Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Din erbabı da şehvet ateşinden yanmaz. Halbuki başkalarını taa yerin dibine geçirmiştir. Deniz dalgası Allah fermanı ile koşunca, Musa kavmini kıptilerden ayırt etti. Allah fermanı erişince toprak Karunu altınlarıyla tahtı ile ta dibine çekti.”
Burdan devam ediyoruz:
“Su ile toprak, İsa’nın nefeslerinden gıdalanınca kol kanat açtı, kuş olup uçtu. Allah’ı tesbih etmen, su ve topraktan meydana gelmiş olan cesedinden çıkan bir buhardan, bir nefesten ibarettir. Fakat gönül doğruluğu yüzünden, cennet kuşu olmuş, oraya uçup gitmiştir.”
Baktığımızda Allah’ı zikretmemiz, Allah’ı tesbih etmemiz, aslında bizden çıkan bir tek nefes başka bir şey değil. Hz. Mevlana diyor ki sudan ve topraktan iştigal etmiş, sudan ve topraktan olmuş olan yaratılmış olan bedenden bir nefes çıktı, bir hava çıktı. O nefesi o havayı normalde Cenabı Hak ne yaptı? Onu normalde cennet kuşu yaptı. O normalde nereye kadar gitti? Allah’ın katına kadar çıktı. Allah’ın katı neresi? Orası ayrı bir mesela hani normalde işte kim ‘la ilahe illallah’ derse, o ‘la ilahe illallah’ onun dilinden, onun ağzından çıktıktan sonra yükselir. Allah’ın katına kadar gider ve işte kapıya vurmaya başlar. Hadis-i Kutsi bu. Allah bildiği halde sorar. Bu kapıyı vuran kim, böyle vuran bu velvele-i çıkaran kim? Melekler giderler, bakarlar. Derler ki Ya Rabbi sana malumdur ama işte bu Abdullah kulunun Tevhididir, la ilahe illallahıdır. Allah diyor bildiği halde meleklere sonra gidin sorun ne istiyormuş. Melekler gelir o tevhide sorar. Ne istiyorsun o tevhid de diyor cevap verir ona. Der ki beni zikredenin affolmasını
istiyorum. Melekler dönerler, Allah’a derler ki Ya Rabbi bu tevhid filancanın tevhidiymiş. istediği şey de kendisini zikredenin affolmasıymış. Ey melaikelerim, şahit olun. Kulum onu zikrettiğinde, kulum onu söylediğinde, ben onu affetmiştim. Melekler gelir, derler ki diyor o tevhide seni zikrettiği anda senin hani sudur eden kimseyi Allah affetti. O zaman diyor tevhid sakinleşir sukunete erer ama bu neydi? Bir nefesti. Nerden çıktı bu nefes? Sudan ve topraktan müteşekkil bir cesetten çıktı. Sudan ve topraktan müteşekkil cesetten bir la ilahe illallah çıktı. O ne oldu? Cenabı Hak ona hayat verdi ve aynı zamanda da onun üzerinden tecelli etti. O kulunu, ne yaptı onu söyleyeni affetti ama o affa mazhar olan fiiliyat, bu sudan ve topraktan müteşekkir bedenden çıktı.
Yine Tirmizi’de ibni Mace’de meşhurdur ya hadisi şerif: ‘Bir kimse sübhanallahi ve bihamdihi derse cennette onun için bir hurma ağacı dikilir.’ Bakın bir kimse ‘sübhanallahi ve bihamdihi’ dese, ona cennette bir hurma ağacı dikilir. Başka bir hadis-i şerifte ‘kim Allah’ı zikrederse ‘la ilahe illallah’ derse, onun için cennette bir ağaç dikilir. Bir meyve ağacı dikilir.’ Kim la ilahe illallah derse, kim sübhanallahi ve bihamdihi derse, cennette onun için ne olur? Bir ağaç dikilir. iyi, sizi başka bir yere yönlendireyim. Kim la ilahe illallah dedi, sübhanallahi ve bihamdihi dedi cennette onun için ne oldu? Ağaç dikildi. iyi, ‘son nefesimizde de olsanız veya kıyametin kopacağını görseniz de koptuğunu görseniz de siz ağaç dikin.’ hadisi şerif. Sen ağaç dikmeye devam et. Yani la ilahe illallaha devam et. Hadisi Şerifin zahirine göre bakarsan yani son nefeste eline bir tane fidan alacaksın, dikeceksin son nefeste de, bu hadisi şerifin zahiri. Ölüm yatağında adam nerden ağaç dikecek, manevi ağaç dik, sen la ilahe illallaha devam et. Son nefeste de olsan la ilahe illallahı de. Nefesin ne zaman gideceği belli değil. Ağaç dikmeye devam et.
La ilahe illallah demeye devam et. Subhanallahi ve bihamdihi demeye devam et. Kim sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim derse günde yüz sefer deniz köpükleri kadar günahı olsa, Allah onu affeder. O zaman sen her sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim dediğinde cennette senin adına bir tane meyve ağacı, bir tane hurma ağacı dikildi. Ağaç dikmeye devam et. Bunu neyle yaptın? Nefesinle yaptın. Ne oldu? Nerden çıktı? Topraktan ve sudan müteşekkil olan nefesinden çıktı, vücuttan çıktı. Ağaç dikmeye devam edeceksiniz ve bunun normalde zuhur ettiği yer, insanın bedeni ve o beden, topraktan ve sudan yaratılma. Normalde demek ki Cenabı Hakkın bu noktada keremi, lütfü ikramı yetişince, o bedenden cennet ağacı çıktı. Allah’ın lütfu ikramı, ihsanı tecelli edince, su dünyadaki su ve topraktan cennette ağaç dikildi. Cennete
bir yol oldu. Bakın cennete bir yol oldu. Sen cennete bir yol aç. Sen bu dünyadayken cennete bir manevi ağaç dik.
E şimdi, Allah yalan söylemez, Allah’ın vaadi haktır. Allah yalan söylemez, Allah’ın da vaadi haktır. Cenabı Hak bir şey vaat ettiyse haktır o. Biz ona iman ederiz. Biz ona güveniriz. Biz ona tevekkül ederiz. Biz onun üzerinde hiç şekimiz şüphemiz olmaz hiç. Onun vadi hak. Kim sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim dedi, Cenabı Hak, onun için bir hurma ağacı dikti Cennette. Sen o hurma ağacından, ağacın meyvasını yiyeceksin. O hurma ağacı senin için dikildi. Senin adına dikildi. Ancak sen yiyebilirsin onu. E, kim la ilahe illallah, dedi cennette bir ağaç dikti. Sen la ilahe illallah demeye devam etsene! Senin adına dikildi. Ben şimdi deminden beri sohbet ediyorum, her sohbette lailaheillallah diyorum, benim adıma bir tane ağaç dikiliyor.Hani benim, benim adıma. Meyvasını ben yiyeceğim onun. Meyvasını ben yiyeceğim! Benim mührüm vuruldu ona. Benim adıma dikildi. Benim adıma dikildiyse, o zaman benim adıma da bir yer teşkil edildi orda. Nereye dikecek onu? Benim adıma bir yer olması lazım. Bana ait yer olması lazım. O zaman bana ait olan bir yer de oluşdu orda. O zaman ben ağaç dikmeye devam ediyorum, yer de genişlemeye devam ediyor. Ben ağaç dikmeye devam ediyorum yer genişlemeye devam ediyor. Ben ağaç dikmeye devam ediyorum, yer genişlemeye devam ediyor. Allah’ın mülkü geniş. Allah’ın mülkü geniş. Kim daha çok zikretti, onun daha fazla ağacı oldu. Hepsi de kendisinin adına Kim daha çok Allah’ı zikretti, onun daha fazla ağacı oldu. Kim daha fazla sübhanallahi ve bihamdihi dedi, onun ağacı daha fazla oldu. Otur devam et. Ya her gün de yüz tane sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim, bu çekilir mi ya! E, çekersen ağacın olacak.
Çekersen affolacaksın ama burdaki incelik ne? Sudan ve topraktan yaratılmış bir bedenden çıkıyor ve sen bu beden oluşurken, bu beden oluşturulurken senin hiçbir payın yok bunda. Harcı sana ait değil, kumu sana ait değil, kemiği sana ait değil, eti sana ait değil, gözü, kulağı, burnu, ayağı, sana ait değil. Bu beden sana ait değil. Bu beden sana verilmiş emanet. Bu beden senin değil. Sen korumakla mükellefsin. Bedeni kendinin görme. Beden seninse hadi beyazlamasın saçların. Beden seninse hadi beyazlamasın sakalların. Beden seninse, hadi gözlerin ilk günkü gibi görsün. Beden seninse hadi yaşlılık nedir bilme. Hadi beden seninse, hükmet, uyma hadi. Beden seninse hadi acıkmasın. Hadi beden seninse söyle kalbin daha hızlı çalışsın. Hadi beden seninse söyle kalbin biraz daha normale gelsin. Kendi kendine de ki kalp normale gel, fazla tık tık tık tık tık atma de, atmasın fazla tık tık tık, normale gelsin. (Sağlı sollu yanaş) Çıkın iki dizinizin üstüne, bir
derviş oturuşu yapın. insanın nefis terbiyesi, diz terbiyesinden geçer. Hani ayet-i kerimede Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine diyor ya, sen diyor nefsini gece gündüz Allah’ı zikredenlerin yanında durmaya zorla. Bu tabii Ümmeti Muhammed’e işaret. Diyor ki Ümmeti Muhammed’e siz diyor Allah’ı zikredenlerin yanında oturmaya, Allah’ı zikredenlerin yanında durmaya nefsinizi zorlayın. Nefis istemez zikir meclisinde oturmayı. Nefis ister ki lay lay lom yapsın. Heva ve hevese kansın. O yüzden böyle ne kadar iki dizinizin üstünde oturur, pür dikkat durursanız, o kadar nefsinizi iyi terbiye edersiniz. Sağlık açısından bir probleminiz yoksa. Adamın belinde rahatsızlık vardır, işte ayağında rahatsızlık vardır, o bu noktada daha büyük hasar açacaktır kendi üzerine, o öyle davranmayacak ama geri kalan, bunu unutmayın hiç. Bunu nereye giderseniz gidin, sufilik disiplinlilik, disiplin meselesidir. Hangi sohbete giderseniz gidin, iki dizinizin üstünde oturun. Camide iki dizinizin üstünde oturun. Bir zikrullah meclisine gittiniz, iki dizinizin üstünde oturun. Bir yerde sohbet dinliyorsunuz, etrafla bağınızı kesin. Camide yanındakiyle konuşma. Vay, nasılsın ya, iyi misin, şekerin nasıl, muhabbet başladı. O, anlat! Camide değil ya, camide değil! Cumada, cuma hutbeye çıkıyor imam, yayılıyor bütün herkes. Kardeşim hutbeyi dinlemek farz cumanın farzından birisidir hutbeyi dinlemek. Namazdaykenmiş gibi, namaz kılarmış gibi oturacak hutbede insan, konuşmayacak. Hutbedesin, adam hutbe, orda imam hutbe okuyor, o cep telefonundan iş yapıyor, sözler, mesajlar atıyor,whatsappına bakıyor, neye bakıyorsa. Adam cep telefonunu çıkarmış, hutbede kardeşim ya caminin bir disiplini olsun ya! Caminin bir disiplini olsun canım. Namaz kılıyor, telefon çalıyor, ordan öbürküne mesaj geliyor, ordan öbürkünün telefonu çalıyor. Neredeyse adam namazda açacak alo namazdayım Allahuekber! O hale geldik! Biz böyle gevşedikçe gevşiyoruz. Allah muhafaza eylesin. Yok! Yani adam cuma, namazı kılıyorlar, şeyde ne o, hutbeye çıkıyor imam, yayılmış vaziyette duruyor herkes, yayılmış vaziyette! Yapmayın.
Dergahlar tekkeler nefis terbiye yeridir. Sohbet başlamış. Konuşma hiç kimseyle, konuşma! Yanındaki yorum yapıyormuş. Sadece gözünün ucundan bak, hani cevap veremem de. itikafa niyet et. Niyet ettik ya Rabbim, şu kapının dışından, dış kapının dışından çıkıncaya kadar itikafa. Amin. Allah yardımcımız olsun. itikaf sevabı alacağız şimdi. Bu sevabın daha hoş olması için edep, adap, erkana riayet ederekten, heva heves konuşmadan öyle yaşayacağız. Disiplin! Haftada bir günümüz disiplinli geçsin. Bir saatimiz disiplinli geçsin. iki saatimiz disiplinli geçsin. Konuşmayalım boş şeyler. iki dizimizin üzerine oturalım. Nefsimiz o acıyı çeksin, çekecek. Dizimiz ağrıyacak, ağrıyacak. Ayağımız ağrıyacak, ağrıyacak kardeşim! O ağrıyı, o acıyı, o sancıyı bir müddet sonra unutacaksın, alışacaksın ona. Bir müddet sonra
ağrımayacak, bir müddet sonra ayağın acımayacak. Sonra başın ağrıdığında ilaca koşmayacaksın. Ayağının ağrısını çektin ya, o acıyı hissettin ya, acıyla mücadele etme alışkanlığı oluştu sende. Şimdi adamın başı ağrıyor, avuç dolusu ilaç atıyor. Bir tarafı ağrıyor, avuç dolusu ilaç atıyor. Hiç acıya alışmamış. Bir tarafı ağrıyor aman aman aman aman aman aman! Dünyanın sonu geldi sanki. Bırak, sabret kardeşim. De ki benim bu günahlarıma kefarettir. Deki kim bilir nerde ne bir hata yaptım böyle oldu. Ya Rabbi, tövbe ediyorum günahıma, hatama, kusuruma, yanlışıma, nerde ne varsa. Senin başına bir bela, bir musibet, bir sıkıntı, bir hastalık, bir ağrı, bir sızı geldiğinde, nimet bil bunu. Nimet bil, nimet! De ki günahlarıma kefaret oluyor. Koşma hastane hastane. Günahına kefaret olarak düşün. Allah’ın bir lütfu, bir ikramı, bir ihsanı olarak düşün. Bir tarafın ağrısın, bırak ağrısın. Ağrımı seviyorum de. Sızımı seviyorum de. Muhakkak bu benim bir eksikliğimden meydana gelmiştir de, tövbe et. Ufak tefek hastalıkların var, bırak. Tedavi etmek için uğraşma. Uğraşma, temeli daha büyük hastalıklara meydan çıkarma. Adam şimdi bir başı ağrıyor, yüz tane doktor dolaşıyor. Hasta, psikolojik hasta. Adam iki öksürüyor diyor ki herhalde ya kanser oldum ya verem oldum. Gitmediği doktor yok. Bir de inanmıyor doktorlara. Bir de doktorlara da inanmıyor. Bir de bana diyor ki doktorlar benden bıktı artık diyor ikide bir de gittiğimden. Gitme dedim. Birisi de ne dese iyi bana. Sen dedi şeker hastasıymışsın, sen gitmiyor musun dedi. Hayır dedim. Böyle kaldı. Dedim Murat’a gittim bir iki sefer, kan tahlili yaptı dedim. Dedi ki şeker hastasısın hocam. Şunu şunu şunu kullan, tamam. Ondan sonra kendi kafama göre gidiyorum. Ya herru ya merru.
Ara sıra Abdullah’a danışıyorum. Abdullah bu ara şeker düşmedi yavrum diyorum ben. O da öğrenecek ya, kaç? E yüksek işte. Kaç? E yüksek işte. Ne yapacaksın kıçını. Ondan sonra bir ilave daha hap. Söylesem tomarla getirecek bana. Haklı, doktor. Desem ki şeker bu, diyecek ki yani sıkıntılı bir durum. Şunu da içeceksin, bunu da içeceksin. Yok, en başta şunu diyorlar, hemen insüline başlamamız lazım. Ha Abdullah? Abdullah beyin cerrahlığına gitti de biraz yakamızı paçamızı kurtardık. Şimdi nöbetten kafasını kaldıramıyor. Şimli insanlar o disipline, o mücadeleye, o böyle dirayete alışkın değil. Bir sıkıntı olduğunda dağılıyor. Aile dağılıyor, çocuklar dağılıyor, anne baba dağılıyor, herkes dağılıyor küçücük bir sıkıntıda. Olmaz! Sufi disiplinin sufi acıya, ağrıya, sızıya, sancıya dayanıklı. Soğuğa, sıcağa, sufi asker gibi. Bizim askerliğimiz öyleydi. Uyumaz, yatmaz, kalkmaz, yemez, içmez, üşümez. Asker değil ya. Bildiğin bir demirden bir kütle ama o demirden kütle aynı zamanda sürünür, yatar, kalkar, eğitim yapar. Dağları deler. Asker o. E sufinin de ondan farkı yok. O yüzden sohbetlere gittiğinizde nereye giderseniz gidin, zikrullaha gittiğinizde, iki dizinizin üstünde
oturacaksınız. Yayılmak, kaykılmak yok, böyle şey yapmak yok. Çünkü sen yayılırsan, yanındaki de yayılır. Sen gevşersen yanındaki de gevşer. Sen dağıtırsan senin arkandakiler de dağıtır. Aile de aynıdır. Aile de erkek dağıtırsa, geri kalan da dağıtır. Ailede anne dağıtırsa herkes dağıtır. Baba dağıtırsa herkes dağıtır. Anne baba dirayetli duracak. O çocuklarına dirayet öğretecek, mücadele öğretecek, gayret öğretecek, dağılmamayı öğretecek, derleyip toparlamayı öğretecek. Dik durulacak yerde dik durmayı, eğilinecek yerde eğilmeyi bilecek. Anne, baba, aileyi, öyle istikametli götürecek. O bir topluluk istikametli gitmeli. Dik durmayı bilmeli. Eğilmeyi bilmeli. Disiplini bilmeli. Öyle yürüyecek. O yüzden böyle nerde laylaylom yaparsanız, orda batarsınız. Disiplini elden bırakmayacaksınız. Bak nasıl us pus oldu ortalık.
Sufi topluluk böyledir. Orda edep, adap, disiplin, riayet, liyakat devam eder orda. Orda heva, heves, nefis, şeytan, orda geçit yoktur. Disiplinlidir. Sonra sohbet biter, zikrullah biter, herkes çayını içer, sohbet eder, birbiriyle tanışır. Nahoş şeyler olmadan herkes edep adap dairesinde ne yapar? Hayatına devam eder. işte kim Allah’ı zikretti, o boyuna ne oldu? O zikrullahla cennet bahçesinde habire meyva dikti. Siz şimdi oturduğunuz yerde zikrullaha devam etseniz, bu da edeptendir. Sohbet dinlerken o kimse uyanık olayım sohbetin manasını da göreyim dilerse, isterse kalbinde zikrullah devam edecek onun. La ilahe illallah içinden devam edecek. Gönülden rabıtasını kuracak. Nerden bahsediyoruz? Cennet bahçelerinden bahsediyoruz. O kimse cennet bahçesi dediğinde, onun kalbinde zikrullah var ise tak, bir perde açılacak, her la ilahe illallah deyişinde meleklerin onun adına cennette meyva ağacı diktiğini ve anında meyva verdiğini ve her meyvada kendi ismini okuyacak ordan. Şehadet budur. Şahit olma budur. Bu neyle olur? O sufi zikrullahı kalbinde hiç eksik etmez. O sohbeti dinler. O sohbette sohbet eden kimse örneğin Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretleri dediğinde bir olay anlatıyor, o olay onun kalbinin perdesine gelir. O olayı canlı görür. Sohbet eden orda ki onu sohbet ederken, dinleyen onu canlı seyreder. Dinleyen onu canlı seyredince, sohbet edenle sohbet edenin sözüyle, yaşananın aynı olup olmadığını görür. Asıl şehadet odur. Bakın asıl şehadet odur. O yüzden sufi bir toplulukta dikkatli olmak gerekir. Sufi bir topluluğa herkes sohbet edemez. Sufi bir topluluğa herkes orda ders veremez. Sufi bir topluluğa sen bir şey, imamı Azam’dan bahsettin, imamı Azam’ın böyle fetvası var dedin, orda kalbi çalışan, içi çalışan bir kimse varsa imamı Azamı görür, rabıtasını kurar imamı Azam’a. Bu fetva senin mi der. Sufi topluluğa kadar sohbet etmek kadar tehlikeli bir şey yoktur. Ancak bunu bilmeyen cahil cühela insan kalkıp da bir sufi topluluğa sohbet etmeye kalkar. Önceden sufi topluluklarda zakirler, nakipler, nükebbalar hiçbirisi de sohbet etmezlermiş. Sebep? Olur mu olur, bir taraftan bir yan kaçırırız olur mu olur
ya bir taraftan yan batırırız, ordan kalbi çalışan bir derviş vardır. Kalbi çalışan derviş onun hakikatini görür, madara oluruz. Hakikatini görür, hakikatini görünce tersinden bir dua ederse, sohbet eden kimse lal olur, konuşamaz orda.
Örneğin Abdülkadir Geylani Hazretleri’nden bahsetti. Olmayan bir şeyi söyledi. Rabıtasını kurdu Geylani hazretlerine dedi senin adına yalan söylüyor, şikayetçiyim. Bitti. Veleddalin amin olur orda. Orda sohbet dahi edemez kolay kolay bir kimse ama öyle kalbi çalışan bir derviş topluluğu ise orası ben de sizi ona sevk ediyorum. Diyorum ki sohbet esnasında tevhide devam edin. Zikrullaha devam edin. Boşa kürek çekmeyin. işin hakikatine varın. Bu dünya gelip geçici. Mustafa Özbağ da gelip geçici. Alın ne alacaksanız. Dükkan çalışıyorken alın. Dükkan canlıyken, dükkanda mal varken alın doldurun dolduracağınızı. Yarın ne olur bilinmez. Siz günü kârlı geçirmeye bakın. Anı kârlı geçirmeye bakın. Dükkan açık mı açık. istediğin envai çeşit var mı var. Doldur kardeşim sepetine sen, doldur. Bitmez o dükkanın hazinesi, doldur. Doldurmanın yolu ne? Oturduğun yerde tevhidi çek. Edebini adabını muhafaza eyle. Yandaki yanıyormuş, Allah söndürsün. Burası er meydanı. Bak işine sen. Her yerin bir sahibi vardır. Oranın da sahibi vardır. Allah bizi affetsin.
“Tur dağı Musa nurundan raksa geldi, kamil bir sufi oldu, noksan-
Hani Musa aleyhisselam Tur-i Sina’ya çıkmıştı. Tur-i Sina’da dua ediyordu, Allah’ı zikrediyordu ve Musa aleyhisselam Cenabı Hak ile görüşürken, bulutumsu bir böyle bir şeyin içerisinde Allah’la konuşuyordu. Bunu eski ahitde de yeni ahitte de bazı hadisi şeriflerde de böyledir. Bulutumsu bir şeyin içinde. Bulutumsu olarak tarif etmişler, bulut diyemeyiz. Hani bazı şeylerde ağacın arkasından konuştu, ateşin arkasından konuştu, bunu Turi Sina da işte bulutun arkasından konuştu. Hani Musa aleyhisselam o esnada böyle hani öyle bir an geldi, öyle bir aşka geldi, seni göremez miyim dedi. Seni göremez miyim deyince göremezsin demedi. Dayanamazsın dedi. Göremezsin ayrı, dayanamazsın ayrı. Dedi ki bu Tur’a tecelli edeceğim, buna dayanırsan dedi, Tur’a tecelli ettiğimde dayanırsan. Tabii Musa aleyhisselam normalde o Tur’a tecelli edince, nasıl bir tecelli ise Musa aleyhisselam bayıldı kaldı ama diyor Hz.Pir diyor Tur’dağı o Cenabı Hakkın nurundan raksa geldi. Bakın bakış açısı çok farklı. Bu hadiseye bakarken orda bir neşe, orda bir pür neşe var. Cenabı Hak dağa tecelli etmiş, diyor ki dağ raksa geldi. Kamil bir sufi oldu.
Demek ki Tur’a tecelli ettiği gibi senin de gönlüne tecelli ederse, kamil bir sufi olursun. Dağa tecelli ettiği gibi sana tecelli ederse, kamil bir sufi olursun. Dağa tecelli ettiği gibi senin aklına tecelli ederse, kamil bir akıl
sahibi olursun. Dağa tecelli ettiği gibi gönlüne tecelli ederse, gönlün hazinelerle dolar. Sen Cenabı Hakkın sana tecelli etmesini iste. Onun tecellisinin yolu ne? Kalbinde zikrullah olsun. ‘Hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım’ hadisi kutsisi sende tecelli etsin. Allah’ı zikret. Allah’ı tesbih et. Allah’ı tenzih. Gönlün Turi Sina olsun. Allah’ı zikret, gönlün cennet bahçesi olsun. Sen Allah’ı zikret. Sen Allah’ı zikretettikçe, o senin gönlüne tecelli edecek. Ben şuna inanırım, her zikrullahta o gönle tecelli eder. Çünkü kimin gönlünde Allah’ın zikri varsa, gönlünde Allah vardır. Kimin dilinde Allah’ın kelamı varsa, onun gönlünde Allah vardır. Kim de Allah rızası, düşüncesi, aklı varsa, onun aklında Allah vardır. Akıl da Allah’la yoğrulmalı. Gönül de Allah’la yoğrulmalı. O zaman o kimsenin akıl ve gönül birliği olur. Akıl ve gönül birliği olunca barışır. Koşar ikisi beraber Allah’a doğru. O zaman biz Allah’ı zikirle hemhal olalım. Allah yolunda hemhal olalım ki kamil bir sufi olalım. Dağ, taş, kamil sufi olmuş. insan neden olmasın, sen neden olmayasın, ben neden olmayayım? Turi Sina kamil bir sufi olur da insan kamil bir sufi olmaz mı? Turi Sina’ya, dağa, taşa, toprağa tecelli eden, sana tecelli etmez mi? Sen halifesin, dağa tecelli eden insana mı tecelli etmez? Halifesin, sana da tecelli eder. Sen Allah’ı zikre devam et. “Daha bir aziz sufi olursa şaşılacak ne var? Musa’nın cismi de bir ke-
mik parçasından ibaretti.”
E dağ bir sufi olursa bunda şaşılacak ne var? Çünkü Allah ona tecelli etti. E Allah sana da tecelli ederse sen de kamil bir sufi olursun ve diyor ki Musa’nın cismi de bir kemik parçasıydı. Musa da da kemik var sende de var. Musa da da et var sende de et var. O da hava toprak su ateşten yaratıldı, sen de hava, toprak, su, hava ve ateşten yaratıldın, son dönem tahtayı da ilave ettiler biz de ama yani sonuçta anasırı erbaa dediğimiz bu maddelerden yaratıldı. O zaman sen de neden derviş olmayasın? Sende neden bir kamil sufi olmayasın? Sen de neden iyi bir mümin olmayasın? Bunun için seni durduracak bir şey yok ki! Allah bizi onlardan eylesin. Önümüzdeki cumartesi aşuremiz var inşallah. Önümüzdeki hafta herhalde aşureden sohbet ederiz. Konu başlığında kaldık. ‘Yahudi padişahının bu söze ehemmiyet vermeyip inkar etmesi. Kendisine nasihat edenlerin nasihatlerini kabul etmemesi’nden devam edeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Geceniz hayırlı olsun. Selamünaleyküm. (12. dakikadan itibaren)
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Muhabbet, Tevekkül, Tesbîh, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı