Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Sabır ve Tevekkül(421) — Sayfa 4/7
Can kulağını açmazsa ne olur?
Mana kulağın açılmazsa, mana gözün açılmazsa sen tereddütten hiçbir zaman kurtulamayacaksın. Kurtulamayacağın için senin Cenabı Hakk’ın muammalarını çözmen mümkün değil. Onları gizliden veya açıktan işaretleri, rumuzları anlaman mümkün değil. Senin çünkü can kulağın tıkalı. Can kulağın hidayete kapalı. Can kulağın hidayete kapalı olduğu için sen tereddütten kurtulamıyorsun.
Kaynak: Can gözünü, can kulağını aç, aklını ve heva hevesini ilahlaştıranlardan olma
Deveyi Bağla | Nefsle Mücadele nedir?
Örneğin herhangi bir hadisede sadece hakkı gören bir kimse başına gelen herhangi bir musibet, bir sıkıntıyı normal karşılar. hastalığı güle oynaya karşılar. Aa hasta olmuşum der. Bir de der ki, "Ben alışverişi kesmemişim. Hastayım elhamdülillah." der.
Kaynak: Deveyi Bağla | Nefsle Mücadele
Deveyi Bağla Hakkında ne söylendi?
Şimdi bunu avam duysa bunu yapamaz. Hani normal düşünür herkes. Git hemen kendine baktır. Bir sürü hani haklı onlarda. Hatta hadisi şerifi de getirdiler.
Kaynak: Deveyi Bağla | Nefsle Mücadele
Deveyi bağlamakta mı tevekkül edelim?
Allah Resulü dedi ki deveyi bağlayayım. Ondan sonra deveyi bağla. Ya bunun battini kısmına bakarsan deveden kasıt ne? >> Şimdi meseleye o açıdan bakılacak olursa biz deveyi bağlayalım mı tevekkül edelim?
Kaynak: Deveyi Bağla | Nefsle Mücadele
Bağlamadan mı tevekkül edelim?
Allah Resulü de diyor ki deveyi bağlayın. nefsi deveye atfedersen sen nefsi sıkı tut. Sağlam bir kazıya bağla. Kur’an sünnet dairesi.
Kaynak: Deveyi Bağla | Nefsle Mücadele
Nefsini sağlam bir kazığa bağla mı?
Sen nefsi o Kur’an sünnet dairesine bağlamazsan sen çeker gider. Seni nereye götüreceği belli olmaz. Nereye atacağı belli olmaz. Ama onun normalde zahir kısmına baktığında ne deveye bağlayaraktan tevekkül edeceksin. Ama öbür türden bakarsan başka taraftan çeker bakarsan deveyi bağladan kasıt nefsinle mücadele et.
Kaynak: Deveyi Bağla | Nefsle Mücadele
Nefsini sağlam bir kazığa bağlamadan tevekkül etmek ne demektir?
Nefsini sağlam bir kazığa bağlamadıktan sonra tevekkülün tevekkül değil. >> Tedbirin tedbir değil. Deveyi sağlam kazı bağlamaktan kasıt nefsinle mücadele et.
Kaynak: Deveyi Bağla | Nefsle Mücadele
Düşünce hürriyeti nedir?
Düşünceyi yaratan Allah bize ne düşüneceğimizi mi emretti, yoksa biz düşüncemizde hür müydük? Bundan 10 yıl önce, 12 yıl önce, 14 yıl önce, 15 yıl önce benimle sohbet eden üniversiteliler, kitap okuyanlar, o günün dergâhının içerisinde nakîbü’n-nükabâ olanlar bu sohbeti iyi dinleyip 14 yıl sonra nelerle uğraştığımızı görsünler. Bu noktada nelerle uğraştık, derken bunu uğraşma olarak görmüyorum. İnsanların gelecekleri noktayı görmeyenler asla yollarını yürütemezler, işlerini götüremezler. Bir gün gelecek insanlar düşünce hürriyetinin ne olduğunu daha iyi anlayacaklar.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
İnsan hürriyeti fiiliyatın üzerinde istemekle mükellef midir?
İnsan hürriyeti, insan hürriyeti fiiliyatın üzerinde istemekle mükellef. Buna eski dilde kesp, eski dilde kesp deniyor buna. Eğer öyle kitaplar okursanız kesp diyecek. Ama bu bugün bunun karşılığı, istemek.
Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti
İnsan hürriyetinin kesp-isteme noktasındaki sınırı nasıl açıklanmaktadır?
Bakın burada insan hürriyetinin, hürriyetin, fiiliyatın, hürriyet, kesp-isteme ya istiyoruz ya, istememin sınırını koymak, o istediğimiz noktada o istediğimizin fiiliyat noktasında tecelliyatına bir sınır koymak mümkün değil. Böyle olunca mesela veliyullahın kerametlerinin tecelli etmesi, savaşta şehitlerin örneğin Çanakkale’de yaşanan şeyler, kurşunları elleriyle toplaması, kurşunların Çanakkale’deki savaşanların göğüslerinde yağmur tanesi gibi tıpır, tıpır, tıpır, tıpır aşağı düşmesi, onları yaralamaması.
Kaynak: Nefes II — 2 Mayıs 2015 Sohbeti
Korku ve açlıkla yönetilmenin nedenleri nelerdir?
Siz aç kalmaktan korkarsınız. işsiz kalmaktan korkarsınız. Yayan yürümekten korkarsınız. Otobüs paranız kalmazsa korkarsınız. Siz et yiyememekten korkarsınız. Marka alamamaktan korkarsınız. Marka harcayamamaktan korkarsınız. Lüks tatil yapamazsanız korkarsınız. Bunların elinizden gitmesinden korkarsınız. Hayat standardınızın bozulmasından korkarsınız. Çocuklarınızın hayat standardının bozulmasından korkarsınız. Özel okula gidemezse korkarsınız. Siz özel eğitim veremezseniz korkarsınız. Özel arabalara binememekten korkarsınız. Güzel yemek yiyememekten korkarsınız. Açlıkla korkuturlar sizi. Korkarsınız. Ama Gazze’de bütün insanlar açtır. Onu göstermezler size. Onunla alakalı bir şey yaparsanız videolardan kaldırırlar. Gazze ile alakalı bir konuşma yaparsanız halkı kin ve nefrete yönlendirmekten sizi hukuki olarak sustururlar. Hukuk öyledir çünkü. Onların elindedir. Sizi hukukla korkuturlar. Sizi emniyetle korkuturlar. Polisle korkuturlar. Korkarsınız. Oysa o kanunları yapan kendi kendinize biziz demeyin. Kanunları da onlar yapar. Değiştirileceği zaman değiştirirler. Sen ona müdahale edemezsin. Değiştirilmesi için darbe yapılacaksa bir darbe yaparlar 80’de olduğu gibi yeni bir anayasa yaparlar. %99’u gider oy atar. O darbeyi, o darbe anayasasını da kabul eder. Korkarsınız çünkü. Siz darbeye de karşı gelemezsiniz. Korkarsınız. Bu korkuyla yönetilirsiniz.
Gıda üretiminin nasıl kontrol edildiği ve bu kontrolün nedenleri nelerdir?
Açlık. Açlıkla yönetilirsiniz. Açlıkla dizayn edilirsiniz. Korku olmazsa açlık başlar. Bir size ekonomik ambargo uygularlar. Aç kalırsınız. Önce tarlalarınızı ektirmezler. Bağınızı, bahçenizi ektirmezler. Hayvanlarınıza el koyarlar. Sütünüze el koyarlar. Sessiz kalırsınız. istediğinize ekip dikmeyeceksiniz. Bundan sonra iklim krizi var, su var. Tarlaları kafanıza göre ekmeyeceksiniz derler. Ekmezsiniz. Ardından derler ki, “Sütlerin pastörize olması lazım.” Yani Pastor’un çıkarmış olduğu o Pastor’un pastorizenin ismi Pastor’dan gelir. Siz Pastor’un kim olduğunu da normalde belki de okuyanlar bilir ama Pastor’un bira ve içkiden birayı ve şarabı pastorize etme maddesini, kanununu veyahut da denklemini alır süte çevirirsiniz. Ulan sütün pastorize olmasıyla Pastor’un ne alakası var? Ama size öyle bir lüks bir şekilde sunulur. Pastorize süt içinde hiçbir şekilde bakteri yok size zarar verecek. Hatta doktorlar, o böyle bütün dünya sağlık örgütü hepsi de tepenize biner. “Süt olarak ne içiriyorsun çocuğa?” “Mahalle sütçüsünden alıyoruz.” “Ondan size bakteri bulaşmış.” Sizin hepiniz de siz tek düze gider pastörize süt alırsınız ve kendinizce kendi mahallenizdeki, köyünüzdeki inekçiliği veya sütçülüğü bitirirsiniz. Yani o köylü kimse, o vatandaş, o bir inek sahibi olan, iki inek sahibi olan, sütünü kendisi mahallede satan o üretici gidip ağa babalara satar sütü. Ve süt size tek elden gelir. Çünkü o gıdaya sizin özgür bir şekilde ulaşmanız mümkün değildir. Sütten sonra sıra ete gelecek. Siz sonra yani bu neydi? Hayvanların çıkarmış olduğu gazlar atmosferi bozuyor! Biz o kadar inek gördük, çok özür dilerim, osuran inek görmedim ben. Osuran eşek gördüm ama osuran inek görmedim. Osuran koyun görmedim hiç. Bize ne diyorlar şimdi? Bu inekler osuruğuyla atmosferi kirletiyor. Bunu dinliyorum. Vallahi de billahi de Allah’ım diyorum ya. Bu kadar mı aptalız biz? Bu kadar mı salakız? Bu kadar mı aptal ve salak yerine konuluyoruz? Evet konuluyoruz. Siz ete de ulaşamayacaksınız. Et sizin neyinize kölesiniz siz? Öyle düzgün süt sizin neyinize? Siz öyle çocuklarınıza mahalle sütü içerirseniz çocuklarınızın kemikleri gelişimi sağlam olur, vücutları sağlam olur. ikide bir de hastalanmazlar. Hastalanacaklar ki siz avuçla değil poşetle çocuklarınıza ilaç içirmeniz lazım ve çocukların dengelerinizi bozmanız lazım. Siz ne yapmaya böyle mahalle sütü içiyorsunuz. Ne yapmaya gidip de siz mahalleden, tavuklardan yumurta alıyorsunuz. Siz gideceksiniz çiftlik yumurtası alacaksınız. içinde tavukların ne yemlendiği belli olmayacak. Evet. Bir kuş gribi çıkar. Bütün tavukları helak ederiz biz. Sonra deriz ki bir de kuş gribi var. Tavuklar helak oldu. Sakın ha köylülerden tavuk alıp yemeyin. Sizin neyinize öyle natürel gıdalar, köle insan önüne ne konursa onu yiyecek. Gideceksin süt yerine su alacaksın. Beyaz su. Çocuğa su içireceksin. O çocuk daha aldanmaya alışacak daha bebekken, süt yerine su içti çocuk. Bir de onun içerisine kimyasal koyacaksın. Ona koli ile hazır pastörize süt alacaksın. Neden?
Nefis her zaman için şeytanın vesvesesiyle seni sırat-ı müstakimden saptırabilir mi?
Nefse güven olmaz. O yüzden nefis her zaman için şeytanın vesvesesiyle seni sırat-ı müstakimden saptırabilir.
Tövbe eden birinin ne yapması gerekir?
Tövbe ederken şeytan aldatır mı? Evet. Aynı günahı yine işliyorsan şeytan seni o tövbeyle aldatıyor. Aynı günahı aynı çok affedersiniz necasetin içine düşüyorsan nefsin tuzağındasın. Ha diyeceksin ki yani tövbe etmeyelim mi? Tövbe edelim. Dilimizle de olsa tövbe edelim. Bu ayrı bir mesele. Ben meselenin hakikatini söylüyorum size. işin zahir kısmı ne? Bir kimse tövbe etti. Allah onun tövbesini kabul etti. Eyvallah. O kul bir daha günah işledi. Yine tövbe etti. Allah dedi ki ‘kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Affettim.’ dedi. Yine günah işledi. Yine tövbe etti. Allah dedi ki ‘kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Affettim onu dedi.’ Hatta üçüncüsünü de bir daha söyledi. Yine affettim dedi. Ardında bir ibare daha var. Hadi bundan sonra ne yaparsan yap dedi. Allah’ın rahmeti geniş ve ama hadis-i şerifte de diyor ki Allah sadece kalpten yapılan tövbeleri kabul eder. Rabbim bizi onlardan eylesin. Amin.
Tedavi olunuz emri neden önemlidir?
Bakın, "tedavi olunuz" emir. O yüzden bir kimsenin üzerinde bir rahatsızlık varsa, tedavi yollarını arayacak, tedavi olacak. Cenab-ı Hak, şifa arayanların şifalarına yardım eylesin. Onlara hayırlı şifalar nasip eylesin. Nerede hasta olan, nerede ıstırap çeken varsa, Rabbim onların ıstıraplarını dindirsin, inşallah. Amin. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. El-Fatiha maassalavat. Amin.
İlaç kullanmamakla ilgili ne söylendi?
Ben dedim ki ya, bu ilaçlar içilmez, koydum kenara. E ne oldu? Sen tedavi oldun mu? Hayır. içmedin ki ilaçları. Diyet verdi diyete uydum mu? Uymadın. E doktorun suçu ne bunda, ilacın suçu ne? Suç senin, kabahat senin; sen uymadın, sen dinlemedin. Kimseye suç, kabahat bulma.
İnsanların kaygıları ve gelecek kaygısı hakkında ne söylendi?
İnsanlardaki psişik, psikolojik rahatsızlıkların temelini oluşturur gelecek kaygısı. Bakın, gelecek kaygısı. Bu rahvan yürüyen bir insanın yürüyüşünü bozar. Bu öyle bir şeydir, Allah muhafaza eylesin ve sufi düşüncesi, sufideki hakikat arayışı, hakikate teslim olma ve hakikat yolunda yürüme, bütün kaygılarını insanın arkaya attırır. Çünkü sufilik öğretisinde anı yaşamak vardır. Sen daha da ileri, ahiret kaygısını bile atmak zorundasındır, bırak dünyayı, gelecek ahiret kaygısını dahi atmak zorundasındır sen. Çünkü öğreti, senden ahiret kaygısını da alır.
Gelecek kaygısının insan üzerindeki etkisi hakkında ne söylendi?
Gelecek kaygısı! Bu, kaygı noktasında insanı tökezleten, insanı perperişan eden, insanın ailesini, yolunu, yordamını dağıtan, kalbini dağıtan, ufkunu karartan, gözüne perdeler indiren, kalbini kayalaştıran, taşlaştıran bir kaygıdır, gelecek kaygısı. Bu gelecek kaygısı kadar insanın kalbini devasa bir kurt gibi kemiren başka bir hastalık yoktur.
Tövbe eden birinin durumu hakkında ne söylendi?
Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Tövbe ettin mi? Ettin. Bu kaygı neden sende? Bu şeytani bu kaygı, bakın bu kaygı şeytani şimdi. Sen yanlış bir şey yaptıysan tövbe et, dön Rabbine, yoluna devam et. Yok, o halâ daha kendini cehenneme katacak. Çünkü zamanın hocası hacısı ondan sonra alimi zalimi ona der ki sen kesin cehennemliksin. Sen Allah mısın benim cehennemlik olduğuma hükmediyorsun? Bırak. Ona hükmedecek olan Allah. Hesabı görecek olan Allah. Den nerden benim cehennemlik olduğuma hükmettin? Kimsin? Sen peygamber misin hissediyorsun? Yok! O hükmedecek illa ki veya sen Allah mısın hükmediyorsun? O hükmedecek. Sen kendine nerden hükmediyorsun?
İnsanın çaresizliğinin etkisi nedir?
Bu, hayvanilikten öte artık. Yani ruhtan bahsediyoruz, öyle değil mi? Hani bitkisel ruh, hayvani ruh, nefsani ruh diyoruz ya, Cenab-ı Hak diyor ya, hayvandan daha aşağı olur diye. Bakın, hayvani ruhtan aşağısı var, daha aşağılar! Allah bizi affetsin. Bu, fazla vefakârlığa girecekti, konu başka bir yere gitti. Hakkınızı helal edin. Sizi üzmek istemezdim ama artık geceler yaşanmaz hale geldi. Ölümü istemeyiniz demiş, istemiyoruz o yüzden ama dünya farklı bir noktada ve insanı en büyük harab eden şey, çaresizliğidir. Bir şeyi bilip, elinden bir şey gelmemesi, bir şeyi bilip, görüp müdahale edememek, bir şey yapamamak. Bu insanı çökertiyor.
İbadet ederken ne gibi değişiklikler yaşanır?
Ondan sonra o ruh ibadet etmeye başlar. ibadet etmeye başlayınca ruh yükselmeye başlıyor. Artık derecesi artıyor, tecelliyatı değişiyor. O ruh, âbit bir ruh olur. Âbitliği artar, yani ibadet eder. Bakın, ibadet eder. ibadet ederken haramı, helali, dünya sevgisini, şehveti törpüleme, haramdan uzaklaşma, bu sefer o kimse zahit bir kimse olur. Zahit bir kimse olunca ruhun derecesi değişti. O zahit bir ruh oldu.
Açlık neden insanda ibadetten lezzet almayı sağlar?
Mesela zikrullaha geleceksiniz, az yiyeceksiniz. Allah bizi affetsin.
Öbürkü öyle bir ‘Yarabbi’ der, onun günahlarını, işlediği günahlar kadar ne yapar?
Yani, bunun denkliği de öyle sayısallığa bakmaz, sen on günah işledin, on sevap işledin, Allah buna göre diyor şey yapmaz, keyfiyete bakar. Senin on sevabına isterse milyonlarca sevap yazar, isterse on sevabına on sevap yazar. Eğer senin on sevabına milyon sevap yazarsa, senin on günahın gider zaten, esamesi kalmaz, keyfiyete bağlı. Sen ‘Yarabbi’ dersin, hepsini hayra çevirirsin, ‘Yarabbi’ der öbürküsü, onunki, ‘Ya Rabbi’ der, onunki normalde günahlarını siler. Sevaba çevirir.
O kimsenin iyilikleri ağır gelirse mükafatlandırır, kabul eder mi?
Yani o kimsenin iyilikleri ağır gelirse mükafatlandırır, kabul eder. Eğer günahları ağır gelirse, cezalandırır, reddeder.
Atını muvazenesiyle gösteriyor.” Yani, o kimse iyi niyetliyse, o eksiğini gediğini Cenab-ı Hak ne yapı- yor?
Hasenata çeviriyor. “Yani hasenat racih ve ağır gelse mükafatlandırır, kabul eder.” Yani o kimsenin iyilikleri ağır gelirse mükafatlandırır, kabul eder. Eğer günahları ağır gelirse, cezalandırır, reddeder. “Hasenat ve seyyiâtın muvazenesi kemiyete bakmaz, keyfiyete bakar” Yani, bunun denkliği de öyle sayısallığa bakmaz, sen on günah işledin, on sevap işledin, Allah buna göre diyor şey yapmaz, keyfiyete bakar. Senin on sevabına isterse milyonlarca sevap yazar, isterse on sevabına on sevap yazar. Eğer senin on sevabına milyon sevap yazarsa, senin on günahın gider zaten, esamesi kalmaz, keyfiyete bağlı. Sen ‘Yarabbi’ dersin, hepsini hayra çevirirsin, ‘Yarabbi’ der öbürküsü, onunki, ‘Ya Rabbi’ der, onunki normalde günahlarını siler. Öbürkü öyle bir ‘Yarabbi’ der, onun günahlarını, işlediği günahlar kadar ne yapar? Sevaba çevirir. Derslerde Hadis-i Kudsi olarak, bunu naklederim, bu keyfiyete bağlı. O zaman Allah’la kulun arasındaki bir keyfiyet. O kimse öyle bir zamanda öyle bir Allah der. Bir kez Allah der, o Mevlithanın dediği gibi: ‘Bütün günahları dökülür misl-i hazan’ der ya, bunun gibi. Ne güzel söylemiş: ‘Bir kez aşk ile Allah dese o lisan Dökülür, günahlar misli hazan’ Biz bunu Mevlit’te dinleriz de bir sefer o ‘Allah’ demeyi beceremeyiz veyahut da hani bir gaza esnasında Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem Hazretleri, bir ağacın dibinde böyle hafiften böyle bir yakaza oldu, uyukladı, kılıcını da dala asmıştı. Hani geldi ya, müşriğin birisi, yavaşça kılıcı aldı, Allah Resulünü uyandırdı, dedi ki kalk, şimdi dedi, benim elimden seni kim kurtaracak? Resulullah sallallahu ve sellem Hazretleri kalktı, o böyle söyleyince, seni elimden kim kurtaracak deyince, ‘Allaaaaaahhhhh’ dedi. Öyle bir Allah dedi ki müşrik korktu, kılıcı elinden düştü. Allah Resulü kılıcını aldı, kendi kılıcını, müşriğin boğazına dayadı. Şimdi dedi seni benim elimden kim kurtaracak? O da dedi ki, sen peygambersin. Ben kötüyüm, bana dedi kötülük yakışır, sana iyilik yakışır dedi. Hazreti peygamber onu affetti. Öyle bir Allah der o kimse, Cenab-ı Hak onun günahlarını hayra çevirir. Bu keyfiyete bakar, bu sayısallığa bakmaz. O yüzden biz sufiler şöyle düşünürüz, cemaatte bir kişi gerçekten ‘Allah’ dese, komple cemaatın affına sebep olur. O zaman ne yapar? Bazı olur, bir tek hasene, bin seyyiâta tereccuh eder, affettirir. Bazen bir iyilik, öyle bir iyilik yaparsın, öyle bir şey yaparsın, ömrünü satın alırsın, ömrünü satın alırsın! Ömrünü satın aldığında, Cenab-ı Hak sana rüyanda gösterir. Bu konuda da hadisi şerifler var ya, Cenab-ı Hak der ki hadi ne yapıyorsan yap, Allah seni affetti. Bizim bilmediğimiz hadisi kutsiler. ‘Madem ki adalet-i ilahiye böyle hükmeder ve hakikat dahi bunu hak görür, tarikat yani sünneti seniyye dairesinde tarikatın hasenatı yani iyiliği, seyyiâtına katiyyen müreccah olduğuna delil, ehl-i tarikat, ehl-i dalaletin hücumu zamanında imanlarını muhafaza etmesidir.’ Sünnet-i seniyye dairesinde bir tarikat, benim 35 yıldır bağırdığım mesele. Kardeşler yol, Kur’an ve sünnet yolu. Kur’an ve sünnetin dışında bu dilimden bir şey çıkarsa, bir nasihat çıkarsa size, Kur’an ve sünnetin dışında sizi sevk ve idare etmeye kalkarsam, vallahi de, billahi de, tillahi de, getirin benim önüme koyun, ben tövbe edeyim, ordan geri döneyim. Bunu ciddi söylüyorum size, bunu ciddi söylüyorum! Bir hakkım var ise sizde bir hissem var ise sizde zerrece olsa bir kıymetim var ise nerde Kur’an ve sünnet-i seniyyenin dışında size bir şey söylediysem, vallahi de, billahi de, getirin benim önüme koyun. Bu kardeşiniz de mahşerde onun hesabını vermesin. Bende verilecek hesap çok, bir de o hesaba girmeyeyim ben. Bunu lütfen Allah rızası için yıllardır söylerim, yine söylüyorum, getirin önümüze koyun çünkü bu topluluk sünnet-i seniyye üzerinde yürümeli. Bu topluluk Kur’anı sünnet-i seniyye dairesinde anlamalı ve yaşamalı. Benim bırakacak olduğum miras bu. Ben size süslü tekkeler bırakamayacağım, ben size süslü ne bileyim medreseler bırakamayacağım, ben size süslü böyle semahaneler bırakamayacağım. Yapamayacağım! Ha, Cenâb-ı Hak verir bir şey diyemem. Şu anki halimle söylüyorum ama size bir şey, size bir eğer miras bırakacaksam bu Kur’an ve sünnet dairesinde bir sufi yolu. Kur’an ve sünnet dairesinde benim bırakacağım miras bu. Başka bir miras yok. Bakın, başka bir miras beklemeyin, başka bir miras yok. Hep söylerim ya, kapıdan para dağıtılacak diye beklemeyin, bende böyle para yok. Kapıdan sizden ücret de istemeyecekler, böyle bir halim de yok. Atmış üçe kadar böyle yaşadım, atmış üçten sonra da Cenab-ı Hak bu şekilde yaşatsın beni. Ben atmış üçe kadar dimdik yaşadım, hiç kimseye şey’en lillah demedim. On altı yaşında babasız kaldım, annemden dahi para istemedim ben. Bende annemin kendi zeytinimiz dahil, bir tane zeytini yoktur kursağımda. Zeytin yapardı, Allah razı olsun, anne kaç kilo zeytin var burda? Yirmi kilo. Yirmi kilo zeytin ne kadar? Beş lira. Al anne. Ben böyle yaşamayı seviyorum. Ben daha hiç bir şekilde bir dervişten para istediğimi hatırlamıyorum. Borç alır veririm, bu ayrı mesele, bu ayrı. Cenab-ı Hakka hamdü sena olsun. Sünnet-i seniyye dairesinde bir sufi yolculuk olacak bu. Benim vasiyetim bu. Tutacaksanız bu vasiyetimi tutacaksınız. Size başka bir vasiyetim yok. ‘Âdi bir samimî ehl-i tarikat, sûrî, zâhirî bir mütefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevk-i tarikat vasıtasıyla ve o muhabbet-i evliya cihetiyle imanını kurtarır.’ Ne diyor? Adi bir samimi ehl-i tarikat. Burayı okuduğumda hep kendime atfederim bunu. Adi, samimi bir ehli tarikat. Adi dediği düşük vasıflı bir ehli tarikat ama samimi. Ben üstadımdam hiçbir şey beklemedim. Kendimi methetmek için söylemiyorum, yol olsun diye söylüyorum. Ne zakirlik istedim, ne çavuşluk istedim, ne nakiblik istedim, ne nükebbalık istedim, ne halifelik istedim, ne de şeyhlik istedim. Ben bir şey istemek için dergaha girmedim. Ben dedim ki ya Rabbi, beni bu dergahta şeyhim ölünceye kadar mukim eyle. Şeyhimin yüzüne söyledim, efendim size ve dergahınıza, siz ölünceye kadar hizmet edeceğim. Benden bir zarar görmeyeceksiniz. Siz öldükten sonra size ve dergahınıza hizmetim bitecek efendim diye yüzüne söyledim bunu, saklı gizli değil. Allah söylemiş, hem de öyle oldu. Ona ve dergahına olan hizmetim, o vefat edince bitti. Kendi sağlığında kendisi ilan ettirdi şeyhliğimi. Hatta geçenlerde bayağı oluyor, Adnan, ne zaman söyledin bize, dört beş ay mı oldu? Bu mevzu oldu, kendi kendimize konuşuyoruz. Adnan dedi ki önce bana telefon açtı. Ben Adana’daydım o zaman dedi. Bana, dedi ki dedi, ne dedi, işte şeyhliğini ilan et demiş, öyle mi dedi? Ne dedi tam kelime kelime? Bir mikrofon verin Adnan’a. “Adana’daydım Efendim ben, Adana’daydım. Kendisi aradı. Oğlum dedi, Mustafa abiniz, işte Ahmet Turan abiniz şeyhtir, bunu ilan edin dedi. Ben de Efendim, Adana’dayım deyince tamam o zaman dedi. Kapattı telefonu. Sonra burdan başka birisini de aramış.” Evet, Allah razı olsun, önce beni aradı. Dedi ki ilan et bana. Ahmet Turan’a da söyledim sana da söylüyorum dedi. Şeyhliğini arkadaşlara bugün ilan et dedi. Efendim, hakkınızı helal edin, ben ilan edemem dedim. Ben ilan ettiririm o zaman dedi, kapattı telefonu ona çıkart. Ben öyle deyince Adnan’ı aramış, Adnan Adana’dayım deyince sonra Remzi’yi aramış, ben aradım. Sonra Remzi, Remzi’yi de ben aradım, dedim seni arayabilir, böyle böyle diyecek dedim, akşama görüşelim, öylesi dedim söyle. Arıyor dedi telefondan. Ben kapattım telefonu, aramış ona söylemiş. Remzi dedi, böyle böyle. Şeyhine tabi ol dedim. Söyle dedi, söyle. Akşama görüşürüz dedim, toplanırız. Akşam oldu, orda arkadaşlarla görüştük. Dedim şeyh efendi böyle söylediyse itiraz etmek yok, kalk dedim söyle. Ben de o gün arkadaşlar zaten burdalar, dedim ki ben şeyhim ölünceye kadar şeyhlik yapmak istemiyorum, yapmayacağım, Allah razı olsun, aldık, rafa koyduk dedim. Aldık, kabul ettik, rafa koyduk dedim. Bu kadar. Âdi, samimî bir ehl-i tarikat, sûrî, zâhirî bir mütefenninden yani zahir bir alimden, mütefennin dediği alim, bir alimden daha ziyade kendisini muhafaza eder ama neyle? Muhabbet-i Evliya ve silsilesiyle. O ehl-i dalaletin hücumundan imanını kurtarır. “Kebairle fasık olur” yani bir sufi, bir tarikat ehli günahkar olmaz değil, kebairle fâsık olur fakat kâfir olmaz. “Kolaylıkla zındıkaya sokulmaz. Şedit bir muhabbet ve metin bir itikatla aktap kabul ettiği ve silsileyi meşaiyeyi onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez.” Yani aktap kabul ettiği bir şeyhi var ve silsile-i meşaibi var. Silsile, şeyhinin şeyhi, şeyhinin şeyhi, şeyhinin şeyhi, burdan diyor onun nazarında hiçbir kuvvet onları çürütemez. Benim şeyhim hakkında birisi bir şey derse, ben ona on derim. Benim nazarımda onun mürşidi kamilliğini bir kimse çürütemez. Birisi zaten laf söylemeye kalktı, dağıldı tuz dağılır gibi. Malum, hurufçu. Ehl-i tarikat bir hurufçuya yenilmez, Sağlam bir silsile, sağlam bir silsile, hurufçulara yenilmez, sağlam bir silsile üfleyince dağılmaz, sağlam bir silsileden gelen bir üstat öyle bir iki zorlukla dağılmaz. Öyle bir cemaat da dağılmaz, öyle bir sufi topluluk da dağılm, Cenab-ı Hak onları korur, muhafaza eder çünkü onlar dinin kalesi hükmündedir. Allah dinin kalesi hükmünde olan o topluluğu dağılmaz. Daha metin hale getirir, daha sağlam hale getirir. Bin bir tane hurufçu toplansa oranın tozunu dahi alamaz onlar, tozunu! Çarpılırlar, dağılırlar. Çarpılırlar, dağılırlar! Çarpılır dağılır, çarpılır, dağılır. Ders alırsa tövbe eder susar oturur, gider o toplulukla helallaşır, ders almazsa darmadağın olur, gider. Neden? Hadis-i kutsiyi, unutmayın: “Kim benim veli kuluma savaş açarsa, bana savaş açmış gibidir. Yırtıcı arslanın avından intikamını aldığı gibi, ben de ondan intikam alırım” der Cenab-ı Hak. Sen Abdullah efendiye çarparsan dağılır gidersin. Sen bir mürşidi kamilin cemaatine, bir mürşidi kamil sataşırsan dağılır, gidersin. Yerle yeksan olursun, dağılır gider yerle yeksan olursun. Allah muhafaza eylesin. ‘O silsileyi meşayihi onun nazarında hiç bir kuvvet çürütemez. Çürütemediği için onlardan itimadını kesemez. Onlardan itimadı kesilmezse, zındıkaya giremez. Tarikatta hissesi olmayan, (dikkat, dikkat buraya dikkat.) Tarikatta hissesi olmayan, kalbi harekete gelmeyen bir muhakkik âlim zat da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir.’ Tarikatta hissen yoksa yani bir mürşidi kamile intisab etmediysen, bir mürşidi kamilin elini tutmadıysan, bir mürşidi kamilin yolunda değil isen, kalbin harekete geçmemişse yani herhangi bir mürşidi kamille bağlı değilsen kalbin de harekete geçmemiş, hani kendi kendine diyor ya: “Bir tarikata gitmeden de olabilirsin, bir şeyhe bağlanmadan da olabilirsin.” Olduysan.
Allah’ı zikretmeyen bir kimse ne olur?
Allah’ı zikretmedi çünkü. Allah’ı zikretmeyen bir kimse fesada uğradı. Gerçek manada fesada uğradı, bozuldu. Bir şeyin fesada uğraması demek, o şeyin bozulması demek, bozulmak demek, o şeyin efsafının bozulması yani bir madde ise, maddenin kendi efsafının bozulması, çürümesi.
Tövbe ve zikirin önemi nedir?
Kim Allah’a tertemiz, ihlaslı bir şekilde tövbe ederse hiç günah işlememiş gibidir. Haşa Allah’ın dininin sahibi ben değilim. Kur’anı ben indirmedim. Ben Allah’ın dinini aktarıyorum. Çıplak! Ben Allah’ı anlatıyorum. Çıplak! Kimse Allah’ın affediciliğinin üzerine laf söyleyemez. Kim tövbe eder geri dönerse Allah onu affeder. Bin kere tövbe etse bin sefer tövbesini bozsa bin birincide yine tövbe etse Allah yine affeder. Sen tövbe etmekten bıkarsın, Allah seni affetmekten bıkmaz. Sen zikretmekten bıkarsın sen zikrettiğin müddetçe Allah seni zikretmekten bıkmaz.
Soğukta, sıcakta, ayazda, karda, buzda, ne zaman olursa olsun, yedi yirmi dört bir insan dersini takip ediyorsa disiplinli derviş midir?
Soğukta, sıcakta, ayazda, karda, buzda, ne zaman olursa olsun, yedi yirmi dört bir insan dersini takip ediyorsa disiplinli derviştir.
Sütün kaymağı gibi olanlara ne anlama gelir?
Zor zamanlarda derse gelenler, zor zamanlarda mücadele edip o zorluğa katlananlar sütün kaymağı gibidir.
Neden sabır, şeriatın hukukunu bozmaz?
Sırf sabır şeriatı Ahmedîyyeyi delmemektir. Sabrı hadisi şeriflerden anlatmaz. Sabrı ayeti kerimelerden anlatmaz.
İnsanların doğru yaşamaları için ne yapılması gerekir?
Dosdoğru olmak zaten hayatın en zor tarafı. Hele ahir zamanda bir kimsenin dost doğru yaşaması çok zor gerçekten. Yani bakıyorsunuz insanlar bir gün öyle, bir ertesi gün başka türlü, ertesi gün daha başka türlü, ertesi gün daha başka türlü. Doğru, dosdoğru insan bulmak zor.
Sapkınlık neden baştan önlenmelidir?
Seli baştan önle, haramı baştan önle, sapkınlığı baştan önle. Küçücük sivilce, daha henüz daha, onu baştan önle. Sen onu baştan önlemezsen bir gün o kimsenin küfre düştüğünü görürsün. Bir gün insanların sapkınlığa gittiğini görürsün. Sapmalar önce küçük küçük başlar insanlarda. Küçücük bir şeye göz yumarsın ama o büyür gider sonra, küçücük bir şey, ‘yani ne olacak canım, bu hadis de zayıf olabilir.’ Bak, kapıyı araladın. ‘E burda âlimler de demişler zaten, bu hadis zayıf diye’. Sen deme ya, sana mı düştü? ‘Zayıf hadisler de vardır’, kapıyı araladın. ‘Bazı hadisler sahih olmayabilir’, kapıyı araladın. ‘Bazı uydurma hadisler var’, kapıyı araladın. Gönlündeki, içindeki nefis kapısını araladın. Bak, küçücük bir şey değil mi? Bunu makul gördün. ‘Ya olabilir ya, herkes hata yapabilir. Hadisleri toplarlarken de hata yapmış olabilirler’, kapıyı araladın orda. Küçücük bir şeymiş gibi göründü, o kapıyı araladın. O sonra büyüyor, sonra ayet inkar ediyor adam. Kapıyı araladığı zaman ayet inkar ediyor veyahut da ‘ya bu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yani böyle bu kadar mucizeleri olmayabilir. Ya o da bir insandı ya’, kapıyı araladın. Sonra bütün mucizeleri inkar ediyorsun ama bunu bir Hıristiyan dünyasında bulamıyorsunuz. Hristiyan dünyası isa aleyhisselamın mucizelerini anlatıyor. Bir tane Hıristiyan teolog yani din bilimcisi kalkıp da isa aleyhisselamın, isa aleyhisselamın kendi üzerinden tecelli eden mucizeleri hiç reddetmiyor veyahut da Musa aleyhisselamın mucizeleri hiç reddedilmiyor veya Beni israil peygamberlerinin mucizeleri hiç reddedilmiyor ama iş Hz. Muhammedi Mustafa’ya gelince Beni israil dili giriyor işin içine, bakın Beni israil dili giriyor. Yani onlar bizim peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, bizim peygamberimizi, illaki peygamberliğini reddedecekler ya, onu peygamber görmeyecekler. Peygamber göstermeyecekler ya, bizim içimizden bizdenmiş gibi görünen hain, sütü bozuk, kanı bozukları buluyorlar. Bunlara peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin mucizelerini reddettiriyorlar.
Küçücük bir sapma neden büyük bir soruna dönüşebilir?
Sapmalar önce küçük küçük başlar insanlarda. Küçücük bir şeye göz yumarsın ama o büyür gider sonra, küçücük bir şey, ‘yani ne olacak canım, bu hadis de zayıf olabilir.’ Bak, kapıyı araladın. ‘E burda âlimler de demişler zaten, bu hadis zayıf diye’. Sen deme ya, sana mı düştü? ‘Zayıf hadisler de vardır’, kapıyı araladın. ‘Bazı hadisler sahih olmayabilir’, kapıyı araladın. ‘Bazı uydurma hadisler var’, kapıyı araladın. Gönlündeki, içindeki nefis kapısını araladın. Bak, küçücük bir şey değil mi? Bunu makul gördün. ‘Ya olabilir ya, herkes hata yapabilir. Hadisleri toplarlarken de hata yapmış olabilirler’, kapıyı araladın orda. Küçücük bir şeymiş gibi göründü, o kapıyı araladın. O sonra büyüyor, sonra ayet inkar ediyor adam. Kapıyı araladığı zaman ayet inkar ediyor veyahut da ‘ya bu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yani böyle bu kadar mucizeleri olmayabilir. Ya o da bir insandı ya’, kapıyı araladın. Sonra bütün mucizeleri inkar ediyorsun ama bunu bir Hıristiyan dünyasında bulamıyorsunuz. Hristiyan dünyası isa aleyhisselamın mucizelerini anlatıyor. Bir tane Hıristiyan teolog yani din bilimcisi kalkıp da isa aleyhisselamın, isa aleyhisselamın kendi üzerinden tecelli eden mucizeleri hiç reddetmiyor veyahut da Musa aleyhisselamın mucizeleri hiç reddedilmiyor veya Beni israil peygamberlerinin mucizeleri hiç reddedilmiyor ama iş Hz. Muhammedi Mustafa’ya gelince Beni israil dili giriyor işin içine, bakın Beni israil dili giriyor. Yani onlar bizim peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, bizim peygamberimizi, illaki peygamberliğini reddedecekler ya, onu peygamber görmeyecekler. Peygamber göstermeyecekler ya, bizim içimizden bizdenmiş gibi görünen hain, sütü bozuk, kanı bozukları buluyorlar. Bunlara peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin mucizelerini reddettiriyorlar.
Neden dilin korunması gerekir?
Seli baştan önle. Ne yap? Dilini muhafaza et. Seli baştan önle, dilini muhafaza et ki dilini muhafaza et ki seni korusun. Seli baştan önle. Sebep? Dil var ya dil, konuşmakla alakalıydı ya, dil Allah muhafaza eylesin, onu eğer baştan dilini tutmazsan söz senden çıktıktan sonra toparlayamazsın. Çok sinirlisin, sus. Çok üzgünsün, sus. Çok sevinçlisin, sus. Seli baştan önle. Her konuda ve her şeyde. O yüzden çok sinirliyken konuşma. Allah’ı zikret. Çok hüzünlüsün, konuşma, Allah’ı zikret. Çok kederlisin, konuşma. Allah’ı zikret. O esnada hata yaparsın konuşmakla. Seli baştan önle. Susaraktan dilini koru. Bakmayaraktan gözünü koru. Dinleme, seli baştan önle. Gıybeti dinleme, dedikoduyu dinleme, iftirayı dinleme, laf getirip götüreni dinleme. Seli baştan önle. Çünkü beş duyu organı kalbe bağlı. Gördüklerin, duydukların, konuştukların, dokundukların, kalbini bozmasın senin. Allah muhafaza eylesin. Seli baştan önle. Eğer seli baştan önleyemezsen Allah muhafza eylesin, sıkıntın çok. Rabbim muhafaza eylesin ve o sel böyle bir başlayınca mesela fitne, bir başla, bir taraftan, her şeyi yıkar, önüne katar, sürükler, götürür. Bir hastalık, sürükler götürür. Bir ekonomik kriz, sürükler götürür. Bir hukuksuzluk, sürükler götürür. Zincirleme, hepsi de zincirleme. O zaman hayatımızın her alanında ne yapacağız. Biz seli baştan önleyeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah.
İsraf edenleri Allah sevmiyor mu?
Allah israf edenleri sevmez, kadın, erkek, çocuk, hiç önemli değil. Allah gösteriş yapanları sevmez, kadın, erkek, çocuk, hiç önemli değil.
Gösteriş için ne yapmamalı?
Gösteriş için kıyafet almayın. Gösteriş için ev eşyası almayın. Gösteriş için evinizi değiştirmeyin. Göster, gösteriş için lüks hayata dalmayın. Gösteriş için marka budalası olmayın. Gösteriş için marka aptalı olmayın.
Allah’ın bereketine güvenmek ne anlama gelir?
Allah’tan afiyet dile. Allah’tan bereket dile. Cenab-ı Hak sana öyle bir şey yapar ki tozundan bereket verir. Sen yürür gidersin. Sakın kibirlilik yapma, küstahlık yapma. Sakın tembellik yapma. Allah’a güvende şek şüphe yapma. Sarsılma. Allah’a güven, Allah’ı zikret, haramlardan uzak dur.
Allah’ın rızık verdiği kişiye ne denir?
Cenab-ı Hak sana öyle bir şey yapar ki tozundan bereket verir. Sen yürür gidersin. Sakın kibirlilik yapma, küstahlık yapma. Sakın tembellik yapma. Allah’a güvende şek şüphe yapma. Sarsılma. Allah’a güven, Allah’ı zikret, haramlardan uzak dur.
Sükut ne zaman doğru ve yanlış kullanılır?
Hayırlı şeyler konuşmak sükuttan daha iyidir. Sükut da kötü şeyler konuşmaktan daha iyidir! Uzun bir hadis, konuyla alakalı olan kısmı aldım: ‘Hayırlı şeyler konuşmak, sükuttan daha iyidir.’ Bir toplulukta eğer ki sizi dinleyecekler, siz orda konuştuğunuzda sözünüze itibar edilecek, siz orda hayırlı şeyler konuşun. Orda sukut etmeniz sizin için hayır değildir ama orada seni dinlemeyecek hiç kimse. O zaman kötü şeylere sen de ön ayak olma, katılma, sus. Hani var ya ‘ya hayır söyle ya sus’ diye hadisi şerif, o zaman sus. Yalnız bu sükut etmeyi, susmayı biz doğru yerde kullanmıyoruz. O yüzden bu uzun hadisi şerifin gerekli olan kısmını aldım. Eğer ki sen bir yerde nasihat edip de nasihatini dinlenecekse orda senin susman doğru değil. Hani ‘haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır’ hadisi şerif. Orda bir haksızlık var. O haksızlığın karşısında sen susarsan gücün varken konuşmaya muktedirken, o zaman sen dilsiz şeytan oldun. Yok sen orda eğer konuşursan sana bir zarar gelecekse senin azalarına bir zarar gelecekse ve sen konuştuğunda senin konuştuğun şeyle alay edecekler ve sen o alayı durduramayacaksan o zaman sen sus. Sükut et. Konuştuğun yerde zenginler var, büyükler var, öf öflü insanlar var, onlar zulmedecekler, zalimler, kötü insanlar, sen de ordasın. Sen de saygınlık kazanırım düşüncesiyle onların kötü konuşmalarına katılma. Sen de kötü konuşma. Bir yerde toplanmışınız, bir yerde akraba cemiyeti, bayramdır, seyrandır, Müslümanlara atıp tutuyorlar. Müslümanlara atıp tutarlarken ya susturacaksın ya susacaksın. Gücün yetmiyor, susacaksın. iyi, sus. Sükut et. Evet ya, onlar da böyle yapıyorlar, şunu şöyle yapıyorlar deyip onlara katılma.
Ramazan ayında oruç tutmanın ne kadar faydası var?
Oruç güzel bir şey, bereket, lütuf, ikram, ihsan. Cenab-ı Hakkın lütfu ikramı ya, lütfu ikramı kaçırma. Cenab-ı Hak öyle bir şey lütfetmiş, demiş ki bir ramazan oruç tut, geçmiş senenin günahları affolsun. Bir ramazan oruç tut, geçmiş ömrünün günahları affolsun. Ya böyle bir müjde var mı! Bir ay! Aha geçti, on yedi gün oldu, değil mi bugün. Bitti! Bitti ya! Ne oldu ki, bir tarafımız mı eksildi? Ama büyük bir müjde var. Büyük bir müjde var. Bu ne demek ya! Geçmiş günahlarının hepsi de affoldu. Ben ne bileyim, ben kendimi hatakar, kendimi günahkar görüyorum ben. Ramazan benim için bu noktada hatalardan, günahlardan ondan sonra, kurtulma ayı olarak görüyorum, günahlardan kurtulmayı. Hamdolsun.
İbadetlerin azalması neden önemlidir?
İnsanların dini ibadetlerini böyle helak etmeye çalıştılar. Şimdi? Şimdi kalmadı artık bunlar. inşallah elhamdülillah iyice kalmaz. Hoş şimdi de oruç tutanlar azaldı. Yani kimseyi kınamak değil derdim. Yani ramazan geldi mi gelmedi mi kendi kendime içimden öyle düşünüyorum. Yani o hale geldik ki diyorum ben, ramazanın gelip gelmediği belli değil. Ortalıkta sigara içenler, su içenler, yiyenler içenler! Çok özür dilerim hepinizden, ulan hepsi de mi ay hâlinde bunların ya! Kadını erkeği! Şimdi de bu hale geldi. Dini ibadetlerde çok büyük bir eksilme var. Allah muhafaza eylesin. Herkes hasta, oruç tutuyor, bayılıyor! Oruç tutuyor, ayılıyor! Oruç tutuyor, çok zorlanıyor! Oruç tutuyor, hasta oluyor! Haydi, ver fidyesini. Tutmaya gayret et, mücadele et biraz, biraz mücadele et. Evet, dilin kurusun, damağın kurusun, yutkunama. Ne olacak ya! Orucunu yaşa, orucun sana vermiş olduğu tadı, tat olarak görüyorum onu. Dilin bir karış dışarda dolaşsın. Dolaş ya! Mustafa Özbağ gibi saat bir, iki oldu mu pert ol, grogi durumda öyle bak boş boş! Bak ya, ne olacak yani? Bir ayda öyle boş boş bak. Hep dolu dolu bakacak değilsin ya. Ne olacak yani? Oruç güzel bir şey, bereket, lütuf, ikram, ihsan. Cenab-ı Hakkın lütfu ikramı ya, lütfu ikramı kaçırma. Cen,ab-ı Hak öyle bir şey lütfetmiş, demiş ki bir ramazan oruç tut, geçmiş senenin günahları affolsun. Bir ramazan oruç tut, geçmiş ömrünün günahları affolsun. Ya böyle bir müjde var mı! Bir ay! Aha geçti, on yedi gün oldu, değil mi bugün. Bitti! Bitti ya! Ne oldu ki, bir tarafımız mı eksildi? Ama büyük bir müjde var. Büyük bir müjde var. Bu ne demek ya! Geçmiş günahlarının hepsi de affoldu. Ben ne bileyim, ben kendimi hatakar, kendimi günahkar görüyorum ben. Ramazan benim için bu noktada hatalardan, günahlardan ondan sonra, kurtulma ayı olarak görüyorum, günahlardan kurtulmayı. Hamdolsun.
Kötülüklerin cevabı ne olmalıdır?
Sen kötülüğe kötülükle mukabele etme. Sen kötülüğe iyilikle mukabele edensin.
Allah’ın izni olmadan bir şeyin zarar vermesi mümkün mü?
Bütün insanlar toplansa sana zarar vermeyi düşünse böyle bir organizasyonun içine girseler, bu iş dünyasında bu ailede, bu sülalede, bu ne bileyim işte topluluklarda, orda, burda, nerde olursan ol, bütün insanlar sana zarar vermek istese Allah izin vermedikçe hiç kimse ve hiçbir şey sana zar, veremezler.