Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Sayfa

Sorular: Tevhid ve Şirk — Sayfa 3

Table of Contents

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Tevhid ve Şirk(290) — Sayfa 3/3

Hz. Hud aleyhisselam Ad kavmine ne gibi bir mesaj vermiştir?

Hz. Hud aleyhisselam Ad kavmine dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah’a ibadet edin. Sizin için ondan başka hiçbir ilah yoktur. Allah’ın ortakları olduğu yolundaki iddialarınızı iftiracılardan başka bir şey değildir.’ (Hud suresi, ayet elli). Ad kavmine tabii sonuçta yine başka bir ayeti kerimede onları yok etme emrimiz geldi deyince normalde Hud’la, onunla beraber iman edenleri de ne yapıyor Cenabı Hak, kurtarıyor. Bununla alakalı da birçok ayeti kerime var ve ‘Ad kavmi, uğultu çıkaran her şeyi kasıp kavuran ve şiddetle esen rüzgarla yok edildi.’ Bu Hakka suresi, ayet 6, 7, 8’de var bu. ‘Allah onların köklerini kazımak için o kasırgayı yedi gece sekiz gün aralıksız estirdi. Eğer orada olsaydın, onların kökünden sökülmüş küf hurma kütükleri gibi yere serildiklerini görürdün. Sen onlardan hiç kurtulup kalanını gördün mü?’ Yani normalde o Ad kavmi, böyle bir rüzgarla helak oldular.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 854-864. Beyitler Şerhi

Tevhidin ne anlama geldiği?

Lailahe illallahın manası bu. Bunu küçük görüyor kimse. Allah muhafaza eylesin. Tevbeye davet edildiğinde küçük görüyor. Şimdi kardeşler bunu yaşarlar. Bunu yaşayaraktan geldim ben, hala da ara ara yaşarım. Birisine gel sohbet var, gel zikrullah var dediğinde alaya alır seni, alay eder kafa sallama geleceğiz değil mi. He kafa sallayacaksın. Bu dünyada kafayı sallamazsan, öbür tarafta iyi sallatırlar cehennemde sana. Gel burda salla sen. Bu dünyada secde etmezsen, öbür tarafta iyi secde ettirirler sana, merak etme, sonuçta secde ettirirler sana, gel burda kendi isteğinle et. Yok, dalga geçerler alaya alırlar! Allah muhafaza eylesin. Her sünneti seniyyeyi alaya almak, peygamberi alaya almaktır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 811-814. Beyitler Şerhi

İnancı reddedenlerin Allah’a karşı durumları nedir?

Cahiller, körler, manevi körler, manevi sağırlar, manevi cahiller, Allah ve Resul’ünü kabul etmeyen, Allah ve Resul’ünün yolunu reddeden, Allah ve Resul’ünün çizgisini bozmaya çalışan, dini ve dindarları ifsad etmeye çalışanlar, gerçek manada Allah’la pençeleşiirler ve savaşırlar. Onlar zannederler ki x kimseyle savaşıyor. Zannederler ki x kimseyle mücadele ediyor. Hz. Muhammed i Mustafa’yla dün de bugün de mücadele edenler, gerçekte Allah’la mücadele ederler. Ne zaman dün, dün Hz Muhammed’i Mustafa(s.a.v.)’i müşriklere karşı galip getiren Allah, bu gün de Hz Muhammed Mustafa(s.a.v.)’in peşinden giden Muhammedileri galip getirecektir. Çünkü savaşın bir tarafında Allah vardır bir tarafında ise ne yazık ki Allah’ı tanımaktan uzak, Allah’a iman etmekten uzak ne yazık ki küfür ehli vardır. Savaş, ikisinin arasında geçer ve galip gelecek olan, mutlak galip olan Allah’tır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 525-529. Beyitler Şerhi

Tevhidin özü nedir?

Tevhid ve tevhidin özü! Tevhid ve tevhidin özü! Deryadan da geç, balıktan da geç, varlıktan da geç. Geç, yürü! Yolun kestirmesine git. Yolun hakikatine git. Ya? Allah’a koş. Ne zaman ki Allah’a koştun, o zaman kurtuluşa erdin. Ne zaman ki direkt Allah’la irtibatını kurdun, o zaman hür oldun. Ey oğul, hür ol. Hür ol. ilmin ondan gelsin. ilmin ondan gelsin. Rızkın ondan, hayatın ondan, bilgin de ondan, tecelliyatın da ondan. O zaman sen ona koş. Altına gümüşe değil, ona koş. Koşacaksan ona koş ve burda muhteşem bir şey var. Varlığa tecelli eden her ne var ise, o değil. Ne diyor, muhteşem: ‘Deniz de ne ki, bu üstünler üstünü, bu ulular ulusu padişaha benzesin.’ Hiçbir şey ona benzemez. işte tevhid budur. Hiçbir şey ona benzemez, hiçbir şey! Ona benzediğini zannettiğin şey, o değildir. Bu o dediğin, o değildir. O, halden hale, perdeden perdeye, makamdan makama, tecelli eder. O zaman o diye gördüğün her şey, o değildir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 505-509. Beyitler Şerhi

Birliğe yönelmek ve yöneltmek ne anlama gelir?

Birliğe yönelmek tevhid, birliğe yöneltmek de bütün herkesi, bütün etrafını o tevhide yöneltmek manası. Tevhid de bir şeyin tek olduğunu, bir şeyin bir olduğunu, tek olduğunu, başka o şeyden olmadığını göstermek.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Tevhid ne demektir?

Tevhid de bir şeyin tek olduğunu, bir şeyin bir olduğunu, tek olduğunu, başka o şeyden olmadığını göstermek.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Allah’ın sıfatları ve fiilleri nasıl tevhidin içindedir?

Allah’ın sıfatları dediğimizde Cenab-ı Hakk’ın bütün fiiliyatları onun içindedir. Sıfatlar da Allah’ın zatının içindedir. Bunu böyle sakın hani bir en üstte bazen öyle anlatırım ya Allah lafzı yazarım onun altında Rahman ismi şerifi onun altında bütün esma ül hüsna, sonsuz sıfatları, sonsuz fiiliyatları vardır. Hepsi de bunların hepsi de nedir? Tevhidin içindedir ve bunu hiçbir zaman unutmayın. Hiç bir fiil, hiç bir sıfat tevhid düşüncesinin dışında değildir.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Tevhidin zat, sıfat ve fiillerde nasıl ifadesi vardır?

Allah’ın zatında tevhid vardır, uluhiyette birleşme yani Allah’ın zatında, sıfatlarında fiillerinde yegane ve benzersiz olduğuna biz iman ederiz. Allah sıfatlarıyla, fiilleriyle ve bütün sıfatları kendi zatında toplamıştır ve bütün o zatında, sıfatlarında, fiillerinde yegâne benzersizdir. Bir şeye benzemez ve uluhiyet noktasında Cenab-ı Hak uluhiyetini hiç bir şeyle paylaşmaz. Sıfatlarını da paylaşm, fiillerini de paylaşmaz zatını da paylaşmaz ve uluhiyet dediğimizde çok geniş bir kavramdır, geniş bir çerçevedir, bunu Allah’tan başka kanun koyucudan tutun da Allahtan başka yaratıcı olmamasına kadar geniş bir yelpazedir.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Rububiyette tevhid ne anlama gelir?

Rububiyette tevhid; Allah’ın teklik ismi şerifidir, sıfatıdır. Allah’tan başkasına ibadet edilmez, Allah’tan başkasına tapınılmaz, Allah’tan başkasına sığınılmaz, Allah’tan başkasına dua edilmez, Allah’tan başkasına yalvarılmaz. Bu da rububiyette tevhittir. ‘İyya kenabüdü ve iyya kenestain, ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz.’ Fatiha-i şerife, bu mana ile bakılırsa tüm tevhidleri yani bu şimdi tasnif ettiğimiz tevhidlerin hepsini de zatında barındırır Cenab-ı Hak.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Fatiha-i şerif ne şekilde tevhidin içindedir?

Fatiha-i şerifenin zatında barındırır. O yüzden uluhiyette tevhid de rububiyette tevhid de bu fatiha-i şerifenin içerisindedir. O yüzden fatiha-i şerife taberi caizse bütün zat ve sıfatsal tecelliyatların cemidir. O yüzden biz günde kırk sefer günde en az kırk sefer namazlarımızda fatiha-i şerifeyi okuruz ki fatiha-i şerifenin içerisinde şeriatı da tarikatı da hakikati de marifeti de ‘Dört Kapı Kırk Makam’ı da fatiha-i şerifin içerisinde algılamamız mümkündür. Hatta fatiha-i şerifin içerisinde bütün Kuran’ı cem edebiliriz, fatiha-i şerifin içerisinde bütün hayatı da cem edebiliriz.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Tevhidin tevhidin içine nasıl girdiği?

Bakın, bizim için tevhid, tekrar söylüyorum, ibadetlerle, zikirle, tefekkürle, murakabeyle, beşeri varlığın içinde gizlenen hakikatleri idrak etmesi ile sağlanan büyük bir değişim yoludur. Bu değişimin ve dönüşümün ibadet ayakları olmazsa olmaz. Namazsız bir sufi, oruçsuz bir sufi zikirsiz bir sufi ahlaksız bir sufi sufi değildir. Eğer namaz, zikir, tefekkür etme, murakabe etme onu güzel ahlaka götürmüyorsa eğer onun namaz, zikir, fikir, tefekkür, düşünce, murakabe, onu tevhid düşüncesine götürmüyorsa o sufi ne yazık ki bir; ya başındaki şeyhi mürşit değildir, o eğitimi vermiyordur ya da mürit tembeldir o eğitimi almıyordur.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Allah’ın uluhiyeti ve rububiyeti nasıl birleştirilir?

Biz bu manada uluhiyetteki tevhid ile rububiyetteki tevhidi birleştirir, cem ederiz, toplarız, birbirlerini ayırd etmeyiz çünkü hiçbir şey, hiçbir şey Allah’ın kudret ve kuvvetinin dışında değildir. Hiçbir şey! Biz tevhidi birlemeyi bu açıdan bakarız. Bu açıdan yerleştiririz.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Allah’ın birliği neden önemlidir?

Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz bu manada uluhiyetteki tevhid ile rububiyetteki tevhidi birleştirir, cem ederiz, toplarız, birbirlerini ayırd etmeyiz çünkü hiçbir şey, hiçbir şey Allah’ın kudret ve kuvvetinin dışında değildir. Hiçbir şey! Biz tevhidi birlemeyi bu açıdan bakarız. Bu açıdan yerleştiririz.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Allah’ın birliği nasıl ifade edilir?

Bakara, ayet 163: ‘Hepinizin ilahı tek ilah olan Allah’tır. Ondan başka ilah yoktur. O rahman ve rahimdir.’ (Bakara 163) . Demek ki ondan başka ilah yok, ondan başka kanun koyucu, hüküm koyucu, ondan başka ibadet edilecek bir şey yok.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

La ilahe illallah ifadesinin anlamı nedir?

La ilahe illallah demeyi çok önemserler. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin ‘la’yı kalın söyletmezdi. Şimdi kalın çıktı hemen aklıma böyle beynime kalbime balyoz iner gibi indi. O böyle ‘la’yı kalın la dedirttirmezdi. Böyle a ile e arasında ince söyletirdi, şimdi biraz benden kalın çıktı, hemen böyle içim gümbürdedi. Allah muhafaza eylesin. ‘La ilahe’ diyerek biz ‘La İlahe’ de, ‘ la ilahe’de uluhiyeti tefekkür ederiz yani komple Allah’tan başka uluhiyet atfedilen ne varsa hepsini de reddederiz ‘La ilahe’ ile.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

La ilahe illallah ifadesiyle ne reddedilir?

Bakın ‘la ilahe’ o kadar önemlidir tevhid düşüncesinde. O kimse ne varsa uluhiyet noktasında reddetti. Şimdi buralarda insan, insanların şirklerini anlatmayayım diye ümitsizliğe düşmesin. Şimdi biz Allah’tan başka kanun koyucularının kanunları ile idare ediliyoruz. Bu işin en acı tarafı ve bunu da kabullenmişiz. Biz ‘la ilahe’ derken, Allah’tan başka hiçbir kanun, hukuk, hüküm, kudret, kuvvet ne varsa elimizin tersiyle itiyoruz, tabiri caizse bu ama deccalist, kapitalist sistemin altındayız.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

La ilahe illallah ifadesiyle ne itilir?

Müslümanların düştüğü en büyük handikaplardan birisi bu ve bunu ‘la ilahe’ ile gerçek manada Allah’tan başka her ne var ise bu işin daha ileri boyutu şimdi, ‘ la ilahe’ ile Allah’tan başka ne varsa hepsini elimizle ittik. Ne kaldı? İllallah. İşte tevhidin sırrı burda. ‘La ilahe’ dedin; heva, heves, şeytaniyet, deccalliyet, Allah’ın Kuran’ının dışında bir hüküm koyan, Allah’ın emrinin dışında bir hüküm koyan ne var ise hepsini reddettin.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

La ilahe illallah ifadesiyle ne reddetmektedir?

Eğer annen, baban, eşin, çocukların, patronun Allah’ın hükmüyle hükmetmiyorlarsa kafirlerin ta kendileri, münafıkların ta kendileri zalimlerin ta kendileri. Erkekler, eşlerine Kur’an ve sünnet dairesinde konuşmak, davranmak zorundalar. Yoksa heva ve hevesini ilah edindi. Anne babalar çocuklarına Kur’an ve sünnet dairesinde konuşmalı yoksa heva ve heveslerini ilah edindi. Şeyh efendiler, hoca efendiler, müftüler, profesörler, alimler her ne kim var ise Kur’an ve sünnet düsturları ile konuşmalı. Eğer öyle konuşmadılarsa onlar da heva ve heveslerini ilah edindiler, onlar da Allah’ın hükmüyle hükmetmediklerinden dolayı onlar da küfre düştüler.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

La ilahe illallah ifadesiyle ne anlama gelir?

Aslında ‘la ilahe’yi düşündüğünüzde mana itibariyle, mana itibariyle Allah’tan başka hiçbir şey kalmadı. İllallah diyerekten sadece uluhiyeti Allah’a atfetmiş olduk. Rububiyeti Allah’a atfetmiş olduk. Cenab-ı Hak ‘göklerin yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir ve doğruların da Rabbidir’ diyerekten bütün kainatı kendisine bağladı ve işte böyle bir tevhidi gerçekleştiren bir mümin Allah hakkında onun şanına, şerefine, kudretine, kuvvetine yakışmayacak her türlü ölçü ve sözden uzak durur.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Tabiatın yaratıcılığı nasıl reddedilir?

Yani Allah’ın haricinde haşa tabiat kendi başına bir buyruk, kendi başına bir yaratıcı. Yani tabiat da bir yaratıcı oldu. Allah muhafaza eylesin. Enbiya 22: ‘Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı yer ve gök kesinlikle bozulup gitmişti.’ Demek ki tabiatı bir yaratıcı olarak kabul etmek, tabiatı bir ilah gibi kabul etmek mümkün değil. Biz Allah’tan başka bir yaratıcı, Allah’tan başka kanun ve hüküm koyucu bir şey tanımıyoruz.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Allah’ın varlığını nasıl inkar eden bir kişi nasıl değerlendirilir?

Allah muhafaza eylesin. Selef ulemasının sözü çünkü balyoz gibi iniyor kafama. ‘Allah’ın varlığını, birliğini inkar eden akılsızdır’ demiş. Aklı yok yani. Yani hani böyle bir ateist geliyor ya Allah yoktur diyor ya akılsız hükmünde, cahil, akılsız! Şimdi ben böyle artık öyle şey yapamıyorum yolculuklarım öyle olmuyor. Genelde böyle denk geliyordu, bazı topluluklarda da geliyor ateist yani böylesi, işte adam Allah yoktur diyor. Ben böyle bakıyorum ona bir şey yoktur diyorsan var olduğunu kabul ediyor.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Ateistlerle tartışmanın nedeni nedir?

Ben arkadaşlara, kardeşlere derim ateistlerle tartışmayın. Sebep? Ya seviyeleri çok düşük, gerek yok. Bir sufinin ateistle tartışması düşünemez, Allah muhafaza eylesin. Sufiler, tevhide ulaşmayı kendilerine ölçü edinmişlerdir, ilke edinmişlerdir. O tevhide ulaşmayı ve o tevhid zevkine varmayı, o tevhid fikrine, düşüncesine kalbine varmayı kendilerine muhakkak ki ulaşılması gereken, bir makam, bir mevki olarak görürler.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Tevhide ulaşabilmesi için ne gereklidir?

Tevhide ulaşabilmesi için o kimsenin fenafillahı bekabillahı geçmesi gerekiyor çünkü. O kimse Allah’ın sıfatlarında, Allah’ın fiiliyatlarında fani olacak ki bekaya ulaşsın, o zaman tevhidi birleştirsin.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Fena ve beka deryasına ulaşmak için ne gereklidir?

Eğer teşbih ve tenzih deryasından kurtulamazsa fena ve beka menziline, deryasına ulaşması mümkün değildir. O yüzden kıymetli kardeşler, burda söz konusu olan, bir, o kimsenin yaratıcı olarak, ilah olarak Allah’ı tanıması ve bütün fiil ve sıfatları onda cem etmesi ve kendisini de tevhide ulaştıracaksa kendi fiil ve sıfatlarını Allah’ın fiil ve sıfatlarına benzeştirmesi, onda fena etmesi ve aynı zamanda da Allah’ın fiil ve sıfatlarında fenadan sonra bekayı yakalanmasıdır.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Sufinin tevhid derecesine ulaşması için ne gereklidir?

Eğer bu haller ile hallenmezse o sufinin ne yazık ki tevhid derecesine tevhid makamına ulaşması mümkün değildir.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Birliğe Yönelmek

Allah katında insanlar arasında üstünlük var mı?

Allah katında herkes eşittir. Allah katında herkes insandır. Hepsinin de babası Âdem’dir. Herkes Âdem’in çocukları gibidir çocuklarıdır. O yüzden kimsenin, kimseden bir üstünlüğü ve alçaklığı söz konusu değildir. Tekrar ediyorum, üstünlüğü veya alçaklığı söz konusu değildir. Allah katında insan noktasında eş değere sahiptir herkes. Bazen sufilerin dilinde bunu görüyorum ben, işte biz o kapının köpeği olamayız veyahut da ben onun köpeği olayım, ben onun kıtmiri olayım veyahut da biz kimiz ki biz aşşalığın tekiyiz filan…Değil canım kardeşim! Biz insanız. Allah bizi insan olarak yarattı. Allah bizi insan olarak yarattı. Değer verdi, kıymet verdi, insan olarak yarattı. Ben değerliğim, ben insanım. Allah beni halife olarak yarattı. Ben köpek değilim, ben it değilim, ben hayvan değilim, ben insanım. Bakın ben insanım. Benim herhangi bir kimseden değersizliğim yok yaradılış olarak. Herhangi bir kimsenin üstünde de yaradılış olarak bir üstünlüğüm de yok.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İnsanları Bir Görmek

İnsanlar arasında eşitlik neden önemlidir?

Allah indinde herkes eşittir. Allah indinde herkes insandır. Hepsinin de babası Âdem’dir. Herkes Âdem’in çocukları gibidir çocuklarıdır. O yüzden kimsenin, kimseden bir üstünlüğü ve alçaklığı söz konusu değildir. Tekrar ediyorum, üstülynüğü veya alçaklığı söz konusu değildir. Allah katında insan noktasında eş değere sahiptir herkes. Bazen sufilerin dilinde bunu görüyorum ben, işte biz o kapının köpeği olamayız veyahut da ben onun köpeği olayım, ben onun kıtmiri olayım veyahut da biz kimiz ki biz aşşalığın tekiyiz filan…Değil canım kardeşim! Biz insanız. Allah bizi insan olarak yarattı. Allah bizi insan olarak yarattı. Değer verdi, kıymet verdi, insan olarak yarattı. Ben değerliğim, ben insanım. Allah beni halife olarak yarattı. Ben köpek değilim, ben it değilim, ben hayvan değilim, ben insanım. Bakın ben insanım. Benim herhangi bir kimseden değersizliğim yok yaradılış olarak. Herhangi bir kimsenin üstünde de yaradılış olarak bir üstünlüğüm de yok.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İnsanları Bir Görmek

Aynel-Yakîn ve Hakkel-Yakîn mertebeleri nedir?

Bir kimse imanında ilmel-yakîn noktasından aynel-yakîn noktasına ulaştığında, artık Allah’ın varlığı, ve indirdiği dîn husûsunda çok daha hassas davranmaya başlar. Aynel-yakîn, bir nevi gözle görmek, bizzat müşâhede etmek demektir. Bu mertebede kişi, gerçek mânâda tevhîd noktasında yürümeye başlamıştır.

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 21.12.2023

Tevhîd: Cebriye ve Kaderiye Dengesi nedir?

Tevhîd meselesi o kadar derin bir bahistir ki, insanlar arasında cebriye gibi görünen, kaderiye gibi görünen farklı anlayışlar ortaya çıkmıştır. Bu yüzden tevhîd, herkesin arasında kolayca konuşulacak bir mesele değildir. Tevhîd, ancak kişinin kendi içinde zevk edeceği bir hâldir. Tevhîdi zevk edersin; başkasına "Allah böyle istedi" diye dayatamazsın. Kendi içinde bu hakîkati yaşarsın.

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 21.12.2023

Hallâc-ı Mansûr ve "Enel-Hak" meselesi nedir?

Hallâc-ı Mansûr Hazretleri "Enel-Hak" dediğinde, söylediği sözde bir yanlışlık yoktu, bir eksiklik yoktu, şirk de yoktu, küfür de yoktu. Aslında apaçık tevhîd idi. Ancak insanlar dîni klâsik kalıplarla algıladıklarından, dîne güzelce nüfûz edemediklerinden dolayı onu anlamakta, ve algılamakta güçlük çektiler. Anlayamadılar, algılayamadılar; dîni koruma adına onu şehîd ettiler, katlettiler.

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 21.12.2023

Tevhîd ve cebriye-kaderiye dengesi nedir?

Tevhîd, ve cebriye-kaderiye dengesi için bkz. İmâm Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd ; İmâm Eş’arî, el-İbâne an Usûli’d-Diyâne .

Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi – 21.12.2023

Allah’a ortak koşmak ne demektir?

Allah’ın affetmeyeceği günahlardan biri Allah’a ortak koşmaktır. Ortak koşmak ne demektir? Ortak koşmayı açıklar mısınız? Bu çok uzun bir mesele canım kardeşim. Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler eee fasıkların, münafıkların ayrı ayrı ayet ta kendileridir. O zaman normalde hepsi de şirke düşmüş olur. Allah’a ortaklık bildirmek. O da şirktir. Bu çok geniş bir şey. Ama Allah’ın affedeceği günah şirkle gidersen affetmeyecek seni.

Kaynak: Allah’a ortak koşmak ne demektir?

Tevhid nedir?

Başka o şeyden olmadığını göstermek ben buna böyle inanmak bunu böyle kabul etmek. Bence o kimse. Onun tek olduğunu iman edecek kabul edecek, ve sonra da onu bir başkasını da ne yapacak bu tebliğ edecek anlatacak yok artık bunu. Sufi lisanıyla tarif etmemiz gerekirse artık o. Olgunlaşma. Kemal at noktasında yürürken artık cenab-ı Hakk’ı birleme ve. Etrafındaki insanları da o. Tevhid düşüncesine. Tevhid fikrine. Tevhid kalbine. Tevhid aklına doğru insanları yönlendirme.

Kaynak: 13. Birliğe yönelmek ve yöneltmek 4 kapı 40 Makam

Tevhid anlayışı nasıl farklılaşır?

O yüzden bütün tabi bunun bir. Zahir tarafı var. Hani bu. Lemanın. Aka işçilerin fıkıhçılar ın kelamcıların kabul ettiği bir peravit üstünü var bir de ehli sufinin kendince bir. Tevhid anlayışı var. Ama biz önce bu mesele bakarken. Hani an kelam uleması. Aka işçiler. Hani filler. Bu meselede nasıl düşünmüşler kısaca onu ona değmemek isteriz. Çünkü yarın öbür gün yine böyle bir eser elinize geçer okursanız bir tane hafız olmasın ya bize tevhidi böyle anlatmadı. Bak burada böyle bir. Tevhid anlatılmış dedim denildiğinde. Bunun normalde bilgi olsun ki, evet.

Kaynak: 13. Birliğe yönelmek ve yöneltmek 4 kapı 40 Makam

Tevhidin içeriği nelerdir?

Bunun bir. Hani. İmam maturidinin. İmâm-ı Âzam’ın, ve hatta Hakk’a işçilerin fıkıhçılar bir bakış açısı olduğunu da öğrenmiş olalım bu. İmam. Matur diye göre, ve bütün fiiller Allah’ın zatıyla bu time, ve kadimdir var Allah fiyatlarıyla kain, ve kaldır, ve bütün. Bu. Fiyatlarda bu tevhidin içerisinde. Yalovalı yer alır birliğin içerisinde yer alır. Biz fiil yatları veya sıfatları tevhidin dışında düşünmeyiz Allah Allah zat olarak ebedi, ve ezelidir, ve fiilleriyle tanınır bilinir fiilleri Allah’ı birleme nin dışında değildir Allah’ı birleme. Nin içindedir. Biz Cenâb-ı Hak’kın bütün fiillerini zâtına bağlarız, ve zatından ayrı görmeyiz onları öyle olunca bu söz konusu olan fiiller tanım bakımından sıfat kavramının içerisinde. Mütalaa ederiz biz Allah Allah’ın sıfatları dediğimizde cenab-ı Hakk’ın Cenâb-ı Hak’kın bütün fiil yatları. O’nun sıfatlarda Allah’ın zatının içindedir bunu böyle sakın. Hani bir en üstte. Bazen öyle anlatırım ya Allah lafzı yazarım. Onun altında. Rahman. İsmi. Şerifi. Onun altında bütün. Esmaül. Hüsna sonsuz sıfatları sonsuz fiyatları vardır. Hepsi de bunların hepsi de nedir.

Kaynak: 13. Birliğe yönelmek ve yöneltmek 4 kapı 40 Makam

Tevhidin zat ve sıfatları nasıl anlaşılmalıdır?

Tevhid’in içindedir. Bu, ve bu. Ben bunu hiçbir zaman atmayı unutmayın hiç bir fiil hiçbir sıfat. Tevhid düşüncesinin dışında değildir hiç bir fiil hiçbir sıfat o zaman. Benim buradaki konuşmam dahi o tevhidin içindedir sizin dinlenmeniz de tevhidin içindedir. O sizin bir hareket etmenizde tevhidin içindedir hareketsiz durmanız da tevhidin içindedır tevhidi daha iyi anlayabilmemiz için böyle kısımlara ayıralım anlaşılması için bir uluhiyette. Tevhid vardır. Ulu yt birleşme Allah’ın zatında sıfatlarında fiillerinde yegane, ve benzersiz olduğunu. Biz. Îmân ederiz Allah. Sıfatlarıyla fiil ya fiilleriyle bu, ve bütün sıfatları kendi zatında toplamıştır, ve bütün o zatında sıfatlarında fiillerinde yegane benzersizdir birşeye benzemez, ve uluhiyet noktasında Cenâb-ı Hak uluhiyeti hiçbir şeyle, ve sıfatlarında paylaşmaz fiillerinde paylaşmaz zatını da paylaşmaz bu, ve uluhiyet dediğimizde. Çok geniş bir kavramdır geniş bir çerçevedir bunu Allah’tan başka. Kanun koyucu dan tutunda Allah’tan başka yaratıcı olmamasına kadar geniş bir yelpazede. Row yüzden bu uluhiyette ki tevhidi ikiye bölebiliriz böldüğümüzde bir zata. Tevhid Allah’ın zatı kendisi demektir. Onun zatında. Tevhid kendisini tek, ve yegane kabul etmek mânâsına gelir zat olarak Allah tektir başka bir ilah yoktur Allah bu konuda benzersiz bu konuda herhangi bir şekle şemale benzemeyen noktadır. Bu zatta. Tevhid tir sıfatlarda. Tevhid vardır. O da Allah’ın zatına. Nispet edil. O manada dır Allah’ın bütün sıfatları. Biz. O’nun zatına. Nispet ederiz bütün fiil yaptığı. O yüzden Allah’ın fiil yaptır da, ve hatta sıfat sıfatları hiçbir şeye benzemez sıfatları da Allah birşeye benzemediği gibi sıfatları da birşeye. Benzemez bizim. Görmemiz vardır Allah’ın görmesi bizim görmemiz gibi değildir Allah duyandır, ama bizim duyduğumuz gibi duyma Allah. Kerim’dir konuşan drama bizim konuştuğumuz gibi konuşmaz. O yüzden sıfatlarda. Tevhid bütün sıfatların Allah’ın zatına. Nispet edilmesidir a b c fiiller de. Tevhid fiil sıfatlar cenab-ı Hakk’ın kaynata yönelik tasarruflarını ifade eder kainatı var eden öncesinde var da geliştiren değiştiren, ve bu eylemleri her an devam ettiren Allah’tır ondan başka yaratıcı yoktur o zaman hani yerinde göğün de alın sahibi Allah’tır. Maliki. Sahibi Allah’tır ayeti kerimesi buna tecelli eder Cenâb-ı Hak bütün yaratmış olduğu her ne var ise her şeyi değiştirir geliştirir genişletir derinleştirir yükseltir alır onu yok eder yeniden var eder onu bir daha değiştirir gibi Cenâb-ı Hakk bu konuda fiil yatların da. Asla, ve asla bölünme parçalanma kabul etmez. Bu da fiiliyatta tevhitte, evet şimdi bir de rububiyette. Tevhid vardır rububiyette. Tevhid Allah’ın replics. İsmi. Şerifi dir sıfatıdır Allah’tan başkasına ibadet edilmez Allah’tan başkasına tapınılan maz Allah’tan başkasına sığınılmaktadır. Azal. Laht an başkasına dua edilmez Allah’tan başkasına. Yalvar ılmaz bu da rububiyette. Tevhid iri ya kenabudu, ve iyya ke na stain, ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz fatiha-i. Şerife bu mana ile bakılırsa tüm. Tevhid leri bu şimdi tashif ettiğimiz. Tevhid lerin hepsinde zatında. Barındırır Cenâb-ı Hak bu fatiha-i. Şerife’nin zatında. Barındırır. O yüzden uluhiyette. Tevhid de rububiyette. Tevhid de bu. Fatih. Bu güvenin içerisindedir. O yüzden. Fatiha. Şerife. Tabiri caizse bütün zat, ve sıfat sal tecelli adların. Cem’i gelir. C midir o yüzden. Bir. Günde 40 sefer. Günde en az 4, 0 sefer namazlarımız da fatiha-i. Şerif’i okuruz ki. Fatiha. Şerife’nin içerisinde şerîatı da. Tarikatı da hakîkati de. Marifet i de. Dört. Kapı. Kırk. Makam ı da. Fatiha. Şerif’İn içerisinde algılamamız mümkündür. Hatta. Fatiha. Şerif’İn içerisinde bütün Kur’ân’ı. Cem edebiliriz. Biz fatiha-i. Şerife’nin içerisinde. Bütün hayatı da. Cem edebiliriz ya o yüzden. Fatiha. Şerife tekrar söylüyorum hem şerîat hem tarîkat hem hakîkat hem marifet makamlarını kendi içerisinde. Barındırır.

Kaynak: 13. Birliğe yönelmek ve yöneltmek 4 kapı 40 Makam

Tevhidin zat ve sıfatları nasıl bir bütünlük içinde anlaşılmalıdır?

Şimdi böyle olunca rububiyette de neydi Allah’tan başkasına tapınmak Allah’tan başkasına sığınmak ve. Bütün bunların hepsinde birleştirmektir bakın uluhiyette. Tevhid aklın zihnin fonksiyonudur o uluhiyette. Tevhid rububiyette. Tevhid işte kalbin ameli, ve insanların amelleri için içerisine girer, ve en önemli de kalbin. Ameli gider uluhiyette ise uluhiyette. Zihni. Akli fonksiyonların içine alır uluhiyet aklın işidir bu grubu bilet ise kalbin işidir, ve akılla kalbi birleştirme dikçe. Biz. Tevhide ulaşamayız bir akılsız olur mu. Olmaz kalpsiz olur mu. O da olmaz. O yüzden hani imanı dil. Kalp ile tasdik deriz dil ile ikrar uluhiyetin içerisindedir. Kalp ile tasdik ise rububiyetin içerisindedir. Ama bunun hepsinde. Biz cm deriz birleştireceğiz ki. Tevhid etmek birleştirmenin asıl maksadı da budur. 13. Birliğe yönelmek, ve Hakkında O yüzden bir kimse ameli tevhidi ile. Normalde Allah’ı sevmesi davranışlarıyla bu sevgiyi ispat etmesi gerekir. Hani. Ey. Habibim. De ki Allah’ı seviyorsanız bana. Uyun Allah’a olan sevgi o kimse ameliyle com, ve davranışlarıyla ahlâkıyla zikriyle fikriyle. Şükrü ile göstermek. Zorundadır rububiyette tevhidin rububiyette ki tevhidin alanı. Ibadetler rububiyette ki tevhidin alanı güzel ahlâk Allah’ı zikir. Hayır ha sanıp. Kur’an, ve sünneti. Seniye ameli noktadan sımsıkı yapışmak tır. O yüzden bizim. Sufi anlayışımız rububiyet tevhidi terk etmekten geçmez sadece zihinsel olarak Allah’ı ulûhiyet olarak kabul etmemiz yeterli değildir şimdi bunu bize angaje etmeye çalışıyorlar Allah’a iman ettiğin zaman yeterli. Başka bir gerek yok her bu içerisinde saklı grubu bilette tevhidi a kart etmeye çalışıyorlar amelsiz. Bir iman ibadetsiz bir iman. Namazsız abdestsiz oruç su zikirsiz fikirsiz şükürsüz ahlâksız o neydi belirsiz bir noktaya götürmeye çalışıyorlar. İşte biz. Sufi anlayışımızda hem uluhiyette ki. Tevhide hem de rububiyette ki. Tevhide dört elle sarılır ikisini ne yaparız cm deriz sûfîlik müridin bu eğitilirken müritlik yaparken kesretten vahdete çokluktan birliğe e. Suretten manaya bu dış sağlıktan içselliği var bunun yolunu açma yeridir sufiler maddeden manaya görünenden görünmeyene bu, ve suretten içselliği bir yolculuk önerirler, ve bu. Tevhid bu manada bizim. Tevhid bizim için ibadetler. Zikir. Tefekkür murakabe beşeri varlığın içinde gizlenen hakîkati idrak etmesi etmesini sağlayan büyük değişimi gerçekleştirmektir bakın bizim için. Tevhid tekrar söylüyorum ibadetlerle zikirle tefekkürle murakabe ile beşeri varlığın içinde gizlenen hakîkati idrak etmesiyle sağlanan büyük bir değişim yoludur, ve bu değişimin, ve dönüşümün ibadet ayakları olmazsa olmaz bu namazsız bir su he oruçsuz bir sufi zikir. Siz bir sufi ahlâksız bir sufi değildir bu. Eğer namaz zikir. Tefekkür et memur. AKP etme onu güzel ahlâka götürmüyorsa eğer onun namaz zikir. Fikir. Tefekkür düşünce. Moore. AKP, ve onu. Tevhid düşüncesine götürmüyorsa. O sufin ne yazık ki bir ya başındaki şeyhim. Mürşit değildir o eğitimi vermiyordur ya da mürit tembeldir o eğitimi almıyor dur o yüzden. Tevhide ulaşmanın yolu muhakkak, ve muhakkak bu rububiyet. Tevhid düşüncesinden geçer. Bu sadece uluhiyet bir. Tevhid düşüncesi Allah vardır birdir ondan başka yaratıcı yoktur kainatı tasarrufunda tutan Allah’tır buna iman ettik. Kanun koyucu yöneten her şeye. Kudret kuvvet güç yetiren, ve her şeyin sahibi Allah’tır bu. Ulûhiyet. Tevhid tir. Bu önemli midir, evet Allah’tan başka sana bir şeye harâm kılacak Allah’tan başka sana bir helâl edecek Allah’tan başka sana bir ibadet koyacak Allah’tan başka seni ibadetsiz, ve götürecek hiç kimse yoktur bu konuda itaat direkt Allah, ve resul nedir zaten bütün ayet-i kerimelerde Cenâb-ı Hak dinle alakalı itaati kendisine ve. Resulüne bağlamıştır iyi dinle alakalı bütün itaat ları cana bak kendisine, ve habibine bağlamıştır o yüzden. Hz Muhammed. Mustafa. Size iki bırakıyorum kim sımsıkı sarılırsa kurtuluşa. Ermiştir. Bu birincisi Allah’ın kitabı. Kur’an. İkincisi de benim sünnet-i. Seniye m’dir der o yüzden başka bir hüküm koyucu başka bir hukuk koyucu dinle alakalı yoktur. Eğer dinle alakalı başka bir hüküm, ve hukuk koyucu kendimize ararsak şirke düşmüş oluruz küfre düşmüş oluruz biz hıristiyanlar gibi bizim. Dinimizi değiştirecek dini qaydaları değiştirecek bir. Papa. Müessesesi yoktur. Papa kalkar bir ayeti kerimeyi indir bir ayeti. Kerim’i kaldırır bir ayeti kerimeyi tecelli ettir bu uygulanacak bir ip bu. Belki bu uygulanmayacak bu.

Kaynak: 13. Birliğe yönelmek ve yöneltmek 4 kapı 40 Makam

Tevhide ulaşmak için ne gereklidir?

Mümkün değildir bir. Tevhide ulaşabilmesi için o kimsenin fena fillah ı. Beka billah ı geçmesi gerekiyor, çünkü da o kimse Allah’ın sıfatlarında Allah’ın fiili adlarında. Fani olacak ki bekâya ulaşsın o zaman tevhidi birleştirsin o kimse teşbih, ve tenzih deryasından geçecek ki o kimse fena ve. Beka deryasına ulaşsın. Eğer teş nad, ve tenzih. Deryasından kurtulamaz sana fena ve. Beka menziline deryasına ulaşması mümkün değildir o yüzden kıymetli. Kardeşler, bu burada söz konusu olan bir o kimsenin yaratıcı olarak ilah olarak.

Kaynak: 13. Birliğe yönelmek ve yöneltmek 4 kapı 40 Makam

Allah’ı tanıma ve tevhid makamına ulaşmak için ne yapmak gerekir?

Allah’ı tanıması, ve bütün fiil, ve sıfatları onda. Cennet. Misi, ve kendisini de. Tevhid eve ulaştıracak sa kendi fiil, ve sıfatlarını Allah’ın fiil, ve sıfatlarına benzemez eleştirmesi onda fena etmesi, ve aynı zamanda da Allah’ın fiil, ve sıfatlarında fenadan sonra bek-ay yakalaması dır brayer bu haller ile hallenme seosu he. Ne yazık ki. Tevhid derecesine. Tevhid makamına ulaşması mümkün değildir.

Kaynak: 13. Birliğe yönelmek ve yöneltmek 4 kapı 40 Makam

Kahhar çekmek ne demektir?

Kahhar çek dedi, ama bak. Görüyor musun o kadar esnasında sana vermedi. Tevhid çektiriyor sana deyip şeytan o kimse vesvese verir işte bir. Üstat olmazsa o kim bu mintanı ya. Kahhar çeker neye çektiğini kime çektiğini bilmez, çünkü şeytan geldi onun kulağına üfledi şeytan geldi ona, ve sesi verdi bu tip insanlar, yani şeyi olmayan kimseler, ve hatta bir şeye intisap edip de şeyhi dinlemeyen şeyhe itaat etmeyen şeyin vermiş olduğu virdin dışına çıkanlar şeytanın vesvesesine kalmış. Şeytan onları sapkınlığa uğratmış saptırılmış kimselerdir işte Hz. Pir Mevlânâ. Celalettin Rumi mazerettir diyor ki. Şeytan onları doğruluk yolundan insanlık yolundan yüz binlerce yıl uzaklara düşürdü o insan kendince doğru yapıyorum derken kendince.

Kaynak: o Veli, Mürşid, Şeyh, Erenler Sohbetinin Devamı

Hazret-i Âdem aleyhisselâm’ın şeytandan üstünlüğü, hata karşısında tutumundaki farklılıktan kaynaklanır mı?

Hazret-i Âdem aleyhisselâm’ın şeytandan üstünlüğü, hata karşısında tutumundaki farklılıktan kaynaklanır. Âdem hatasını kendi nefsine aldı: "Ben nefsime zulmettim" dedi. Şeytan ise aksini yaptı; suçu Allah’ın kaza ve kaderi üzerine yıktı. Âdem’in bu duruşu onu cebriyye tehlikesinden de kaderiyye yanlışından da korudu: "Sen bana yasakladın, ben de nefsime uydum ve yaklaştım" dedi — sorumluluğu üstlenerek tövbeye yöneldi.

Kaynak: Adem’in şeytandan üstünlüğü, hatayı kusuru kendi üzerine aldı 09.10.21

Hazret-i Âdem aleyhisselâm’ın şeytandan üstünlüğü nedir?

Hazret-i Âdem aleyhisselâm’ın şeytandan üstünlüğü, hata karşısında tutumundaki farklılıktan kaynaklanır. Âdem hatasını kendi nefsine aldı: "Ben nefsime zulmettim" dedi. Şeyytan ise aksini yaptı; suçu Allah’ın kaza ve kaderi üzerine yıktı. Âdem’in bu duruşu onu cebriyye tehlikesinden de kaderiyye yanlışından da korudu: "Sen bana yasakladın, ben de nefsime uydum ve yaklaştım" dedi — sorumluluğu üstlenerek tövbeye yöneldi.

Kaynak: Adem’in şeytandan üstünlüğü, hatayı kusuru kendi üzerine aldı 09.10.21

Neden Âdem hatasını kendi üzerine aldı?

Âdem hatasını kendi nefsine aldı: "Ben nefsime zulmettim" dedi. Şeytan ise aksini yaptı; suçu Allah’ın kaza ve kaderi üzerine yıktı. Âdem’in bu duruşu onu cebriyye tehlikesinden de kaderiyye yanlışından da korudu: "Sen bana yasakladın, ben de nefsime uydum ve yaklaştım" dedi — sorumluluğu üstlenerek tövbeye yöneldi.

Kaynak: Adem’in şeytandan üstünlüğü, hatayı kusuru kendi üzerine aldı 09.10.21

Âdem’in bu duruşu onu ne gibi tehlikelerden korudu?

Âdem’in bu duruşu onu cebriyye tehlikesinden de kaderiyye yanlışından da korudu: "Sen bana yasakladın, ben de nefsime uydum ve yaklaştım" dedi — sorumluluğu üstlenerek tövbeye yöneldi.

Kaynak: Adem’in şeytandan üstünlüğü, hatayı kusuru kendi üzerine aldı 09.10.21

Neden günahları ve hataları kaza-kader arkasına sığınmak doğru değildir?

Günahları ve hataları kaza-kader arkasına sığınarak meşrulaştırmak doğru değildir. Başa gelen sıkıntıyı güneşin önündeki geçici bir bulut gibi görmek ve tövbeyle tevhide devam etmek gerekir.

Kaynak: Adem’in şeytandan üstünlüğü, hatayı kusuru kendi üzerine aldı 09.10.21

Fakirlik kavramı ve tevhîd ilmi nedir?

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretleri buyurmuştur: "Cennete önce fakirler girecektir." Hattâ kendi hakkında da "Ben fakirlerin hizmetkârıyım" buyurmuştur. Buradaki fakirliğin zâhirî, ve bâtınî iki boyutu vardır. Zâhiren mâlî durumu zayıf olup isyân etmeyen, sabreden kimse önce girecektir. Bâtınen ise bütün insanlar Allah’ın önünde fakirdir; çünkü Cenâb-ı Hak "Ganî olan Benim, sizler fakirsiniz" buyurmuştur. Dînî terminolojide doğru bilgiye ulaşmanın yolu Kur’ân, ve Sünnettir. İmamların içtihâdlarında değişkenlik olabilir; ancak Kur’ân, ve Sünnet-i Seniyye’de değişkenlik olmaz. Kur’ân, ve Sünnet’in içindeki hikmeti anlama ise ayrı bir ilimdir: İlm-i ledün. Kalbe gelen ilhâm, zâhirî Kur’ân-Sünnet ilminin bir çıt üstündedir.

Kaynak: (NASİHAT/15) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 08.02.2024

Tevhid nûru ne anlama gelir?

Tevhid nûru olmayan kimse insanların gerçek sûretini göremez. Tevhîdin nûruyla baktığında ise münafığı, kâfiri, fâsığı onların gerçek hâlleriyle görürsün. Bu görüş kalbin açılmasıyla, kalp gözünün parlamasıyla mümkündür. Kalbin parlaması ise, ancak zikrullahla olur. Zikrullah olmazsa kalp kirlenir, karanlıkta kalır; ilim tecellî etmez, hikmet inmez.

Kaynak: 678. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Müşriklerin kabilelerinin kendi putlarına olan tutumu nedir?

Her kabilenin kendine ait bir put vardı, her kabile o putun çevresinde toplanırdı. Müşrikler bu nesneleri gerçek ilah sandılar ya da ilaha yaklaştırıcı vesile gördüler.

Kaynak: 29. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Gerçek tevhid ne demektir?

Bu anlayışa ulaşan kimse artık teşbih ve tenzihten kurtulur; ne zaman? Allah’ı tanıma ve bilmede yeterli bir seviyeye geldiğinde. "Ne tarafa dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır" ayetini işte o zaman gerçek anlamda idrak eder.

Kaynak: 29. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Allah’ı görmek ve duymak ne anlama gelir?

Gördüğü, baktığı, duyduğu her şeyde artık O’nu görür, O’nu duyar hâle gelir; ama "ben O’nu gördüm" demez. Bulan "buldum" demez, diyen hâlâ yolun başındadır. Gerçek tevhid bu sessizlikte ve süregelen hayret içindedir.

Kaynak: 29. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Allah’ın benzemezliği kavramı putlaştırma tehlikesi içerir mi?

"O hiçbir şeye benzemez" derken bile tanımsızlık kabına sokarak putlaştırma tehlikesi var mı? Evet var. "Benzemez" demek de bir tanımlamadır. Peki hakikat noktasında Allah’a bakışımız nasıl olmalı? Allah’ı ne tarafa gitsek hapseden değil, her yönde bulan bir anlayışla bakmalıyız.

Kaynak: 29. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Putlara tapanlar ile ateistler aynı kategoride mi?

Putlara tapanlar ile ateistler aynı kategoride değildir. Putlara tapanlar farkında olmadan bir ulûhiyet arayışı içindedir; ateistler ise bu arayışı tamamen reddeder. Bu yüzden müşrik ile ateistin aynı felsefeye dahil edilmesi doğru değildir.

Kaynak: 29. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Tenzih ve Teşbih: Âlimlerin ve Sûfîlerin Alanları nedir?

Tenzih—Allah’ı her türlü noksandan münezzeh tutma—alimlerin alanıdır; teşbih ise sûfîlerin meşrebidir. Bu iki tutum birbiriyle çelişmez; aksine tamamlayıcıdır. Sûfî bir noktaya kadar tenzih, o noktadan ötesinde ise teşbihle mânevî yolculuğunu sürdürür.

Kaynak: 10. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Hz. İbrâhîm Aleyhisselâm: Halîlullah ve Tevhid konusunu ele alan metnin nedir?

Hz. İbrâhîm Aleyhisselâm, Fusûs’ta ‘Müteâlî hikmet’ ile anılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de ‘İbrâhîm’i de an; o bütünüyle sıdkı ve doğruluğu özünde taşıyan bir peygamberdir’ (Meryem, 41) buyurulur. Mezopotamya’nın Keldânî kavmine gönderilmiş olan Hz. İbrâhîm, putlara tapınmayı reddeden ve tevhidin bayraktarlığını yapan bir peygamberdir.

Kaynak: 9. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Hz. Ya’kûb, Hz. Yûsuf ve İlâhî Tecellî konusunu ele alan metnin nedir?

Hz. Ya’kûb Aleyhisselâm ‘İsrâîl’ adıyla da bilinir; bu isim ‘gece yürüyen kimse’ anlamına gelir. Peygamberliği önceden kendisine müjdelenen Hz. Ya’kûb’un Hz. Yûsuf’a olan sevgisi ve onun ayrılığında gözlerinin görmez hale gelmesi, Kur’ân-ı Kerîm’de detaylı biçimde anlatılmaktadır.

Kaynak: 9. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn Aleyhimesselâm: Kelâmullah konusunu ele alan metnin nedir?

Hz. Mûsâ Aleyhisselâm, İsrâîl peygamberleri arasında en büyük makama sahip olanlardan biridir. Firavun döneminde gönderilmiş; yalnız gönderilmek istemeyince kardeşi Hz. Hârûn ona yardımcı kılınmıştır. Hz. Mûsâ’ya ait fasılda ‘Ulvî hikmet’ tecellî etmektedir. İbnü’l-Arabî’ye göre Hz. Mûsâ, Allah’ın kelâmını vasıtasız duyma şerefine erişmiş ve bu sebeple ‘Kelîmullah’ unvanıyla anılmıştır.

Kaynak: 9. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Hz. Dâvûd ve Hz. Süleymân: Hükümdarlık ve Hikmet konusunu ele alan metnin nedir?

Hz. Süleymân Aleyhisselâm’a Fusûs’ta ‘Rahmânî hikmet’ atfedilmiştir. O hem kral hem peygamber hem de hikmet sahibi bir kişiliktir. Tevrat’ın Hz. Süleymân’a yönelttiği iftiralar İslâm ulemasınca kesinlikle reddedilmiştir; o, Kur’ân’ın anlattığı şekliyle büyük bir velîlik makamına sahip bir peygamberdir.

Kaynak: 9. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Hz. İsâ Aleyhisselâm: Rûhullah ve Kelimetullah konusunu ele alan metnin nedir?

Hz. İsâ Aleyhisselâm, Kur’ân-ı Kerîm’de ‘Rûhullah’ ve ‘Kelimetullah’ olarak nitelendirilmiştir. İbnü’l-Arabî’ye göre bu iki sıfat Hz. İsâ’nın hakîkatini anlamak açısından son derece belirleyicidir. Geleneksel İslâm anlayışına göre Hz. İsâ çarmıha gerilmemiş, Allah Teâlâ onu hem ruhu hem cesediyle farklı bir hayat kategorisine almıştır.

Kaynak: 9. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Vücûdun birliği ve tekliği nedir?

İbn Arabî, vücûdun birliğini ve tekliğini savunurken bölünmeyi ve parçalanmayı kabul etmez. Ona göre mevcut olan her şey tek bir vücûdun içindedir; vücûdun dışında ayrı bir vücûdun oluşması söz konusu olamaz.

Kaynak: 5. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Varlıkların birbirine bağlılığı nasıl açıklanır?

Varlıkların birbirine bağlılığı farklı derecelerdedir. Nasıl ki anne ile çocuk arasında, su ile buhar arasında zorunlu bir ilişki varsa, yaratılmış olan her şey de yaratıcısına muhtaçtır. Yaratıcısına muhtaç olan bir varlık, kendi kendine ayakta duramaz; dolayısıyla mecaz anlamında yok hükmündedir.

Kaynak: 5. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Şöhret şirktir mi?

Evet Şöhret şirktir Şöhret şirktir, ve bu şehvete düşenler şöhrete düşenler sufilerin içerisinde Şeyh Efendiler sufilerinin içerisinde zakirler nakiplerini şöhrete düşer

Kaynak: Şöhretinizi, makam ve mevkinizi kendi nefsiniz için kullanıyorsanız cehennemliks

Tevhidin manası nedir?

Tevhid. Senden şikayet ettiğini duyacaktım görecektin diyecekti ki. Hey Allahım. Beni okuyan bu kulum var ya. Evet sahip bir kalpli okumadı beni. Okuyan bokul sahiptir dinle söylemedi beni okuyan. Bu kul bununla insanları aldattı bununla etrafı kandırdı bununla mal alırken yalan söyledi bununla mal satarken yalan söyledi bununla kardeşini kandırdı eşini kandırdı çocuğun utandırdı etrafını kandırdı beni söyleyen bu kuldan. Ben şikayetçiyim. Ya. Rabbi değişimini sen duymadın ya o yüzden tevhidin manasını varmadım daha en üz tevhidin manasını da varmış olsaydın senin affın için tevhidin nasıl mücadele ettiğine şahit olduğum gibi senin cezalandırılmak içinde Allah’a şikayetçi.

Kaynak: 15. Mana 4 kapı 40 Makam

O ise sofrayı yaydım nedir?

O ise sofrayı yaydım. Hakkın vekiliyim. Halife oğluyum.

Kaynak: Allah’ın manevi sofrasından mahrum olduğu halde kendi kendini halife seçmiş, ins

Tevhidin manasına ermiş olmak ne demektir?

Sen tevhidin manasına ermiş olsaydın bir derviş kardeşinin kalbini kırmazdın. Müslümanı incitmezdin. Sen tevhidin manasına ermiş olsaydın sen eşini incitmezdin. Eşine küfretmezdin. Eşine hakaret etmezdin. Sen tevhidin manasına ermiş olsaydın çocuğunun Allah’tan sana bir emanet olduğunu, bir rahmet olduğunu, bir lütuf olduğunu bilir. Ona ona göre davranırdın. Eğer sen tevhidin manasına ermiş olsaydın, eşyanın dile geldiğini, eşyanın senden şikayet ettiğini, eşyanın seni şikayette bulunduğunu duyar görürdün. Eğer tevhidin manasına ermiş olsaydın israf etmezdin. Gösterişe düşmezdin. Eğer tevhidin manasına ulaşmış olsaydın sen dost doğru bir Müslüman olurdun.

Kaynak: Mana, her sufinin ulaşması gereken bir makamdır

Tevhidin manasına ermek ne demektir?

Eğer tevhidin manasına ermiş olsaydın, tevhidin senden şikayetçi olduğunu görecektin. Nasıl yani? Evet. Tevhit senden şikayet ettiğini duyacaktın, görecektin. Diyecekti ki, "Ey Allah’ım, beni okuyan bu kulum var ya, evet sahih bir kalple okumadı. Beni okuyan bu kul sahih bir dille söylemedi. Beni okuyan bu kul bununla insanları aldattı. Bununla etrafı kandırdı. Bununla mal alırken yalan söyledi. Bununla mal satarken yalan söyledi. Bununla kardeşini kandırdı, eşini kandırdı, çocuğunu kandırdı, etrafını kandırdı. "Beni söyleyen bu kuldan ben şikayetçiyim ya Rabbi" deyişini sen duymadın. O yüzden tevhidin manasına varmadın daha henüz. Tevhidin manasına varmış olsaydın senin affın için tevhidin nasıl mücadele ettiğine şahit olduğun gibi senin cezalandırılman için de Allah’a şikayetçi olduğunu duyar görürdün.

Kaynak: Haramları terk etmedikçe ibadetlerin hakikatine eremezsin

O Cenabı Hak onu faş edebilir mi?

Allah seni örtmüş. Sen o örtünün altında kal. Tövbe et. Allah’ın örtmesini de kendine ölçü bilme. Seni gaflete götürmesin. O Cenabı Hak onu faş edebilir. Tövbe et döneri Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde insanların ayıplarını yüzüne vurmak hoş. Ayıplarını da araştırmak hoş değil. Ayıplarını da o kimselerin görmek hoş değil. Bu da hoş değil. O zaman sen kardeşine karşı suizan da beslemiyorsun. Görmedin. Dua ediyors, Görmedin. Dua ediyorsun. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Allah senin günahlarını örtmüşse, sen de o örtünün altında kal ve tövbe et

Bütün İslâm çarkı tevhidin üzerinde döner mi?

İslâm’ın hakikati, İslâm’ın hakikati, İslâm’ın özü durduğu nokta tevhittir. Bütün İslâm çarkı tevhidin üzerinde döner. Tevhitsiz bir İslâm çarkı düşünülemez. Zikirsiz bir Müslüman düşünülemez. Bakın düşünülemez. Bir Müslüman zikirsiz düşünümez. O yüzden münafıklık alameti hükmüne koymuş. O münafıklar var ya ayet-i kerime Allah’ı az zikrederler. Münafıklık alameti Allah’a az zikretmek. Çünkü İslâm burada normalde o tevhidin üzerinde döndüğü için, lâ ilâhe illallahın üzerinde döndüğü içindir. Bütün ibadetler, bütün hayır hasenetler, bütün yapılacak olan işler tevhidin üzerine kuruludur. Yani o tevhit içerisinde imanı alır. Tevhit içerisinde ameli alır, tevhit içerisinde ahlakı alır. Tevhit bütün ibadetleri içine alır, ve bütün ibadetlerin, bütün Allah’a yaklaşma sebeplerinin, yollarının buluştuğu merkez tevhittir. Lâ ilâhe illallah’tır. Ve Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretleri yeryüzü lâ ilâhe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum der.

Kaynak: Müslüman olan kimse yeryüzü La ilahe illallah deyinceye kadar mücadele etmekle m

Tevhidin nerede oturması gerekir?

Hem fiiliyatta, yani senin dışarı karşı olan fiiliyatlarında, yani afakta hem de iç alemde, enfüste o tevhidin sende oturması lazım.

Kaynak: Allah’ı zikir, tevhit her şeye ağır basar

Kâfir olmaz mı?

O, şu cevâbı verdi:— “Şayet maksadı, halkın fesadını istemek; şer’î şerîfi terk, ve resmiyete uymaktaki maksadı, hükmü reddetmek değilse; kâfir olmaz.” «Muhît»te de böyledir. ● Elbisesini bir yere koyan bir şahıs: “Onu, Allaha teslim ettim” deyince; başka bir şahıs da bu şahsa: “Hırsız çalarsa, men etmeyene teslim ettin” dese; Şeyhü’l-İmâm Ebû Bekir Muhammed bin Fadl:—“Böyle diyen kâfir olmaz” demiştir. ● Bir kimse: “Biz yalan söylüyorsak, Mevlâ da yalan söylüyor” dese; kâfir olmaz. ● Bir kimse öfkeli iken, karısına: “Seni, öyle kahpe doğurmuş ki! Öyle muhannes (= kötü adam) ekmiş; öyle Mevlâ ki yaratmış” dese; bazı âlimler: “Bu söz, küfür olur” demişlerdir. Ebû Nasr ed-Debbûsîden “Buna ne dersin?” diye sorulmuş; O, günlerce düşünmüş, ve cevap vermemiştir. “Bu zahiren küfür olur” denilmiştir. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir. ● Bir kimse, hasta olmayan bir adama: “Bu, Allanın unuttuğudur” veya “Bu unutulanlardandır” derse; bu söz, bazılarına göre küfürdür. Essâh olan da budur. ● Bir kimse, başka bir kimseye: “Allah susturamıyor senin dilini; ben, nasıl susturayım” derse; kâfir olur. ● Bir kimse, karısına: “Sen, bana Allah’tan daha sevgilisin” dese; kâfir olur. «Hulâsa»da da böyledir. ● Bir kimse, başkasından bahsederken: “Ona, çirkin kaza geldi” dese; bu söz büyük hatâdır. «Muhît»te de böyledir. ● Bir kimse, başka bir şahsa: “Allah (Azze, ve Celle), sana nimet verdi. Sen de Allah’ın sana ihsân eylediği gibi, ihsân eyle” demiş olsa; veya “Git Allah’la savaş, niçin sana vermiyor?” dese; essâh olan, bu sözü söyleyen kâfir olmaz. «Hizânetü’l-Müftîn»de de böyledir. ● Aralarında husûmet bulunan iki kişiden biri, diğerine: “Merdiven kur; göğe çık, ve Allah’la savaş” dese; âlimlerin çoğu: “Bu, küfür olmaz” demişlerdir. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir. «el-Câmiu’l-Esğar» sahibi: “Bize göre, sahih olan budur” demiştir. «el-Fetâva’l-Hâniyye»de de: “Fetva da, buna göredir” denilmiştir. «Tatarhâniyye»de de böyledir. ● Bir kimse, başka bir kimseye: “Semâda ol, ve Allah’la birlikte savaş” dese; bazıları: “Bu söz, küfür olur” demişlerdir. Şeyhü’l-İmâm Ebû Bekir Muhammed bin Fadl da, bu kavle meyletmiştir. Şeyhü’I-İmâm: “En uygun olan, bu şahsın, nikâhını yenilemesidir” demiştir. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir. ● Allah-ü Teâlâ için, mekân iddia eden kimse kâfir olur. “Allah’ın olmadığı, boş bir yer yoktur” diyen kimse, kâfir olur. “Allah-ü Teâlâ, gökte” diyen kimse; bununla, açık haberlerde gelen hikâyeyi kastediyorsa kâfir olmaz. Fakat bu sözü ile mekân kastediyorsa; o zaman kafir olur. Bu şahsın, bir niyeti yoksa; âlimlerin ekserisine göre, kâfir olur. Essâh olan da budur. Fetva da buna göredir. ● “Allah-ü Teâlâ, insaf için oturuyor” diyen kimse, kâfir olur. Allah-ü Teâlâ’yı, “Yukarıda” veya “Aşağıda” diye vasıflandıran kimse, kâfir olur. «el-Bahrü’r-Râik»te de böyledir. ● Bir kimse: “Benim, gökte ilâhım; yerde filanım var” dese; kâfir olur. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir. ● Bir kimse: “Allah, semâdan bakıyor” veya “Görüyor” yahut, “arştan, bakıp görüyor” demiş olsa; bu söz, çoğunluğa göre, kü­fürdür. Ancak, Arapça olarak “Ittıla ediyor” derse; bu küfür olmaz.Ittıla: sözlük anlamı olarak öğrenme, bilgilenme, malumatı bulunma ya da vukuf, haberdarlık ve bilme anlamlarına gelmektedir. ● Bir kimse: “Allah, arşın üzerinden biliyor” demiş olsa; bu küfür değildir. Fakat; bir kimse: “Allah, arşın altından bilir” demiş olsa; işte bu söz, küfürdür. ● Bir kimse: “Ben, Allah-ü Teâlâ’yı cennette görürüm” dese; bu söz küfürdür. Fakat “Cennetten görürüm” derse; bu söz, küfür olmaz. «Muhît»te de böyledir. ● Ebû’l-Hafs: “Kim, Allah’a zulm isnâd ederse; muhakkak kâfir olur” demiştir. «Fusûlü’l-İmâdiyye»de de böyledir. ● Bir kimse: “Yâ Rabbî! Bu zulmü kabul eyleme” derse; bazı âlimler: “Bu kimse, kâfir olur” demişlerse de; essâh olan kavle göre, bu kimse kâfir olmaz. ● Bir kimse, başka bir kimseye: “Şayet, Allah (Azze, ve Celle) kıyâmet günü, sana insaf etmiş olsa; ben de insaf ederim” derse; kâfir olur. Fakat, burada “Lev” kelimesinin yerinde “İzâ” kelimesi olsaydı; bu şahıs, kâfir olmazdı. «Zahîre»de de böyledir. ● Bir kimse, başka bir kimseye: “Eğer, Allah-ü Teâlâ kıyâmet gü­nünde hak, ve adâletle hükmederse; hakkımı senden alırım” dese; bu söz, küfür olur. «Muhît»te de böyledir. ● “Burası, ilâhın, ve peygamberin olmadığı yerdir” denilir, ve bu sözle: “Bu yerde, Allah’ın, ve peygamberinin emri yapılmıyor” mânâsı murâd edilirse; küfür olmaz. Bu şahsa: “Burada, zâhidler, ve itaat edenler var” denildiği halde; o şahıs: “Burada, Allah’ın, ve peygamberin emri yapılıyorsa; ben, onun din olduğunu inkâr ediyorum” derse; bu durumda, kâfir olur. «Yetîme»de de böyledir. ● Bir kimse, bir zâlim zulmederken: “Yâ Rabbî! Bundan bu zulmü kabul eyleme. Eğer sen kabul edersen; ben onu kabul etmem” derse; bu söz, küfür olur. Bu şahıs sanki: “Sen râzı olursan; ben râzı olmam” demiş gibi oluyor. «Hulâsa»da da böyledir. ● Bir kimse: “Yâ Allah! Rızkımı genişlet. Ya ticaretimi artır veya bana zulmetmiş olursun” demiş olsa; Ebû Nasr ed-Debbûsî: “Bu kimse, kâfir-i billâh olur” demiştir. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir. ● Bir kimse, diğer bir kimseye: “Yalan söyleme!” deyince, o: “Yalansız iş mi var” dese, o anda kâfir olur. ● Kendisine: “Allah’ın rızâsını iste” denilen şahıs: “Bana lâzım değildir” dese; veya: “Allah, beni cennetine girdirse; ona mâni olurum” dese; veya o şahsa: “Günâh işleme! Allah seni cehenneme sokar” denilince; o da: “Ben cehennemden korkmam” dese; veya: “Çok yeme! Gerçekten, çok yiyeni Allah sevmez” deni­lince; o şahıs: “Ben yerim; ister beni sevsin, dost etsin; isterse sev­mesin, düşman etsin” dese; kâfir olur. ● Bir kimse diğer bir kimseye: “Günâh işleme! Gerçekten Allah’ın azabı çoktur” dese, ve o: “Ben, o azabı bir tek elimle kaldırırım” cevabım verse; kâfir olur. Bir kimseye: “Babana-anana eziyet etme” denilince; o: “Onların, benim üzerimde hakları yoktur” cevabım verse; kâfir olmaz; fakat, günahkâr olur. ● Bir kimse şeytana: “Ey İblis! İşimi güzelleştir. Çünkü ben, sen ne emrettiysen onu yaparım; anamın, babamın emrettiğini yapmam.” demiş olsa; kâfir olur. «Tahyir»de de böyledir. ● Bir kimse: “Eğer sen, âlemlerin ilâhı’da olsan; senden hakkımı alırım” dese; kâfir olur. «Hulâsa»da da böyledir. ● Bir kimse, yalan söylese; onu duyan başka bir şahıs da: “Allah yalanını hak kılsın” veya: “Allah bu yalanını bereketli kılsın” dese; bazıları: “Bu söz, küfre yakındır” demişlerdir. «Misbâhu’d-Dîn»de: “Bir kimse, yalan söyler; bir başkası da: Allah, yalanını, bereketli eylesin’ derse; kâfir olur.” denilmiştir. ● Necmü’d-Dînden:— Bir kimseye, “Filân adam, seninle, doğru yürümüyor” denilince; o şahıs: “Allah-ü Teâlâ onunla beraber doğru yürümüyor” demiş olsa; kâfir olur mu? Diye sorulmuş. O, şu cevabı vermiş:— Evet (kâfir olur). ● «Tahyir»de şöyle zikredilmiştir: Sadru’l-İslâm Cemâlü’d-Dînden sordum:— “Allah, altını seviyor da bana vermiyor” diyen kimsenin hâli nedir?O, şu cevabı verdi:— Eğer bu sözü ile Allah’a cimrilik izâfe ediyorsa; kâfir olur. Fakat, bu şahıs yalnız; “Altını seviyor” demekle kâfir olmaz. «Tatarhâniyye»de de böyledir. ● Bir kimse; diğer bir şahsa: “Allah dilerse; şu işi yaparsın” der; diğeri de: “Allah dilemese de yaparım” karşılığını verirse, kâfir olur. «Tatarhâniyye»de de böyledir. ● Bir mazlum: “Bu, Allah’ın takdiri” der; zâlim de: “Ben, Allahu Teâlâ’nın takdiri olmadan da yaparım” karşılığını verirse; kâfir olur. «Fusûlü’l-İmâdiyye»de de böyledir. ● Bir kimse: “Ey Allah’ım! Rahmetini bana karşı cimrilik yapma” demiş olsa; bu söz küfür olan sözlerdendir. «Sirâciyye»de de böyledir. ● Karı-koca arasında, münâkaşa uzar, ve koca, karısına: “Allah’tan havfet, ve ondan kork” deyince; kadın buna cevaben: “Ondan kork­muyorum” derse; Şeyhü’l-İmâm Ebû Bekir Muhammed bin Fadl şöyle demiştir: “Eğer kocası o kadını, açık bir günâha karşı, ıtâb ederek, Allah’tan kork dedi, ve o, bu şekilde cevap verdiyse; bu kadın irtidat etmiş, ve kocasından, bâin talâkla boş olmuş olur. Ancak onu, bir iş hakkında ıtab eyledi ise, bu durumda kadın, kâfir olmaz. Kadın, bu cevabı ile istihfaf (= hafife alma; ehemmiyet vermeme) gibi bir şeyi kastetmişse; kocasından boş olur.”. ● Bir kimse, diğer bir kimseyi dövmek ister; o da: “Sen Allah’tan korkmaz mısın?” der, ve dövmek isteyen kimse: “Hayır” cevâbını verirse; İmâm Muhammed (rh.a.)den gelen bir rivâyete göre, kâfir olmaz. Çünkü bu şahıs, burada “Takva ile iş yapmam” demiş olur. ● Günah işleyen birini gören bir kimse, ona: “Sen Allah’tan korkmaz mısın?” der; o da: “Hayır” cevabını verirse; kâfir olur. Çünkü bu şahsın sözünün te’vili mümkün değildir. Bir kimseye: “Allah’tan korkmaz mısın?” denilse de, o da öfke hâlinde böyle cevap verse; kâfir olmaz. «Fetâvâ-yi Kâdîhân»da da böyledir. ● Bir kimse: “Kötülüğe devam ettiğimiz müddetçe, Allah da kötü­lük edicidir. Biz, iyilik ettikçe Allah da iyilik edicidir” demiş olsa; kâfir olur. «Hulâsa»da da böyledir. ● «İtâbiyye»de şöyle denilmiştir: Bir kimse: “Allah’ın hükmü veya Peygamberin şeriatı bana hay­ranlık vermiyor” demiş olsa; kâfir olur.Bu, şunun gibidir: Bir kimseye: “Allahu Teâlâ, dört kadını helâl kıldı” denildiğinde o da: “Ben bu hükme hayranlık duymuyorum” dese; kâfir olur. «Tatarhâniyye»de de böyledir. ● Bir kadın, oğluna: “Niçin böyle yaptın?!” der; oğlu: “Vallahi, ben yapmadım” deyince, kadında öfkeli bir halde: “Sen de sus; val­lahin de sussun” derse; âlimler bu kadının kâfir olup olmayacağı konusunda ihtilafa düştüler. «Muhît»te de böyledir. ● Bir kimse: “Allah bâki kalır; bir şey bâki kalmaz” derse, kâfir olur. «Zahîre»de de böyledir. ● “Allah benim hakkımda bütün hayırları yaptı; hâlbuki ben şer yaptım” demiş olsa; muhakkak kâfir olur. «Muhît»te de böyledir. Bir kimseye: “Bir kadına karşı, gücün yetmedi. Denilince; o: “Allanın bile* ona gücü yetmedi. Benim gücüm nasıl yetsin.” dese; kâfir olur. Gıyâsiyye’de de böyledir. Bir kimse, diğerine: “Onu, Allah’tan, ve senden bilirim.” veya “Onu, Allahtan, ve senden isterim.” demiş olsa; bu, çirkin bir sözdür. Fakat: “Onu, Allah’tan; seni de sebep bilirim.” demiş olsa; bu güzeldir. Hizânetü’I-Müftîn’de de böyledir. Bir kimse, hasmından yemin talep edince, o: “Ben, Allaha yemin ederim.” der; yemin talep eden de: “Ben, Allah ile yaptığın yemini istemem. Bana, talâkla yemin et.” veya “Köle azâd etmek üzere, yemin et.” derse; bu durumda, o şahıs, bazı âlimlerimize göre, kâfir olur. Çoğunluğa göre. Ise, kâfir olmaz. Nasırı’nin Tecnîsi’nde de böyledir. Bir kimse, diğerine: “Senin yeminin, eşeğin yellenmesine ben­ziyor.” dese; muhakkak kâfir olur. Bir kimse, başkasına: “Allah biliyor; ben, dâima, duamda seni. Anıyorum.” derse; bu sözün, küfür olup olmadığı hususunda, ihtilaf edilmiştir. Bir kimse, şaka tarzında: “Ben, Hudayım” dese; kâfir olur. Tatarhâniyye’de de böyledir. Bir kimse, karısına: “Komşu hakkı gözetmiyor musun?” dese; karışı ise: “Hayır” cevabını verse;. Keza, koca: “Koca hakkı gözetmiyor musun?” deyince; karısı: “Hayır” dese;. Yine, koca: “Allah hakkı gözetmiyor musun?” deyince; karısı: * Hayır.” cevabını verse;. Bu durumda, bu kadın, kafir olur. Bir kimse, hasta olduğu, ve geçim darlığı çektiği zaman: “Allahın, beni, niçin yarattığını bilseydim ne olurdu? Dünya tatlılarından, benim için bir şey olmadı.” demiş olsa; kâfir olmaz; denilmiştir. Ancak, bu söz, büyük bir hatadır. Bir kimse, başkasına: “Gerçekten, Allahu Teâlâ, senin kötülük­lerin sebebiyle, sana, azâb eyler.” der; diğeri de: “Senin söylediğini yapmaya, Allahı, nasb mı eyledin.” (= vazifelendirdin mi?) derse; kâfir olur. Muhiyt’te de böyledir. Tahyîr’de şöyle zikredilmiştir:. Bir kimse: “Allahın, cehennem yapmadan başkasına gücü yetmez.” dese; muhakkak kâfir olur. Keza, çirkin bir hayvan gören şahıs: “Allahın başka işi yokmuydu? Şunu yaratana kadar” dese, kâfir olur. Bir fakir, fakirliğinin şiddetinden dolayı: “Filan kul, şu kadar nimete sahip; ben de, kulum; şu kadar zahmet içindeyim. Böyle adalet olur mu?” dese; kâfir olur. Bir kimse, diğerine: “Allahtan kork, ” deyince; o: “Allah nerde?” karşılığını verse; kâfir olur. Keza, bir kimse: “Peygamber-, kabrinde yoktur.” veya; “Allahın ilmi, kadim değildir.” yahut; “Allah, olmayanı bilmez.” dese, kâfir olur. Tatarhâniyye’de de böyledir. Bir kimse, ismi Abdullah olan şahsın, isminin sonuna kaf harfi getirerek Abdullah yerine Abdullak derse; veya, Halik ismini, bilerek ism-i tasğîr (= küçültme ismi) yapıp, Hâlık yerine Huleyk derse; kâfir olur. Bahru’r-Râik’ta da böyledir. Bir kimse, diğerine: “Allah, senin kalbine rahmet eyliyor; benim kalbime, rahmet eylemiyor.” der, ve bununla, kalbinin rahmetten müstağnî olduğunu kasdetmiş olursa; kâfir olur. Fakat, bu sözü ile “Allahın sabit kılması ilejkalbim sabittir;|har e ket etmiyor.” demeyi kasdetmişse; bu durumda kâfir olmaz. Sabi çocuk ağlayıp, namaz kılmakta olan babasını istese; başka bir şahıs da, o çocuğa: “Sus, ağlama; baban, Allah için çalışıyor.” dese; bu söz küfür olmaz. Çünkü, bunun mânası, “Allah’a hizmet ediyor.” demektir. Muhıyt’te de böyledir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse: "Biz yalan söylüyorsak, Mevlâ da yalan söylüyor" dese; kâfir olmaz mı?

Bir kimse: "Biz yalan söylüyorsak, Mevlâ da yalan söylüyor" dese; kâfir olmaz.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse öfkeli iken, karısına: "Seni, öyle kahpe doğurmuş ki! Öyle muhannes (= kötü adam) ekmiş; öyle Mevlâ ki yaratmış" dese; bu söz, küfür olur mu?

Bazı âlimler: "Bu söz, küfür olur" demişlerdir. Ebû Nasr ed-Debbûsî ‘den "Buna ne dersin?" diye sorulmuş; O, günlerce düşünmüş, ve cevap vermemiştir. "Bu zahiren küfür olur" denilmiştir. «Fetâvâ-yi Kâdîhân» da da böyledir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse, hasta olmayan bir adama: "Bu, Allanın unuttuğudur" veya "Bu unutulanlardandır" derse; bu söz, küfür müdür?

Bu söz, bazılarına göre küfürdür . Essâh olan da budur .

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse, başka bir kimseye: "Allah (Azze, ve Celle), sana nimet verdi. Sen de Allah’ın sana ihsân eylediği gibi, ihsân eyle" demiş olsa; veya "Git Allah’la savaş, niçin sana vermiyor?" dese; kâfir olur mu?

Essâh olan, bu sözü söyleyen kâfir olmaz. «Hizânetü’l-Müftîn» de de böyledir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Aralarında husûmet bulunan iki kişiden biri, diğerine: "Merdiven kur; göğe çık, ve Allah’la savaş" dese; bu, küfür olur mu?

Âlimlerin çoğu: "Bu, küfür olmaz" demişlerdir. «Fetâvâ-yi Kâdîhân» da da böyledir. «el-Câmiu’l-Esğar» sahibi: "Bize göre, sahih olan budur" demiştir. «el-Fetâva’l-Hâniyye» de de: "Fetva da, buna göredir" denilmiştir. «Tatarhâniyye» de de böyledyir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Allah-ü Teâlâ için, mekân iddia eden kimse kâfir olur mu?

Allah-ü Teâlâ için, mekân iddia eden kimse kâfir olur . "Allah’ın olmadığı, boş bir yer yoktur" diyen kimse, kâfir olur . "Allah-ü Teâlâ, gökte" diyen kimse; bununla, açık haberlerde gelen hikâyeyi kastediyorsa kâfir olmaz. Fakat bu sözü ile mekân kastediyorsa; o zaman kafir olur . Bu şahsın, bir niyeti yoksa; âlimlerin ekserisine göre, kâfir olur . Essâh olan da budur . Fetva da buna göredir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse: "Benim, gökte ilâhım; yerde filanım var" dese; kâfir olur mu?

Bir kimse: "Benim, gökte ilâhım; yerde filanım var" dese; kâfir olur . «Fetâvâ-yi Kâdîhân» da da böyledir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse: "Allah, semâdan bakıyor" veya "Görüyor" yahut, "…arştan, bakıp görüyor" demiş olsa; bu söz, küfür müdür?

Bir kimse: "Allah, semâdan bakıyor" veya "Görüyor" yahut, "…arştan, bakıp görüyor" demiş olsa; bu söz, çoğunluğa göre, kü­fürdür . Ancak, Arapça olarak "Ittıla ediyor" derse; bu küfür olmaz. Ittıla : sözlük anlamı olarak öğrenme , bilgilenme , malumatı bulunma ya da vukuf , haberdarlık ve bilme anlamlarına gelmektedir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse: "Allah, arşın üzerinden biliyor" demiş olsa; bu küfür müdür?

Bir kimse: "Allah, arşın üzerinden biliyor" demiş olsa; bu küfür değildir. Fakat; bir kimse: "Allah, arşın altından bilir" demiş olsa; işte bu söz, küfürdür .

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse: "Ben, Allah-ü Teâlâ’yı cennette görürüm" dese; bu söz küfür müdür?

Bir kimse: "Ben, Allah-ü Teâlâ’yı cennette görürüm" dese; bu söz küfürdür. Fakat "Cennetten görürüm" derse; bu söz, küfür olmaz. «Muhît» te de böyledir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse: "Yâ Rabbî! Bu zulmü kabul eyleme" derse; bazı âlimler: "Bu kimse, kâfir olur" demişlerse de; essâh olan kavle göre, bu kimse kâfir olmaz mı?

Bir kimse: "Yâ Rabbî! Bu zulmü kabul eyleme" derse; bazı âlimler: "Bu kimse, kâfir olur" demişlerse de; essâh olan kavle göre, bu kimse kâfir olmaz.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse, başka bir kimseye: "Şayet, Allah (Azze, ve Celle) kıyâmet günü, sana insaf etmiş olsa; ben de insaf ederim" derse; kâfir olur mu?

Bir kimse, başka bir kimseye: "Şayet, Allah (Azze, ve Celle) kıyâmet günü, sana insaf etmiş olsa; ben de insaf ederim" derse; kâfir olur . Fakat, burada "Lev" kelimesinin yerinde "İzâ" kelimesi olsaydı; bu şahıs, kâfir olmazdı. «Zahîre» de de böyledir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse, başka bir kimseye: "Eğer, Allah-ü Teâlâ kıyâmet gü­nünde hak, ve adâletle hükmederse; hakkımı senden alırım" dese; bu söz, küfür olur mu?

Bir kimse, başka bir kimseye: "Eğer, Allah-ü Teâlâ kıyâmet gü­nünde hak, ve adâletle hükmederse; hakkımı senden alırım" dese; bu söz, küfür olur . «Muhît» te de böyledir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

"Burası, ilâhın, ve peygamberin olmadığı yerdir" denilir, ve bu sözle: "Bu yerde, Allah’ın, ve peygamberinin emri yapılmıyor" mânâsı murâd edilirse; küfür olmaz mı?

"Burası, ilâhın, ve peygamberin olmadığı yerdir" denilir, ve bu sözle: "Bu yerde, Allah’ın, ve peygamberinin emri yapılmıyor" mânâsı murâd edilirse; küfür olmaz. Bu şahsa: "Burada, zâhidler, ve itaat edenler var" denildiği halde; o şahıs: "Burada, Allah’ın, ve peygamberin emri yapılıyorsa; ben, onun din olduğunu inkâr ediyorum" derse; bu durumda, kâfir olur . «Yetîme» de de böyledir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Bir kimse, bir zâlim zulmederken: "Yâ Rabbî! Bundan bu zulmü kabul eyleme. Eğer sen kabul edersen; ben onu kabul etmem" derse; bu söz, küfür olur mu?

Bir kimse, bir zâlim zulmederken: "Yâ Rabbî! Bundan bu zulmü kabul eyleme. Eğer sen kabul edersen; ben onu kabul etmem" derse; bu söz, küfür olur . Bu şahıs sanki: "Sen râzı olursan; ben râzı olmam" demiş gibi oluyor. «Hulâsa» da da böyledir.

Kaynak: ELFÂZ-I KÜFÜR

Hz. Yûsuf’un (A.s.) yönetim kadrosunda olduğu o ülkede ne durum vardı?

Hz. Yûsuf’un (A.s.) yönetim kadrosunda olduğu o ülkede putperest bir şirk düzeni hâkimdi. Halkı da putperest müşrikti.

Kaynak: KÜFÜR SİSTEMİNDE OY KULLANMAK ve GÖREV ALMAK CÂİZ MİDİR?

Bu nokta çok önemli mi?

Bu nokta çok önemli. Çünkü bir Peygamber ile misâl verilen bu âyetler ile sâbittir ki, bir kimse şirk düzeninde bile yönetimde olsa, o kişi müşrik olarak vasıflanamaz! Tam aksine Allah’ın beyânıyla duruma göre rahmete dahi dönüşebilir.

Kaynak: KÜFÜR SİSTEMİNDE OY KULLANMAK ve GÖREV ALMAK CÂİZ MİDİR?

Hanefi-Maturidi çizgisinde tektir meselesi nedir?

İmam Maturidi ve İmam Azam’a göre, ‘Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulüllah’ diyen bir kimse iman etmiş sayılır; isterse hiç ibadet etmesin. Başı açık gezen bir kadına küfür etmek bu çizgide kesinlikle yasaktır; zira büyük günah işlemek imanı ortadan kaldırmaz.

Bir kimse içki içse dahi içkiyi helal saymadıkça iman dairesindedir. Ne devlet ne de toplum, bir kimseyi inanmaya ya da ibadete zorlayamaz. Baskıyla yapılan ibadet İmam Azam ve Hanefi ekolünün reddettir. Bu ince çizginin korunması, İslam’ın toplumsal huzurunu ve hoşgörüsünü ayakta tutar.

Manaya gelen bir söz nedir?

Manaya gelen bir söz. Ama dini terminoloji olarak bakacak olursak bir kimsenin hani kendi nefsinin arzusuna uyması veyahut da ayet-i kerimede o heva, ve hevesini ilah edineni gördün mü ayet-i kerimesi mucibince heva, ve hevesini ilahlaştırmak, ilah etmek. Bu tabii gafletten daha ileri bir boyutta, ama bunu da biz gaflet olarak e nitelendirebiliriz. Bir konuda dikkatli davranmamak, uyanık davranmamak, ve normalde olması gerektiği yerde olmaması. Bir bu alemin direği de.

O kimse sadece kendi nefsini düşünüyor mu?

Tabii normalde tabii biz genelde dini terminoloji olarak baktığımızda o kimsenin harâmı helâlı dikkat etmeden normalde hak mıdır batıl mıdır buna dikkat etmeden dünyadan gücü yettiğince istifade etme. Pîr’in demiş olduğu bu. O kimse sadece kendi nefsini düşünüyor. Sadece kendi heva hevesini düşünüyor, ve kendi nefsinin, ve hevasının peşine düşüp harâm helâl tanımadan, varlık yokluk tanımadan, manada dinnâhet tanımadan dünyayile alakalı, dünyayı mamûr etmekle alakalı gaflet.

Burada hak hukûk tanımıyor, çünkü dîn tanımıyor?

Bu sadece bireysel insanların üzerinde kurgulanan bir değil. Gaflet aynı zamanda devletleri ilgilendiren, sistemleri ilgilendiren, devleti idare eden siyasetçileri, bürokratları da ilgilendiren bir. Şimdi bu gaflet alemin direğidir deyince bunlar acımasız bir şekilde dünya gücünü, ve dünya menfaatlerini elde etmek için her şeyleri yapıyorlar. Dünyayı mamûr eden bunlar. Dünyayı kirleten de bunlar.

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları