Fusûsü’l-Hikem’e Giriş ve Peygamber Fasıllarının Sıralaması
Mustafa Özbağ Efendi’nin Fusûsü’l-Hikem okumalarının bu bölümünde, İbnü’l-Arabî’nin eserde peygamberlere ait fasılları nasıl sıraladığı ele alınmaktadır. Fasılların dizilişi kronolojik olmayıp, her peygamberin İlâhî isimler ve sıfatlarla kurduğu özel ilişkiye göre belirlenmiştir.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin Fusûs’u eline aldığında onu doğrudan tanıdığı ve büyük bir eser olduğunu teslim ettiği rivayet edilmektedir. Bu anekdot, eserin tasavvuf geleneğindeki yerine ve derinliğine işaret etmektedir.
İbnü’l-Arabî Hazretleri Fusûsü’l-Hikem’deki bütün fasılları, Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e uzanan peygamberlerle ilişkili İlâhî hikmetleri merkeze alarak düzenlemiştir. Her faslın adı, o peygamberde tecellî eden ilâhî hikmeti simgeler.
Fasılların İsimleri ve Tecellî Eden Hikmetler
Eserin ilk bölümlerinde yer alan fasıllar şöyle sıralanmaktadır: Hz. Âdem’e ait fasılda ‘İlâhî hikmet’, Hz. Şît’e ait fasılda ‘Nefesî hikmet’, Hz. Nûh’a ait fasılda ‘Subbûhî hikmet’, Hz. İdrîs’e ait fasılda ‘Kuddûsî hikmet’ tecellî etmiştir.
Hz. İbrâhîm’e ait fasılda ‘Müteâlî hikmet’, Hz. İshâk’ta ‘Hakkî hikmet’, Hz. İsmâîl’de ‘Aliyye hikmet’, Hz. Ya’kûb’da ‘Rûhî hikmet’ yer almaktadır. Hz. Yûsuf’ta ‘Nûrânî hikmet’, Hz. Hûd’da ‘Ahadî hikmet’, Hz. Sâlih’te ‘Fütûhî hikmet’ tecellî etmiştir.
Hz. Şuayb’a ait fasılda ‘Kalbî hikmet’, Hz. Lût’ta ‘Melekî hikmet’, Hz. Mûsâ’da ‘Ulvî hikmet’, Hz. Hârûn’da ‘İmâmiyye hikmeti’ bulunmaktadır. Hz. Üzeyir’de ‘Kaderî hikmet’, Hz. Dâvûd’da ‘Hayâlî hikmet’, Hz. Süleymân’da ‘Rahmânî hikmet’ tecellî etmektedir.
Hz. Yûnus’ta ‘Nefsî hikmet’, Hz. Eyyûb’da ‘Gaybî hikmet’, Hz. Yahyâ’da ‘Celâlî hikmet’, Hz. Zekeriyyâ’da ‘Melekî hikmet’, Hz. İlyâs’ta ‘Vehhâbî hikmet’, Hz. Lokmân’da ‘İhsânî hikmet’ yer almaktadır. Hz. Lokmân’ın bu fasıllar arasında bulunması, onun nebî mi velî mi olduğuna dair gelenekteki tartışmaya rağmen İbnü’l-Arabî’nin onu bu zümreye dahil ettiğini göstermektedir.
Hz. İsâ’ya ait fasılda ‘Nebevî hikmet’, Hz. Süleymân’dan sonra da ‘Hâtemî hikmet’ Hz. Muhammed Mustafâ sallallahü aleyhi ve sellem’e atfedilmektedir. Bütün bu tecellîler, her peygamberin İlâhî isim ve sıfatlardan kendine has bir nasiple donatıldığını ortaya koymaktadır.
Hz. Şît Aleyhisselâm ve Peygamberlik Zinciri
Hz. Şît, Hz. Âdem’in oğludur ve Hâbil’in şehâdetinin ardından yeryüzünde ilâhî emaneti taşıma görevi ona verilmiştir. Kâbil ile Hâbil arasındaki anlaşmazlık yalnızca İslâm geleneğine özgü değildir; Eski Ahit, Yeni Ahit ve Doğu din geleneklerinde de bu kıssa benzer biçimlerde aktarılmaktadır.
Ebu Zer el-Gıfârî Hazretleri’nden nakledilen bir hadiste Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’e ‘Allah Teâlâ kaç kitap indirdi?’ diye sorulduğunda, ‘Yüz dört kitap indirdi; bunlardan elli sayfası Hz. Şît’e verildi’ buyurduğu rivayet edilmektedir.
Hz. Şît Aleyhisselâm, Kâbil’in soyunun hüküm sürdüğü bölgelere karşı yürüyerek ilâhî adaleti tesis etmiş ve insanlığın ilk peygamberlik zincirini güçlendirmiştir. Nesli boyunca peygamberlik devam etmiş; bu zincirin önemli halkaları arasında Hz. İdrîs de yer almaktadır.
Hz. İdrîs Aleyhisselâm: Çok Kitap Okuyan Hakîm
Hz. İdrîs Aleyhisselâm’a bu lakabın verilmesi, çok kitap okumasından ve derin ilminden kaynaklanmaktadır. Kendisine otuz sayfalık suhuf indirilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de Meryem ve Enbiyâ sûrelerinde adı geçmektedir.
Meryem Sûresi’nde Allah Teâlâ onu ‘sıddîk ve nebî’ olarak nitelendirmiştir. Hz. İdrîs’in yeryüzünün dört bir yanına halifeler tayin ettiği ve bütün yeryüzünü irşad ettiği rivayetlerde aktarılmaktadır.
Hz. İdrîs Aleyhisselâm’ın 72 dil üzerinden insanlara hakikati tebliğ ettiğine dair rivayetler, tasavvuf geleneğindeki ’72 millet’ metaforunun kökenini oluşturmaktadır. Hz. Hacı Bektaş-ı Velî’nin meşhur ‘Yetmiş iki millete bir gözle bakmazsam kemâle eremem’ sözü de bu çerçevede değerlendirilebilir.
Hz. İbrâhîm Aleyhisselâm: Halîlullah ve Tevhid
Hz. İbrâhîm Aleyhisselâm, Fusûs’ta ‘Müteâlî hikmet’ ile anılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de ‘İbrâhîm’i de an; o bütünüyle sıdkı ve doğruluğu özünde taşıyan bir peygamberdir’ (Meryem, 41) buyurulur. Mezopotamya’nın Keldânî kavmine gönderilmiş olan Hz. İbrâhîm, putlara tapınmayı reddeden ve tevhidin bayraktarlığını yapan bir peygamberdir.
Hz. İbrâhîm’in duaları Kur’ân’da özenle aktarılmaktadır: ‘Rabbim, bu şehri güvenli kıl; benim oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.’ (İbrâhîm, 35) Bu dualar, hedefin belirli ve isteğin net olduğunu gösteren ibretli örneklerdir.
Hz. Ya’kûb, Hz. Yûsuf ve İlâhî Tecellî
Hz. Ya’kûb Aleyhisselâm ‘İsrâîl’ adıyla da bilinir; bu isim ‘gece yürüyen kimse’ anlamına gelir. Peygamberliği önceden kendisine müjdelenen Hz. Ya’kûb’un Hz. Yûsuf’a olan sevgisi ve onun ayrılığında gözlerinin görmez hale gelmesi, Kur’ân-ı Kerîm’de detaylı biçimde anlatılmaktadır.
İbnü’l-Arabî Hazretleri’ne göre Hz. Yûsuf, Allah’ın isim ve sıfatlarının tam bir tecellîgâhı hâline gelmiştir. Nasıl ki Hz. Ya’kûb’un gözleri Hz. Yûsuf üzerinden alamazsa, semâvî nurun nesiller boyunca bu soyda kesintisiz aktığı da aynı hakîkatin tecellîsidir.
Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn Aleyhimesselâm: Kelâmullah
Hz. Mûsâ Aleyhisselâm, İsrâîl peygamberleri arasında en büyük makama sahip olanlardan biridir. Firavun döneminde gönderilmiş; yalnız gönderilmek istemeyince kardeşi Hz. Hârûn ona yardımcı kılınmıştır.
Hz. Mûsâ’ya ait fasılda ‘Ulvî hikmet’ tecellî etmektedir. İbnü’l-Arabî’ye göre Hz. Mûsâ, Allah’ın kelâmını vasıtasız duyma şerefine erişmiş ve bu sebeple ‘Kelîmullah’ unvanıyla anılmıştır. Bu makam, ilâhî tecellînin ne denli doğrudan olabileceğini simgeler.
Hz. Dâvûd ve Hz. Süleymân: Hükümdarlık ve Hikmet
Hz. Süleymân Aleyhisselâm’a Fusûs’ta ‘Rahmânî hikmet’ atfedilmiştir. O hem kral hem peygamber hem de hikmet sahibi bir kişiliktir. Tevrat’ın Hz. Süleymân’a yönelttiği iftiralar İslâm ulemasınca kesinlikle reddedilmiştir; o, Kur’ân’ın anlattığı şekliyle büyük bir velîlik makamına sahip bir peygamberdir.
İbnü’l-Arabî Hazretleri fasıllar arasında Hz. Süleymân’ı, kronolojik beklentinin aksine, Hz. Dâvûd’un önüne almıştır. Bu tertibin bilinçli bir anlam taşıdığı, eserin bütününe bakıldığında anlaşılmaktadır. Hz. Dâvûd’da ise ‘Hayâlî hikmet’ tecellî etmekte; ona hem hükümdarlık hem nebîlik hem de güzel ses lütfedilmiştir.
Hz. İsâ Aleyhisselâm: Rûhullah ve Kelimetullah
Hz. İsâ Aleyhisselâm, Kur’ân-ı Kerîm’de ‘Rûhullah’ ve ‘Kelimetullah’ olarak nitelendirilmiştir. İbnü’l-Arabî’ye göre bu iki sıfat Hz. İsâ’nın hakîkatini anlamak açısından son derece belirleyicidir.
Geleneksel İslâm anlayışına göre Hz. İsâ çarmıha gerilmemiş, Allah Teâlâ onu hem ruhu hem cesediyle farklı bir hayat kategorisine almıştır. Hz. Mehdî’nin zuhûrunun ardından ineceği ve Muhammedî şerîat üzere hareket edeceği rivayetlerde nakledilmektedir.
Hz. İsâ’nın âhir zamanda inmesi meselesi günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir. İnmesini kabul edenler hadisleri delil gösterirken kabul etmeyenler aynı Kur’ân âyetlerine farklı yorumlar getirmektedir.
Hâlid b. Sinân: Zâyi Edilen Miras
Kur’ân-ı Kerîm’de ismi açıkça geçmeyen ancak bazı hadislerde zikredilen Hâlid b. Sinân, Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’den önce gönderilmiş bir nebî olarak kabul edilmektedir. İbnü’l-Arabî onu nesli tarafından zâyi edilmiş bir peygamber olarak nitelemektedir.
Bu ifade, ilim ve irşad mirasını sahiplenmemenin ne ağır bir kayıp doğurabileceğine dair çarpıcı bir ibret dersidir. Peygamberlik mirası taşıyıcısı olmayan bir topluluğun mânevî cehaletle karanlıkta kalacağını bu örnek veciz biçimde göstermektedir.
Hz. Muhammed Mustafâ: İnsân-ı Kâmil’in Zirvesi
Hz. Muhammed Mustafâ sallallahü aleyhi ve sellem, tüm peygamberlerin özünü kendinde toplayan ve insanlık halkasının zirvesini oluşturan zâttır. Necip Fazıl merhum onu ‘gaye insan, ufuk insan’ olarak tanımlamıştır. Bu tanım, onun yalnızca tarihsel bir şahsiyet olmadığını; varlığın bütün hikmetini kendinde taşıyan bir hakîkatin tecellîsi olduğunu ortaya koymaktadır.
Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’in sünnetini ve yolunu göz ardı ettiğimiz sürece hakîkate ulaşmak mümkün değildir. Onun edep öğretisi; namaz vakitleri, güzel isimler ve hayatın her anına ilişkin rehberliği insân-ı kâmil olmanın biricik yoludur.
Hâtemü’l-enbiyâ’nın vefatına yakın yaptığı dua bu gerçeği özetlemektedir: ‘Sen beni bağışla, bana acı, en yüce dosta kavuştur.’ Bu dua hem bir vedâ hem de tüm varlığın özlemine dönük bir sondur.
Kaynaklar
Âyet: “İbrâhîm’i de an; o bütünüyle sıdkı ve doğruluğu özünde taşıyan bir peygamberdir.” — Meryem Sûresi, 41
Âyet: “İsmâîl’i de an; o, sözünde sâdık bir peygamberdi.” — Meryem Sûresi, 54
Âyet: “Rabbim, bu şehri güvenli kıl; benim oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” — İbrâhîm Sûresi, 35
Hadîs: “Allah Teâlâ yüz dört kitap indirdi; bunlardan elli sayfası Hz. Şît’e verildi.” — Ebu Zer el-Gıfârî’den naklen
Eser: Fusûsü’l-Hikem — Muhyiddin İbnü’l-Arabî (ö. 638/1240)
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin 9. Fusûsü’l-Hikem Sohbeti kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=eu8qmQ8tTJ0
İlgili Sözlük Terimleri: Tevhîd, Velâyet, Tecellî. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı