Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşaallah. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenabı Hak Ümmeti Muhammed’e birlik beraberlik ihsan eylesin. Ümmeti Muhammed’e Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmayı nasib eylesin. Aralarındaki ayrılığı, aralarındaki yanlış anlaşılmaları düzeltsin inşaallah. Cenabı Hak Ümmeti Muhammedi nefsine uymaktan muhafaza eylesin. ‘Ey oğul! Eğer gözünü açarsan hilim suyunun da, hışım ateşinin de Hak’tan olduğunu görürsün.’ Burayı geçen hafta okumuştuk.
“Rüzgarın canı, Hak’ka vakıf olmasaydı, Ad kavmini mi’minlerden
nasıl ayırt ederdi.”
Malum, Ad kavmi rüzgarla helak olmuştu ve normalde Cenabı Hak rüzgara öylesine emretti ki Rüzgar müminleri yakalamıyordu. Rüzgar müşrikleri, iman etmeyenleri yakalıyordu. Bu noktada onları helak ediyordu. Bütün her şey Allah’ın emrinde. Allah’ın takdiri ile hareket ediyor. Hiçbir şey onun emrinin dışında değil. Onun takdirinin dışında değil. Yine biz Hz.Pir’ den devam edelim bu beyiti açıklamak için Divanı Kebir’den: ‘Yarabbi, rüzgarları gösterdin yelpazeyi gizleme, yelpazeyi görmek temiz kişilerin gönüllerine ışıktır. Sebebi gören gerçekten de surette, şekilde kalır. Sebebi yaratanı gören, mânâ nurunu görür. Suret ehli bir boncuk arzusu ile can verirler. Mana denizinin ehli ise incileri bile değersiz görürler. Ne kadar sebep varsa hepsi de onun gölgesidir. Allah sebepsiz diye her şeye sebep kılmıştır. Sebebi yaratan ile sebep birbirinin aynasıdır. Kim ayna gibi tertemiz değilse aynayı ve aynadakini göremez’ diyelim, konu başlığıyla inşallah devam edelim:
“Hud aleyhisselam zamanında, Ad kavmini helak eden, rüzgarın hi-
Bu normalde hani Hz.Pir burda bir giriş yaptı ya, rüzgarın canı Hak’ka vakıf olmasaydı, Ad kavmini müminlerden nasıl ayırt ederdi diye, bu normalde Hz.Pir burdan bir konu başlığı, malum Ad kavminin Peygamberi Hud Aleyhisselamdı. Hud Aleyhisselam uzun müddet Ad kavmini imana davet etti. Onlara yalvardı, yakardı, onlara söyledi ama ne yazık ki Ad kavmi, çok azı onların iman etti ve çok azı iman etti ve Cenabı Hak onlara bu noktada bir afad verdi. Kur’an-ı Kerim’de de bu konu bahsedilir. Aynı zamanda Ad kavmi ile alakalı yani bu helakla alakalı eski ahit ve yeni ahit dediğimiz normalde incil ve Tevrat’ta da bahsedilir. Bu normalde her iki ahitte de tahrif edilmesine rağmen normalde ad kavminin helakı anlatılır. Çünkü bunun tarihçiler olarak da bu sabittir böyle bir şeyin olduğu. O yüzden normalde bu her ikisi eski ahit de yeni ahit de bundan bahsettiği gibi Kur’an-ı Kerim de bundan bahseder. Normalde Hud Aleyhisselam Ad kavmine peygamber olarak gönderilmiş: ‘Ad kavmine de, kardeşleri Hud’u peygamber olarak gönderdik. Hud onlara dedi ki ey kavmim, Allah’a ibadet edin. Sizin için ondan başka hiçbir ilah yoktur. Allah’ın ortakları olduğu yolundaki iddialarınızı iftiracılardan başka bir şey değildir.’ (Hud suresi, ayet elli). Ad kavmine tabii sonuçta yine başka bir ayeti kerimede onları yok etme emrimiz geldi deyince normalde Hud’la, onunla beraber iman edenleri de ne yapıyor Cenabı Hak, kurtarıyor. Bununla alakalı da birçok ayeti kerime var ve ‘Ad kavmi, uğultu çıkaran her şeyi kasıp kavuran ve şiddetle esen rüzgarla yok edildi.’ Bu Hakka suresi, ayet 6, 7, 8’de var bu. ‘Allah onların köklerini kazımak için o kasırgayı yedi gece sekiz gün aralıksız estirdi. Eğer orada olsaydın, onların kökünden sökülmüş küf hurma kütükleri gibi yere serildiklerini görürdün. Sen onlardan hiç kurtulup kalanını gördün mü?’ Yani normalde o Ad kavmi, böyle bir rüzgarla helak oldular. Rüzgarla helak olurken, rüzgar onları bir anda hani şokluyorlar ya şimdi yiyecek gibi şeyleri, hani o şoklanınca bir yere vursan, hani unufak oluyor ya, mesela diyelim ki bir şeyi şokladınız, o şoklanan şeyi bir yere hızlı bir şekilde vurun, toz gibi dağılıyor, parçalanıyor.
işte Ad kavminin helakı da böyle oldu. Cenabı Hak rüzgara emretti. Rüzgar bir anda onları üşüttü, soğuttu. Şokladı. Şokladıktan sonra o kasırga gibi rüzgar aldı onları çarpıverdi. Kellesi bir tarafta, başı gözü bir tarafta, tuz dağılır gibi dağıldılar her birisi. Ad kavminin helaki bununla oldu. Allah bizi muhafaza eylesin. Tabi onların peygamberi de kimdi? Hud’du. Şimdi Hz.Pir, burdan Hud aleyhisselamla alakalı bu meseleye giriş yapıyor. Ben hep söylüyorum ya Mesnevi bir Kur’an tefsiridir. Mesnevi bunla bu noktada
içinde dörtbinin üzerinde ayeti kerime bulunduran, altıbinin üzerinde hadisi şerif bulunduran, bir tefsirdir. Bunu normalde bir kimse herkes şimdi böyle hani elimizdeki biz değeri, elimizdeki kıymeti görmüyoruz. Sufiler için bu mükemmel bir tefsirdir. Ha, Mesnevi okuması gereken bir kimse, biraz böyle derinlemesine nüfuz ettiğinden, sufiler için söylüyorum zaten bunu, yani bir başkası istiyorsa okusun ama sufiler için bulunmaz bir tefsirdir. Şu anda elimizde olan Türkçeye çevrilmiş harika tefsirdir. Mevdudi gibi Peygamber’in günah işlediğini savunan bir tefsir okumaktansa veya son dönem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin günah işlediğini savunan bir kısım profesör veyahut da işte bir kısım kendince kendilerinin ünvanları ne olursa olsun yani onların tefsirlerini okumaktansa, insanlar otursunlar Mesnevi okusunlar.
Sufiler bilhassa otursunlar Mesnevi okusunlar. Ha belki de hani anlamakta ilk etapta güçlük çekebilirler ama okudukça mesnevinin bu noktada hani işaretlerini daha çabuk anlayabilme, mesnevinin bu noktada hakikatlerini daha iyi anlayabilme özelliğine sahip olurlar. Biz bu topraklardan meşvu neva etmiş, bu topraklarda kök salmış, bu topraklarda ve Avrupa’da, Afrika’da, Asya’da, Amerika’da meyvelerini insanların, inananların önüne sermiş, kendi değerlerimizi bırakıyoruz. En büyük handikapımız bu. Biz Yunus’u bırakıyoruz. Biz gidiyoruz vahhabileri okuyoruz, biz gidiyoruz kaderiyecileri okuyoruz, biz gidiyoruz cebriyecileri okuyoruz. Biz gidiyoruz dini hangi veçheden aldığı belli olmayan Londra’nın soytarısı, mossadın maskotu, oyuncağı olmuş insanların tefsirlerini okuyacağız diye uğraşıyoruz. Biz ne yazık ki o yüzden iki yakamız bir araya gelmiyor. içimizde o kadar çok fraksiyon oldu ki içimiz de o kadar çok sapıklar çoğaldı ki hangi birine cevap vereceğimizi karıştırıyoruz. Yani otursa bir kimse bunlara cevap vermeye kalksa, başka bir bütün işi gücü bırakması lazım, bitiremez yine. Öyle bir noktaya geldik. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden Kur’an ve sünnete sımsıkı sahip çıkın. Hem inanç noktasında Kur’an ve sünnet dairesinde durun, hem de amel noktasında Kur’an ve sünnet dairesinde durun. Yalnız dahi kalsanız, bu yolu yürürken tek başınıza dahi kalsanız, yılmayın, ümitsizliğe düşmeyin. Cenabı Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri: ‘Size iki şey bırakıyorum. Kim bunlara sımsıkı yapışırsa, kurtuluşa erer, hidayete erer. Bunun birisi Allah’ın kitabı Kur’an, öbürküsü de benim sünnetlerimdir.’ der. O yüzden kurtuluşun yolu bellidir. Kurtuluşun yolu birinci derecede Kur’an, ondan sonra Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleridir. O yüzden, kim Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışırsa, peygamberlerin, sıddıkların, velilerin, mürşitlerin, şehitlerin, salihlerin toplandığı o alanda onlar da toplanır. Yoksa bu dünya
gelip geçici. Bütün her şey bitecek ama biz madem ki ahiret inancımız var, madem ki biz öteye iman ettik, o zaman biz burda günümüzü sapıklıkla, sapkınlıkla geçirmeyelim. Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışalım. (Dışardaki kardeşler, dışardan uğultu geliyor. Lütfen dışardaki uğultuyu keselim. Dışarda yorum yapmayalım inşallah.)
“Hud, müminlerin bulundukları yerin çevresine bir çizgi çizdi. Rüzgar, o araya gelince hafif ve latif bir halde esiyordu.Çizgiden dışarıda olanların hepsini, havada parça parça ediyordu.”
Hud, inananları topluyordu. Hemen inananların etrafına kendisi bir çizgi çiziyor, inananların etrafına bir çizgi çizince onlara diyordu ki bu çizginin dışına çıkmayın. inananların evlerinin etrafına çizgi çiziyordu. Dışarda ise o kimse, hemen etrafına bir çizgi çiziyordu. Diyordu ki sakın ha çizginin dışına çıkma. Bu çizgi çok önemlidir. Meşhurdur, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de bazı sahabeleri, cinni taifesinin musallatından korumak, muhafaza etmek noktasında bir çizgi çizmiş. Mesela Ebu Hureyre’ye diyor sakın ha diyor sabaha kadar burdan geçenler olacak. Sen bu çizgiden dışarı çıkma. Bir ses duyarsan, herhangi bir şey de sana söylerlerse, sen bu çizgiden çıkma diyor. Bunun gibi birkaç tane daha sahabe var. Onlar, o cinni ve şeytan taifesi, onların etrafından gidiyor. Onlar, o çizgiyi aşmıyorlar hiç. Normalde Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, böyle yaptığı gibi normalde bu velilerin içerisinde, mürşitlerin içerisinde de bu bir onun sünnetini icra etme noktasında bu mürşitlerde de bir haldir. Mesela bir kimse üstadına tam tabi olursa, üstadının dediğini yerine getirirse, onlar da o manevi çizginin içine girmiş olurlar veyahut da mesela üstadı ona şu esmayı çekeceksin der, o esmanın maneviyatı, o esmanın tecelliyatı, o derviş’i korur, o kimseyi korur veyahut da işte sufiler bir mürşitten ders alırlarsa, o virdi çektikleri ve mürşitle olan bağlantıları devam ederse, cinni taifesi ve şeytan, onları ders çekerken rahatsız edemez. Onlar muhafaza altında olurlar. Onlar bir manevi koruma altında olurlar ama o yüzden bir mürşit gereklidir.
O yüzden bir öğretmen gereklidir. Öyle gerekmez diyenlere aldanmayın, kanmayın. Allah muhafaza eylesin. Yani bir kimse kendi başına doktor olamıyorsa kendi kendisine, bir kimse de sufilik yolunda kendi kendisine yol yürüyemez. Şimdi insanları böyle ilim erbabını kötülemek için hemen adam bir örneğin Kur’an-ı Kerim’in mealini okudu, alim oldu. Hemen iki kitap okudumu alim oluyor. iki tane rüya gördümü şeyh oluyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bu çizgi meselesi tarih boyunca hep önemlidir. Diğer peygamberler de bu noktada kendi inananlarını değişik şeylerden korumak için bu tip şeyler yapmışlardır ve tabii Hud aleyhisselam da
normalde bu insanlar kim olursa olsun, kendi isteklerinin ve kendi dualarının tecelliyatını görürler. Hud aleyhisselam, o Ad kavmine peygamberliğini ilan edince, o Ad kavmi dediler ki yani senin bu peygamberliğini biz kabul edeceğiz ama bize bir mucize göster. Bütün peygamberlere böyle söylemişlerdir. Bütün insanlar, peygamberlerden mucize beklerler ve bütün peygamberler de kendi zamanlarında, kendi etrafındaki kimselere Allah’ın izniyle Cenabı Hak onlara müsaade etmiş, mucize göstermişlerdir. Şimdi bizim Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin hiçbir mucizesinin olmadığını iddia edenlere de cevap oluyor bu. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin bir mucizesi yoktu diyor adam. Yani miraci kabul etmeyenler var. israyı kabul etmeyenler var, ayeti kerime ile sabit olmasına rağmen. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin mütevatir derecede mucizeleri olmasına rağmen, yani ordaki o topluluk on kişi, yirmi kişi, elli kişi, yüz kişi, beşyüz kişi, bin kişi orda o mucizeye tanık olmuşlar. Böyle bunlar anlatılıyor, rivayet ediliyor. Bu böyle ikiyüz kişinin üçyüz kişinin anlattığı mucizeler var. Şimdi onları reddediyorlar. Yani Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin peygamberliğini ve şahsiyetini bu noktada aşağı indirmeye çalışıyorlar haşa. Bunları kelime kelime, cümle cümle, küçük küçük yapıyorlar. Yani o esnada siz onu fark etmiyorsunuz. Adam, o geçen perşembe günü derste söyledim ya, hani Profesör Peygamber’in günah işlediğini söylemiş diye. Yazıya başlarken, Adem’den itibaren almış.
işte Adem cennette, Cenabı Hakkın yasağını deldi, işte burda hata yaptı, işte şu peygamber şurda hata yaptı, bu peygamber şurda hata yaptı, bu peygamber burda günah işledi, bu peygamber burda günah işledi değip lafı Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine getirmiş ve Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin de günah işlediğini söylemiş. Yani böyle küçük küçük yapıyorlar bunları. Böyle siz onu okurken yani farketmeyip yürüyeceksiniz. Bunların yetiştirdiği ilahiyatçılar da ilahiyat fakültelerinde ve ordan mezun olduktan sonra normalde ortaokullarda, liselerde, çocukların beynini yıkıyorlar. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin de günah işlediğini, günah işleyebileceğini söylüyorlar. Bakın, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri günah işledi dediğinde, onun şeytana uyduğunu gösterir bu. O zaman peygamberlik müessesesi yıkılır. Siz bir peygamber günah işledi dediğinizde, peygamberlik müessesesi yıkılır. Peygamberlik müessesesinin yıkılması demek, dinin yıkılması demek. Siz geçmiş peygamberlerde küçük hatalar görüldü, onun adı zelle derler Arapçada, küçük hatalar görüldü ama Hz. Muhammedi Mustafa’da sallallahü ve sellem de bu hatalar dahi görülmedi demeniz gerekir. Ama yok! Onlar öyle düşünmüyorlar.
Hani o Ümmü Mektum hani geliyor Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine, müşriklerin yanında bana dinimi öğret deyince, orda müşrikler yüzlerini ekşitiyorlar. Hani bu ne yapmaya geldi diye; bunu alıyorlar, bunu alıyorlar, sanki Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri yüzünü ekşitmiş gibi naklediyorlar. Bunlar, bu kadar zalim. Orda yüzünü ekşiten, müşrikler. Hani bu Ümmü Mektum ne yapmaya geldi buraya. Biz saygın insanlarız, zengin insanlarız. Biz Mekke’nin ağalarıyız, paşalarıyız, bize özel sohbet yapacaktı Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.), bu Ümmü Mektum buraya, âmâ, geldi burda Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin cübbesinden tuttu, bana dinimi anlat, bana dinimizi öğret ey Muhammed dedi deyince, o da hani ayeti kerimede diyor ki yüzünü ekşitti. Kim yüzünü ekşitti? Müşrikler yüzünü ekşitti. Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.) değil. Zaten arkasından gelen ayeti kerimede diyor ki sen o nefislerine uymuş, o heva ve heveslerini ilah edinmiş olanları bırak diyor. Sen bu dinini öğrenmek isteyene dinini öğret. Burda Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin bir günah işlediğine dair, bir hata yaptığına dair bir ibare yok ama bunlar, bu vahabi çizgisinde, Mevdudi’nin talebesi bunlar. Ondan sonra diyorlar ki peygamber de günah işledi. Allah’tan korkmuyorlar! Nasıl bakacaklar o peygamberin yüzüne sallallahu aleyhi ve sellem ‘in. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden normalde kökü nereye dayandığı belli olmayan, kimler tarafından hazırlandığı belli olmayan, hangi ideolojik kaygılarla, hangi siyasi hesaplarla, hangi karanlık dehlizlerde alınmış kararlar neticesinde yazılmış olan, kökü dışarda, kendisi dışarda, tefsirler okumaktansa, gelin bizim kendi dilimizden, kendi içimizden, kendi topraklarımızdan neşvu neva bulmuş, Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sini okuyalım, gelin Yunus okuyun, gelin Hacı Bektaşi Veli’nin Makalat’ını okuyun, gelin Hacı Bektaşi Veli Hazretleri’nin Besmele-i Şerife’nin tefsirini okuyun. Hacı Bektaşı Veli Hazretleri’nin, gerçekten ciddi ciddi söylüyorum bunları, Fatihaı Şerife’sinin tefsirini okuyun. Bizim topraklarımızın insanları, bizden. Ne idüğü belirsiz değil. Oturup Mesnevi okuyun. Bir daha okuyun, bir daha okuyun. Bu bizim dinimiz, bir başkasının değil. Allah muhafaza eylesin.Gerçekten çok üzgünüm. Yani bu böyle ivmesini arttırıyor. Bu, toplumun içerisinde böyle bir dolaşıyor bu. Bu şimdi böyle küçük küçük dolaşıyor. Yarın öbür gün bizim önümüze büyük bir şekilde gelecek. Yarın öbür gün bizim önümüze büyük bir şekilde gelecek. Nasıl hadis inkarcıları yavaş yavaş başladılar bu işe, şimdi önümüzde kocaman bir devasa bir şey var. Önüne gelen hadis inkarcısı oldu.
Şimdi yavaş yavaş Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin de günah işlediğini pompalamaya başladılar. Bir çıt ilerisi, diyecekler ki acaba o ayeti kerime günaha girdiği zaman, kalbi karardığı zaman, kalbi
bozulduğu zaman mı geldi acaba ayeti kerime! Bizi o tarafa doğru sürükler bu. Bu ilimle alakalı değil bu. Bu düpedüz hainlik. Bu düpedüz kafirlik. Başka hiçbir şey değil. Allah muhafaza eylesin. işte Normalde Hud aleyhisselam da peygamberliğini ilan edince, çünkü peygamberler peygamberliklerini ilan etmekle mükellefler. Peygamberlerin peygamberlikleri saklı ve gizli değildir. Onlar Cenab-ı Hakkın emri ile ben Peygamberim, ben Allah tarafından gönderildim diye ilan etmekle mükellefler. Böyle normalde peygamberliğini ilan edince, kavmi diyor ki bize bir mucize göster. Hani isa aleyhisselam da böyle bir şey söylediğinde havariler dediler ki ey isa, Rabbinden söyle de bize gökten sofra indirsin. Mucize istiyorlar. Öyle olunca normalde, Hud onlara diyor ki nasıl bir mucize istersiniz? Kavmi diyor ki rüzgarı istediğimiz tarafa çevir, döndür dediler. Hud aleyhisselam da hemen abdest aldı, taze bir abdest, hemen namaza durdu. Namaz! Namaz! Peygamberlerin hepsi de böyle önemli meselelerde muhakkak abdest alıp, iki rekat namaz kılar, namazdan sonra dua ederlerdi. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de öyle yapardı.
Hani amcası kuyuya düşmüştü ya, amcası kuyuya düşünce hiç kimse kuyudan çıkaramadı onu. Amcası biliyor, onu Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri çıkarır, yeğeni. Dediki ona haber salın, gelsin dedi. Beni burdan kurtarsın. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri geldi. O kadar ip, urgan, merdiven, ne sarkıttılarsa içeri Ebu Cehil’i çıkaramadı kimse. Ebu Cehil zengin, varlıklı, yani eski dönemde Ebul Hikem adı, hikmetin sahibi demek. Hikmet’in babası demek. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri geldi kuyunun başına. Dedi ki yeğenim beni burdan çıkar. O da ona dedi ki seni burdan çıkarsam, benim peygamber olduğuna iman eder misin? Evet dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, iki rekat namaz kıldı. Allah’a yalvardı. Uzat dedi elini ona. O uzattı, kendisi de elini kuyunun içerisine uzattı. Bismillahirrahmanirrahim dedi çıkardı Ebu Cehil’i dışarı. Ebu Cehil dedi ki, sihir yaptın diyecek ya, Ebu Cehil dedi ki muhteşem bir şey, iman et, dedi ki şu ay var ya dedi gece bunu dedi ikiye bölersen, iman edeceğim sana. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, iman etmesi için yalvarıyor. Hani böyle uğraşıyor, didiniyor. Bir kimsenin imanına vesile olmak için didiniyor. Hemen yine namaza durdu. Secdeden başını kaldırdı, Allah’a yalvardı. Cenabı Hak ona, ona müsaade etti. Ay bir elini uzattı sağ elini. Birisi Uhud’un bir tarafına yarısı, yarısı da Uhud’un öbür tarafına. Amcası dedi ki şimdi senin büyücü olduğuna inandım dedi. iman nasip değil. işte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de böyle mucizeler gösterirdi. Mesela Perşembe gün sohbet ettik ya, Hudeybiye anlaşması. Mesela Hudeybiye’de susuzluk oldu. Hudeybiye’de
kuyularda su kalmadı. Dediler ki ya Resulallah, kuyularda su kalmadı hiç, suyumuz kalmadı. Ne yapacağımızı şaşırdık. Etrafta da su yok. Mekke’ye de gidemiyorlar su almak için. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedi ki az da olsa su kimde var. Tabiri caizse bugünkü manada söyleyeyim, bir bardak su getirdiler. O bir bardak suya okudu, üç yudum içti, artan suyunu kuyuya döktü. Sabah oldu, gece yaptı bunu. Sabah oldu, kuyu yukarı kadar suyunu çıkarmış. Bütün ashap, bin dörd kişi, hayvanlarını suladılar, kendileri içtiler. Su ıbrıklarına, su ne ise o zaman için tulumlarını doldurdular. Dönüşte yetecek kadar su, her taraf su oldu. insanlar gusl ettiler, abdest aldılar, ihtiyaçlarını gördüler. Su eksilmiyor, su eksilmiyor! Su böyle kuyudan yukarı doğru çıktı. Bir düzeyde kaldı. Ne taşıyor, ne bitiyor. Habire ama ashab bindörtyüz kişi bütün ihtiyacını görüyor. Bütün ihtiyacını! Çıkrığa ihtiyaç yok. Herkes daldırıyor, dolduruyor götürüyor. Daldırıyor, dolduruyor götürüyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Hudeybiye’deki mucizesi. Bütün sahabe suya gark oldular hamdolsun.
işte Hut da dedi ki ne istiyorsunuz. Onlar da dediler ki rüzgarı istediğimiz yöne döndür. Hud da hemen namaza durdu. Namazdan kaldırdı, Cenabı Hakka dua etti. Allah ona vahyetti. Dedi ki ne tarafa istersen elinle işaret et, rüzgarı ne tarafa döndürmek istiyorsan, elinle işaret et. Ondan sonra Hud Aleyhisselam, rüzgara iki eliyle yön tayin ediyordu, rüzgar o tarafa esiyordu, bu tarafa tayin ediyordu, bu tarafa esiyordu. Normalde rüzgarı Cenabı Hak, Hud’un emrine verdi. Hud aleyhisselam, rüzgarı ne tarafa istiyorsa, o tarafa döndürüyordu ama ve bu mucizeyi gördükleri halde o müşrikler ne yaptılar? iman etmediler. işte o iman etmeyen müşrikler, kendi istedikleri mucize ile helak oldular. Bakın, kendi istedikleri mucize ile helak oldular. Bazen insan dua eder ya bazen onun istediği, onun helakına sebep olur. Hayırlısını isteyin. Allah’tan hayırlı eş, hayırlı evlat, hayırlı iş, hayırlı arkadaş, hayırlı kardeş, hayırlısını isteyin. istediğinizin ne olduğunu bilmiyorsunuz çünkü. O yüzden Allah’tan hayırlısını isteyeceksiniz. Mücadele edin, gayret edin, koşturun, isteyin ama Allah’tan hep hayırlısını değin. Hayırlısı olmazsa, o kimsenin helaki olur. Allah muhafaza eylesin. Hz. Pir’den devam ediyoruz. Hz. Pir’den devam ediyoruz:
“Şeybânı Râi de sürünün etrafında böyle apaçık bir çizgi çekerdi. Cuma günü, namaz vakti, cuma namazına gidince, kurtlar süreye saldırmasın, yağmalamasınlar diye böyle yapardı. Hiç bir kurt çizgiden içeri girmezdi. Hiçbir koyun da çizgi dışına çıkmazdı.”
Şeybani Rai kim? Ümmi bir veli. Ümmi, mektep medrese görmemiş ve imamı Şafii’nin şeyhi. E tabi imamı Hanbel’in de şeyhi aynı zamanda. Bir rivayet var, böyle işte, imam Ahmet mi, imamı Şafi’ye böyle söyledi, imamı
Şafi mi imam Ahmet’e diyor böyle bir arada bir şey var ama hadi biz imam Ahmet, imam Şafi’ye demiş olsun. imamı Ahmed, imamı Şafii’nin o Şeybanı Rai’ye çok böyle hürmet ettiğini, böyle çok ona karşı saygılı olduğunu görünce diyor ki hani sen koca imamsın. Yani bu koca imam kalk, ümmi bir kimseye böyle el pençe divan dur, saygı, hürmet, böyle edep, onun karşısında, yani bunun diyor ilminin olmadığını sana göstereceğim diyor imamı Şafi’ye. imamı Hanbel, imam Şafii’nin talebesi. Onlar böyle bir silsile. Yani imamı Azam’ın talebesi. imam Malik, imam Malik’in talebesi imam Şafii, imam Şafi’nin talebesi imamı Hambel. Mezhepleri öyle birbirine düşman olarak gösterdikleri gibi değil. ilim zenginliği. Bakın, ilim zenginliği bu. Neyse imamı Şafi tabi gidiyorlar, imam Şafi diyor ki imam Hambel’e yapma. Hazır cevaptır, işte altından kalkamazsın. işte sıkıntı olur, üzülürsün filan. Yok diyor imam Hanbel. Ben diyor onun ilminin eksikliğini sana göstereceğim. Meşhur ya bu. Diyor ki efendim, bir sorum var. Sor diyor ona. Diyor ki bir kimse beş vakit namazdan birisini diyor kılmasa, unutsa ve diyor hangisini kılmadığını şaşırsa, bir namaz vaktini kaçırdı ama kılmadı ama hangisini kıldığı belli değil. Onun diyor hangi namazı kaza etmesi gerekir? O da diyor ki o kimse diyor Allah’tan gafil bir kimse. Bütün gününü gafletle geçirmiş. Bir kalp ki bütün gününü diyor gafletle geçirdiyse, o kimsenin diyor bütün gününün ibadetlerini kaza etmesi gerekir. Tabii bu cevabı alınca imam Ahmet Hazretleri ‘Allah’ diyor bayılıyor. Birden bu tabii bu cevap benim konuştuğum gibi değil. Onlar böyle bir kelimeyi konuşurlarsa dahi o kelimede tabirimi hoşgörün, yani milyonlarca kiloluk bir tecelliyat çöker onun üzerine. O böyle bir kelime gibi olmaz. Tabii o tecelliyatın altında eziliyor imam Ahmet, bayılıyor. Tabii kendine geldikten sonra imam Şafi diyor ki, muhteşem tespit, biz diyor hani dini ilimleri biliyoruz ama diyor o, Allah’ı biliyor. Aramızdaki fark bu diyor. O Allah’ı biliyor. O yüzden işte o Şeybanı Rai, çoban. O Şeybanı Rai, cumaya gideceği zaman ne yapıyormuş? Koyunların etrafına bir çizgi çiziyor, gidiyor cumaya. Ne koyunlar çizginin dışına çıkıyor, ne de kurtlar çizgiden içeri giriyor.
O çizgi önemli! Bu çizgi Kur’an sünnet çizgisidir. Siz Kur’an ve sünnetin çizgisini aşmazsanız, kurtlar size dokunmaz. Size yırtıcı hayvanlar dokunmaz. Nefsiniz şeytan, size dokunmaz ama siz Kur’an ve sünnet çizgisini aşarsanız, o zaman kurtlar sizi parçalar. O zaman nefis ve şeytan ne yapar? Sizi parçalar. Bu çizginin en önemli noktası, farzlar ve haramlardan uzak durmaktır. Bu çizgiye herkes riayet etmeli. Allah muhafaza eylesin.
“Allah erinin dairesi kurdun hırs yeline de set ve mani olmuştu. Ko-
yunun hırs yeline de.”
Bu Cenabı Hakk’ın dostunun dairesi, bir velinin dairesinin içine girmek. Bir velinin çizdiği çizginin içinde durmak. Bir Peygamberin çizdiği çizginin içinde durmak. O peygamber çizgisinin içerisinde bir velinin çizgisinde durmak. O zaman işte o kimsenin, o ejderha gibi nefsin ve ejderha gibi şeytanın hile ve desisesine bir set olur. Şeytan ve nefis, o kimseyi ne yapamaz? Parçalayamaz ama öyle bir çizginin içerisine girmediysen, o vahşi kurtlar, o vahşi ejderhalar, seni param param parçalar. işte bir Allah erinin dairesinin içine girmek lazım. Bir Allah dostunun çizgisinin içine girmek lazım ki kurtlar o kimseyi parçalamasın.
“Böylece ecel rüzgarı da ariflere gül bahçelerinden esip gelen rüzgar
gibi latif ve hoştur.”
Kimine o ecel rüzgarı Hud aleyhisselamın ad kavmini helak ettiği rüzgar gibi gelir ama Allah’a dost olunca insan Allah’a yakin olunca, Allah’la olan münasebeti sağlam olunca, o rüzgar ona gül bahçesinden gelen bir esinti gibi olur. O ecel rüzgarı onu sevdiğine ulaştıracak. O ecel rüzgarı onu sevdiğine doğru koştutturacak. Hz.Pir’in deyimi ile artık bir hamle kaldı. O sevdiğine doğru gidecek, o ecel kapısından geçerekten dönülmez akşamın ufkuna doğru yürüyecek. Artık bir daha dönüş yok. Artık bir daha geri dönüşü yok. Bitti! O dünyanın zulmünden, zalimliğinden, karanlığından kurtulacak. Hapishaneden kurtulacak. O Allah dostu için dünya hapishane. O Allah dostu için vücut hapishane. O Allah dostu, ecel rüzgarını bekliyor. O ecel rüzgarı ona gül bahçesinden gelen bir esinti gibi, gül bahçesinden gelen bir müjde gibi. Onun kokusunu aldığı anda zaten üveyik kuşu gibi yürüyecek gidecek.
“Ateş İbrahim’e diş geçiremedi. Çünkü Allah seçilmişiydi, onu nasıl
Normalde ibrahim’e ateş diş geçirebildi mi? Geçiremedi. Neden? Çünkü, Allah’ın seçkin kuluydu. Peygamberiydi. işte bir Allah dostuna, bir mümine, cehennem ateşi diş geçiremeyecek. Mümin, bunun selametliğini bildiği için, o arkada bir vesveseye mahal bırakmadan, bir şüpheye bırakmadan yürüyecek gidecek. Çünkü mümin, o müjdeyi almış. Onlar mahsun olmayacaklar. Onlar mahçup da olmayacaklar. Onlara keder dokunmayacak. Onlara cehennem ateşi dokunmayacak. Onlara cehennem ateşi dışardan bay bay edecek. Hatta diyecek ki hızla geçin. Siz benim ateşimi söndürüyorsunuz. Siz benim Celaliyetimi aşağı indiriyorsunuz. Durmayın, eğlenmeyin, hızla benim üzerimden geçin diyecek. Neden? Çünkü o Allah dostlarına, o peygamberlere, o müminlere, o sıddıklara, o şehitlere, cehennem ateşi dokunmayacak. Dokunmayacağı için zaten onlar bir üveyik kuşu gibi ötelere doğru uçmayı istiyorlar. Din erbabı da şehvet ateşinden yanmaz. Halbuki
başkalarını ta yerin dibine geçirmiştir. Din erbabı dediği o sıddıklar, o müminler, onlar şehvetlerinin kulu kölesi olmazlar. Onlar şehvetlerini ilah edinmezler. Onlar şehvetlerinin peşinden gitmezler. Onlar Allah’ın haramlarına dikkat ederler. Allah’ ın haramına dikkat etmeyen kimse, şehvet ateşi ile cehennemi boylar gider tövbe etmezse ama;
“Din erbabı da şehvet ateşinden yanmaz.”
Şehvetinin kulu kölesi değildir. Din erbabı Allah dostunun yolunda giden, Allah’ın peygamberlerinin yolunda giden, Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışan kimse, şehvetinin peşine düşmez. Şehvet ateşi onu kendi girdabına çekmez. Çünkü şehvet ateşi, gayya kuyusu gibidir. Adamı yalar yutar. Sufiler, harama el uzatmayın! Sufiler, harama göz uzatmayın! Suflier, haramı düşünmeyin! Haramı hayal etmeyin!
Anne babalar çocuklarınızı hızla evlendirin. Evlenmek isteyen çocuklarınızı hızlı evlendirin. Armudun sapına, üzümün çöpüne bakmayın. Çocuklarınızı şehvet ateşinin içerisinde boğmayın. Yok şunu olacaksın yok bunu olacaksın, yok şöyle olacak da yok böyle olacak da…Çocuklarınızı evlendirin. Anne babalar, çocuklarınızın evliliklerine destek olun. Çocuklarınızın evliliklerine yardım edin. Bugün Ümmeti Muhammed şehvet ateşine düşmüş vaziyette. Her gün, herkes neremi ne kadar göstereyimin peşinde. Her gün herkes neremi nereye kadar açayım, onun peşinde. Eşcinsellik almış götürmüş, lezbiyenlik almış götürmüş, fuhuş almış götürmüş toplumu. Toplum şehvet ateşinin içerisinde cayır cayır kıvranıyor. Benim sözlerim sert gelebilir. Benim sözlerim dokunabilir ama şu anki durum bu. Herkes şehvet ateşine düşmüş. Kimse konuşmuyor. Kimse nasihat etmiyor. Kimse de kimseyi dinlemiyor. Ümmet çıplak. Ümmet elbisesiz. Ümmet örtüsüz. Ümmet kafelerde. Ümmet restoranlarda. Ümmet fuhuş peşinde. Ümmet eşcinselliğin pençesinin altında. Bu ümmet, suskun. Ümmet hissiz. Ümmet kalpsiz. Ümmet ruhsuz. Ümmet bunun acısını dahi çekmiyor. Bunun hüznünü yaşamıyor çünkü kalpleri çünkü gönülleri her gün bunu görmekten dolayı aşina oldu, alıştı. Artık irkilmiyor, artık ürpermiyor, artık havalara sıçramıyor bu nerden başımıza geldi diye. Yavaş, yavaş, yavaş, ümmet öldü. Can çekişiyor. Can çekişiyor. Alıştık fuhuşa alıştık. Eşcinselliğe alıştık. Harama alıştık. Rüşvete alıştık. Hırsızlığa alıştık, kayırmacılığa alıştık, çıplaklığa alıştık, içkiye alıştık, kumara alıştık, uyuşturucuya alıştık. Artık kenarda bir bonzai mi içmiş, hangi kimyasalı içtiyse, upuzun yatıyor, titriyor. Hiç kimsenin umurunda değil, herkes işine devam ediyor. irkilmiyor kimse. Bu yarın öbür gün benim çocuğum da böyle olabilir diye irkilmiyor.
Bugün derse gidiyorum, kenar o Gökdere Meydanı’ndan yukarı doğru gidiyorum. O gökderenin, derinin içerisinde gençler sevişiyorlar, utanmıyorlar,
çekinmiyorlar. Gelen geçen bizi görür diye çekinmiyorlar. Bağırdım, sizin anneniz babanız yok mu dedim, ayrıldılar. Böyle bakıyorlar bana. Sizin kardeşleriniz yok mu dedim, gelenden geçenden utanmıyor musunuz dedim. Ümmet hissiz. Biliyorum ki benden önce ordan bir sürü kadın, erkek geçti. Hiç kimse karışmadı. Hiç kimse bir şey demedi tabii. Benden önce yürüyenler vardı, bakıyorlar oraya, neye bakıyorlar. Ben de baktım neye bakıyorlar diye. Ümmet, şehvet ateşinin kuyusunda, gayya kuyusunda. Üzüldüm kendi kendime dedim şu hale geldik ya! Bu hale geldik dedim. Bu haldeyiz ve kimsenin dedim kılı kımıldamıyor. Kimse bunun hüznünü yaşamıyor. Kimse bunun kederini yaşamıyor. Kimse bunun üzüntüsünü yaşamıyor. Kimse bu dertle dertlenmiyor. Yok! O ateşin içerisine düşmüş. O nefis ateşine, o heva heves ateşine, o şeytanın ateşinin içine! Ona birisi anlatmalı, sen şeytanın ateşinin içindesin. Bu hareketinle Gayya kuyusundasın. Sen bu davranışınla haramın tam göbeğindesin. Ya, bir şeyin saklısı gizlisi olur. Bir edebi adabı olur. Haramın dahi edebi olur, haramın! Bir kimse haram işliyorum diye kıyıda köşede işlese, utansa, yemin ediyorum Allah onun utancından dolayı onun cezasını hafifletir. Der ki bu haramı utanarakdan işledi. Der ki bu haramı kıyıda köşede işledi. Der ki bu haramı eşger işlemedi. Gitti, gecenin karanlığında işledi, gitti evinin bir köşesinde işledi, gitti hiç kimsenin görmeyeceği bir yerde yapmaya çalıştı. Nefsine uydu ama utandı. Utandı! Nefsine uymaktan utandı. Utancından gitti köşede kıyıda yaptı onu. Utancından gitti hiç kimseye göstermediği bir yerde yaptı. Utandı ya! içinde imaanı var. içinde imanı var! Bütün peygamberlerin sözüdür, utanmıyorsan, istediğini işle. Ya bizden kalktı bu. Biz artık utanmıyoruz! Biz artık utanımıyoruz. Biz utanmayı aştık, aştık! Aştık, bu ne buluyorlarsa insanlar sokakta sevişmekten ne buluyorlarsa bilmiyorum. Yolda giderken sevişmekten ne buluyorlar bilmiyorum. Utanmayı aştık ve tabii kişisel özgürlüğü var herkesin. Herkes her türlü melaneti istediği gibi işler ama bir sakalın olsun kişisel özgürlüğün yok, bir başörtün olunca kişisel özgürlüğün yok. Evet, yok! Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışırsan, kişisel özgürlüğün yok. Yok! Her türlü melaneti işlemek için kişisel özgürlüğün var, helal dairede yaşamak için kişisel özgürlüğün yok! Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmak için kişisel özgürlüğün yok. Bu yok! Şehvet ateşinin içerisinde kavruluyor ümmet ama Allah yolunda giden Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışan, Kur’an ve sünneti yaşamaya çalışanlar, o şehvet ateşinden yanmazlar. Onlar o şehvet ateşine düşmezler. Onlar o şehvet ateşinden kurtulmuşlardır. Bu dünyada şehvet ateşinden kurtulanlar, öbür tarafta cehennem ateşinden kurtulurlar. Burda şehvet ateşini söndür. Git evlen kardeşim! Git oruç tut.
Allah’a söz ver, gözünü çek haramdan. Bırak kim neresini açıyorsa açsın. Sen gözünü haramdan çek. Bunu söyleyen Mustafa Özbağ, ya hakkınızı helal edin. Ya normalde bu şeyde dün cuma günü, yani orda burda ufak tefek işlerim vardı, yani çarşıda dolaşmaya utandım ya, ya kafamı nereye çevireceğimi şaşırdım. Ya kafamı öne çeviriyorum, yani bu insanlara çarpacağım, ya ne tarafa çevireceğimi şaşırdım kafamı. Dedim yok. Kırk yılın başında bir dışarı çıkıyorum. Dedim yok, sersemledim. Şaşırdım, nereye gideceğimi şaşırdım. Dedim bu Ümmeti Muhammed ne hale gelmiş! Bu insanlar ne hale gelmiş dedim. Bu kızların anneleri babaları yok mu? Bu çocukların, bu kadınların kocaları yok mu? Bu insanların tanıdık birileri yok mu? Amcaları, dayıları, enişteleri yok mu? Ya bu insanlık nereye gidiyor? Bu millet nereye gidiyor? Arkadaşlar nereye gidiyoruz ya? Ya bıraktım her şeyi, bizim gelecek zürriyyetlerimizin başına ne gelecek ya, biz nereye koşuyoruz. Biz bu ülkenin insanları olarak, biz nereye koşuyoruz. Biz bu toprakların insanları olarak biz nereye gidiyoruz!
Arkadaşlar, benim Amerika’da dostlarım yok. ingiltere’de dostlarım yok. Benim Almanya’da dostlarım yok. Benim yurt dışında gidecek bir kapım yok. Olsa da gitmem. Ben bu toprakların çocuğuyum. Ben bu topraklarda Kur’an ve sünneti yaşamak istiyorum. Ben bu topraklarda Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışıp Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in ahlakını yaşamak istiyorum. Benim başka bir derdim yok. Ben gelecek olarak bizi ne beklediğini, bizim çocuklarımızın torunlarımızın ne yaşayacağını gerçekten hiçbir zaman ümidimi yitirmemiş bir insan olarak diyorum nereye koşuyoruz biz, nereye gidiyoruz! Ben hiç ümidimi yitirmem. Benim hayatım zorluklarla geçmiştir, sıkıntılarla geçmiştir. Ben hiç ümidimi yitirmem. Ben birkaç sefer iflas ettim, sıfırı tüketmek değil eksinin ta eksisine düştüm, yine ümidimi yitirmedim ben. Ben Allah’tan ümidimi kesmem. Ben mücadele ederim, gayret ederim, koştururum. 15 yaşında babasız kalmışım, mücadeleyle geçer benim ömrüm. Hala da mücadele içindeyimdir kendimce. Hiçbir zaman Cenabı Hakka hamdusena olsun, rezil de olmadık ama başımızdan dert eksik olmadı. Hamdolsun. Bir çoraplar örüldü başımıza ama ümitsizlik yok. Mücadele var. Gayret var. Koşturmak var. Azmetmek var. Cihad etmek var.Yürürüm ben, bu noktada, sıkıntım yok. Ama bakıyorum ümmet dağılmış! Ümmet toparlayamıyorum kendini. Ümmet silkelenemiyor.
Bizim Özgür götürdü bir şeye, birkaç sefer Özgür’le beraber gittim, bakıyorum o alışveriş merkezlerine, insanlara bakıyorum, Allah’ım diyorum, ne hale gelmiş insanlar! Biz bu değiliz. Biz bu değiliz. Bu şehvet sadece cinsellikle alakalı bir şehvet değil. Bu şehvet israfta var. Bu şehvet gösterişte var. Bu şehvet kılık kıyafette var. Bu şehvet hayatın her alanında var. Her
alanında, her alanında! illa ki biz lüks, pahalı eşyalar almak zorunda değiliz. illa ki biz lüks kıyafetler içerisinde yüzmek zorunda değiliz. Biz müslümanız. Biz müminiz. Biz günlerce evinde ocak tütmeyen bir Peygamberin ümmetiyiz. Tekrar söylüyorum, günlerce evinde ocak, duman tütmeyen bir Peygamberin ümmetiyiz. Bunu unutmayalım. Kendi diliyle söyleyeyim, kendi diliyle: ‘Ben Mekke’li kuru ekmek yiyen dul kadının oğluyum.’ Kendini tabir ederken öyle tabir ediyor. Arkadaşlar sünnet kuru ekmek yemek, evinizde kuru ekmek yiyor musunuz? Sünnet sünnet! Kuru ekmek yemek sünnet. Kuru ekmek yemek sünnet. Tekrar söylüyorum! Atmayın, israf etmeyin. Şehvet her yanımızı sarmış. Her yanımızı sadece cinsel noktada değil, bilmem ne marka takım elbise giyecek, bilmem ne marka örtü takacak. Ey mümin bacım! Ey mümin kardeşim! Sen gidip iki milyona, üç milyona o örtüyü başına nasıl takarsın! Sen gidip beş milyona örtü alıp üç milyona da üstüne bir tane gözlük takıp, nasıl çıkar da müminlik taslarsın. Yapma, yapma! Sen gidip beş milyonluk, üç metre de değil birbuçuk metrelik bir manto ile nasıl hava atarsın, dolaşırsın. Yapma! Yapma! Bilmem hangi nargilelerde başörtüsü ile nasıl nargile höpürdetirsin! Yapma, yapma! Nasıl acı çekmeden onu içersin! Nasıl utanmadan onu höpürdetirsin! Nasıl gidip lüks restoranlarda masada beş milyon, altı milyon, on milyon, üç kişilik, dört kişilik yemek parası verirsin! Verme! Verme! Nasıl müminlik bu, bu nasıl bir müminlik!
‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ hadisi şerifini edebiyatta bıraktık! Edebiyatta bıraktık! Biz aç görmüyoruz artık. Biz çünkü lüks villalarda oturuyoruz. Bizim mahallemiz ayrı. Biz ekmek kuyruğunda kimseyi görmüyoruz artık. Biz besaş kuyruklarında kimseyi görmüyoruz. Bizim semtimiz farklı, bizim evlerimiz farklı yerlerde. Biz o fukaraları tanımıyoruz artık. Biz o kimsesizleri bilmiyoruz artık. Biz evine ekmek götüremeyenleri bilmiyoruz. Biz doğalgaz parasını ödeyemeyenleri bilmiyoruz. Bir asgari ücretle geçinen, geçinmek zorunda kalanları artık bilmiyoruz. Onları görmek istemiyoruz. Onları reddediyoruz. Onlardan utanıyoruz. Biz onların bir mevlidi olur, bir düğünü olur, bir şeysi olursa gitmek istemiyoruz. Onların bir cenazesi olursa gitmek istemiyoruz. Biz böyle olduk. Biz tiril tiril elbiseleri giyeceğiz, havamızı atacağız. Kafamız yukarlarda böyle hörgüçlü develer gibi, öyle yaşayacağız. Şehvet ateşi sardı her yanımızı! Bu şehvet, sadece cinsellik değil. Bunun içerisinde gösteriş var, kibirlilik var, bunun içerisinde hava atmak var. Bunun içerisinde insanlara tepeden bakmak var. Bunun içerisinde her şey var, her şey var! Şehvet sarmış bizi. Sarmış sarmış bizi! Allah bizi affetsin. Böyle koşuyor şu anda zaman. Hani demiş ya: ‘Ebu Cehil öldü diyorlar! Ölmedi kıtalar geziyor.’ Hani diyor ya kıtalar geziniyor,
ölmedi kıtalar geziniyor ne yazık ki! Hz.Pir diyor ya, ‘din erbabı, bu şehvet ateşinden yanmaz.’ Bu din erbabı kim? Nefsi ile mücadele eden, nefsini terbiye eden, haramlardan uzak duran, farzları yerine getiren din erbabı bu. Kıymetli Kardeşler! Namazda gevşeklik yapmayın. Namazda eksiklik yapmayın. Virdlerinizde eksiklik yapmayın. Normal günlük ibadetlerinizde eksiklik yapmayın. Toplu derslerinizde, mahalle derslerinizde eksiklik yapmayın. Allah muhafaza eylesin. Yoksa o şehvet ateşi de bizi içine alır. Yoksa o şehvet ateşi de bizi yakar, kavurur. Allah muhafaza eylesin.
“Deniz dalgası Allah fermanıyla koşunca, Musa kavmini Kıptilerden ayırt etti. Allah Fermanı erişince toprak Karun’u altınlarıyla, tahtıyla ta dibine çekti.”
Bütün mükevvenat, onun elinde. O nasıl ki denize emrettiyse ve denize emrederekten Musa ve kavmini yutmayıp firavun ve kavmini yuttuysa, o yine emreder. Gönlünü bir deniz bil. Kalbini bir deniz bil. O veya bu dünyayı bir deniz bil. Bu alemi bir deniz bil. Sen de iman etmişsin, senin kalbin de Musa olsun. Hani dedi ya kırklar vardır. Kırkların içerisinden yirmi tanesi Musa gönüllüdür. Hani dedi ya kırklar vardır hadis-i şerifte. Bir rivayette bunun otuz tanesi ibrahim gönüllüdür. On tanesi Musa gönüllüdür dedi. işte sen o Musa gönüllü ol. Bu dünyayı da bir deniz olarak gör. Sen normalde senin kavmin de iman ve onun hassaları olsun. Onun şubeleri olsun. Sen iman edersen, bu dalga seni götürmez. Sen iman eder dosdoğru durursan, bu dalga seni yutmaz ama bu dalga nasıl neyi yutar? Şeytan ve nefsine zebun olanları yutar. Sen peygamberlerin izinden gitmeye gayret et. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Zenginliğine de güvenme, parana puluna güvenme. Cenabı Hak nasıl toprağa emrettiyse, Karunu ve hazinesiyle gömdüyse, seni de bir gecede gömer. Senin zenginliğini de bir gecede gömer. Senin zenginliğini de senin her şeyini de bir gecede gömer. Bir bakmışsın ki toprak olmuş, gömülmüş gitmiş. Allah cümlemizi muhafaza eylesin. Cümlemizi korusun inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Bu önümüzdeki hafta için kardeşler bir şey yapmışlardı, ilan etmişlerdi aşure ile alakalı, aşure ayın 14’ünde inşallah Cumartesi günü. Allah izin verirse inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. 865’ ten devam edeceğiz aklınızda olsun. Sorular kaldı, soru sahipleri de haklarını helal etsin inşallah.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı