Allah’ı zikir, tevhit her şeye ağır basar
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette zikrullahın insanın hüvîyetini her boyutta kapsaması gerektiğini izah eder. Zikir; kimi zaman dilde, kimi zaman kalpte, kimi zaman sırda, kimi zaman ruhta tecelli ederek mü’minin tüm varlık tabakalarını tevhid nüru ile aydınlatır. Hem âfâk denilen dış âleme yönelik fiilleri, hem de enfüs denilen iç âleminin sırlarını tevhid ölçüsüne çeken bir mürid; mîzan gününde tevhid kefesinin öbür bütün amellerden ağır geldiğini müjdesi ile gösterilen muğtayı yaşar. Ankebut suresinin kırk beşinci ayetinde «ve lezikrullahi ekber» müjdesi işte bu hakikati ilan eder; zikrullah, tüm ibadetlerin uçsuz bucaksız gök kümbeti üzerinde durulan üsttür arşı.
Zikir ve tevhid kavramlarının birleştiği nokta
Tevhid kelimesi Arapça «vhd» kökünden türemiş olup «birlemek, bir kabul etmek» anlamlarını ihtiva eder. Allah’ı zikir ise «zkr» kökünden çıkıp «anıp söylemek, hatırlamak, ders olarak kabul etmek» anlamına gelir. Bu iki kavram düğümlendiğinde mü’minin lisânı sadece «lâ ilahe illallah» lafzını tekrar etmez; bu kelimei tayyibe köklerini kalbe salıp her uzva yansıtarak hayatının her anını bir tevhid devresi hâline getirir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette zikrin tevhidsiz, tevhidin ise zikirsiz olamayacağını vurgular. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Kâşife’de «tevhid bir derya, zikir bir gemidir; o gemiye binmeyen ise yalnızca kıyıda kelimei tevhidin sadasını dinler geçer, fakat hiçbir vakit derinliğe kavuşmaz» vechiyle bu nispeti tasvir etmiştir. Halvetî-Şabânîye tarikatınında mürid günlük virdi şerîf içinde tevhid kelimesini binlerce defa çeker, böylece kalp ile lisan tek bir tevhid soluğunda birleştirilir.
Dört zikir mertebesi: lisânî, kalbî, sırrî, ruhî
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin açılışında zikrullahın dört mertebede yaşandığını nazara verir; bu dört mertebe Sünbülü tarikatından beri tasavvuf erbabınca ittifakla işlenmiş bir şablondur. Birinci mertebe lisânî zikirdir; mürid «Allah», «lâ ilahe illallah», «ya hu», «ya hayyu ya kayyum» gibi esmaül husna ile dilini taatkar kılar. İkinci mertebe kalbî zikirdir; mürid artık dilde değil, kalbinde tevhidi tekrarlar; bu mertebede tatlı bir hararet kalpten göğse yağ gibi yayılır. Üçüncü mertebe sırrî zikirdir; kalbin de ötesinde sırlar âlemine inilir, mürid bir süre sonra kendinden geçer ve zikrin sahibi ile zikr eden tek hakikat olarak teslimiyet bayraktarlığına yürür. Dördüncü mertebe ruhî zikirdir; mürid artık ayağının altından yağmur damlasını bile zikir hâlinde müşâhade eder, kuşün cıvıltısı, yaprağın hışırtısı, rüzgârın sesi, hatta kalbin atışı bile zikrullahın bir nağmesi olarak görünür. Bu dört mertebe Mevlana Halid Bağdadi’nin hatmi hace usulünde, Karabaşı Velî’nin halakai zikriyye terbiyesinde ve İmam Ebü Tâlib el-Mekkî’nin Kutü’l-Kulub eserinde aynı sıralayışla zikredilmiştir.
Ankebut 45 ışığında «ve lezikrullahi ekber» müjdesi
Allah Teâlâ Ankebut suresinin kırk beşinci âyetinde «Utlu mâ uhiye ileyke mine’lkitâbi ve ekîmi’ssalâte. İnne’ssalâte tenhâ ani’lfahşâi ve’lmünker. Ve lezikrullahi ekber» (Sana vahyedilen kitâptan oku ve namazı kıl. Şüphesiz namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allahı zikretmek ise en büyük şeydir) buyurur. Müfessirler «ve lezikrullahi ekber» ifadesinin namazdan, oruçtan, hac ve cihaddan dahi büyük olduğu anlamına gelmediğini, fakat bu ibadetlerin tümünün zikrullah ile mana kazandığını, zikrullahın ibadetlerin rühu olduğunu beyan etmiştir. İbn Mes’ud radiyallahu anh «Bizi tasavvufa çeken âyetlerin en kuvvetlisidir» demek suretiyle bu ayetin manevî teamilini işaret etmiştir. Karabaşı Velî tarikatname risalesinde «ve lezikrullahi ekber, müridin niyâz makamı kandilinin yağıdır; bu yağ tükendiğinde ibadetler canı ile yaşamaz, sadece kalbur kabuklu bedendir» vechiyle bu hakikati pekiştirir. Mustafa Özbağ Efendi sohbetinde, müridin namazını zikir şu’uru ile, oruçu zikir nüru ile, hacı tevhid niyâzı ile, ticareti zikrullah dengesi ile yapması gerektiğini izah eder.
Âfâk ve enfüs: tevhidin iki kanadı
Allah Teâlâ Füssılet suresinin elli üçüncü âyetinde «Senürîhim âyâtinâ fi’l-âfâki ve fî enfüsihim hattâ yetebeyyene lehum ennehü elhak» (Onlara ufuklarda ve kendi içlerinde âyetlerimizi göstereceğiz, ta ki bu Kur’an’ın hak olduğu onlara apaçık belli olsun) buyurur. Bu ayet tasavvufî tefsirde tevhidin iki kanadına çevrilmiştir: âfâk ve enfüs. Âfâk, müridin yaşadığı dış âlemdir; ufuklar, doğanın harikâlâde tezgâhı, dağların hörgücü, denizlerin örgüsü, yıldızların dört mevsim manevrâsı bu kategoriye girer. Enfüs ise mü’minin kendi iç âlemidir; kalbin atışı, akılların cevelanı, ruhun sırrı, akl-ı meâd, hayalînın hattı, vicdânın nidası bu kısma girer. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette tevhidin tüm bu âfâk delillerini birer ders gibi okuyup birer ayna gibi kalbe yansıtması gerektiğini, ayrıca enfüs âleminin de mühib bir bahçe şeklinde sünnetin gül süsleri ile tezyin edilmesi gerektiğini müridine ders verir. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Tasavvüf isimli bir mukatebede «semaına bakan tevhidin yansımasını, kalbine bakan da tevhidin aslını bulur» vechiyle bu çift kanadı resm etmiştir.
Mîzan gününde tevhid kefesinin ağırlığı
Resulullah aleyhisselatüvesselam meşhur «bitâka hadisi»nde öyle buyurmuştur: Kıyâmet günü bir adam mahşere getirilir. Onun önünde doksan dokuz amel defteri açılır ve bu defterler göz alabildiğince uzanır; her birinde kötülük ve günahları yazılıdır. Mîzanın bir kefesine bu amel defterleri konur. Sonra küçücuk bir yaprağa yazılı bir bitâka, yani küçük bir kâğıdın parçası getirilir; bu yaprağın üstünde «lâ ilahe illallah» tevhid kelimesi yazılıdır. Bu küçük yaprak mîzanın diğer kefesine konur. Mîzan derhal tevhid kelimesinin lehine eğilir, doksan dokuz defi amelin defteri kefesi tepe yukarı çıkar; böylece o adam Allahın rahmetiyle cennete yürür. Tirmizî bu hadisi şerifi rivayet etmiştir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette tevhid kelimesinin tüm amellere ağır bastığı bu mahşerî sahnesini müride hatırlatır. Ancak buradaki ölçü, kalbin tevhidı ihlasla çekmesidir; aksi halde dilde tevhid çeken fakat kalbinde şirk tıka basa olan kimse için bitâka muğtası geçerli olmayacaktır. Karabaşı Velî tarikatınında mürid kelimei tevhid sayma virdini günde minimum yedi yüz, müğtâdeyse binlerce defa çeker; bu çekiş ihlas zemininde olduğu müddetçe bitâka müjdesinin masdarıdır.
Müridin gündelik zikir dersümü: kemmiyet ve keyfiyet dengesi
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin son kısmında müridine pratik bir gündelik zikir dersü sunar. Sabah namazından sonra mürid yedi yüz «lâ ilahe illallah» tevhidini halakai zikriyye veya tek başına çeker; ardından beş yüz «Allahumme salli ala seyyidinâ Muhammed» salavatı ile Resulullah aleyhisselatüvesselamın manevî meclisine baş kor. Öğle ve ikindi vakitlerinde kısa çekiş yapar; akşam namazından sonra otururken «Allah» ismi celalini bin defa çeker, kalp aynasına bu ismin nürunu yansıtır. Yatı namazından sonra kalp zikrine geçer, üç yüz «hu» ismi şerifini sırrî mertebede çekerek uykuya tevhid üzere yatar. Karabaşı Velî hazretleri Tarikatname risalesinde «Gün bir levhadır; tevhid müridi onu zikir mürekkebi ile yazar; kağıdı eve geri döndüğünde mürekkep tükenmemiş olarak verirse o gece manevî sefer defterinin kaybı vardır» vechiyle bu gündelik çerçeveyi tasvir etmiştir. Kemmiyet (sayı) ile keyfiyet (kalite) ahenkle yürümez ise zikir kupkuru bir vird; ahenk içinde yürür ise tevhid kalbinin yedi tabakasına nüfuz eden bir meyi sülük olur.
Bibliyografya
- Kur’ân-ı Kerîm, Ankebut süresi, ayet 45 (ve lezikrullahi ekber).
- Kur’ân-ı Kerîm, Bakara süresi, ayet 152 (fezkürunî ezkürküm).
- Kur’ân-ı Kerîm, Ahzab süresi, ayet 41-42 (zikir çokça yapınız).
- Kur’ân-ı Kerîm, Ra’d süresi, ayet 28 (kalpler ancak zikrullah ile huzura kavuşur).
- Kur’ân-ı Kerîm, Füssılet süresi, ayet 53 (âfâk ve enfüs âyetleri).
- Kur’ân-ı Kerîm, Cuma süresi, ayet 10 (zikrullahı bolca yapınız).
- Süneni Tirmîzî, Kıyâmet 49 (bitâka hadisi).
- Sahîhi Müslim, Zikir 4 (müfredün hadisi).
- Sahîhi Buhârî, De’avat 65 (zikir meclisleri hadisi).
- Süneni Ebî Dâvüd, Vit’r 26 (efdalu’lzikr hadisi).
- İmam Gazzâlî, İhyâu Ulümi’d-Dîn, Kitâbu’l-Ezkar.
- İmam Ebü Tâlib el-Mekkî, Kütu’l-Kulüb, Zîkir Mertebeleri faslı.
- İmam Kuşeyrî, er-Risaletu’l-Kuşeyriyye, Bâbu’z-Zıkir.
- İmam Sülemi, Tabakatu’s-Süfiyye, Zîkir ehli bölümü.
- İmam İbn Kayyım el-Cevziyye, el-Vâbilu’s-Sayyib, Zîkrın faydaları.
- Mevlâna Halid Bağdadi, Mektubat-ı Mevlâna Halid, Hatmi Hace bahsi.
- Karabaşı Velî, Risalei Kâşife, Zîkri Tevhid bahsi.
- Karabaşı Velî, Tarikatnamei Halvetîye, Gündelik Vird bölümü.
- Karabaşı Velî, Risalei Tasavvüf, Âfâk ve Enfüs tahlili.
- Mustafa Özbağ Efendi, Halvetî-Şabânî sohbetleri, «Zîkir ve Tevhid» faslı.
- Mustafa Özbağ Efendi, Karabaşı Velî tahlili sohbetleri (mustafaozbag.com arşivi).
- İrşad Dergisi, Tasavvuf Köşesi, «Zîkir Mertebeleri» yazısı.
- İrşad Dergisi, Sohbet Notları, «Tevhidin İki Kanadı: Âfâk ve Enfüs» bölümü.
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi’nin Zikrullah serisinin merkezî vurgulamalarından biridir; Allah’ı zikir, tevhit her şeye ağır basar başlığıyla zikir ile tevhidın bağlası, dört zikir mertebesi (lisânî, kalbî, sırrî, ruhî), Ankebut 45’in «ve lezikrullahi ekber» müjdesi, âfâk ve enfüs âyetleri (Füssılet 53), bitâka hadisi ile mîzan günündeki tevhid kefesinin ağırlığı ve gündelik zikir dersü ekseninde işlenmiştir. Karabaşı Velî hazretlerinin Risalei Kâşife’sinden ve İmam Ebü Tâlib el-Mekkî’nin Kütu’l-Kulüb’undan mülhem temsillerle Türkçe tasavvuf okuyucusuna takdim edilmiştir.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi Sohbet Kaydı | Video: YouTube | Seri: Zikrullah
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhid, İhlas. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı