Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Padişah, o hekimler hekimi, o mürşid-i kamili görünce, kollarını açtı,
bağrına bastı. Aşk gibi, aşk gibi baktı, gönlüne aldı, canına soktu onu.”
Aşk gibi, aşk değil. Kim bu? Mürşidi. Yeni tanıştığı daha, yeni görüştüğü, rüyasında gördüydü ya hani padişah. Ona denmişti, bir aksakallı gelecek, pir i fani. O bizdendir dediydi rüyasında. O bizdendir, ona güven, ona inan, ona bağlan, ona tâbi ol. Onun iksiri kuvvetlidir, onun sözü keskindir, onun yüceliği kuvvetlidir. Sen, onu gördüğünde, tanıyıvereceksin. Sen onu gördüğünde, bilivereceksin. O benden çünkü, o bizden çünkü. Padişah hani beklemişti ya pencerenin önünde, seher vaktinde. Gelecek çünkü o. O güneş tam doğmak üzere. Yalancı fecrin içerisinden aralandı geldi o. Ay parçası gibi, nur gibi, apaydınlık. O yürürken sanki hayal mi gerçek mi belli değil. Yakamozlar gibi. Hani yakamoz vurur ya, ay denizin üstüne. Denizin üstünden tekrar o ışık tekrar geriye vurur. Siz geceleri denizi seyretmemişsinizdir. Geceleri denize bakmamışsınızdır. Siz Ay ışığında, denizin gurultusunu dinlememişsinizdir. Ay ışığında denizi seyretmek farklı bir şeydir. Denizin üzerindeki o yakamozları seyretmek farklı bir şeydir. Her dalga vurduğunda yakamozlar sanki hal değiştirir. Halden hale girer. Her dalga yavaş yavaş geldiğinde, halden hale girer o. işte onun gibiydi o ya. Bekliyordu padişah onu ve padişahın rüyası salih rüyadır. Sahiha rüyaydı. Sahiha rüya, peygamberliğin kırkaltı cüzünden bir cüzdür. O, kendi hekimliğini görmüştü rüyasında. Sûfi, yol yolcusu, âşıklık yoluna giren… Rüyana dikkat et. O yolun erenlerinden birisini rüyanda gördüysen, şüpheye varma, şek’e düşme, ikiliye düşme. Aman ha, o rüya peygamberliğin kırkaltı cüzünden
bir cüz. ihanet etme, hançerleme. Rüyanı kendi kendine boşa çıkarma. Sakın ha! Yoksa yol vurucularından olursun. Yoksa yol hainlerinden olursun. Öyle diyordu ya. Bir önceki beyitinde Hazreti Mevlana diyordu ki:
“Kim dostun yolunda korkusuzca yürürse, erlerin yollarını vurur,
adam değildir o” diyordu.
Erlerin yolunda korkusuzca sen işler yaparsan, edebe riayet etmezsen, seni adam yerine koymazlar. Seni adam yerine koymadıklarında sen de beni adam yerine koymuyorlar diye düşünme. Edepsizliği kendinden gör, aşksızlığı kendinde gör, başkasında görme.
“Kollarını açtı bağrına bastı onu aşk gibi gönlüne aldı, canına soktu
Sen öyle bir zat-ı şerif bulduğunda, onu koynuna sok. Onu canına sok
sen. Onun canına can olmaya çalış. Onun canına can olmaya çalış.
“Elini alnını öpmeye, oturduğu yeri,geldiği yolu sormaya koyuldu. Ona hürmette, izzette sonsuz sınırsız davranmaya başladı. Sora soruştura, ta baş köşeye çekti onu. Sabrettim amma dedi, sonunda da bir define elde ettim.”
Bir kimse, bir mürşit bir veli aramaya koyulur, onun yolundan yollanmaya çalışır. Böyle bir istek, böyle bir arzu duyar ve bulduğunda der ki sabrettim ama bir define buldum.
Hani definecilik sabır işidir ya habire size bir yerde bir define var derler, koşarlar insanlar. Ellerinde alet edevat, takım taklavat, ellerinde haritalar, ellerinde her türlü malzemeler koşarlar. Define avcıları öyledir. Defineciler öyledir. Bir hayalin peşinde koşarlar, bir söylentinin peşinde koşarlar, bir vesvesenin peşinde koşarlar. Birisi kulağına fısıldar filanca yerde şöyle bir define varmış der, adam gece oraya gider, tırnaklarıyla kazar orayı. Bir türlü akıllanmaz onlar. Bir hayal peşinden gidiyordur onlar, hayal! işte âşıklık da böyledir, âşıklık da böyledir.
Bir veliye bağlanıncaya kadar, bir veliyi buluncaya kadar, insan nice yalan yanlışlara gider, nice hengamelerden geçer. Niceleri tepelerden yürür, nice düz ovaları aşar, nice yüksek dağlara gider ve bulur onu ararsa ve bulu onu ve ulaşmak istediğini Allah ulaştırır ona ve bulduğunda da o kimse nankörlerden olmayacak. Ve diyor ki sabrettim ama bir define buldum. Define senin kazandığın, koyduğun bir şey değildir. Birisi kazanmış koymuş oraya. Bir mürşid-i Kamil definedir. Sen kazanammadın. Ya? Onu zengin eden Allah, onun sahibi odur. Dedi ki:
“Ey Allah ışığı. Bakın. Ey, Allah ışığı! Ey, Allah ışığı! Dikkat edin. Ey,
Az önceki sohbet ne diyor? Ne demişti o fukara veli, Beyazıt’a? Aradığın burda demişti. Etrafıöda yedi sefer dön de, haccın Hacc ı Ekber olsun dedi. Ey Allah ışığı! Bir mürşid-i kamil, Allah ışığıdır. Allah ışığıdır. Çünkü Hazreti Allah der ki “Sen atmadın, ben attım. Sen öldürmedin, ben öldürdüm. Sen söylemedin, ben söyledim. Benim elimle tutar, benim ayağımla yürür, benim dilimde söylerler”. O yüzden diyor ki:
“Ey Allah ışığı! Ey gamı, gussayı gideren! Ey Allah’ın sıfatları ile sıfat lanmış! Seni görünce gam da kalmaz keder de kalmaz. Seni görünce dert de kalmaz, derman da kalmaz. Seni görünce, hiçbir müşkülat kalmaz. Ey ‘sabır genişliğin anahtarıdır’ sözüne mana kesilen.”
‘Sabır genişliğin anahtarıdır.’ Hadisi şerif. Bir kimse sabrederse, genişliği bulur. Diyor ki bunun manası sensin. Ben sabrettim, seni bekledim. Ben sabrettim, seni aradım. Ben sabrettim, seni görmek için senin elinden tutmak için. Ben günüme gün ekledim ama sabır genişliğin anahtarı oldu ve ben defineme kavuştum. Ben hazineme kavuştum.
“Seninle buluşmak, her sorunun cevabıdır.”
Allah dostu ile buluşmak, her sorunun cevabısır. Sen sorunun cevabının kökünü buldun. Sen soru soracağım diye uğraşma, sen bütün cevapları alacağını bil. Sen bütün hakikatleri göreceğini bil. Sen bütün derdine dermanı bulacağını bil. Senin bütün gamının kasavetinin geçeceğini bil. Sen onda şek, şüphe etme otur.
“Zorluk, söylemeden, zora gelmeden, senin yüzünden çözülür gider.”
Sen öyle bir zat ı kerimsin ki sen öyle bir dosta dostsun ki bütün zorluklar, bütün sıkıntılar bütün gönlünde her ne var ise senin önüne oturduğunda her şeyin cevabını alır, her şeyi hallolur gider.
“Gönlümüzde ne varsa hepsine de tercümansın sen; ayağı balçığa ka-
kılanın,elinden tutarsın sen.”
Gönlümüzde ne varsa tercümanımızsın sen. Sen bizim gönlümüzden geçenleri bilirsin ve istersin. Sen bizim derdimizi bilirsin de bizim derdimize dermanı da söyleyiverirsin. Ey dostlar dostu! Biz balçıklara daldık. Biz bataklığa düştük, biz toza toprağa düştük. Bu balçıktan, bu kirlilikten, bu nefisten, bu nefsin vesvesesinden, bu şeytanın kirliliğinden, bu günahı kebairlerin üzerimizde duruşundan kurtaracak olan, Allah’ın izniyle yine de sensin.
“Merhaba ey seçilmiş. Ey Allah’tan razı olmuş.”
Dikkat edin. Merhaba ey seçilmiş! Allah, peygamberlerini kendisine seçmiştir. Allah, peygamberlerden sonra, velilerini de kendisine seçmiştir. Veliler çok çalışmakla veli olmazlar. Veliler, seçilmiş kullardır. Allah, onları hasbelkader kendisine seçmiştir. Bir kimse ben veli olacağım derse, veli
olamaz. Evliya olacağım derse evliya olur. Veliler bellidir. Muhyittin Arabi hazretleri der ki benden sonra kıyamete kadar gelecek olan velilerin isimlerini yazayım isterseniz der ve onun bir eseri vardır, ebced hesabı ile kıyamete kadar gelecek olan zamanın kutuplarının, isimleri ve künyeleri yazılıdır orada. O sırra vakıf olan insanlar, oturup hangi zamanda hangi zamanın kutbunun geleceğini, adıyla, künyesi ile ordan bulabilir. Onlar seçilmiş insanlardır. Seçilmiş insan olduklarından dolayı, onların künyeleri ve isimleri ve lehv i mahfuzda yazılıdır. O Allah’ın takdiri ve kaderidir. Onda değişecek bir şey yoktur. Bir kimse ben veli olacağım deme noktasına değildir. Bir kimsenin, ben peygamber olacağım deme hürriyetinin olmadığı gibi. O yüzden Hazreti Mevlana diyor ki merhaba ey seçilmiş. Yani padişah, o gelen veliye, mürşid-i kamile diyor ki merhaba ey seçilmiş. Ben seni rüyamda gördüm ki ve rüyamda hitabı da aldım ki sen seçilmiş kullardansın. Ey Allah’tan razı olmuş! Demek ki seçilmiş insanlar, Allahtan da razı olmuş oluyorlar. Aşık, Allah’tan razı olmuştur. Allah’tan şikayet etmez. Olaylardan şikayet etmez, başına gelenlerden şikayet etmez, onda bir razı oluş vardır. O, her gelenin ondan geldiğini, her öpenin ondan geldiğini, her ısıranın ondan geldiğini ,her methedenin ondan geldiğini, her kötüleyenin ondan geldiğini bilir, razı olur. Kötülense de razıdır. Alkışlansa da razıdır. iğne de batırılsa razıdır, hançerlense de razıdır. O, razı oluşun simgesidir.
“Onun razılığını kazanmış er”
Sen ondan razı olursan, onun da razılığını kazanırsın. Yol öğren. Allah’tan razı ol ki o da senden, razı olsun. Sen onu razı etmeye çalışma. Sen ondan razı olursan, o da senden razı olacaktır.
“Sen gittin mi kaza gelir çatar. Genişlik daralır gider.”
Sen orta yerden kaybolursan sen bitersen, gidersen genişlik daralır. Bu nedir? Kıyamet alametidir. O mürşid i kamillerin sonuncusu vefat edip gittiğinde, yok olduğunda yerine yenisi seçilmiş gelmediğinde, alem şu bildiğiniz alem, daralır gider. Kıyamet kopar.
Sen toplumun iyisisin, ulususun. Geldi birisi, buranın ulusu kim dedi. Hz. Peygamber dedi ki ümmetine hizmet eden. O zaman etrafına hizmet eden, etrafına iyiyi, doğruyu, güzeli anlatan oranın ulusudur, oranın yücesidir, oranın padişahıdır, oranın sultanıdır. Kim? Etrafına hizmet eden. ‘Sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır.’
“Seni özlemeyen, aşağılaşır.”
Öyle iyi Allah aşığı, Allah dostu bir kimseyi, Allah’ın ışığı olan bir kimseyi özlemeyen aşağılaşır. Onu sevmek vaciptir çünkü. ‘Allah’ım senin sevgini,
seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, bana buz gibi soğuk şerbetten daha sevgili kıl’ demiş Hazreti Davut. Amin.
“ Bundan geçmezse vay haline.”
Eğer, onu kötülemek, onun ardından konuşmak, onu aşağı indirmek, onu yüceltmemek, onun arkasından dedikodu etmek, onun arkasından gıybet etmek, onu aşağılamaya çalışanların vay haline. Onu kötülemeye çalışanların vay haline. Allah öyle dedi. Kim benim velime savaş açarsa, bana savaş açmış gibidir. Allah öyle dedi. Kim benim dostuma düşmanlık ederse, bana düşmanlık etmiş gibidir. Allah öyle dedi. ‘Kim benim dostumla mücadeleye girişse, yırtıcı hayvanın yırtıcı aslanın avından intikamını aldığı, ben ondan intikamımı alıveririm’ dedi. Ümmetin ahmakları velilere savaş açar, ümmetin salakları velilere savaş açar. Kim velilere savaş açtı, kim velilerle uğraşıyorsa ahmaktır, zavallıdır o. Daha ilerisini söyleyenler vardır. Daha ilerisini söyleyenler nedir? Onlar der gerçekte küfür ehlidir. islam görünse de. Allah’ın velisine savaş açan, Allah’ın velilerine savaş açan, namaz da kılıyormuş gibi görünse de oruç da tutuyormuş gibi görünse de, merkezde gerçek manada küfür ehlidir. Kim Allah dostlarına savaş açtı, kim Allah dostları ile mücadele etti, kim Allah dostları ile bu noktada yaka paça oldu. Allah muhafaza eylesin. Cenabı Hak onların gönüllerini mühürler. Biz Amin demeyiz de amin demeyelim yine! Allah onların da gönüllerine ilham edip Cenabı Hak onları da muhafaza eylesin.
El-Fatiha temes salavat.
https://www.youtube.com/watch?v=UyYMgR1oe4M&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=16
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=UyYMgR1oe4M
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Aşk, Sabır, Salavât. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı