Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Solukdaşımın dudaklarına eş olsaydım. Ney gibi ben de söylenesi sözleri söylerdim. Bir dildeşten ayrılan kişi, yüzlerce nağmesi bile olsa dilsiz olur gider. Gül, soluk gülbahçesi sarardı mı bundan böyle bülbülden başından geçenleri duyamazsın.”
Solukdaşımın dudaklarına eş olsaydım, solukdaşımın! Solukdaş! Tefekür edelim, soluktaşınız kimdir ki? Soluktaşımın dudaklarına eş olsaydım! Tefekkür edin, soluktaşınız kim? Soluktaşınız ne? Tefekkür edin, soluktaşınız ne? Hz Mevlânâ kimi kastetmiştir acaba soluktaş olarak? Kimdir acaba soluktaş? (Dinleyenler: Şems i Tebrizi, peygamber, nefsimiz, zikir arkadaşı… gibi cevaplar verdiler.) Allahu alem! Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, soluktaş derken, Allah’ı kastetti. Sizin söylediklerinizin hepsi de doğru. Onlar yanlış değil, ama Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin, buradaki soluktaşı, Hazreti Allah’tır. Allahu alem. Hazreti Allah’a eş olsaydın, Hazreti Allah’a dost olsaydın, Hazreti Allah’ın dudağına dost olsaydın, sevgiliye dost olsaydın ve o sevgilinin gönlünden gelen benim gönlüme gelseydi, o sevgilinin diline dökülen benim dilime dökülseydi ve onunla öylesine dost onunla öylesine yakın onunla öylesine hemhal olmuş olsaydım ney gibi ben de söylenesi sözler söylerdim. Bende mürşid i kamiller gibi ben de veliler gibi, dinlenecek sözler söylerdim. Çünkü ney, kendi başına bir şey bilmez. Kendi başına bir şey söyleyemez. Kendi başına bir şey anlatamaz. Ona bir soluktaş gerek. Ona bir neyzen gerek. O neyzenin nefesi ile can bulur. O neyzenin nefesi ile ruh bulur. O neyzenin üflemesi ile binbir tane cana kavuşur. O neyzenin dudağında hayat bulur. O neyzenin
makamında makamlanır. O neyzenin pesinde pes bulur. O neyzenin deminde dem bulur. O neyzenin hiçidir neyden çıkan şey.
Neyzenin içinde ne varsa, neyden çıkan da odur. Neyzen o gün hüzün deryasına daldıysa, neyden ta derinlemesine bir hüzün gelecektir. Eğer neyzen o gün kahır deryasında dolaşıyorsa neyden öyle bir kahır sedası çıkacaktır ki, duyan kahırdan kendisini yerden yere vuracaktır. Ney o gün neşeye boğulduysa, öylesine bir neşeli makam bizim kulaklarımıza gelecek ki bizim canımız kıpır kıpır olacaktır neşeden. O gün neyzenin halet i ruhiyesi neyse, biz neyzenin halet i ruhiyesini neyden dinleyeceğiz. Ve neyi dinlerken diyeceğiz ki bu gün neyzen coşkuluydu. Bu gün neyzen Fırat nehri gibiydi. Bu gün neyzen ağlamaklıydı, bu gün neyzen kahırlıydı, bu gün neyzen kederliydi. Bu gün neyzen korku deryasına dalmıştı. Bu gün neyzen ümit deryasında dolaşıyordu. Bu gün neyzen beşinci kat semada dolaşıyordu. Bu gün neyzen ibrahim’den bir nefes getirdi. Muhakkak ki ibrahim makanına tecelli etti. Bu gün neyzen Musa(a.s.)’dan bahsettiyse, o zaman neyzen bu gün Musa(a.s) makamına tecelli etti. Demek ki bu gün Musa(a.s)’ın makamında. Bize Musa’dan inciler getirdi. Bu gün neyzen isa(a.s)’dan bahsettiyse, diyecektik ki bu gün neyzen isa(a.s) makamında. Bu gün neyzen teklik makamından konuşuyorsa, diyecektik ki biz bugün neyden gelen ses teklik makamında.
Eğer o gün neyden biz kesreti anlıyorsak, diyecektik ki bugün neyzen
kesret makamında.
işte Hazret-i Mevlânâ Allah u alem diyor ki, eğer soluktaşımın dudaklarına eş olsaydım ben de ney gibi ben de söylenesi sözler söylerdim. Neyin sözlerini, yani Mürşidi Kamil’in sözlerini, Mürşidi kamil’den görmüyor. Velinin sözlerini Veli’den görmüyor. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sözlerini, Hz Resulullah sallallahualeyhi ve sellem den görmüyor. Çünkü o konuşmadı. “O”konuşturdu. Sen atmadın. Ben attım, ben attım. Habibim, heva ve hevesinden hiç konuşmadı. Habibim, benim emirlerimi söyledi. Habibimin üzerinden ne çıktıysa; elinden, dilinden, ayağından, gözünden, kolundan, kulağından, kirpiklerinden, mimiklerinden, dudağının titretmesinden, ayağını oynatmasına kadar her ne çıktıysa, Allah’ın emri müsaadesi ve takdiri ile çıktı.
Muhammed i Mustafa’nın üzerine Sallallahu Aleyhi vesselam Hazretlerinin üzerinde heva heves yok idi, kin yok idi nefret yok idi, öfke yok idi, hırs yok idi. Hırsızlık yok idi, üçkağıtçılık, beş kağıtçılık yok idi. Merhamet, şefkat, ar, edep, adap, ahlak, var idi. işte nasıl Muhammed i Mustafa’nın üzerine ne tecelli ettiyse, Allah’ın sıfatlarının tecelliyatıysa, Muhammed i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin varislerinin üzerinde
ne tecelli etti ise, o da Allah’ın sıfatlarının tecelliyatıdır. işte Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri eğer soluktaşımın dudaklarını eş olsaydım ben de neyler gibi türlü türlü hünerler sergilerdim. Musa’nın asası gibi o kadar çok hünerim olurdu ki atardı beni orta yere ve attığında firavunların bütün oyunlarını alır yutar Firavun’un bütün büyülerini alır yutar yine asa haline gelirdim. Yapan asa değildi, yapan insanın arkasında Allah idi. Yusuf’u kuyunun üzerine çıkaran su değildi, Yusuf’u kuyunun üzerine çıkaran suyu görürsen sadece, Allah’ı göremezsin. O kuyudaki suyu yükselten, Allah idi. ibrahim’i ateşten kurtaran, Allah idi. Ateşin yakmasını ve yanmasını da önleyen, ateşi gül bahçesine döndüren Allah idi. Kainatta bir yaprak düşerse, o Allah’ın takdiri ve emri ile düşer. Eğer kainatta bir meyve olgunlaşacaksa, o Allah’ın takdiri ve emri ile olur. O zaman bütün bir kainatı sevk ve idare eden, Hazreti Allah’tır. O zaman bir veliyi, bir mürşid-i kamili mana aleminde de sevkeden, takdir eden Hazreti Allah’tır. O yüzden Hazret-i Mevlânâ diyor ki ben de soluktaşıma dost olsaydım, ben de ney gibi harikulade sözler söylerdim. O zaman o harikulade sözleri sen, neyden bilme. Ona üfleyenden bil!
Harikulade halleri sen sakın ha, sopadan bilme. O bir sopa. O bir asa. Onu Allah’tan bil, gör. Cenab ı Hak o akıllı olan insanlara, aklına güvenenlere, aklını padişah edenlere, aklını ilah edenlere aklını Tanrı edenlere, aklına şeytanla hem hal edip, baş köşesine oturanlara ders olsun diye veriyor. Ey akıl sahipleri hani sizin aklınız yetsin hadi bakalım. Hani bu asayı attı, asa bütün büyücülerin büyülerini yutuvedi. Hadi aklınla matematik olarak kur bunu. Hadi bunun fiziğini, kimyasını getir bana. Hadi bütün akıllıların akıllarını topla, bunu bana açıklasınlar. Bütün akıllıların akılları battı. Bütün akıllıların akılları batmak zorunda. Neyin karşısında? imanın karşısında! Neyin karşısında? Aşkın karşısında! Bütün akıllıların akıllarını teker teker getirin! ibrahim’i ateş yakmadı. ibrahim’i ateş yakmadı değil, ibrahim ateşte yanmadı, iyi senin dediğin gibi olsun! ibrahim ateşte yanmadı. Senin dediğin gibi olsun. Bana anlat aklın iflas ettiğini!
işte Hazreti Allah; ey insanoğlu, ey insan seni yaradan benim senin daireni çizen benim, senin haddini hududunu çizen benim, sen şeytanla eş olup şeytanla yoldaş olup, şeytanla arkadaş olup aklınla benim karşıma çıkma. Ya? Sana dost olacak peygamberler gönderdim. Adem’i gönderdim, Yusuf’u gönderdim, Yunus’u gönderdim ismail’i gönderdim, ishak’ı, Musa’yı, ibrahim’i gönderdim, isa’yı gönderdim, Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretlerini gönderdim. Onlarla dost ol. O yolda yürü, sırat-ı müstakim, en amte aleyhim! O yoldan yürü. Ve o yoldan yürürsen, iman ehli olacaksın. iman ehli olduğunda, aklına vurmayacaksın. Din aklın,
almayacağı bir şeydir, din mânâdır. Din, akıl değildir. Kim derse ki din akıl, akıl Zavallı bir şeydir. Zavallı bir şeyin içerisine mana alemini, mana alemini, zamanla sınırlı bir şeyin içerisine koymaya çalışıyorlar. Din başlı başına mana alemidir. Aklın algılayıcı belli bir yer vardır.O yerden sonra akıl bir şey algılamaz. Sen mana alemini, bir zerrenin içerisine haps edemezsin. Bu manada, kendi kendilerine dini akıl dini olarak algılayanlar, sizin kastettiğiniz akıl ile Allah’ın kastettiği akıl aynı değildir. Siz zavallı, küçücük beyinlerimizi kastediyorsunuz akıl olarak. Allah’ın kastettiği akıl ise külli akıl, mana aklı. Allah o akılla akıllananlardan eylesin inşallah.
“Bir dildeşten ayrılan kişi, yüzlerce nağmesi bile olsa, dilsiz gider.”
Biz dildeşimizden ayrıldık, biz dildaşımızdan ayrıldık, biz bizim dilimizden anlayanın; dilinden anladığımızdan ayrıldık. Biz her daim o dildaşla dilleşirken ayrıldık. O dildaşla dilleştiğimizden, dildaşlığımızdan, arkadaşlığımızdan, dostluğumuzdan ayrıldığımız için suskunluğumuz var. O yüzden kelimeleri karıştırıyoruz. O yüzden cümleleri karıştırıyoruz oradan ayrıldığımızdan beri bizim aklımız da karışık. Oradan ayrıldığımızdan beri bizim hiç haleti ruhiyemiz iyi değil biz oradan ayrıldığımızdan beri hiçbir mekanı kendimize mekan edemedik biz oradan ayrıldığımızdan beri hiçbir yurdu kendimize yurt edinemedik. Biz oradan ayrıldığımızdan beri hiç bir gönülde karar kılamadık. Hiç bir gönül de bizde karar kılamadı. Ne sevdiklerimiz bizde karar kıldı, ne bizi seviyorum diyenler karar kıldı. Biz ne bir gönüle sığdık ne de bir gönül bizi sığdırdı. Biz garib, biz kimsesiz çocuklar gibi kaldık orta yerde. Kime elimizi uzattıysak, elimizi uzattığımızın eli yandı. Kime gözümüzü uzattıysak, gözümüzü uzattığımızın gözü yandı. Kime yüreğimizi yasladıysak; onun yüreği yandı, parçalandı, aktı gitti. Baktık ki yüreği yanan şikayet ediyor, baktık ki gözü yanan bizi terk edip şikayet edip gidiyor. Elimizi tuttuğumuz bizim, elim yandı deyip bırakıp gidiyor.Tutacak el, bakacak göz, yaslanacak yürek yok ey dostlar dostu.
Anladım ki senden başka bakacağım kimse yok, anladım ki senden başka elimi uzatacağım kimse yok, anladım ki senden başka gönlümü açacağım ve gönül vereceğim yok, anladım ki senden başka yaslanacağım yok, anladım ki senden başka dayanacağım yok, anladım ki senden başka sevenim yok, anladım ki senden başka sevgili de yok! Anladım ki sen bende dildaşsın, ben sende dildaşım, anladım ki gözüm garip, elim garip ayağım garip gönlüm garip, bedenim garip, ruhum garip, sırrım garip. Anladım ki son sürgünümü beklemekteyim. Anladım ki son nefesimi beklemekteyim. Anladım ki son anımı beklemekteyim. Heyhat! Gaflete düşmüşüm, aldanmışım, kanmışım yanmışım, bilememişim! Ayağım tökezlemiş, yüreğim tökezlemiş gözüm tökezlemiş bilememişim! Dizlerimin bağı çözülmüş bilememişim.
Gönlümün bağı çözülmüş bilememişim! Gözümün bağı çözülmüş, bilemedim! Binbir tane perdeler örmüşüm gözümün önüne, bilememişim!
Gönlümün önün binbir tane perdeler örmüşüm kendi elimle! Geldim, teker teker perdelerimi yırta yırta. Geldim, duvarlarımı yıka yıka. Sana geldim de diyemem ki! Teşbihte hata olmasın diye söylüyorum. Sevilecek senmişsin bir tek, yaslanılacak senmişsin bir tek. Oysa annemi anne bilirdim, babamı baba! Kardeşi kardeş bilirdim, eşi eş çocuğu çocuk! Ama her şey yabancıymış bana. Her şey uzakmış, ben yakın görürken. içimdeymiş gibi hissederdim dostlarımı ama her gün Yemendeymiş. içimdeymişim gibi görürdüm dostlarımı, ama ben Yemendeymişim! Sevilecek senmişsin, gözüne bakılacak sen! El uzatılacak senmişsin!Gönül vurulacak olan senmişsin! O yüzden nağmeler nağme değil, mızraklar kırık. Şiirler şiir değil, harfler kırık. Edebiyat parçalanmış, yerini bulmuyor. Diller suskun, gözlerin feri kaybolmuş, manaya bakmaktan yoksun. Kulaklar tıkanmış, manayı dinlemekten yoksun. Suskun! Şarkıcının dediği gibi her yer karanlık, her yer karanlık, her yer karanlık.
“Dilsiz olmuşuz, dilsiz! Gül soluk! Gülbahçesi sarardı mı? Bundan
böyle bülbülden, başından geçenleri duyamazsın.”
Bir gün gülbahçesi solar. Gülbahçesi solduğunda, gülün namesi de biter. Gül,namelenecek gülü bulamadı. Bülbül namelenecek gülü bulamaz artık. Her yer sararır, her yer bozarır. Mevsim sonbahardır. Kış yakındır. Güller yapraklarını döker, çiçeklerini batırır. Artık bülbül de söyleyecek hiçbir şey bulamaz. Çünkü ona aşk veren ona şevk veren, ona muhabbet veren güller, sararıp sormuştur. Güller sararıp solduğunda da bülbüller suskun olur. Bülbüller suskun olduğunda da başından geçenleri anlatamaz olur.
El Fatiha temes salavat.
https://www.youtube.com/watch?v=YrM2Z0IUuOY&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=5
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=YrM2Z0IUuOY
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Muhabbet, Aşk, Kesret, Salavât. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı