Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“İçinde pusu kurmuş olan nefis ise, kibir ve kin bakımdan bütün adam-
lardan beterdir.”
Yani içinde bir kimse nefis taşıyorsa, bir kimse içinde kibir var ise o bütün insanlardan daha kötüdür, o bütün insanlardan daha sıkıntılıdır,onlardan her türlü tehlike beklenir demişti, burda kalmıştık ve bu akşam da burdan devam edeceğiz. 907. beyitten.
“ Benim kulağım ‘mümin bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağ-
lanmaz’ sözünü işitti; Peygamberin sözünü canla, gönülle kabul etti.”
Dedi aslan. Bu meşhurdur, bu hadisi şerif. Bütün hadis i şerifler meşhurdur ama mümin aynı delikten iki defa ısırılmaz, sokulmaz hadis i şerifi müminlerin dilinde tabiri caizse böyle bir pelesenk olmuştur çünkü hani uyanık mümin, akıllı mümin, tecrübeli mümin, başına gelenlerden ders almış olan mümin, bir daha hata yapmaz. Bir daha aynı yerden yenilmez, bir daha aynı yerden kendisini ısıttırmaz manasında, Buhari ve Müslim’in aynı zamanda Ebu Davut’da da geçer bu, farklı kelimelerle, akıllı ve olgun mümin aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz der Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri hadis-i şerifinde. Tabii bu hadisi şerifin esbabı nüzulü vardır ya bütün ayet i kerimelerin ve hadis-i şeriflerini esbabı nüzulü yani sebebi vardır. Bir ayeti kerimeyi daha iyi anlayabilmek için onun sebebini nüzul sebebini araştırmak gerekir yani bu ayeti kerime neye binaen indirildi. Bu ayeti kerime hangi olayın üzerinde Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine vahiy olarak geldi. Onun hükmünü daha iyi anlayabilmek, onun ayeti kerimenin ne manaya geldiğini bizden ne istediğini daha
iyi çözebilmek için esbab ı nüzulünü iyi bilmemiz gerekir. Şimdi bu ilimler yavaş yavaş ortadan kalkıyor, insanlar bunu reddetmiyorum. Ordan kur’an-ı kerim’in mealine bakaraktan hemen bir sonuca varıyorlar. Bu doğru bir davranış değil. Çünkü o ayeti kerime hangi olayın üzerine indirildi. Hangi olay oldu da o ayeti kerimeyi Cenab ı Hak bize bahşetti, bize lütfetti onu öğrenmemiz lazım ki biz o ayeti kerimeyi daha iyi anlayalım, daha iyi kavrayalım.
Aynı şey hadis i şerifler için de geçerli Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu sözü neye sebep olarak söyledi. Bu hadisi şerifin sebebi şu. Bedir harbinde Ebu izze namında meşhur bir şair esir alınmıştı ve kendisine normalde işte kendisi Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine yalvardı yakardı, bir daha asla işte Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini hicvetmeyeceğini, müslümanların aleyhine bir şey konuşmayacağını, müslümanların aleyhine hiç kimseyi kışkırtmayacağını ve Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine böyle alaylı sözlerle ona bir hiciv gibi yapmayacağına, bir kötülük yapmayacağına ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ile müslümanların namuslarına, şereflerine, izzetlerine, haysiyetlerine bir laf söylemeyeceğine dair işte büyük yeminler etti, sözler verdi ve Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri onu affetti. Onu affedince o da kavminin yanına gitti ve yine sözünde durmadı, yine Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ve müslümanlara karşı, müşrikleri kışkırtmaya başladı, yine Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini ve müslümanları hicvetmeye, onlarla alay etmeye onları aşağılamaya, onları kötülemeye, onlarla alakalı her türlü aşağılayıcı ne bileyim işte insanlık onurunu zedeleyici sözler söylemeye başladılar. Yani hani derler ya huylu huyundan vazgeçmiyor diye, müşrik de müşrikliğinden vazgeçmiyor ve ne yaptı ardından Uhuda geldiler Bedir’den sonra. Uhud’ a gelince, yine müslümanların eline esir düştü.
Müslümanların eline yine esir düşününce yine serbest bırakılmasını istedi. Yine Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine geldi, yine yalvardı yakardı. Bu müşrik sıfatıdır, müşrik adetidir, bu müşrikler böyle zora gelince işte hemen müslümanlara yalvarırlar, yakarırlar, bir daha yapmayacaklarını söylerler ve müslümanlar da kendilerince o daha önce o yapmış onu, onun tekrar yapmayacağını düşünürler. Onu affederler kendilerince. Oysa bu doğru hareket değildir. Affetmek kimedir? Müslümanın müslümana karşı affediciliği vardır. insan mümin kardeşlerine karşı affedici olması gerekir. Müminlere karşı şefkatli ve merhametli, münafıklara karşı, kâfirlere karşı şedit olması gerekir. Müminin sıfatı budur. Bakın, müminlik sıfatıdır, tekrar söylüyorum, altını çizerekten söylüyorum, müminlik sıfatıdır. Müminler, müminlere karşı şefkatli, merhametli ama kâfirlere karşı
şedittirler. Öyle olunca kafire karşı şedit durmak farz olur ama bu değişti şimdi müslümanların arasında. Müslümanlar birbirlerine karşı şeditler. Birbirlerine karşı acımasız, birbirlerine karşı gaddar, birbirlerine karşı zalim, birbirlerine karşı ellerinden gelen bütün hainliği yapıyorlar. Kâfirlere gelince, onlara karşı şirinler. Onlara karşı çok tatlılar, onlara karşı çok yumuşaklar onlara karşı ne kadar şirinlikleri varsa hepsini de üzerlerinde taşıyorlar. Böyle bir enteresan hale geldi, tersine döndü mesele. Ya bu senin mümin kardeşin, yapma eyme. Yok! Ama git o aynı kimseye, bir müşrik gidince onu ayakta karşılıyor ve bir münafık gidince onu ayakta karşılıyor. Bu her yerde aynı, resmi daireler de aynı. Bankalar da aynı belediyeler de aynı, adliyeler de aynı. Nereye giderseniz gidin, aynı. Bir kimse eğer ki islam kıyafeti varsa, üzerinde islamı simgeleyen ritüeller var ise işte sakal gibi sarık gibi cübbe gibi şalvar gibi erkekler için işte bayanlar için başörtüsü gibi işte çarşaf gibi böyle bir hani dinin kendince olmazsa olmazları yani. Örtünmek farz. O yüzden bir bayan böyle islama uygun bir şekilde, vücut hatları belli olmadan, vücut hatları yani belli olmayacak, yani daracık kıyafetler olmayacak, içleri görünmeyecek yani incecik kıyafetler olmayacak. Bakın, incecik kıyafetler olmayacak. Yani çok ilgi çekici olmayacak. Böyle bir kıyafet olursa bir müslüman kadının üzerinde, onun bütün her yerde işi zor. Aynı şey erkekler için de geçerli. Yani senin sünnet i seniye sakalın var ise biraz kıyafetlerin bol ise biraz sen böyle hani dinini yaşamaya çalışan, dinini yaşamaya gayret eden bir kimse isen, her yerde işin zor yani.
Öyle bir hale geldi ki kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, laf lafı açıyor yani 28 Şubat’ı arar hale geleceğiz ve 28 Şubat gerçekten devam ediyor. işlevine devam ediyor. Dini yaşantımız günden güne geriye doğru gidiyor. Dini anlayışımız günden güne körleşiyor. Dini yaşantımız günden güne, geriye doğru gidiyor, körleşiyor. Gerçekten geriye doğru giderken, yani islamdan uzaklaşıyor. islam’ın kendi kaide ve kurallarından uzaklaşıyor. 28 Şubat’tan önce yani 1996 larda 97’ lerde 98’lerde mantosuz bir kadın görmek mümkün değildi. Şimdi örtülülere baktığımızda, manto giyen çok az kadın kaldı. 28 Şubat’tan önceki erkekler, normalde müslüman erkeklere baktığımızda, böyle değillerdi. Şimdi adam da sakal var, altındaki pantolon daracık, tayt giymiş adam. Şimdi taytlı, müslüman erkek, gençler var, bildiğiniz taytlı. incecik tayt. Bütün vücut hatları meydanda. Vücut hatlarının şeklinin ve şemalinin meydanda olması sadece kadınlara yasak değil. Aynı şey erkeklere de yasak. Erkekler de daracık tayt pantolonlar giymezler, caiz değil. Ama şimdi ne yazık ki onlar da var. Yani bu meselede hızla islamın kendisi içinde koymuş olduğu kurallar, manzumesinden ödünler veriliyor ve işin ilginç tarafı gerçekten bu kimseler resmi dairelerde, kamu kurum
ve kuruluşlarında veya da değişik yerlerde farklı bakılmaya başlandı. Yani biz, ikinci sınıf, üçüncü sınıf vatandaşlıktan biz kurtulamadık hala da, evet.
işte bu müşrikler, bu münafıklar, bu kur’an ve sünnet düşmanlarının tarzıdır bu. Bunlar zora geldiklerinde yalvarırlar, yakarlar işte özür dilerler. Bir daha yapmayacağız derler. Ondan sonra bunları affettiğinde, bunlar tekrar devam ederler ve Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de bu Uhud Harbi’nde yine müslümanların eline düşünce bu yine, bu böyle şair yalvarıp yakarınca, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: ‘Mümin, bir delikten iki defa ısırılmaz.’ buyurdu. Bu hadis i şerifin, esvabı nüzülü bu. O zaman bir ölçü çıktı bize. Ey müslümanlar! Ey müminler! Bir delikten iki sefer ısırılmayın. Büyük bir ölçü bu aslında. Baktığınızda hani bazen böyle benim kardeşlerin arasında tavır ve davranışlarım sertmiş gibi algılanır. işte ben mesela dersini bırakmış gitmiş. Ben ona ders vermem bir daha. Neden? Mümin iki sefer ısırılmaz, yani o bıraktı gitti, bir daha bırakır gider. Ya tövbe etti, döndü. Ya bıraktı gitti ya bir sefer, ikinci sefer bırakmayacağını nereden bileceksin. Veyahut da işte şimdi bir sefer ısırıldın, ikinciye bir daha ısırıldıysan ferasetsiz müslümansın. O zaman ferasetsiz müslümanın da imanı sorgulandı. Sebep? Müminin ferasetinden korkunuz. Hadis i şerif bu. O zaman sen ısırıldığın yerden yeniden ısırılıyorsan, senin müminliğin sorgulanır. Çünkü mümin kimsede feraset olması gerekir.
Feraset nedir? Bir şeyin hakikatini bilme. Bir şeyin özüne vakıf olma. Bir şeyin geldisini, gittisini, ehemmiyetini doğru bir şekilde anlama, doğru bir şekilde idrak etme. Bakın, bunların hepsi de birbirine bağlantılı hadis i şerifler. Mümin, bir delikten iki sefer nasıl ısırılmaz? Feraset ehli ise, bir delikten iki sefer ısırılmaz. E feraset nedir? Müminin yitik malıdır. Mümin onu neden yitirmiştir? Heva hevesine daldığı için yitirmiştir. Mümin içindir feraset çünkü müminde feraset kalmadıysa, o emaneti zayi etti, o ilimi zayi etti. Sebebi ne? O zaman sebebi şu: O kimse şeytana uydu. O kimse heva hevesine uydu. O kimse nefsaniyete düştü. O kimse deccaliyete düştüğü için ferasetini kaybetti. Ferasetini kaybettiği için ikinci sefer ısırıldı aynı delikten. Bakın, ferasetini kaybettiği için ikinci sefer de aynı delikten ısırıldı.
Şimdi ben şunu şöyle açıklayayım: Birisi seni aldattı. Ya, aldattı bu adam seni. Eee aldattı, aldatınca ne yapacaksın? Eğer, sen feraset ehli isen, kendi kendini düzene katacaksın, disipline edeceksin. Bu adam beni bir daha aldatabilir diye, şerh düşeceksin ve uyanık olacaksın. Eee, sen bir daha aldanıyorsan aaa canım kardeşim, ya sen feraset ehli değilsin. ikinci sefer aldandın. Ya bu kimse hırsız. Hırsız kimseye sen yeniden kasa teslim ediyorsan, ferasetsiz insansın sen. Ona mal teslim edilir mi? Ona kasa teslim edilir mi? Ona ev teslim edilir mi? Ona bir emanet teslim edilir mi? Teslim edilmez.
Bir kimse emanete zayilik etti, emaneti zayi etti. Ya emaneti zayi ettiyse sen on bir daha bir şey emanet eder misin? Etmemen gerekir. Sebep? Yahu emanetize hiyanet etmiş. Çünkü sen bir daha kendini ısıttırma.
Bir kimse sana küfür etti ya sana küfür ettiyse, bu adam sana bir daha küfür eder veya bu kadın sana bir daha küfür eder. Bu ikinci sefer küfür etmeyeceğine dair senin elinde delil yok. Sen kalkıp da ona karşı aaa, işte ben çok iyi niyetliyim. Hayır. Sen iyi niyetli değilsin sen, sen ahmağın tekisin, sen ferasetsiz bir insansın. Bizdeki ferasetsizliğe, bizdeki ferasetsizliğe biz böyle iyi niyetli gibi davranıyoruz. Değil canım kardeşim. iyi niyetlilik o değil. Feraset ehli nerden bir tehlike gelecek, tehlikenin gelişinin kokusunu alır. Bu iyi niyetlilik değildir. Bu saftarozun tekidir. Sana zarar vermiş. O sana zarar veren, bir daha sana zarar verir. Sana hainlik yapmış, o sana bir daha hainlik yapar. Sen ona bir emanet teslim etmişsin, o da emaneti zayi etmiş. O tekrar emaneti zayi eder. Ya tövbe edip döndü. Tövbe edip döndüyse banane. Allah’a döndü. Ben Allah değilim. Ben bana yapmış olduğunla ona hükmediyorum veyahut da onun yaptığı ile ben ona hükmediyorum. Ne yaptın sen kardeşim, sen müslümanlara zarar verici bir iş yaptın. Sen yeniden yaparsın. Ben seni alkışlamam, ben seni desteklemem. Sebep? Sen müslümanların zararına, sen müslümanların aleyhine çalışıyorsun. Sen müslümanların aleyhine, sen müslümanların zararına çalışıyorsan, ben sana bir daha oy vermem. Ben seni bir daha desteklemem. Ben seni bir daha alkışlamam. Sebep?
Sen müslümanların zararına çalışıyorsun. Mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz. Sen meyhane üzerine meyhane açıyorsan, sen içki fabrikasının üzerine içki fabrikası açıyorsan, sen kumarhanelerin üzerine kumarhane açıyorsan, sen topluma zarar veriyorsun, sen müslümanlara zarar veriyorsun. Sen eşcinsellere özgürlük adı altında eşcinselliği yayıyorsan, sen müslümanlara zarar veriyorsun. Sen Allah’ın lanetlediği işlere gözünü yumuyorsan, senin ferasetin yok. Ben seni desteklemem. Ben seni alkışlamam. Mümin iki sefer ısırılmaz bir delikten. Sen emaneti zayettiysen, ben o emanetimi senden geri alırım. Feraset ehlidir çünkü. Sen müslümanlara, müminlere zarar verdiğin müddetçe ben kendi kendime dedim ki ben bundan uzağım. Ben bundan beriyim.
Şimdi Hz. Hüseyin’i şehid eden kimseleri, biz kalkıp da bunlar tövbe ettiler ya, geri döndüler deyip biz onları ne yapmamız gerekiyor? Biz Yezid’in askerlerine ve Yezid’e karşı, bizim hoşgörülü mü görmemiz lazım? Ne yapalım yezidilere şimdi biz veyahut da bu bu milletin askerini öldüren, şehit eden, polisini öldüren, şehit eden bir kimseye karşı biz ne yapmamız lazım? Biz nasıl bir tavır alalım? Yani biz diyebilir miyiz şimdi bu terör örgütleri
tövbe etmiştir, geri dönmüşler canım. Herkes hata yapabilir. Biz bunları cezalandırmayalım. Böyle mi düşünmemiz lazım? Mümin feraset ehlidir. Dün nasıl bunlar şehirlerin içerisine hendekler kazıp, bombalar yerleştirdilerse bunlar yine şehirlerin içerisine bombalar kazıp yine yerleştirirler. Kafir uyumaz, müşrik uyumaz, münafık uyumaz. Dün nasıl 15 Temmuz’da önce sivil şehit edildiyse, bugün yine cıe bozuntusu, mosat bozuntusu, emanaltı bozuntusu, emanaltı bozuntusu cemaatler, tarikatlar, topluluklar, partisi, pürtisi olup bu ülkede yine iç kargaşa çıkarmaya çalışırlar.
Mümin ferasetli olacak ve mümin ferasetli olaraktan asla ve asla aynı delikten bir daha ısırılmayacak. Mümin, ferasetli olacak. Kendisini kim aldattıysa, kendisini aldatanın peşinden gitmeyecek. Mümin, ferasetli olacak. Kendisine zarar veren her ne var ise zarar vereni tespit edecek. Yazacak kenara. Mümin ferasetli olacak. Hangi siyasetçi, siyasetten zengin olduysa yazacak kenara. Mümin ferasetli olacak. Hangi belediye başkanı yandaşlarına ne peşkeş çektiyse yazacak oraya. Hangi partiden olursa olsun, hangi cemaatten, hangi tarikattan olursa olsun. Kim zalimlik yaptıysa, kim hırsızlık yaptıysa, kim peşkeş çektiyse, kim namussuzluk yaptıysa, kim şerefsizlik yaptıysa, kim kur’an ve sünnetin dışında bir iş yaptıysa, mümin onu oraya yazacak. Ferasetli olacak ve ikinci sefer ısırılmayacak oradan. ikinci sefer ısırılmayacak. Eğer olgun mümin ise. O zaman mümin feraseti ile davranacak ve mümin bu manada asla ve asla asla ve asla aldanmayacak. Mümin bakacak, eğer emanet kaybedildi ve işler ehil olmayanlara veriliyorsa, diyecek ki ya bu konuda bir hadisi şerif var. Ya? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki emanet kaybedildiği zaman, işler ehil olmayanlara verildiği zaman, kıyameti bekle. Aaa, bakacak ya adamın bütün sülalesi bir yerlerde işe girmiş. Diyecek ki liyakat aranmamış burada. Liyakat aranmayan yerde, müslümanın işi olmaz. Burada diyecek kur’an ve sünnet düsturu aranmamış. Allah bize buyurdu ki emaneti ehline verin. Yani emaneti ehline vereceğiz biz. Bir kimse emaneti ehline vermiyorsa, liyakatsız davranıyorsa o kimse, mü’min ferasetli olur. Mümin onu alkışlamaz. Mümin onu desteklemez. Bir kimse zulmediyorsa, mümin onu desteklemez. Mümin onu alkışlamaz. Mümince tavrını ve davranışını orta yere koyar. Mümin, canını vermekten korkmaz. Mümin, malını vermekten korkmaz. Mümin, zalimin zulmünden korkmaz. Mümin, yarını düşünerekten, hakkı ve hakikati haykırmaktan korkmaz. Mümin, cebini düşünmez. Cebini düşünmez, mümin insanlardan geçinen değildir. Yani şey’en lillah demez. Mümin, cemaatten geçinmez. Mümin, okuduğu duadan geçinmez. Mümin, yaptığı zikrullahtan geçinmez.
Mümin isteyicilerden değildir. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Mümin, ona bakar. Mümin, bir yerde aman şunu yapıyoruz, aman bunu yapıyoruz. Pamuk eller cebe denilen yerde durmaz. Ferasetli olur. Kendisini oradan uzaklaştırır, der ki bu paralar nereye gidiyor. Bu paraların hesabı görülüyor mu? Bu paraların hesabı, kitabı kimde? Bu paralar nereye harcanıyor? Bu paraları kim yiyor? Mümin, ferasetli olur. Mümin, bir daha aldanmaz orda. Kurbanının vereceği yeri araştırır. Ben bu kurbanı kime veriyorum, yani ben bu kurbanı kim kesiyor? Bu kadar kurbanı hangi kurum bir günde keser. Hangi kurum iki günde keser. Mümin ferasetli olur. Hacca gittiğimizde ben arkadaşlara diyordum kıymetli kardeşler , ben kurbansız olan haccı yapıyorum. Bana soruyorlar şimdi, ya neden? Canım kardeşim, benim kurbanı kesmeye param pulum var. Ben kurban keserim ama diyordum işte kaç bin hacı var, dört milyon hacı var, beş milyon hacı var örneğin. Ya dörtmilyın hacının dört milyonu da aynı gün ihramdan çıkıyor. Bu dörtmilyon hacının aynı gün kurbanının kesilmesi mümkün değil. Mümkün değil! Kurban kesen kasaplarda çalışan kardeşler var. Soruyorum onlara. Diyorlar dördüncü güne kadar kurban kesiyoruz ya dördüncü güne kadar kurban kesiyorsunuz da ya bu insanlar ihramdan çıkıyorlar. Yani düşünebiliyor musunuz, hacı adam, kurbanlık parasını yatırmış, hacca gitmiş. Birinci gün şeytanı taşladı, bekliyor. Kurban kesildi mi kesilmedi mi? Kurbanı kesti, ardından gitti haccın tavafını da yaptı. Haccın tavafını yaptıktan sonra, ona cinsel ilişki serbest oldu. Eğer kurbanı kesilmeden o kimse cinsel ilişkiye girerse onun haccı ne oldu? Hadi çıkın işin içinden. Ya! Bir kimse kurbanı kesilmeden ihramdan çıktı, cinsel ilişkiye girdi, kurbanı kesilmeden. Kim soracak bunun hesabını? Şimdi bütün hacılar düşünüyor. Herkes şimdi koyacak o beyaz ne güzel süslü namaz takkeleri var ya, evet. Böyle haki, toprak rengi karışımı, hac elbiseleri, ne güzel. Hepsi de tek renk. Kahrolsun komünizm.Eee? Hepsi de tek renk hacda. Eee? Ne güzel beyaz takkeni koy şimdi hacı efendi kafana, bak bakalım şimdi sen hacca gittin. Allah kabul etsin, kurbanın kesildide mi ihramdan çıktın, kesilmeden mi ihramdan çıktın. Ya hoca bize söyledi. Vay ya hacla alakalı hangi hadis-i şeriflerde var, hangi ayet i kerimeler de var hoca kurbanın kesildi derse ihramdan çıkarsın diye? Yok. Evet, halimiz bu. Bakın, mümin ikinci sefer ısırılmaz aynı yerden. O zaman haccı temettüye niyet etme. O zaman haccı kırana niyet etme. O zaman haccı ifrata niyet et. Ya git kurbanını kendin kes, ya da git hacc ı ifrata niyet et.
Şimdi ne yapıyorlar? işte oradan kurban kesen bir kimseye, benim adıma niyet et, işte kurbanını kes, kurbanı sen mi aldın? Hayır, beş milyon hayvan aldılar, içinden hangisinin kurbanının boynuzu kırıldı ki kurban olmama
hükmüne girdi. Kimin kurbanlığı öldü, belli mi? Değil veya şimdi kurban bayramı geliyor, öyle değil mi? Herkes kurban kesecek. Tamam, sen aldın mı bir küçük hayvan? Aldın. Nerede? Ya işte avluda. Hangisi, biliyor musun? Bilmiyorum. Öldü o gece. Kimin kurbanlığı öldü? Yatırın paralarınızı vakıflara! Yatırdın. Yazdı mı bu Mustafa Özbağ kurbanıdır diye kurbanlığın üzerine? Yazmadı veya altı numara Mustafa Özbağ’ın kurbanı. Öldü o gece. Telefon açıyorlar mı size senin kurbanlığın öldü, sana kurban farz mıdır, vacip miydi, nafile miydi? Hiç kimse, ben araştırıyorum, hiç kimseye yok. Gönderin kurbanlıklarınızı siz, sıkıntı yok. Siz para verdiğiniz müddetçe güzel müslümansınız, güzel müminsiniz. Cemaatlere, tarikatlara, vakıflara, kur’an kurslarına, verin boyna paranızı siz, tabii, çok iyi müslümansınız siz. Harika müslümanlarsınız. Verdiğiniz müddetçe çok iyi müslümanlarsınız. Tabii! işte, müslüman feraset ehli olacak ve bir delikten iki sefer ısırılmayacak. Müslüman feraset ehli olacak, aynı hatayı bir daha yapmayacak. Müslüman feraset ehli olacak. Kendisine zarar vereni tanıyacak. Müslüman feraset ehli olacak. Vatanına, milletine, kur’an’ına, sünnetine, zarar vereni tanıyacak, bilecek. Yazacak oraya.
Müslüman feraset ehli olacak. Kim 28 Şubat’ı destekledi, yazacak oraya. Müslüman feraset ehli olacak. Kim istanbul sözleşmesi’ni destekledi yazacak oraya. Müslüman ferasete ehli olacak. Kim meyhaneleri açtı, içki fabrikaları kurdu, kim kumarhaneler kurdu, devlet eliyle kumarı çoğaltıyor yazacak oraya. Ha birisi azaltıyor, onu da yazacak. Birisi haramlarla mücadele ediyor onu da yazacak, birisi kur’an ve sünneti anlatıyor, onu da yazacak. Müslüman feraset ehli olacak. Kim hırsızlık yapmıyor, kim uğursuzluk yapmıyor, kim etrafına bir şey peşkeş çekmiyor, kim etrafını zengin etmiyor, onu da yazacak. Ama ne yazık ki müslümanlarda bu feraset çok azında var. Ne yazık ki müslümanların bu noktada müminlik vasıfları, mümünlik sıfatları, gün geçtikçe azalıyor. Azaldıkça da ne yazık ki islam dünyası bir türlü dirilemiyor, bir türlü kurtulamıyor ve ne yazık ki Allah’ın nuru ile bakamıyor. Allah’ın nuru ile göremiyor. Rabbim muhafaza eylesin.Hata yapabilir insanlar. Tövbe kapısı açık. Tövbe etti, o hatasından geri döndü diye benim elimde bir delil yok bir daha yapmayacaksın diye.
Şimdi bana hakaret edenlere normalde dava açıyoruz biz. Dava açtığımızda adamın işte değişik insanlar buluyor, tanıdıklar buluyor. Özür diliyoruz, kendisinden, dava açmasın. Ya dava açıncaya kadar sen neden özür dilemedin, sen dava açıncaya kadar neden gelip helallik istemedin, sen dava açıncaya kadar neden arayıp sormadın veyahut da dava açıncaya kadar sen neden bu meselede bir şey yapmaya ihtiyaç duymadın? Sonra da işte avukatlar veyahut da uzlaştırmacılar diyorlar ki ya bildiğimiz kadar işte sen
islami bir kimliğe sahipsin. Ha evet, öyleyim diyorum ben. işte affedici olur, evet, mümin şefkatlidir, merhametlidir. Af yolunu tutar. Kime? Mümine. Mümine! Şimdi diyeceksiniz ki ya işte yani bu hakaret edenler, mümin değil mi? Beni ilgilendirmiyor. Ben fetvayı biliyorum yalnız. Bir kimsenin islami kimliği meydanda ise müminliği meydanda ise onun islami kimliğine ve müminliğine bakaraktan ona alay eden, ona hakaret eden kimse küfre düşmüş olur. Sen benim sakalıma hakaret edersen, küfre düşmüş olursun. Tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Sen benim sarığıma laf söylersen, sana tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Sen benim fikrime laf söylersen, sana tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Sen benim ayet ve hadiste sabit olan bir meseleye sen alay edersen, karşı çıkarsan, yok hükmünde görürsen, sana tecdid i iman, tecdidi nikah gerekli. Sen kalkar da rüyetullah hadis-i şeriflerle sabit, imamların içtihatları ile sabit, sen rüyetullah ile alakalı kalkar benim Allahlık iddia ettiğimi söylersen, sana tecdid i iman, tecdid i nikah gerekli. Sen o halinle ölürsen, küfür üzerine ölürsün. Benim seni affetmem demem, kafiri affetmem demem, ben kafiri mi daha affedeceğim? Sen benim küfrüme fetva verir, sen beni kafir hükmünde görürsen, sen ben, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimseyi küfür hükmünde gördüğün için, sen kafir oldun. Benim kalkıp seni affetmem, beni küfre götürür. O yüzden affetmem.
Mümin iki sefer bir delikten ısırılmaz. Çünkü sen kalkar başka bir üstada hakaret edersin, sen kalkar başka bir dervişe hakaret edersin, sen kalkar başka bir müslümana hakaret edersin, senin hukuk olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hukuku olarak ne kadarsa cezan, cezanı alman gerekir. Neden? Çünkü mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz. Sen oturduğun yerde klavye kahramanlığı yaparaktan, sonra da ondan sonra işte özür diyecen. Yok öyle bir şey. Ben izmirliyim. Efe damarım var ya biraz. Bizim orda meşhur laf, kalabalıkta efelik edenin, tenhada özrü kabul olunmaz. Kalabalıkta efelik ettiysen, onun ceremesini çekeceksin. Tenhada gidip de kuyruğunu sıkıştırıp özür dilemiyeceksin. Efeliğine devam edeceksin. O yüzden mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz. Mümin feraset ehlidir. Mümin kendisine yapılanı yazar kenara. O yazmadan yaşamaz. Ya işte bu kim? Bizim kimle işimiz yok. Biz bize yapılanı unutmayız. Biz bize yapılanı biz asla bırakmayız. Çünkü bizim islami bir kimliğimiz var. Mustafa Özbağ’ın şahsı önemli değil. Mustafa Özbağ’ın islami bir kimliği var.
Sen Mustafa Özbağ’ın islami kimliğine hakaret edersen, Mustafa Özbağ’ın islami kimliğine sen savaş açarsan, biz onu yazarız kenara. Mustafa Özbağ’ın kendi şahsı önemli değil. Hiç önemli değil. Mustafa Özbağ’ın temsil ettiği bir islami kimlik var. Bu topluluğun temsil ettiği bir islami kimliği
var. Sen bu topluluğa cephe açarsan, bu topluluk seni unutmaz. Yazar kenara. Bu da onun hakkıdır. Bu topluluk onu asla cevapsız bırakmaz. Bu da onun hakkıdır. Sebep? Çünkü islamın hukuku bellidir. Önce silahını çeken, iki katildir. Önce hakaret eden, iki katildir. Önce alaya alan, iki katildir. Önce kalkıp da inkar eden, iki katildir. Önce münafıklık eden, iki katildir. Önce fasıklık eden, iki katildir. Önce kâfirlik eden, iki katildir. O yüzden bizden çıkmadı. ilk kanı biz akıtmadık. ilk sözü bu konuda, biz söylemedik. ilk kanı akıtanlar düşünecekler onu. ilk sözü söyleyenler, ilk hareketi yapanlar, bunu düşünecekler. Ya gelecekler diyecekler ki helallik istiyoruz, biz bir daha bu işi yapmayacağız. Biz de diyeceğiz ki ya arkadaşlarla görüşelim, istişare edelim, ondan sonra biz de ne yapacağımıza karar veririz diyeceğiz. O yüzden kıymetli dostlar, Hz. Mevlana mesnevisinde aslanı konuşturuyor. Konuşan Hz.pirin mesnevisinde konuşturduğu aslan diyor ki benim kulağım, mümin bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz sözünü işitti, peygamberin sözünü canla gönülle kabul etti. Biz o Peygamber Sallallahu Aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğine de sözlerine de iman ettik. O peygamber buyurdu ki mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz, zehirlenmez. O yüzden o peygamberin biz sözüne kulak veririz. Biz o peygamberin emrini dinleriz. O sebepten dolayı, iki sefer ısırılmamaya gayret ederiz. iki sefer aynı yerden dağlanmamaya gayret ederiz. iki sefer aynı yerden zehirlenmemeğe gayret ederiz. ikinci sefer aynı yerden aldanlamaya gayret ederiz. ikinci sefer aynı yerden yara almamaya, hançer yememeye gayret ederiz ve bu bizim müminlik vasfımızdır. Bu bizim ferasetli olmamızı gerektiren bir ölçüdür. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Şimdi av hayvanları konuşuyor. Konu başlığı:
“Av hayvanlarının tevekkülü çalışıp kazanmaya tercih elemeleri.
Hepsi dediler ki av hayvanları, ey halden haberdar hakim! Çekinmeyi bırak, çekinme, insanı kaderin hükümlerinden kurtaramaz. Kaderden çekinmekte, perişanlık ve kötülük vardır. Yürü tevekkül et ki tevekkül hepsinden iyidir.”
Tabii av hayvanları kalktılar, aslana dediler ki ya sen neden çekiniyorsun? Biz sana böyle bir öneriyle geldik, senin her gün rızkını getireceğiz, önüne koyacağız. Sen hala da çekiniyorsun. Sen tevekkül etsene. Bu konuda kaderine teslim ol. Kaderine riayet et. Kaderinde ne varsa, onu göreceksin. Evet, bu sefer dinde kader ve tevekkül meselesi girdi. Kader nedir? Hadis i şerifde Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyurmuş ki doğumun, rızkın ve ölümündür demiş. Başka bir hadis i şerifte, siz kadere iman ediniz demiş. Biz kaderin var olduğuna iman ederiz. Her ne kadar Mustafa islamoğlu denilen profesör bu konularda böyle değişik söylemler söylese de
biz kaderin varlığına ve kadere iman edilmesi gerektiğine inananlardanız. Biz kaderin varlığına ve kadere iman ederiz. Evet kaderi de hadisi şerifler mucibince ölümümüz ve doğumumuz olarak görürüz. Biz kaderin üzerine başka bir şey konuşmayız. Kader nedir ne değildir? Bize bu kadar bildirilmiş, biz bu kadar söyleriz. O yüzden bunun üzerinde biz kadere başka bir anlam yüklememe gayret ederiz. Peki tevekkül nedir? Bir kimsenin kendini Allah’a teslim etmesi rızkında ve işlerinde Allah’ı kefil bilip, sadece ona güvenmesi olarak tanımlanır dini terminoloji olarak ama tevekkülü böyle tanımlarken biz Tirmizide geçen hadis i şerifi de görmemezlikten gelemeyiz.
Hani bir bedevinin birisi geldi ya, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine sordu. Devemi bağladıktan sonra mı tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı diye sordu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki önce bağla, sonra tevekkül et dedi.
O zaman deveyi bağlamak, sebeplere iltica etmek demek. Sebeplere dayalı yaşamaktır. O zaman tevekkülden önce tedbir almak, tedbirli olmak, tevekkülden önce sebepler dairesinde yapmamız gerekeni yapmak, öne çıkar. Benim kendimce dini algım, kur’an, sünnet, imamların içtihadı dairesindedir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle söyleyince, benim tevekkülüm sebebe dayanır. Ben sebepler dairesinde yapmam gerekeni yapmakla mükellefim. Ben devemi bağlamakla mükellefim. Deveyi bağlamak derken, zahir manada nedir? işte sen malını koru, sen malını muhafaza et, ben deveyi bağlamayı bir de nefsin üzerinde nefisle mücadele etmek olarak görürüm. Sen deveni bağla. Yani sen nefsinle mücadele et. Sen kur’an ve sünneti iyi öğren, devini kur’an ve sünnete bağla. Yani sen nefsini kur’an ve sünnete bağla. Sen nefsini ibadete bağla. Sen nefsini zikrullaha bağla. Sen nefsini kur’an ve sünnete en iyi şekilde yaşama kazığına bağla. Sen nefsini kur’an’ın ipine bağla. Sen nefsini Sünnet i Resulullah’ın ipine bağla. Ben tasavvuf manasında da üstadım sağken öyle derdim. Mustafa Özbağ, sen nefsini üstadına bağla. Sen deveni üstada bağla. Sen kimsin ki derdim sen deveni üstadına bağla. Senin üstadın kur’an ve sünneti bu dünyada en iyi yaşamaya çalışan kimse ise buna böyle inandıysan, sen onun mürşid i kamiliğine inandıysan, sen onun veliliğine inandıysan, sendeveni ona bağla. Bakın, deveni ona bağla. Sen deveni kur’an ve sünnete sımsıkı bağla. Sen deveni kur’an’a, sünnete, imamların içtihadına, üstadına sımsıkı bağlamazsan, sen o zaman dosdoğru bir iş yapmadım.
Sen sonra kendince şunu deme. Benim kaderimde bu varmış. Otur oturduğun yere. Kaderini biliyor musun ki sen benim kaderimde bu varmış diyorsun. Sen otur tembelliğine bak, aymazlığına bak, ferasetsizliğine bak. Sen mümin iki sefer bir delikten ısırılmaz dedi. Sen mümin iki sefer bir
delikten ısırılmaz dediğine baksana. Sen uyanık müslüman ol. Ey Davud, uyanık ol dedi Cenab ı Hak Davut’a, sen uyanık olsana. Ey müslümanlar! Uyanık olun. Feraset sahibi olun, dedi Cenab ı Hak. Siz kafirlerin peşinden gitmeyin dedi. Siz münafıkların peşinden gitmeyin dedi. Size bir haber getirilirse, onun doğruluğunu teyit edin dedi. Mümin ferasetli olacak. Mümin haberin geldiği yere bakacak. Kafirden mi geldi, münafıktan mı geldi murtedden mi geldi. Kimden geldi? Haramzadeden mi geldi, hırsızdan mı geldi, uğursuzdan mı geldi. Kimden geldi? Zalimden mi geldi, kumarcıdan mı geldi, kimden geldi bu haber? Batıdan mı geldi, doğudan mı geldi. Masonlardan mı geldi? Kimden geldi? Hangi kapitalist sistemden, hangi deccalist sistemden geldi, hangi şeytanın üflemesinden geldi? Müslüman feraset ehli olacak. Müslüman kaderiyeci değildir. Müslüman böyle kendince cebriyeci de değildir. Müslüman ehli sünnettir. Kur’an ve sünnetin düsturlarıyla hareket eder.
O zaman dedi ki deveni bağla. Sen deveni bağla, sen zahir olarak sebepler dairesinde ne yapman gerekiyorsa yap. Sen deveni kuran ve sünnete bağla. Sen deveni bir üstada, bir mürşid i kamile bağla. Sen deveni kuran ve sünnete bağlarsan zaten Allah’ın izniyle kurtuluşa erersin. O yüzden senin tevekkülün hak olur. Sen deveni bir iş yaparken onun matematiğine bağla. Sen o işin matematiğini düzgün çalış. Sen güzel çalış. Sen gayret et, sen dükkanına bak, esnaflığına bak, memurluğuna bak, işçiliğine bak, bürokratlığına bak. Düzgün davran sen Sonra deme kaderimiz de böyleymiş diye. Önce deveni bağla, sonra tevekkül et. Allah muhafaza eylesin inşallah. Yine Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyurdu ki; ‘ümmetimden yetmişbin kişi hesaba çekilmeden, doğruca cennete gidecektir. Ümmetinden yetmişbin kişi kimdir onlar ey Allah’ın Resulü, Hz. Peygamber buyurdu ki, yaralarını dağ latmayanlar, hasta olup kendilerini okutmayanlar, sadece Rablerine tevekkül edenler, buyurdu. Bakın bunlar özel şahıslar. Bu özel şahıslar neymiş? Direkt kendilerini Allah’a teslim etmişler. Bunlar kalkıp da yaram var deyip yarasını dağlatmıyor. Bakın bunlar sebebi ortadan kaldırmışlar. Bunlar ben hastayım deyip de birisine bana bir okur musun deyip de kendisini okutmuyor. Ben hastayım deyip de doktor doktor koşturmuyor bunlar. Bunlar özel şahıslar.
Bunlar ricali gayb erenleri. Öyle söyleyeyim. Bu ricali gayb erenleri asla dertlerini söylemezler, sıkıntılarını söylemezler. Öyle yaralarını dağlatmazlar. Hastalıklarını okutmazlar. Vay benim başım ağrıyor, bir okur musun demezler. Bunlar ne yaparlar? Bunlar Rablerine tevekkül ederler. Başlarına gelen sıkıntıyı, başlarına gelen derdi, gamı, kasaveti okşarlar. Sevgiliden geldi derler, bakın sevgiliden geldi derler. Allah bizi onlardan k eylesin. Bunun
üzerine, Ukkaşe kalktı. Ukkaşeyi biliyorsunuz. Ukkaşe, bu Anadolu topraklarında meftun, şehit oldu. Nerede Çorum’da. Kimdi Ukkaşe? Müslüman olmamıştı daha. Müslüman olmadığı zaman geldi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ‘e, babayiğit bir kimse. Ben açım dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri iki yumurta kırdırdı ona. iki yumurtayı kırıp getirdiler. Dedi ben bununla mı doyacağım. Ata bindiği zaman ayakları yere değiyordu Ukkaşenin. Ondan sonra dedi ki ben bununla mı doyacağım. Çorum’da yatan Ukkaşe miydi ya? Değildi o Kâkâydı. Ukkaşe, doğru Antep’te. O Kâkâ radıyallahu anh hazretleriydi, ayakları yere deyen. Toparlayayım şimdi. Hakkınızı helal edin. Bir anda böyle Ukkaşe(r.a) hazretleri, o da dedi ki ben Çorum’da değilim, ben de ordan kaldım. Antep dağlarından haber geldi. Karıştı! işte Kâkâkdı o iki yumurtayla doyan. Ben dedi bir kuzu yiyorum doymuyorum dedi. Neyse Ukkaşe kalktı. O da hemşerimiz ya. O da Antepli. Anteplilere selam olsun Allah hepsinden de razı olsun inşallah. Antepliler cömert insanlardır. Benim bildiğim, tanıdığım Antepliler, Seyit Taş Allah razı olsun, ibrahim Taş. Anteplileri onlarla tanıdık. Allah razı olsun hepsinden. Seyidonun da Allah makamını cennet eylesin inşallah. Ukkaşe ayağa kalkıp şöyle dedi. Ey Allah’ın resulü, beni onlardan kılması için Allah’a dua et. Şöyle buyurdu, zaten sen onlardansın. Bir adam daha kalkıp, ey Allah’ın Resulü, beni de onlardan kılması için Allah’a dua et, dedi. Şöyle buyurdu, Ukkaşe seni geçti.
Diğer şöyle bir rivayet yeralmaktadır. Herhangi bir şeyi uğursuz saymayanlar, yani hasta olup kendilerini okutmayanlar ve bir şeyi uğursuz saymayanlar ne olacakmış? Bunlar sorgusuz, sualsiz cennete gidecekmiş. Allah bizi onlardan eyleyin. Bu yetmişbin sayısına takılmayın. O gün için en yüksek rakamlar böyle ifade ediliyordu. Yetmişbin, yüzbin. Öyle ifade ediliyordu. Hatta bazen bin olarak ifade ediliyordu. O yüzden milyon o gün için ifade edilmiyordu. Bunlar en yüksek rakamlardı. O yüzden bunlar yine de bunlar müteşabihtir çünkü. Bunlara bir rakam koymak söz konusu olmaz. Yine Muğre naklediyor bunu,i bn i Mace’de bu hadis i şerif. Kim dağlama yaparsa ya da kendine rukye yaptırırsa, tevekkülden uzaklaşmış olur. Yani o kimse rukye, malum işte bir Fatiha yazdırıp üzerinde taşıma veyahut da Fatihanın kendisini okutma veyahut da Fatiha’yı bir suya okuma gibi. Bu gün sünnette var mı? Var. Ne yapmış işte sahabeden bir kimse, rukye yapmış bir başka kimseye, okumuş ona, okuyunca o da şifa bulmuş. Burdan da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buna da hayır dememiş. O yüzden rukye yapmak, yaptırmak da caiz midir? Evet. Okutmak caiz midir? Evet. Hastalanınca hastalığına şifa aramak caiz midir? Evet. Bu da sünnette var mıdır? Evet. Bu şifa aramayanlar özel müminler. Müminlerin
biraz daha hasü’l hası. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. 910. beyitten devam edeceğiz. Biraz böyle uzun oldu belki de bu ama hakkınızı helal edin. Sohbet olarak yine bir saati buldu galiba değil mi bir saati buldu. Biraz kısa tutmaya gayret ediyorum ama böyle de konuyu yarım da bırakmak istemiyorum. Allah izin verirse inşallah. Önümüzdeki cumartesi 910. beyitten devam edeceğiz, Allah izin verirse inşallah. Sorularınıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
(Bu sohbet, 18 Temmuz 2020 Tarihinde Pandemi Sürecinde Onlıne Olarak yayınlanmıştır)
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=w0mWushU7VU
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Sünnet, Tevekkül. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı