Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 975-987. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 975-987. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 41/46

Mesnevî-i Şerîf 975-987. Beyitler Şerhi Hakkında

975-987. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

(Dokuzyüzyetmişbeşinci beyitten inşaallah devam edeceğiz mesnevi

okumalarına. Allah izin verirse inşaallah.)

“ Ey ulu kişi! Nebilerin ve velilerin yolunda çalış. Kaza ve kaderle pençeleşmek, mücahede sayılmaz. Çünkü bizi pençeleştiren, savaştıran da kaza ve kaderdir. Bir kimse iman ve itaat yolunda yürüyüp de bir an bile ziyan etmişse kâfirim.”

Hz.Pir, insanlara ve mesnevi okuyanlara hitap ediyor. Diyor ki nebilerin ve velilerin yolunda çalış yani o nebilerin ve velilerin yolunda çalış demesi, insanların kur’an ve sünnet dairesinde, kur’an ve sünnetin hükümlerini yerine getirmesi, kur’an ve sünnetin yolunda yürümesi. Nebiler ne yaptılar? Nebilerin asıl önemli vazifesi, Allah’ın dinini yaşamak ve yaşatma mücadelesi vermekti. Nebilerin yeryüzündeki en önemli işleri oydu. Velilerin de işi, nebilerden sonra Allah’ın dininin yaşaması ve yaşatılması yolunda mücadele etmekti. Çünkü hani Peygamber sallallahü ve sellem Hazretleri buyurdu ya, benden sonra ne bir nebi ne bir veli hiçbir şey bundan bir peygamber gelmeyecek deyince, tabii sahabe dediler ki nice olur bu ümmetin hali? Öyle deyince Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, kendisinden sonra velilerin geleceğini, alimlerin geleceğini, onun kendisinin varisi olacağını ve onların dinin yaşanması ve yaşatılması için mücadele edeceğini söyledi. Yine hani arzın direkleri, dağlar direkleridir ayeti kerimesi mucibince de Hz. Abbas(r.a.) hazretleri de nasıl dünyanın direkleri bu dağlar ise manevi direkleri de peygamberler ve ondan sonra verilerdir hükmünü beyan etmiş. O yüzden eğer sen kendinde bir ululuk, büyüklük arayacaksan,

o zaman peygamberlerin ve velilerin yolunda yürüyeceksin. Peygamberlerin ve velilerin yolunda yürüyenler büyük insanlardır, ulu insanlardır. Peygamberlerin ve velilerin yolunda gitmeyen insanlar, ne yazık ki insanların içerisinde çer çöp gibidir. Nasıl diyelim, bütün hepsi de taştır, ama yakut en önemli taşlardan birisidir. Elmas en önemli taşlardan birisidir ama baktığımızda işte kömür de bir taştır, baktığımızda mermer de bir taştır veyahut da dağın başında kaya da taştır, denizin içindeki bir kaya da taştır, hepsi de taştır ama ve lakin yakut, veyahut da zümrüt veyahut da altın veyahut da ne bileyim işte değişik kıymetli taşlar taşların içerisinde farklı bir özelliğe sahiptir. O yüzden böyle baktığımızda peygamberler de bizim gibi bir insandır, öyle görünürler ama insanların içerisinde en kıymetlileridir. Veliler de dışarıdan bakıldığında bizim gibi insan gibi görünürler, yerler, içerler ama ve lakin onlar Allah’ın dostları olduklarından dolayı, en önemli şahıslar, önemli kimselerdir. işte Hz.Pir de bütün insanlara diyor ki siz peygamberlerin ve velilerin yolundan gidin, şeytanın yolundan değil, delalete sapanların yolundan değil, kaderiyecilerin yolundan değil, cebriyecilerin yolundan değil, hadis inkarcısı pis mahlukların yolundan değil, işte münafıkların yolundan değil, hadisleri inkar eden, mezhepleri inkar eden bu sapkınların ve sapıkların yolundan değil. Ya? Peygamberlerin ve velilerin yolundan gidin. Bakın, insanlık tarihi boyunca en selametli yol peygamberlerin ve onların velilerinin yoludur. Başka bir yol, doğru bir yol değildir ve insanları sapkınlıklara, yanlışlıklara, delalete götürmüştür hep ve insanları zarara uğratmıştır. Bunun haricinde kur’an ve sünnet, yolların en doğrusudur. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri: ‘Size iki şeyi bıraktım. Kim bunlara sımsıkı yapışırsa asla delalete düşmez. Bu birincisi Allah’ın kitabı kur’an, ikincisi de benim sünnet i seniyyem demiştir. O yüzden nebilerin ve velilerin yolu budur. Allah’ın kitabı, peygamberlerin sünnetidir. Çünkü Cenabı Hak bir çok ayet-i kerimede her nebiye kitabın yanında da bir de hikmet verildi, yani onlara bir de sünnet verildiğini söylemiştir ve Hz.Pir der ki: ‘Siz bu nebilerin, bu velilerin yolunda çalış. Kaza ve kaderle pençeleşmek mücahede sayılmaz.’

Yani siz kalkıp da bilmediğiniz kaderle pençeleşmeyin. Bilmediğimiz kader. Neden? Biz çünkü örnekliyorum, biz çünkü erkek mi bayan mı doğacağımıza hükmetmedik. Buna Cenab ı Hak hükmetti. Ya benim erkek olacağıma, Allah hükmetti veya bir başkasının bayan olacağına Allah hükmetti. Bununla pençeleşmek küfür, bununla pençeleşmek yanlış, yani işte erkeğin kadına benzemeye çalışması, kadının erkeğe benzemeye çalışması, hem kaderi inkar, hem kazayı inkar, hem de Cenab ı Hakkın yaratılış fıtratını inkar olduğundan dolayı, küfür olarak görüldü, lanetlenmiş bir amel olarak

görüldü. Çünkü Allah resûlü sallallahu ve sellem hazretleri: ‘Lanet olsun o kadınlaşan erkeklere, lanet olsun erkekleşen kadınlara, lanet olsun dişlerini törpületenlere, lanet olsun vücuduna dövme yaptıranlara, lanet olsun saça saç ekleyenlere.’ diye Allah resulü sallallahu ve sellem hazretleri lanetledi. Sebep? Onlar çünkü kaza ve kaderleriyle pençeleşiyorlar, kavga ediyorlar veyahut da cebriyeciler veya kaderiyeciler veyahut da işte kaderin varlığını dahi inkâr edenler, bunlar da ne yapıyorlar? Cenab ı Hakkın kaderiyle ve Cenab ı Hakkın kazası ile pençeleşiyorlar, onlarla dövüşüyorlar veyahut da işte bir kimsenin gözünün üstünde kaşının olması, bu fıtrat. Bu fıtratı değiştirmeye çalışmak, bu fıtratla mücadele etmek yenilgi baştan kabul etmek gibidir ama ahmaklar bu noktada bunu görmezler, mücadele ederler. Çünkü bizi pençeleştiren, savaştıran da kaza ve kaderdir. Hz.Pir bizi pençeleştiren, bizi savaştıranın da kaza ve kaderdir diye bahseder ama bu kaza ve kader bizim bazen zaman zaman atıfta bulunduğum ama Nur u Muhammediyenin içerisinde ama ayan ı sabite olarak nitelendirdiğimiz Arabice baktığımızda ayan ı sabitede kendi idrakimizle, kendi irademizle, kendi hayatımıza yön vermemizle alakalı bir kimse iman ve itaat yolunda yürüyüp de bir an bile ziyan etmişse kafirim diyor Hz.Pir.

işte bir kimse eğer kur’an ve sünnet yolunda, iman yolunda, islam yolunda, ihsan yolunda yürürse asla ve asla zarar etmez. Hani tövbe ayet 120121: ‘Allah yolunda uğrayacakları susuzluk, yorgunluk, açılık, düşmanlarını kızdıracak bir yere ayak basmaları ve düşmana verdikleri her zarar karşılığında salih bir amel yazılır. Şüphesiz ki Allah iyilik yapanların mükafatını zayi etmez. Onlar küçük ve büyük nafaka olarak ne infak ederlerse, ne kadar yol giderler ve bir vadi geçerlerse mutlaka onların lehine yazılır ki Allah yaptıklarınızın en güzeli ile mükafatlandırsın.’ Şimdi Allah yolunda yürürsen sen, yolculuğa çıkarsan, terlersen, üşürsen, aç kalırsan, susuz kalırsan veya düşmanlarla yaka paça olur, onlarla savaşır, onlarla mücadele edersen veyahut da Allah yolunda bir şey infak edersen, hani ‘yarım hurma da olsa infak ediniz, cehennem ateşinizi söndürünüz’ hadis i şerifi mucibince veya ‘kim Allah için bir adım atarsa onun kurtuluşu olur, necatı olur, veyahut da Allah için bir nöbet tutmak, Allah için bir yerde nöbette durmak, Allah için bir kılıç oynatmak, Allah için bir söz söylemek, nasihat etmek, Allah için bir yerde gidip zikrullah yapmak, sohbet etmek, Allah için ilim öğrenmek, yani kur’an ve sünnet dairesinde, kur’an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için zerre miktarınca insan bir şey yapsa, Cenab ı Hak onu zayi etmez. Hani başka bir ayeti kerimede ‘zerrece hayır işleyenin hayrı mükafatsız kalmaz, zerrece şer işleyenin de şerri cezasız kalmaz’ ayet i kerime mucibince, Cenab ı Hak Allah yolunda koşuşturan, mücadele eden, Allah

yolunda cihad eden, Allah yolunda ter akıtan, Allah yolunda para harcayan, Allah yolunda nefes harcayan, Allah yolunda vücudunu, sıhhatini helak eden, harcayan Allah yolunda yediren, Allah yolunda içiren, Allah için giydiren Allah için bir yetimin başını okşayan, bir dula yardım eden, bir okuyacak çocuğa yardım eden, Allah için bir fukaraya yardım eden, hiçbir şeyi Cenab ı Hak ne yapar? Zayi etmez, hiçbir şeyi ve Allah yolunda uğrayacak olduğum sıkıntıları da zayi etmez. Allah yolunda uğrayacağı, bela, musibet, sıkıntı dert, gam, kasavet, hicran, hüsran, işte iteklenmen, kakaklanman veyahut da ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmen, sorgulanman, bunlar Allah yolunda olduğu müddetçe Cenab ı Hak bunun karşılığını verecektir, bunu zayi etmeyecektir.

Çünkü La ilahe illallah Muhammedun Resulullah demek kolay bir şey değildir ve bunu söylüyorsa bir kimse ve bunun arkasına düşüyorsa, muhakkak ve muhakkak bir sıkıntı bir bela bir musibet bir dert birgam, bir kasavet, onu bulacaktır. Gerçekten iman ehli ise, gerçekten iman ehli ise ve gerçekten o kimse Eşhedü Enla ilahe illallah Ve Eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu dediyse o sıkıntıyı beklesin, o derdi beklesin, o gamı beklesin. Muhakkak onun başına bir şey gelir gerçekten dediyse, gerçekten iman ettiyse ve gerçekten iman edip imanını yaşıyorsa muhakkak ki ona bir sıkıntı bulaşacak. Muhakkak ona bir dert, gam, kasavet bulaşacak. Muhakkak münafıklar ona sataşacak, kafirler ona sataşacak. Muhakkak o kur’an ve sünnet diyorsa, hadis inkarcıları ona sataşacak. Münafıklar, mürtetler ona sataşacak. Kafirler ona sataşacak. Ne yazık ki ne yazık ki muhakkak ona sataşacaklar ve Allah yolunda yürüyorum diyen bir kimse Allah için yürüyorum diyorsa, o muhakkak ki onun yollarına dikenler serilecek. Muhakkak ki onun yollarına tuzaklar serilecek. Geçmiş ümmetlerin başına gelenler, sizin başınıza gelmeden, siz cennete mi gideceğinize Allah’a mı vasıl olacağınızı düşünüyorsunuz dedi Cenab ı Hak. O yüzden geçmiş ümmetler Allah yolunda başlarına ne geldiyse bugün Ümmet i Muhammed’in de başına bunlar gelecek. Öyle La ilahe illallah Muhammeden Resulullah demek kolay bir şey değildir. Onun arkası muhakkak dolar. Onun altı muhakkak dolar. Onun sağı, solu, önü, üstü, her tarafı dolar onun ve o hiçbir zaman böyle pembe rüyalar içersinde, işte pembe pamuklar içerisinde, pembe kundaklar içerisinde bir dünya hayatı yaşayamaz, mümkün değil. Yani gerçekten sen iman ettiysen ve imanını yaşıyorsan, sana sıkıntı gelecektir. Allah yolunda sana bir sıkıntı muhakkak gelecektir.

Eğer sen kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmadıysan, kur’an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesi vermiyorsan, evet sana bir sıkıntı gelmez, bir bela gelmez, bir musibet gelmez. Sen sorgulanmazsın da ama gerçekten sen

hak ve adalet diyorsan, sen hakikat diyorsan, sen kur’an ve sünnet diyorsan, muhakkak ki düşmanın olacak. Muhakkak ki seni eleştirenler olacak, muhakkak ki kafirler, münafıklar, mürtedler, hadis inkarcıları, kaderiyeciler, cebriyeciler, vahabiler, sana senin üzerinde uğraşacaklar. Senin üzerinde değişik sıkıntılar getirecekler ama bunlardan, bu sıkıntılardan yılma geri dönme. Gözünde bunları büyütme. Bunlar Allah için olduğundan dolayı yoluna devam et ve Allah bil ki bunu karşılıksız bırakmayacaktır. Yine ‘iman edip salih amel işleyen müminlere gelince, şüphesiz ki biz iyi amel işleyenlerin mükafatını hiçbir zaman zayi etmeyiz. işte bunlar için altlarından ırmaklar akan adn cennetleri vardır. Onlar orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyecekler ve koltuklarda yaşlanacaklardır. O ne güzel bir mükafattır. O cennet ne güzel bir burda koltuklarda yaşayacaklardır. O ne güzel bir mükafattır. O cennet ne güzel bir yerdir.’ Kehf suresi ayet 31 ve o yüzden burda da Cenab ı Hak, Cennet isteyenleri cennetle mükafatlandıracak, işte Cemalullah isteyenleri Cemalullah ile mükafatlandıracak ve muhakkak Allah yolunda salih ameller işleyenler, muhakkak Allah yolunda mücadele edenler, koşturanların bu mücadeleleri ve bu koşturmaları mükafatsız kalmayacaktır. Muhteşem! Çok hoşuma gider bu hadis i şerif. Bütün hadis i şerifler güzeldir ama böyle müjdeci bir hadis-i şerif ya, bu benim çok hoşuma gider. Ubade bin Samit rivayet etmiş. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Kim Allah’a kavuşmak isterse, Allah da o kimseyle kavuşmak ister. Kim de Allah’a kavuşmak istemezse, Allah da o kimseye kavuşmaktan hoşlanmaz. ibn i Mace ve Tirmizi. Şimdi kıymetli dostlar, Allah yolunda koşup, Allah’a kavuşmayı istiyorsan, Allah da seninle kavuşmayı isteyecek ve seninle kavuşmaktan senin ona vuslat olmandan ve senin ona koşmandan Allah hoşnut olacaktır ve Allah hoşnut olacağı için senin yolunu kısaltacak, senin yolunu dürecek.

Bakın, senin bu normalde dünya hayatının veya ecel olarak bunu görmeyin. Senin gidecek olduğun yolunu kısaltacak. Yani Allah’a vuslat yolunu kısaltacak ve inşallah Cenab-ı Hakka, bu dünya gözüyle vuslat olma, bu dünya gözüyle cemaline, bu dünya gözüyle kelamına, bu dünya gözüyle onun hitabına mazhar olma, bu yolunu kısaltacak senin. Çünkü Allah’a kavuşmak isteyen, Allah’a yakın olmak isteyen, Allah’la dost olmak isteyene Cenab ı Hak yolunu açar yakinliğini açar. Kim Allah yolunda mücahede ederse, Allah onun yolunu açar. Kim Allah’a kavuşmayı isterse, Allah ona kavuşmayı ister. Onun yolunu açar, bakın onun yolunu açar. Tövbe ederseniz Cenabı Hak vaat etmiş tövbenizi kabul eder, dua ederseniz Cenabı Hak vaat etmiş, duanızı kabul eder. Vaadetmiş Cenab ı Hak, Allah’ı zikrederseniz, o da sizi zikreder. O yüzden zannetmeyin ki ben Allah’ı zikredince

Allah beni zikretmedi. Zannetmeyin ki ben dua edince Cenab ı Hak benim dua mı duymadı veya duama icabet etmedi veya zannetmeyin ki ben tövbe edince Cenab ı Hak benim tövbeme teveccüh etmedi. Hayır, Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder ve onları affeder. Allah dua edenlerin dualarını kabul eder, onları işitir, onları duyar. Allah kendisinden isteyeni işitir, duyar. Onun isteklerine cevap verir. Allah kendisini zikredeni zikreder, onun zikrine cevap verir. Ne muhteşem bir şey, düşünebiliyor musunuz! Siz onu zikrediyorsunuz, o da sizi zikrediyor. Siz ondan istiyorsunuz, o size veriyor. Siz ona dua ediyorsunuz, duanıza icabet ediyor. Siz ona tövbe ediyorsunuz, Cenab ı Hak sizin tövbenizi kabul ediyor. Rabbim cümlemizin günahlarını affı mağfiret eylesin. Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz ne kadar günahımız, hatamız, kusurumuz, yanlışımız, eksikliğimiz varsa Rabbim cümlemizi affeylesininşaallah. Cümlemize mağfiret eylesin. Böyle açıktan tövbe edin, açıktan tövbe edin ki Cenab ı Hak senin, Cenab ı Hak gizliden yapmış olduğunuz günahlarınızı sizin örtsün ve affetsin. Açıktan tövbe edin ki Cenab ı Hak açıktan da sizin işlemiş olduğunuz günahları affı mağfiret eylesin ama yapmış olduğunuz hataya, günaha bir daha dönmemeye gayret edin. Döndünüz, Allah Gafur, Rahimdir. Allah tövbeleri kabul edendir.

Hani Hazreti Pir’in sözü değildir bu ama Hz.Pir’e atfedilir ya: ‘Bin sefer tövbe şişesini kırsan da yine gel.’ diye. Evet, bin sefer tövbe hissesini kırsan da yine Cenab-ı Hakka dön. Çünkü Cenab ı Hak, affedicidir. Bir hadis-i kutsi vardır, hep bunu ben zikrederim. Bu geçen haftalarda vefat eden Mahmut Kanık hocanın Arabi çevirisinden okumuştum bunu ilk, ‘Arzuların Tercümanı’ diye, Arabi’den bir çeviri yapmıştı. Mahmut Kanık hocayla da muhabbetimiz vardı. Cenab ı Hak, affı mağfiret eylesin, taksiratını affeylesin. Bursa’da ender ilim adamlarından birisidir. Muhyiddin ibn i Arabi hazretlerinin sevilmesi, tanınması için kendince mücadele eden, gayret eden önemli simalardan birisidir. Rabbim yapmış olduğu amel ve ibadetleri inşallah mahşerde önüne getirecektir muhakkak onun. Onun meşhur Arabi’den çeviri ‘Arzuların Tercümanı’ diye bir küçük bir risale vardı tercüme ettiği, çevirdiği. Orada hadis i kutsilerden birisiydi, ilk orda okumuştum. Çok hoşuma gitmişti. Kul günah işler, Allah hatırına gelir, tövbe eder. Allah der ki kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı, onu affettim der. Kul yine günah işler, yine tövbe eder. Allah der ki kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı, affettim der. Kul yine günah işledi, yine tövbe etti, Cenab ı Hak kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladığı için kulunu affetti der. Kıymetli dostlar, bir günahı terk ettiniz, tekrar geriye dönebilirsiniz. Allah muhafaza eylesin, nefsinize uyabilirsiniz, hata yapabilirsiniz, kusur işleyebilirsiniz. Hepimizin başına gelebilir, kurtulamazsınız o esnada,

dönemezsiniz, reddedemezsiniz. Bu Allah’ın hatırını saymadığınız anlamına gelmez. Bir an boşlukta bulunabilirsiniz, nefsinize uyar. Oldu bitti mi, yaşandı, tövbe edin. Şunu da unutmayın. Hani meşhurdur hadis i şerif, uzundur. Bunu Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri, hiç günah işlemedi. Diğer peygamberlerde küçük hatalar oldu. O yüzden peygamberleri komple ayırdediyorum. Hiçbir kimse yoktur. Hadis i şerif bu.

‘Hiçbir kimse yoktur ki bir günah onu etkisi altına almamış olsun. Onu perçeminden tutmamış olsun, hiçbir kimse yoktur. Sahabe dedi ki, Ya Resulallah, bu insanların hali ne olur? Hadis-i şerif devam ediyor. Hz. Peygamber diyor ki sallallahü vesselam hazretleri, tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir.’ Bakın, tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Hadis i şerifin sonunda uzun bu hadisi şerif. O yüzden kıymetli dostlar, biz ne yaparsak yapalım her gün muhakkak tövbe edelim. O yüzden sufi virdlerinin hemen hemen hepsinde muhakkak tövbe vardır. Tövbelerin içerisinde en faziletlisi ‘sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim’ tövbesidir, zikridir. ‘Kim bunu günde yüz sefer söylerse deniz köpükleri kadar günahı olsa, Allah onu affeder’ diye hadis i şerif mevcuttur. O yüzden biz ne yapacağız? Tövbe etmeye devam edeceğiz. Allah’a kavuşmak isteyenler, muhakkak her gün günde en az yüz sefer tövbe edecekler. Allah’a kavuşmak isteyenler, beş vakit namazlarını muhakkak kılalacaklar. Otuz ramazan oruçlarını muhakkak tutacaklar ve Allah’a kavuşmak isteyenler muhakkak cömert olacaklar, sadaka verecekler, zekat verecekler. Allah’a kavuşmak isteyenler, insanlara zarar vermeyecekler. insanlara faydalı olmaya çalışacaklar. Sizin en hayırlınız, etrafına en az zarar vereninizdir demiş Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sizin en hayırlınız da etrafına en fazla faydası dokunanınızdır demiş.

Kıymetli dostlar, etrafınıza faydalı olmaya çalışın. ilmi olanlar, ilimleriyle elinde bir maharet olan, elindeki maharetiyle parası olan, parasıyla arabası olan, arabasıyla evi olan, evi ile etrafına muhakkak ve muhakkak faydalı olmaya çalışacak. Müminler, sufiler Allah’a kavuşmak isteyenler, etraflarına faydalı olmaya çalışırlar. Etrafınıza faydalı olmaya çalışın ve etrafınıza zarar vermekten uzak durun. Dilinizle zarar vermeyin, gözünüzde zarar vermeyin, kulaklarınızla zarar vermeyin, ellerinizle zarar vermeyin, ayaklarınızla zarar vermeyin, cinsel uzuvlarınıza zarar vermeyin. insanlara göz göre göre zarar vermeyin. Ticarette zarar vermeyin, ev halkınıza zarar vermeyin, akrabalarınıza zarar vermeyin, anne babanıza zarar vermeyin, eşlerinize zarar vermeyin, çocuklarınıza zarar vermeyin, komşularınıza zarar vermeyin, hayvanlara zarar vermeyin, yeşilliklere zarar vermeyin, sulara zarar vermeyin. Zarar vermeyin, zarar vermeyin, zarar vermeyin. Zarar vermekten uzak

durun. Hiç kimseye ve hiçbir şeye zarar vermemeye gayret edin. Yemekleri atmayın, israf etmeyin, önünüze geleni yiyeceğim içeceğim alacağım eskiyeceğim diye bakmayın. Her şeyde böyle aşırı derecede lükse kaçmayın. Çok böyle büyük harcamalar yapmayın. Allah muhafaza eylesin. Bu dünya bize ait değil, yani siz israf ettikçe, israf ettikçe, israf ettikçe, gelecek nesillere kirli bir dünya bırakıyoruz, bozuk bir dünya bırakıyoruz ne yazık ki ve bu bozuk bir ahlak bozuk bir yol bırakıyoruz. Allah muhafaza eylesin. itidallı yaşayalım, zarar vermeyelim, etrafımıza da zarar vermeyelim. Eğer Allah’a kavuşmak istiyorsak, eğer Allah’a yakın olmak istiyorsak, eğer Allah’a dost olmak istiyorsak, hiç kimseye zarar vermemeye gayret edelim. Bugünün insanı, dünün insanı da böyleydi. Ama bugünün insanı diliyle çok zarar veriyor etrafa. Gıybet ediyor, iftira ediyor, koğuculuk yapıyor, laf dolaştırıyor. Allah muhafaza eylesin, dil var ya dil, dil ne yazık ki insanlara en fazla zarar getiren bir aza oluyor. Eğer dilimizi tutarsak, dinimizi tutacağız. Dilini tutmayan, dinini tutamaz. Dilimizde çok zarar veriyoruz insanlara. Allah muhafaza eylesin. Etrafımıza çok zarar veriyoruz. O yüzden inşallah Allah’a kavuşmak isteyenler, dillerini tutacaklar, tövbe edecekelr, Allahı zikredecekler. Allah’a yalvar yakar olacaklar. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Aslan av hayvanlarına konuşmaya devam ediyor:

“Başın yarılmamış, şu başını bağlama. Birkaç gün çalış da ondan

Yani başın yarılmamış, yani başında bir sıkıntı yok. Hani hasta değilsin veya da bir şeyde özürlü değilsin. Özürlü olmadığın halde başın yarılmadığı halde neyapmağa başını bağladın. Hani böyle önceden bazı kadınlar işte hasta olmadıkları halde başlarını normalde yaşmaklarını bağlarlar, hasta numarası yaparlar. Hasta numarası yapınca onun bütün işini ama gelini yapacak ama kızı yapacak ama etrafındaki insanlar yapacak. Böyle bir kendince aldatır veya tembel erkekler vardır. Tembel erkeklerin hiçbir zaman hastalıkları bitmez. Hiçbir zaman iş beğenmezler. Bir tarafları ağrır. Bir tarafları acır, bir taraf bir şeyler onun hoşuna gitmeyen bir şeydir. O gün hava soğuktur, o gün hava sıcaktır, o gün hava serindir, o gün lodos vardır, o gün fırtına, o gün yağmur vardır. O gün işe gidilmez, o gün dükkan açılmaz, o gün işte muhakkak onun moralini bozacak bir şey olmuştur. Kadınlarda da vardır böyle, erkeklerde de vardır. Bunlar böyle kendilerince kendi kendilerini hasta numarası yaparlar ve hasta numarası yaparaktan ne yaparlar, kendi kendini tembelliğe atarlar. işte Hz. Pir diyor ki aslanın ağzından başın yarılmamış. Başını neden bağladınki, birkaç gün çalış da ondan sonra gül. Yani bir özrün olmadığı halde, bir sıkıntın olmadığı halde, bir problemin olmadığı halde sen tembellik yaptın gaflete düştün kendi kendine

hasta numarası yaptın? Kendi kendine hastayım perdesine attın ve iş yapmaktan uzak duruyorsun veya hastayım diyorsun, derse gitmiyorsun, zikrullaha gitmiyorsun. Hastayım diyorsun, dersine çalışmıyorsun. Senin hep başın ağrıyor, muhakkak sen ders çalışırken başın ağrıyor senin. O yüzden senin çalışmaman lazım veya sen bir dükkana giriyorsun, o dükkanda hep senin başın ağrıyor. Senin çalışmaman lazım veya o yoldan gidiyorsun ya o yoldan giderken hep senin başın ağrıyor veya sana hep nazar değiyor ya, öyle ya, senden daha yakışıklı adam yok. Hep nazarlar sana değdi! Öyle ya, senden daha güzel bir kadın yok! Senden daha güzel bir kız yok! Hep nazarlar sana değdi! Ah, of, tüh tüh! Sen evde yan gel yat. Tembellik, gaflet! Allah muhafaza eylesin.

O yüzden gafil insan, tembel insan, cebriyeye düşmüş akılsız insan. Aklın mı yok senin! Akletsene, kaderiyeye düşen akılsız insan. Aklın mı yok! Yemeği ağzına götürmeyi biliyorsun ya, neden cebriyeye düştün. Yemeği ağzına götürmeyi seviyorsun, biliyorsun ya, neden kaderiyeye düştün veya da güzel eti almasını biliyorsun ya, neden kaderiyeye düştün. Neden cebriyeye düştün veya da güzel kıyafetler almasını biliyorsun ya neden cüzzi iradene gidip marka giymeyi seviyorsun, güzel kıyafetler almayı seviyorsun, güzel yiyecekler almayı seviyorsun, güzel evlerde oturmayı seviyorsun, kendince lüks evler almak istiyorsun, lüks eşyalar almak istiyorsun, lüks araba almak istiyorsun, aklın buna gidiyor da aklını kaybetmemişsin, cebriyeye gelince mi aklını kaybettin! Kaderiyeye gelince mi aklını kaybettin veya hadis inkarcılığına soyununca mı aklını kaybettin! Demek ki aklın var senin. Aklın var! Sen tokken yiyorsan, açken yemiyorsan aklın var senin. O zaman sen cebriyeye kaderiyeye veya hadis inkarcılığını bir yerlere bağlama. Tembelliğini bir yerlere bağlama. Gafletini bir yerlere bağlama. Bunun hatası, kusuru, yanlışlığı, eksikliği sana ait. Tevbe suresi, ayet 105: ‘Ey Muhammed de ki, çalışın.’ Bakın enterasan ayeti kerime, çok hoşuma gider benim. ‘Ey Muhammed de ki çalışın. Yakında Allah Peygamberi ve müminler yaptığınız işleri görecektir. Sonra da gizli ve açık olanı bilen Allah’ın huzuruna çıkartılacaksınız. Yaptıklarınızı size haber verecektir.’ Sen çalış canım kardeşim. Ayet i kerime meydanda. Senin Allah yolunda çalıştığını, dünya uğruna çalıştığını, senin hangi yoldan ne için neden çalıştığını Allah biliyor. Peygamber de görecek. Müminler de görecek. Sen bunu saklayıp gizlemem mümkün değil. En azından mahşer var. Mahşerde her şey senin ve bütün mahşer halkının önüne serilecek. Sen çalış, sen gayret et. Gizlisi de açığı da dökülecek.

Ümmet i Muhammed için dua edelim. Yarabbi, bizim gizliden işlemiş olduğumuz günahlarımızı affı mağfiret eyle, ört ki o mahşer yerinde, mahşer halkının önünde sergilenmesin, açığa çıkmasın. Bizleri öyle affet, bizleri

katında öyle affet ki bizim gizlide ve açıkta işlemiş olduğumuz günahlar, o peygamberlerin önünde, o velilerin önünde, o mürşitlerin önünde, o müminlerin önünde, orta yere dökülüp de açılıp saçılmasın. Sen bizleri affı mağfiret eyle Yarabbi. Dikkat edin kıymetli dostlar. Öyle günah işleyenler var ki o günah işleyenler günahlarından tövbe etmezlerse mahşer yerinde o günahlarının üzerine diriltilecekler. Çok korkunç bir hadis i şerif var. Bu zina eden zinacılar, mahşerde diyor köpekler gibi çatışaraktan halkolunur. Zinaya devam edenler, zina işlemeye devam edenler, bu hadis i şerifi gözünüzün önüne getirin ve bu hadis i şerifi gözünüzün önüne getirerekten tövbe edip geri dönün, ne olursunuz. Siz Allah’ın kulu, Resul’ünün ümmetisiniz. Hata yapmışsınız, yanlış yapmışsınız, eksik yapmışsınız. Yapmışsınız! Siz zina etmişsiniz. Zina ettiyseniz, tövbe edin, geri dönün ve mahşer yerinde böyle haşrolunmaktan Allah’a sığının. Faizciler şeytan çarpmış gibi mahşer yerinde diriltilecekler. Müminler, müminlerden faiz almayın. Bunlar çok böyle şedit, çok böyle sert ayet i kerimeler. Mümin, müminden faiz alıp vermesin. Mümin, müminin arasında faiz, alışverişi olmasın. Bu dünya gelip geçici, bu dünya son bulacak. O faizciler var ya! Mahşerde kabirlerinden şeytan çarpmışçasına diriltilecekler. Eğer tövbe edip geri dönmezlerse. Eğer tövbe edip geri dönerlerse kendilerini affedecek bir Rab kendilerine affeden bir Rab bulacaklar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden çalışın, gayret edin. Allah yolunda çalışın. Çoluğunuzun, çocuğunuzun rızkı için çoluğunuzun, çocuğunuzun, etrafınızın selameti için çalışın ve çalışmaktan geri durmayın. Tembellik yapmayın. Tembellik büyük hastalık. Allah muhafaza eylesin.

Bazen böyle yabancı ülkelere gidiyorum, Sudan gibi, Bosna gibi. Gittiğim ülkeler var. Ordaki ne yazık ki gittiğim ülkelerdeki insanlara bakıyorum, büyük bir çoğunluğu tembel. insanlar çalışmıyorlar. Bir günlük işi beş günde yapıyorlar. On günlük işi, üç ayda yapıyorlar. Bu bürokrasileri de tembel, devletleri de tembel, kendileri de tembel. Bir mail atacak adam o maile bakmıyor. On gün mail atmıyor. Tembel! Allah muhafaza eylesin. Kalkıyor, namazı kılıyor, yatıyor. Yat Allah, dön Allah. Yat Allah uyu Allah, yat Allah uyu Allah, yat Allah… Böyle olmayalım, çalışalım, gayret edelim ve biz çalışmadıkça gavurun elinde oyuncak oluyoruz, gayret etmedikçe gavurun elinde oyuncak oluyoruz. Çalışıp gayret etmedikçe, münafıkların müşriklerin elinde oyuncak oluyoruz. Çalışıp gayret etmedikçe biz hep böyle bir yerlere bahane buluyoruz. işte Avrupa bize izin vermiyor, dış mihraklar bize izin vermiyor. Çalışalım kardeşim! Profesörlerimiz çalışsın. Bakın, gayret etsin. Neden biz coronanın aşısını önce biz bulmuyoruz? Neden coronanın biz kendimizce tedavisini biz bulmuyoruz. Neden bazı hastalıkların aşılarını, ilaçlarını biz bulmuyoruz? Neden ilaçları biz yurt dışından hala daha

ithal ediyoruz? Neden ilaç sektörümüz bizim gelişmiyor iyice? Neden biz ilaç sektöründe biz yurtdışının kendince tasallutu altındayız? Neden! Neden hala daha ithal aşılar kullanıyoruz? Çalışalım, gayret edelim, mücadele mücadele edelim. Bizim de buluşlarımız olsun. Neden yeni yeni buluşlarımız daha fazla olmuyor? Neden üniversite camiası daha fazla çalışmıyor? Neden ticaret erbabı daha fazla çalışmıyor? Çalışalım, hem Allah yolunda gayret edelim, Allah yolunda çalışalım, hem de dünyamıza çalışalım. ilim yolunda çalışalım. Neden hala daha corona çıkalı neredeyse bir yıl olacak, bir yıldan beri beni corananın aşısını bulamadık ve bakıyoruz kendimizce tam olarak bir aşımız çıkmadı daha kendi aşımız? Neden dışarı biz muhtaç olalım? Biz çalışalım, biz gayret edelim. Neden bazı ilaçları tedavi edici unsur olarak kullanılmıyor da hep böyle bastırılmış olarak kullanılıyor. Yani örneğin işte bir şeker hastalığının tedavisini bulamıyoruz. Bir kanser hastalıklarının tam olarak tedavilerini bulamıyoruz veya bazı hastalıkların tam olarak tedavilerini bulamıyoruz. ilaç sektörünün deney hayvanları gibi olduk. Allah bizi affetsin. O yüzden çalışalım. Allah çalışanları sever. Hem manevi olarak, hem de maddi olarak çalışalım, gayret edelim. Tembellerden olmayalım.

“Dünyayı arayan kimse olmayacak ve kötü bir şey aradı. Ukbayı arayansa kendine iyi bir hal aramış oldu. Dünya kazancı için çarelere başvurmak, soğuk bir şeydir. Dünyayı terk etmek için çarelere başvurmak ise caizdir, emredilmiştir. Hile ve çare diye zindanı delip de çıkmaya derler. Yoksa birisi zaten açılmış deliği kapatırsa yaptığı iş soğuk ve ters bir iştir. Bu dünya zindandır. Biz de zindandaki mahpuslarız. Zindanı del, kendini kurtar! Dünya nedir? Allahtan gafil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartarak ticaret etmek ve kadın; dünya değildir. Din yolunda sarfetmek üzere kazandığın mala Paygamber ‘ne güzel mal’ demiştir.

Bunu komple okudum ki asıl gelinecek nokta sonundaydı. O yüzden kafamız karışmasın diye okudum yine inşallah Allah izin verirse adım adım gideceğiz. Dünyayı arayan kimse olmayacak, kötü bir şey aradı, yani ukbayı arayansa kendine iyi bir hal aramış oldu. Şimdi sadece dünya menfaatini arayan, sadece hayatı dünya hayatı olarak gören bir kimse, kötü bir iş yaptı, kötü bir şey aradı. Yani bu bizim hayatımız sadece dünyadan ibaret değil çünkü. Sadece dünya hayatı ile sınırlı bir hayat değiliz. Biz ebedi bir hayata doğru koşuyoruz. Sonsuz bir hayata doğru koşuyoruz. Bu sonsuz hayatı cehennemde mi geçireceğiz, cennette mi geçireceğiz. Cennette geçireceksek, o zaman cennetlik ameller de işleyeceğiz. ‘Kim ahiret menfaatini isterse, onun mükafatını arttırırız. Kim de dünya menfaatini isterse, ona dünyada istediğinin bir kısmını veririz, ahirette ise hiç bir nasibi yoktur.’ Şura 20. O

zaman kim ahiret menfaatini isterse, Cenab ı Hak onun menfaatini arttıracak. Bire yüz verecek. Bire yediyüz verecek. Bire bin verecek. Bir de sayısız verecek. Cenab ı Hakk’ın lütfundan, ikramından, ihsanından kim hesap sorar? Allah keyfiyete bağlı. Sen bir hasene yaparsın, Cenab ı Hak sana yüz bin hasene yazar. Sen bir rekat namaz kılarsın, Cenab ı Hak milyon rekat namaz sevabı yazar sana. Allah’ın lütfu ikramıdır, ihsanıdır. O yüzden Cenab ı Hak onu arttıraraktan götürür sen bir sefer eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu dersin. Cenab ı Hak sana kelp kabilesinin koyunlarının kılları adedince sana sevap yazar. Eee? O kılları sayabilir misin? Sayamazsın. O zaman sana sayısız sevap yazabilir mi? Evet. Sen bir sefer Allah dersin. Cenab ı Hak sayısız verir sana. Sen oturursun bugün virdim benim bin tane la ilahe illallah dersin. La ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah dersin. Cenab ı Hak La ilahe illallah demenin her harfine isterse on sevap, isterse yüz sevap verir, isterse yediyüz sevap verir isterse bin sevap verir, isterse sayısız sevap verir. Çünkü hadis-i kutsi de buyurdu ki la ilahe illallah bir kefeye konsa, bütün yaratılmış olan varlık bir kefeye konsa tevhidim ağır gelirdi dedi.

Hani Musa aleyhisselam dedi ya Yarabbi öyle bir şey öğret ki seni zikredeyim, seni tesbih edeyim, seni tenzih edeyim, seni anayım. Senin çok hoşuna gitsin. Cenab ı Hak Musa(a.s.)’a dedi ki ya Musa tevhidime devam et. Yani la ilahe illallah demeye devam et. Musa aleyhisselam dedi ki Yarabbi, bunu herkes biliyor. Bunu herkes söylüyor. Allah Musa Aleyhisselam’ı tenkit etti. Dedi ki sen benim tevhidi mi hafif mi görüyorsun? Allah muhafaza eylesin! O yüzden ahiret menfaatini ara ahiret, ahiret menfaatini iste ve sen bir ahiret menfaati için bir zikrullah yapman veya namaz kılman ve Allah rızası için Allah için bir haramdan uzak durman. Evet, Cenab ı Hakkın çok hoşuna gider. Haramdan uzak durmak da ibadettir. Haram işlemeye muktedir misin? Evet. Cebinde para var, içki içebilir misin? Evet. içmediğin müddetçe sen Allah sana sevap yazıyor. Senin cebinde para var, zina yapabilir misin? Evet. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devletinde zina suç değil, açık. Türkiye Cumhuriyeti Devleti zinayı meşru görüyor. Meşru, bildiğiniz meşru. Türkiye Cumhuriyeti Devleti zinayı haram olarak görmüyor ve açıktan da herkes zina edebiliyor mu? Evet. Parası olan olmayan, yakışıklı olan olmayan herkes kendince bir yol bulup zina edebilir mi? Evet. Ama herkes yol bulup zina edebilirken, sen zina etmiyorsun ya, bu yol da sana açık ya, buna muktedirsin.

Cebinde paran var, fiziğin yerinde örneğin ama yapmıyorsun veyahut da kadınsın, güzelliğin yerinde, boyun posun yerinde, alımın çalımın yerinde. Erkekler de etrafında pervane dönmeye hazır ama yapmıyorsun.

Bakın yapmadığın her an için, yapabilirsin çünkü yapmadığın her an için Allah’tan, Allah sana sevap yazıyor. Siz bunları, burası şeytanın sakladığı yerlerdir.Ümmet bunları görmez. Birşeyi bir haramı işlemeye muktedirsin. Uyuşturucu sokaklarda satılıyor şu anda. Sokaklarda satılıyor, yani ufacık bir çocuk dahi uyuşturucu bulabilir, alabilir, kullanabilir. içki her yerde satılıyor çok rahat, her yerde de içiliyor çok rahat ama içki içmiyorsun ya Cenab ı Hak sana her muktedir olduğun bir haramı işlemediğin müddetçe, Allah sana devamlı sevap yazıyor. Sen bunun farkında değilsin ama ya sen sadece Allah’ı sevdiğin için iman ettin için kendinden haram, kendini haramlardan uzak tutuyorsun. Bilinçli bir şekilde yani bilinçli bir şekilde gıybet etmiyorsun. Bilinçli bir şekilde iftira etmiyorsun. Bilinçli bir şekilde dedikodu etmiyorsun. Bilinçli bir şekilde anneni üzmüyorsun. Bilinçli bir şekilde babanı üzmüyorsun. Bilinçli bir şekilde annene babana hürmet ediyorsun. Saygı duyuyorsun. Bakıma muhtaçsa bakmaya çalışıyorsun. Bilinçli bir şekilde, Allah için. Allah için eşine bakıyorsun. Allah için eşini dövmüyorsun. Allah için eşine karşı merhametli davranıyorsun. Kadın erkek birbirine karşı önemli değil, Allah için çocuklarına merhamet ediyorsun. Allah için çocuklarına zulmetmiyorsun. Allah için çocuklarının dini yaşamaları için yardımcı olmaya çalışıyorsun. Nasihat ediyorsun. Allah için ama bunları görmüyorsun sen hiç. Cenab ı Hak hepsine sayısız sana sevap veriyor ve sen mahşere çıktığında bir bakıyorsun ki sevapların ağır. Diyorsun ki ben bu kadar sevap işlememiştim. Ben bu kadar sevabı hak edecek bir şey yapmamıştım.

işte bizim onlar görmediğimiz şeyler. Hissetmeden ama kendi kendimize farkında değiliz biz ama haram duygusuyla işlemiyoruz ya. Allah yasaklamış sonuçta yani. Bugün için erkekler de kadınlar da istedikleri anda zina edebilirler mi? Edebilirler. Yani geçenlerde Bursa’da bir olay oldu. Malum, bütün medya yazdı. Kadının birisi kocası için uzaklaştırma aldı. Uzaklaştırma aldıktan sonra, şu istanbul, melanet istanbul sözleşmesi denilen bu melanet, başımıza ne işler açıyor. Kadının birisi yani kötü düşünecekse bir insan, bunu yapıyor. istanbul sözleşmesi bu hakkı veriyor. Kadının beyanı çünkü sorgusuz sualsiz kabul ediliyor. Adam uzaklaştırma cezası alıyor. Uzaklaştırma cezası aldıktan sonra kocasına, ondan sonra gidiyor sevgilisini alıyor eve. Adam da tekrar gelip basıyor onu. Adam kalktıydı ağır mı yaraladıydı, vurdu mu, öldürdü mü bir şeyler olmuştu Bursa’da. Yani tam haberi izleyemedim ama Bursa’da olmuştu. istanbul’da da olmuştu yani zina yapmak çok kolay. Bir kız çocuğu istediği anda babasını evden uzaklaştırabilir. Bir kadın istediği anda kocasını evden uzaklaştırabilir, istediği anda. Bu istanbul sözleşmesi böyle melanet bir sözleşme. Melanet bir sözleşme bu sözleşme.

E zina edebilir mi? Evet! Suç mu? Değil! Suç mu? Değil! Evli bir kadın isterse on tane, yirmi tane erkekle zina edebilir mi? Evet! Suç mu? Değil! Evli bir adam isterse on tane, yirmi tane kadınla zina edebilir mi? Evet! Suç mu? Değil! Değil! Bakın ve buharamı herkes çok rahat işleyebilir mi? Evet ama bir kimse Allah korkusundan bunu işlemedi, yapmadı. Buna muhdedir mi? Evet. Paraysa para, var mı, var. Bitti. Bitti! Yapabilir misin? Yapabilirsin veya paran yok, yakışıklı bir erkeksin. Yapabilir misin? Evet veyahut da işte paran yok, güzel alımlı, çalımlı bir kadın mısın? Evet. Yapabilirsin çok rahat. Suç değil çünkü. Böyle yapmadı, o yapmadığı gün, an, saat, dakika, saniyesine dahi ne yapıyor Cenab ı Hak? Sevap veriyor. Bakın Cenab ı Hak sevap veriyor. O yüzden kim ahiret menfaatini isterse Cenab ı Hak onun mükafatını arttırıyor. Hani meşhur ya hadis-i kutsi, hiçbir gölgenin bulunmadığı o mahşer yerinde yedi sınıf kimseyi Cenab ı Hak, bir rivayette kendi gölgesinde gölgelendirecek, bir rivayette arş ı alanın gölgesinde gölgelendirecek diyor. Bu yedi sınıftan birisine genç, güzel, böyle saygıdeğer, alımlı, çalımlı bir kadın, gece yarısı bir erkeğe gel dedi de, o erkek de ben Allah’tan korkarım der, ona gitmezse diyor, hani zinadan kendini uzak tutarsa, zinaya doğru koşmazsa, Allah diyor onu kendi gölgesinde gölgelenecek.

işte bir şey haram, o haramı Allah’a olan imanımızdan, Allah’a olan sevgimizden dolayı yapmıyorsak, Cenab ı Hak ahiretteki menfaat, mükafatımızı arttıracak ve Cenab ı Hak vuslat yolumuzu açacak. Cenab ı Hak bize yakinlik yolumuzu açacak. Cenab ı Hak bize kavuşma yolumuzu açacak. Allah namazı farz kılmış. Namazı Allah için kılıyoruz, Allah’a yakinlik kapımızı açacak. Allah’a yakinlik, kapımızı açacak. O yüzden kim dünya hayatı için ahiretini terk etti. Her şey dünya için, onun için geçerli. O her şey, o bir villaya sahip olmak için herşeyden vazgeçti. O zengin olmak için her şeyden vazgeçti. Var, vazgeçenler. Zengin olacak ya o kimse, adam virdinden vazgeçiyor, zikrinden vazgeçiyor, adam dergahından vazgeçiyor, adam kur’an ve sünnet çalışmalarından vazgeçiyor, adam Allah yolunda mücadele etmekten vaz geçiyor. Yaklaşık otuz yılın üzerindedir. Kur’an sünnetle ve sufilik yoluyla haşır neşir olan bir kimseyim, yani nelerini gördük. işte abi bize müsaade et, ben biraz para pul toplayayım, zengin olayım, geleceğim. Yine abi bana müsaade et, bizim işlerimiz müsait değil. Bunu böyle böyle yapalım, ondan sonra ben geleceğim. Yine hepsi de dağılıp gittiler ve hatta bir zorluk gördüler bir sıkıntı gördüler. Bilhassa 28 Şubat’ta, bırakıp gittiler. Bırakıp gidince hepsi de dağıldı gitti. Çünkü neden? Yönlerini dünyaya döndürdüler. Yönlerini dünyaya döndürünce ahiret, ahirete sırtlarını döndüler. Cenab ı Hak ne diyordu? Kim Allah’a kavuşmak isterse, Allah da ona kavuşmak ister. Kim Allah’a sırtını dönerse, Allah da ona sırtını döner.

Kim Allah’a kavuşmak istemezse, Allah da ona kavuşmak istemez. Sen dünyaya yönünü dönersen, ne yazık ki dünyayı tam olarak elde edemezsin. Bakın neden? Dünya serap gibidir çünkü asla. Hani hadis i şerif var ya, ‘insanın iki vadi dolusu altını olsa diyor, üçüncüsünü ister. Üçüncüsüne yönelir.’ Allah muhafaza eylesin.

O yüzden Cenab ı Hak isterse mükafatları arttırır ahiretlik olanları ama dünyada olan da ona diyor az bir şey veririz dünyadan, istediğinin bir kısmını veririz hepsini de vermeyiz. O yüzden hiç kimse dünyayı tam olarak elde edememiştir. Rabbim ne dünya için ahiretini terk edenlerden ne de ahiret için dünyayı terk edenlerden eylemesin bizleri inşallah. Dünya kazancı için çarelere başvurmak soğuk bir şeydir, yani dünya kazancı için işte çare üretmek, dünya kazancı için yol koşturmak soğuk bir şeydir. Dünyayı terk etmek, çarelere başvurmak ise caizdir, emredilmiş. Hani Lokman Suresi ayet 33: ‘Öyleyse sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.’ O zaman yani dünya hayatı seni aldatmasın. Dünyanın süsü seni aldatmasın, dünyanın şatafatı, şatahatı seni aldatmasın. insanların lüks hayatları seni aldatmasın. insanların lüks harcamaları seni aldatmasın. Ne yazık ki bu devirde, bu zamanda müslümanlar buna aldanıyorlar, buna kanıyorlar ve dünya hayatı ne yazık ki onları böyle dağıtıyor, onları perişan ediyor. Hani böyle ben şimdi biraz böyle geriye doğru gideyim, geriye doğru gittiğimizde böyle Allah muhafaza eylesin. Benim böyle islamla yeni tanıştığım zamanlar, yıl seksenaltı, seksenyedide böyle işte herkes dinle, ben öyle tanımlıyorum, muhakkak bizden önce de tanışanlar, haşır neşir olanlar vardır. O zaman için bakıyordum, ben bu benim bu sözüme çok kırılıyorlar, inciniyorlar. Hani önceden mücahitdiler, şimdi müteahhit oldular, yakında da it oluyorlar diye söylediğimde çok canları sıkılıyor ama ben dünün mücahitlerini biliyorum çünkü. Dün bize böyle burun kıvıranlar, hani böyle bunlar böyle çok isim vermek istemiyorum ama yani böyle şimdi bir kısım ehl-i sufi, ehl-i tarikat, bir kısım ehl-i cemaat ve bir kısım milli görüşçüler, bunlar böyle, böyle tanımlayayım ben, açık açık. Ya korkum çekintim yok. Milli görüşçüler, böyle bizi beğenmezlerdi. Böyle bize tepeden bakarlardı. Sufi standartlıyız diye veyahut da işte nurcular bize tepeden bakarlardı. Bilhassa bana ve bizim arkadaşlarımıza tepeden bakarlardı. Açık açık konuşmak gerekirse. Bunlar böyle şeydi, hani biz böyle insanları uyuşturan, insanları böyle işte mücadele ettirmeyen bir topluluğuz. Yani bir tek dini onlar biliyorlar. Bir tek cihatcı onlar, bir tek mücadeleci onlar.

işte Fethullah Gülen cemaati, işte okuyucular, yazıcılar, o zaman böyle çok etkin bunlar. Ondan sonra bir kısım nakşibendiler, çok etkinler, işte milli görüş çok etkinler, böyle bizim o seksenaltılarda, seksenyedilerde,

seksensekizlerde onlar çok etkinler ve o zaman ben de hasbel kader işte Nevşehirli Abdullah Gürbüz Efendi ile tanıştık. Öyle sufi yoluna girdik. Herkes bizi horluyor. Gerçekten horlandık çok. Hala daha horlanırız da. işte o zaman tek okunacak gazete var. Neydi o, milli görüşün gazetesinin adı ya, milli gazete. Milli gazeteydi. Onu okuyan bir tek iman ehli, onu okumayan iman ehli değil veyahut da işte bir tek partiye oy atılır. Refah Partisi’ne. Ona oy atmayanların imanları sorgulanır. Böyle seksenaltılar, seksenyediler, seksensekizler, doksanlar. Bunların içerisinde biz böyle bunların içindeydik. Bir tek okunacak kitap var. Onlar da risale i nur. Başka kitap okunmaz. Bir tek cemaat var, Fethullah Gülen’in cemaati. Hizmet eden o, başka cemaat yok. Bir tek sufi kanat var, nakşibendiler. Başka bir yol yok başka, geri kalan hepsi de bozuk, hepsi de sıkıntılı. Bunların içerisinde biz büyüdük. Ben islam olarak öyle söyleyeyim ve baktığımızda böyle o mücahit olanlar kendilerince, bizi eleştirirlerdi bize böyle bir laf söylerlerdi. işte mesela onlar, o zamanlar çok meşhur, habire fizilali yani şeyi o mısırlı tefsir hocası, Seyyid Kutub’un kitaplarını dağıtırdı milli gazete. Mevdudiyi dağıtırdı milligazete. O böyle Refah Partisi’nin o milli gençlikte, bunlar konuşulurdu. Başka kitaplar okunmazdı. Ondan sonra Mevdudi’den büyük bir alim yoktu yani o hatta o kitapları, o böyle tefsirleri satan, milli gençlik vakfının elemanları vardı. Onlar harıl harıl Seyyid Kutub’un ondan sonra, yoldaki işaretler, fizilal’il kur’an, onları satarlardı. Böyle herkese böyle dağıtırlardı. Başka kitap, risaleciler, risale satarlardı harıl harıl. Başka kitap yok. Fethullah Gülen’in cemaatı, Fethullah Gülen’in kitaplarını satarlardı, onun vaazlarını dağıtırlardı. Başka bir şey yok. Böyle bir seksenaltılar, seksenyediler, doksanlar, doksanbeşler. Hatta ikibinlere kadar böyle geldi. Ooooo ooo! Hiç böyle tavizsiz gidiyorlar ve bizim gibi böyle işte hasbelkader, Allah için sufilik yaşayanları kerih görüyorlar. Tepeden bakıyorlar. Böyle eleştiriyorlar yani biz, hele beni artık böyle, ben bir de ülkücülükten gelmeyeyim ya, benim ne köpekciğim kalıyor ne itçiliğim kalıyor ne kafatasçılığım kalıyor. Benim hiçbir şeyim kalmıyor böyle. Benim yüzüme bir şey söyleyemiyorlar, bu mümkün değil zaten. Benim eskim sert biraz böyle, nerde! Hala daha yüzüme söyleyemezler. Bu eleştirenler hep arkamdan konuşurlar.

Ben böyle arkamdan konuşanlar için ‘islam’da helaller ve haramlar’ dan, işte ben nemmamlık ile alakalı bir laf, söz söyleyince de hop oturup hop kalkıyorlar. Hani demiş ya o zaman için tabiinden bir zat, nemmamlık yapanlar için, islam’da helaller ve haramlar, nemmamlık bahsini açın, nemmamlık bahsinde der ki tabiinden bir zat, bu laf dolaştıranlar, böyle laf getirip laf dolaştıranlar, gıybet edenler, laf dolaştıranlar, onlar işte çok özür dilerim böyle damgalanmış, onun bunun çocuğudur hükmüne getirir onları.

Bunlar hala da yaparlar bunu. Böyle laf getirirler, laf dolaştırırlar. Hala da bunlar yaparlar. işte normalde o zamanlar böyle onlar böyle sırf tek mücahit onlar biz böyle şeyiz yani tırıvırı. insanlarız ama ne yazık ki işte bunlar böyle zaman içerisinde bilhassa Refah Partisi’nin belediyeleri kazandığında, başladılar hızla bozulmaya. Ne yaptılar onlar? Mücahitlikten müteahhitliğe terfi ettiler. Cemaat büyüdü bunlar da mücahitlikten müteahhitliğe terfi ettiler. Terfi ettiler, bu tarikatlar büyüdü. Tarikatlar büyüyünce bir kısım o günün anlı şanlı tarikatları, ne yazık ki siyasete ve ticarete atıldılar. Bakın dünya, Türkiye’deki islami mücadeleyi, bu dünyaya tapanlar, yönünü dünyaya dönenler, sulandırıcılar. Şimdi dünün mücahit kisvesinde bulunanlar, bugün müteahhit kisvesindeler veyahut da dünün mücahitleri, bugün bürokrat. Bürokrasiye girdiler. Bugün işte belediyelere, devlet dairelerine girdiler. Makam şoförlerini buldular. Ne bileyim işte zaman zaman, böyle bir bürokrasiler de bir makam sahibi oldular. Onların mücahitliklerinden bir eser kalmadı. Benim tanıdıklarım var, bildiklerim var, beraber çay içtiğimiz, çorba içtiğimiz, sohbet ettiğimiz, zikrullah yapıp da siz bu milleti uyuşturuyorsunuz, sizden bir cacık olmaz deyip ayrılanlar var.

Şimdi her biri zengin oldular. Müteahhit oldular. Her biri bürokraside söz sahibi oldular. Belediyelerde söz sahibi oldular. Ne yazık ki dünya bunları bozdu. Yani Şevki Yılmaz o zamanlar konferanslar veriyordu Kapalı Spor Salonlarında. Şevki Yılmaz’ı dinliyordu bütün herkes. Şevki Yılmaz’ı dinlerken insanlar kendilerinden geçiyorlardı. işte bir tane daha vardı. Onlar Hasan Hüseyin Ceylan mıydı? Öyle bir şeydi. Ondan sonra onu dinliyordu o ekip. Abdurrahman Dilipak’ı dinliyordu o ekip. Mesela Abdurrahman Dilipak Bayındır’a kadar gelmişti konferans vermek için. Şimdi aynı ekip Abdurrahman Dilipak’ı her yerde mahkemeye veriyor istanbul sözleşmesine karşı çıktığı için ve o sözleşmede bir lafız kullandığı için. Her yerde bakın. Aynı ekip bunlar. Aynı ekip ama işte veyahut da o Fethullah Gülen cemaati, en son neler oldu Türkiye’de herkes gördü. Ne hale geldi veyahut da Türkiye’de bir kısım nakşibendiler ne hale geldi. Ne, hangi noktaya geldiler ve ticarete girdiler, siyasete girdiler, ne bileyim, herkes bir şeyden, bir yerin bir şeyin kenarından tutmaya çalıştılar. Ne yazık ki dünya bunları bozdu. Acı şeyler bunlar. Bu özeleştiriyi yapanlar çok az ve bunu benim ağzımdan çıktığı için yine şimdi beni tefe koyacaklar tabii de yine eleştirecekler beni, yine laf söyleyecekler. Hakkımda dedikodular, gıybetler, iftiralar edecekler ama gerçek bu. Makamı görünce bozuldular. Parayı görünce bozuldular. Makam ve paradan bozuldular ve bozulunca kadından da bozuldular. Şimdi bakıyorsunuz her birinin altında en lüks arabalar, milyon dolarlık,

milyon euroluk! En lüks evler, milyon euroluk, milyon dolarlık. Kıskandığımdan değil. Beni ilgilendirmez. ilgilendirir, ilgilendirmez!

Zenginliğe karşı değilim. Zenginliğe düşman da değilim. Helal olan hiçbir şeye düşman değilim. Helal olan hiçbir şeye düşman değilim. Dün bir çay parası bulamıyan bir kimse, siyasetin ucundan tuttu, zengin oldu, paraya pula kavuştu. Dün iki oda bir salonda oturan bir kimse bir bürokratın, bürokrasinin ucundan tuttu, siyasettin ucundan tuttu, şimdi bilmem kaç tane villası var. Dünün mücahidi, bugünün müteahhiti ve ardından da iti oldu. Dünya bozdu müslümanları. En büyük üzüntüm bu zaten. En büyük üzüntüm bu! Dünyaya yöneldiler ve bu dünyaya sahip çıkınca, hani kendilerince ilk önce öyle aldattılar kendilerini. Parasız olmaz bu işler. Para toplamadan olmaz. Para kazanmadan olmaz. Bizim de para kazanıp mücadele etmemiz lazım. Bizim de televizyon kurmamız lazım. iyi, kanal yedi kurulurken müslümanlar, kanal yediye para yardımı ettiler. ilk kurulduğunda kanal yedi, birkaç evliya menkıbesi, birkaç islami film. Sonra? Gitti! TGRT, para topladılar, çok iyi biliyorum. Ben o zaman Yeni Gökçen’de esnaftım, ticaret yapıyordum. Kapı kapı dolaşıyorlardı. Çek ver, senet ver, para ver, ne verirsen ver. Müslümanların da bir kanalı olması lazım. Müslümanların da medyada olması lazım. Oldunuz! TGRT sonra bilmem kaç milyon liraya Amerikalı fox’a satıldı. Müslümanların parasını verdiler mi geriye? Hayır! Kanal yedi el değiştirdi. Önceden refah partililerin elindeydi, satıldı. Satıldı, el değiştirdi. Ak partililerin eline geçti. Oraya para yatıranların paralarını geri mi iade ettiler? Hayır! Kârlarını mı verdiler? Hayır! Ondan sonra Necmettin Erbakan hoca gitti, TV5’i aldı. Tekrar aldırdı, aldı. Neyse. Ne oldu o müslümanların parası? Gitti. Hani müslümanların paraları, nerde? Toplanan paralar nerde? Kimse hesap bile soramadı. Hesap bile sorulmuyor ama para toplamayan, hiç kimseden ücret istemeyen ve hiçbir kimseden ücret almadığı da sabit olan toplulukların vuruyorlar enselerine. Neden almıyorsunuz diye. Diyanet Vakfı’nın Türkiye finans’ta parası battı. Kim sordu hesabını? Türkiye Diyanet Vakfı’nın parası, Türkiye finans’ta battı. Kim hesap sordu? Hiç kimse. Ne oldu para? Gitti! Nereye gittiği belli değil. işte müslümanlar, dünyaya çare ararlarken, kendilerini kaybettiler. Sebep? Çünkü nefis terbiyesi yapmamışlardı. Eğer onlar gerçekten bir nefis terbiyesinden geçmiş olsalardı, onlar dünyayı kendilerine basamak yaparlardı. Dünyaya tapınmazlardı. Allah bizi affetsin ve ne yazık ki dünya hayatı, müslümanları aldattı ve ayet i kerimelerde, birçok ayet i kerime, birçok hadis-i şerifte dünya hayatı müslümanları aldatır diye söylenmiş olmasına rağmen, ikaz edilmesine rağmen, çünkü şeytan onlara vaad etti. Ayeti kerimede öyle diyor.

Nisa 120: ‘Şeytan onlara vaad ediyor, kuruntulara düşürüyor. Şeytanın kendilerine vaat ettikleri aldatmaktan başka bir şey değildir. Çünkü onlar şeytanın vadine kanıyorlar. Nefis terbiyesi görmediler. imanları kemale ermedi. Nefis terbiyesi görmediğinden, imanları kemale ermediğinden, başlarında da başlarında da kamil bir şeyh olmadığından ve onlara ikaz ve irşatda bulunmadığından dolayı, şeytan onları kuruntulara ve vesveselere kattı ve onlar dünya hayatının süsüne, dünya hayatının debdebesine, dünya hayatının şatafatına kandılar, gittiler. Bizim de villamız olması lazım dediler. Bir tane villa oldu doymadı, ikinciyi aldılar doymadı, üçüncü villa oldu. Bizim de lüks evimiz olması lazım dediler, bir tane aldılar, doymadılar. ikinciyi aldılar doymadılar, üçüncüyü aldılar. Gittiler, bizim de dediler lüks arabamız olsun, o lüks arabanın daha lüksünü, o lüks arabanın daha lüksünü aldılar. Bizim de dediler kılığımız kıyafetimiz düzgün olsun, italya’dan Versaceler aldılar, Guççiler aldılar, ingiliz kumaşlarını getirdiler. Bilmem hangi markaları getirdiler. Dünün mücahidine baktık biz, Versacelerle hava atıyor dünün mücahidine baktık baktık biz, yanında eşinin beşbin dolarlık Gucci güneş gözlüğü ile dolaşıyor. Dünün biz mücahidine baktık, yanında eşinin Vakko eşarbı var, tanesi beş bin lira! Dünün mücahidi ne baktık biz, eşi Gucci, veya Versace veya bilmem hangi marka başörtüsüyle örtünüyor. Evet! Dünün mücahidi bir de geldi bir tane çadıra da geldi, işadamı görüntüsü var, orda bir de iftar dağıttı, orda bir de iftar verdi. O kendi nefsini mutmain etti veyahutta gitti şeyhine on bin lira, yirmi bin lira, elli bin lira, yüz bin lira verdi, kendini mutmain etti. O gitti işte kendince ben kur’an kursu açıyorum dedi, kur’an kursu yaptırdı, öbür taraftan ama dünyayı götürdü. Kimse görmedi! Dünya hayatının süsü, dünya hayatının şatafatı, insanları aldattı. insanları kandırdı ve ahiretlik gideceklerine dünyalık gittiler. Dünün mücahitini aldılar, getirdiler, belediye başkanı yaptılar. Belediye Başkanı’nın ilk mücadelesi ehl i sufi ile oldu. Dünün mücahidini aldılar, getirdiler, belediyede encümen yaptılar, onun ilk mücadelesi müslümanlarla oldu ve onlara sırt çevirmek oldu ve ne yazık ki dünün mücahitleri, dünün müslüman, mümin görünen kimseleri, makamı görünce bozuldu, parayı görünce bozuldu ve onlar dünya süsüne ve şeytanın vaat ve kuruntularına aldanıp gittiler. Allah muhafaza eylesin.

Ne yazık ki zalimlerden oldular. Ne yazık ki hak ve hukuku gözetmez oldular. Ne yazık ki adaleti gözetmez oldular. Ne yazık ki kur’an ve sünneti gözetmez oldular. Bakın, dikkat edin, kur’an ve sünneti gözetmez oldular. Kuran’ın emirlerini rafa kaldırdılar. Sünnet i seniyyeyi rafa kaldırdılar. Dünün mücahitleri bugün, şimdi hadis inkarcıları oldu. Dünün mücahitleri bugün şimdi mezhep inkarcıları oldu. Dünün mücahitleri bugün sufi düşmanı

oldu. Evet! Dün de öyleydiler aslında ama görmüyordu hiç kimse. Biz bunları söylüyorduk, biz bunları bağırıyorduk o zaman için. Biz bunları uyarıyorduk yapmayın etmeyin diye, bizi de o zaman için kızıyorlardı, tu kaka ilan ediyorlardı. Şimdi de kızıyorlar zaten böyle söylediğim için, şimdi de böyle söylüyorlar. Bir ara Allah rahmet eylesin şeyhim, şeyin, Turgut Özal’ın işte kaç milletvekili çıkaracağını, Nevşehir’den kaç milletvekili çıkaracağını rüyasında görmüş. O zaman Çorumlu Hacı Mustafa Efendi sağ. Bunu da orda burda etrafına söylemiş, böyle böyle olacak diye. Bunu da Esat Kıratlıoğlu o zaman Nevşehir Milletvekili duymuş. Bunu duyunca işte gelmiş, sohbet etmiş, konuşmuş. Ondan sonra da Turgut Özal’a bunu aksettirmişler, işte söylemişler. Turgut Özal da demiş bir gelsin görüşelim, bir duasını alalım demiş. Allah rahmet eylesin. O zaman Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri sağmış. Neyse, Abdullah Efendi Hazretleri izin almış şeyhinden, Çorumlu Hacı Mustafa efendiden, bana naklettiği o. Gitmişler, başbakanlığın arka kapısından girmişler, tanışmışlar, görüşmüşler işte, dua etmiş .Vay! Sen misin ona dua eden! Turgut Özal’ın Partisi anapa oy verenler, hain, neredeyse dinsiz ilan edilmişti o zaman. işte Allah Allah Allah Allah Allah Allah! Dervişliğimizin ilk yılları bizim. Bu kıyameti koparıyorlardı. işte siz böyle şeyhiniz Turgut Özalcı, anapçı diye!

Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi gene hiç ne o, anapçı falan olmadı mesela. Hatta rüyalar anlattırırdı şeyh efendi. işte Refah Partisi’ne oy verilsin diye. Söylerdi de. Açıktan da derdi. Biraz böyle farklı, el altından da söyler, söyletirdi, refah Partisi’ne oy verilsin diye. Öyle demesine rağmen, onun böyle dumanını çıkarırlardı, tozunu attırırlardı o dünün mücahitleri! Derlerdi ki bana söyledikleri, Allah sizi ıslah etsin. Allah Allah! Neden? işte siz Anavatana oy veriyorsunuz! Canım Kardeşim, elinde bir delilin var mı? Yok. Elinde bir hüccetin var mı? Yok. Elinde böyle bir söz var mı? Yok. Ya nerden bunu çıkardın sen? E onunla fotoğrafı var ya! Şimdi herkesin her şeyle fotoğrafı var! Sonra örnekliyeceğim şimdi bunu. işte doğru yol partisine oy verenler de öyleydi. CHP’ye oy verenler de öyleydi. Ee? Erbakan hoca gitti, Doğruyol partisi, Tansu Çiller’le hükümet kurdu. Evet! Sonra ben onlara dedim. Ne oldu ya? Dedim Tansu Çiller ile hükümet kurdunuz şimdi. Hani doğru yol partisine oy verenler, melundu, kafirdi, mürtetti, münafıktı. Öyle dediydiniz bana. Ne oldu şimdi dedim. Ses yok.

Eee? Bir de hani böyle o topluluk böyle, işte bir şeyh kadınlara elini öptürüyorsa, kıyameti koparıyorlardı. Erbakan Hoca da Tansu Çiller ile tokalaşıyordu. Bayan bakanlarla tokalaşıyor du. Onu nereye koyacaktık? Bir de Mehdi diyorlardı ondan için. Bakın, dünyaya dönersek insanlar ne yazık ki kur’an ve sünnetten tavizler veriyorlar. inandıkları ilkelerinden tavizler

veriyorlar. inandıkları yoldan tavizler veriyorlar. Dünya ve şeytanın kuruntusu insanları aldatıyor ve bugünlerde kendi kendime böyle seyrediyorum. Ya diyorum dünün muhteşem insanı, dünün muhteşem insanı Abdurrahman Dilipak ne zaman kaka oldu da aynı kitle tarafından mahkemelere veriliyor şimdi. Hadi beni şikayet etmeleri, beni böyle işte başıma çorap örme çalışmalarını normal göreceğim. Dilipakın da başına şimdi çorap örmeye uğraşıyorlar. Yani gelinen noktaya bakın. Dilipakı savunan biz kaldık şimdi, bakın, gelinen noktaya bakın, Dilipakı savunan biziz şimdi. Ya istanbul sözleşmesine, istanbul sözleşmesini değişsin bu kaldırılsın diyen biz kaldık şimdi, herkes sustu! Herkes sustu! Mahkemeleri görünce herkes sustu veyahut da değişik mahfillerde, değişik yerlerde, değişik şeyler konuşuldu demek ki herkes sustu, raftan indi yani konuşulmuyor artık. işte o yüzden o çok söylenecek söz var ha, yani örneklediğim böyle şahsiyetler var ya, Mustafa islamoğlu. Dünün o milli gençlik vakfının büyük mücahidi, büyük dava adamıydı. Şimdi hadis inkarcısı. Şimdi kadere iman inkarcısı. Onun sözlerini yayarlardı. Onun tefsirlerini yayarlardı. Velhasıl ı kelam yani o mücahitler, o böyle kendilerince kendilerini dev aynasında görenler, dünyayı, parayı, makamı görünce ne yazık ki Allah muhafaza eylesin, çok tavizler verdiler ve ne yazık ki Allah muhafaza eylesin. Yani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin hadis i şerifi tecelli etti. Ümmetimin, ümmetimin dünyanın ümmetimi ifsad etmesinden korkuyorum dediği hale geldiler. Allah muhafaza eylesin inşallah ama herkes kendi günahını taşıyacak merak etmeyin.

“Hile ve çare diye zindanı delip de çıkmaya derler. Yoksa birisi zaten

açılmış deliği kapatırsa, yaptığı soğuk ve ters bir iştir.”

Hile ve çare diye zindanı delip de çıkmaya derler dediği dünya, yani sen bu dünyadan kurtulmanın yolunu arayacağına, bu dünyadan, dünya sevgisinden kurtulacağına, dünyaya aşıklığa kurtulmaya çare arayacağına veya dünyaya olan meylini, meylini kur’an ve sünnet dairesinde tutmaya çare arayacağına, daha önce bu konuda yol açılmış, daha önce bu konuda bir delik açılmış, bir yol açılmış olan şeyin yolu tıkamaya çalışıyorlar bu dünyaya haris olanlar, yani bu dünya sevgisi ile yanıp tutuşanlar, bu makam sevgisi ile yanıp tutuşanlar, dünya ve makam aşkına işlemiyecekleri, yapmayacakları melanet kalmayan kimseler, yani sufilik yolunu tıkamaya çalışıyorlar. işte siz dünyaya sırtınızı dönüyorsunuz. Siz bir lokma bir hırkacısınız…

Ya, siz de bir lokma bir hırkacı kalsaydınız. Siz de bir lokma bir hırkacı kalsaydınız da biz sizin yüzünüzden utanmasaydık. Siz de makamı gördüğünüzde bozulmasaydınız da sizin yüzünüzden utanmasaydık. Siz de siyasetin size getirmiş olduğu nemaları, siz elinizin tersiyle itseydiniz de biz de sizin

yüzünüzden utanmasaydık. Siz de müslümanların arasında fitne çıkarmasaydınız da sizin yüzünüzden utanmasaydık. Siz de ey şeyh efendiler! Müritlerinizin paralarına, pullarına, mallarına, mülklerine göz koymasaydınız da sizin yüzünüzden utanmasaydık. Siz islami görünümüdeki siyasetçiler, makamı gördüğünüzde, kadını gördüğünüzde, parayı gördüğünüzde, ihaleleri gördüğünüzde bozulmasaydınız da, biz de sizin yüzünüzden utanma saydık. Ey cemaatler! Ey islami topluluklar! Sizler de parayı gördüğünüzde, kur’an kursu yaptıracağız, okul yaptıracağız, şunu yaptıracağız, bunu yaptıracağız deyip milletten parayı toplayıp kendinize lüks villalar yaptırmasaydınız da biz de utanmasaydık sizin yüzünüzden! Şeyhinizi istismar etmeseydiniz de biz de utanmasaydık sizden. Şeyhimizin yok işte ne o ölüm yıldönümü kutlanacak, sana elli milyar yazdım, sana yetmiş milyar yazdım, sana yüz milyar yazdım, sana otuz milyar yazdım, sana on milyar yazdım deyip bir trilyon, birbuçuk trilyon parayı toplayıp, şeyhini anma günü yapmasaydın da biz de aynı dergaha müntesip olmaktan utanmasaydık! Sen de şeyhimi tanıtıyorum deyip de kitaplar yazdırıp tanesini bilmem kaç paradan satıp kendine cebellezi minel beşer etmeseydin de senden utanmasaydık! Sen de elinden ne sözlü icazet varken, ne yazılı icazet varken şeyhim diye orta yere çıkıp, senden de utanmamış olsaydık veyahut da birileri şeyh efendinin sohbetine şeyh efendinin zikrullahına hiç gelmemişken veya birileri şeyh efendiden hiç ders almamışken ben onun yolunu takip ediyorum, ben onun mirasçısıyım deyip de milletin önünü kesmeseydi de ondan utanmasaydık! Keşke biz Abdullah Efendinin dediği noktadayız kalıyoruz deyip Avrupa’dan para toplayıp, pul toplayıp kendilerine bu paraları kendi uhtelerine geçirip onlardan utanmasaydık. Yapmasalardı bunları!

Ne yazık ki yaptılar! Dünya bunları aldattı. Bunlar bu yolları tıkayacaklarına bunlar bu yolları kapatacaklarına, ne yazık ki daha yeni yollar açtılar. Yeni bidat yollar açtılar. Yeni hurafe yollar açtılar. Yeni geçim yolları açtılar. Siyasetçisi bir taraftan, bürokratı bir taraftan, ben şeyhim diyenler bir taraftan, ben cemaatim diyenler bir taraftan, ben şucuyum, ben bucuyum diyenler bir taraftan… Herkes bir taraftan bir şeyler aldılar götürdüler, onlar adına üzülmek, utanmak bize düşt ne yazık ki! Bunlar dünyaya açılan dünya sevgisine açılan yolları tıkayacaklarına, ahirete açılan yolları tıkadılar ve baktılar birileri ahirete giden yolu açmaya çalışıyorlar, kendi hırslarından, kendi kinlerinden, kendi nefretlerinden onlara musallat olmaya başladılar. Evet! Şimdi ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz diye göğsümüzü gere gere bağırıyoruz, canları sıkılıyor bizden. Dilenmeyin para diyoruz, bizden canları sıkılıyor, moralleri bozuluyor. istemeyin kardeşim, dilenmeyin. Allah yolunda hizmet edecek olana Allah yardım eder. Allah yolunda koşacak

olana Allah yardım eder. Alınterini ye, alın terini harca dediğimiz için zorlarına gidiyor, ağırlarına gidiyor! Nasıl sustururuzun hesabını yapıyorlar. Evet! Allah susturmadıkça, susturamayacaksınız. Allah sizin çelme takmanıza müsaade ederse, siz çelme takarsınız. Allah müsaade etmedikçe alayınız, topunuz, yedi düveliniz toplansa, Mustafa Özbağ’a çelme takamazsınız. Allah nefesimi alırsa, o zaman susarız. Allah nefes verdiği müddetçe, Allah aklımı koruduğu, kalbimi koruduğu müddetçe hiç kimse susturamayacak. Biz hakkı, hakikati, adaleti, hukuku, kur’an ve sünnet dairesinde, kuran ve sünnetin emrettiğini haykıracağız, söyleyeceğiz. Mücahitlikten müteahhitliğe, müteahhitlikten itliğe gittiniz diyeceğiz. Parayı topladınız, cebellez ettiniz. Allah yolunda harcamadınız, fakir fukaraya dağıtmadınız diyeceğiz. insanlara, insanlara at eti sattınız cemaat etti diye, tarikat eti diye. Domuz eti sattınız tarikat eti, at eti diye. Bunları söyleyeceğiz. Bizim de medyamız olsun dediniz. Para topladınız, sattınız medyaları. Bunları söyleyeceğiz. Bizim de gazetemiz olsun dediniz, sattınız, para toplayıp kurduğunuz gazeteleri sattınız. Paraları cebinize attınız. Bunları söyleyeceğiz.

Zekat topladınız talebe çocuklar için, zekatlar topladınız. Arsalar topladınız, evler topladınız, yurtlar, yurtlar yapacağız dediniz. Hepsini kendi uhdenize geçirdiniz. Peşkeş çektiniz. Kendi rahatınıza baktınız. Bunları söyleyeceğiz. Allah için söyleyeceğiz. Uyarmak için söyleyeceğiz. insanlar aldanmasın diye uyaracağız insanları. Uyaracağız! Bunun hesabını vereceksiniz. Allah’a bunun hesabını vereceksiniz. Allaha bunun hesabını vermeden bir günyüzü göreceğinizi mi düşünüyorsunuz. Allaha hesabını vereceksiniz! Allah’a hesabınız acı olacak hem. Ben hep diyorum ya mahşer çok renkli olacak diye, mahşer çok renkli olacak, mahşer çok renkli olacak! Fakir fukara için topladığınız paraları otel yapacaksınız, fakir fukara için topladığınız yerlere kendinize ev yaptıracaksınız, dergah yapacağız, tekke yapacağız deyip de milletten para toplayıp gidip bir yerlerden tarla alacaksınız, arsa alacaksınız kendinize, ondan sonra Allah’ın yüzüne bakacaksınız öyle mi! Daha da ilerisi, daha da ilerisi! Gidip ingiliz derin devletinden para toplayacaksınız, para alacaksınız, gidip Alman derin devletinden para alacaksınız, gidip mossaddan, cıe’den para alıp tekkeler kuracaksınız, dergahlar kuracaksınız ,cemaatler kuracaksınız, altınıza arabalar alacaksınız, Allah sizi faş etmeyecekmi zannediyorsunuz! Hepiniz meydana çıkacaksanız! Cenab ı Hak çünkü ahir zamana giderken bu yalancı mehtileri, bu yalancı velileri bu yalancı şeyhleri, bu yalancı cemaatleri, bu yalancı islam komutanıymış gibi görünen bu dandiklerin hepsinin de foyasını meydana çıkaracak korkun, Allah çıkaracak foyanızı.

Bizim elimizde hukuk yok, Jandarma yok, asker yok, bizim elimizde polis yok, hiçbir şey yok. Bizim Allah’ımız var. Bizim Allah’ımız var. Bizim Allah’tan başka sahibimiz yok. Allah’tan başka dayanağımız yok Allah’tan başka yaslanacağımız yok. Allah’tan başka isteyeceğimiz yok. Allah’tan başka dua edeceğimiz yok. Bizim sahibimiz Allah bizim. Malikü’l mülk olan Allah’a yaslandık biz. Bizim dayanacağımız, dayanağımız bir siyasetçi yok. Bir bürokrat yok. Bizi hiçbir vali tanımaz, sevmez de. Bizi hiç bir siyasetçi tanımaz, sevmezler de. Çünkü hakkı ve hakikati konuşuruz. Ancak gönlü kalbi hakka ve hakikate açık açık olan bürokratlar ve siyasetçiler bize hak verir. Gönlü hak ve hakikate açık değilse o siyasetçinin o bürokratın bize asla sıcak durmaz. Yanımıza dahi yaklaşmaz, bize merhaba bile demez. Hakka ve hakikate açık değilse o siyasetçileri, o bürokratları da bizimle beraber görürlerse, bizimle ilişkide olduklarını görürlerse, zaten o münafıklar, o mürtedler, o müşrikler, o böyle itler, onların zaten boğazını sıkmaya çalışıyorlar. Onlar da nefes alamıyorlar çekiniyorlar haklı olarak, uzak duruyorlar. Hiçbir zaman kendilerine gönül koymuyorum veyahut da biraz böyle toplumda parası pulu olanlar, uzak duruyorlar bizden. Paralarına, pullarına zarar gelmesin diye öyle ya! Bir soruşturma geçirirler, bir şey geçirirler. Allah muhafaza eylesin. Ondan korkuyorlar, dünyalarından korkuyorlar ahiretlerinden k orkacaklarına. Allah’a yaklaşmanın yolunu arıyacaklarına, dünyalarını muhafaza etmeye çalışıyorlar. Allah muhafaza eylesin.

“Bu dünya zindandır biz de zindandaki mahpuslarız.”

Zengini, fakiri, siyasetçisi, mücahiti, iti, mürşiği, velisi… bu dünya bir zindan hepimize ve bu zindanın içerisinde biz mahpusuz. Allah’a kavuşmak isteyenler, bu dünya hapishanesinde Allah’a kavuşmak için her an, her dem, her dem can atanlar, bu dünya mapushanesinden kurtulmanın yolunu arıyorlar. O yüzden Allah’a kavuşmayı isteyenler, Allah’a kavuşmak için nefes nefesine katanlar, bu dünya zindanından kurtulmanın yolunu arıyorlar. Biz, zindanı delmek için uğraşıyoruz. Gel, sen de Allah’a kavuşmak istiyorsan, beraber bu zindanı delelim. Hepimiz mahpustayız. Hz.Pir, öyle diyor:

“Bu dünya zindandır, biz de zindandaki mahpuslarız. Zindanı del,

kendini kurtar. Dünya nedir? Allah’tan gafil olmaktır.”

Gel, toprağa girdiğinde senin bürokrasideki makamın kalmayacak. Toprağa girdiğinde siyasetteki makamın kalmayacak. Toprağa girdiğinde senin zenginliğin kalmayacak. Evin, barkın, yurdun kalmayacak. Eşin, çoluğun, çocuğun kalmayacak. Lüks araban kalmayacak, paran pulun kalmayacak ve toprağa beş metre bezle gireceksin. O da nasip olursa. O da nasip olursa! Denizde mi boğulursun, uçakta mı patlarsın, evin yangın geçirir, içerde unufak olur, yanar mısın, beş metre bez nasip olup olmayacağı belli değil. Belli

değil! Gel, nefesin varken tövbe et. varken. Gel nefesin varken Allah’a yaklaşmanın yolunu ara. Gel nefesin varken bu dünya zindanından kuryulmanın yolunu ara. Gel, o yolu ara. Ben seni Allah’a davet ediyorum, ben seni Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yoluna davet ediyorum. Mustafa Özbağ’ın yolu yok. Varsa Mustafa Özbağ’ın yolu batsın. Mustafa Özbağ’ın dini yok. Mustafa Özbağ’ın dini varsa, dini batsın. Ben seni Allah’ın dinine davet ediyorum. Ben seni Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine, onun yoluna, onun hadislerine davet ediyorum. Gel ey dünya zindanında mapus bir şekilde hayat yaşayan bedbaht kardeşler. Uyanın, kalbinizi açın, gözünüzü açın, nefesinizi açın. Ne zaman biteceği belli değil. Tövbe edin, geri dönün. Allah tövbelerimizi kabul eder. Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışıp, Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışıp, o ahmaklardan olmayın. Ulu kişilerden olun. Peygamberlerin ve velilerin yolunu tutun. Eğer peygamberlerin ve velilerin yolundan şaşarsanız, peygamberlerin ve velilerin yolundan uzaklaşırsanız, peygamberlerin ve velilerin izinden uzaklaşırsanız, delalete düşen, sapkınlığa düşen, şeytanın yolundan giden şeytanın ümmeti olup çıkacaksınız. Gelin şeytanın ümmeti olmayın. Gelin, dünyanın ümmeti olmayın. Gelin Allah’ın kulu, habibinin ümmeti olun. Allah’ın kulu, habibinin ümmeti olun ve Allah için sevin, Allah için zikredin, Allah için tövbe edin, Allah için namaz kılın, Allah için dostluk kurun. Allah için, Allah’ı anlatın. Allah için, Resullah’ı anlatın. Allah için, velileri anlatın. Allah için sufiliği anlatın. Allah için Allah yolunu anlatın. Allah için Allah sevgisini anlatın. Hiçbir şey için uğraşmayın başka şey için. Din de dünya da ahiret de Allah için yaşamaktır. Allah için nefes vermektir. Sıcaklık arıyorsanız, Allah için yapın her şeyi ama yok, siz bu dünya zindanına hala da duvar örmeye çalışıyorsanız, sadece kendinize zulmetmiyorsunuz. Siz bizlere de zulmediyorsunuz. Siz çünkü dünya zindanını daha da muhkem hale getiriyorsunuz, dünya zindanını daha da kuvvetli hale getiriyorsunuz ve bizim yolumuzu kapatıyorsunuz ve siz, biz bu dünya zindandan kurtulacağız diye uğraşırken, siz yol kesicilerden oluyorsunuz. Siz yolumuza taş koyanlardan oluyorsunuz. Bu cüzzi iradenizle yapıyorsunuz. Biz bunu Allah’ın bir cilve i rabbaniyesi olarak görüyoruz. Diyoruz ki ne kadar engel koyarlarsa koysunlar, biz Allah demeye devam edeceğiz. Ne kadar engel önümüze koyarlarsa koysunlar, biz Eşhedü Enla ilahe illallah Ve Eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resulu demeye devam edeceğiz.

Bizim önümüze ne engel koyarlarsa koysunlar, din kur’an ve sünnettir deyip hem Kur’an’ı hem sünnet i seniyyeyi haykıracağız. Biz bir elimize kur’an ve sünneti alacağız, bir elimize millet sevdasını, vatan sevdasını alacağız, biz öyle yürüyeceğiz. Sevseniz de yürüyeceğiz, sevmeseniz de

yürüyeceğiz. Eleştirirseniz de yürüyeceğiz, eleştirmeseniz de yürüyeceğiz. Ayağımıza taş koysanız, başımıza kaynar sular akıtsanız, önümüze ateşten nehirler koysanız, biz Allah demeye devam edeceğiz. Allah’a yakın olmaya devam edeceğiz. Bu yoldan bizi alı koyacak olan hiçbir güç, hiçbir kuvvet olmayacak. Son nefesimize kadar ‘la ilahe illallah la ilahe illallah’ diyerekten, biz ona kavuşmanın yolunu arayacağız ve bulacağız. Ama siz bu dünyada kalan leşler, bu dünyanın peşinden koşan necisler, bu dünyanın peşinden koşan akbabalar, bu dünyanın peşinden koşan kargalar, bu dünya için birbirine hırlayan itler gibi, dünyanın içerisinde o mapushanede yaşamaya devam edeceksiniz ve sonunuz cehennem olacak. Sonunuz cehennem olacak.

Oysa dünyayı bir basamak olarak kullansaydınız, zenginliğinizi bir basamak yapsaydınız, ‘namazı kıl, zekatı ver’ hükmünü kendi nefsinize bunu iman ettirmiş olsaydınız, zenginliğini z sizin cennetliğiniz olacaktı. Fakire, fukaraya el uzatsaydınız, zenginliğiniz sizin cennetiniz olacaktı. Dula yetime el uzatmış olsaydınız, zenginliğiniz sizin cennetiniz olacaktı. Siyasetçi olup fakirin, fukaranın, haksızlığa uğrayanın, dulun, yetimin, kimsesizlerin kimsesi olsaydınız, sizin siyasi makamınız sizin cennnetiniz olacaktı. Bir yetimin başını okşasaydınız, sizin cennetiniz olacaktı. Siz fakir için, fukara için ‘el fakr u fakri’ diyen Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetini yaşamış olsaydınız ve sofralarınızda fakir fukaralar oturmuş olsaydı ve siz sofralarınızı, fukaralarla paylaşsaydınız ve siz bir siyasi makama geldiğinizde kentin varoşlarında yaşamaya devam etseydiniz, villalarınızda yaşamasaydınız ve siz bir bürokratik bir makama geldiğinizde yine varoş mahallenizde yaşayıp, o kentin varoşlarında yaşamaya devam etmiş olsaydınız, sizleri başımıza taç, gönlümüze sultan edecektik. Ama ne yazık ki sizler bizleri utandırmaktan başka bir şey yapmadınız. Daha da para kazanmak için müslümanlara sırtınızı döndünüz. Daha da para kazanmak için ihalelerde, orda burda her yerde yanlışlık yaptınız. Bürokrasiye sahip oldunuz diye, kendinizi bir şey zannettiniz. Etrafınızda korumalar, özel şöförler, özel arabalar, özel sirenler, orda gittiniz bir makam sahibi bir müdür oldunuz ya, herhangi bir yerde, belediyede bir müdür oldunuz, etrafınızda avane ile dolaştınız ve yaşadığınız mahalleleri terk ettiniz. Yaşadığınız varoşları terk ettiniz. Kur’an okuduğunuz, sohbet ettiğiniz varoş evleri terk ettiniz. Sizlere oy veren, sizlere destek veren, canhıraş kur’an deyip, islam deyip, kur’an ve islam deyip, kur’an ve islam hakim olacak deyip eve ev dolaşanlara sırtınızı döndünüz. Onları hor hakir gördünüz, makamlarınıza bile almadınız. O çarşaflı kadınları, o kapalı kadınları, hiç huzurunuza dahi almadınız, dinlemediniz bile. Sırtınızı döndünüz. Papatyalaştınız hepiniz de, evet! Çünkü siz bu dünya mapushanesini sevdiniz. Bu dünya mapushanesini siz

kendinize ebedi yurt edindiniz. Merak etmeyin. Dünya hapishanesi sizin ebedi yurdunuz olacak. Çünkü dünyayı sevenler için dünya cehennemdir. Dünya mümine zindan, kafire, mürtede, müşriğe cennet. Siz bu dünya zindanını cennet zannettiniz, ebedi kalacağız burada dediniz. Evet, siz dünya cehenneminde ebedi kalacaksanız, tövbe edip geri dönmezseniz.

“Dünya nedir? Allahtan gafil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartarak

ticaret etmek ve kadın, dünya değildir.”

Allah ticareti helal, faizi haram kıldı. Allah çalışıp kazanmayı helal kıldı. Haramı yasakladı. Haramlar belli. Ama siz harama yöneldiniz, gösterişe yöneldiniz. O yüzden siz dünyayı amaç ettiniz, araç etmediniz. Makamı amaç, ettiniz araç etmediniz. O yüzden aldananlardanız.

“Din yolunda sarf etmek üzere kazanılan mala Peygamber ne güzel

Çünkü sen Allah yolunda bir para kazandın, Allah yolunda harcadın, cennetini kazandın. Yarın hurma da olsa birine tasadduk edin dedi. Hey! Milyarlar, trilyonlar ile uğraşan! Kalkıp yarım hurma hediye etme sen. Sen yarım hurma sadaka etme. Bu hadis i şerifi yarım hurma da olsa sadaka verin, cennetinizi kurtarın deyip de sen onu yapma. Sen yarım hurma vermeyeceksin. Bir hurması olan yarım hurmasını verecek. Bir hurması olan, yani yüzbinlirası olan ellibinlirasını verecek. Yani bir tirilyonu veren, beşyüzbinlirasını verecek. Verebilir misiniz? Veremezsiniz. Evet! Eliniz titrer sizin Allah yolunda para harcamak için eliniz! Ama gösterişe asla eliniz titremez. Hak görürsünüz beş trilyonluk, yedi trilyonluk, on trilyonluk araba almayı kendinize. On trilyonluk araba almayı kendinize hak görürsünüz. Onbeş trilyonluk araba almayaı kendinize hak görürsünüz!

Zekat vereceğiniz zaman eliniz titrer. Siz işte bilmem on trilyonluk, yirmi trilyonluk, otuz trilyonluk yalılarda, villalarda yaşamayı kendinize hak görürsünüz. Ama siz, bir fukara bir evceyiz alacak, yirmi lira eksiktir, yanınızda çalışan elemandır, ona vermezseniz! Ben hepinizi tanırım sizin. O yüzden Allah yolunda harcanmayan para, insanın cehennemi olur. insanın eşine ve çocuklarına yedirdiği, akrabalarına yedirdiği, Allah yolunda harcadığı para, o kimsenin cennetliğidir. Muhakkak ki iş yapacak, sermayesini arttıracak, bunlara sözümüz yok helal daireden ama zekatınızı vermiyorsanız, fakir fukarayı gözetmiyorsanız işiniz çok zor. Allah muhafaza eylesin.

“Suyun gemi içinde olmazsı, geminin helakıdır. Gemi altındaki su ise

gemiye, geminin yürümesine yardımcıdır.”

Dünya seni normalde ahirete taşırsa iyidir. Yoksa, sen dünyayı içine yutarsan batarsın, helak olursun. Yani insanın vücudu böyle gemi gibi düşünün.

O dünyanın üzerinde yürüyecek, nereye gidecek? Allah’a yaklaşmaya vesile olacak. Yok, su geminin içine girerse batar ya. işte insan da böyle batar.

“Mal, mülk sevgisini gönülden sürüp çıkardığındandır ki Süleyman

ancak yoksul adını takındı.”

Hani Süleyman Aleyhisselam dünyanın bütün böyle kuşlarına hükmü geçen, hayvanlarına hükmü geçen, rüzgara yağmura, hükmü geçen ve şeytana cinni taifesine hükmü geçen, büyük peygamber, kral peygamber aynı zamanda ve işte rivayet edilir. Bütün pahalı madenlerle o mabedi yaptırdığına dair. israil o mabedi çıkarmaya çalışıyor. O mabedin altındaki o kafir cinlilerin ve şeytanın toplamış olduğu madenleri çıkarmaya uğraşıyor. O yüzden orda fırtına kopuyor. işte o Süleyman ki fakir fukaraydı ve fakirlerle beraberdi ve bütün peygamberler, bütün peygamberler, fukara bir hayat yaşamışlardır. O yüzden Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinden nakledilen hem hadis, hem dua, bununla geceyi kapatalım inşallah. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin duası olsun: ‘Allah’ım beni miskin yaşat, miskin olarak öldür. Kıyamet gününde de beni miskinler arasında dirilt. (Miskin, fakir demek, fukara demek.) Hz. Ayşe annemiz, merak edip neden ey Allah’ın Resulü diye sorunca, çünkü onlar cennete zenginlerden kırk yıl önce gireceklerdir. Onun için ey Aişe, yoksulu geri çevirme. Yarım Hurma dahi olsa ona ver. Ey Aişe, yoksulları sev ve onları kendine yaklaştır ki Allah da seni kıyamet gününde kendisine yaklaştırsın.’

Tersi ne? Zenginleri kendine yaklaştırmak. Zenginleri kendine yaklaştırırsan, Allah seni kıyamette kendisine yaklaştırmaz. iş yapıyorsun. Senin işle alakalı bir derdimiz yok ama sen dost ve arkadaş seçeceksen, fukaralardan seç. Kendine yoldaş seçeceksen, fukaralardan seç. Sen bir dost yolu tutacaksan, fukaralardan tut. Zenginlerden değil. Burdaki zenginlik ne? Doymayan, doymuyor. Gösterişten geri kalmıyor. işte öyle kadınlar vardır ya. Gösterişten geri kalmaz. Evini çok süsleyeceğim diye uğraşır. Seneye bir daha süsler. Birkaç yıl sonra bir daha süsler, her şeyi sıfırdan alacağım, gösteriş yapacağım diye uğraşır ve o evinin içerisine bir tane fukara girmez. O evde bir zikrullah olmaz, bir ders olmaz, olmaz! Hep böyle gösterişe düşer. Zenginlerle arkadaş olacak, zengin günlerine gidecek yani o kalkıp da bayan fukara dervişlerle ne iş olsun! Oraya zikrullaha gider mi, orada derse gider mi ya! Onun kariyerine uymaz. Veyahut da işte böyle şey, böyle fukara, bizim hani ben biraz da kendimizden bahsedeyim. Yani bizim, bizim arkadaşların büyük bir çoğunluğu fukaradır. Bazen arkadaşlar ya işte filanca zengin diyor. Kimmiş o zengin, söyleyin bana diyorum ben. işte x kimse diyor. Ya ne alakası var diyorum onun zenginlikle diyorum. Zenginlik kim, o kim diyorum, böyle kalıyorlar. E neden?

Şimdi bizim arkadaşlar böyle işte asgari ücretle çalışan, en yüksek geliri olan aylık onbin lira geliri olan kimseler. Öyle aylık kırk elli lira geliri olan kimseyi gözünde büyütüyorlar. Diyorum büyütmeyin, onlar da zengin değil örneğin. Şükür hamdolsun, biz kendimizce zenginiz ama yani dünya ölçeğiyle bakarsak zengin değiliz. işte bazen, bizim içimizde de var o. Kadınlarda da var, erkeklerde de var. Böyle dünyaya karşı böyle hevesleniyorlar, böyle zenginlerle düşüp kalkacağım, onlarla böyle siyasetçilerle düşüp kalkacağım diyorlar, uzak durun. Neden? Bir zengine parası için hürmet edersen, dininin yarısı gider. Bir makam sahibine, makamından dolayı hürmet edersen, dininin yarısı girer. O tehlikeli. Bir kimseye siz belediye başkanı diye aşırı derecede hürmet ederseniz, dininizin yarısı gider. Ondan bir menfaat umacaksınız ya! Veya bir zenginden menfaat ummak için ona temenna eder, ona aşırı hürmet ederseniz dinimizin yarısı gider. Bir de bu böyle makam sahipleri zenginler her şeyi çok bilirler. Ooo! Ya ne alakası var şimdi faizsiz ticaret mi olur ya! Bir de ahkam keser bunlar. Sen susmak zorunda kalırsın. Neden? Mal alacaksın, ticaret yapacaksın ya onunla. Senin susman, susman Allah muhafaza eylesin, seni küfüre götürür. Zalimse o kimse, kalbinden buğuz edersin. Ben ondan değilim diyeceksin. Yapabiliyorsan, ona tebliğ edeceksin. Yanlış yapıyorsun, yanlış konuşuyorsun, faiz haram. Mümin müminden alamaz diyeceksin. Onu diyebiliyorsan, ala, cihat ettin. Diyemedin, Allah muhafaza eylesin. Sıkıntılı. O yüzden gerçek sufilerin, öyle zenginlerden çok dostu olmaz. Gerçek sufilerin, öyle siyaset erbabından, bürokrat erbabından, yüksek erbabdan çok dostu olmaz. Neden? Hakkı konuşacak, hakikati konuşacak. Onlar onlarla çok dost olmazlar. Rabbim cümlemizi inşallah kendine dost olan, habibine dost olan, dostlarına dost olan dostlarından eylesin. Ne güzel dua değil mi. Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin duası. Ne diyor? Ne güzel, bak, çok güzel: ‘Allah’ım beni miskin olarak yaşat miskin olarak öldür kıyamet gününde de beni miskinler arasında dirilt. Amin. Muhteşem!

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Vird, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, İcâzet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı