Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Ayağa batan diken böyle zor bulunursa, gönüle batan diken neolur cevap ver bakayım. Her aşağılık kişi gönüldeki dikeni görseydi, gamlar herkese el uzatabilir miydi hiç?”
Bir önceki beyitte hani bir kimse ayağına diken batarsa onu diliyle ıslatırır. Önce dikeni iğne ile çıkarmaya çalışır, acıyı acıyla sökmeye çalışırız. Ama iğne ile onu çıkarmaya çalışırsa, çıkaramazsa, diliyle onu ıslatır, diliyle ıslatıp yumuşatır. Dili ile ıslatıp yumuşattıktan sonra çıkarırdı. Hz. Mevlana diyor ki ayağa batan diken böyle zor bulunursa, gönüle batan diken nice olur, cevap ver bakayım. Ayağa böyle bir diken battı, bizim dünyamızı kararttı. Bizim taa can evimizden vurdu. Bizim ciğerimizi yaktı. Biz onu çıkarmak için o kadar sıkıntılar çektik. Onun acısından kurtulmak için bu kadar problemler yaşadık. Diyor ki bir de gönlüne batanı düşünün. Eğer gönüle öyle bir diken batarsa, vay senin haline! O dikeni çıkarmak için uğraş Allah uğraş. Bu diken ne? Gönül sızısı, gönül sancısı, gönlün bir kimseyi sevmesi, bir kimseye aşık olması. Ama mecaz, ama hakikat, pek ayırmak istemiyorum bunu ama gönül birisine vurulmuş. Gönül birisine tutulmuş. Gönle birisi bir iğne saplamış, ziplemiş, gönle bir iğne takmış bir kimse. Bu ister şeytandan gelsin, ister rahmandan gelsin, ister bir kulağı olan sevda olsun, isterse bir ağacı olan sevda olsun sonuçta gönüle bir diken batmış. O gönüle diken batınca, onun acısını, sancısını düşün sen, gönüle bir diken batınca, o dikeni çıkarmanın zorluğunu düşün sen. Gönüle bir diken batsa, eyvallah. Şimdiki insanların gönüllerinde binbir diken var. Şimdiki insanların gönüllerinde binbir tane hançer var. Şimdiki insanların içinde binbir tane
bıçak yarası, dil yarası, gönül yarası var, düşünebiliyor musunuz! Sen, sen bir de bundan haber ver, sen bir de bundan bize söz et. Yani o bir gönlüne batan dikeni nasıl çıkaralım? O gönlü yaralayan, o gönlü hançer ile dilim dilim edilmiş. Onu nasıl tedavi edelim? Diyor ki bir de sen buna cevap ver.
“Her aşağılık kişi, gönüldeki dikeni görseydi, gamlar herkese el uza-
tabilir miydi hiç?”
O aşağılık kişiler, o düzenbazlar, o haylazlar o gammazlar, o hasetçiler, o dedikoducular, o gıybetçiler, o Allah tanımazlar, Peygamber tanımazlar, o yol yordam bilmeyenler, o hukuk tanımazlar, bunlar bunu nasıl bilecekler? Bunu nasıl anlayacaklar? Bunu nasıl tedavi edecekler? Bunu tedavi edecek olan, bunu anlayacak olan aşağılık bir kişi olmaması lazım. O yüce kimlikli olmalı. Yüce kişilikli olmalı. O gönülleri tedavi edecek olan kimse, Muhammed i Mustafa kokmalı. O gönüllerin tedavi edecek olan kimse, Yusuf kokmalı, Yunus kokmalı, ibrahim kokmalı, Musa kokmalı. O gönülleri tedavi edecek olan kimse, Hz. ibrahim Ethem kokmalı, Abdulkadir Geylani kokmalı, Ahmet Er Rufai, Hz Mevlana, Şemsi Tebrizi kokmalı. O aşağılık kişilerin işi değil, o gönül sancılarını, o gönül yaralarını tedavi etmek.
“Birisi eşeğin kuyruğunu altına bir tiken kor. Eşek onu ordan çıkarmayı bilmez. Çifte atar durur. Çifte arttıkça diken daha ziyade batar. Bir akıllı gerek ki tikeni tutup çıkarsın.”
işte insanlar vardır etrafınızda, hayvaniyettendir onlar, o hayvaniyetli olduğundan onlar çok afedersiniz eşek statüsünde. Eşeğin kuyruğunun altına bir diken koyarsınız, eşeğin çifte atmadığı yer kalmaz. Avam, hasta olur çifte atmadı yer kalmaz. Avamın bir tarafına dokunursunuz, dokunduğunuza pişman olursunuz. O yıkmadık yer bırakmaz. Dünyayı cahiller yakar. Dünyayı cahiller yıkar, dünyayı cahiller tozduman altına getirir. Dünyanın altını üstüne getirenler, cahil insanlardır. Cahil nedir? Allah tanımayanlardır, peygamber tanımayanlardır, cahil insanlar. Bakın Allah ve Peygamber’i tanımak iman etmekle yetmez. O kimsenin amel etmesi gerekir, o kimsenin ameliyle imanının tecelliyatını göstermesi gerekir. Dünyayı yıkarsa cahiller yıkar. Bir de birisi demiş dünyayı yakarsa aşıklar yakar. Değil! Dünyayı aşıklar imar ederler. Mamur ederler. Onlar hiçbir şeyi yıkmazlar, hiçbir şeyi yakmazlar. Yakan da yıkan da cahil insanlar, avam insan, eşek tabiatlı insanlardır.
Düzen bozanlar, eşek tabiattı insanlardır. Onları siz insan statüsünde, insan görünümünde olduğuna bakmayın. Cenab-ı Hak buyurdu ki eğer nefislerine uyarlarsa, hayvandan daha aşağı mahluk olurlar. Allah insanı ahsen’i takvim üzerine yarattı. Eyvallah! Ama o insan nefsine uyarsa, hayvandan daha aşağı mahluk olur, yaratık olur o, yaratık! Senin gibi yer, senin
gibi içer, senin gibi uyur. Ama yaratıktır. Huy olarak, ahlak olarak, hayvandan aşağıdır. Senin gibi yer, senin gibi içer, senin gibi uyur, ahlak olarak yücelerde dolaşır kimisi. Meleklerden üstün olur. Cebrail’in gidemediği yere gider Muhammed i Mustafa. O zaman her gördüğün insan, aynı insan değildir. işte cahil bir kimsenin bir tarafına diken batarsa, ortalığı tozu dumana boyar o. Onun bir tarafında diken batarsa, habire tekmeler ortalığı. O dikenden kurtulur mu? Hayır. O diken ondan çıkar mı? Hayır. Ama o tepinir boyuna. Tepindikten sonra ben çok sinirliyim ya, der. Tepindikten sonra işte bende şöyle hastalık var der. Tepindikten sonra böyle yapmamalıydım der. Cahil! O dikeni almış koltuğunun altına, fitne çıkarır o, fesat çıkarır ortalığa. Tekme atmak, fitne fesat çıkarmak, gıybet etmek, dedikodu etmek. Eşek tekme atar, eşek tekme atar, adamın kafasını yarar, gidersin bir tarafa ama eşek tabiatlı bir kimse fitne çıkarır, toplumu bozar. Düzgün yolda gidenin yolunu değiştirir fitneciler, gıybetçiler, dedikoducular, gammazlar. Onların kuyruk altlarına bir diken batmıştır. Şeytan, onların kuyruk altına bir diken koyar.
Diyeceksiniz ki ya insan, onun kuyruğu var mı? Vallaha da var billaha da var. Çıplak gözle görülmüyor onun kuyruğu. Kiminde tilki kuyruğu var, kiminde kurt kuyruğu var, kiminle eşek kuyruğu var, kiminde deve kuyruğu var. Var, var! Hayvan suretinde, domuz suretinde! Var! Şeytan da gelir onların kuyruklarına bir diken koyar. O başlar tepinme ortalıkta. Ortalıkta tepinir onlar. Büyükmüş, küçükmüş, saymaz onlar. Bu şeyhmiş, bu dervişmiş, bu sufiymiş, saymaz onlar. Bu alimmiş, saymaz onlar. Bu bir anneymiş, babaymış saymaz. Bu kocaymış, bu kadınmış, bu çocukmuş saymaz onlar. Tepinirler ortalıkta. Ona akil bir kimse gerek ki şeytanın iliştirdiği dikeni ordan alsın. Hele iki diken konulmuş eşeğin yan yana geldiğini düşünebiliyor musunuz? Ona bir de üçüncüsünün eklendiğini düşünüyor musunuz? Sürüyü dağıtır onlar, ortalığı darman tavas ederler. Tasavvur edin. Dört tane, beş tane eşek düşünün. Dört, beş tane eşeğin kuyruğunun altına dikeni koyun, bu bahçeye salın. Kimse kalmaz burada. Bunun insan görüntüde olanlarını düşünün. Akil bir kimse olacak ki o dikeni oradan alsın da o sakinleşsin. Bir veli lazım o dikeni oradan alsın, sakinleşsin hayvancağız. Bir mürşit gerek onun dikenini alacak. Diken almak için o dike.n onun da eline batacak. Ya! Ama o akil, o veli, o Allah’la tutar ya, o Allah’la görür ya! Kuyruğunun altından dikeni alınca sakinleşecek o. Sakinleşince sükunete erecek ortalık. Ona akil bir insan lazım. Düşünün, bu diken gönüle batarsa ne olur, avamın gönlüne batarsa? Yıkar ortalığı. Allah bizi muhafaza ede. Cümlemizi koruya, cümlemizi Muhammed i Mustafa’nın
ahlakıyla ahlaklandıra. Cümlemizi kur’an’ın ahlakıyla ahlaklandıra. Cümlemizi sırat-ı müstakimde ede.
“Çifte attıkça, diken daha ziyade batar. Bir akıllı gerek ki dikeni tu-
Her kavmin bir akıllısı vardır. Her mahallenin bir akıllısı vardır. Her topluluğun bir üstadı, bir şeyhi, bir akıllısı vardır. O da ne yapacak? Dikeni çıkaracak.
“Eşek diken yüzünden can acısıyla çifte atar da yüz yerini daha yaralar.”
Eşek etrafa zarar vermekte kalmaz. Ya? Kendine de zarar verir. Her tarafını yaralar, bereler. O diken yüzünden, o diken yüzünden oraya buraya yumruk atıp, oraya buraya laf yetiştirinceye kadar kendisini de yaralar. Kendisinin de her tarafından kan revan akar. Bakar kendisine, kendisinden utanır. Bakar kendisine, of yaram der. Etrafına verdiği zararları düşünmez. Bakar kendisine, bunu geçmiş dönemden söylüyorum. Bir arkadaş geldi bana, sen dedi arkadaşlara söylüyorsun. Kimse bana selam sabah vermiyor dedi. Güldüm ben de. Dedim kaç yıl benimle beraber durdun? Dedi ki beş, altı yıl. Beş altı yıldan beri dedim hiç ağzımdan duydun mu şu adama selam verme diye sana söylediğimi? Duymadım dedi. Hiç cemaatte duydun mu dedim ben, duymadım dedi. Hiç yakın daireme böyle bir şey söyledim mi dedim ben, söylemedin dedi. Oooo!
Dedim nereden çıkardın bunu? Arkadaşlar bana selam vermiyor dedi. Dedim birisi senin en çok sevdiğine hakaret etse, sen ona selam vermeye devam eder misin, dedim. Kaldı. Gönül ister ki dedim, arkadaşlar sana selam versinler, seninle konuşsunlar. Ama sen dedin zehrini akıtmaya çalışıyorsun. Zehrini akıttığından dolayı insanlar senden zehir almak istemiyor. Neden kızıyorsun ki kendine bak dedim. Dedim halin, vaktin yerinde olabilir. Zengin olabilirsin kendince. Herkes sana selam vermek zorunda mı dedim. Kaldı. Sen yine öyle bil dedim. Sen yine öyle bil! Ben yirmiyedi yıldır dergahın içindeyim. Daha bir kimseye dememişimdir bu adama selam verme, bu adama, bu adamı tecrid edin diye. Bir velinin hakkı var mıdır? Vardır. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri iki tane cihattan geri kalan sahabeye dedi ki bunlardan selamı kesin. Herkes onlardan selamı kesti. Onlar da gittiler kendilerini direğe bağladılar. Başladılar tövbe etmeye. Cenab-ı Hak, o nefislerini temizleyenler var ya, Allah onlardan razıdır, deyince ayeti kerime gelince, bağdan çözdüler kendilerini. O direyin adı da tövbe direği olarak kaldı. Mescid-i Nebevi de vardı. Sonradan onları kaldırdılar, yok ettiler, yıktılar. Mescidin direğine bağlamışlardı kendilerini .Daha bugüne kadar hiç kimseye selam vermeyin demedim. O kardeşe geçmiş dönemden söylüyorum. O kardeşe dedim ki ben hayatım boyunca
dedim, hiç kimseye şunu demedim. Bu adama selam ver, bu adama selam verme. Hiç kimse beni ilgilendirmez dedim bu noktada. Ama birileri senden selamı kestiyse, kendine bak dedim. Neden filancadan kesmiyorlar da senden kesiyorlar dedim, kendine bak!
işte bir kimse etrafına zarar vermekle kalmaz, kendine de zarar verir. Nefsine uyan kimse kendini helak etmez sadece, etrafını da helak eder. Hani edeple alakalı bir mesnevinin başında geçen kısa bir risale vardı. Diyordu ki edepsiz sadece kendini yakmaz. Dünyayı ateşe verir. Edebe riayet etmeyen kimse, sadece kendine değildir zararı, etrafına da zarar verir. Şu felsefe islami değildir. Ya bu adam içiyorsa, kendine zararI. Hayır! Bu adam bir şey yapıyorsa zararı kendine. Hayır! islam, senin kendi kendine de zarar vermeni yasaklar. Sen kendi kendine de zarar veremezsin. Kendi kendine zarar vermem, zulümdür ve Müslümanlar zulme karşı mücadele ederler. Siz bir kötülük gördüğünüzde elinizle, mümkün değilse dilinizde o da mümkün değilse kalben buğuz ederekten, kötülüğü önlemeye çalışınız. Bir kimsenin kendi kendine zarar vermesi, kötülüktür. Biz onu elimizde, mümkün değilse dilimizde, mümkün değilse kalben buğuz ederek önlemeye çalışırız. O zaman kuyruğunun altına diken batmış bir eşek, ben kendi kendime zarar veriyorum diyemez.
Biz müminler olarak, müslümanlar olarak onun kendi kendine zarar vermesini de önlemekten mükellefiz, bundan mükellefiz! Ya içiyorsun, zararı kendine. Değil kardeşim! O içen zararı kendine değil, bana da zararı var onun. O daha çabuk hastalıyor, sosyal sigortalardan benden fazla faydalanıyor. Daha fazla hap yutuyor, daha fazla ilaç yutuyor, daha fazla hastanede kalıyor, daha fazla işgücü kaybediyor, daha fazla rapor alıyor, daha rantable çalışmıyor. Ekonomik değil. Zulmediyorlar bize, bize zulmediyorlar! içki içenler, sigara içenler, haramla iştigal edenler. Haram işlemeyenlere zulmediyorlar. Kumar oynayanlar, oynamayanlara zulmediyorlar. Müslüman bunlara sessiz kalamaz. Ya ne yapalım, içiyorsa adam kendine içiyor. Kendine içmiyor kardeşim! Devleti zayıflatıyor. Ona daha fazla tedavi masrafı gidiyor. O daha fazla hasta olduğundan, daha fazla rapor alıyor. Adam akşamdan içmiş,ertesi gün devlet dairesinde çalışacak, işine bakamıyor. Kafası çalışmıyor, basmıyor, mankafa ayılmamış ki daha. Ne demek kendine zarar veriyor! Esnaf. Kendine zarar vermiyor sadece, iş kaybediyor, yanındaki elemanın parasını ödemiyor, sigortasını ödemiyor, vergisini ödemiyor, iş kaybı. Adam içki içmek için dükkanı boşluyor. Dükkan iş yapmıyor, köreliyor cadde. Yanındaki de iş yapmıyor. Sarkıntılık ediyor orada, kadınlar o caddeye girmiyor. içki kokuyor ağzı. Kadın o caddeye girmiyor. Orada diyor içki kokan insanlar var diyor. Büfenin önünde içki içiyor millet. Küçük
küçük masalar, leblebiler orada. Ayakta içeceğiz diye uğraşıyor. Ordan bir kadın geçemiyor, bir kız geçemiyor. O cadde ölüyor, o sokak ölüyor. O sokak uygunsuz, disiplinsiz. O sokak emniyetsiz bir sokak oluyor. Adamların bağırlar açık yarıya kadar, göbekler şişmiş orta yere, iki tane leblebiyle bir şey yiyeceğim diye sokağın ortasında kümelenmişler. Gece saat dokuz, on. Oradan bir bayanın geçtiğini düşünebiliyor musunuz? Oraya küçük taburelere pineklenmişler.
Kime zararı? Sarkıntılık ediyorlar yoldan geçen bir kadına kıza. Ben duyuyorum. Bir kızcağız oradan, yoldan geçiyor. Bu saatte nerde kaldın bee! Döndüm, bana mı dedin dedim. Yok hacı abi, sana demedim dedi. Kime dedin dedim. Hacı abi sana demedik dedik ya dedi. Bana mı dikleniyon dedim. Yoo, estağfurullah. Senin kime söylediğini biliyorum dedim. Kaldı. Ben iş alırım başıma ha dedim. Ben dedim işe hazırım yani dedim. Özür dileriz Hacı Abi dedi. Sizin bacınız olsa ne olacak, dedim.
Sizin hanımınız olsa ne olacak? Kaldı. Biz sustukça, sarhoşlar ortalığı ele alıyor. Biz sustukça, biz sustukça haramzadeler geliyor başımıza. Kötülüğü elinizle, mümkün değilse dilinizde, mümkün değilse kalben buğuz ederekten önlemeye çalışınız. Allah muhafaza eylesin.
“ O tiken çıkaran hekim ustaydı; yerden yere elini komada, sınama-
daydı cariyeyi.”
O gelen hekim, usta bir hekim. Mürşid i kamil. O diken çıkarmakta, evla. O cariyeyi ne yaptı? Baktı, rabıta etti. Cariyenin üzerinde elini, gözünü, manevi olarak gezdirdi ve cariyenin gönlünden o dikeni çıkardı. Çünkü o diken şeytani bir dikendi. O dikeni şeytan ziplemişti onun gönlüne. O dikeni, o oku şeytan atmıştı. Biz de her ok atını erostan geldi zannediyoruz biz. Ayyy! Aşk tanrıçası. Eros’un oku bize denk geldi. Ahmak! Şeytanın oku. Sen şeytanın okunu, Eros’un oku zannediyorsun. Erosu da bir şey zannediyorsun. Helenistik çağdan herkes bir Eros oku bekliyor. O ok şeytandan. Nefis çünkü o. Allah bizi affetsin.
“O cariyecikten hikaye yollu, dostların hallerini soruyordu.”
O hekim soruyor ona, adın ne, soyadın ne, nerede yaşadın, ne iş yapıyorsun? Hani gidersin ya doktora, sorar. Babandaki hastalık neydi? Ben gittim mi soruyor. Diyorum babamda kanser vardı. Doktor, baştan yaz. Ölüm sebebi kanser. Annemin ölüm sebebi şeker. Gözleri sıfır görmez oldu. Böbrekler bitti. Kalp büyümesi oldu, tansiyonu olsu, ritim bozukluğu oldu. Annemin ölüm sebebi bu diyorum. Bakıyor doktor bana. Babannem diyorum beyin felci geçirdi.Üçüde var bende elhamdülillah diyorum. Şimdi sor ne soracaksan. E soracak bir şey kalmadı diyor bana. Hekim sorar.Adın ne,
soyadın ne, ne iş yaptın, nerde kaldın, nerde yaşadın. Öyle ya! Yaşadığın yere göre hastalık var çünkü.
“O da hekime bulunduğu yerlerden, efendilerden, gördüğü, oturduğu şehirlerden, hihayeler anlatıyor. Hekim onun hikayelerini dinliyor, nabzının atışına dikkat ediyordu.”
Demek ki hekim ne yapacak? Onun anlattığı hayat hikayesini dinleyecek, hayat hikayesini dinlerken de onun nabzına da bakacak, ona dikkat edecek. Neyi anlatırken mimikleri ne hale geldi,neyi anlatırken dudağı titredi, neyi anlatırken gözünde bir damla yaş oldu, neyden bahsederken hüzünlendi, neyden bahsederken derin bir ah çekti. Neden bahsederken elleri titredi, yüreği titredi, gözü titredi. Hekim bunlara ne yapacak, dikkat edecek. Yüzatmışıncı beyitten inşaallah devam edeceğiz. inşaallah.
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=DkbQan00fkQ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Şeyh, Râbıta, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı