Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Sayfa

Sorular: Klasik Eserler ve Şerhler — Sayfa 17

Table of Contents

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Klasik Eserler ve Şerhler(1826) — Sayfa 17/19

Köprübaşı semti ne anlama gelmektedir?

Köprübaşı, bir köprünün başı. Bu sırat köprüsü olabilir. Bu hayat köprüsü olabilir. Bu yanlışlıkla eksikliğe gidilecek olan yolun başı olabilir. Bu o esnaya ne kadar yaşamış olduğun hayatın bir dönüm noktası, bir şeyin başı olabilir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 170-175. Beyitler Şerhi

Hastalıkların sebepleri neden önemlidir?

Bazen hastalıklar, yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bazen yanlışlıklar, eksiklikler, noksanlıklar yeni bir sayfanın başlangıcıdır. Bir rahatsız olur o kimse, iki üç gün yatar ya. Başı ağrır,kulağı ağrır, midesi ağrır. Bir rahatsızlık yaşar. Evinde üç dört gün yatar, sıhhatin faydasını kıymetini görür. Der ki sıhhat büyük hazineymiş. Bazen insan bir problem yaşar, evinde nimetlerin kıymetini bilir. Bazen insan bir yokluk yaşar, varlığın kıymetini bilir. Onda bir hikmet vardır. O yüzden olaylara bakarken, hikmet gözüyle bakın. Ondan bir hikmet çıkarın. Ondan bir hisse çıkarın. Ondan bir tecrübe çıkarın. Ondan bir bilgi çıkarın. Ondan kendinize bir resim çıkarın. Dönün sonra o resme tekrar bakın. Dönün sonra o bilgiye tekrar bakın. Muhakkak, ondan bir şey çıkarmanız gerekir. Ondan bir şey çıkarıp not almazsanız, hayatı boş boş yaşarsınız.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 170-175. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 170-175. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?

Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, rukuya eğildi Allahu ekber dedi .Rukuya gitti, rukuda durdu. Hz Ali efendimiz o esnada bir sağdan geçeceğim, bir soldan geçeceğim diye uğraşıyor. Nereye gidecek? Camiye. Nereye yetişecek? Sabah namazının farzına. Sabah namazının farzını cemaatle kılmak bütün dünyadan ve dünyadakilerden daha hayırlıdır dedi. Hayra koşuyor Hz. Ali efendimiz. Öyle hayra koşarken seni bırakmaz şeytan. Bırakır mı? Senin önüne bir sürü alavere dalavere çevirecek, engel koyacak. Bak, Hz. Ali efendimizin önüne, ihtiyar bir kimse olarak çıktı. Hz. Ali efendimiz edeb etti, geçemedi onu. Camiye girdi mescide, baktı ki cemaat rukuda. Allahu ekber dedi. Rukuya geçti. Sübhane rabbiyel azim dedi. Allahu ekber dedi. Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri rukudan kalktı. Namaz bitti. Sordular Hz. Peygamber Efendimize sallallahü ve selleme. Ya Resulallah, rukuda çok uzun durdunuz bugün. Dedi ki Cebrail Aleyhisselam geldi. Kanatlarıyla benim üzerimi bastı. Beni rukudan kaldırmadı. Rüku esnasında kim namaza geldi dedi. Hz. Ali efendimiz, ben Ya Resulallah dedi. Niçin geç kaldın ya Ali dedi. Önümde bir ihtiyar vardı dedi. Onun kim olduğunu biliyor musun Ya Ali dedi. Hayır Ya Resulallah dedi. (Pardon!) Allah ve Resulü daha iyi bilir Ya Resulallah dedi. O şeytan azazildi ya Ali dedi. Seni namaza geciktirmek için, yetiştirmemek için önüne geçti.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 170-175. Beyitler Şerhi

Hekim, hastalığını iyileştirecek olan kim olduğunu nasıl belirler?

Cariyeye sorular sordu. Cariyenin hastalığını tesbit etti, tahlil etti ve dedi ki senin hastalığını iyileştirecek olan benim. Sana öylesine iksirler sunacağım ki sana bu büyüymüş gibi gelecek. Ne dedi Ebu Cehil, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine? işte senin büyücü olduğunu şimdi anladım dedi. iksiri gördü. Ay ikiye bölündü. Dedi ki işte şimdi büyücü olduğuna inandım. Sen bir büyücüsün. Hekimin isabet etti ya! isabet ettiğinde mümin olanlar, bu hekimden keramet gördüm dediler. Şifa gördüm! Mü’min olmayanlar, bu bir büyücü der. Mü’min olmayan ne der? Bu büyücü, bu boş safsata. Bu boş konuşuyor. Bu normal konuşmuyor. Bunu mu dinliyorsunuz, delinin teki, büyücünün teki, cahilin teki.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 170-175. Beyitler Şerhi

Sırrı gönülde tutmak ne anlama gelir?

Sırrın gönülde kaldıkça, dileğin daha da tez meydana gelir dedi. Demek ki sırrı gönülde tutmak gerek. Sırrı gönülde tutarsan, dileğin tez olur. Sırrı gönülde tutmaz, diline vurur, sabahtan akşama kadar lak lak lak lak lak herkese sırrı anlatırsan, (hiç benim evimde hazine var diyeni, duydunuz mu?) bir günde hırsızlar helak ederler orayı. Bir fısıltı duyulsa, filanca mezarda hazine varmış denilse, mezarı yıkarlar öyle değil mi?Sen sırrı tut. Sırrı tut! Gönlünde tutmazsan hazineni bırakmazlar seni. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 170-175. Beyitler Şerhi

Hekim, hastanın durumunu nasıl anladı?

Hekim hastadan bu sırrı duyup o derdin, o belanın aslını anlayınca, hangi mahalle diye sordu. Demek ki o kimse etkilendiği, sevdiği kimsenin şehrine gelince beti benzi değişti, nabzı değişti ve anladı ki hekim Semerkantta onu etkileyen, onu derinlemesine etkileyen bir şey oldu ve dedi ki hangi mahallede diye sordu.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 159-170. Beyitler Şerhi

Eşek kuyruğunun altına diken batarsa ne olur?

Eşek kuyruğunun altına diken batarsa, eşek çifte atar durur. Çifte attıkça diken daha ziyade batar. Bu durum, eşek tabiatlı bir kimse tarafından fitne, fesat, gıybet ve dedikodu gibi kötü etkiler yaratır. Ortalığı tozu dumana boyar ve toplumu bozar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 151-159. Beyitler Şerhi

Cahil insanlar neler yapar?

Cahil insanlar, Allah ve Peygamber’i tanımazlar. Onlar, gönül sancılarını, gönül yaralarını tedavi edemezler. Dünyayı yıkarsa cahiller yıkar, dünyayı aşıklar imar ederler. Cahil insanlar, toplumu bozar, fitne ve fesat yaratır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 151-159. Beyitler Şerhi

Sohbetlerden sonra soruların okunmamasının sebebi nedir?

Bir veli, bir üstâd, bir mürşit birisiyle konuşuyorsa, onu yalnız bırakmak gerekir. Onu dinlememek gerekir. Bu manada birisi de soru soruyorsa, onun sorularını bu noktada okumamak, incelememek, araştırmamak gerekir. Ben o yüzden sohbetlerden sonra buradaki soruları böyle yumar, katlar, atın derim.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 144-147. Beyitler Şerhi

Her cemaatin hastalığı ayrı mıdır?

Her şehrin hastalığı ayrıdır. Her cemaatin de hastalığı ayrıdır. Bunu bir de birey olarak algılayın, şehri. Her birey bir şehirdir. Her bireyi bir şehir olarak algılarsanız, her bireyin hastalığı ayrıdır. Her bireyin devası da ayrıdır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 144-147. Beyitler Şerhi

Niyazi Mısri’nin nefesi neden özel kabul edilir?

Hani ben hep söylerim, Niyazi Mısri’nin güzel bir nefesi vardır. Sen karınca gibi küçük küçük adımlarla giden melekleri seyran etmek istersin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 140-143. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlana’nın dervişlere dair tavsiyesi nedir?

Fitne çıkarmayın, kargaşa çıkarmayın, kan dökücülük yapmayın. Şemseddin i Tebrizi’yi bana sormayın diyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 140-143. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 136-140. Beyitler Şerhi nedir?

Mesnevî-i Şerîf 136-140. Beyitler Şerhi, Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin mesnevisinin başlangıcında cariye padişah aşkını anlatan bir hikaye ile ilgili açıklamalardır. Bu hikaye, Hz. Mevlana’nın deyimiyle bütün velilerin ortak hikayesidir. Bu yüzden, mesnevinin ilk padişah cariye hikayesi, Hz. Mevlana’nın deyimiyle bütün velilerin ortak hikayesidir. O yüzden Hazreti Mevlana, bizim hikayemiz demiş ve yolun, velînin, yolcuların ne olduğunu, Hz. Mevlana bu ilk hikayede anlatıvermiş.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 136-140. Beyitler Şerhi

Cenaze namazına gitmek ne anlama gelir?

Bugün bir abimiz vefat etti. Allah rahmet eylesin, dün gece. Bugün cenaze namazı vardı. Cenazesine gittik. Sabahtan Adnan kardeşe telefon açmıştım. Postnişlik hizmeti yapıyordu. Dedim ki Adnan dedim kendi bir destar koyun dedim tabutunun başına. Gittim tabutunun başında baktım, dedim ki insan ne ile yaşıyorsa öyle ölüyor. Tabutunun başında destar vardı. Sevindim onun adına, dedim ki ya o kimse şurada dergahta postnişlik hizmeti yaptı. Daha ölür ölmez daha, daha kabre konulmadan önce, kabre konmazdan önce, ikramı alıveriyor insan. Cenabı Hak, lütf ediyor, ikram ediyor. Allah’ın işi. Kafasında bir destar var. Bursa’da kafasında destarla gömülen herhalde tek insan vardır. (Destar bu, yani bu sikkenin üzerine sarılmış olan sarık.)Delil kendi. Hani hadis-i şerif var ya. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle diriltilirsiniz.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 114-120. Beyitler Şerhi

Hastalıkların tedavisi nasıl olur?

Eve ziyarete gittiğimde hastayken, dedim sakın ha dersten geri kalma. Gelemeyecek olduğun zamanlar da arkadaşlara haber ver, gelip seni evden alsınlar. Dedim gel orada otur bir kenarda. Bir koltukta otur. Allah diyenler ile beraber ol dedim. Ölüm ne zaman gelecekse gelecek. Bir perşembe dersine getirdiler, hani birkaç hafta geldi. Kendi kendime baktım, dedim ya ne kadar güzel bir yolda. Hastalığı zikir halkasında.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 114-120. Beyitler Şerhi

Babanız ölmeden önce zikir halkasına gitmek ne anlama gelir?

Sorarım babası ölenler? Babanız ölmezden bir hafta önce zikir halkasına giden var mı? Bakın babalarınıza? Babanız ölmezden bir hafta önce perşembe zikrine giden var mı? Zikrullah halakasında cayır cayır zikrullaha katılan var mı? Amcalarınıza bakın. Kaç tane amcanı, zikrullah halak, 120. Beyitler Şerhi konusunu açıklayınız.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 114-120. Beyitler Şerhi

Hac hariç bir ibadetle af olunabilir mi?

Hac hariç bana bir ibadet söyleyeyin ki oradan af olmuş olarak kalksın insan. Delil insanın kendisi. Nasıl güneşe delil güneşse, sana da delil kendinsin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 114-120. Beyitler Şerhi

Nefesin harcanması ne anlama gelir?

Hani derler ya Allah der ki diyor ‘Ben sana nefes verdim, nerede harcadın? Ben sana para pul verdim, zenginlik verdim, nerede harcadın? Ben sana ilim verdim, nerede harcadın?’ Bak bakalım nefesine nerede harcadın. Delilin sensin. Elinde, nefesin elinde. Bak nefesine tek tek say. Nerelerde nefesini harcamışsın bak. Delilin kendinde. Kazandığın parayı nerelerde harcamışsın. Bak delilin kendinde. Allah sana hasbelkader bir harf dahi ilim vermiş. Sen o ilmi nerelerde harcamışsın. Bak bakalım. ilimden para mı kazanmaya kalktın, ilimden cakı mı satmaya kalktın, ilimden hava atmaya mı kalktın. Aman bu ayaklı kütüphane demek için mi yaptın. Bana ne sorarsan sor buna desinler diye mi yaptın? Bak bakalım.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 114-120. Beyitler Şerhi

Kendini sevmek ne anlama gelir?

Bak bakalım bir kendine, kendi resmini kendin çek, bir başkası senin resmini çekmeyecek. Sen kendi resmini çek. Megalomanlar gibi var ya böyle kız bakıyor böyle telefona, çık çekiyor. Ondan sonra yanındakine gösteriyor. Ne kadar güzel çıktım değil mi! Megaloman benim gibi! Böyle bana baktı, güzel mi dedi, bu alemde çirkin bir şey yok ki dedim güzel mi diye soruyorsun. E kendi kendini çirkin görüyorsun sen aslında dedim. Nasıl yani dedi. Çirkin görmeseydin güzel mi diye sormazdın dedim. Sormaz mısınız güzel mi oldum diye? Aslında kendi çirkinliğinize inanıyorsunuz. Kendi çirkinliğinize inandığınız için güzel miyim diye soruyorsunuz. Hani boyanıyorlar ya. Boyananlar, kendilerine çirkin gördüklerinden dolayı. Hani adamlarda gidiyorlarmış ya kaşlarını maşların aldırıyorlarmış! Kendilerini çirkin gördüklerinden. Kendilerini çirkin görüyorlar. Çirkin gören, çirkin. Deliline kendisi insanın. Sen neysen öyle görüyorsun.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 114-120. Beyitler Şerhi

Güneşe delil güneş ne anlama gelir?

Güneşe delil güneş. Aşığa delil aşık. Aşka delil aşk. Her şeyin delili kendisi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 114-120. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?

Ders kağıdını parayla satıyor! Eksik yere gitmişsin. Dervişleri maaşa bağlamış, herkes ona para veriyor, aylık! Eksik yere gitmişsin. Herkes cebine para sokuşturuyor! Eksik yere gitmişsin. Andırıyor, yiyecek! Eksik yere gitmişsin. Eksik! Sağlam yerde de durmak zor. O adam para alıyor ya herkesten, herkesi okşuyor ya, sen uçtun, senin esman yukarlarda! Sen zirvelerdesin! Sen ooooo, sen beşinci gökte dolaşıyorsun! Sen israfille dostsun! Ne demiş ona? israfil suru üfleyeceği zaman, sana soracak demiş. Bak ahmağa bak, bak ahmağa, bak! Söyleyen de ahmak, inanan da ahmak! Gelmiş onun da bir tane yalakası bana diyor. Efendi Hazretleri, filanca için böyle dedi. inandın mı dedim. inandım dedi. O da yanında, böööyle duruyor. Hepiniz ahmaksın siz dedim. Kaldı şimdi. Sen ahmaksın, bu da ahmak, üstadınız da ahmak dedim. Bu lafı kim söylediyse ahmak. Kaldı. Ha israfil üfleyeceği zamanda buna mı soracak dedim. O da böyle yaptı(cezbeleniyormuş gibi). Bir daha böyle yaparsan yumruğu gözüne yersin dedim. Ben derviş olduğumdan beri kimseye vurmadım. Sana vururum dedim. Kaldı bu şimdi. Bir daha böyle yapma, benim yanımda yapma dedim. Başka yerde yap. Bir daha yapsana. Bir daha cezbe gelmedi, benden dolayı gitti cezbe! Beni görünce kayboldu cezbesi adamın! Ahmak! Dedim ya kusura bakmayın, sizinle daha fazla görüşemeyeceğim, bana da ahmaklık bulaştırırsınız siz dedim. O böyle durana, böyle tuttum. Allah’ına, dinine, kitabına, imanına söyle dedim. Üstadına aylık kaç para veriyorsun, harçlık olarak hediye olarak dedim. Kıpkırmızı oldu. Ben çalışıyormuşum da, ben o yüzden mürşid i kamil olaymışım, çalışmazmışım. Üstadı bir de demiş ki gidin söyleyin, tebliğ edin ona. Gelsin bize intisab etsin demiş. Bunlar kaldı mı şimdi dükkanın önünde, hava da soğuk mu! Ben üşüyorum burada dedim, ben soğukta çalışıyorum. Senin üstadın nerede? Oturuyor, sen veriyorsun parasını öyle değil mi dedim. Ondan sonra da israfil üfleyeceği zaman sana soracak öyle mi dedim. Ses yok. Hepiniz aptalsınız siz dedim. Açık açık söylüyorum bakın. izliyorlar internetten. Hoş bazen de izleyemiyorlarmış tabi bunu da söyleyeyim. Yayınlarda sıkıntı yaşıyanlar oluyormuş. E, bizim yayınlarda sıkıntı oluyor. Neden? Paramız yok, bu kadar gücümüz yetiyor. Para toplasak, bizim de yayınlar cam gibi olacak. Biz de istemiyoruz deyince hiç kimse de zaten şurada bir yardım edelim, ya burda bir tekke var diye de düşünmüyorlar. Nasıl olsa istemiyorlar, bir ihtiyaçları da yok zaten. Eee, amaaan boş ver, ne yapıyorlarsa yapsınlar. Biz bakalım işimize, keyfimize. Herkeste böyle. Yanlış hekim, insanı candan eder. Yanlış şeyh, yanlış veli insanı imanından eder. Yanlış velî demeyeyim. Velînin yanlışı olmaz, şeyhin olur. Adam şeyhim der, çıkar ortaya. Allah muhafaza eylesin.(Amin) işte böylelerine gittiyseniz, gidiyorsanız yol yakınken bir mürşid i kamil bulun kendinize. Yol yakınken, bir velînin elinden tutun. Nefesiniz var iken ve nefesiniz günden güne gider iken bir velînin, bir mürşid i kamilin elini tutun. Eksik görüyorsanız, hata görüyorsanız nefsinizden. Nefsinizden! Allah nefsimize uydurmasın inşallah. “Hastalığı gördü. Gizli şey açıklandı ona. Fakat gizledi, padişaha söy- Bir velî, karşısına gelen kimsenin, Allah’ın izniyle, Allah’ın izniyle, Allah’ın bildirmesiyle, neyin ne olduğunu Cenabı Hak ona ilham eder. Ederse bilir o da, etmezse bilmez. Bu dahi küfürdür: ‘bizim şeyhimizin gönlüne Allah bütün her şeyi ilham eder, o herşeyi bilir.’ Yok böyle bir şey, küfür. Allah bildirirse bilecek. Allah ona anlatırsa, Allah anlattırırsa, anlaştırırsa anlatacak ve anlaştıracak. Allah onun kalbine ilham ederse bilecek. Allah Onun gözünün önüne gösterirse bilecek. Allah ona perdeyi açarsa o görecek gizli, gayb olan şeyi. Allah saklarsa gizlerse kim görecek ki! Allah muhafaza eylesin. “Hastalığı ne safradandı, ne sevdadan. Her odunun kokusu duma- Senin kalbinde ne varsa dilinde o vardır, senin kalbinde ne varsa gözünde o vardır, senin kalbinde ne varsa elinde o vardır, senin kalbinde ne varsa ayağında o vardır. Kalp dükkandır uzuvları tüccar. Senin kalbinde şehvet varsa, sen kadınlara şehvetle bakarsın. Senin kalbinde mal sevdası varsa, herkes bana getirsin diye bakarsın. Senin kalbinde dünya sevgisi varsa, zengin olayım, herkes bana çalışsın diye bakarsın. Senin kalbinde tamah varsa her tarafında tamah vardır. Senin kalbinde vefasızlık varsa her tarafında vefasızlık vardır. Senin kalbinde çirkinlik varsa, her tarafında çirkinlik vardır. Senin kalbinde yanlışlık varsa senin her tarafında yanlışlık vardır. Kalbinde çürüklük varsa, bir gün çürüklük senin önüne gelir. Kalbinde eksiklik, noksanlık varsa, o senin önüne gelir. Tövbe et düzelt kendini. Odunu yakarsın, dumanından ne odunu olduğunu bilirsin. Şimdi insanlar odun yakmıyorlar. Dumanından meşe mi yanıyor, çam mı yanıyor bilmiyorlar. Zeytin mi yanıyor, çalı mı yanıyor bilmiyorlar. Ama bakın doğalgazın içerisine dahi koku koyuyorlar. Neden? Belli olsun kokusundan. Her şey kokusundan belli olur. Ne diyor Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ıtırcı dükkanına giden ıtır kokar. Kokucu dükkanına gittin kokuyla kokulandın. Çünkü o kokucular meşhurdur ya gelene gidene sürer onlar. Sürersen mecbur olursun almaya. Onun da tezgahı odur. Sürer, koklatılır sana, hemen sürersin. Sen koklarsın, ya alayım bir şişe dersin, alırsın. O da öyle satar. Ama oraya giren, onlar alsın almasın, önemli değil. Herkesi kokulandırırlar. Oradan çıktığında kokulanır, gidersin. Kokulanmak sünnet. Güzel koku sünnet. Güzel koku sünnet, koku değil, güzel koku! Erkeklerin kokulanmaları sünnet, kadınların kocalarına karşı kokulanmaları sünnet. Kadınlar, kocalarına karşı kokulanacaklar evde, her gün. Adamlar kokulanacaklar her gün eşlerine karşı. Sünnet. Itırcı dükkanına giden, ıtır kokuyor. Koku. Hadisi şerifin devamı var. Demirci dükkanına giden is kokar. Sen kötü bir kimseye gidersen, kötülük bulaşır sana. iyilerin yanına gidersen, iyilik bulaşır sana. Senin kalbinde iyilik varsa, azalarında da iyilik var. Kalbinde kötülük var, azalarında da kötülük var. Allah muhafaza eylesin. “İniltisinden anladı ki o, gönül iniltisi. Bedeni sağ esen, aşka tutulmuş, gönlünü kaptırmış o. Aşıklık, gönül iniltisinden belli olur; gönül hastalığı gibi hiçbir hastalık yoktur.” diyelim .Allah razı olsun. Hakkınızı helal edin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 102-110. Beyitler Şerhi

Allah’ın dostları ile mücadele edenler ne anlama gelir?

Allah muhafaza eylesin. Cenabı Hak onların gönüllerini mühürler. Biz Amin demeyiz de amin demeyelim yine! Allah onların da gönüllerine ilham edip Cenabı Hak onları da muhafaza eylesin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 94-102. Beyitler Şerhi

Cenabı Hak neden seni kapının dışına bırakıverdi?

Seni Cenabı Hak, tabiri caizse huzurdan kovuverdi. Seni Cenabı Hak kapının dışına bırakıverdi. Seni Cenabı Hak azgınlığın, sapkınlığın içine bırakıverdi. Bu işin daha da kötüsü, bu işin daha da şerlisi. Eğer senin nimeti elinden alsaydı, şefkat tokatı olacaktı, uyanacaktın sen. Sen düne kadar, senin işin asan giderken, asan gitmiyorsa; şefkat tokatı, tövbeye gel. Şefkat tokatı, kendini topla helâlleş. Kime haksızlık yaptın, kime yanlışlık yaptın kime kime eksiklik yaptın, kimin kötü nazarını aldın, kime ne yaptıysan helalleş derlen toparlan. Sen Şefkat tokatını anla. Senin normalde düz yolda giderken eğer ki ayağın aksadıysa, bunu nefsinden bil, hemen tövbe et. Deki ey Rabbim, ben nefsime uydum. Ben kendime zulmedenlerden oldum. Beni affet de. Adem Aleyhisselam’ın duasına devam et, peygamberlerin duasına dev, ‘Allahu la ilahe illallahu ente sübhaneke innî küntü minezzalimin’ de. Yarabbi ben zalimlerden oldum, ben hainlerden oldum, ben vefasızlardan oldum, ben nankörlerden oldum, ben hamd etmeyen, şükretmeyen gafil kullarından oldum, beni affet de. Senin ayağına bir çelme takılması, senin yoluna bir taş çıkması, Allah’ın lütfu, ikramı, ihsanı bu manada. Cenabı Hakk’ın sana şefkat, merhamet muamelesi. Oysa ahmaklar, gafiller derler ki bizim işimiz bozuldu, yolda giderken işimiz perişan oldu. Sen sakın ha onu Allah’ın bir afatı, Allah’ın bir gadabı gibi görme. O şefkat ve merhamet sana, titre kendine dön. Hamd et, şükr et, tövbe et dön kendine. Allah’ı zikret, abdestini al, namazını kıl dön kendine.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 80-93. Beyitler Şerhi

Senin normalde düz yolda giderken eğer ki ayağın aksadıysa, bunu nefsinden bil, hemen tövbe et ne anlama gelir?

Seni Cenabı Hak, tabiri caizse huzurdan kovuverdi. Seni Cenabı Hak kapının dışına bırakıverdi. Seni Cenabı Hak azgınlığın, sapkınlığın içine bırakıverdi. Bu işin daha da kötüsü, bu işin daha da şerlisi. Eğer senin nimeti elinden alsaydı, şefkat tokatı olacaktı, uyanacaktın sen. Sen düne kadar, senin işin asan giderken, asan gitmiyorsa; şefkat tokatı, tövbeye gel. Şefykat tokatı, kendini topla helâlleş. Kime haksızlık yaptın, kime yanlışlık yaptın kime kime eksiklik yaptın, kimin kötü nazarını aldın, kime ne yaptıysan helalleş derlen toparlan. Sen Şefkat tokatını anla. Senin normalde düz yolda giderken eğer ki ayağın aksadıysa, bunu nefsinden bil, hemen tövbe et. Deki ey Rabbim, ben nefsime uydum. Ben kendime zulmedenlerden oldum. Beni affet de. Adem Aleyhisselam’ın duasına devam et, peygamberlerin duasına devam et. ‘Allahu la ilahe illallahu ente sübhaneke innî küntü minezzalimin’ de. Yarabbi ben zalimlerden oldum, ben hainlerden oldum, ben vefasızlardan oldum, ben nankörlerden oldum, ben hamd etmeyen, şükretmeyen gafil kullarından oldum, beni affet de. Senin ayağına bir çelme takılması, senin yoluna bir taş çıkması, Allah’ın lütfu, ikramı, ihsanı bu manada. Cenabı Hakk’ın sana şefkat, merhamet muamelesi. Oysa ahmaklar, gafiller derler ki bizim işimiz bozuldu, yolda giderken işimiz perişan oldu. Sen sakın ha onu Allah’ın bir afatı, Allah’ın bir gadabı gibi görme. O şefkat ve merhamet sana, titre kendine dön. Hamd et, şükr et, tövbe et dön kendine. Allah’ı zikret, abdestini al, namazını kıl dön kendine.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 80-93. Beyitler Şerhi

Cenabı Hakk’ın sana şefkat, merhamet muamelesi ne anlama gelir?

Seni Cenabı Hak, tabiri caizse huzurdan kovuverdi. Seni Cenabı Hak kapının dışına bırakıverdi. Seni Cenabı Hak azgınlığın, sapkınlığın içine bırakıverdi. Bu işin daha da kötüsü, bu işin daha da şerlisi. Eğer senin nimeti elinden alsaydı, şefkat tokatı olacaktı, uyanacaktın sen. Sen düne kadar, senin işin asan giderken, asan gitmiyorsa; şefkat tokatı, tövbeye gel. Şefkat tokatı, kendini topla helâlleş. Kime haksızlık yaptın, kime yanlışlık yaptın kime kime eksiklik yaptın, kimin kötü nazarını aldın, kime ne yaptıysan helalleş derlen toparlan. Sen Şefkat tokatını anla. Senin normalde düz yolda giderken eğer ki ayağın aksadıysa, bunu nefsinden bil, hemen tövbe et. Deki ey Rabbim, ben nefsime uydum. Ben kendime zulmedenlerden oldum. Beni affet de. Adem Aleyhisselam’ın duasına devam et, peygamberlerin duasına devam et. ‘Allahu la ilahe illallahu ente sübhaneke innî küntü minezzalimin’ de. Yarabbi ben zalimlerden oldum, ben hainlerden oldum, ben vefasızlardan oldum, ben nankörlerden oldum, ben hamd etmeyen, şükretmeyen gafil kullarından oldum, beni affet de. Senin ayağına bir çelme takılması, senin yoluna bir taş çıkması, Allah’ın lütfu, ikramı, ihsanı bu manada. Cenabı Hakk’ın sana şefkat, merhamet muamelesi. Oysa ahmaklar, gafiller derler ki bizim işimiz bozuldu, yolda giderken işimiz perişan oldu. Sen sakın ha onu Allah’ın bir afatı, Allah’ın bir gadabı gibi görme. O şefkat ve merham, titre kendine dön. Hamd et, şükr et, tövbe et dön kendine. Allah’ı zikret, abdestini al, namazını kıl dön kendine.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 80-93. Beyitler Şerhi

Zina yapanların durumu nedir?

Zina yapanların hastalıkları bitmez. Zina yapanların hepsi de hastadır, hasta. Bedeni hastadır, kafası hastadır, kalbi hastadır. Zina yapanların kafaları yerinde değildir. Bedenleri yerinde değildir. Kalpleri yerinde değildir. Çatallıdır her şeyleri. Tövbe edip geri dönecekler! işte Hazreti Mevlana diyor ki zina yüzünden etrafa veba yayılır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 80-93. Beyitler Şerhi

Zina yapmamak neden önemlidir?

Senin zina yapmaman önemli değil, komşun yapıyorsa, arkadaşın yapıyorsa, etrafın yapıyorsa o hastalık sana bulaşır. Mahallede zina yapılıyorsa, o hastalık sana bulaşır. Senin dükkanında zina yapan varsa, hastalık sana bula,şır. Bana ne deme, senin yanında çalışsa da bir kimse. Sen onun zina yaptığını görüyorsan, anlıyorsan sen orada bile bile onu çalıştırıyorsan, onun zinasına destek oluyorsun. Bana ne deme. Hastalık sana da bulaşır. Bereketsizlik sana da bulaşır. Lütufsuzluk, ikramsızlık sana da bulaşır. Nankörlük, vefasızlık sana da bulaşır. Bile bile bana ne deme.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 80-93. Beyitler Şerhi

Zina yapmamakla ilgili bir hadis var mı?

Bir edepsizliğe gözünü yumarsan, o edepsizlik sana bulaşır. Hırsızlığa göz yumarsan, senin malını alır götürürler. Sen bir kimsenin edepsizliğine gözyumarsan, o edepsizliğe duçar olursun. Bir kötülüğü gördüğünüzde, mümkünse elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse, kalben buğuz ederekten önlemeye çalışınız ki bu imanın en zayıf noktasıdır. Sen zina yapanı bile bile göz yumamazsın. Tavsiye edeceğin şey şu, evlat hemen nikahını kıy. Evlen kardeşim, nikahını kıy. Annem babam ne der! Ya, böyle daha büyük günah ı kebair. Bu daha büyük günah ı kebair. Sen, annem babam ne der diyerekten zinaya devam ediyorsun. Annem babam ne der diyerekten günahı kebair e devam ediyorsun. Git annene babana söyle. Kız erkek önemli değil. Ben filanca ile evlenmek istiyorum. Beni filanca ile evlendirin. Evlendirmiyorlar! Ya vaz geçeceksin, ya vazgeçeceksin ya da kız diyorsa ki ben seninle evleneceğim. Sen de onunla evleneceksen diyeceksin geçip kızın annesinin babasının karşısına erkeksen, selamünaleyküm, aleykümselam. Ben kızınıza talibim, onunla evlenmek istiyorum. Bizi evlendirin, bizi evlendirin!

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 80-93. Beyitler Şerhi

Edep sadece susmak mıdır?

Edep sadece susmak değildir, haramlardan uzak durmaktır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 80-93. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 80. Beyit Şerhi nedir?

Bekliyorum hala daha, bekliyorum hala daha! Birini de öyle bi şey olduydu da, bana öyle dedi. Kapının önünde dedi senin hakkında bildiri dağıtacam dedi, kadınlarla ilişkisi var diyecem dedi. Yapmazsan ahım kalır dedim. Dedim bu elinden bu kadını kırtardım ya ben dedim. Sen gel, yap dedim. Yalnız kendine dikkat et orada bir şey yapacağın zaman dedim. Neden dedi? Tükürükle boğulmayasin orda dedim.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 80. Beyit Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 58-66. Beyitler Şerhi konusunda ne anlatılmaktadır?

• Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂNE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

"Battığı yokluk denizinden çıkıp kendine gelince hamd etmek, dua etmek için bir hoş da dilini açtı da padişah hiçbir yerden derdine çare bulamayınca, oturduğu mescidde uzun uzun namaz kıldı, secdeler etti. Ondan sonra da başladı dua etmeye. Dedi ki, ey en aşağılık bağışı dünya mülkü olan. Ben ne diyeyim, zaten gizlileri de bilirsin sen. Boyuna dileklerimizi sığınak olan, bir kere daha yolu yitirdik biz."

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 58-66. Beyitler Şerhi

Allah’a münacat ederken neden ‘Ey Allah’ım, senin en aşağı bağışın dünya mülküdür’ denir?

Allah’a münacat ediyor. Diyor ki: Ey Allah’ım, senin en aşağı bağışın dünya mülküdür. En aşağılık bağışın, en aşağı bağışın. Ben ne diyeyim, zaten gizlileri de bilirsin sen. Benim söyleyecek bir halim yok. Ben ne dersem diyeyim, sen benim kalbime vakıfsın. Benim dilim ne söylerse söylesin, sen benim kalbimi bilmektesin. Benim dilim ne anlatırsa anlatsın, sen benim sakladığımı da bilirsin. Sen benim içimde gizlediğimi de bilirsin. Sen gizli olan her ne var ise sana aşikârdır, benim dilimin bu noktada bir hükmü yoktur. Sen gönülden geçenleri, gönülün isteklerini bilmekdesin. Boyuna dileklerimize sığınak olan! Bir kere daha yolu yitirdik biz.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 58-66. Beyitler Şerhi

Neden ‘Bir kere daha yolu yitirdik biz’ denir?

Sığındığımız Allah, sığındığımız Rab, biz yolu yine karıştırdık. Sen bize apaçık hidayet yolunu gösterdin, ama biz o apaçık hidayet yolunda yürümedik. Sen bize peygamberler gönderdin, kitaplar gönderdin, veliler gönderdin, mürşitler gönderdin, alimler gönderdin, müceddidler gönderdin. Biz onları bıraktık da şeytanın peşine düştük, biz onları bıraktık da firavunun peşine düştük. Biz onları bıraktık da Nemrud’un peşine düştük. Biz onları bıraktık da nefsimizin heva ve hevesine düştük. Şeytan bize gıybet et dedi gıybet ettik. Şeytan bize iftira et dedi, iftira ettik. Şeytan dedi ki sen gel oranı buranı çenttir, biz ortamızı buramızı çenttirdik. Şeytan bize dedi ki namazı kılarsın biraz sonra, biz biraz sonra, biraz sonra derken namazı terk ettik. Şeytan bize dedi ki örtünüp de gericilerden mi olacaksın açıl, her yanımızı açtık. Şeytan bize dedi ki bir kadehten bir şey olmaz, içiver bir kadeh. Biz şişeleri devirdik. Şeytan bize dedi ki ne olacak ki bir kumar parası çıkarsa cami yaptırırsın dedi. Biz gittik kumar oynamaya. Cami yaptırmak için. Biz bu kadar salak ve safız ki. Piyangodan çıkan para ile cami yaptırmayı hedefleyenlerdeniz. Şeytan geldi bizim kulağımıza işedi, kulağımıza işeyince biz de milli piyango çekip, onunla fakire fukaraya yardım edeceğiz deyip, onunla hayal kuranlardanız. Biz yolumuzu sapıttık. Hazreti Resulullah bize eşinizi dövmeyin, dedi biz gözünü patlattık. Hazreti Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve sellem kimsesizlerin kimsesi olun dedi. Biz kim sesizlere bir tekme daha vurduk. Hazreti Resulullah bize çıplakları giydirin dedi, biz çıplaklara tecavüz etmeye kalktık. Hazreti Resulullah bize açları doyurun dedi, biz açlara baktık, bunlar tembel o yüzden aç dedik. Biz de aç bıraktık onları. Hz. Resulullah insanlara evkurun dedi biz evlerini yıktık. Yuva kurun dedi. Biz onların yuvasını yıktık. Fitne çıkarmayın dedi, biz fitne çıkardık. Şeytanın peşinden gitmeyin, o apaçık sizin düşmanınızdır, diye Hazreti Allah bize beyan etti, biz Şeytan ne diyorsa onu yaptık. Biz yolumuzu sapıttık. Siz hıristiyanlara ve yahudilere benzemedikçe kıyamet kopmaz, onlara benzeyeceksiniz, sakın ha benzemeyin dedi, biz gittik onlardan daha hristiyanca yaşamaya başladık. Biz gittik onlardan daha yahudice yaşamaya başladık. Bize dedi ki alanda verende yiyen içen de ondan nemalanan da annesi ile Kabe duvarının dibinde nikahlanmış gibi olur, dedi biz dedik ki faizsiz alışveriş olmaz bu zamanda. Hem bi fe faiz alınca dedik ki bizde hacıyız, bizde Beytullah’ı tavaf ettik ama bugünkü şartlarda faiz almamız lazım dedik. Hatta döndük kendimize fetva verdik, bu zamanda bu kadarcık faiz caiz olur dedik. Dinden çıktık. Bize zina etmeyin dedi biz zinaya değişik yollar aramaya başladık. Bize hırsızlık yapmayın dedi, biz yolumuzu sapıttık, hırsızlığımızı örtülü yapmaya başladık. Bize tartınıza ölçünüze dikkat edin dedi. Biz tartıdan ölçüden nasıl karıştıracağız, buğdayı nasıl sularız, pirinci nasıl sularız nasıl nemlendiririz de içine taş atarız toprak atarız da satarız diye baktık. Bize herkesin hakkına hukukuna riayet edin dedi, biz nasıl kaytaracağız diye baktık. Biz gittik namaz kılacağız dedik patronumuza, gittik bir saatte gelmedik. Biz oruçluyuz dedik, gittik yattık bir köşede. Biz yolumuzu sapıttık. Biz çocuklarımıza Kur’an’ı öğreteceğimize, baleyi öğrettik. Biz çocuklarımıza dinimizi öğreteceğimize, Kuran’ı bilmeyen çocuğumuza biz, yüzmek sünnettir deyip önce yüzme sünnetini icra etsin diye gönderdik. Kur’an öğrenme farzını terk ettik de yüzme sünnetine sımsıkı yapıştık. Dinini öğrenme farzını bıraktık da gitti aaaaaa deyip koroda şarkı söylemesini öğretmeye kalktık.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 58-66. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 58-66. Beyitler Şerhi nedir?

Bunu konuşmuyorsunuz dediğimde salon ayağa kalkmıştı. Milletvekillerine döndüm, birinci derecede sorumlu olan sizlersiniz dedim. Hepsi de kafalarını eydiler. Ondan sonra geldiler bana dediler ki bu sendikanın baçına sen geç, ileride milletvekili olacağın kesin garanti dediler. Bunu söyleyenler oradaki böyle kalburüstü idarecilerdi. Dedim ki böyle bozdunuz herkesi dedim. Beni de şimdi bozmak istiyorsunuz dedim. Biz seçtik o sapıklığı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 58-66. Beyitler Şerhi

Padişahın günahlarını itiraf etmesi ve Allah’a yönelmesi neden önemlidir?

Ey Allah’ım içimizde ne varsa sen bilirsin ama sen bize emrettin ki bunu diline dök, sen emrettin ki bize bunu meydana dök. itiraf et, günahlarını itiraf et ki ben seni affedeyim. Hatalarını kusurlarını itiraf et ki ben seni affedeyim, sen bana söyle, bana döndüğünü söyle ki ben seni affedeyim. Senin o rücunu o dönüşünü kabul edeyim.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 58-66. Beyitler Şerhi

Allah için akıtılan gözyaşının ne kadar hızlı yolculuğu nedir?

Allah için akıtılan gözyaşı, Allah’ın katına ulaşır. O diklemesine gider. O diklemesine çıkar yukarı. Onun için Yerçekimi yoktur. Her düşen şey aşağı düşer ama bazı şeyler vardır ki diklemesine, füzeden daha hızlı, ışık hızında çıkar. Işık hızında çıkan zikirdir, ışık hızında çıkan duadır, ışık hızında çıkan Allah için akıtılan gözyaşıdır. O ışık hızından daha hızlı çıkar. Vurur Allah’ın kapısına.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 58-66. Beyitler Şerhi

Uykunun manevi tecelliyatlarla ilişkisi nedir?

Uyuklama, bazen Rabbin müjdesidir. Uyuklama, uykusuz halde dayanamayacağın tecelliyatlarıni teceli edeceği andır. Daha pişmemişin ya, sana uykuda gelecek. Daha ermemişin ya sana uykuda tecelli gelecek. Erseydi, uyanıkken gelecekti. Daha Musa gibi turi sinanın tecelliyatına dayanamayacaksın. Bayılıp kalacaksın ya senin bayılıp kalmaman için Muhammed ümmetisin ya sana Muhammed ümmeti olduğun için Muhammed i Mustafa’nın yüzü hürmetine uykuda tecelliyat geliyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 58-66. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 51-58. Beyitler Şerhi konusunda neler anlatılmaktadır?

• Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî • Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm • Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah • Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn • ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn • Ellibirinci beyitten devam edecekmişiz: • " Nice İnşallah demeyen var ki canı inşallaha eş olmuştur." • Bu ellinci beyitti. Yani hekimler toplandılar, cariyeyi iyi etmek için. Dediler ki her birimiz birer mesih gibiyiz kendi dalında, biz cariyeyi iyi ederiz. Ama Cenabı Hak diyor ki onlar inşallah demeyi unuttular (Hazreti Mevlana da diyor), hani inşallah demedi ya peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de ümmete ders olsun diye Cenabı Hak onbeş gün vahyi kesmişdi ona. Ve ondan sonra Cenabı Hak dedi ki sen inşallah dememiştin. Bundan sonra işlerinde inşallah de. Bu da onun gibi. Hazreti Mevlana diyorki nice inşallah demeyen vardır ki ama onun canı inşallahla eş olmuştur. Bu ne demektir Allah’la canı eş olmuş. Bu ne demektir? Allah’tan gafleti yok. Allah’tan ayrıklığı yok. Allah’la arasında öyle bir sıkı bağ var ki Allah’la arasında öyle bir muhabbet var ki onun hususi bir şekilde inşallah demesine gerek yok. Hani öyle Allah’ın kulları vardır ki onlar bir şey olsun dese Allah oldurur. Hz. Ömer Efendimiz anlatıyor, naklediyor, Hz Peygamber Efendimizden. Onlar yağmur yağsın dese Allah onun sözünü geri çevirmez. Yağmur yağdırır. Onlar araba köşeden dönsün deseler, araba köşeden döner. Onlar inşallah demezler o esnada. Gönüllerinden, kalplerinden, geldiği gibi konuşurlar. Çünkü onların o esnada inşallahla canları eş olmuştur. • Hani hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ikindi namazını savaşta kılamadı, akşam nam,azını, öğle namazını kılamadı, ikindiyi kılamadı Hendek’te. Akşamı kılamadı, namaz kılamadığından canı sıkıldı. Dikkat edin, düşmana canı sıkılmıyor. Çektiği zorluğa canı sıkılmıyor. • Namazı kılamadı, namazı tehir oldu, namazı gecikti. Hz Ömer efendimize dedi ki sen namazını kıldın mı? Kıldım Ya Resulallah, dedi o. Öyle deyince, dedi ki bunlar yüzünden öğleyi, ikindiyi, akşamı kılamadık. Kahrolasıcalar, dedi. Bir avuç toprak aldı, atıver di düşmanın üzerine. namazdan dolayı canı sıkılmıştı O bir avuç toprak, toz duman etti ortalığı. Kaldırdı çadırları, o savaş alanını hallaç pamuğu gibi atıverdi Cenabı Hak. Hani Cenabı Hak ayeti kerimeyi de indirdi. Ey Habibim! Sen atmadın, ben attım! işte onlar, inşallahla eşdeğer olmuşlar. Sen atmadın, ben attım. Allah’ın öyle kulları vardır ki Allah’la dilleri, Cenabı Hak diyor ki benimle konuşur, benimle tutar, benimle yürür, benimle görür, benimle duyar. işte onlar inşallahla eş olmuşlardır. Onlar hususi inşallah demezler. O esnada o zaten zatullah ile beraberdir. Her daim Allah’la zikir halindedirler. Kim Allah’ı zikrederse, Allah da onu Zikreder. Kim Allah’ı zikretmekten dolayı onunla dua etmeye, ondan bir şey istemeye zaman bulamazsa, Allah onun ihtiyaçlarını fazlından görür. Kuluna istetmez. Öbürkü dua eder devamlı. • Devamlı niyazda ve ibadettedir. Ne zamana kadar? Pişinceye kadar. Kurmay oluncaya kadar. Kurmay oldu mu duayı attı demek değil. Kurmay oldu mu, ona teslim oldu, onun elinde maşa gibi. Onun elinde bir keser gibi. Onun elinde bir testere gibi. Onun elinde bir gül bahçesi, gül dalı gibi. Onun elinde elma, şeftali dalı gibi. Onun elinde alet. O bir bakmışsın testere olmuş, bir bakmışın çekiç olmuş, bibakmışın da mala olmuş. Bibakmışın daş olmuş, bibakmışın nur olmuş, bibakmışın gül olmuş, bibakmışın toprak olmuş, bibakmışın dağda, gökte yıldız olmuş. O, onun elinde artık. Onun ihtiyarı yok. Onun kendi elinde ihtiyarı yok. O ihtiyarı varmış gibi görünüyor. • O sanki böyle herkesle beraber yaşıyor, yiyor, içiyor, herkesle berabermiş gibi görünüyor. Ona biçilen elbise o. Sen herkesin içerisinde dolaş. O herkesin içerisinde dolaşıyor. Ama onun elinde bir alet gibi o. Hani az önce evliyaları sıraladık ya kurmay olanlar. O öyle, bir şey olsun derken, yine ondan geliyor o olsun lafı. Yine onun emrinde olsun deniliyor o. O koyuyor onun gönlüne, o olsun diyor o da oluyor. O koyuyor onun gönlüne. Gitme gitmiyor, gel geliyor, söyle söylüyor, yat yatıyor, kalk kalkıyor. Sana şu geliyor geliyor bu gidiyor gidiyor. Onun elinde bir şey yok. Neye benzer? Saate benzer. Sen kuruyorsun saati. Saati kurmazsan duruyor. Sen ayarlıyorsun saati. Saat diyebilir mi şimdi, saatin bir şey söyleme hakkı var mı? Yok. Kurana bağlı saat. işte o veliler, kurana bağlı. Kim kuruyorsa ona bağlı. işte onlar inşallahla eş olmuşlar. • "İlaç olarak ne verdilerse, ne biçim tedaviye başvurdularsa, hastalık artı dilek de ele girmedi." • Bu işinin ehli olmazsa, bir kimse ne yaparsa yapsın, o dikiş tutturamaz. Hani doktorlar vardır, görüntüde işin ehli değildir. O hangi ilacı vereceğini bilmez. Hani insanlar vardır alimler vardır. Kime ne tavsiye edeceğini bilmez. Çok okumuştur, karşısındaki kimseye analizi yoktur, siyaseti yoktur! Çok okumuştur ama kime nasıl davranacağını bilmez. Oysa Hazreti Ayşe validemiz diyor ki biz, Resulullah(s.a.v) Hazretlerinden, insanların konumuna, durumuna göre davranmayı öğrendik. Böyle bakar, zahir insanlar görürsünüz. Kime nasıl davranacağını bilmez. Mesela işte yaşlı bir kadın gelir, yaşlı bir kadına nasıl davranacağını bilmez, terbiye görmemiş. Yaşlı kadın, sen onun haklılığına haksızlığına bakma, hürmet et ona. Yaşlı adam, haklılığına, haksızlığına bakma. Hizmet et ona. Çocuk! Haklılığına, haksızlığına bakma. Şefkat ve merhametle, sevgiyle yaklaş ona. Kadın! Haklılığına, haksızlığına bakma. Merhamet ve şefkat göster. Çok boş bırakırsan iyice eğilir, çok sert davranırsan kırılır. insana göre muamele et. Bu kamil insanın halidir. işte kamil olmayan şeyhler de insanları dinden imandan eder. insanları sapıklığa götürür. Kamil olmayan doktor da insanı sağlığından eder. Hani derler ya. Yarım doktor insanı candan yarım imam insanı imandan eder.Yarım hoca! işte o cariyeyi iyileştirmek isteyen padişah da doktorları çağırmış. Doktorların her birisi bir ilaç vermiş. Bilmediklerinden dolayı her verdikleri ilaç aksine tesir etmiş. O zaman kamil olmayan bir kimseden bir şey öğrenirsen, bir şey öğrenmeye kalkarsan, aksine sen de tecelli eder. • "O halayıkcağız, hastalıktan kıla döndü. Padişahın gözünden kanlı yaşlar da ırmak kesildi. Kader bu ya, sirkencebun safrayı arttırdı, badem yağı sertlik meydana getirdi." • Sirkencebun nedir biliyor musunuz? Sirkencebun sirke ile bal karışımı olan şerbettir. Bu eski mevlevi dergahlarında, tekkelerinde yapılırdı bu. Bizim burada da kardeşler yapıyor. Şifadır sirkencebun. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin hadis i şeriflerinin tecellisidir. Bal şifadır. Kur’an-ı Kerim ve bal şifadır, hadisi şerif. Sirke şifadır, hadisi şerif. Mevleviler, ehl-i tarikat, sirke ile balı karıştırıp şerbet ederler. Bu şifadır. Osmanlılar hasta olanlara sirkencebun içirirlerdi. Sirkencebun; mideyi ve bağırsakları rahatlatan, insanın iç dizaynını rahatlatan, sıcak içilirse biraz ishal eden, soğuk içilirse ishali kesen, orta sıcaklıkta içilmesi gereken harareti kesen yazın, yazın harareti keser, kışın ısıtır insanı. Sirkencübun kışın ısıtır, yazın harareti keser ve şifadır her derde. Ama insanlar onun içerisinde sirke var diye, sirke olduğunu bildiğinde insanın içi bir tuhaf olur. Bilmez ki insanlar sirkenin şifa olduğunu! Ara sıra evinizde ekmeği sirkeye batırıp yiyin. Hatta kuru ekmek olsun bu. Kuru tıkır tıkır ekmek var ya kuru tıkır tıkır ekmeyi sirkeye batırıp yiyin, şifadır. Balla sirkeyi karıştırın, şifadır. • Bunu nasıl yapacaksınız? işte bir kaşık şirke, bir kaşık bal koyacaksınız, karıştıracaksınız. Bir kaşık bal, bir kaşık sirke. ikisini karıştıracaksınız, içine su koyacaksın, sirkencebun olacak. Biraz içerisine eğer karanfil koyarsanız, hoş kokulu olur. Kadınlar, misafirlerinize sirkencübin ikram edin. Gidip de elin amerikarısının kolasını, sodasını, fantasını ikram edeceğim diye uğraşmayın. Lafa, edebiyata gelince, herkes sokakta yaşasın islam deyip, yol islam bağırmak değil islam. Sen evinde hala daha coca-cola içeceğim diye uğraşıyorsan bana islam tırıvırısı söyleme. Cebinde malbora sigarasıyla, bana islamcı kesilme, dinci kesilme tarikatçı kesilme, ehl-i tasavvuf kesilme. Önce cebindeki malbor, sigarası ile hesaplaş, dolabındaki kolayla fantayla hesaplaş, önce tüketim maddelerinde neler yiyorsun içiyorsun onlarla hesaplaş. Benim eski bir sözüm vardı. Derdim ki ben beş yıldızlı otellerde cebinde malbora sigarası ile bana solculuk taslamayın derdim. Beş yıldızlı otellerde cebinde malbora sigarası ile bana ülkücülük de taslamayın derdim. Şimdi ilave ediyorum, cebinde malbora sigarası ile beş yıldızlı otellerde, bana dindarlık, bana ehl-i tasavvufu taslamayın. Gidip beş yıldızlı işte bilmem x otelde kalıp ne o, işte var ya açılıyor her yere bir sürü Hiltondur, Contentineldir, nedir ne dersen gidip de oralar da lüks yerlerde iftar açıp bana dervişlik taslamasın hiç kimse. Bana sufilik tatlamasın hiç kimse. Evet! • "Badem yağı sertlik meydana getirdi." • Badem yağı da insanın içerisini yumuşatan şeydir. O da sertlik meydana getirmiş. Aslında tersine tecelli ediyor. • "Halileden teklik peydahlandı ferahlık gitti, su neft gibi atteşe yar- Halile ne biliyor musunuz, halileyi bilen bar mı? Yok. Bu siyah tohum var ya ölüm hariç çörekotu, ölüm hariç her şeye şifa oldu der ya hadis i şerifte, çörekotu. Unutuldu! Zayıflamak isteyenler, yemekten önce bir tutam çörek otu yiyin. Ağzınızda çiğneyin. Tek tek onu ağzınızda çiğneyerekten yutun suyla, zayıflamak isteyenler. Kilo almak isteyenler, çörek otunu yemekten sonra yutun. Hamur işlerinize çörek otu atın. Ölüm hariç her hastalığa şifadır, hadisi şerif. Ama Hazreti Mevlana diyorki halileden peklik meydana geldi, yine sertlik oldu. Halileyi içirdiler, yine sertlik oldu. Ferahlık gitti. Su,neft gibi ateşe yardımcı oldu. Neft ne biliyor musunuz? Neft de daha emperyalistler bu benzinin hammaddesi olan petrolü, daha benzin gaz haline getirmezden önce, yakacak, ısınma, gibi aydınlatma gibi neft yaparlardı. Asfaltın biraz daha şeyinden. O da diyor su ateşe lazım oldu. Su, neft gibi. Onu ateşin içerisine atarsanız daha da yanar. Petrol çıkar içerisinden. • Diyor ki su içti neft gibi o da ateş yaptı. Hararetini yüksetti onun su hararetini azaltacağına. Ve böylece ne ilaç verdiler se neoldu ilaçlar hep aksine tesir etti. • "Padişah, hekimlerin aciz kaldığını görünce, yalınayak mescide koştu." • insan çaresiz kalır ya artık gidecek hiçbir kapısı yoktur onun. O zaman insanın aklına Allah gelir. Oysa işin başındayken insanın aklına Allah gelmiş olsa, seli baştan tutacak. Hani Hazreti Mevlana der ki seli sen baştan önle,baştan tut. Bunu hayatınıza ölçü edenin. Seli baştan önlemek. Bir hastalık var ileride. O hastalık bana bulaşmaz deme, orada önlemini al, o hastalık sana bulaşır. Karantinaya al kendini. Ya hastalığı karantinaya alabiliyorsan, hastalığı karant, tinaya al. Hastalığı karantinaya anlamıyorsan, gücün yetmiyorsa, kendini karantinaya al. Seli baştan tut. Bil, falanca dan bir rahatsızlık gelecek, birileri sana gelmiş ona dikkat et demişler. Hastalığı baştan önle. Ona dikkat et. Birisi var çok böyle işte faiz yiyor ortalıkta. Seninle alakadar, ilişki kurmaya çalışıyor. Seli baştan önle. Ondan para alışverişi yapma, kes.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 51-58. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 51-58. Beyitler Şerhi konusunda hangi konular ele alınmaktadır?

• Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî • Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm • Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • LÂ İLÂHE İLLALLÂH • Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah • Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn • ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn • Ellibirinci beyitten devam edecekmişiz: • " Nice İnşallah demeyen var ki canı inşallaha eş olmuştur." • Bu ellinci beyitti. Yani hekimler toplandılar, cariyeyi iyi etmek için. Dediler ki her birimiz birer mesih gibiyiz kendi dalında, biz cariyeyi iyi ederiz. Ama Cenabı Hak diyor ki onlar inşallah demeyi unuttular (Hazreti Mevlana da diyor), hani inşallah demedi ya peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de ümmete ders olsun diye Cenabı Hak onbeş gün vahyi kesmişdi ona. Ve ondan sonra Cenabı Hak dedi ki sen inşallah dememiştin. Bundan sonra işlerinde inşallah de. Bu da onun gibi. Hazreti Mevlana diyorki nice inşallah demeyen vardır ki ama onun canı inşallahla eş olmuştur. Bu ne demektir Allah’la canı eş olmuş. Bu ne demektir? Allah’tan gafleti yok. Allah’tan ayrıklığı yok. Allah’la arasında öyle bir sıkı bağ var ki Allah’la arasında öyle bir muhabbet var ki onun hususi bir şekilde inşallah demesine gerek yok. Hani öyle Allah’ın kulları vardır ki onlar bir şey olsun dese Allah oldurur. Hz. Ömer Efendimiz anlatıyor, naklediyor, Hz Peygamber Efendimizden. Onlar yağmur yağsın dese Allah onun sözünü geri çevirmez. Yağmur yağdırır. Onlar araba köşeden dönsün deseler, araba köşeden döner. Onlar inşallah demezler o esnada. Gönüllerinden, kalplerinden, geldiği gibi konuşurlar. Çünkü onların o esnada inşallahla canları eş olmuştur. • Hani hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ikindi namazını savaşta kılamadı, akşam namazını, öğle namazını kılamadı, ikindiyi kılamadı Hendek’te. Akşamı kılamadı, namaz kılamadığından canı sıkıldı. Dikkat edin, düşmana canı sıkılmıyor. Çektiği zorluğa canı sıkılmıyor. • Namazı kılamadı, namazı tehir oldu, namazı gecikti. Hz Ömer efendimize dedi ki sen namazını kıldın mı? Kıldım Ya Resulallah, dedi o. Öyle deyince, dedi ki bunlar yüzünden öğleyi, ikindiyi, akşamı kılamadık. Kahrolasıcalar, dedi. Bir avuç toprak aldı, atıver di düşmanın üzerine. namazdan dolayı canı sıkılmıştı O bir avuç toprak, toz duman etti ortalığı. Kaldırdı çadırları, o savaş alanını hallaç pamuğu gibi atıverdi Cenabı Hak. Hani Cenabı Hak ayeti kerimeyi de indirdi. Ey Habibim! Sen atmadın, ben attım! işte onlar, inşallahla eşdeğer olmuşlar. Sen atmadın, ben attım. Allah’ın öyle kulları vardır ki Allah’la dilleri, Cenabı Hak diyor ki benimle konuşur, benimle tutar, benimle yürür, benimle görür, benimle duyar. işte onlar inşallahla eş olmuşlardır. Onlar hususi inşallah demezler. O esnada o zaten zatullah ile beraberdir. Her daim Allah’la zikir halindedirler. Kim Allah’ı zikrederse, Allah da onu Zikreder. Kim Allah’ı zikretmekten dolayı onunla dua etmeye, ondan bir şey istemeye zaman bulamazsa, Allah onun ihtiyaçlarını fazlından görür. Kuluna istetmez. Öbürkü dua eder devamlı. • Devamlı niyazda ve ibadettedir. Ne zamana kadar? Pişinceye kadar. Kurmay oluncaya kadar. Kurmay oldu mu duayı attı demek değil. Kurmay oldu mu, ona teslim oldu, onun elinde maşa gibi. Onun elinde bir keser gibi. Onun elinde bir testere gibi. Onun elinde bir gül bahçesi, gül dalı gibi. Onun elinde elma, şeftali dalı gibi. Onun elinde alet. O bir bakmışsın testere olmuş, bir bakmışın çekiç olmuş, bibakmışın da mala olmuş. Bibakmışın daş olmuş, bibakmışın nur olmuş, bibakmışın gül olmuş, bibakmışın toprak olmuş, bibakmışın dağda, gökte yıldız olmuş. O, onun elinde artık. Onun ihtiyarı yok. Onun kendi elinde ihtiyarı yok. O ihtiyarı varmış gibi görünüyor. • O sanki böyle herkesle beraber yaşıyor, yiyor, içiyor, herkesle berabermiş gibi görünüyor. Ona biçilen elbise o. Sen herkesin içerisinde dolaş. O herkesin içerisinde dolaşıyor. Ama onun elinde bir alet gibi o. Hani az önce evliyaları sıraladık ya kurmay olanlar. O öyle, bir şey olsun derken, yine ondan geliyor o olsun lafı. Yine onun emrinde olsun deniliyor o. O koyuyor onun gönlüne, o olsun diyor o da oluyor. O koyuyor onun gönlüne. Gitme gitmiyor, gel geliyor, söyle söylüyor, yat yatıyor, kalk kalkıyor. Sana şu geliyor geliyor bu gidiyor gidiyor. Onun elinde bir şey yok. Neye benzer? Saate benzer. Sen kuruyorsun saati. Saati kurmazsan duruyor. Sen ayarlıyorsun saati. Saat diyebilir mi şimdi, saatin bir şey söyleme hakkı var mı? Yok. Kurana bağlı saat. işte o veliler, kurana bağlı. Kim kuruyorsa ona bağlı. işte onlar inşallahla eş olmuşlar. • "İlaç olarak ne verdilerse, ne biçim tedaviye başvurdularsa, hastalık artı dilek de ele girmedi." • Bu işinin ehli olmazsa, bir kimse ne yaparsa yapsın, o dikiş tutturamaz. Hani doktorlar vardır, görüntüde işin ehli değildir. O hangi ilacı vereceğini bilmez. Hani insanlar vardır alimler vardır. Kime ne tavsiye edeceğini bilmez. Çok okumuştur, karşısındaki kimseye analizi yoktur, siyaseti yoktur! Çok okumuştur ama kime nasıl davranacağını bilmez. Oysa Hazreti Ayşe validemiz diyor ki biz, Resulullah(s.a.v) Hazretlerinden, insanların konumuna, durumuna göre davranmayı öğrendik. Böyle bakar, zahir insanlar görürsünüz. Kime nasıl davranacağını bilmez. Mesela işte yaşlı bir kadın gelir, yaşlı bir kadına nasıl davranacağını bilmez, terbiye görmemiş. Yaşlı kadın, sen onun haklılığına haksızlığına bakma, hürmet et ona. Yaşlı adam, haklılığına, haksızlığına bakma. Hizmet et ona. Çocuk! Haklılığına, haksızlığına bakma. Şefkat ve merhametle, sevgiyle yaklaş ona. Kadın! Haklılığına, haksızlığına bakma. Merhamet ve şefkat göster. Çok boş bırakırsan iyice eğilir, çok sert davranırsan kırılır. insana göre muamele et. Bu kamil insanın halidir. işte kamil olmayan şeyhler de insanları dinden imandan eder. insanları sapıklığa götürür. Kamil olmayan doktor da insanı sağlığından eder. Hani derler ya. Yarım doktor insanı candan yarım imam insanı imandan eder.Yarım hoca! işte o cariyeyi iyileştirmek isteyen padişah da doktorları çağırmış. Doktorların her birisi bir ilaç vermiş. Bilmediklerinden dolayı her verdikleri ilaç aksine tesir etmiş. O zaman kamil olmayan bir kimseden bir şey öğrenirsen, bir şey öğrenmeye kalkarsan, aksine sen de tecelli eder. • "O halayıkcağız, hastalıktan kıla döndü. Padişahın gözünden kanlı yaşlar da ırmak kesildi. Kader bu ya, sirkencebun safrayı arttırdı, badem yağı sertlik meydana getirdi." • Sirkencebun nedir biliyor musunuz? Sirkencebun sirke ile bal karışımı olan şerbettir. Bu eski mevlevi dergahlarında, tekkelerinde yapılırdı bu. Bizim burada da kardeşler yapıyor. Şifadır sirkencebun. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin hadis i şeriflerinin tecellisidir. Bal şifadır. Kur’an-ı Kerim ve bal şifadır, hadisi şerif. Sirke şifadır, hadisi şerif. Mevleviler, ehl-i tarikat, sirke ile balı karıştırıp şerbet ederler. Bu şifadır. Osmanlılar hasta olanlara sirkencebun içirirlerdi. Sirkencebun; mideyi ve bağırsakları rahatlatan, insanın iç dizaynını rahatlatan, sıcak içilirse biraz ishal eden, soğuk içilirse ishali kesen, orta sıcaklıkta içilmesi gereken harareti kesen yazın, yazın harareti keser, kışın ısıtır insanı. Sirkencübun kışın ısıtır, yazın harareti keser ve şifadır her derde. Ama insanlar onun içerisinde sirke var diye, sirke olduğunu bildiğinde insanın içi bir tuhaf olur. Bilmez ki insanlar sirkenin şifa olduğunu! Ara sıra evinizde ekmeği sirkeye batırıp yiyin. Hatta kuru ekmek olsun bu. Kuru tıkır tıkır ekmek var ya kuru tıkır tıkır ekmeyi sirkeye batırıp yiyin, şifadır. Balla sirkeyi karıştırın, şifadır. • Bunu nasıl yapacaksınız? işte bir kaşık şirke, bir kaşık bal koyacaksınız, karıştıracaksınız. Bir kaşık bal, bir kaşık sirke. ikisini karıştıracaksınız, içine su koyacaksın, sirkencebun olacak. Biraz içerisine eğer karanfil koyarsanız, hoş kokulu olur. Kadınlar, misafirlerinize sirkencübin ikram edin. Gidip de elin amerikarısının kolasını, sodasını, fantasını ikram edeceğim diye uğraşmayın. Lafa, edebiyata gelince, herkes sokakta yaşasın islam deyip, yol islam bağırmak değil islam. Sen evinde hala daha coca-cola içeceğim diye uğraşıyorsan bana islam tırıvırısı söyleme. Cebinde malbora sigarasıyla, bana islamcı kesilme, dinci kesilme tarikatçı kesilme, ehl-i tasavvuf kesilme. Önce cebindeki malbora sigarası ile hesaplaş, dolabındaki kolayla fantayla hesaplaş, önce tüketim maddelerinde neler yiyorsun içiyorsun onlarla hesaplaş. Benim eski bir sözüm vardı. Derdim ki ben beş yıldızlı otellerde cebinde malbora sigarası ile bana solculuk taslamayın derdim. Beş yıldızlı otellerde cebinde malbora sigarası ile bana ülkücülük de taslamayın derdim. Şimdi ilave ediyorum, cebinde malbora sigarası ile beş yıldızlı otellerde, bana dindarlık, bana ehl-i tasavvufu taslamayın. Gidip beş yıldızlı işte bilmem x otelde kalıp ne o, işte var ya açılıyor her yere bir sürü Hiltondur, Contentineldir, nedir ne dersen gidip de oralar da lüks yerlerde iftar açıp bana dervişlik taslamasın hiç kimse. Bana sufilik tatlamasın hiç kimse. Evet! • "Badem yağı sertlik meydana getirdi." • Badem yağı da insanın içerisini yumuşatan şeydir. O da sertlik meydana getirmiş. Aslında tersine tecelli ediyor. • "Halileden teklik peydahlandı ferahlık gitti, su neft gibi atteşe yar- Halile ne biliyor musunuz, halileyi bilen bar mı? Yok. Bu siyah tohum var ya ölüm hariç çörekotu, ölüm hariç her şeye şifa oldu der ya hadis i şerifte, çörekotu. Unutuldu! Zayıflamak isteyenler, yemekten önce bir tutam çörek otu yiyin. Ağzınızda çiğneyin. Tek tek onu ağzınızda çiğneyerekten yutun suyla, zayıflamak isteyenler. Kilo almak isteyenler, çörek otunu yemekten sonra yutun. Hamur işlerinize çörek otu atın. Ölüm hariç her hastalığa şifadır, hadisi şerif. Ama Hazreti Mevlana diyorki halileden peklik meydana geldi, yine sertlik oldu. Halileyi içirdiler, yine sertlik oldu. Ferahlık gitti. Su,neft gibi ateşe yardımcı oldu. Neft ne biliyor musunuz? Neft de daha emperyalistler bu benzinin hammaddesi olan petrolü, daha benzin gaz haline getirmezden önce, yakacak, ısınma, gibi aydınlatma gibi neft yaparlardı. Asfaltın biraz daha şeyinden. O da diyor su ateşe lazım oldu. Su, neft gibi. Onu ateşin içerisine atarsanız daha da yanar. Petrol çıkar içerisinden. • Diyor ki su içti neft gibi o da ateş yaptı. Hararetini yüksetti onun su hararetini azaltacağına. Ve böylece ne ilaç verdiler se neoldu ilaçlar hep aksine tesir etti. • "Padişah, hekimlerin aciz kaldığını görünce, yalınayak mescide koştu." • insan çaresiz kalır ya artık gidecek hiçbir kapısı yoktur onun. O zaman insanın aklına Allah gelir. Oysa işin başındayken insanın aklına Allah gelmiş olsa, seli baştan tutacak. Hani Hazreti Mevlana der ki seli sen baştan önle,baştan tut. Bunu hayatınıza ölçü edenin. Seli baştan önlemek. Bir hastalık var ileride. O hastalık bana bulaşmaz deme, orada önlemini al, o hastalık sana bulaşır. Karantinaya al kendini. Ya hastalığı karantinaya alabiliyorsan, hastalığı karantinaya al. Hastalığı karantinaya anlamıyorsan, gücün yetmiyorsa, kendini karantinaya al. Seli baştan tut. Bil, falanca dan bir rahatsızlık gelecek, birileri sana gelmiş ona dikkat et demişler. Hastalığı baştan önle. Ona dikkat et. Birisi var çok böyle işte faiz yiyor ortalıkta. Seninle alakadar, ilişki kurmaya çalışıyor. Seli baştan önle. Ondan para alışverişi yapma, kes.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 51-58. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 30-35. Beyitler Şerhi nedir?

Mesnevî-i Şerîf 30-35. Beyitler Şerhi Hakkında başlıklı metin, Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin tasavvufî anlayışını ve sevgiye dayalı bir varlık anlayışını ele alarak, her şeyin sevgilidir diyerek bu felsefi yaklaşımı açıklamaktadır. Bu metin, sevgi ve aşkın kâinatın her şeyini kapsadığını, her şeyin sevgili olduğunu ve bu sevgi aracılığıyla varlığın derecelerini anlatmaktadır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 30-35. Beyitler Şerhi

Her şey sevgilidir diyen Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin bu sözü nedir?

Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, her şeyin sevgilidir diyerek, sevgi ve aşkın kâinatın her şeyini kapsadığını ifade etmektedir. Bu söz, sevgiye dayalı bir varlık anlayışını ve her şeyin sevgili olduğunu belirtir. Bu felsefi yaklaşım, sevgi aracılığıyla varlığın derecelerini anlatır ve her şeyin sevgili olduğunu vurgular.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 30-35. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin 27-29. beyitler şerhi konusunda ne ifade etmektedir?

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 27-29. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 27-29. Beyitler Şerhi nedir?

Şiirler şiir değil, harfler kırık. Edebiyat parçalanmış, yerini bulmuyor. Diller suskun, gözlerin feri kaybolmuş, manaya bakmaktan yoksun. Kulaklar tıkanmış, manayı dinlemekten yoksun. Suskun! Şarkıcının dediği gibi her yer karanlık, her yer karanlık, her yer karanlık.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 27-29. Beyitler Şerhi

Gülbahçesi ne anlama gelir?

Gülbahçesi solduğunda, gülün namesi de biter. Gül,namelenecek gülü bulamadı. Bülbül namelenecek gülü bulamaz artık. Her yer sararır, her yer bozarır. Mevsim sonbahardır. Kış yakındır. Güller yapraklarını döker, çiçeklerini batırır. Artık bülbül de söyleyecek hiçbir şey bulamaz.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 27-29. Beyitler Şerhi

Bülbülün suskun olmasının nedeni nedir?

Çünkü ona aşk veren ona şevk veren, ona muhabbet veren güller, sararıp sormuştur. Güller sararıp solduğunda da bülbüller suskun olur. Bülbüller suskun olduğunda da başından geçenleri anlatamaz olur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 27-29. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 19-26. Beyitler Şerhi nedir?

Mesnevî-i Şerîf 19-26. Beyitler Şerhi Hakkında başlıklı metin, Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin bu beyitlerinin şerhini ele alarak, bağ kavramını ve onun çözülmesi gerektiğini anlatmaktadır. Bu metin, özellikle dünya sevgisinden uzaklaşmak, Allah yolunda koşmak ve nefis terbiyesi konularını eleştirmektedir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 19-26. Beyitler Şerhi

Bağ kavramı nedir?

Bağı çöz! Bağ, baktığımızda ruh için nefis bir bağdır. Ruh için vücut bir bağdır. Bağa baktığımızda, bir kimsenin kendi gönlündeki sevdikleri, o kimsenin bağıdır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 19-26. Beyitler Şerhi

Hz. Peygamber’in dünya sevgisi konusunda ne demiştir?

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, "insanı helak eden üç sevgiden kaçının. Bu; kadın makam ve mal sevgisidir." Tabii bu kadın derken, kadınlar sevilmeyecek gibi aklınıza bir şey gelmesin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir bedevi, kimi fazla seversin Ya Resulallah, dediklerinde, Aişe’yi der. Demek ki burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu kadın sevgisini nitelendirmemiş.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 19-26. Beyitler Şerhi

Bağı çözmek ne anlama gelir?

Bağı çözmek, bağdan kasıt, bir kimsenin Allah’a koşuşturmada, Allah’a koşma yolunda, önünde engel ne var ise odur. Bir kimse gönülden eğer ki Allah yolunda koşarken, gönlü bir yere takılıp kaldıysa, o gönlü bir yere takılıp kalması onun için bir bağdır. Allah yolunda koşarken, o nerede tökezliyorsa, gönlü onu nerede tökeyletiyorsa, onun için o bağdır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 19-26. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 10-16. Beyitler Şerhi konusunda ne anlatılmaktadır?

Zehir neye? Nefse! Zehir neye?Şeytana zehir. Panzehir neye? Şeytanın sana verdiğine.Neye? Nefsin sana vesvesesine panzehir! Zehir neye? Senin kötülüklerine! Öldürmek için, katletmek için kötü huylarına panzehir! Neye? Daha önce sana girmiş ya kötülükler, onları izale etmeye!

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 10-16. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf’in 18 beyiti neden önemlidir?

Bu 18 beyit, hayatın anatomisi gibidir. Bu 18 beyit, hayatın özü gibidir. 18 beyit tasavvufun özü gibidir. 18 beyit mesnevinin özü gibidir. Mesnenin özü gibidir. 18 beyiti okusan, bütün mesneviyi şerh edersin. Hepsini kelime kendime, tek tek, harf harf şerhe otursan, mesneviyi yazmış olursun. Mesnevi şerhi etmiş olursun. Bu 18 beyitte böylesine bir keramet, böylesine bir iksir vardır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 10-16. Beyitler Şerhi

Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İlâhî Varlığa Kavuşmak nedir?

• Bölüm 17/17. ŞERHI DÖRT KAPI KIRK MAKAM/ HAKIKAT KAPISI- ILAHI VARLIĞA KAVUŞMAK Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm Allah gecenizi hayırlı eylesin Cenab-ı Hak hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedi Kur’an ve Sünnet seniyyeye sımsıkı yapışanlardan eylesin.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İlâhî Varlığa Kavuşmak

İlâhî Varlığa Kavuşmak nedir?

Evet, en son kaldığımız yer ilahi varlığa kavuşmak olarak nitelendirilmiş. "Dört Kapı Kırk Makam"ın, hakikat kapısının kırkıncı makamı, bunu tabii böyle nitelendirilmiş isim olarak bunu böyle isminin hani konu başlığına bakaraktan kendi kendimize ilahi varlığa yani Allah’a hâşâ ulaşmak olarak bunu ben tanımlamıyorum. Bunun baştan bir şerhini düşeyim, sonra inşallah konuyu açacağız Allah izin verirse inşallah. Çünkü Allah bir şeyi hani bir kimsenin veya bir şeyin Allah’a hulûl etmesi birleşmesi ve ayrışması bu ayrı bir mesele. Bu konuyu biraz daha böyle temelinden alayım istedim.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İlâhî Varlığa Kavuşmak

Yeni bir dinin özellikleri nelerdir?

Bu yeni dinde cinsiyet olmayacak. Bu yeni dinde peygamberler olmayacak. Bu yeni dinde kitaplar olmayacak. Bu yeni dinde ölçü olmayacak. Bu yeni dinde sizi metafizik aldatmalarla aldatacaklar. Felsefik aldatmalarla aldatacaklar. Yeryüzünde birçok ilaheler oluşturacaklar ve bu ilaheleri oluştururken de sufiliğin, sufiliğin manasını kullanacaklar. Tabiri caizse insanları da bu manada ilahlıkla aldatacaklar.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: İlâhî Varlığa Kavuşmak

Allah’ı sevmek ne demektir?

Biz Allah’ı şedid bir sevgiyle severiz. Allah’ın önüne hiçbir şeyi koymayız. Allah’ın önüne hiç bir şeyi koymayız. Biz Hz. Muhammed-i Mustafa’(s.a.v.)’i de severiz. Biz Âdem aleyhisselam ile Muhammedi Mustafa(s.a.v.) arasında her ne kadar peygamber gelip gittiyse hepsinin peygamberliğine iman eder hepsini de severiz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’i daha fazla severiz.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Manevî Yolculuk

Allah’ı sevmekle ilgili diğer varlıkların sevgisini nasıl ifade ederiz?

Biz ashabın hepsini de severiz. Hepsini de severiz ama Ebubekir, Ömer, Osman Ali, ehlibeyti daha fazla severiz. Aşere-i Mübeşşere’yi daha fazla severiz. Biz bütün imamları severiz. Bu fakir için; İmam-ı Azam’ı ayrı severiz. Bu benim, bu fakir için bu benim kendim için. Biz bütün pir efendileri severiz. Abdülkadir Geylani hazretlerinden bugüne kadar şu ana kadar ne kadar pir efendi var ise hepsini de severiz ama Abdulkadir Geylani hazretlerini ayrı severiz. Ahmet er Rufai’yi, Ahmet el Bedevi’yi, Hz. Mevlana’yı ayrı severiz. Bu ayrı bir şeydir ama hepsini de severiz.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Manevî Yolculuk

Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Manevî Yolculuk konusunu anlatan metin ne anlatıyor?

Yürüyeceğiniz yol o. Benim anladığım manevi yolculuk da o ve bu sıraladığım iman, islam, ihsan; sıraladığım farzları yerine getirmek, nafilelerle yaklaşmak, bunların hepsi de olmazsa olmaz olan şeyler, muhakkak ama yürüyeceğiniz yer başka bir şey. Hedefleyeceğiniz yer başka bir şey. Hedefleyeceğiniz yer biraz, biraz hep böyle hedef büyütmek gibi gelebilir size.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Manevî Yolculuk

Manevî yolculuk neye dayanır?

Hani derdim ya arş-ı âlânın gölgesinde gölgeleneceğiz diye, bu hedefin bir çıt ilerisi. O gölgede gölgelendiğinizi gördüğünüz zaman zaten arş-ı âlâdan ileri doğru yolculuğunuz başlayacak. Eğer orda gölgelendiğinizi görmezseniz ileriye doğru yolculuğunuz başlamayacak. O zaman üzülürüm, hepinize de üzülürüm. Birinize, ikinize değil, hepinize üzülürüm. Evet, asıl manev, yolculuk orda başlıyor. Tabiri caizse arş-ı âlâda başlıyor ve arşı alanın bir yönü hâlk âlemine aittir. Arada bir hayal perdesi vardır, öbür tarafı emir âlemine aittir, ilmi ilahiye aittir.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Manevî Yolculuk

Manevî yolculukun sonu var mı?

Tüm yolculukların bir sonu vardır. Bakın, tüm yolculukların! Bir tek yolculuğun sonu yoktur. O Allah’a olan değil, Allah’la olan yolculuktur. Bütün yolculuklar son bulur. Allah’la olan yolculuk son bulmaz.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Manevî Yolculuk

Mana nedir ve neden önemlidir?

‘Mana’. Adem’den itibaren mana üzerinde bütün herkes kafa yormuş, bir şeyler yazmışlar, bir şeyler söylemişler. Mana hep insanların ilgisini çekmiş. Girift meseleler; ne nedir ne ne değildir, insanoğlu bunun üzerinde hep kafa yormuş, beyin yormuş. Tabiri caizse üzerinde çok durmuşlar. Hala da mananın üzerinde hani görünenin arkası, görünmeyen ayrı, onun arkasındaki bilinmeyen. Onun arkasının ne manaya geldiğine dair onun hala da devam eder. İnsanoğlu mananın ne olduğunu veyahut da bir şeyin manasının ne olduğunu, görünenin arkasında ne olduğunu merak eder insanoğlu. Bu bir taraftan zahirici dediğimiz kimseler oluşur. Onlar direkt akıl üzerinden gider. Tabiri caizse benim tabirimi hoşgörün, akılperestlik yaparlar. Bir kısmı da aklı tamamen reddeder, aklı kenara koyar sadece meselenin metafizik tarafıyla, mânâ tarafıyla ilgilenir. O farklı bir dünyada yaşar. Böyle hani ne şiş yansın ne kebap yansın noktasında değilim. Burda gerçek manada Kur’an ve sünnete dayalı bir sufi sistematiğinde ise akıl da lazımdır mana da lazımdır. Çünkü manayı yorumlayacak olan, manayı tabiri caizse harfe çevirecek olan yine akıldır çünkü.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Mânâyı Bilmek

Manayı bilen bir kişi nasıl bir durumdadır?

Akılsız bir mana aslında çok işe yarar bir şey değildir. Manasız bir akıl da çok işe yarar bir şey değildir ama mana bu noktada sufiler için muhakkak olması gereken bir olgu mudur? Evet. Manasız bir sufilik, manasız bir din, daha da ilerisi, manasız bir din yani batınsız bir din, manasız bir din, kemale ermemiş bir dindir. Din manası var ise o zaman o manadan uzaksa o dinin dindarları, onlar kemale ermemişlerdir o zaman. E şimdi de zaten bütün dünyanın en büyük handikapı bu. İsevilerde de Musevilerde de Muhammedilerde de mana kapısı kapalı. Yani mana ile ilgilenen, mananın üzerine oturup düşünen, mananın üzerinde hareket eden çok az. Bu genelde tarih boyunca bunun önderliğini sufiler yapmış ama ne yazık son dönem sûfileri de bundan uzak ve bununla alakalı bir çalışmaları, bir gayretleri yok ve ne yazık ki İslam dünyasındaki sufi yapılanmaları da büyük bir çoğunluğu manadan uzaklar. Şimdi böyle olunca da dünya tamamiyetle, maddeperestliğe doğru koşuyor, akılperestliğe doğru koşuyor. Yani maddeperestlik Avrupa’da, Amerika’da, batıda bitti ama bizde maddeperestlik en acımasız, en vahşi bir şekilde devam ediyor ve öyle bir açmazda ki İslam dünyası, batının bıraktığı maddeperestliği, akılperestliği, biz ne yazık ki yeniden, yeni bulmuş gibi biz onu böyle sokakta bulmuş gibi alıp başımıza tac ediyoruz.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Mânâyı Bilmek

Manayı bilen bir mürşid-i kâmil nasıl bir durumdadır?

Manaya kapısı açık olması gereken sufi topluluklar, sufi toplulukların, manaya kapılarının açık olması gerekirken en başta onlarınki kapalı ve böylece İslam dünyası, kısır bir akılperestliğin pençesinde. Bakın, akılperestliğin pençesinde. Bu çok üzücü. Bunu tarikatlar, sufilerde ne yazık ki bu sıkıntının içerisindeler. Allah bizi affetsin. Oysa Cenab-ı Hak Lokman suresinde, ayet 20: ‘Allah size zahir ve batın nimetlerini bol bol vermiştir.’ Ayetle sabit. Demek ki Cenab-ı Hak, hem zahir olarak hem batın olarak bize bol bol nimetlerini vermiş. O zaman bu nimetin manasını veyahut da manadaki nimeti veyahut da batın nimetini biz ne kadar tanıyoruz, biz ne kadar biliyoruz? İslam dünyası bu ayeti kerimeyi nasıl anlıyor? İslam dünyası bu ayeti kerimeyi anlayıp ne yapıyor? Biz bırakalım İslam dünyasını, biz o zaman kendimize bakalım. Evet, Cenab-ı Hak demek ki hem zahir olarak hem batın olarak nimetlerini bol bol vermiş. O zaman o batın nimetlerinden faydalanmak, o manadan faydalanmak, bütün Ümmeti Muhammed’e, bütün inananlara kapı açık.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Mânâyı Bilmek

Hakikatin beşinci kapısı neden doğru yerde kullanılmıyor?

Bu salı günü inşallah burada şey olacak yine Divan’ı Kebir yapacağız. Pazartesi günü bayanların burda programı var. Sadece bayanlara ait, Perşembe günü yine namazgâhta ders var amma velâkin bu önümüzdeki bugünden sonraki derslerin hiç birisi de mecburi değil, bayram haftası. Biz bayram haftası çünkü genelde ders yapmıyoruz. O yüzden il, ilçeler bütün hepsini de bugün yayınladım. Hepsini de bayram haftası dolayısıyla iptal ettik, bayramdan sonraki perşembeden itibaren inşallah derslerimiz devam edecek ama namazgâhtaki zikrullah Perşembe günü devam.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Allah’ın Her Yarattığını Sevmek

Hakikatin beşinci kapısının yanlış kullanımı neden sorun yaratır?

Salı günü burda Divan’ı Kebir var, yine devam edeceğiz. Önümüzdeki perşembe zaten araya normalde bayram cumartesi günü, öyle değil mi? Önümüzdeki perşembeye de ders devam edecek, bayramın birincisi günü cumartesi günü burda sohbet yok. Bayramın ikinci günü yine Allah izin verirse aşağıdaki neydi salonun adı? Bahçe, bahçe davette inşallah, bayramın ikincisi günü yine bayramlaşmamız olacak, yine aynı saatte. Başka var mı ilan edilecek Hacı Cafer? Yok, tamam, bu kadar. Haklarınızı helal edin. El- Fatiha maassalavat. Âmin. Asıl curcuna önümüzdeki hafta kopacak. Pardon bir dahaki sohbette kopacak. ‘Tüm insanları bir görmek.’

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Allah’ın Her Yarattığını Sevmek

Hakikatin beşinci kapısının yanlış kullanımıyla ilgili ne söylendi?

‘Tüm insanları bir görmek.’ Bir de bu var ya hani hakikatin beşinci kapısı bu, bu da doğru yerde kullanılmıyor. Bunun da işaret fişeğini şimdiden patlatayım yani çıkıyor birisi tasavvuf adına, ‘biz bütün insanları seviyoruz!’ Allah Allah? Sen eşcinseli de mi seviyorsun? Eşcinselliği de mi seviyorsun? Sen kâfiri de mi seviyorsun? Sen Müslümanlara savaş açanı da mı seviyorsun? Sen Müslümanların namusunu kirleteni de mi seviyorsun? Nasıl seviyorsun, bu nasıl bir sevmek bu? Bunları söyleyen Türkiye’de ehl-i tasavvufum diyenler, bunlar böyle logo sözler, klişe! Biz bütün insanları seviyoruz. Allah Allah ya! Nerden buldun bu sevgiyi sen? Allah’ın sevmediğini nasıl seveceksin? Allah zalimleri sevmez! Sen sevecek misin? Allah faizcileri sevmez, sen sevecek misin? Allah gıybetçileri sevmez, sen sevecek misin? Allah kâfirleri sevmez, sen sevecek misin? Allah münafıkları sevmez, sen sevecek misin? Sevgi pıtırcığı olmuş millet. Allah’ın sevmediğini nasıl seversin? Sen Yezid’i seveceksin O zaman, öyle mi? O zaman sen Hz. Hüseyin efendimizi katledenleri seveceksin o zaman, öyle mi? Nasıl seveceksin? Sen o zaman müminlere savaş ilan eden müminlerin kanını, canını, malını, ırzını, namusunu, perişan edenleri seveceksin öyle mi? Sen müminlerin başına bomba yağdıranları seveceksin öyle mi? Ne sevgi pıtırcığı herkes, seviyor herkesi! Sen her gün Filistinlilerin başına bomba yağdıranları seveceksin öyle mi? Allah ve Resulüne savaş açanları seveceksin sen öyle mi? Allah’a savaş açmış, sen onu seveceksin öyle mi? Sufilik doğru yerde olacak, doğru yerde! Evet, önümüzdeki yani normalde cumartesi tabi bayram, ondan sonraki cumartesi bu sohbet, ‘tüm insanları bir görmek’ veya işte ‘bütün insanları sevmek.’

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Allah’ın Her Yarattığını Sevmek

Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Kimsenin Ayıbını Görmemek nedir?

• Bölüm 10/17

HAKIKAT KAPISI- (KIMSENIN AYIBINI GÖRMEMEK) Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim hayatınızı, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden gayret eden kullarından eylesin. Batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden, batılın yeryüzünden silinip yok olması için koşturan savaşan kullarından eylesin. Kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah. Tabii Mesnevi okumalarının içerisinde öyle bir yere geldik, ‘Dört Kapı Kırk Makam’ı geniş olarak anlatalım istedik. Çünkü yukarı Mezopotamya sufiliği dediğimiz o bilhassa Türklerin, Hacı Ahmet Yesevi’den itibaren öğrene geldikleri sufilik, bu ‘Dört Kapı Kırk Makam’ın üzerine kurulu. Horasan’dan itibaren Ahmet Yesevi’den itbirinden bu ‘Dört Kapı Kırk Makam’ genel öğreti olmuş. Herkes, her üstad, kendi zamanında bu dört kapı kırk makamı yorumlamış, sonra gelenler bir daha yorumlamışlar, sonra gelenler bir daha yorumlamışlar, bu dört kapı kırk makam genel olarak Yukarı Mezopotamya sufiliğinin vazgeçilmez ana düsturları olmuş. Biz de sonuç itibariyle bu toprakların sufileri olarak bu eski kadim öğretiye devam edenlerdeniz. Rabbim o yolda bizleri mukim eylesin inşallah. Bu akşam dört kapı dediğimiz, sonuncusunu işlediğimiz hakikat kapısının ikinci makamı olan, Allah izin verirse inşallah, ‘kimsenin ayıbını görmemek’, bu konuyu işleyeceğiz.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Kimsenin Ayıbını Görmemek

İnsanların birbirlerinin ayıplarını görmemesi neden önemlidir?

Tarih boyunca insanlar birbirlerinin ayıplarını görmüşler. Birbirlerinin ayıplarını, nasihat edeceklerine, onların ayıplarını yüzlerine vurmuşlar veyahut da insanların ayıplarını araştırmışlar, insanların ayıplarını araştıraraktan insanların üzerinde suizan beslemişler veyahut da araştırmaya çalışmışlar, zaman zaman sufilerin içerisine de bu hastalık düşmüş. Hele bugünkü zamanda bu hastalığa duçar olmayan bir Müslüman’ı bulmak çok zor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanların ayıplarını araştıran, ayıplarını orta yere çıkarmaya çalışan hatta birisinin ayıbını yüzüne vuran hatta o ayıbıyla onu yargılayan yani geçmişte bir hata işlemiş, kusur işlemiş o kimse, o hatasını kusurunu öğrenmiş o bir şekilde, onun geçmişte işlemiş olduğu o hatasını, kusurunu, onun yüzüne çarpıp onu öyle yargılayıp onunla değerlendiren yani tövbe etmiş, geri dönmüş o hani bırakmış, onu ilgilendirmiyor. O onunla yargılıyor onu, asıyor herkesin önünde. Hatta bugünün hastalığı, insanları normalde araştırmak, ayıplarını araştırmak. Allah muhafaza eylesin. Oturduğu yerden günaha giriyor herkes. ‘Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirlerinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.’ (Hucurat, 12). O yüzden gizli gizli insanların kusurlarını araştırmak ve etrafında başkalarında bulduğu kusurları konuşmaya başlamak ve aynı zamanda da böyle onların üzerinde fikir yürütmek, onların üzerinde dedikodu, laf üretmek, o insanın sevabını da alıp götürüyor varsa, yoksa habire eksi yazılıyor. O yüzden normalde insanlar o ayıpları araştırıp o ayıpların üzerinde tesis ediyor. Şimdi bir kimse kızını verecek bir yere, onu araştırsın, o hak veyahut da bir yerden kız alacak, onu araştırsın, bu hak ona ama üzerine farz mı vacip mi, ne yapmaya insanların ayıplarını, kusurlarını araştırırsın! Ama bu ne yazık ki şeytanın dürtüklediği büyük hastalıklardan birisi. Öyle devam ettiği müddetçe de o kimse dedikodudan gıybetten, bühtanden, suizandan daha ileri büyük günahı kebairden, iftiradan geri dönemiyor.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Kimsenin Ayıbını Görmemek

İslam dünyasında iyilik ve kötülük durumu nasıl?

İyi insanlar da itibar görmüyor, kötüler revaçta, alkışlanıyor, iyiler ise kötüleniyor ve bu ters yüz edilme ne yazık ki İslam dünyasında da alabildiğine gitmiş vaziyette. Bakın, İslam dünyasında Kur’an, sünnet-i seniyye, imamların içtihatları, fıkıh, ehl-i tasavvuf , ehli zikir, Kur’an ve sünneti seniyyeyi yaşayanlar kötüleniyor, nerde sapıklık var, nerde içki, kumar, fuhuş, çıplaklık nerde lgbt+ dediğimiz ne üdüğü belirsiz mahlûklar var, onlar alkışlanıyor. Kötüler ne yazık ki revaçta.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Kimsenin Ayıbını Görmemek

Kur’an ve sünneti seniyyeyi yaşayanlar nasıl değerlendirilmektedir?

Bakın bir şeyh efendi vefat etti, cenazesine yüz binler katıldı elhamdülillah, milyonlar katıldı, olmadık laflar ve iftiralar sergileniyor. Hayatını Kur’an ve sünneti seniyyeye adamış bir zat vefat etmiş, binlerce talebe yetiştirmiş, binlerce dervişi olmuş, onun arkasından, bütün herkes olanca hakareti yağdırıyor. Kur’an ve sünnet mücadelesi veren bir kimse kötüleniyor. Kur’an ve sünneti yaşamaya çalışan bir topluluk kötüleniyor ama nerde lgbtci var, nerde çıplaklar var, nerde fuhuşçular var, içkiciler var, kumarcılar var, sapıklar var, sapkınlıklar var, şeytana hizmet edenler, heva ve hevesini ilahlaştıranlar var, onlar alkışlanıyor.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Kimsenin Ayıbını Görmemek

Kur’an ve sünnetin dışındaki durum nasıl?

Kuran’ın hükümleri yaşanmaz hale getiriliyor ve Kur’an raflarda duruyor. Raflarda durmasından dahi insanlar rahatsız ama Kuran’ın dışındaki her şey baş tacı ediliyor. Haramlar baş tacı, helaller tu kaka kötü, farzlar tu kaka kötü ama heva heves ve şeytaniyet alkışlanıyor, baş tacı ve iyilikleri nasihat etmek, iyilikleri anlatmak, Kur’an ve sünneti seniyyeyi nasihat etmek, Kur’an ve sünneti seniyyeyi anlatmak kötü; Kur’an ve sünnetin dışında her şeyi anlatmak iyi! Bu hale geldik ve ne yazık ki din düşmanlığı, dindar düşmanlığı revaçta.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Kimsenin Ayıbını Görmemek

İslam dünyasında meşhur olmak için ne yapmak gerekir?

Revaçta! Eğer meşhur olmak istiyorsanız dine küfür edin, dindarlara küfür edin. Meşhur olmak istiyorsanız Kur’an’a küfür edin, ayetleri inkâr edin, hadisi şerifleri inkâr edin, meşhur olun. Yok, siz halkın nezdinde yere düşmek istiyorsanız, o zaman Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışın. Yok, halkın nezdinde alkışlanmak istiyorsanız küfür edin Kur’an’a, sünnete. Bu hale geldik ve ne yazık ki Müslümanlar da bu oyunlara alet oluyor. Müslümanlar da Müslümanların ayıplarını örtmüyor.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Kimsenin Ayıbını Görmemek

Ehl-i tarikat ve ehli tarikatın ayıbını örtmektedir mi?

Ehl-i tarikat, ehli tarikatın ayıbını örtmüyor. Aynı cemaate müntesib olan dervişler de birbirlerinin ayıplarını örtmüyorlar. Birbirlerinin hatalarını, kusurlarını acımasızca eleştiriyorlar. Kardeşliklerini zedeliyorlar. Baba oğulla olan arasını açıyor, oğlan babayla olan arasını açıyor ne yazık ki. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Kimsenin Ayıbını Görmemek

Tevazu sahibi olmak ne demektir?

Hakikat kapısının birinci makamı, toprak olmak. Yani bizim dilimizde toprak olmak denir de tevazu sahibi olmak, alçak gönüllü olmak. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede: ‘Rahman’ın has kulları onlardır ki yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez cahil kimseler onlara laf attığında selam derler geçerler.’ (Furkan, 63).

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Tevazu Sahibi Olmak

Tevazu sahibi olmakla ilgili bir başka hadis nerede geçmektedir?

Yine İbni Mace’de geçiyor: ‘Kim Allah’ın rızası için Allah’ın kullarına karşı bir derece tevazu gösterirse bu sebeple Allah onu bin derece yükseltir.’ ‘Allah kibirli kimseyi alçaltır, tevazu sahibini yükseltir.’ Taberani’de geçiyor. Hz. Mevlana şöyle buyurmuş: ‘Toprak ol. Toprak ki gül bitsin. Çünkü gülü topraktan başkası göstermez. Taş baharla nasıl yeşerir? Mümkün mü? Toprak ol da renk renk gül bitsin. İşte bizim için sufilik, sufilyik, nefsi toprak gibi mütevazi hale getirmektir.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Tevazu Sahibi Olmak

Âşık aşığa kendini açar mı?

Âşık birbirini gördüğünde kendince kendini açar, kendince kendini de aşar ve ancak âşıkların ahsen-i takvimleri devam eder, ancak hayret makamında duranların ahsen-i takvimleri devam eder. Eğer o kimse hayret makamında değil ise onun ahsen-i takvimi devam etmez. O, ne takdir edildi ise ona o, o kadarda kalır veyahut da ne çalıştıysa çalıştığı kadarıyla kalır ama âşıklığı yakalarsa âşıklığı yakalarsa onun ahsen-i takvimliği devam eder.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Kendini Bilmek

Kendini bilen kişi, Allah’ın ilmiyle nasıl ilimlendirilir?

Cenab-ı Hak onun kalbine bir nüve koymuştur. O nüve ilmi ledündür onun. O çalışarak kazanılmış bir şey değildir. O gayret ederekten alınmış bir şey değildir. Bir gayret ederekten alanlar vardır, haktır bir de aniden Cenab-ı Hakkın verdikleri vardır, o da haktır. O her ikisi de seçilmiştir ama o aniden verdiği âşıktır. Birden aşkı tatmıştır. Birden aşk şerbeti içmiştir o. Ona kadehi sunmuştur birden. O kadehi ona birden sunduğundan, o zaten sarhoş zihniyetli, sarhoş tabiatlıdır, bakmamıştır içinde ne kadar ne var diye, fondip atmıştır. Fondip atınca da o aşkın zirvesinde dolaşmıştır.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Kendini Bilmek

Rutubetin varlığını nasıl belirlemek mümkündür?

Bende dedi, hasta oldum, dedi. Ondan sonra, herhalde dedi bu camdan geliyor dedi. Gelebilir efendim, dedim. Ben sizi dedim götüreyim bizim otele. O esnada ordan nakip bir arkadaş geldi. O işlere de bakıyor, sorumlu, ondan sonra, böyle bir mevzu olunca o da buna şahit oldu. Şeyh efendi onu bir daha söyleyince hemen kalktı bu şimdi pencereye (kokluyor), yok efendim burda rutubet. Yok, koku yok. O var diyor, o yok diyor. Kafa döndü benim. Dedim efendim, ben sizi götüreyim dedim, hani gidelim.

Kaynak: Dört Kapı Kırk Makam – Tarikat Kapısı

Gazali’den Sorular 1 nedir?

Hemen konuya geçelim Süpet duymayan hakîkati bulamaz Önce şüpeden başlamamız lazım Süpet baktığımızda Ekvincok kısım kısımdır da Süpet, Ama mikim ise hakîkat arayıcısı ise O kimse muhakkak Süpet üzerinde yürümese gerekir Süpet İlmi şüpe İnsanı arayıcısı Süpet Her bulduğun bu gerçektediniz Bu hakîkat ediniz Şeyin üzerinde Süpet Onun daha da sına bakarsınız Daha da sına bakarsınız Biz buna ilmi şüpet Süpet Bir kimse örneğin Herhangi bir konuda şüpet düşebilir O şüpesini izale etmek için Arayıştırmaya başlar Kesin okunu da Kalbi.

Kaynak: Gazali’den Sorular 1 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 13.12.2025

Şüphecili nedir ve nasıl bir durumdur?

O yüzden şüphecili, şüpheyle yaklaşmamak lazım. Ve şüphecili kötü gözü bakmamak lazım aslında her düşünen insan biraz şüphediyor olması gerekir. O şüphesini izale etmek için bu seferde çalışması gayret etmesi mücadeletmesi okunu da, araştırması gerekir. O yüzden hemen ben böyle tanımla ebirlerim bunu, her şüphe insanı hakîkate götürer bir binek gibidir. Eğer şüphesinin bineyin olursa sen onun kölesi olursun o senin yollendirir. Yok şüphe, bu noktada senin bineyin olmazda, sen onun, binek gibuk kullanırsan, seni hakîkate götürür.

Kaynak: Gazali’den Sorular 1 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 13.12.2025

Şüphecili nasıl bir durumdur?

Bizim toplumumuzda genel olarak insanlar şüphenin kölesidir. Yani şüphe ne yazık ki onun bineyidir. Bu insanı hela kagötürür. Mesela adam oturdu yerden eşinden şüphediyor. O turdu yerden çolundan çocunla şüphediyor. O turdu yerden yanında keçalışanla şüđediyor. Bu o insanın psikoluysini boza.

Kaynak: Gazali’den Sorular 1 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 13.12.2025

İmam Gazali nasıl bilinir?

İmam gazali nasıl biliriz? Gazâlî’nin üzerine çok araştırmaya puymuştır. Altında maddeler var da ben böyle direkt gireyim konuya. Gazâlî’nin üzerine çok araştırmaları yapılmıştır. Bir çok tezder yapılmıştır. Üniversirlerde işte böyle docentik tezi, bitirmet tezi, şu tezi bu tezi, gazali de şu gazali de bu gazali de şu diye çok tezder yapılmıştır.

Kaynak: Gazali’den Sorular 1 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 13.12.2025

İmam Gazali’nin zamanında nasıl bir durum vardır?

Gazâlîyenin zamanda en büyük tartışmalardan verisi Kur’an mahli yok mudur değil midır? En büyük tartışma bu dur gazaliyenin zamanda. Gazâlîyenin zamanda ki büyük tartışmalardan verisi o zaman için normalde İslâm dünyası yeni kapılarını düştüğü yayı açmıştır. Örnekliyorum. Aristonun Sokratın Eflatunun bütün kitapları. Çevirilip İslâm dünyasında okutumaya öğretilmeye başlamıştır.

Kaynak: Gazali’den Sorular 1 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 13.12.2025

Bu kronik, kronik, hastalık olarak değil genetik genen bir devletçi midir?

Gazâlî aynı zamandır da bu kronik, kronik, hastalık olarak değil genetik genen bir devletçidir. Aslında hepinizin damarlandığı devletçeli vardır. Benim de vardır. Devlet bizim bu en semizde boğaza pişirirse daha biz devlet düşmanına yapmayın. Biz bir şey olsa yalanla yaklaşık abak, baldarı çıplak en de yürücak olan biziz gene. Biziz başkasını değil. Bunun örnekleri de görüldü. Ben bu toplulutla mutluyum görürlüğüm. Yani sonuçta bir kargaşa çıktı. Biz Cumhurbaşkanın sözüne bile bakmadık. Herkes ben önce biz toplandık biz de darbe karşı geldik. O yüzden de darbeleremi arası kaldık. Bunun da altını çizin. Biz meydandaken bazı ak parti milletvekiller gözlerini oluşturur. O uçlara biz meydanda tarkı darkı yenin geliyorlar da. Beklediler darbe ne tarafı evreyecek diye. Beklediler. Neyse o yüzden bizim damarlanımızda devletçilik vardır. Biz devlete ihanet etmeyiz. Bu bizim genetimiz bu bizim. Biz bu nedir? Bu ne de ben savaşman zaten? Bakın bunun Ne de savaşman ben devletçi bir insanımdır. Devletin bozuk çartları vardır. Bozuk yanları vardır. Yönetimsel problemler vardır. Vardır da vardır, ama ben yine de devletçi bir insan anandır. Allah bizi affesini. Sen çoklı devletinde siyasal ideolojik, ve düzene sağlamaya çalışan. Nizam mülk başta bağda tolmak üzere ülkenin belli başlı bütün kendilerine medreseler kurar. Nizam yemedir eseler adı verilen bu okullar. İstanbul dünyasını devlet elile yapılan altı çizili buranın devlet birçesiyle eğitim veren. Mifredatı devlet tarafından bellilerinin ilk eğitim kurum vardır. Evet doğru dur. Bu normade nizam yemedir eseleri ilk defa istandın yasında devlet elile kurulan medir eselerdir veya üniversitelerdir. Bunların normalde akçeleri devlettendir. Mühradatları da devlettendir. Evsene de katılıyorum, ve normalde. Selçuklu şimdi devlet yönetmek çok üzüllerim küme yönetmek gibi değildir. O gün içinde evleti yöneteler insanların normalde böyle sapkın düşüncelere, ve fikirlerere matıp gitmesin sapkınlıklara kendini feda etmesin diye devlet bu çalışmaları yapmıştır. Ben karşı değilim bunlara. Bunlara karşı değilim. Çünkü devlet teba asının dinini, ve aklını korumaklamı kele. o yüzden eğitim vermekle mükelle. Ha içerikleri tartışılabilinir. Bu da ayrı bir meselesi. Enişallah önümüzde kafa. Burdan devam edeceğiz. Bir kâlem getirdisiniz süreye devam diye yazayım. Sorulara ilave bir şey edecek misin sorular kalacak mı? Bugün ki konuşmalarımın üzerinde bir soru malzimesi yaparsan. Yani tekrar önümüzde kafa o soru malzimelerin üzerinden gidebiliriz. İllahi ki benim analizim doğru da bir derdimiz yok. Ben yeni den hakanı kardeşi teşekkür ediyorum. Baya uzun zaman oldu. Böyle soru hazırlanmıyordu. Hatta ben biraz böyle ona Dedim. Yani bu ara hiç soru gelmiyor. Bu konuda dedim. Hicyanlandırmıyorsun. Hatta dedim ki ümidini kestim omanandı yöldü. Göyre bir sorular hazırlıyorum. Kolduktan başını tavana vuracak diyordu. Henüz daha başımız tavana vurmadı. Ama bir hani hayra vesile oldu. Allah razı olsun kendisinde. Bizim nefes bir iki üç dördü çıkıyor mu, yoksa üç temk aldık nefes de. Dördü iş tatlamıyor. İnşallah nefes bir iki üç tabii hakan kardeşin sorularıyla. Vücud buldu. Bir de İslâm’da siyaset. O da hakan kardeşin sorularıyla vücud. Buldu. E çitaplardı bastırdık. Bir de karar ile meslemi kaldı galiba değil mi? Meslemi de basıldı mı? Basında inşâallah o da bitince başlayacağız. Ya baş yavaş yavaş kardeşlere. Onu da bitmesini bekliyoruz. Allah’tan bir şey gelmezse inşâallah. Cenabı Hak bütün kardeşleri okumayı nasıl verilesin? İnşallah faydalı olur. İnşallah faydalanınlar. Elfatiha mâşâallah oldu. Nezamiye medreseleri sonra önümüzde kaptık konuşan da nezamiye medreseleri başlangıç olarak, ama çok yerinde, ama ne yazık ki soradan iştebilir mi? Başka şeyler girmiş işini çarsın. Başka şeyler. işini çarsın. Yani bunu önümüzde kaptak giriş yapacağım. Nezamiye medreseleri ile alakalı. Yani başlangıcı çok ben. İyiyimiyette başlangıç. İyiyimiyette. Yolakçıklı lırken iyiyimiyette yolaçıkılmış. Ama ne yazık ki, hani İslâm dünyasında ki iyiyimiyette yolaçıkıp sonra yolda bozuma yolda bozuma hastalığı onlara da bulaşmış. Bunu önümüzde kaptaya sakladın. Şimdi orada ki, mizamiye medreselerine girdim. Bunu önümüzde kapta biraz böyle. Anları zetçem ki günümüzde ışık tutsun diye. Anları zetçem. Çünkü yolaçıkarken herkes Kur’ânsünnet vatan millet diye yolaçıkıyor. Başlangıcı olarak çok güzel. Hani benim tabirimle mücayet olarak yolaçıkıyor. Yolda sonra müthai tolıyor sonra itoluyor. Sonra densiz olup çıkıyor. Bu norm İslâm dünyasında kuroni kastalık bu. Yani makamı, evki, parayı görünce de iyi şeyler. Mizamiye medreselerinin böyle bir sonra da namobu. Sonra da böyle bir hani yoruyungesinden çıkıp fayda sağlaması gereken şey. Oğulgu fayda sağlaması gereken bir hareketken sonra senin dedin noktaya geliyor. Yani burası açılıma değişime açık bir topluluk olmaktan çıkıyor. O zaman işte İslâm dünyasına zarar veriyorlar. İslâm düşüncesi temin, İslâm fıkıksi istemine Bunlar zarar veriyor. Yani normalde selamın ekim. Normalde, yani işte, sen olarak kendilerini geliştirip değiştirip deriline iştirip yükseltmeleri gerekirken bağımaz bir şekilde kalıyorlar. Kalınca da o zaman işte her şey görleşiyor. İşte bu dönormadı devlet anlayışından da çıkıyor. Devlet ayrı başındaki hükümdar ayrı. Devlet ayrı devleti şey yapanlar. Hani idare edenler ayrı. Bu sefer iş, hani devletin kendi içerisindeki doğru çizgisini de aşıyor. Bunu devleti yönetenler yapıyor. Devleti yönetenler. Bu sefer medreseleri kendi şeylerinin altına alıyorlar. Hegemon yollarım. O, şey.

Kaynak: Gazali’den Sorular 1 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 13.12.2025

Söz şu din devletin iki sikardaş eder mi?

Bakarken farklı bir açıdan bakmamız lazım gibi geliyor bana. Bu işin tabi teknik konulları, ama bu sohbetin devamında bunları girmeyeceğim diye bir kaydiyor. Allah’ın izin madem ki gazali konuşacağız. Etraflı bir şekilde konuşmamız lazım. Tabi gazali konuşmazdan önce maver deyi konuşmamız lazım. Çünkü maver de de soradır gazali. Söz şu din devletin iki sikardaş eder.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Gazâlî’den Sorular 2 Hakkında Böyle değil mi?

İkisi kardeşlerine aklına gelir, iki seda’in anlamda doğmuştur. Birbirinin ardına önce doğan büyüktür, sonra gelen küçük tür. İkiz kardeş olur. Aynı kökten gelirler. Yani anleleri babalar aynıdır. Anleleri babalar aynıdır. Aynını varlıklardır. Ama bir dırlar. Aynı varlıklardır.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Sünnet seneyede böyle bir şey yok dedi mi?

Yani, sünnet seneyede böyle bir şey yok dedi. Dendiğinde bir kimse, kardeş o zaman buna ihtiyaç yoktu zaten. Bunun söylemine. Ihtiyaç yoktu. Hazreti, ve bakırafendimizin ilk savaşı kime, zekat vermeyeceğim diye enlere. İkinci savaşı kime, sahte Peygamber’e. Müsleyelim, tülkezaba. Demek ki, din devlet içiçe, ya siz zekat vermezseniz vermeyeyim. Öyle bir şey yok. Devlet gücü girdiği içine, devlet gücü girdirerekten, din hükmünün yaşanmasına, devlet güç kullandı. Dedeki bu din hükmün Peygamber, salurlar, ve selamazetten de, neyi nasıl yapıyorsanız? Öyle yapacaksınız. Yoksa dedi, savaş ilan etti, onlara. Zekat’a baş kaldıranlara. Demek ki, dini bir hukukun, işlenmesi için, savaş ilan oldu. Söyle.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

İslâm dünyasını yıkan içeriden yıkan, dini kendi emellerine arac sallaştıran insanlar mıdır?

Yani İslâm dünyasını yıkan içeriden yıkan, dini kendi emellerine arac sallaştıran insanlardır. Mesflerinin içerisinde meşflerinin içerisinde tarih katlarını içerisinde siyasetini içerisinde birokratın içerisinde, bunu böyle Allah beni affesin, ben keleaina kuşu gibi, ben ki de, hani bunlar kimse dile getiremiyor. Ama dini arac sallaştıranlar kadar. İslâm dinine, Müslümanlara zarar veren, başka bir kimse yoktur. Bunu emevilerin büyük bir kısmı, bu bunun içerisinde daildir. Şiyah bunun içerisinde daildir. Vahabiler bunun içerisinde daildir. Hariciler bunun içerisinde daildir. Şiyah’nın bir tek, ben şiyah dediğimde, Şunun altını çizin. İmamcafları sadıkla, cevherileri ayırınken ara. Şiyah’dan kastım, imamcafları değildir. Şiy, ah, Şiyah’nın içerisinde, kafanı sadık, ve o, onun temiz soyuda daildir. Şiyah’nın içerisinde o kadar çok, çünkü bir pırka var ki, hepsi de şiyah izliyor. Birk bir çolmuş, şeyah değildir onların. Şimdi böyle olunca, hani bunların hepsi de, büyük bir çolunu dini arasalarıştırmışlar. İşte bu arasalarıştırmanın içerisinden çıkmıştırmağı verdi. Ölümü, bin eline sekiz. Şu anda iki bin yirmi altı daiz, bin yirmi beş yıl önce ölmüş. Yani bin yıl. önce ölmüş.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Meşrı tiyeti korumak ve yeniden kurmak neden önemlidir?

Şimdi bu normalde bu ortamda meşrı tiyeti korumak, ve meşrı tiyeti yeniden kurmak. Şimdi böyle olunca meşrı tiyeti korumak denince seni bir füze daha geliyor. Yani Amerikan başkanın ne dedi? Cumhurbaşkanımıza biz ona işrı tiyeterdik dedi. O mananda söyledi değil mi? Çöznesildi. O zaman bir meşrı tiyet problem var. Yani o meşrı tiyeti yeniden kurmak. Yani bir şey senin hakkını sen.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Meşrı tiyeti ne demektir?

Hani o meşrı mısın sen? Yani bir kimse bir makamda oturuyor. O makam bir meşrı mı? İkinciisi makamda oturan meşrı mı? Yani bir o makam meşrı mı? 2 o makamda oturan meşrı mı? Şimdi bunları istediğiniz yere çekin. Şimdi bir şey, ve fadetti. Şimdi bir kimse zakirlik verdi. Şey meşrı mı? Meşrıysa zakirlik makamu meşrı mı? Birine oraya zakir taynetli mi? Bak o zakir meşrı. Onun bir meşrı diyet problemi yok. Makam meşrı ne zakir? Makam meşrı ne nakir? Makam.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Meşrı tiyeti ile ilgili sorunlar nelerdir?

Meşrı ne nakir? Nakir beni gaba? Makam meşrı ne çoğuş. Peki onu ateyan kim? Şey onu atadı. Onun atadı da meşrı mı? Bir meşrı diyet problemi var mı? Şeyh, ve fadetti. Onun ateyan kimsen, ve fad, etti. O atanan kimsenin meşrulu kaldı mı? Neden ateyan, ve fadetti çünkü? Dergahlar da deylet gibidir. O zaman ne lazım? Oraya bir tane şehr lazım. O şey onu yeniden görevlendirirse Meşrı olacak yine. Ama o şey onu oraya görevlendirmezse onun meşrı dedi. Şimdi bu sada.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Sultan Meşrum mudur?

Zaman onun meşhuritiğeti. Sorgulancak mı? Şimdi işte. Abbasilerin son dönümünde. Bu teyet problem var. Sultan Meşrumu. Hazreti hüseyin efendi misin? Şimdi geriye doğru sarayım biraz. Hazreti hüseyin efendi misin? Küfe halkı. Devlet başkanı olarak. Sana bir ateç ediyor. Devlet başkanı olarak. Devlet başkanı olarak. Devlet başkanı olarak sana 1 ateçeci. Hazreti hüseyin efendi misin? Yola çıkıyor. Şimdi, Ama öbür tuftak kim var? Şimdi yazit, kimini atamazı?

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Dinin sosyal ve ekonomik rolleri nelerdir?

Ince din, aslında normalı koyan bir tündür. Çünkü dinin bir tarave eksik kalırsa meselesi ekonomise eksik kalırsa oku kukulmasa, olmadı yine sıkıntı var. O zaman din normalı koyar, ve din, Mesriğu Tiyet, Mesriğu Yet, Ületir. Bir şeyin bir insanın bir olduğunu bir fiyilliyatın bir fikrin, Mesriğu oğlum olmadığına hükmada. Çünkü bir şey Mesriğu Tiyet sağlayacaksa, Mesriğu Yet sağlayacaksa okuyumsa, Mesriğu Yet, Mesriğu Yetle karıştırıyorum ben bazen Mesriğu Yet, İkisinin manasaydı. Mesriğu Yet sağlar din üretir bunu. Yani örnekliyorum, bir din. Bunu sağlamlaştırır. Bir kimse sabah kalktığında ben şey buldum, diyemez Mesriğu Dildir o. 5 kişi toplanın sen bizim şeyimiz ol o şey tasauffi, manada, sufi, manada, meşru değildir. Bunlar da öğrenin. Bir şey, ve vah detti yerine gider, Gittin, gitmezden önce ölmezden önce birisine bir vesik ayazdımın yazmadı. İlhan etti mi etmedi? Bir başkasının ben buranın şeyhim demesin meşru değildim. Bunlar şeye fendiiden sonra yaşanan şeyler. Kardeş şeye fendi senin şeye liniyla netti mi? İki kişi yayınlan etti. Amet duran. Gümüş Mustafa Özmü’a. Üçüncü sene ilan etti mi? Üçüncü süt tıklığında meşru değildir o. Bir devlet başkanın. Seçilmiş, ve hatta kılıç zorıyla gelmiş. Devlet başkanımı evet. Bakın başka bir kimse ona baş kaldırır. Ben devlet başkanayım derse, Meşru değildir onu öldürülmesi şarttır. Bakın öldürülmesi şarttır. Bağın iyi hükmün de dür o. Eğer imam ağzıma göre o kimse devlet başkanını ele geçirir. Devlet başkanını kılıç zorla alır işte. Yani darbeyle. Darbeyle gelen o devlet başkanı din ona bir Meşru yetleri yoksa. Yani kuram, ve sünnet tarresinde ise o devlet başkanı Meşru dur. Din, çünkü o kimse Meşru yet verir. Dinler ona. Traum seçildi geçenlerde değil mi? Neyinizler neyi mi netti? Encilinizler neyi mi netti değil mi? Meşru yetini nereden aldı? Encilden aldı. Krali çöldü, çok üzüldüler, krali çenen evlatları. Kuşa kuşa canazesine gittiler. Krali çöldü, ters ona yerine oğlu kral bulunur. Öyle değil mi? Yemin torunünde. Neyi mi üzerine? Yemin etti. Encilin üzerine. Kral aynı zamanda ingiltere denedir. Kili senin başıdır. Kili senin başı papadaylı orada papaz değildir. Meşru yet verdi. Traumpaçıklama yapıyor. Kendisini mesih görüyor değil mi? Millete alayı diye hesaplanıyor. Kendini mesih sanıyor. Kendini dini bir vazifeli görüyor. Öhüt doğru. Çünkü din ona. Meşru yet verir. Sizde bunları kimse böyle anlatamaz. Sizde bunu kim sanlatamaz. Fransa devlet başkanı seçiliyor değil mi? Neyi mi üzerine? Incilin üzerine. Meşru yet sağlıyor. O zaman din ne yapıyor? Meşru yet üretiyor. Din ne yapıyor? Din ne yapıyor? Dinin vazifeli arınlarından Birisi ne? Birisi de ahlâkı çarçeviyi belirliyor. Çok önemli. Din ahlâkı çarçeviyi size ne yapıyor? Belirliyor. Anacetepe en var, salıla, ve selamı zetetelini adisleri var ya. Bir çobanın sınırları vardır diyor. Koyunlarını olsunırlar içerisinde. Dinin sınırları vardır. Din size ahlâkı sınırları çizer. Därke rüşset almacaksınız. Därke fakire bu karaya zulmetmeyeceksiniz. Därke parayı zenginliği belli ailelerin belli kimselerin arasında döndürmeyeceksiniz. Parayı ataleti bir şekilde tavaya da ötçaksınız. Din emreder bunu. Pahizi yasaklar dinside. Bakın ne yaptı ahlâkı çarçeviyi belirli de. Biz. Ahlâkı çarçevi de ince hemen aklımıza uç kur geliyor. İnsanların uç kurunun bozulmasının yagane sebebi ekonomidir. Din sizin ekonominize de karıştır. Därke parayı, ve gücü belli ailelerde ver Belli bir kimselerin arasında dolaştırmayın der. Yani bir kede elli tanezengin oluşturmayın der. Zenginliği paylaştırın. Zenginliği doğudun da. Bir kısmını on dokuz bin nireyle geçindiricem derken bir kısmını bir yemekte elli bin nire ödürken orada din yoktur. Eklersölün mi? Orada din yoktur. Bir kısmını normalde yemekte maaşı yirmi bin nire alırken öbür. Tarafta birisi akşam yemeğine par ise gidiyorsa orada din yoktur. Orada din yoktur. Huzaman din dediğimizde İslâm olarak görüştük konuştuğumuzda o sonsuz güç, ve kudret Allah’a ettir orada. Devlet-a ettiğidir. Ve Allah… Peygamberlerinin üzerinden insanlara ilâhî kaununlarını ulaştırır. Peygamberlerinin üzerinden siz o yüzden Peygamberleri rededemezsiniz. Peygamberlerin getirdiklerinde rededemezsiniz. Ve birileri Peygamberin getirdiklerinin Peygamberinin hadiyslerinin errede diyorsa Odin’den çıkmıştır. Bakın, Odin’den çıkmıştır. O meşruğu yiyetini kaybetmiştir. O meşruğu meşruğu yiyet sahibi değildir. Odin’den yılmaz aslında İslâm hukuk’u olmuş olsa Kom ile. hadiysleri redededen kimse Peygamberler redetmiştir. Kattivacı bulururum. Yani kafirdir. Yani meşruğu yiyeti kaybılmıştır onu. Şimdi böyle olunca Odin ilâhî kanunlar manzumesi. Siz onun birisini inkare demezsiniz. Birisini redede demezsiniz. Peki devlet nedir? Devlet dinin koymuş olduğu, nornları uygulayan aygıttır. Din nornları belirler, kanunları belirler. Din çarçıvi çizir. Devlet de Odin kanunları onların ornları uygular. Devlet böylece, onların oronları o kanunları uygularken düzeninde sağlar. Ve aynı zamanda da devlet bunları düzenin sağlarken cezallandırma gücünü kullanır. Yani din bir şeye ceza keser o cezayı uygulayan devlettir. Ve er birisi bu noktada eksik kalırsa geride eksik kalır. Yani din noktasında bir şey eksik kalırsa hem fikriyatta hem fiyiliyatta, bakın hem fiyiliyatta hem fiyiliyatta, bu eksiklik devlete de yansır. Devletinde fiyiliyatında fiyiliyatında eksiklik olur. Düzem bozulur, anarsı çıkar. O yüzden dinin koymuş olduğu nornları kaydeleri, kuralları, kanunları cezall sistemini devlet uygula makzorunda der. Eğer devlet bunları uygulamız ise, o zaman pevada anarsı çıkar. O zaman tebanın hakkı hukukuk korunmamış olur. İşte maver dinin, akamın Sultanıya atlı, eserinde, o, o, o eserden alınmasın. Kur’an, ve sünneteden bir siyaset tevorisi geliştirmeye çalışırken, o, o, o, biraz baktığım o, akamın sultanıya, kuramın sünnet, tedenem bir siyaset tevorisi geliştirirken, İslami hayatın içerisinde girmiş olan, hani İslami hayatın içerisinde girmiş olan, müese seleri, mesele vakıflar gibi, İslami hayatın içerisinde girmiş olan, işte, tükkar, bugün küder neklere gibi, o dalar gibi, var yaşımlı bir siro odamoda, bunlar hepsini de, İslami, pransibler üzerinden, yeniden yorumlamaya başlar, yorumlar, ve bunları ahlâkı denetin.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Din ve devlet arasındaki ilişkiyi nedir?

DİN, ve devlet ikis kardeştir, nazariyesini, ve fikrinin fiyilliyata geçmiş. DİNİN devlete, burasıın altını çizim. DİNİNİN devlete devletin de DİNİN’e muhtaç olduğunu söylemişler. Biri olmazsa diyerek sık kalır demişler. Şimdi şöyle devlete devlete, devlete, devlete yaşan saydaha zetep eygamber. Devlet kurmazdı. DİN devlete yaşan saydaha zetep eygamber devlet kurmazdı. DİN devlete yaşan saydaha zetep eygamber Osman Ali Hazret-ı Hasan devletin başa noturmazdı. Demek ki İslâm DİNİ’i devletsiz yaşanmaz. Şimdi bir olmazsa diyerek sık kalır ya. O zaman hen bir reysel, hende sosyal düzenin ikisi bir arada olursa sağlana bilirceğini ifad etmişler.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Din ve devletin birlikte nasıl işlediği?

Din sadece bir eserli hayatı design etmez. Din Allah’la senin vicdanlar aslında değildir. Din dünyaya dövükmeter ahirete dövükmeler. Din hatta dayıları, ota çöpe de hükmeden. Sen çöpe meydana çıkmaz. Din ona döhükmeden. Çöpe gömceksin. Din ona döhükmeden. Sen çevreye zararlarımız. Din ona hükmeden. Sen ota çöpe zararlarımız. Din ona döhükmeden. Din hükmeden ona. Allah bizi affesin. O yüzden normalde evet bir kimse kendi bir eserli hayatını kendi siyirler. Yorna neler, design eder düzenler, ama devlet bu konuda etkindir. Aynı zamanda devlet toplum sal hayata dözenler. Devlet toplum sal hayata karışmaz diyemiz. Toplumsal hayata da karışır. Böyle olunca normalde hani din, ve devlet birbirini tamamlamış olur. Ve normalde tamamlarken. De din de devlet de toplumun ahlâklı olmasını, belli kurallar o hükmasını. Ve normalde devletin bütün toplumu mutlu etmek için bütün toplumu nürefe bir hale getirmesi için çabak gösterir. Ve devlet başkanı bu manada. Tırnak içerisinde İslâm’i olarak devlet başkanı, itti dar gücünü, itti dar gücünü, gerektiğinde dini amaçlar içinde kullanır. Ama dini, maverdiye göre gazaliye göre, nizamil mülke göre siyasi. Amaçıları, ve emelleri için kullanamaz. Dini devlet başkanları, ve bir okradılar, siyasi, ficari, siyasi, ficari, amaçıları için Dini aracı.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Din ve devletin birbirini tamamladığı?

Din sadece bir eserli hayatı design etmez. Din Allah’la senin vicdanlar aslında değildir. Din dünyaya dövükmeter ahirete dövükmeler. Din hatta dayıları, ota çöpe de hükmeden. Sen çöpe meydana çıkmaz. Din ona döhükmeden. Çöpe gömceksin. Din ona döh,meden. Sen çevreye zararlarımız. Din ona hükmeden. Sen ota çöpe zararlarımız. Din ona döhükmeden. Din hükmeden ona. Allah bizi affesin. O yüzden normalde evet bir kimse kendi bir eserli hayatını kendi siyirler. Yorna neler, design eder düzenler, ama devlet bu konuda etkindir. Aynı zamanda devlet toplum sal hayata dözenler. Devlet toplum sal hayata karışmaz diyemiz. Toplumsal hayata da karışır. Böyle olunca normalde hani din, ve devlet birbirini tamamlamış olur. Ve normalde tamamlarken. De din de devlet de toplumun ahlâklı olmasını, belli kurallar o hükmasını. Ve normalde devletin bütün toplumu mutlu etmek için bütün toplumu nürefe bir hale getirmesi için çabak gösterir. Ve devlet başkanı bu manada. Tırnak içerisinde İslâm’i olarak devlet başkanı, itti dar gücünü, itti dar gücünü, gerektiğinde dini amaçlar içinde kullanır. Ama dini, maverdiye göre gazaliye göre, nizamil mülke göre siyasi. Amaçıları, ve emelleri için kullanamaz. Dini devlet başkanları, ve bir okradılar, siyasi, ficari, siyasi, ficari, amaçıları için Dini aracı.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Din devlete tabi midir?

Din ne devlete tabi olur? Ne devlete kurul, ve kurul şatabı olur? Din bu noktada balumsızdır. Siz dini bir yere bağlayamazsınız. Siz İngiliz kraliyetindeki gibi oradaki İngillet kiliseleri krala bağlıdır. Sizin cahamileriniz krala bağlı olamaz. Ve hata Amerikada kiliseler bu şabaludur bu şabal olamaz. Ve hata ne Trumpa. Trumpa turpa bağlı olamaz. Yani din hiçbir zaman hiçbir zaman. Devlete tabi değiller.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Din ve devlet nasıl bir ilişki içinde?

Din darlar din darlar din değil. Din darlar devletin olmasına muhtaçtır. Bir müslüman bir mümin. Din din tırnak içerisinde İslâm’i bir devlete muhtaçtır. Zarrı uledir. Bireyin dini hakklarını dini hukukunu. Sosyal hayatını design etmeyę. Tırnak içerisinde İslâm’i bir devlete muhtaçdır bir Müslüman. Yoksa dinini yaşayamaz okumsa dininin kurall, ve kurallarında yaşayamaz. Yani siz istediğiniz kadar dinini yasaklarına anlatın bu insanları, dininin yasakladığı her şey devlet tarafından. yasak değilse, serbestse siz bu insanlarını anlatırsanız anlatın. Önüne geçemezsiniz. Çünkü dininin koymuş olduğum normları ayakta tutacak, sağlayacak bir devlet mekanızması yok.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Ömer bin Abdülaziz’in devlet başkanı olma durumu nedir?

Ömer bin Abdülaziz devlet başkan olmak istemez, ama kuru halinde heye talinde gelirler, derler ki ne olursun, sen bize devlet başkanı ol. Ömer bin Abdülaziz’in devlet başkanı olmak ki bir düşüncesi yoktur. Ömer bin Abdülaziz devlet başkanı olurken iki bin dirham parası vardır. Devlet başkanından ayırıldığında bir rivayette yüz dırhanda bir rivayette iki yüz dırhanda iki yüz dırhanda parası kavmıştır. Devlet başkanı yapıp fakirleşen kimseder? Ömer bin Abdülaziz. Fakirleşen kimseder? Ömer bin. Abdülaziz.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Gazali ve Maverdi’nin siyasi normları nasıl birleşir?

Gazâlîde ise ahlâki içselleştirme vardır. Gazâlîde bu siyasi normları siyasi kanunları kaydeleri. İçselleştirin ahlâkileştiririr. Yaşanır hale getirir. Bu ikisi de birleşince, yani hem ahlâkileştirme içselleştirme hem siyasi kanunlar normar kaydeler ikisi birleşince güçlü bir güçlü bir din, ve devlet anlayışı çıkar. Ortaya. Bu anlayış güçlü bir din, ve devlet anlayışı devleti, ve insanları sekülerizinden kurtarır. O yüzden adat olu Müslümanları gazalinin bir tek ihyasını okur. Gazâlîne siyaset namesine okumaz. Okutturulmaz da. Yani bize sadece gazalinin ahlâki liniyo okutturular. Maverdi’nin siyasi normlarını beyi. Şimdi böyle olunca ikisi birleşince devletin koku konu, ve çalışmasının teyfileşmesini öner ikisi birleşince, ve devlet mutlak güçlütmünde değildir. Maverdi’nin siyasi normları ile gazalinin bu siyasi normları ahlâkileştirme sinik birleştirince. Şu çıkar ortaya. Kifileşmez. Bu ne dinli hukuk da. da aile. Devletin hukukuda daile. Teyfileşmez. Aynı zamanda devlet mutlak güç değildir. İkisi birleşince.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

Din ve devletin birleşmesi ne sonucu yaratır?

Bu ikisi de birleşince, yani hem ahlâkileştirme içselleştirme hem siyasi kanunlar normar kaydeler ikisi birleşince güçlü bir güçlü bir din, ve devlet anlayışı çıkar. Ortaya. Bu anlayış güçlü bir din, ve devlet anlayışı devleti, ve insanları sekülerizinden kurtarır. O yüzden adat olu Müslümanları gazalinin bir tek ihyasını okur. Gazâlîne siyaset namesine okumaz. Okutturulmaz da. Yani bize sadece gazalinin ahlâki liniyo okutturular. Maverdi’nin siyasi normlarını beyi. Şimdi böyle olunca ikisi birleşince devletin koku konu, ve çalışmasının teyfileşmesini öner ikisi birleşince, ve devlet mutlak güçlütmende değildir. Maverdi’nin siyasi normları ile gazalinin bu siyasi normları ahlâkileştirme sinik birleştirince. Şu çıkar ortaya. Kifileşmez. Bu ne dinli hukuk da. da aile. Devletin hukukuda daile. Teyfileşmez. Aynı zamanda devlet mutlak güç değildir. İkisi birleşince.

Kaynak: Gazali’den Sorular 2 – Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 20.12.2025

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları