MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 26/46
845-854. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Geçen haftadan, kaldığımız yerden, 845’i okumuştuk, 845’ten devam
“Bu sebep kelimesinin Türkçesi nedir denirse iptir diye cevap ver. Bu ip, bu kuyuda ne işe yarar? Çıkrığın dönmesi, ipin sarılıp koyverilmesine sebeptir. Fakat çıkrığı döndüreni görmemek hatadır.”
Hani Hz.Pir sebepleri anlatıyordu ya bir de sebeplerin üzerinde bir sebep vardır ki o herhangi bir sebebe bağlı değildir diyordu. Bu sebebi soracak olursanız diyor, bu sebep iptir. Nedir kuyudan su çekmek için çıkrığa bağlanmış olan bir urgan. Çıkrığı döndürdüğün zaman ip sebep olur. Aşağıdan, kuyudan normalde suyu çıkarır. Tabi suyu çıkarmak için ordaki çıkrıklan ip yeter mi? Yetmez. Bir de kova lazım. ipin ucuna kovayı bağlarsın, kovayı bağladıktan sonra çıkrığı çalıştırırsın, döndürürsün. işte normalde çıkrık döndüğü müddetçe aşağıdan suyu çıkarır veyahut da bir tulumba olmuş olsa, o tulumba da ne olmuş oldu? Suyun çıkmasına sebep oldu ama baktığımız zaman sadece ip yeterli mi sebep olarak? Değil. Ona kova da lazım. E kova yeterli oldu mu? Hayır. Ona çıkrık da lazım. Çıkrık yeterli oldu mu? Hayır. O düzeneği kurduktan sonra onu çevirecek bir kol lazım. insanın kolu kendi kendisine mi hareket ediyor? Hayır. Onu insan kendince güç sarf ederekten ne yapıyor? Çıkrığı çeviriyor.
işte bu çıkrığın çevrilmesi cebriye değil. Şimdi cebriyeden de aynı zamanda bahsetmiş olalım, bu çıkrığın çevrilmesi kaderiye de değil. Bu çıkrığın çevrilmesinde bir irade var. Bu irade ne? insanın kendi iradesi. insan kendi iradesiyle ne yaptı? O çıkrığı çevirdi. Cebriyeciler, burdaki insanın
iradesini de Allah’a bağlarlar. Derler ki sen Allah bunu böyle istedi senin üzerinden, Allah bunu emretti. O yüzden sen o çıkrığı çevirdin. Bunda senin herhangi bir dahlin yok der. Kaderiyeciler de der ki Allah bunu emretmedi, başıboş bıraktı seni. Bu rüzgara savrulmuş yaprak gibi yani senin kaderinde vardı sen de ona böyle rüzgara bırakılmış yaprak gibi onu da çevirdin der. Burda ehli sünnet de der ki hayır. Burda Cenabı Hak sana bir kendi külli iradesinden bir irade verdi. O iradenle sen bu çıkrığın üzerinde işlem yaptın ve sen bu iradenden dolayı sorumlusun der. irade bizde imtihanın sebebi olmuş olur. O çıkrığı çevirecek olan bir irade lazım. O irade bir güç sarf edecek oraya, bunu söyler ehli sünnet. işte Hz.Pir de diyor ki sen çıkrığı gördün, ipi gördün, kovayı gördün, o zaman diyor çıkrığı döndüreni görmemek hatadır. O çünkü o çıkrığı döndüren nedir? insandır. Bunu normalde sebepler dairesinde varlık alemine baktığımızda, bütün sebepleri yaratan, bütün sebeplere güç ve kuvvet veren Allah’tır. Eğer biz bu noktada o sebeplere güç ve kudret veren o sebeplere kuvvet veren, o sebeplerin oluşmasına sebep olan asıl sebebin sahibini görmezsek, o zaman körlerden olmuş oluruz. Allah muhafaza eylesin.
“Dünyada bu sebep iplerini sakın ha, sakın ha, bu başı dönmüş felek-
Sen bu hani tabiiatçılar var ya, bu tabiatçılar ne? Hani Allah’ı haşa reddedip, her şey tabiatın işidir. Her şey tabiatın kendi içindeki iradesi ile alakalıdır. Allah buna karışmaz diyen bu tabiatçılar var. Bu önceden beri, bu helenistik çağdan, Yunan felsefecilerinin içerisinden çıkmış bunlar. Yunan felsefecilerin bir kısmı tanrı kabul etmiyor. Bunu diyorlar hani, doğa kendi kendine üretti. Bunda Allah’ın bir dahli yok diyor. Bunu Allah yarattı ama başıboş bıraktı. Yani üzerine karışmıyor. Üzerinde hiçbir dahli yok. Hz.Pir diyor ki dünyada bu sebep iplerini, sakın ha bu başı dönmuş felekten bilme. Sakın ha bunu dünyanın kendi kendine oluşturduğunu görme. Öyle bir şey yok veyahut da bütün her şey başıboş dönen bu şeylerden olacak diye böyle bir şey de düşünme. Allah muhafaza eylesin. Cenabı Hak her şeyi bir hesap üzerine yarattı, her şeyi bir kitap üzerine yarattı. Hesapsız kitapsız yaratılan, hesapsız kitapsız dönen, hesapsız kitapsız olan bir şey yok. Her şey bir hesap üzerine.
“Ki felek gibi bomboş ve sersem bir halde kalmayasın; akılsızlıktan
çıra gibi yanmayasın.”
Yani bu alemde dolaşan her şeyi böyle kendi kendine başıboş olan bir şey olarak zannetme. Yani öyle başıboş gibi olan bir şey olursa, sen de sersemlerden olursun. Akılsızlardan olursun. Ya? Bütün her şeyi bir nizam üzerine döndüren Allah var. Hz.Pir’den: ‘Ne Hz. Musa’nın ne de peygamberimizin
mucizeleri sebeplerle değil, Allah’ın yaratmasıyla olmuştur. Yoklara kabiliyet nereden geliyor? Allah arayanlar için bu gök kubbenin altında bir adet koydu. Sebepler ve yollar yarattı. Olayların pek çoğu, o adete göre olagelir fakat bazı da olur ki kudret o adeti yırtar kaldırır fakat arayan muradına erişsin diye çok defa yaptığı işleri sebeple yapar, sebeple yaratır.’ Cenabı Hak bu alemde her ne var ise hepsini sebeple yatatır, sebepsiz bir şey yaratmaz. O yüzden normalde bir şeyde de Cenabı Hak bir adetullah koymuştur. O adetullah üzerine gider. Bazen de normalde bu sebepler bir işe yaramadığı zaman olur mu? Olur. Hiç bir sebebin işe yaramadığı zaman olur mu? Olur. Bu da Cenabı Hakk’ın kendi kudreti dahilindedir. Yine devam ediyoruz Hz. Pir’den bu beyitleri tefsir etmek için: ‘ibrahim’i ateş içinde besler. Korkuyu ruhun emniyeti ve selameti yapar. Onun sebep yakıcılığına hayranım. Onun hayallerindeki Sofestai gibiyim.’ Demek ki bakarsanız siz, bir insanın ateşin içinde beslenmesi mümkün mü? Bir insanın ateşin içerisinde yaşaması mümkün mü? Bir insanın balığın karnında yaşaması mümkün mü? Mümkün değil. Bunu sebepler dairesinde düşündüğünüzde, bu mümkün değil ama Cenabı Hak sebepsiz de bir şeyi halk eder mi? Evet. ibrahim’i ateşin içerisinde serinletir mi? Evet. Yunus’u balığın karnında besler, büyütür mü? Evet veya nice peygamberleri bu noktada hiçbir sebep yok iken onların üzerinden değişik Mucizeler göstettirir mi? Evet veyahut da velilerin üzerinden değişik kerametler göstettirir mi? Evet. Onlar normalde onların görünmesi için bir sebep lazım değil mi? Değil. Zaten sebepler silsilesinden olursa, keramet olmaz. Sebepler silsilesinde olursa zaten, o mucize olmaz. O sebepler silsilesinin dışında olması lazım ki keramet olsun. O sebepler silsilesinin dışında olması lazım ki mucize olsun. O zaman Cenabı Hak burda adetullahını yakar, yıkar mı? Evet. Kendi biçmiş olduğu elbiseyi kendisi yırtar mı? Evet.
Hani Davut’a dedi ya, Davut’a taşlar dedi ya beni al, aldı bir taş. Biraz daha yürürken bir taş daha dedi ki beni de al, onu da aldı. Biraz daha yürüyünce bir üçüncü taş dedi ki beni de al, onu da aldı ve ne yaptı? Calut’u onunla öldürdü. O taşlarla öldürdü. O güne kadar normalde Calut’u öldürebilen bir savaş aleti veya bir savaşçı var mıydı? Yoktu, bunun gibi veyahut da baktığımızda ebabiller fil ordusunu yendi ya. Ne tank var, ne tüfek var, ne mızrak var, ne ok var. Her ebabilin ağzında bir çamur, o çamurların hepsi de birer nükleer silah gibi bütün fillerin üzerinde ve askerlerin üzerinde file ayrı, askere ayrı, hepsine geldi. Baktığınız zaman normalde sebepler üstünde bir şey, bir çamur tanesi, koca filin kafasını beynini dağıtıp komple yok eder mi? Hayır veya bir çamur tanesi sanki o kimseye özel numune, özel olarak hazırlanmış bir vaziyette o askerin kafasından aşağı girer de eritir altından çıkar mı o bir damlacık şey, çamur tanesi? Öyle veyahut
da filin kafasına düştüğünde görünmüyor bile. Filin kafasını deliyor, pırt, aşağıdan çıkıyor. Normalde hani eritip gidiyor. O çamur tanesi nasıl eritti ve file baktığınızda ne kanama var ne bir şey var. Hiçbir şey yok. Fil olduğu yerde yıkılıveriyor bir anda veya insanlara baktığınızda bıçakla kesilse kan akacak, kılıçla kesilse kan akacak, okla öldürülse kan akacak. O askerlere baktığınızda üzerinde hiç kan akmıyor. Hiç kan yok, askerin kafasında delik dahi yok. Eritiyor gidiyor veya filin kafasında deliği dahi görmüyorsunuz. Eritip gidiyor. Küçücük bir şey. Bu sebeplerin üstünde Cenabı Hakk’ın yarattığı şeyler. O yüzden normalde o isterse, ibrahim’i ateş içinde besliyor mu? Evet veya baktığımızda bir insan ve arkasında kendi kavmi suyun üstünde hepsinin birden yürümesi mümkün mü? Hadi bir peygamber kendisi yürüdü, eyvallah! Hadi peygamberin üzerinde bu mucize görülebilir ama arkasındaki kavmi de suyun üstünde yürüdü ve Cenabı Hak Ayet-i kerimede diyor ki biz diyor arkasından melekleri görevlendirdik. Hani arkada Firavun’un askerleri kalmak isteyenleri de diyor tabiri caizse derledik toparladık arkadan, onları sıkıştırdık ve öndeki Firavun’un askerleriyle arkadaki firavunun askerlerini birbirine yaklaştırdık, birbirine sıkıştırdık ki bir tanesi kurtulmasın, hepsi de boğulsun ve hepsi de suyun içerisinde bir anda helak oldu. Aralarında yarım metre bile yok ve Cenabı Hak ayeti kerimede diyor ki, biz bekledik, bütün firavunun askerleri de suya girsin diye.
Yani sizin bir metre önünüzde, Musa’nın kavmi, su onu almıyor, bir metre bile yok. Arada bir perde var yani elini uzatsa Musa’nın kavmine ulaşacak öndeki Firavun’un askeri, elini uzatsa o kadar, arada hiç mesafe yok ve arkasındaki hemen böyle 10 santim arkadaki yerde tufan var, bütün her şey yerle bir oluyor, helak oluyor ama on santim önde Musa ve kavmi selametle yürüyor. Hoş ona rağmen o kavim gene ona ihanet etti, nankörlük etti. O yüzden Yahudilerin hepsi de lanetlendi de şimdi yine Yahudice düşünen tefsirciler var, Yahudice düşünen alimler var, Yahudice düşünen işte cemaat liderleri var. Hani bunları normalde o Yahudiler olmadığını, bu Yahudilerin iyi olduğunu savunmaya çalışanlar var. Yahudice düşünüyorlar yani o Filistinlilere yaptığı zulmü görmüyorlar. Hatta diyorlar ki Filistinliler teslim olsunlar Yahudilere, barış içerisinde yaşasınlar! Yani kurtla kuzuyu barış içinde yaşatacak olan bir sistem ancak Hazreti Ömer efendimizde var. Hz. Ömer efendimiz zamanında Kudüs’te kurtla kuzu barış içerisinde yaşamış. Osmanlı zamanında kurtla kuzu barış içerisinde yaşamış ama şimdi görüyorsunuz, Filistin’de hergün Filistinlileri şehit ediyor israilliler, Yahudiler. Her gün! Dünya suskun! Ne beklenebilir ki zaten. Bir de işin en enterasan noktası o. Müslümanların başına bir şey geliyor, dünya suskun. E susacak
tabii! Ne yapacak yani Yahudiler kalkıp da israil’i mı kınayacak veyahut da kalkacak gavur, gavuru kınar mı?
Biz Müslümanlarda böyle bir acziyet var. Hindistan’da bir şey oluyor, dünya suskun. Çin’de bir şey oluyor, dünya suskun. Ya ne olacak, gavur gavurun dostu. Müslümanlar o kadar acziyet içinde ki kendilerince gayrimüslimlerden yardım bekler hale gelmişiz. Gayrimüslimlerden aman diler hale gelmişiz. islam dışı her şeyden medet bekler hale gelmişiz. O hale geldik. Bu da işin kolaycılığı. Bizi bu hale getirdiler. Gelme! Gelme kardeşim! Mücadele et, gayret et. Kur’an ve sünnete sımsıkı yapış. işte dünya meydanda. Zalim devletler istedikleri yeri yakıp yıkıyorlar. işte biz meydandayız, otuz yıldan beri PKK ile uğraşıyoruz, DHKP-C ile uğraşıyoruz, bir sürü terör örgütüyle uğraşıyoruz. 12 Eylül’de sağcıydı, solcuydu herkesi birbirine vurdurdular. Uyanık ol. Kur’an sünnete sımsıkı yapış. Yarın öbür gün bize yine ne yapacakları belli değil. Adam binlerce tır silah yığıyor Suriye’ye, bir terör örgütü oluşturuyor orda kendi ajanlarıyla, veriyor silahları. Dün PKK’ydı sonra DAEŞ oldu. Yok şimdi bir sürü kelime kalmadı, harf kalmadı. Bu yeni değil bütün dünyada. ilk katil Adem’in oğlu, ilk terörist o. ilk terörist o. Adem’in çocuğundan itibaren terör devam ediyor dünya üzerinde. Yani Habil’i şehit etti, durdu mu? Babasından ayrıldı, gitti ovalara yerleşti. Ovalarda devasa şehirler kurdu, yağmalad her tarafı, zulmetti. ilk küfür devletini kuran, Adem’in oğludur. ilk küfür devletini kuran, ilk zulüm devletini kuran, Adem’in oğludur. Şehirlere devasa, ovalara devasa şehirler kurdu ve her tarafa zulüm götürdüler.
Adem Aleyhisselam dua etti çok Kur’an ve sünnete uygun, o günkü şeyde Allah’ın hukukuna uygun bana bir evlat ver deyince, Allah onu Şit’le müjdeledi. Sonra Adem Aleyhisselam, Şit Adem’in oğlu, Şit’e dini öğretti, hukuku öğretti, ilmi öğretti. Ona savaşmayı öğretti. Şit’in ilk savaştığı abisiydi. Şit’in ilk savaştığı abisiydi ve Adem aleyhisselam Şit’e dedi ki ovalara yerleşme. Ovaları yurt edinme. Enteresandır tavsiyesi. Aynı tavsiyeyi Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de yapar. Son peygamber der ki ovalara yerleşmeyin. Adem Aleyhisselam Şit’e dedi deniz kenarlarına yerleşme, ovalara yerleşme. Dağları kendine mesken tut dedi, ardından son peygamber Muhammedi Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Adem’in dediğini tastikledi, tavsiyede bulundu. Dedi ki ovalara yerleşmeyin. Enteresandır, deniz kenarlarını ve ovaları kendinize yurt edinmeyin dedi. Deniz kenarlarını ve ovaları yurt edinenler, Adem’in zalim çocuğunun yolundan gidenler oldu. Dağları mesken tutanlar da Şit’in yolundan ve Hz. Muhammed’i Mustafa(s.a.v.)’in yolundan oldu. O yüzden normalde her şeyi burdan Şit’in üzerinde diyor Hz. Allah öyle bir kerametler verdi ki Şit kilometrelerce
ötedeki insanların konuştuklarını duyardı. Şit ve askerleri yürüdüğünde, kilometrelerce ilerdeki düşman askerlerinin içerisine korku gelirdi ve Şit, Adem aleyhisselam’ın emrini yerine getirdi. Abisinin kurmuş olduğu şehirleri bu noktada fethetti. Ordaki insanları Kur’an ve o gün için hakikate davet etti. Kabul edenler iman etti, kabul etmeyeyip savaşanlar da katledildi. Bu değişmiyor bir şey,bu devam ediyor. Şimdi peygamberlere Cenabı Hak bir şey verirken de sebepler silsilesinin üzerinde verdı. Bu manada konuşmuştum.
‘Sebep ve vesilesiz denizi böldüler. Ekmeksizin buğday yığınını buldular. Çalışmaları yüzünden kum taneleri un olurdu. Keçinin yularını çektiler mi ellerinde ibrişim olurdu.’ Bu, peygamberlere verilen mucizeler. Onlar normalde hani bütün peygamberler çobanlık yapmıştır ya, bütün peygamberler yün eğirmiştir, bütün. Hadisle sabittir, bütün peygamberler çobanlık yapmıştır diye, bütün peygamberler yün de eğirmiştir. Hz.Pir diyor ki o normalde bütün peygamberler yünü ellerine aldığında, anında diyor iplik haline gelirdi. Normalde işte Musa aleyhisselam denizi böldü, ekmeksizin buğday yığını buldular. Yani orta yerde herhangi bir yiyecek, içecek bir şey yok ama buğday yığını buldular. Sebeplerden devam ediyoruz, Hz. Pirden: ‘Bütün Kur’an sebebi gidermeye aittir. Bütün Kur’an sebebi gidermeye aittir. Yani, Kur’an sebeplerin üzerinden konuşur. Sebepleri yıkar. Neden? Akıl sebeplere yaslanır, dayanır çünkü. Cenabı Hak da Kur’an’ı akıl üstü indirmiştir. Onu normalde akıl, anlamaya çalışır onu, idrak etmeye çalışır. O yüzden hep gayret eder her dönem. Neden? Akıl üstüdür çünkü. Sebeplerin üstündedir. Sebeplere bağlı değildir. Sebeplerin üzerinden yürümez. O yüzden Kur’an ilahi bir kitaptır. Sebepler üzerinden yürümüş olsa, bir aklın ürünü olduğu varsayılır ve insanlar der ki bunu bir Allah göndermemiş, bunu bir insan yazmış ama sebeplerin üstünde akıl üstü olduğu için herkes ona itaat eder de bu noktada onun önünde eğilir, eğilmek zorunda. Neden? Akıl üstü çünkü. Eğilmek zorunda. Neden? Sebepler üstü. Hiçbir şeyi Kur’an’da bu noktada bir sebebe bağlamamış. O yüzden ilahi kitap, o yüzden hala da hükmü geçerli. O yüzden hala da tam çözümlenememiş. Bakın tam çözümlenememiş. islam’ın hukuku tamam, hukuk olarak çözümlenmiş, fiiliyat çünkü, hangi suça ne ceza verilecek, Kur’an’da sabitlenmiş ama öbür türlü normalde müteşabih olanların, bir sabitliliği yok. Akıl üstü çünkü bugün onu anladık dediğinizde anlamadığınız çıkıyor. Yarın başka bir şey, yarın başka bir şey, yarın başka bir şey, her gün ayrı bir renkte, her gün ayrı bir heyecanda, her gün ayrı bir perdede, her gün Kur’an’ın manası değişir mi bu manada? Müteşabihler açısından evet.
Siz bakmayın televizyonlarda işte sadece okumayın, bunu normalde anlamanız lazım diye, gel bana anlat bakalım sen. Her gün oku. Her gün onun
manası kalbinde değişecek. Her gün tevhid çek. Her gün tevhid çekerken, tevhidin manası da gönlünde değişecek. Her gün tevhid çek. Tevhidin sendeki tecelliyatı da değişecek. Her gün namazını kıl. Bir namazla öbür namaz arasında tecelliyat değişmiyorsa sen Allah affetsin özür dilerim ama namazı taklit ettin sadece. O namazın sendeki tecelliyatı değişecek. En azı ne? Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar. Sen namazı derinlemesine kılarsan, namaz seni kötülüklerden alıkoyacak. Senin diline hükmedecek, gözüne hükmedecek, eline hükmedecek senin, namaz hükmedecek. Sen öylesine namaz kılacaksın, tam kötülük yapacağında, namaz surete bürünecek. Gözünün önüne gelecek, yapma diyecek. Sen tam konuşacaksın, namaz surete bürünecek, gözünün önüne gelecek, sus diyecek, susacaksın sen o zaman veya sen tevhid çekiyorsun veya esman var. O esmayı çekiyorsun. Hangi esmadasın? Hu esmasındasın. Sen tam kötülük yapacağın, zaman hu esması surete bürünüp kalbini yaracak senin. Senin kalbinde öyle hu diyecek, sen titreyeceksin, kendine geleceksin. Ne yapıyorum diyeceksin. Sufilik bu aslında, bu sebepsiz gelendir. Bu sebepsizdir. Sufinin virdi, onu korur. Neden? Hatalardan, günahlardan, yanlışlıklardan korur. Harama bakmaktan, haramı işlemekten korur onu. Sen virdini düzgün çekeceksin. Sen Mustafa Özbağ gibi bir elinde kumanda, bir elinde tespih, lailaheillallah, vay namussuzlar, hep böyle tarif ediyorum ya, böyle tarif etmemin bir sebebi var. Birisiyle konuşuyorum, o inad ediyor. Ben virdimi çekiyorum diyor. Bana da rüya anlattı. Ben de dedim ki virdini çekmiyorsun düzgün bir şekilde. Çekiyorum dedi. Allah Allah dedim, rüyandan çıkan sonuç bu. Ben dedim böyle anladım rüyanı. (Sağlı sollu yanaş) O, tekrar ben virdimi çekiyorum deyince kendi kendime şüphe ettim. Allah’ım dedim. O zaman da böyle gençlik var tabii yani kim ne yapmış, hemen bazı şeyler var, onlarla fazla haşır neşiriz! Bu virdimi çekiyorum deyince, dedim yanıldım mı acaba dedim ya, öyle dedim bu dün gece nasıl vird çekti acaba dedim. Allah Allah, yatmış şeyin üzerine, divanın üzerine, ondan sonra, bir elinde kumanda var, hem bir de sağ elinde kumanda, sol elinde tespih böyle la ilahe illallah! Namussuza bak. La ilahe illallah, şerefsize bak! Böyle ders çekiyor. Allah’ım dedim, hata mı yapıyorum acaba dedim ya!
Şimdi bu işlerde abdest temiz olacak, abdesti kaçtı kaçmadı böyle abdesti dahi o kimsenin yerli yerinde olacak, bütün sünnetleri adapları. Siz abdest der geçersiniz. Bu iş incedir, abdestinde leke olmayacak, üstünde leke olmayacak, çok afedersiniz donunda, oranda, buranda akıntı, serpinti, necaset olmayacak. Aman ya, burda bir leke var, böyle.. Olmaz! Tertemiz olacaksın. Çamaşırın temiz olacak, vücudun temiz olacak, sünnetlere ittiba olacak. Sen öyle etek, koltuk orman olmuş, olmaz! En fazla üç gündür derviş için, en
fazla üç günde bir temizleyeceksin, tertemiz olacaksın. Ağzın temiz kokacak, vücudun temiz kokacak. Öyle bu işler öyle sufilik böyle geliver aygazım gidiver dingozum değil. Derse giderken, zikrullah’a giderken tertemiz gideceksin. Abdestine dikkat edeceksin. Vücuduna dikkat edeceksin. Neden? Zikrullah halakasına oturacaksın sen. Affolmuş olarak kalkacaksın ordan. Melekler demeyecek bunun üzerinde necaset var. Melekler demeyecek bunun ağzı nasıl kokuyor böyle. Gelen maneviyat demeyecek bunun vücudu kokuyor, bu hiç yıkanmadı mı? Hiç konuşmadın mı yıkansınlar diye! Öyle basit değil. Abdestin, düpdüzgün olacak. Sünnetlere uyuyacaksın. Sünnete uymayan bir kimsenin üzerinde hiçbir manevi tecelliyat olmaz. Guslüdür, abdestidir, yemesidir, içmesidir, yürümesidir, sünnete uygun olacak. Sofrada oturman, kalkman, yemen, içmen, sünnete uygun olacak. Çocuklarına davranışın, eşine davranışın, arkadaşlarına davranışın, sünnete uygun olacak. Evin içerisindeki hal ve hareketleriniz, sokaktaki hal ve hareketleriniz, toplumun içerisindeki hal ve hareketleriniz, işyerinde hal ve hareketleriniz, sünnete uygun olacak. Her şeyimiz sünnet-i seniyyeye uygun olacak. Kılığınız, kıyafetiniz, saçınız, sakalınız, sünneti seniyyeye uygun olacak. Bakmayın siz o hadis sünnet düşmanı olan keferelere. Bir kimse hadisleri reddediyorsa, sünnetleri reddediyorsa kafirdir o, dinlenilmez o. Asla! Onu ancak ona cevap vermek için dinlenilir. O da alimlerin işidir. Bir kimse hadisleri inkar ediyorsa, kafirdir o, dinlenmez. Bir kimse sünnetleri inkar ediyorsa, kafirdir, dinlenmez. Dinlenilmesi dahi günahı kebairdir onun. Ancak ona cevap verecek olanlar onu dinleyecek. Adam belli mi belli. Hadisleri inkar mı ediyor komple? Evet. Hadislerle alay mı ediyor? Evet! Dinlenilmez o. ismi belli mi belli. Ne zaman ki tövbe etmiş, hadisi şerifleri kabul ediyormuş, tövbe etmiş, inkardan vazgeçmiş, o zaman dinlenir. Öbür türlü dinlenilmez. Günahı kebairdir dinlemek.
Şimdi böyle o ders çekiyorum deyince gözümün önüne geldi. Dedim böyle mi çekiyorsun dersi. Baktı. E dedim bu ders değil böyle. Tam olmaz. Her çektiğimiz evrad surete bürünür. Surete bürünmeli. Ağzın temiz olacak. Neden virdden önce tövbe vardır, sonra Salât u Selâm vardır? Önce tövbedir. Neden? Temizlenir o kimse. Yüz sefer sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim. Bunu söyler yüz sefer. Kim bunu yüz sefer söylese, deniz köpükleri kadar günahı olsa, Allah onu affeder. Hadisle sabit. O kimse oturur yüz tane sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim, sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim diyerekten tövbe eder. Kim sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim der ise onun adına cennette meyve ağacı dikerler. Hadisle sabit. Sen bunu yüz sefer
çekince, temizlenirsin. Tövbeni ettin, varsa eksik, kusur, yanlış, gözünden kayan, kaçan, Cenabı Hak affu mağfiret etti. Temiz bir ağızla artık Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine selamlaşma geldi. Temizlendin, tertemiz oldun. Artık Hz. Muhammedi Mustafa ile sallallahu aleyhi ve sellem ile selamlaşma zamanı. Onunla sohbet etme zamanı. Onunla hemhal olma zamanı. Onun kokusunu alma, onunla nefeslenme zamanı. Artık tertemizsin. Tövbeni ettin ve oturdun artık Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ümmeti olmanın şerefi ile ona salat ü selâm edeceksin. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve sahbihi ve sellim dediğinde o çünkü senin selamını alacak. Uzaklık yakınlık söz konusu değil. Kim bana salât u selâm getirirse, bir melek onun ağzından çıktığı gibi o selatü selamı bana taşır, benim kabr-i şerifimin başında da bir melek vardır. Ona getirir. Ona der ki Ya Resulallah Sallallahu Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e ümmetinden falanca sana salât u selam getirdi. O da der ki ben de ona salât u selâm getiririm. Ben de ona salat ü selâm ederim. O melek hızla o salât u selâmı getirene söyler. Hz. Muhammedi Mustafa da ona salât u selam getirdi der. O senin salâtu selâmını götüren melek hızla gelir sana salatü selâm verir ve böylece o meleğin görevi biter. Sen ikinci salâtu selâmı getirdiğinde yine hızla bir melek götürür, yine bir melek getirir, sen her salâtu selâmda getirdiğinde, o getirir götürür.
O ahmağın tweetine bakmayın siz. Peygamber, bindörtyüz yıl önce öldü diyen ahmağın orda yazdığına bakmayın siz. Bunlar hadis düşmanı bunlar, bunlar peygamber düşmanı bunlar. Bunlar gavur. Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.) sağdır. ‘Onlara ölü demeyiniz.’ Ayetle sabittir. Hz Peygamber ve Adem’e kadar bütün peygamberler sağdır. Miraç hadisesini okumadılar mı? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Kudüs’e varıncaya kadar, kaç tane peygamberin kabrini ziyaret etti ve baktım ki dedi hepsi de kabirlerinde namaz kılıyordu. Nerde peygamber ölü demiş, peygamberlerin hiçbirisi de ölü değildir. Şehitlerin hiç birisi de ölü değildir. Velilerin hiçbirisi de ölü değildir. Siz Abdülkadir Geylani hazretleri deseniz duyar, ölü değildir. Siz Hz. Hamza deseniz duyar, ölü değildir. Siz Hz. Hüseyin(r.a.) deseniz duyar, sağdır, ölü değildir, duyar. Siz Esselamu aleyke ya Hüseyin deseniz duyar, ölü değildir. Bu ahmak kafalılar, bu gavur kafalılar insanların imanlarını bozdular. Hiç birisi de ölü değildir. Hepsi de sağdır, hepsi de diridir. Bu çıplak gözle görülmez. Ne zaman görülür? Çıplak gözle de görülür. Ne zaman? Önce gönül gözüyle gördükten sonra görülür. Onun yolu o. Onun yolu o. Çıplak gözle de görülür mü? El-cevap görülür. Normal, bu direği gördüğünüz gibi onu da görürsünüz. Gözü açık da görürsünüz gözünüzü kapatmadan. Kapatmak şart değildir, gözü açık da görürsünüz. Görmeyenler
körler, herkesi kör zanneder. Bilmeyenler, herkesi cahil zanneder. Cahil ya kendisi, herkesi cahil görüyor. Cahil çünkü bilmiyor. Şeyhi olmamış. Olsa da mürşidi kamil değil şeyhi. Şeyhi mürşidi kamil olsaydı içlerinden muhakkak birilerinin gözleri açılırdı. Şeyhleri mürşid-i kamil değil. Evet, bu yolda şeyhi mürşidi kamil olacak o kimsenin. Mürşidi kamilse, onun da delilidir. Dervişlerinden gözü açık da gözü kapalı da mana ehlini görenler vardır. Bu o kimsenin kemalatı ile alakalıdır. E dervişler yetişmiyor. Bir tanesi de mi yetişmedi ya! E dervişler yetişmiyor. Bir tanesi de mi yetişmedi be kardeşim! Öyle bir şey yok. Delilidir o. O şeyhin delilidir. O mürşidin delilidir o. Delildir o. Der ki Cebrail aleyhisselamı gören var mı? Tak, çıkacak ordan. Der ki Hz. Peygamber’i gören var mı sallallahü ve sellem . Tak, çıkacak ordan, çıkacak. Bu işin delilidir, manevi delilidir bu.
Ya işte bunlar yalan söylüyor. Sensin yalancı! Seni kör gözlü kör, sensin yalancı! Bunlar hayalliyor! Sensin hayalci. Hayalci olan sensin. Bunlar hayalperest. Sensin hayalperest! Biz hakikatteyiz. Sen hayalperestsin. Sen yalancısın. Sen körsün. Evet, görünür. Ölü değil bunlar. O yüzden peygamberlere verilenler sebepler üstündedir. Şehitler, sebepler üstündedir. Sıddıklar, aslında peygamberlerden sonra gelirler, sebepler üstüdür onlar. Onların hepsi de sebepler üstüdür. Sebepler, bu dünyanın içerisinde işte ağacı sularsın yaprakları yeşerir. O nedir? Ağacı suladın, su sebep oldu ona. Gübre atarsın, meyvesi artar, gübre sebep oldu ona. Musa’nın kavmine ağaç yok, yaprak yok, tarım yapılacak arazi yok, çölün göbeğinde, Cenabı Hak gökten sofra indirdi. Çölün göbeğinde, çölün göbeğinde, damla su yok. Damla su yok, damla. Cenabı Hak o Musa’nın kavmine, Yahudilere cennetten sofra indirdi. Sebepsiz! E, isa’nın havarileri dedi ya isa’ya, sen madem peygambersin, bize delillendir. Ne istiyorsunuz dedi. Dedi ki Allah’a yalvar, Rabbine yalvar, bize gökten sofra indirsin. Nerden biliyorlar? Musa aleyhisselamdan biliyorlar. Musa Aleyhisselam’a mucize olarak böyle verildi ya, evet, isa aleyhisselamı imtihan ediyorlar. Diyorlar ki sen de yalvar, bize gökten sofra indirsin. isa aleyhisselam ne yaptı? Tertemiz bir abdest aldı. Ondan sonra secdeye gitti. Allah’a yalvardı. Dediki Ya Rabbi böyle bir imtihanın içindeyiz. Cenabı Hak ne yaptı? Sofrayı onlara da indirdi havarilere. Ama ne dedi? Sakın ha ertesi güne ayırıcılardan olmayın. Bu dedi devamlı gelen bir rızıktır. Cenabı Hak’tan bir sofra devamlı geliyor, ertesi güne ayırma işte. Ama havari de olsan onu da görsen nefsine uyuyorsun. Ertesi güne ne yaptı? Ayırdı. Cenabı Hak o edebe ve adaba riayet edilmediğinden sofrayı kesti. Her edepsizlik, senin gökten inen sofranın kesilmesine sebeptir. Her edepsizlik, sana verilen nimetin kesilmesine sebeptir. Her edepsizlik yağmurun yağmamasına sebeptir, her edepsizlik, her edepsizlik topraktan bitkilerin bitmemesine
sebeptir yani çıkmamasına sebeptir. Her edepsizlik senin vücudunda bir hastalıktır. Her edepsizlik, senin kalbinde bir hastalıktır. Her edepsizlik, senin aklında kafanda bir hastalıktır. Edepsizlikler, yanında hastalıkları getirir, edepsizlikler, yanında nimetsizliği getirir. Edepsizlikler, kolunda halsizlik, şükürsüzlük, zikirsizlik getirir. Hızla tövbe edip, yeniden edeplenmek gerekir. Hızla tövbe edip. O yüzden normalde Cenabı Hak dünya içerisinde hep bir şeyi sebeplerle verir. Ama bu sebeplerin üzerinde de Cenab-ı Hak yaratır mı? Evet. O yüzden örneğin aklıma gelenleri söylüyorum.
ibrahim Aleyhisselam rüyasında gördü ismail’i kurban ettiğini, bakın hiç sebebe bakmadı, hiçbir şeye bakmadı, tevil yoluna da gitmedi. Tuttuğu gibi ismail’in kolundan, onu rüyasında gördüğü yere kurban etmeye götürdü. Düşünsenize Hacer annemiz de arkasında tek başına büyütmüş onu. Tek başına büyüktü. Kabe’de onu Kabe de yok daha o zaman tek başına büyüttü ,hiç kimsecikler yok yanında. imtihana bak. ibrahim Aleyhisselam onu bıraktı da gitti orda. Daha kundaktaydı ismail, küçücüktü ve onu yedi yaşına kadar getirdi ve ibrahim Aleyhisselam geldi, rüyasında gördüğünü icra edecek. Sare’den ishak oldu. ishak’ın üzerinden Beni israil peygamberleri geldi. ismail’in üzerinden de Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.) geldi ve kurban etmeye götürdü onu. Kurban etmeye götürdü. Bir şeytan tecelli etti, ona Hacer annemiz attı taşı. ikincide bir daha tecelli etti, ismail’e söyledi. ismail attı taşı. Üçüncüsünde ibrahim aleyhisselama geldi büyük şeytan dediğimiz, ibrahim Aleyhisselam taş attı ona. Üç tane şeytan taşlama, taaa ordan kaldı ritüel olarak. O kurban, bakın hiç ne yaptı, rüyasına tabii oldu. Rüyasına tabii oldu, gitti ismail’i kurban etmeye. ismail’e da anlattı. ismail de dedi ki Allah’ın emrini yerine getir babacığım. Ben o emre itaat edenlerden olacağım. O emre itaat edenlerden olacaksın. Kurban etmeye değil, kurban edilmeye giden için zor imtihan. Ondan sonra Cenabı Hak onlara kurbanlık bir koç getirdi. Dedi ki imtihanı geçtiniz her ikiniz de bunu dedi kurban edeceksiniz ve ismail’e bıçağı vurdu mu? Vurdu. ismail’e bıçağı vurdu. ismail’e bıçak vurmamazlık f yapmadı, vurdu bıçağı. imtihan o. Ondan sonra Cbenabı Hak ne yaptı? Ona kurbanlık koç verdi. Hatta ibrahim Aleyhisselam vurdu, kesmedi bıçak. Hiç kan akmıyor. Dedi ki biıçak kessmiyor. Kayaya vurduğu zaman kaya ikiye ayrıldı. Bıçak keskin ama ismail’i kesmiyor.
işte peygamberlere sebepler üstü verir. Sen bıçağı vurursun, kesmez. Ateş seni yakmaz, yakmaz. O sebepler üstüdür. Sonra bunu ne yaptı? Cenabı Hak, Ümmeti Muhammed’in velilerine Keramet olarak verdi. Ahmet Er Rufai hazretleri yıllar sonra kendisiyle alay ettiler Medine-i Münevvere’ye geldiğinde. Ona oda vermediler. Önceden seyitlere misafirhane
verirlerdi, oda verirlerdi. Ona dediler ki sen seyyit değilsin alay ettiler onla, güldüler onla. Hep velilerle böyle olmuş. Velilerle alay edenler, onların veliliğine inanmayanlar, onlara taş atanlar hep çok olmuş. Koca Ahmed Er Rufai hazretleri, ona da böyle yapmışlar. Çok gücüne gitmiş, üzülmüş kendi kendine. O kendi isteyerek değil, o üzüntüsüyle söylüyor. O hal, haleti ruhiye içinde söylüyor. Bu fakir manada diyor çok elini öptü, seninle çok sohbet etti ama diyor buraya kadar geldim ya, senin kabr-i şerifinin başındayım. Çünkü diriliğine inanıyor. Diri. Ölü demeyiniz, diri. Diri diri! Fakir isterdi ki diyor bu günahkar dudaklar, senin o mübarek elini öpsün. Hitap ‘öp ya veledi.’ Bütün herkes duyuyor orda. ‘Öp ya veledi’ ordaki dervişler duyuyor, ordaki hüccac duyuyor. Mübarek büyük bir edeple Hz. Muhammedi Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem in elini öpüyor ve ordaki, ordaki olanlar şahit oluyorlar. Beşyüz yıl sonra Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin mübarek nurlu elini görüyorlar. Hepsi kendinden geçiyor. Hepsi kendinden geçiyor! Farkında değiller. Fırıncı fırına atıyor kendini, kebap pişiren ateşi kurcalamaya başlıyor, kendinde değil. Kasap, eline vuruyor, kendinde değil ama eli kesilmiyor. Herkes kendinden geçiyor. Kimisi hançeri çıkarıyor kendine vuruyor, kendinden geçiyor. Farkında değil. Ahmed Er Rufai hazretleri bir bakıyor ki herkes kendinden geçmiş, diyor ki Ya Rabbi, bizim yolumuzdan gelenlere delil olarak kalsın bu diyor. (Kabın ağzını boşaltın. Sağlı sollu biraz daha gelin.) Cenabı Hak, velilerine de böyle keramet veriyor. Nasıl? işte böyle sebepler üstü. Bakın, sebepler üstü. Bunlar sebepler üstü. Bir sebebi bağlı değil. Cenabı Hak sebebe bağlı kalmaksızın, böyle verir mi? Verir.
“Rüzgar Hak’kın emriyle ateş olur. Her ikisi de Allah şarabıyla sar-
hoş olmuşlardır.”
Hiç rüzgar ateş olur mu?” Oldu. Kimde oldu? Hud aleyhisselamda oldu. Hud aleyhisselamda rüzgar ateş oldu. Rüzgar, aynı zamanda ne oldu? Dondurdu buz gibi etti. Kimisini normalde dondurduğu, buz gibi etti. Kimisini yaktı, yıktı. Rüzgar ateş olur mu? El-cevap olur. Sen soğuk zannedersin, ateş olur o.
“Ey oğul! Eğer gözünü açarsan hilim suyunun da hışım ateşinin de
Hak’tan olduğunu görürsün.”
Eğer senin mânâ gözün açılırsa, eğer senin manan açılır, senin kalp gözün açılırsa, o hilim suyu dediği, yumuşaklık, insanlara sekine veren, o hışım ateşi dediği şedid, celaliyet, her ikisinin de Haktan olduğunu görürsün. O yüzden dedi Erzurumlu ibrahim Hakkı Hazretleri, ne dedi; ‘kahrında hoş, lütfunda hoş’. Ben diyemem. O demiş. Herkesin harcı değil öyle şeyler. Öyle birbirlerinize de öyle söylemeyin. Böyle ucuz dervişlik bunlar. Ha kahrın
da hoş lütfunda hoş! Bir kahır gelsin de göreyim seni. Hoş mu geliyor boş mu geliyor dolu mu geliyor! Allah’tan afiyet dileyin. Kaldıramayacağımız yük ile bizi yüklemesin, bizim kaldıramayacağımız, bir imtihan bize vermesin. Cenabı Hak cümlemize maddi manevi afiyet nasip eylesin. Dünyada da ahirette de bizlere afiyet versin. Bizim gücümüz yok. Biz böyle şatahat ehli olamayız. Rabbim bizi şatahatten korusun. O yüzden büyüklerin sözlerini kullanmak, küçüklere vazife değil. Küçükler onu anlamaya, idrak etmeye çalışırlar. Öyle büyüklerin sözlerini kendinize öyle dilinize pelesenk etmeyin. Allah muhafaza eylesin. Öyle kolay değildir onlar. Bir rüzgar eser, nereye savrulacağını bilemezsin. Bir imtihan gelir çatar sana, ezilirsin altında, isyan edersin, Allah muhafaza eylesin. Hiç öyle düşünmeyin. Allah’tan hep afiyet isteyin. Allah’tan hep kolaylık isteyin. Allah’tan hep bu noktada hayırlı rızık talep edin. Cenabı Hak’ka hamd edin. Sakın ha şatahata düşmeyin. Allah muhafaza eylesin. Öyle boş böyle birisi söylemiş, eyvallah!
Hani Hallacı Mansur Enel-Hak demiş ya. Sen Mansur olmaya kalkma kardeşim, sen Mensur değilsin. Ha bunu bana sorarlarsa işte Hallacı Mansur burda ne demek istemiş, diyorum bunu söylediğinde her gece yüz rekat nafile namaz kılmadan yatmazdı. Bunu anlaman için senin her gece yüz rekat nafile namaz kılacaksın. Ya iki rekat bile kılamıyoruz. Biz beş vakit farz namazı zor kılıyoruz ama Hallacı Mansur’u anlamaya çalışıyoruz. Böyle Ümmeti Muhammed’de bu tip şeyler var. Allah muhafaza eylesin. O yüzden gözü açmak lazım. Gözü açmak lazım. Sufilik, gözü açmaktır. Bu da nedir? Bu da güzel ahlakladır. Bu haram yemeden takvaya ulaşmaktır. Bu helal dairede yaşamaktır. Bu kimseyi incitmeden hayatına devam etmektir, bu incitirsen, harama helale dikkat etmezsen, farzını, sünnetini, vacibini bilmez de yerine getirmezsen olmaz canım kardeşim. Olmaz! Haramın içerisinde yaşarken, sen de manevi göz açılmaz. Olmaz, olmaz! Ha birinde oldur, olur! Sana ölçü değil o, bilemezsin ona lütufdan mı verilmiş kahırdan mı verilmiş. Sen hayırlısını iste. Gözün açılır da helak olursun bir daha. Allah muhafaza eylesin. Mahşerde tutar yakandan kimse görmüyordu sen görüyordun, kimse bilmiyordu, sen biliyordun, kimse duymuyordu, sen duyuyordun. Gel bakalım! işin bir de bu tarafı var. Eee? O hesabı nasıl vereceksin? Allah muhafaza eylesin. Hayırlısını isteyelim. Hayırlısını isteyelim. Aman illaki göreceğim Allah göreceğim Allah! Yok kardeşim, otur kulluk et. Kulluk et, kulluk. En güzel, en büyük makam kulluk makamı. Sen kulluk et. Farzlara sımsıkı yapış, sünnet-i seniyyeyi yerine getir. Hem ibadet noktasında, hem ahlak noktasında, hem de şüphelilerden kaçmak, haramlardan kaçmak noktasında, dini ince bir perdede yaşamaya çalış.
Hani Yunus demiş ya ‘ele geleni yersin, dile geleni dersin böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın.’ Bu noktada tutma kendini. Allah muhafaza eylesin. iyi insanlar olalım. islam, iyi insanlar üretir. islam, güzel ahlaklı insanlar üretir. islam, güzel bir hayat üretir. islam doğrudur. Doğru olan islam’ı doğru yaşayanlar güzel insanlar olur, iyi insanlar olur, numune insanlar olur, protip insanlar olur. Protip insan. insanlar ona baktıklarında akıllarına Allah gelir. insanlar onlara baktıklarında akıllarına islam gelir, din gelir. insanlar onlara baktıklarında akıllarına sünneti seniyye gelir. Bir kimse size baktığında aklına Allah geliyorsa, sen iyi insansın. Bir kimse sana baktığında ya bırak şu adamı ya, dışı yeşil türbe, içi estağfurullah tövbe diyorsa, Allah muhafaza eylesin. Sana baktıklarında akıllarına Allah gelecek. Sana baktıklarında akıllarına Resulullah Sallallahu ve sellem gelecek. Sana baktıklarında akıllarına islam gelecek. Bu ne demek? Senin kılığın kıyafetin temiz olacak. Saçın sakalın temiz ve düzgün olacak. Sünnete uygun olacak. Bıyıkların sünnete uygun olacak. Tavır ve davranışların sünnete uygun olacak. Yolda yürüyüşün sünnete uygun olacak. Milletin penceresinden içeri bakacağım diye uğraşmayacaksın.
‘Milletin, vay ya neresine kadar soyunmuş hatunu görüyor musun lan! Lanet olsun bunlara.’ Sana ne! Bakmasana! Sen gözünü haramdan sakın. Sana ne dekoltesinden! Sen doğru Müslüman ol, bakma! Birinci bakış Allah’tan, ikincisi nefsinden, üçüncüsü şeytandan. Adam diyor gördün mü hocam, bu kadardı eteği diyor. O kadar oluncaya kadar nasıl baktın dedim, metre mi tuttun. Haramdan gözünü uzak tutun diye ayet var dedim. ‘inanan kadınlar ve inanan erkekler gözlerinizi haramdan uzak tutun.’ Gözünü haramdan uzak tut. Elin kadınına kızına ne bakıyorsun sen! Neresi açık saçık sana ne! Sen gözünü çevirmeden yürü. Ondan sonra bizim halimiz neden açılmıyor efendim. Açılmaz. Gözünü haramdan koru, dilini haramdan koru, kulağını haramdan koru, elini haramdan koru, ayağına haramdan koru, kalbini kalbini haramdan koru, koru haramdan aklını haramdan koru. Haramdan koru! Haramın içerisinde vıcık vıcık olma! Bir yakışıklı delikanlı sen değilsin. Bir güzel bayan sen değilsin. Allah ne güzellikler yaratmış. Kendini yakışıklı görüyorsan, Yusuf’u düşün. Kendini güzel görüyorsan, Züleyha’yı düşün. Sen kendini güzel görüyorsan, Hz. Fatıma’yı düşün. Sen kendini güzel görüyorsan, Hazreti Hatice’yi düşün. Sen kendini güzel görüyorsan, Hz. Ayşe annemizi düşün. Sen kendini güzel görüyorsan, Hacer annemizi düşün. Sare annemizi düşün. Kendini güzellik kraliçesi görme. Tevazu göster, yapma. E kendini yakışıklı görüyorsun, Yusuf da mı aklına gelmedi. Kendini yakışıklı gördün, Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.) de mi aklına gelmedi. Kendini yakışıklı gördün, Hz. Ali efendimiz de mi
aklına gelmedi. Yemin ediyorum vallahi de billahi de tillahi de Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerinin suretinden bir parça görseniz, yakışıklıyım diye düşünemezsiniz. Kafanızı kuma gömersiniz. Hz. Hüseyin efendimizin gözlerine bakamazsınız. Vallahi bakamazsınız, billahi bakamazsınız. Utanırsınız kendinizden bakamazsınız. Kendinizi bir şey zannetmeyin. Bayanlar, Hz. Fatımatü’z Zehra’nın gözünü dahi göremezsiniz, göremezsiniz. Görseniz kendinizden geçersiniz. Kendinizi asla güzel dahi görmezsiniz. Ölünceye kadar kafanızı kuma sokarsanız, kafanızı kumdan dışarı çıkarmazsınız. Bırakın gözünü, serçe parmağını gösterse, biz güzeliz demezsiniz. Biz güzeliz demezsiniz. Allah muhafaza eylesin. Haramdan uzak tutun kendinizi. Öyle hem kendinizi de aklınızı da harama düşürmeyin, kalbinizi de harama düşürmeyin, gözlerinizi de harama düşürmeyin. Elinizi, ayağınızı harama düşürmeyin. Bırakın kim neyini sergiliyorsa sergilesin, siz Allah’ı zikredin, yürüyün. Allah’ı zikredin yürüyün. Allah’a hamd edin yürüyün. Allah size verir merak etmeyin. Allah size verir. Siz gözünüzü harama yumarsanız, Cenabı Hak gözünüze helalin en güzelini verir size. Rabbim bize helalleri yaşayanlardan eylesin inşallah. “Rüzgarın canı Hakka vakıf olmasaydı, ad kavmini müminlerden nasıl ayırt ederdi.” Burdan devam edeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları