Müslüman olan kimse yeryüzü lâ ilâhe illallah deyinceye kadar mücadele etmekle memurdur
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette İslam’ın bel kemiklerinden olan tevhid hakikatinin yalnızca dilde çekilen bir kelime olmadığını, bilakis tüm müslümanların yeryüzünü tevhid nüru ile aydınlatma mükellefiyetini taşıdığını izah eder. Resulüllâh aleyhisselatüvesselam Sahîhi Buhârî ve Müslim’de naklolunan hadisi şerîflerinde «Umirtu en ukâtile’nnâse hattâ yekülü lâ ilahe illallah» (İnsanlar lâ ilahe illallah deyene kadar onlarla mücadele etmekle emrolundum) buyurmuştur. Bu hadis tevhid dâvâsıının müslümanın hayatının merkezi olduğu gerçeğini her zâkir müride hatırlatır. Tasavvuf da bir köşeye çekilip yalnız kendine yaşayan bir kült değil, müridi her makamından ittifakla tevhide dâvet eden bir manevî mektep olduğu için, sufi de bu mücadele bayraktarlığının esas kürsülülerinden biridir.
Tevhid: İslam çarkının dönüş merkezi
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin açılışında İslam dîninin tüm unsurlarının – iman, amel, ahlak, ibadet, müamelat – tevhid eksen tastağı etrafında dolaştığını vurgular. Tevhid bir yıldızın çekirdek çekim alanı gibidir; etrafında namaz, oruç, zekat, hac, cihad gibi gezegenler tüm dönüş hareketlerini yapar. Bu çekirdek olmaz ise gezegenler ya dağılır ya bir başka cazibe merkezine kaptırılır. Tevhidsiz İslam çarkı düşünülemez, çünkü tevhid sadece akidenin bir maddesi değil, tüm din binasının harcdır. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Kâşife’de «tevhid kalbin tahtidır; o tahtidin üstünde sultan-ı muhabbet oturur, çevresinde de tüm ibadet vezirleri ihtiyatla saf saf bekler» vechiyle bu nispeti tasvir etmiştir. Allah Teâlâ Bakara suresinin yirmi birinci ayetinde «Yâ eyyühe’nnâsa’buduu Rabbekum» (Ey insanlar, Rabbinize ibadet ediniz) buyurarak ibadetin merkezinin tevhid olduğunu ilan eder. Mustafa Özbağ Efendi bu hakikati pekiştirir ve müridine, tüm ibadetlerin tevhid çerçevesinde dökülmesi gerektiğini izah eder; aksi takdirde ibadetler kalpsiz bir cesedin gerçek gibi görünen birer hayalet hareketinden ibaret kalacaktır.
Zîkirsiz müslüman olunmaz: münâfık alâmeti
Allah Teâlâ Nisâ suresinin yüz kırk üçüncü ayetinde münâfıkları öyle tarif eder: «ve lâ yezkürünâllâhe illâ kalîlâ» (Allah’ı az zikrederler). Bu ayet manevî bir ölçü getirir: kim Allahı az zikrediyorsa, o kimsenin kalbinde münâfıklık alâmetleri vardır; aksine kim Allahı çokca zikrediyorsa, o kimsenin kalbinde iman diriliği ve müslüman oluşu kuvvetlendiği kanıtlanmıştır. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette zikirsiz bir müslüman düşünülemeyeceğini, çünkü tevhid kelimesi kalbe yerleşmişse mü’minin lisanı durmadan o kelimeyi tekrar ettiğini, durmadan tekrar edemiyorsa o kalbin tevhid üzere kuvvetli bir şekilde demlenmemiş olduğunu nazara verir. Bu görüş, Âli İmrân suresinin yüz doksan birinci ayetinde «Ellezîne yezkürünallahe kıyamen ve ku’üden ve ala cünübihim» (ayakta, otururken ve yanları üzere zikrederler) ifadesinde teyid edilir. Karabaşı Velî hazretleri Tarikatname’de «Ehli zîkir, lisanı her halde tevhide açık olan kimsedir; çarşıda yanağının ortasında bir kelime, evinde, mescidinde, seferınde tek bir kelime: lâ ilahe illallah» vechiyle bu hakikati tarif etmiştir. Mü’minin günü boş geçmez; mü’minin nefesi tevhid ölçüsüne ayar edilmiştir.
Resulüllâh’ın cihat hadisi: tevhid mücadelesi
Sahîhi Buhârî’nın İman bölümünde, Sahîhi Müslim’in İman bölümünde, Süneni Tirmîzî’nin İman bölümünde, Süneni Ebî Dâvüd’ün Cihat bölümünde nakledilen meşhur hadisi şerîf şu şekildedir: «Umirtu en ukâtile’nnâse hattâ yekülü lâ ilahe illallah, feizâ kâlü isame minnî dimâehum ve emvâlehum» (Lâ ilahe illallah deyene kadar insanlarla mücadele etmekle emrolundum; eğer bunu derlerse kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar). Bu hadis üzerine Mâveridi, Nevevî, İbn Hacer ve İbn Teîmiyye gibi büyük âlimler etraflıca tahlil yapmıştır. Mücadele kelimesi sadece silahla harp etmek anlamına gelmez; mücadele lisanla tebliğ, kalemle yazı, ilim ile irşad, ahlakla örnek olma, sosyal hayatta tevhidi haykırma gibi her türlü cihad biçimini ihtiva eder. Mustafa Özbağ Efendi sohbette sufi kardeşlerini bu mücadelenin merkezine davet ederek «tarikatınıza, şeyhinize, mezhep ve meşrebinize davet etmeyiniz; tüm insanları tevhide davet ediniz» vechiyle vakayı yerleştirir. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Tasavvüf’te «Halvetî-Şabânî müridı insanlarla cidalleşmez; insanları tevhide davet ederek hücum eder» vechiyle bu cihat anlamını tasavvufla harmanlar.
Sufinin sosyal sorumluluğu: köşeye çekilmek değil, irşad
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin merkezî meselesinde sufiliği, köşeye çekilip yalnız Allah’ı zikretmek olarak tarif etmenin bir sınırlı ve eksik anlayış olduğunu nazara verir. Hakîkî sufi insan kalabalıklarını görmezden gelmez; aksine işte tevhid bayraktarlığını o kalabalıkların ortasında taşır. Sahabi Hz. Ebü Zür el-Gifâri radiyallahu anh halkı kalabalıklar içinde «eshedü en lâ ilahe illallah, eshedü enne Muhammeden Rasulullah» demek suretiyle tek başına bir ümmet gibi insanları irşad etmiştir. Hz. Veysel Karanî, Hz. Hasan-ı Basırî, Hz. Cüneydi Bağdadi, Hz. Abdülkâdir Geylanî gibi büyük mütasavvıflar mahallelerinde, şehirlerinde, ulastıkları her insan gönül levhasına tevhid çizgisi çekmek için vüsat etmişlerdir. Karabaşı Velî hazretleri Halvetîye tarikatının çatı şeyhi olarak çokca yetiştirdiği halifelerini Anadolu, Rümelî ve İstanbul boyunca dağıtıp tevhidi yayma vazifesi vermiştir. Mustafa Özbağ Efendi sohbetinde müridine «sufi olmak; sosyal medyadan sosyal hayata, ailen ve işyerinden tüm cemiyetine kadar tevhid dâvetinin sancakdarı olmak demektir» vechiyle bu vazifeyi mode olarak takdim eder.
Zîkirsiz hayatın hesabı verilmez
Sohbet içinde Mustafa Özbağ Efendi sade ve çarpıcı bir tarzda «zikirsiz bir hayat, zikirsiz bir gün, zikirsiz bir yatak, zikirsiz bir gündüz veya gece, zikirsiz bir yürüyüş o kimsenin hesabını veremeyeceği bir şeydir» demek suretiyle zîkirsiz vakitlerin manevî sorumluluğuna işaret eder. Resulüllâh aleyhisselatüvesselam «Mecliste Allahı zikretmeden ayrılan kimseler bir eşek leşinden ayrılmış gibidir, kıyamet günü o meclis pişmanlık sebebi olur» (Süneni Ebî Dâvüd, Edeb 23) buyurmuştur. Mü’minin gün defterinde her saat tevhidi çektiği bir kayit olmalıdır; aksi halde manevî defter alıkı bir kaydı olarak mîzana çıkar. Mürid güne tevhid ile başlar; sabah namazından sonra yedi yüz «lâ ilahe illallah» tevhidini halakai zikriyye ile veya tek başına çeker; iki rekat namazını kıldıktan sonra iki yüz «Allah» ismi celalini sırrî mertebede çeker; öğle ve ikindi vakitlerinde yine kısa çekiş yapar; akşam ve yatı namazından sonra kalp zikrine geçer. Karabaşı Velî hazretleri Tarikatname’de «mürid günün her saatinde tevhid kelimesini kalbinden dışarı atmaz; o kelime kalbin nabzı haline gelmiştir» vechiyle bu gündelik dengeyi tasvir etmiştir.
Tevhid sâki: cemaat zikrinin manevî mücadelesi
İslamın cihat çağrısı sadece dış düşmana karşı değildir; en buyuk cihat nefse karşı verilen iç mücadeledir. Resulüllâh aleyhisselatüvesselam Tebuk seferinden dönerken sahabeye «Şimdi büyük cihada yürüdük» demek suretiyle nefsin tevhide yürümesinin asıl büyük cihat olduğunu beyan etmiştir. Bu mücadelenin en kuvvetli silahı, halakai zikriyye yani cemaatle yapılan zikir meclisidir. Sahîhi Müslim’in zikir bölümünde nakledilen hadisi şerîfte Resulüllâh aleyhisselatüvesselam «Allah Teâlânın yürdü gezici melekleri vardır; zikir meclislerini ararlar, bıraz dururlar, sonra göklere yükselir ve Allahın huzurında o meclisi ister» buyurmuştur. Karabaşı Velî hazretleri Halvetîye tarikatının çatısı altında Cuma gecesi halakai zikriyye dersünü her müride farz olarak vermiştir; bu derste mürid bir çemberin içinde ayakta veya oturarak «Allah» ve «lâ ilahe illallah» sözcüklerini kor sesle çeker, şeyhin idaresinde manevî bir tevhid mücadelesi sahnesini yaşar. Mustafa Özbağ Efendi sohbetinde müride bu cemaat zikrinin manevî meyvelerini gösterir: nefis terbiyesi, kalp tasfiyesi, manevî cihad oluşu, tüm ibadetlerin tevhid üzere ölçülmesi gibi sözde tasvir edilemeyen bereket.
Bibliyografya
- Kur’ân-ı Kerîm, Bakara süresi, ayet 21 (ya eyyühe’nnasa’buduu Rabbekum).
- Kur’ân-ı Kerîm, Âli İmrân süresi, ayet 191 (ayakta, otururken zikr edenler).
- Kur’ân-ı Kerîm, Nisâ süresi, ayet 142-143 (münâfıklar Allahı az zikr ederler).
- Kur’ân-ı Kerîm, Ankebut süresi, ayet 45 (ve lezikrullahi ekber).
- Kur’ân-ı Kerîm, Ahzab süresi, ayet 41-42 (zikir çokca yapınız).
- Sahîhi Buhârî, İmân 17 (umirtu en ukâtile hadisi).
- Sahîhi Müslim, İmân 32 (umirtu en ukâtile hadisi).
- Sahîhi Müslim, Zîkir 25 (gezici melekler hadisi).
- Süneni Tirmîzî, İmân 1 (lâ ilahe illallah cenneti vacip kılar).
- Süneni Ebî Dâvüd, Cihat 95 (umirtu hadisinin Ebî Dâvüd rivayeti).
- Süneni Ebî Dâvüd, Edeb 23 (zikirsiz meclis hadisi).
- İmam Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim, İmân bölümü.
- İmam İbn Hacer, Fethu’l-Barî, Kitâbu’l-İmân.
- İmam Mâveridi, el-Ahkamu’s-Sultaniyye, cihat bölümü.
- İmam Gazzâlî, İhyâu Ulümi’d-Dîn, Kitâbu’d-Da’ve.
- İmam Ebü Tâlib el-Mekkî, Kütu’l-Kulüb, Zîkir Mertebeleri faslı.
- İmam İbn Teîmiyye, Mecmu’u’l-Fetâvâ, Tevhid bahsi.
- Mevlâna Halid Bağdadi, Risalei Hâlidîye, Tevhid mücadelesi.
- Karabaşı Velî, Risalei Kâşife, Tevhid bahsi.
- Karabaşı Velî, Tarikatnamei Halvetîye, Halakai Zikriyye bölümü.
- Karabaşı Velî, Risalei Tasavvüf, Sufi’nin sosyal sorumluluğu.
- Mustafa Özbağ Efendi, Halvetî-Şabânî sohbetleri, «Tevhid Mücadelesi» faslı.
- Mustafa Özbağ Efendi, Karabaşı Velî tahlili sohbetleri (mustafaozbag.com arşivi).
- İrşad Dergisi, Tasavvuf Köşesi, «Sufi’nin Tebliğ Vazifesi» yazısı.
- İrşad Dergisi, Sohbet Notları, «Yeryüzü Lâ ilahe illallah Deyinceye Kadar» bölümü.
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi’nin Zikrullah serisinin sosyal sorumluluk perspektifini gösteren köşe taşlarından biridir; Müslüman olan kimse yeryüzü lâ ilahe illallah deyinceye kadar mücadele etmekle memurdur başlığıyla tevhidın İslam çarkının merkezindeki yeri, zikirsizliğin münâfık alâmeti oluşu, Resulüllâh’ın cihat hadisi, sufinin köşeye çekilmek değil irşad sorumluluğu, zikirsiz hayatın hesabının verilemezliği ve cemaat zikrinin manevî mücadelesi ekseninde işlenmiştir.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi Sohbet Kaydı | Seri: Zikrullah
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhid, Cihat. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı