulüm, kuran ve sünnetin dışındaki herşeydir. Bu, birinci derecede bir insanın kendi fiiliyatıdır. O yüzden bir kimse kuran ve sünnetin dışındaki fiiliyat içerisindeyse, o etrafına zulmediyor demektir. Kuran ve sünnet içerisindeyse o kimse, o zaman o zulmetmiyordur. O yüzden insanların birinci derecede sorumlu olduğu şey odur yani Cenab ı Hak insanları haramlardan sorumlu tutar ya, haramlardan sorumlu tutması o kimse haram işlerse çünkü, birinci derecede kime karşı haram işlediyse, ona karşı zulmetiştir. O yüzden zulüm demiriyle taşı birbirine vurma yani sen zulmetme, sen zulmedersen o zaman Allah muhafaza eylesin, sıkıntılar çoğalır.
Bir başkasına zarar vermemek ne anlama gelir?
Bunu bir sufi, hayat disturu haline getirecek. Bir başkasına zarar vermemek, elinizin altındakilere zarar vermemek, bir çıti etrafındaki insanlara zarar vermemek, hiçbir şeye zarar vermemek. Senin elinden kurt kuş börtü böcek yeşil insan hayvan hiç kimse zarar görmeyecek. Hiç kimse! Birisi senden zarar görüyorsa, senin bu insanlığınla alakalı sıkıntı var demektir. Kimse senden zarar görmemeli. Sen o eğer bu noktada geri çekileceksen, sen geri çekilmelisin. Zarar edeceksen sen etmelisin. Sıkıntı yaşayacaksan sen yaşamalısın. Birisi senden zarar görmemeli, birisi senden için öf dememeli, birisi senden için bir problem yaşamamalı. Sen yaşa ama yaşatma. Sen sıkıntıyı çek ama bir başkasına sıkıntı çektirme. Sen güneşte kal, bir başkası gölgede otursun. Sen bataklıkta kal ama bir başkası düzgün yolda yürüsün asla bu noktada sen zarar ettirenlerden olma.
İnsanlar, bakın hayatınıza bir ölçü alacaksanız bu noktada, haram işlememe göz göre göre, bunu ölçü olarak alacaksınız. Bu haram işlememe ölçüsünün en önemli maddesi nedir?
Bir başkasına zarar vermemek. Bunu bir sufi, hayat disturu haline getirecek. Bir başkasına zarar vermemek, elinizin altındakilere zarar vermemek, bir çıti etrafındaki insanlara zarar vermemek, hiçbir şeye zarar vermemek. Senin elinden kurt kuş börtü böcek yeşil insan hayvan hiç kimse zarar görmeyecek. Hiç kimse! Birisi senden zarar görüyorsa, senin bu insanlığınla alakalı sıkıntı var demektir. Kimse senden zarar görmemeli. Sen o eğer bu noktada geri çekileceksen, sen geri çekilmelisin. Zarar edeceksen sen etmelisin. Sıkıntı yaşayacaksan sen yaşamalısın. Birisi senden zarar görmemeli, birisi senden için öf dememeli, birisi senden için bir problem yaşamamalı. Sen yaşa ama yaşatma. Sen sıkıntıyı çek ama bir başkasına sıkıntı çektirme. Sen güneşte kal, bir başkası gölgede otursun. Sen bataklıkta kal ama bir başkası düzgün yolda yürüsün asla bu noktada sen zarar ettirenlerden olma.
Ramazan ayının gelmesi neden bazı insanlara sevindirir?
Bir kısmı ramazan geliyor diye seviniyor, bir kısmı ramazan geliyor diye üzülüyor, bir kısmı ramazan geliyor diye nefret ediyor. Nefret edenler, gavur, kafir. Üzülenler nefsine uyanlar. Ya oruç tutacağız gene ya işte! Nefsine uymuş o. Müslüman ama nefsine uymuş.
Nefsin her anda hilesi var, her hilesinde yüzlerce Firavun, Firavun’a uyanlarla boğulmuş?
Hz.Pir aldı bizi götürdü Firavun’a. Nefsin her anda hilesi var. Her hilesinde yüzlerce Firavun, Firavun’a uyanlara boğulmuş. O zaman burdaki nefis algısı veya nefis öğretisi daha da farklılaştı.
Mesnevî-i Şerîf 774-779. Beyitler Şerhi konusunda ne anlatılmaktadır?
“Bir taş parçası yüz testiyi kırar ama pınar suyu durmadan kaynar.” Sen testileri kırarsın ama sen o nefisliği terbiye etmezsen, o akıyor, kendine yol bulacak. Put kırmak kolay, gayet kolaydır. Bakın, put kırmak kolay, gayet kolaydır. Yani o nefsin ürettiği putları kırmak kolay veyahut da dışardaki dikili putları kırmak kolay. O kolay olan iş. “Put kırmak kolay, gayet kolaydır. Fakat nefsi kolay görmek cahilliktir.” Sen nefiste mücadeleyi kolay görürsen o cahilliktir. O senin cahil olduğunu gösterir. O senin bilmediğini gösterir. Hani böyle bir kimse sufilikle tanışmazsa, bir kimse sufilikle tanışmazsa, bir velinin, bir mürşidin önünde oturmazsa, o nefsini tanımlayamaz, nefsin nasıl bir ejderha olduğunu, nefsin ne menem bir şey olduğunu, nefsin nasıl mücadele edilmesi gereken, olmazsa olmaz bir olgu olduğunu bilmez. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedi ya küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz. Büyük cihad ne Ya Resulallah? Göğüs boşluğunuzda bulunan nefsinizdir dedi. Asıl mücadele, bu nefisle olan mücadeledir. Nefsinle mücadele edersen, hakkı tanırsın. Nefsinle mücadele etmezsen, Hakkı tanımam bilmem mümkün değildir ve sufilik, nefis mücadelesinin üzerine oturur. Nefsiyle mücadele etmemek, nefisle yaka paça olmamak, bu manada onunla, onun yolunda kardeş olmak gibi bir şeydir. Allah muhafaza eylesin. “Ey oğul, nefsin misal ve suretini istersen yedi kapılı cehennemin kıs- O yüzden normalde nefisle mücadele o en büyük cihat. O en büyük cihatla alakalı sen bu mücadeleyi boşa alır, ehemmiyet göstermezsen, bu noktada hiçbir şey elde etmemiş olursun. O yedi kapılı cehennem kıssasını oku dediği, nefis herdem seni cehenneme doğru götürür. Tabiri caizse terbiye edilmemiş nefis, yedi kapılı cehennem gibidir ve sen cehennemi kendi içinde taşımaktasın. Sen cehennem hayatı yaşıyorsun, cehennemle berabersin, cehennemle birliktelik kurmuşsun. Nefsini terbiye etmediğin müddetçe sen cehennemin ta orta göbeğine oturmuşsun. Şimdi cehennemle alakalı hadisi şerifleri okuyun, kimler cehenneme gidecek ayetleri okuyun. E bu nefsin üzerinde bunlar var ise işte sana ne olduğu bu meydanda. Allah bizi affetsin inşallah. “Nefsin her anda hilesi var, her hilesinde yüzlerce Firavun, Firavun’a uyanlarla boğulmuş.” Hz.Pir aldı bizi götürdü Firavun’a. Nefsin her anda hilesi var. Her hilesinde yüzlerce Firavun, Firavun’a uyanlarla boğulmuş. Şimdi bu manada hani geçen ders biz nefsin kelime manası olarak nerelerde ne manada kullanıldığını anlatmıştım, burda da nefsin her anda hilesi var. Her hilesinde yüzlerce Firavun, Firavun’a uyanlara boğulmuş. O zaman burdaki nefis algısı veya nefis öğretisi daha da farklılaştı. Şimdi bir nefsi tabii vardır. Bu nefsi tabii bir kimse düşünün. O kimsenin bütün parçalarını bir ve beraber tutan şeye nefsi tabii denir. Doktor ne diyorsunuz siz bu vücudum bütününe? Kadavra diyorsunuz, ölü hali. Canlı haline? Vücut beden. Bu nefsi tabii der sufiler. Bedeni, bir şeyin bedenini ayakta tutan, bedenini bir ve beraber tutan şeydir. Organizma lafı geçiyor, evet. Bir de bunu ismi aklıma gelmedi, yok yok. Bir zat var. insanı Kamil diye bir eseri var. Neydi Abdurrahman? Sesli düşünün, olabilir, Abdurrahman Nefesi olabilir, evet. Orda bu, buna benzer, o da ayrıştırır, tabii nefis, nebati nefis, hayvani nefis, insani nefis diye. Normalde o nebati nefis, bir de nefsi nebati nefis olarak adlandırılır, bu normalde mesela anne karnında bir çocuğun büyümesi, doğduktan sonra da büyümeye devam etmesi, o çocuğun nebati nefsidir. Büyüyor, gelişiyor. Bir de nefsi hayvani var, işte bu işin batın tarafı. Ne bu? O kimsede insanın kendi iradesiyle hareket eden his, ondan sonra, duyu ve duyguları. Bu da ne? Nefsi hayvani. Bir de nefsi insani var. O normalde ruh ve can, vücut bileşiminden meydana gelmiş olan, o geçenlerde anlattığımız şey. Tabii normalde işte bizim burda mücadele edeceğimiz şey, nefsi hayvani. Bununla mücadeleyi öğrenmemiz, yapmamız lazım. inşallah Allah’tan bir şey gelmezse, önümüzdeki hafta 780’den, burdan devam edeceğiz inşallah, aklınızda tutun. Allah’tan bir şey gelmezse inşallah. Selamünaleyküm.
Nefsin heva ve heveslerine ilah edinmek nedir?
Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin sözün başında nefis demir ve taştan yapılan, çakmaktır. Put kıvılcımdır dediği nefis budur ve o kıvılcım suyla söner yani nefsini heva ve hevesini ilah edindiyse bir kimse yani nefsinin heva ve heveslerini ilah edindiyse bir kimse ne yaptı? O nefsinden taş ve demir birbirine vurdu, bir kıvılcım çıktı. O kıvılcım ne olmuş oldu? Put olmuş oldu. işte ayeti kerimede nefsinin nefsani arzularını kendisine ilah edinen, yani nefsani arzularına uyan, o nefsani arzularının peşinden giden Cenabı Hakkın kitabını bırakıp, Hz. Muhammedi Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetini bırakıp kendi heva ve hevesini ilah edinen, kendi nefsinin uyduruklarını ilah edilen, bence böyle olmalı, bence şöyle olmalı, bence Allah budur, bence Muhammedi Mustafa burda böyle demeliydi veyahut da burda haşa yanlış demiş, eksik demiş demek, o kimsenin kendi nefsinin, nefsinden doğan dogmatik heva ve heveslerini ilah edinmesi. Bakın ilah edinmesi, Hz.Pir bizi bununla alakalı uyarıyor. Diyor ki o kıvılcım yani senin heva ve hevesinden çıkan o putçuklar su ile söner bir şey olmaz ama taş ve demir su ile normalde söner mi? Hayır. Bu biz ölünceye kadar mücadelemiz devam edecek olan nefis.
Yeter diyen kimse sufilikte yolu yok mudur?
Yeter diyen kimse sufilikte yolu yoktur. Yeter diyen bir kimsenin, sufilikte yolu yoktur. Yürü, Cenab ı Hakkın nuruyla doldur her tarafını. Koş. Ciğerin patlayıncaya kadar koş. Kalbin yarılıncaya kadar koş. Usanma, ne güzel söylemiş sevmekten kim usanır diye, usanma. Yıkıldığın yerden kalk koştur. Tökezlendiğin yerde kalk koştur, kimseye kabahat bulma. Kabah,at da senin, suç da senin, günah da senin. Ne dedi koskoca peygamber, ben hefsimi temize çıkaranlardan olmam dedi. Nefsini temize çıkarma. Ne dedi koskoca peygamber? Ben nefsime zulmedenlerden oldum dedi. Sen nefsine zulmedenlerden olma. Kaç, yürü kendi kendini temize çıkarma. Kendi kendini haklılığa çıkarma. O şeytanın yolu. O zaman sen o eteklerini dolduranlardan ol. Senin yüreğini o nurla dolduranlardan ol. Senin gözün, gönlün, kalbin, kulağın, elin, ayağın o nurla nurlansın. Gönlünde her daim zikrullah gümbür gümbür devam etsin. Senin bakışın nur, duyuşun nur, tutuşun nur olsun, konuşman nur olsun, senin dünyaya bakışın, ahirete bakışın, kardeşliğe bakışın, insanlara bakışın nur olsun. Kendini ona göre dizayn et.
Kötü ve kötülüklerden uzak durup onlarla mücadele etmek farzdır mı?
O yüzden kötü ve kötülüklerden uzak durup kötü ve kötülüklerle mücadele etmek farzdır.
Örnek, kim?
Bitti senin bu dünya ile olan işin. Veleddalin amin. Ama yok, temiz değil ise, temiz değil. Örneğin dışardan baktın, işte ceviz sağlam duruyor. Kırdın, içi çürük ama dışardan sağlam. içi çürük. Örnek, kim? Tam bir kimse ölecek, tam öleceği zaman savaş meydanında Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine diyorlar ki filanca da şehit oldu. Olmadı dedi. O şehit olmadı. Koştular, yaralıların içinde buldular onu. Dediler ki sen niçin savaştın? O dedi ki bunlar gelirler, hurma bahçelerine dalarlar, hurma bahçelerine konarlar diye savaştım dedi. Tak öldü. Saddak Ya Resulallah dediler. Evet! Bu, hurma bahçeleri için savaşmış. içi çürük, dışı sağlam ama başka birisi yine savaş meydanında yine o şehid oldu dediler. Allah Resulü olmadı dedi Sallallahü ve sellem . Koştular o adamın yanına. O kendisine bahadır desinler, kuvvetli desinler, savaşçı desinler diye savaşıyordu. Ne yaptı en sonunda, kılıcının üzerine yüklendi, yani intihar etti. Ceviz kırıldı. içi çürük, çıktı meydana.
Ne yapmışlar?
Eğer sen tatlıysan, yani sen olgunlaştıysan, sen kemale erdiysen, senden her şey yapılır. Sen tatlandıysan, kendini erdirdiysen, harika şeyler olur senden, ölünce de senin tadın devam eder. Bak, Abdulkadir Geylani’den bahsediyoruz. Bak işte filanca şeyh efendimiz diyoruz, bak Bediüzzaman Saidi Nursi den bahsettik, bak peygamberlerden bahsettik az önce. Demek ki onlar Hz. Pir’in dediği gibi nardeng şerbeti olmuş. içtikçe içesi geliyor insanın. Ne yapmışlar? Nar suyu ile şekeri karıştırmışlar. Olmuş nardeng şerbeti. Eğer yok senin için çürükse, meyveler çürük değildir diye? Yazmıyorsun. Piyasada ne kadar döküntü, çürük varsa, nereye gidiyor, meyve suyu üreticilerine gidiyor, değil mi muhtar? Hep çürükler mi gidiyor? Ne yapıyor mu meyve suyu fabrikaları? En çürük meyveleri alıyorlarmış. Meyve suyu helal! Kardeş temiz olacak temiz, temiz! Ya işte dana eti helal. Temiz olacak. Yediği temiz mi dananın? içtiği temiz mi? Temiz yerde mi duruyor? Temiz olacak. Aldığın hayvan temiz mi yedi, temiz mi beslendi? Temiz olacak.
‘Ey ashabım, ölü ile diri arasındaki farkı söyleyeyim mi?
Çürükse bir ses, ah dedi gitti, of dedi gitti. Gitti, bir sesi kaldı. Çürümüş insanlardan olmayın. Söyle Ya Resulallah. Allah’ı zikredenler diri, zikr etmeyenler ölü gibidir. Ey ashabım size mamur bir ev ile mamur olmayan bir evin arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle Ya Resulletullah. içinde zikrullah yapılan evler mamur, içinde zikrullah yapılmayan evler güzel olsa da viranedir.’ Vücudunu ev gibi düşün. Eğer içinde zikrullah var ise sen mamursun, harikasın. Eğer senin kalbinde zikrullah yok ise batsın senin güzelliğin de yakışıklılığın da! Viranesin, virane! Kalbinde Allah’ın zikrullahı olmayan, olmayan bir kimse viranedir, çürümüştür o, kokuşmuştur o. Onun nefesi kokar, gözü kokar, kulağı kokar, vücudu kokar. Necaset kokar o. Kalbinde Allah’ın zikrullahı olmayan, olmayan bir kimse, kalbinde Allah’ın zikri yok. Necistir o kimse. Ölse de necistir, sağ kalsa da necistir. Kokar o kimse ama millet parfümleniyor ya. Onunla kokmayacağını zannediyor. Hani diyor ya senin burnun koku almıyorsa, burnu koku almayan kimse, onun parfüm kokusuna kanar. Ama sende manevi burun varsa, kalbin harekete geçtiyse, o parfüm kokusunun içerisinden necaset kokusunu alırsın.
O bedenle ruh ayrışma olunca ne oluyormuş?
Manası olanla olmayan meydana çıkıyor. Çürümüş olanla çürümeyen ne oluyor? Meydana çıkıyor. Çürümüş olanlar ne oluyor? Rüsvay olup gidiyor. Çürümeyenler de ne oluyor? Arş ı alanın gölgesinde toplanıyor. Sen arş ı alanın gölgesinde toplanacak olanların yanından ayrılma. Onların yanından ayrılma ki onlardan sayılasın. iyilerin yanında durdu, iyilerden sayılır. Kötülerin yanında duran nerden sayılır? Kötülerden sayılır. Sen iyilerin yanında durmaya ne yap? Devam et. Ne dedi peygamberine Cenab ı Hak: ‘O sabah akşam Allah’ın rızasını dileyip zikredenler var ya. Evet? Nefsini onlarla beraber oturtmaya razı et. Zorla. Peygamberine öyle demiş. Bizler kim oluyoruz ki! Biz de ne yapacağız? iyilerden olmak için, nardeng şerbeti olmak için Allah’ı zikredenlerle beraber olmaya gayret edeceğiz.
Dinleme ve tabi olmanın önemi nedir?
Dinler tutarsan, küfürden vazgeçersin. Dine uyarsın. Eğer, dinlersen, eğer tabii olursan, bak küfürden vazgeçtin, dinlemezsen, isyan edersen, kendi heva ve hevesine uyarsan, kendi aklını ilahlaştırırsan, kur’an ve sünnete tabi olmazsan, baybay edersin. Yol sana ait. Cenab ı Hak başka bir ayeti kerimede diyor ki ‘biz size doğru yolu apaçık beyan ettik.’ Dileyen diyor, bakın dikkat edin buraya, dileyen bu apaçık yoldan yürüsün. Doğru yolun haricinde bir de eğri yol yarattık demiyor. Size eğri yol gösterdik de demiyor. Allah’ın gösterdiği neymiş? Dosdoğru yol, sırat-ı müstakim. Sen buna uymazsan, senin yolun doğru yol değil. Bu yol ne? Kur’an ve sünnet. Bu dosdoğru yol, kur’an ve sünnet. Allah bizi ona uyanlardan eylesin.
Kendini zengin göstermek ne anlama gelmektedir?
Sakın Allah’ın önünde kudret kuvvet gösterisinde bulunmayın. Onun önünde kudret kuvvet gösterisinde bulunmak, onun mat olduğunu gösterir. Sakın kendinde güç, kudret, kuvvet, ilim, akıl kendine ait olan olarak görme. Bunları kendine ait olarak gördüğünde, mat olduğunun resmidir. Sakın biliyorum deme. Allah önünde biliyorum diyen kimsenin, mat olduğunun göstergesidir. Sakın Cenab ı Hakk’ın önünde acziyetini, fakriyetini, mahfiyetini hiç unutma. Allah’ın önünde acziyetini, fakriyetini, mahfi, yetini unuttuğun an, senin mat olduğun andır. Sen kendi kendine ben şu kadar okullar yaptım, şu kadar yurtlar yaptım, şu kadar benim müntesibim var, bu kadar paran var, bu kadar pulun var, bu kadar savcın var, hakim var, askerin var, paşam var. Ben bu darbeyi yaparım diye üşündüğün anda mat olduğun andır. Kendi kendini fil gördüğün anda bir sivrisineğin seni alıp yere çarptığı andır. Sakın kendinde bir şey görme. Sakın! Kendinde bir şey gördüğün an, mat olduğun andır. Sufiler sufilik noktasında kendilerinde bir erdemlilik görürse, erdemsizliklerinin işaretidir. Sakın kendini fazilet denizinde yüzdüğü dolaşma, mat oldun andık. Sakın ha ve her şeyini ona teslim et. Bil ki bu kaynakta gerçek kudret sahibi Allah’tır. Gerçek kuvvet sahibi Allah’tır. Gerçek ilim sahibi Allah’tır. Gerçek hikmet sahibi Allah’tır. Gerçek fiiliyatı yaratan Allah’tır. Sana aklı fikri veren Allah’tır. Sana zekayı veren Allah’tır. Bu alemde her şeyin sahibi Allah’tır. Yaratan Allah’tır. Ayakta tutan Allah’tır. Sakın gaflete düşüp de kendinden bir şey var zannetme. Herşey bu alemde, bu kainatta Allah’ındır. Sakın! Kendinde güç, kuvvet, kudret, kendinde akıl, kendinde ait bilgi, kendine ait şu bu gördüğün an, mat olduğun andır. Mat olduğun andır! Ben bazen derim ya müritlerin haklı en haklı olduğu yer, haksızlığının başlangıcıdır. Mürit haklı değildir hiçbir zaman veya zakir derviş arasındaki münasebette derim ki ben, atışmayın, tartışmayın. En haklı olduğunuz an, haksızlığınızın başladığı yerdir. Sakın. O yüzden Cenab-ı Hakk’ın önünde de bana bu hastalığı neden verdin? Onu zengin ettin, beni fakir ettin. Onu şöyle ettin, bunu böyle ettin. Sakın! Mat olduğun andır. Acziyetini, fakriyetini, mahfiyetini hiç unutma Allah’ın önünde. ‘A sıfatları hoş zaat. Kazanıp mat olmamız da sendendir.’ Müritler vezire diyorlar, a sıfatları hoş zat. Bunu vezire deyince, mürşide affettik. Mürşit eğer gerçi mürşit o yüzden mürşittir. Mürşidin üzerindeki bütün sıfatsal boyutlar Allah’a aittir. O yüzden mürşidin üzerinde tecelli eden sıfatlar Allah’a ait olduğundan, mürşidin üzerinden tecelli eden bütün her şey hoştur.