Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Klasik Eserler ve Şerhler(1826) — Sayfa 10/19
Bir şeyhi tecrübe etmek ne demektir?
Bir şeyhi tecrübe etmek cehalettir, küstahlıktır. Bir veliyi tecrübe etmek, onu böyle uyandırmaya çalışmak hadi benim gönlümden geçeni bilsin, bu küstahlıktır. insanın kalbinin mühürlenmesine sebep olur. Müşrik adetidir bu. Müşrikler hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine ve peygamberlere yaptılar.
Musa’nın kavmi ne yaptı?
Hani ne yaptılar? Mesela işte Musa’nın kavminden olanlar isa’ya dediler ki Musa’ya gökten sofra iniyordu, cennet nimetleriyle nimetleniyordu. Hani dediler sana. Söyle Rabbine, bize sofra indirsin. Hani ne dedi Cenab-ı Hak ayeti kerimede isa aleyhisselamın dilinden? Siz haddi aşanlardan oldunuz, dedi. Demek ki haddi aşıyor onlar.
İsa aleyhisselam ne yaptı?
Ne yaptı isa aleyhisselam bu sefer? Dua etti. Dedi ki yarabbi, bizi nimetlendir. Ona da cennetten ne geldi? Sofra geldi ve ne dedi isa aleyhisselam ordaki havarilere? Sakın ha ertesi güne bu yemeği saklamayın, Allah’ın lütfu geniştir ve devamlıdır, saklamayın dedi. Ne yaptı havariler? Çok özür dilerim ama küstahlık yaptılar. Allah’ın emrini, peygamberlerin emrini dinlemediler ve ertesi güne yemeği sofrayı ayırdılar, dağıtmadılar, tasadduk etmediler.
Süleyman aleyhisselamın koltuğunda otururken neler söylendi?
Cinlerden bir ifrit, dikkat edin cinlerden bir ifrit, malum, Süleyman aleyhisselam, dünya üzerinde şeytanı ve kâfir cinnileri emrine alıp onları emrinde çalıştıran bir peygamber. Onların bukağılarla bukağılayıp yani kendisine köle edip şeytanı ve kafir cinnileri kendisine köle edip onlara normalde inşaatta, orda burda amelelik yaptırmış bir peygamber. O bütün herkesin korktuğu, çekindiği şeytan amelesi, cinni taifesi amelesi, bakın ame ki cinlerden bir ifrit diyor ki sen makamından kalkmadan evvel, Süleyman aleyhisselam orda, koltuğunda oturuyor. Süleyman aleyhisselam hem peygamber hem kral. Beni israil peygamberlerinin içerisinde Davut gibi hem kral hem peygamber olanlar var. Süleyman aleyhisselam da onlardan birisi, hem kral hem peygamber.
Süleyman aleyhisselamın koltuğunda otururken bir veli zatın rolü nedir?
Diyor ki cinnilerden birisi, yok sen koltuğundan kalkmadan doğrusu onu getirmeye benim gücüm yeter ve ben emin bir kimseyim. Yani bana müsaade et. Ben emin bir cinniyim. Ben onu, sen diyor oturduğun yerden kalkmadan onu getireyim ama Süleyman aleyhisselam ona getir demiyor. 40. Ayet: ‘Nezdinde kitaptan ilim bulunan biri, ben onu sana gözünü açıp kapamadan getireceğim dedi.’ Öbürkü koltuktan kalkmadan dedi ama Süleyman aleyhisselamın yanındaki bir veli, bak şimdi, onun adını öyle koyacağız çünkü diyor ki ona kitaptan ilim bulunan bir kimse, yani ilmü ledün sahibi. Süleyman aleyhisselamda bu ilim yok mu? Allah u alem var. Diyor ki bunu kim getirebilir. O zaman etrafındaki velilerden birisi diyor ki ben onu sana gözünü açıp kapamadan getireceğim dedi. Süleyman tahtı yanında duruyor görünce ‘bu Rabbimin bir lütfudur, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğimi sınaması içindir. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz ki Rabbim hiçbir şeye muhtaç değildir. Büyük lütuf sahibidir.’ dedi. Yani daha henüz Süleyman aleyhisselam daha gözünü açıp kapatıncaya kadar Belkıs’ın tahtını yanı başında gördü. Yanı başında taht gelmiş. Şimdi bunun üzerinde bir sürü tartışma yapıyorlar.
Bu hadisi kutsi bu, bunu burda okumamın bir sebebi gelecek beyitlerle de alakalı mıdır?
’ Bakın bu hadisi kutsi bu, bunu burda okumamın bir sebebi gelecek beyitlerle de alakalı. Gelecek beyitlerle de alakalı. Konuyu böyle bir bütünlük içerisinde anlatmaya çalıştığım için bunu okuyorum.
Gültekin Ace kardeşimizin annesi hakkındaki durum nedir?
Gültekin Ace kardeşimiz sohbete iken, annesi hakkın rahmetine kavuşmuş. Allah rahmet eylesin inşallah. Cenab-ı Hak annesinin taksiratını affeylesin. Geride kalanlara iman, islam ve sabır ihsan eylesin.
Gece sohbeti yapılmalı mı?
Yukarı bakıyorum gece sohbeti yapayım mı yapmayayım mı diye. iyi yapalım, tamam. Tamam yapalım. Bakacaktım öyle, bir dedim dışardan kim var kim yok, varmış tamam, yapalım inşallah.
Gece sohbeti kararı kim verdi?
Eyvallah! Şimdi bu kararı kim verdi, değil mi? Gece sohbeti yapılsın mı yapılmasın mı kararını kim verdi? ismail’in eline mendili kim tutuşturdu? Mendili onun eline tutuşturmayı kim akıl etti? Öyle ya, bir mendil var mı ortada? Var. Mendil ismail’in elinde dönüyor mu fırıl fırıl? Dönüyor. ismail’in eline o mendili kim verdi? ismail o mendile gözü gibi baktı, mendilin sahibine mi gözü gibi baktı, mendile mi baktı, baktırdı mı, batırıldı mı… Al işte, çık işin içinden şimdi!
Ismail’i biz ne yaptık?
Ama Gördük değil mi ismail’i, kim salladı mendili? ismail mi salladı. Bak ne diyor, mendili ismail salladı diyor. Halka nispet etti, değil mi? ismail salladı deyince. Mendili ismail’e kim verdi? Birisi verdi değil mi? Halka nispet etti ama ismail dese ki mendili o verdi, mendil ondan geldi, o salladı, ona gitti . Ona nispet etse ne olacak? Bir kimse hasta oldu, değil mi? Kim hasta etti onu? ismail diyecek ki ben gördüm. Doğru mu ismail?
Dünya işinde ne olur?
Dünya işinde keyfiyet yok, kem’iyet var. Dünya işinde ne kadar çalıştın, çalıştığının karşılığını alırsın. Ha sen dünyanı ahiretliğe yöneltirsen dünyalık kazancınla ahiretliğe tohum ekersen senin dünyanı da arttırır. Senin dünyanı da kolaylaştırır.
Dua ederek evlerine ne isteyebilirler?
Dua edin evlerinizde, ya Rabbi eşim sabahleyin işine gitti, hayırlı temiz kazançla evine dönmeyi nasip eyle, deyin. Dua edin eşlerinize. Bu zamanda harama bulaşmadan evine ekmek getirmek çok zor.
Harama bulaşmadan evine ekmek getirmek ne kadar zor?
Bu zamanda harama bulaşmadan evine ekmek getirmek çok zor.
Lgbt ile ilgili neler söylenmektedir?
Lgbt ile ilgili olarak, Allah’ın lanetlediği fiiliyatları onur olarak önümüze koyuyorlar. Allah’ın lanetlediği fiiliyatı biz onur haftası olarak kutlayacağız. Lgbt’ciler yürüyünce bütün Türkiye ibne mi olacak diye ayağa kalkan yok. Lgbt’cilerin sözleri, ibne olarak geçiyor. Lgbt ile alakalı, lgbt ile alakalı bütün başlangıçlar, ak parti yönetiminden oldu. Bunu da unutuyoruz. Bunu da görmüyoruz! Sonradan tornistan ettiler. Baktılar ki yanlış yolda gidiyoruz, tornistan ettiler ama daha kanunlar duruyor orda. Kanunlar değişmedi daha.
Dinin kaideleriyle oynuyorlar mı?
Bakın, bin beşyüz yıllık dinin kaideleriyle oynuyorlar. Bin beşyüz yıllık dinin kaideleri ile oynuyorlar ve dünya, daha doğrusu Müslümanlar suskun. Suskun!
LGBT ile alakalı başlangıçlar nereden geldi?
LGBT ile alakalı, lgbt ile al,akalı bütün başlangıçlar, ak parti yönetiminden oldu.
Kanunlar değişti mi?
Bunu da unutuyoruz. Bunu da görmüyoruz! Sonradan tornistan ettiler. Baktılar ki yanlış yolda gidiyoruz, tornistan ettiler ama daha kanunlar duruyor orda. Kanunlar değişmedi daha.
Ameliyat olmak isteyenin devlet ameliyatını yapıyor mu?
Ameliyat olmak isteyenin devlet ameliyatını yapıyor bedava. Sen sigortalı mısın değil misin diye bakmıyor.
Bağ kur esnafı taksidini hastanede tedavi olamıyor mu?
Bağ kur esnafı, bir şeyini ödeyemeyince taksidini hastanede tedavi olamıyor. Çoluğunu, çocuğunu da tedavi ettiremiyor ama ibnenin birisi ben eşcinsel ameliyatı olacağım derse onu bedavadan ameliyat ediyor!
Sigortasız bir kişi kalp krizinden ölür mü?
Senin bağ-kurun yoksa sigortan yoksa sen kalp krizinden ölürsün, seni ameliyat etmez, anjiyo etmez.
Eşcinsel ameliyatı olacak kişiye devlet ameliyatı mı yapıyor?
Etse de sana borç çıkarır ama bir kimse işte erkeklikten kadına döneceğim ameliyatı olacak, bedava.
Hormon tedavileri, ameliyatı, hapları ve psikolojik görüşmeler ücretsiz mi?
Bütün her şeyi, bütün her şeyi, a’dan z’ye müracaat ettiğinde hormon tedavileri bedava, ameliyatı bedava, hapları bedava, bütün psikolojik psikiyatri ile görüşmeleri bedava, psikologla görüşmeleri bedava, hepsi de bedava.
Profesör ne açıkladı?
Geçenlerde bir profesör açıklıyordu. işte istanbul’da bir hastanede bilmem kaç bin tane müracaat varmış, ameliyat olmak için sıra bekliyorlarmış, bedava.
Muhtar neden her gün freeyiz diyor?
Bizim Ercan muhtar öyle diyor. Muhtara diyorum ya işte yok cumartesi yok pazar falan, böyle gün muhabbeti yapıyoruz. Muhtar diyor ki efendim diyor şehirlilerde diyor gün muhabbeti var diyor. Yok pazar tatil, yok işte cumartesi tatil, bizim burda diyor gün problemimiz yok bizim diyor. Biz her gün freeyiz diyor.
Münafıklar Allah yolunda koşturmayı nasıl görürler?
Münafıklar Allah yolunda koşturmayı, Allah yolunda mücadele etmeyi hor hakir görürler, küçük görürler, bunu yanlış görürler, alay ederler. Allah yolunda koşmayı, Allah yolunda mücadele etmeyi hor hakir gören, münafığın ta kendisidir.
Evlere kapılarından girin ayeti kerimesi ne anlama gelir?
Evlere kapıdan girin. Yani normalde her şeyin bir adabı, erkanı, fıtratı vardır, her şeyin bir yolu yordamı vardır. O zaman söze de kulak verme yolundan gir. Yani o sözü söze kulak ver. Söze kulak vererek zaten o yoldan gir. Ordan ancak anlarsın, ordan ancak bilgi sahibi olursun, ordan ancak sen kemale erersin.
İnsanlarla konuşurken neye dikkat edilmelidir?
İnsanlarla konuşurken önce göze hitap edeceksin çünkü. Kapıdan gireceksin, o bakarken sana seni böyle palas pandıras görmeyecek seni, düzgün böyle temiz, ondan sonra disiplinli, kılık kıyafeti düzgün olarak görecek seni. Bakın, göz burda ne oldu? Kapı oldu sonradan. sonraki kapı ne? Kulak. Sen ona, ona göre görüşeceksin, ona göre konuşacaksın, ona göre onu ağlayacaksın.
İnsanların zaaflarını tespit etmek neden önemlidir?
İnsanların zaaflarını tespit ederseniz onları yönetmek isterseniz zaaflarını kullanırsınız. Birisi neden hoşlanıyor? Şundan hoşlanıyor. O hoşlandığı şeyi ona verirsiniz, sizin kapınız odur, neden hoşlanıyorsanız. O yüzden Hz. Pir diyor ki evlere kapılarından girin yani sen bir evin kapısını öğren, o evin kapısından gir, bu da senin o konudaki neyini gösteriyor? Maharetini gösteriyor.
İslam’da emeklilik anlayışı nedir?
İslam’da emeklilik yoktur. Ne sufilikte emeklilik var ne dervişlikte emeklilik var ne şeyhlikte emeklilik var ne de başka bir esnaflıkta emeklilik var. Ne de ya ben memurdum, tamam, ben çalıştım bu kadar, emekli oldum, bundan sonra yatacağım, yok islam’da. islam’da böyle bir emeklilik anlayışı yok. Sen gücünün yettiğinden sorumlusun, çalışmaya devam edeceksin.
Kapalı çarşı saat kaçta açılır?
Kapalı çarşı saat dokuz buçukta açılır. Kepenkler dokuz buçukta açılıyor, düşünebiliyor musunuz ya! Sabah namazından sonra orda bereket duası, çarşı duası vardır bizim geleneğimizde, sabah namazından sonra çarşı açılır, bereket duası edilir. Bu böyle bizim Osmanlı’dan kalma gelenektir ama şimdi koca kapalı çarşı dokuz buçukta açılıyor, sonra işsizlikten, bereketsizlikten şikayet ediyorlar.
Neden kredi kartı mağduru olunur?
Kredi kartı mağduru olunur çünkü kredi kartı mağduru! Ondan sonra hükümete kredi kartı mağdurları var! Geçinemiyoruz, o yüzden kredi kartı mağduru olduk. Sen biliyor musun hoca, sen rahatsın bak böyle konuşuyorsun, biz geçinemiyoruz. Ha, biz Sabancı’nın oğluyduk, torunuyduk sanki. Bizim de rahmetli bir fabrika bırakmış, bir fabrika bırakmış! Ha biz çalışmadık, biz yokluk görmedik hiç. Biz sıkıntı görmedik hiç! Nerden bileceğiz yokluğu, sıkıntıyı biz! O biliyor ama elindeki telefon kırk milyonluk. ‘Telefonu mu gözün gördü?’ Ya neyi gözüm görecek? Her gün twiterdasın işte belli, akıllı telefon var, her gün ona da internet parası ödüyorsun, e sigarada içiyorsun, dünyanın parası sigara, ona veriyorsun! Bir bakıyorsun konuşanın üzerinde marka elbise. Ne o, timsahlı, tabi! Herkes markacı ama rızıkla alakalı hazır istiyor.
Neden biri sebepsiz rızık alamaz?
Biri sebepsiz rızık alamaz çünkü Davut aleyhisselamın zamanında gencin birisi dua ediyormuş, ya Rabbi bana sebepsiz rızık ver. Öyle dua ediyormuş günlerce, evden dışarı çıkmıyormuş. Bir gün langırt, eve, bahçeye bir tane dana girmiş, deli dana. Demiş ya Rabbi, sen benim duamı kabul ettin. işte demiş beklediğim rızık geldi. Bismillahirrahmanirrahim, yatırmış danayı anında. Birisi yana yıkıla geliyor arkadan, danam da Allah danam. Geliyor, diyor ki yok, bu dana bana ait. Nasıl sana ait ya? E ben diyor her gün Allah’a dua ettim, bütün bu, bu diyor şehir halkı bilir, Allah’a dua ettim, bana sebepsiz rızık ver diye diyor, bu da kendiliğinden geldi. Ben de bunu kestim. Bu benim hakkımdı. Bu senin hakkındı, benim hakkımdı… Haydi Davud’a. Davut aynı zamanda kral peygamber, adalet timsali, Davud’un kılıcı meşhur. Gidiyorlar Davud’un huzuruna. Tabi o adam feryat figan, benim hayvanımı kesti, danamı kesti, danam da Allah danam, danam da Allah danam…Öbürkü de diyor ki ben dua ettim ey Davud, gece gündüz Allah’a yalvardım, bana sebepsiz böyle yorulmadan, incinmeden, bana bir rızık dedim, aha bu dana geldi, ben de yatırdım kestim. Bu benim hakkımdı. Davud aleyhisselam dinliyor. Diyor ki besledin mi baktın mı senin mi ki diyor kesiyorsun bunu. O da diyor ki ey Davud. Sen diyor hakikati şaşırdın, karıştırdın herhalde. Sen diyor bu gece Rabbine danış, yarın diyor bize haber ver. Bu böyle değil bunun hakikati diyor. Davud bakıyor meczup bir kimse, diyor tamam, yarın gelin ama adam feryat figan bütün şehri ayağa kaldırıyor. Davud’un adaleti dediğiniz bu mu!
Neden helal rızık önemlidir?
Helal rızık önemlidir çünkü duanın kabul edilmesini istiyorsan, helalini ara. Az helal, çok haramdan evladır. Az helal, çok haramdan evladır. Çoluğuna çocuğuna eşine helal yedir. Az olsun, önemli değil ama helal olsun. Kadınlar, evlilik kadınlar, önemli olan eşlerimizin eve helal rızık getirmesidir. Eşlerinizi sıkıştırmayın. Lükse, şatafata, şatahata, gösterişe düşüp de adamları zorlamayın. Yok mobilyanın burası çizildi eller değiştiriyor, biz daha değiştirmeyelim. E değiştirmiyor, ne olmuş. Mobilya ile mi evlisin, değiştirmeyiver. Yok koltuğunun burası şey oldu, ne o, lekelendi, değişmesi lazım. Zorlama, değiştirme. Değiştirme, senle beraber yaşasın. De ki bu koltuğun bende nostaljisi var. Ah ne üzüntüler çektim, üzerimde ağladım, ne zikirler yaptım üzerinde, ne yakaza haller gördüm üzerinde, şu koltuğun dili olsa da anlatsa. Ben, ben derdimi bu koltukta yaşadım, sevincimi bu koltukta yaşadım, zikrimi bu koltukta yaptım, hüznümü bu koltuğa akıttım. An geldi gece yarısı herkes uyuyordu, ben o koltuğun köşesinde Allah’a yalvarıyordum. Bu koltukta üstadım oturdu. Bu koltukta benim eşim oturdu. Bu koltukta çocuğum hasta oldu. Ben orda uyuttum onu. Bu koltuk çocuğumun iyileştiği koltuk…Böyle bir şey kalmadı kimsede. Bende daha şeyhimin fanilaları var. Şeyhimin fan, şeyhimin pantolonu, şeyhimin cübbesi, şeyhimin takkesi, şeyhimin tesbihi. Evet, bu böyle, ben herhalde ben biraz böyle tuhafım galiba ya da bugün, bu ara şeyim ya, ne o, duygusal bozukluk yaşıyorum, sıkıntılıyım. Allah bizi affetsin. Helal rızık, Allah’tan kork. Rızkını güzel yoldan ara. Helali al, haramı terk et. ibni Mace naklediyor, Allah’tan kork, rızkını güzel yoldan ara. Güzel yoldan ara. Helali al, haramı terk et. Bir şeyde haram kokusu var, terk et. Haramla iştigal etme. Allah muhafaza eylesin. Hak Teâlâ, Hz. Adem’e bin çeşit sanat öğretip buyurdu ki ‘neslin bu sanatlardan biriyle rızkını arasın. Sakın dini geçim vasıtası yapmasın.’ Bunu da Hakim nakletmiş. Demek ki ne yapacak? Bin çeşit sanat öğretmiş Cenab-ı Hak Adem aleyhisselama. O zaman Adem’e bin çeşit sanat ona öğretildi ise senin DNA’larında da bin çeşit sanat öğrenme, öğrenme fıtratı var. Adem’e vermiş bunu. Sende de var, bir şey sende baskın çıkabilir. Bir şey sende baskındır. Onu çok iyi yapıyorsundur. Onu bul kendinde, onu parlat, onu yürüt. Bin çeşit bir kimsede sanat var. Bu sadece Adem’e has değil. Bütün insanlığa has bu, bütün insanlığa has. Herhangi bir dalda senin muhakkak ki o fıtratın bir dalı, bir rengi daha kuvvetlidir sende. Onu bul, kendinde bul onu, onu tespit et, o işi yap ve mükemmel derecede yap. Parmakla gösteril, seni parmakla göstersinler. Onu bul. O sakın kendi kendine de işsizlik yapma, tembellik yapma. Allah muhafaza eylesin. Sakın dini geçim vasıtası da yapma. Bakın bu çok önemli. Bu Adem’den itibaren bütün inananları ilgilendiren bir konu, dini geçim vasıtası yapma. Dervişliği, dini geçim vasıtası yapma. Zakirliğini geçim vasıtası yapma. Nakipliğini, nükebbalığını geçim vasıtası yapma. Şeyhliğini geçim vasıtası yapma. Ben şeyhim, ben mürşidim, ben veliyim geçim vasıtası yapma. Ben hocayım, ben alimim, ben fetvacı başıyım, geçim vasıtası yapma. Dinden geçinme. Dinden geçinme. Dini geçim vasıtası yapma. Ben hafızım, ben Kuran’ı Kerimi çok iyi bilirim, işte ben ilim erbabıyım, geçim vasıtası yapma. Ben düz mantık konuşurum, ordan fetva veriyorlardı, burdan içtihat ediyorlardı, ordan bunu söylüyorlardı…
Din bizim için geçim kapısı değil mi?
Din bizim için geçim kapısı değil. Bu kadar net. Dini geçim kapısı yapan kimse tespit edersem alırım zakirliğini, çavuşluğunu zaten. Allah bizi affetsin. O yüzden hazreti peygamberin kesin emri. Dini geçim vasıtası yapmasın. Bitti. Din geçim vasıtası olacak bir şey değildir. Ulvidir.
Dini geçim vasıtası yapmanın sonucu nedir?
Dini geçim vasıtası yapanlar eninde sonunda helak olurlar. Bu dünyadan imanlarını tam olarak koruyamadan göçüp gidebilirler çünkü dini istismar etmek var. Allah’ın dinini istismar etmek var.
Din hizmetlerinin ücretli olup olmaması hakkında ne söylendi?
Bizim dini olarak bütün hizmetlerimiz ücretsizdir. Biz herhangi bir dini hizmetimiz var diye insanlardan para istemeyiz. Para toplamayız. Biz isteyen dilencilerden değiliz. Birileri de isterse o bizden değildir. O bizden değildir. Biz istemeyiz.
Din hizmetlerinde para toplamak ne anlama gelir?
Biz herhangi bir dini hizmetimiz var diye insanlardan para istemeyiz. Para toplamayız. Biz isteyen dilencilerden değiliz. Birileri de isterse o bizden değildir. O bizden değildir. Biz istemeyiz. Bizim bir şeye gücümüz yetiyorsa kendi şahsi dairemizi ilgilendiriyorsa biz ona kalkışır yaparız. Gücümüz yetmiyorsa yapmayız. Gücümüzün yettiğinden sorumluyuz. Gücümüzün yetmediğinden sorumlu değiliz.
Ebuzeri Gifari’nin etkisi nedir?
Yeni bir maden bulmuşlar, dünya üzerinde o madenden hiçbir yerde yok. Allah bereketlendiriyor, bahşediyor. Allah’la kim yarışacak? Hani petrol bitecek, o maden başlayacak, gene zengin orası. O yüzden Türkiye’nin muhakkak oralara gitmesi lazım. Eski topraklarımız ya, onlar yoksa gidip Amerika’ya yedirecek edepsizler. O edepsizler gidiyorlar Amerika’ya yedireceklerine islam dünyası yesin bari hiç olmazsa inşallah. işte normalde onlar on birde yatıyorlar, beşte, dörtte beşte kalkıyorlar. Kalktıktan sonra Beytullah’a geliyorlar. Müşrik onlar. Onlar dinsiz değil, müşrik onlar. Bekledim diyor. Bakın Ebuzeri Gifari’ye, bakın ya! Çölde eşkıya. insanda biraz eşkıyalık olacak. Biraz kafası normalden farklı çalışacak. Onlar zaten düzeni değiştiriyorlar, dünyayı değiştiriyorlar. Biraz Mustafalık olacak yani. Üç tane bir araya geldi mi kıyamet kopuyor zaten. Bosna karışıyor. Ben gidiyorum, bir tane var orda, ben ikinci gidiyorum, bir de üçüncü gelse tamam. Balkanlar’da savaş çıkar ya kesin. Biz çünkü Srebrenitsa şehit annelerinin çiçeği yakamızda. Bosna bayrağı, atkısı boynumuzda. Biz Sırp bölgesine öyle giriyoruz. Ha, Mustafa abi? Sırplar böyle ters ters bakıyor, Boşnaklar böyle sevinçle bakıyor, mutlulukla. Diyorlar ki onlar, ben öyle hissediyorum, bizim yapamadığımızı siz yapıyorsunuz diyorlar. Tabi. Beni geçen gün burda, ben sohbete gidiyordum, yoldan çevirdi grup. Belli böyle, Boşnak. Dedi, şeyi gösteriyor benim, Srebrenitsa çiçeğini gösteriyor. Dedim evet. Onlar şimdi Boşnakça konuşuyorlar. Dedim mafi Boşnakça ama dedim Bosna, ben dedim sabah sabah, Bosna ile beraberiz biz dedim. Ondan sonra malum dedim, ondan sonra, şeyh Kazım dedim ben, Kaçuni. Malum dedi, hemen onlar, tanıyorlar. Dedim sabah sabah benim arkadaşım o dedim ben. Nasıl böyle, ne mutlu oldular ama o böyle benim yakamda Bosna çiçeğini görünce. Dedim ki ya, yani onlar böyle büyük bir onurla, gururla büyük bir aşkla, şevkle onlar taşıyacaklarına hani dedim ki şu hale bak ya! Taşıyanı görünce dedim seviniyorlar da kendileri taşımıyorlar! Aynı bizim bu memleketin insanı da öyle. Bizde yapmamız gerekeni yapmıyoruz ki! islam dünyasında da var bu.
Sihirbazların Musa(a.s.) ile mücadeleye girişmelerinin nedeni nedir?
Mel’un firavunun zamanında sihirbazlar Musa(a.s.) ile kin güderek mücadeleye giriştiler. Fakat onu büyük tuttular, öne geçirdiler, ağırladılar. Zira ona ‘Ferman senin. İstiyorsan önce sen asanı at’ dediler. Musa(a.s.)‘Hayır ey sihirbazlar. Önce siz büyülerinizi meydana koyun’ dedi.
Yemek yemek ve nükte söylemek neden kamile helaldir?
Yemek yemek ve nükte söylemek, kamile helaldir. Madem ki sen kamil değilsin yeme ve sükut et.
Kamil olmayan bir kişi neden yemek yemek ve nükte söylemekten kaçınmalıdır?
Madem ki sen kamil değilsin yeme ve sükut et. Sen kamil değilsen riyazat et, önüne geleni yeme ve ağzına geleni, diline geleni söyleme.
Abdülkadir Geylani hazretleri ile kadıncağızın arasında ne tür bir olay yaşanmıştır?
Bir gün bu meşhurdur kıssa, kadıncağızın birisi Abdülkadir Geylani hazretlerine illaki görüşmek için ısrar etti. Ona dediler ki yemek yiyor, müsait değil ama o illaki ısrar etti. Benim görüşmem lazım dedi. Bu sefer pire söylediler, illaki görüşmek istiyor dediler. Alın dedi içeri. Aldılar. Abdülkadir Geylani hazretleri de kızarmış tavuk yiyordu. Kadın girdi içeri, bir baktı, koca pir tavuk yiyor, kızarmış tavuk.
Kadıncağız neden Abdülkadir Geylani hazretlerinin kızarmış tavuk yemesine tepki göstermiştir?
Söyleyeceğinden vazgeçti. Dedi ki efendim bu ne haldir! Bizim çocuklara riyazat yaptırıyorsun, çocuklar aç sefil bir şekilde duruyor. Yani az yediriyorsun, kendine gelince diyor, gözünün önünde kızarmış tavuğu çatır çutur yiyor tabii Geylani hazretleri. Yani sen diyor burda çatır çutur habire habire tavuğu yiyorsun!
Abdülkadir Geylani hazretleri neden kadıncağızın eleştirilerine rağmen tavuğu yiyormuş?
Tabi Geylani hazretleri hiç oralı değil. Tavuğu yemeye devam ediyor. Çatır çutur patır kütür yiyor. Kemiklerini topluyor bir araya. Kadın hâlâ daha tabi onu irdeliyor böyle, eleştiriyor. O artık kemikleri toplayınca ‘küntü bi iznillah’ diyor kemiklere. Cenab-ı Hak hemen o kemiklerden bir tavuk daha oluşturuyor, gıt gıt gıt gıt gidiyor tavuk. Senin oğlun da bu hale gelince o da yesin diyor. Senin oğlun da bu hale gelince o da yesin diyor.
Hz. Mevlana ile zat arasında ne tür bir olay yaşanmıştır?
Bir kıssa da Hz. Mevlana’dan. Bir zat, işte Hz. Mevlana ile kendisini bir tutuyor. Hatta üstün tutuyor. Diyor ki birer tane kuzu yiyeceğiz, itikafa gireceğiz ama destek çıkmayacağız diyor. Hz. Pir de olur diyor. Birer tane kuzu kızartıyorlar. Her ikisi de birer kuzuyu yiyor. Ondan sonra itikafa giriyorlar. itikafa girince o böyle küstahlık yapan zat, bütün geceyi tuvalette geçiriyor. Git gel, git gel, git gel, git gel…Hiç bir zikir yapamıyor.
Zat neden itikaf sırasında tuvalete gitmeye devam etmiş?
Bakıyor öbür tarafta hazreti Mevlana çatır çatır, çat çat çat çat tevhit sesi geliyor. Tuvalete çıkan yok, hiç bir şey yok. Sabah oluyor. Diyor ki o zat, ‘efendi diyor, hakkını helal et. Sen haklıymışsın, biz daha kemale erememişiz ama diyor şunu merak ettim diyor. Hani onca kuzuyu sen de yedin ben de yedim. Ben diyor sabaha kadar tuvalete taşındım. Sen ise diyor hiç tuvalete gitmedin. Ona cevap veriyor. Ben her lokmamda sana niyet ettim diyor. Nuru bana geldi diyor posası sana gitti. Her lokmada diyor ben diyor sana niyet ettim. Nuru bana geldi, posası sana gitti.
Şeyh efendinin dişleri neden sorun yaratmıştır?
Halbuki at duvara kaç kenara, ya başını yaracak, ya gözünü yaracak. Onun normalde bir de dişleri takma. Sert bir şey yiyemez. Hani böyle ısıramaz, dişler takmaydı çünkü Allah rahmet eylesin. Ödemiş’te bütün dişlerini sökmüşler. iki zakir başına geçmiş, söktür efendim, sökülsün efendim…Onun sağlam dişlerini bile söktürmüşler.
Şeyh efendinin dişleri neden söktürülmüştür?
Oğlum sağlam dişlerimi bile söktüler benim dedi. Ben sensiz ne yapmaya gittim böyle bir şeye dedi. Dedim efendim hakkınızı helal edin. Keşke dedim hani Bursa’da yaptırsaydık böyle bir şeyi, ondan sonra, bunu Ödemiş’te götürmüşler, ordaki diş doktoru da artık bizim Oktay’ın kız kardeşi Olcay da diş doktoru ya, onun tabirini söyleyeyim. Bir de şeyh efendinin yanında rahat konuşuyor o. Baktı, ondan sonra, böyle muayene etti. Döndü bana, abi bu doktor değil, resmen kazmaymış, bu cellatmış ya dedi. Bunu şeyh efendi de duydu mu! Allahımm! Söyleyecek laf yok! Bu abi vallahi cellatmış bu dedi, bu doktor moktor değilmiş bu dedi, cellat olaymış dedi. Ya dedi ağzı perişan etmiş, dedi. Yetti şeyh efendiye! Gördün mü Mustafa efendi! Oğlum ne yapmışlar. Efendim işte, toparlayamıyoruz biz ortalığı. Toparlanacak gibi de değil gerçekten. Bir insanın dişi sallanmadığı halde çekilir mi? Çekmişler, çektirmişler. Başında da iki tane nakibi nükebba, onlar da çektir baba. Birinin damadı burda. ikisi de çektir Allah çektir, çektir Allah çektir! Çektirmişler o dişleri. Perişan ağzı!
Şeyh efendinin dişleri neden bir süre sonra tekrar tedavi edilmiştir?
Şimdi şeyh efendiye ondan sonra o dişi yaptırıyoruz tutmuyor, bu dişi yaptırıyoruz tutmuyor. Ankaralara gittik Olcay’ın yanına, orda bir diş yaptırdık. işte konuşurken çok güzel. Ondan sonra iyi, işte yemek yemede sıkıntı yaşıyor ama konuşurken çok güzel. Onu da hacı anne, böyle peçetenin içine koymuş, şeyh efendi onu, hacı anne de bu peçete de, sobaya at! Hadii, bir daha dişsiz kaldı! Çileye bak! Ondan sonra bir daha diş yaptırdık yine olmadı. Şey, efendinin elinde diş, boyna törpülüyor. En sonunda Hatay’a gitti. O zaman Hatay’da böyle dişçiler meşhurmuş. Kırıkhan’a, oraya gitti. Ordan bir adres vermişler ona, ordan komple bir diş, takma diş yaptılar, damak, şeyh efendi onu da biraz törpüledi ama onunla idare etti artık, bir müddet sonra.
Şeyh efendinin dişleri neden yemek yemekte sorun yaratmıştır?
Şeyh efendinin zamanında bunları hep görürdük. Efendim, bir şey anlatmak istiyorum, sohbet ediyor ya. işte konu ne? Yemekle alakalı, konuşmakla alakalı. Hemen ordan birisi kalkıyor, efendim bir şey anlatabilir miyim? O da bakıyor ona. Anlat da demiyor, anlatma da demiyor, ona bakıyor, hani sen ne diyorsun, sen ne yapıyorsun diye. O oralı değil. Efendim ben yolda giderken şöyle başıma geldi de böyle oldu da şöyle oldu da şu oldu da…Hani onun başına gelen mucizevi bir hali anlatıyor. Çok önemli bir şahsiyet! Şeyh efendi böyle bakardı, kafa sallıyor. Oranın zakiri ona müdahale etmesi lazım. Ordaki bir büyük ona müdahale etmesi lazım, işaret etmesi lazım. Konuşma, sus, üstadın sözü böyle kesilmez, üstadın sözünü böyle kesip de efendim bir şey anlatabilir miyim diye. O gün ilk defa gelenler onu söyler. Bir derviş bunu söylemez. Efendim bir şey anlatabilir miyim demez. Varsa bir sorusu bu konu hakkında şunu sormak istiyordum der. Ona da müsaade edilirse sorar. Müsaade edilmezse kendi kendine soru sormaz. Bu böyle miydi! Orası hacı baba tekkesi değil, kahve değil, kıraathane değil, orası kadınların gün yaptığı pasta yediği, börek yediği yer de değil. Orası bir mürşid-i kamil sohbeti. Herkes oturur, edebiyle sohbetini dinler. Ben bunu anlatabilir miyim, bunu konuşabilir miyim demez. Var mı sorusu olan, denmedikçe o kendi kafasından soru da sormaz, dinler.
Şişmanlık neden zararlıdır?
Kadın erkek şişmanlık insana uyku verir. Hadisi şerifte Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı dedi, ümmetimin üzerinden dedi bu konularda korkuyorum. Ümmetimin üzerinde en çok bunlardan korkuyorum dedi. Birincisi ne? Şişmanlık. Bu neyle mümkün? Bu çok yemekle mümkün. Abur cubur, abur cubur, hadsiz hudutsuz yiyor. Bugünkü dünya toplumu abur cubur yiyor, ne varsa yiyor, ne varsa yiyor! Obez. Bu ne? Nu fastfoodlar bilmem neler, onlar bunlar çıktıktan sonra iyice iş çığrından çıktı. Kadınlar hamur işleri hınkallar, ondan sonra, börekler, çörekler, kadınlar da çığırından çıktı. Sonra sabah namazından sonra çık, bir de o belediyeler bir de bu parklara onlar için böyle spor, ne o, aletleri koydular ya, Allah Allah Allah Allah Allah! Belediyeler iyilik mi yaptı kötülük mü yaptı belli değil. Kocaman kocaman kocaman anneler, teyzeler, her taraflarını çalkalaya çalkalaya, hoplata zıplata orda spor yapacağız diye uğraşıyorlar. Ya mübarek insanlar, yani hiç mi edebiniz adabınız kalmadı! Orayı sanki bir spor salonuymuş gibi kullanmaya çalışıyorlar. Giymişler, daracık eşofmanları kimisi, oralarda böyle spor yapacağım, o aletlerde diye uğraşıyorlar. Normalde sabah namazından sonra yapıyorlardı, şimdi gece gündüz devamlı, Allah muhafaza eylesin! Bu kadınlar bu konuda buna dikkat edecekler. Tesettüre riayet edecekler. Vücut hatları belli olmayacak. Daracık giymeyecekler. Nereye gidiyorlarsa gitsinler, içleri görünmeyecek, tesettürlerine riayet edecekler ve o şişmanlığına bakmadan kadın daracık kıyafetler giyip de çıkıyor. O zaman şişmanlık, uykuya düşkünlük, ellemesen on beş saat uyuyacak, on saat uyuyacak, yirmi saat uyuyacak herkes. Uyku, uyku, uyku, uyku, uyku! Uyuyor millet! Uyuyor! Dervişi uyuyor, şeyhi uyuyor, nakibi uyuyor, nükebbası uyuyor, zakiri uyuyor, çavuşu uyuyor, paso uyuyor. Orucu uykuya tutuluyorlar, dersi uykuya çektiriyorlar, ders! Ne olacak, dersi çekecek ya, lailahe illallah, lailahe illallah, lailahe illallah, lailahe illallah… horultu! Ya daha dur daha, bir tesbih bitirmedin! Bir tesbih bitirmedin, ne çabuk uyku galebe geldi sana! Uyku neden galebe geliyor? Şeytan ona galip geliyor.
Tembellik neden zararlıdır?
Ümmet tembel, çalışmıyor. Çalış. iş beğenmiyor. işi olsa dahi tembel tembel işe gidip geliyor. Kaçta dükkan açılması lazım? Sekizde. Yedide açması lazım, açmıyor. Ben Lütfü ustayı ayırayım, o erkencidir. Sabah namazından sonra gider dükkanı açar. Sokağın, bütün sokağın temizliği ondan soruluyor. Dükkanların önlerini bir güzel süpürüyor, bir de ıslatıyor, yıkıyor bir de. Ondan başka dükkanı açan yok ama yok değil mi Lütfü usta, senden önce açan yok değil mi? Yok. Benim sokakta da benden önce açan yok zaten. Bizim orda bir kalaycı var, o çelik parlatıcısı, onla yarışıyoruz biz ama bu ara ben onu geçtim. inceden de kulağına üflüyorum, hayırdır hacı abi, geç kalmaya başladın, evden bırakmıyorlar mı seni diyorum. Böyle bir üzülüyor o kendi kendine, hani erken gelemiyorum diye. Tembel! Açmıyorlar Bursa’da gördüm ben bunu. Bursa esnafı açmıyor. Kapalı çarşı bile kaçta, dokuzda mı dokuzbuçukta mı açılıyor? Kaçta açılıyor? Dokuz buçukta! Yani düşünebiliyor musunuz, kapalı çarşı dokuz buçukta açılıyor! Ya bereketi mi olur ya! Koca kapalı çarşı dokuz buçukta açılıyor. Kapalı çarşının hiç kapanmaması lazım. Turisti var yabancısı var, geleni var, gideni var. Gece on ikiye, bire kadar açık olması lazım kapalı çarşının. Sonra diyorlar ki AVM’lere gidiyor herkes. Aç çarşıyı, on bire kadar aç, on ikiye kadar aç. On bire, on ikiye kadar açılsın, iş yapsın esnaf. Tembellik diz boyu olmuş bizde. Tembeliz. Şikâyet etmeye gelince şikayet ediyoruz. Ben pandemi başladığından beri diyorum ki her şey pahalanacak. Dedim mi? Pandemi başladığından beri söyledim, bütün her şey pahalandı mı? Bu dedim iyi günleriniz. Gidin dedim bağınızı bahçenizi yeniden ekin dedim mi? Bildiğiniz marulu dahi on liraya, on beş liraya alacaksınız dedim mi? Ekin dedim mi? Ya millet şimdi şikayet ediyor. Git kardeşim, bir karış toprağın olsa dahi git oraya ek dedim mi? Git ek ya. Üstadını dinle. Git bir karış toprağı ek. Ha soğan otuz TL, elli TL olsun, sana müstahak. Sana müstahak. Neden? Ya sen evinin bahçesindeki o beş metrekare, on metrekare olan toprağı ekmekten aciz bir tembelsin. Sen şehrinin kenarında babandan kalmış, dedenden kalmış, beş yüz metrekare, bin metrekare, iki bin metrekare, neyse, isterse elli metre kare yeri ekmekten aciz bir toplum haline gelmişsin. Tembelsin ya tembelsin. Beş ağaç zeytinini toplamaya acizsin. Toplamıyorsun, tembelsin. Çocuğun da bilmiyor sen de bilmiyorsun, senin çocuğunun çocuğu da bilmiyor, tembelsin. O zeytini ağaçtan toplayıp dilme yapmak, çürütme yapmak, salamur yapmaktan uzaksın. Tembelsin. Sonra diyeceksin ki ya sofralık zeytinin kilosu yüz lira. Beş yüz lira olsun sana, müstehak sana. Neden? Ağacın üstünde kalıyor zeytinler, toplamıyor, tembel. Tembelsin. Kendi zeytinine bakmaktan uzaksın kendi zeytinini toplamaktan uzaksın. Kendi tarlanı, bahçeni ekmekten uzaksın. Uzaksın! Gideceksin, nerde yaşıyor arkadaş, istanbul’da yaşıyor. Yetmiyor istanbul’da. Ulan yeter mi istanbul’da? Elli milyon maaş alsan da yetmez. Sendeki o lüks sevdasıyla şimdi bu sohbeti alacaklar, Mevlevi şeyhi, ondan sonra, ak partili oldu bak, yine böyle söyledi diyecekler. Evet, tembeliz biz, ekmiyoruz. Bahçelerimiz öyle duruyor. Tarlalarımız öyle duruyor, zeytinlerimiz öyle duruyor, meyvelerimiz öyle duruyor, toplamıyoruz. Ekmiyoruz, dikmiyoruz. Tutturmuşuz biz hafta sonları birisi asgari ücret alacak, on lira, eşi de askeri ücret alacak, on lira, yirmi lira, değme keyiflerine! Gidecekler hafta sonu o alışveriş merkezlerinde dolaştıracaklar kendilerini. Orda bir köfte ekmek yiyecekler, orda bir hamburger yiyecekler, amanın, çok medeni oldular! Medeniyet aktı paçalarından hepsinin de! Anası babası köyde. Hafta sonu gideyim anamın babamın köyüne de ya orda bir yer var. Ben ordan beş yüz metre kare bir yer ayırayım. Baba, ben burayı ekeceğim, dikeceğim. Kendime ait. Anne, ben burayı ekeceğim, dikeceğim. Kendime ait. Domatesini ek, biberini patlıcanını ek, fasulyeni ek, bamyanı ek, yazlık sebzeni ek, kışlık sebzeni ek. Ek ya, ek yetiştir orda ya. Bunun tadını al. Eşine, dostuna da faydalı ol. Pazar günü git, topla. Gelirken de arkadaşına, kardeşine hediye et veya sat. Tembellere sen sat. Tembellere sen sat. E ümmet tembel. Çalışmıyor, yapmıyor! Çalışmıyor, yapmıyor. Ben örnek olsun diye terastan fotoğraf paylaşıyorum. Terasta, ben saksıların içerisinde işte bir şeyler yetiştiriyorum kendimce. Bizim muhtarla fatih geliyorlar arada bir, işte buna bu lazım, şuna şu lazım…
Müslümanlara karşı konuşulan bir yerde neden sükut etmek gerekir?
Müslümanlara atıp tutarlarken ya susturacaksın ya susacaksın. Gücün yetmiyor, susacaksın. iyi, sus. Sükut et. Evet ya, onlar da böyle yapıyorlar, şunu şöyle yapıyorlar deyip onlara katılma. Müslümanların aleyhine konuşulan bir yerde susturamıyorsan sükut et, çek git ordan. Daha kötüsü ne? Onlara katılmak.
İslam’ın şiarı nerede kaldı?
Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden ne yapacağız? O zaman kötü bari konuşmayalım, susalım.
Yavrum, gel bakayım, ne yapıyorsun diyorum uçuk yaşayıp da sen, ne yapıyorsun?
Biz birkaç bahar otu değil, bir hayli bahar otu yedik, eleği astık, unu eledik, genç yaşta, unu eledik. Dedik ki tamam, derviş olacağız. iyi ama ben dükkan çalıştırmışım, batmışım, meyhane çalıştırmışım, batmışım. Evet, şimdi bazen insanlar bakıyorlar beyaz sakallı, bir şeyden anlamaz. işte hocam, ben çok uçuk yaşıyorum. Yavrum, gel bakayım, ne yapıyorsun diyorum uçuk yaşayıp da sen, ne yapıyorsun? Kendince hayatını uçuk yaşadığını zannediyor.
Ziyan ne anlama gelir?
Ziyan, dışardan ziyan görünen sende kâra göründü. E devasız hastalık, herkes feryat figan ediyor, bana telefon açıyorlar, işte kanser teşhisi kondu, elhamdülillah diyorum ben, kanser teşhisi konduysa dervişlik hastalığı bu diyorum.
Nankörlük ve hainlik neden zararlıdır?
Nankörlük ve hainlik, mürşid-i kamilin eline vefasızlık etmek ve ona nankörlük etmek anlamına gelir. Bu davranışlar, kendini perişan etmek ve toz toprak olmak anlamına gelir. Sen o peygamberin elini tutmuş olan ele vefasızlık ettin, ona nankörlük ettin, ona hainlik yaptın.
Mürşid-i kamilin eline vefasızlık etmek ne demektir?
Mürşid-i kamilin eline vefasızlık etmek, ona nankörlük etmek ve ona hainlik yapmak anlamına gelir. Bu davranışlar, kendini perişan etmek ve toz toprak olmak anlamına gelir. Sen o peygamberin elini tutmuş olan ele vefasızlık ettin, ona nankörlük ettin, ona hainlik yaptın.
Gönüle sahip olan kişi zehir yemesiyle ne olur?
Gönüle sahip olan kişi apaçık öldürücü bir zehir bile yese ona ziyan gelmez.
Ferideddin-i Attar hazretlerinin sözünü şerh eden kimdir?
Hz. Pir şerh ediyor. Biz de onun şerhini şerh edeceğiz şimdi.
Zehir yemesi gönül ehliye ne şekilde bal olur?
Bir başkası zehrin kenarından geçse o helak olur, ama o öyle olmaz. Hani Hacı Bektaşi Veli hazretlerine birisi hediye getirdi. Hacı Bektaşi Veli hazretleri ona nazar etti, baktı ki hediyede haram kazanç var, ondan sonra dedi ki biz bunu kabul edemeyiz.
Nakşibendilerin zehir içmekteki delil nedir?
Şahı Nakşibendi hazretlerinin nakşibendiliklerinin delili burhanları zehir içmektir.
Rufailerin ve kadirilerin tarikatları arasında ne fark vardır?
Rufailer ateş yalarlar, ondan sonra şiş vururlar ya, kadiriler de kılıç vururlar. Her tarikatın kendince bir piri, bir şeyi vardır, ne o, tabiri caizse burhanı vardır.
Nakşibendilerin zehir içmekteki delilin kökeni nedir?
Hazreti Ebubekir efendimizden. Hani mağarada yılan onu ısırdı ya, zehrini sundu, Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir taşı yaladı, ağzına verdi. Taşı yaladı, ağzına verdi, zehire panzehir oldu onun tükürüğü.
Helva ne anlama gelir?
Helva ise çocukların istediği şeydir. Helva çocukların istediği bir şeydir. Yani çocukların şimdi sevdiği, helva olmadı da mesela hemen bakkaldan ne alıyorlar? Cips alıyorlar. Başka? Efendim? Beş altı yaşında çocuğu olanlar elini kaldırsın. Ne istiyorlar damat? Çikolata istiyorlar. Başka ne istiyor? Meyveli sütlerden var. Çocuk ne istiyor, bunları istiyor. Bunun da başka da bir şeyden haberi yok ha. Çocuk sırf bunlardan çikolata istiyor bir de meyveli süt istiyor. Onu ilgilenmediği çıktı meydana damadın.
Dilin yanlış kullanımları nelerdir?
O dil doğru yerde, doğru şekilde konuşmazsa ortalığı ateşe verir, fitneye sebep olur. Ordaki topluluğun dağılmasına sebep olur. Ordaki topluluğa zarar getirir. Allah muhafaza eylesin. Oysa Müslüman’ın dilinden diğer Müslümanlar güvende olmaları gerekiyor. Bu sadece haram helal çizgisi değil, yani diğer Müslümanlar da emin olacaklar. Haram konuşmayacak, gıybet konuşmayacak, dedikodu yapmayacak, iftira etmeyecek, laf taşımayacak. Diğer Müslümanlar onun dilinden emin olacaklar ama bir de işin o tarafı var, sen dilinle topluluğun içerisinde fitne çıkarmayacaksın. Topluluğun anlayamayacağı mevzuları daha da anlaşılmaz hale getirip konuşmayacaksın.
Zalimlerin özelliklerini anlatır mı?
Zalim onlardır ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün âlemi yakmışlardır. Yani o kimsenin gözünü kapatmış, karşısındaki ve etrafındaki insanları analiz etmekten, hallerini anlamaktan uzak. Onlar, o kimsenin kafası karışık, kalbi kararık, dili bulanık ve ortalığı ne yapıyor? Ateşe veriyor. Onun işi çarpışık. Böyle işleri, o tip insanların işleri de çarpışık olur. Allah muhafaza eylesin. Onlar böyle kendilerine hakim değildir. Kendilerinin üzerinde doğruyu ve düzgünlüğü oluşturamazlar ama onlar normalde ortalığı ateşe verirler. işte en yakınındaki sufi kardeşlerini dilleriyle rencide ederler. Konuşmalarıyla kırarlar, konuşmalarıyla incitirler. Eşlerini, çocuklarını, dilleriyle, konuşmalarıyla incitirler, kırarlar ortalığı. Onlar zalimdir. Bir kimse diliyle eşini, çocuklarını, karısını, kocasını, annesini, babasını, derviş kardeşlerini, etrafı kırıyorsa satıyorsa, onları bu noktada eziyorsa üzüyorsa zalimdir o.
Terör ve teröre destek verenlerin etkilerini anlatır mı?
Bir bakıyorsunuz Kur’an ve sünnete aykırı sözler söylüyorlar, bir bakıyorsunuz Müslümanları rencide edecek, kıracak, dökecek sözler söylüyorlar. Bir bakıyorsunuz dilleriyle terörü destekleyen, Mehmetçik katillerini destekleyen sözler söylüyorlar. Bir bakıyorsunuz yani Mehmetçik katiliyle kol kola girmişler. Bir bakıyorsunuz vatanı bölmek, parçalamak isteyenlerle kol kola girmişler. Mustafa Özbağ da bunları dile getirince Mustafa Özbağ siyaset yapmış oluyor. Canım kardeşlerim, ben bu ülkede yaşayan, bu topraklarda yaşayan, dinimi de yaşamaya çalışan bir kimseyim. Evet, ben parti siyaseti yapmam ama ‘Kur’an sünnet vatan millet’ dairesinde doğru bildiğimi anlatırım. Evet, vicdanım kanıyor benim, yaralı. Yirmi yaşına getir, yirmi yaşına kadar büyüt, ondan sonra devlete asker et, bu millete asker et, ondan sonra hain bir pusuda, hain bir kurşun, hain ellerinden çıksın, onu toprağa ver! Ondan sonra siyasetçiyim diyenler, o hain pusuyu kurup o hain pusuda hain mermiyi sıkanlarla kol kola gezsinler! Öyle mi ve siz de bunu halkın önünde açıklayın. O dil fitne dili, o dil zalim dili, zalim dil, o dil şehit kanı bulaşmış olan kanlı bir dil. O akıl, şehidi görmeyen akıl! O akıl, vatanı görmeyen, toprağı görmeyen, milleti görmeyen akıl. Siyasi hırsına yenik düşmüş, siyasi makama yenik düşmüş bir akıl. Beni ilgilendirmez hiçbir parti. Hiçbir parti beni ilgilendirmez. Beni ilgilendiren vatanım. Beni ilgilendiren milletim. Beni ilgilendiren Kur’anım, sünnetim. Kalkacaksın sen, Kur’an’la alay edeceksin! Kim bu? Siyasetçi! Diliyle ateşe veriyor ortalığı! Kalkacan sen, vatana, millete, devlete, Mehmetçiğe, askere, polise, sivile, çocuğa mermi sıkan, ona kurşun atanla beraber olacaksın, öyle mi! Biz de siyasete karışmayacağız diyeceğiz, susacağız burda! Dilsiz şeytan değilim ben. Ben dilsiz şeytan değilim. Her türlü teröre karşıyım. Bu vatana, bu millete, bu topraklara gözünü dikmiş olana karşıyım. Bu toprakların bölünmesini isteyene karşıyım. Mehmetçiğin kanını dökene karşıyım. Mehmetçiğe kim kurşun sıkıyorsa karşıyım. Devletin polisine, siviline, çoluğuna, çocuğuna mermi sıkana karşıyım. Bu ister komünist olsun, ister devrimciyim desin, ister ülkücüyüm desin, ister islamcıyım desin, ne diyorsa desin! Benim Mehmetçiğime kurşun sıkıyor mu sıkıyor. Ben ona karşıyım kardeş! Benim topraklarımda sivillere bomba patlatıyor mu, patlatıyor ben ona karşıyım. Ben ona düşmanım. Ben ona düşmanım. O yüzden ne kadar terör örgütü varsa güvenlik kuvvetlerimize silah sıkan, sivillerimizi şehit eden, Mehmetçiğimizi şehit eden adı ne varsa ne, hepsine de karşıyım. Hepsine de! Onlara destek çıkanlara da karşıyım. Onlara arka çıkanlara da karşıyım! Onları alkışlayanlara da karşıyım! Onları karşı olmakla kalmıyorum, düşmanım. Evet! Ben saklı gizli değilim. Ortadayım! Ortadayım! O neci olursa olsun, beni ilgilendirmiyor. Bakın beni ilgilendirmiyor. Ben de devletin kanunlarından rahatsızım, ben de anayasadan rahatsızım, evet, değişmesi gereken çok şey olduğunu ben de biliyorum. Ben de biliyorum ama bu terörle olacak bir şey değil. islam terörle de gelmez. Bunu böyle dini bir kisve altında yapıyorlarsa da ona da karşıyım. islam anarşi ile gelmez. islam terörle gelmez. Gelmez! Doğru yol değil bu. Ee, sen kalkacaksın yirmi yaşındaki gencecik çocuğu toprağa vereceğiz biz, ondan sonra o toprağa verdiğimiz kimselerle kol kola siyaset yapacağız öyle mi! Sen benim canıma kast etmişsin, canımı gömmüşüm ben toprağa, bir de onlarla helallaşıyorlarmışız! Kim kimle helallaşıyor ya. Otuz yıldır, otuz beş yıldır, kırk yıldır bu ülke kan kusmuş kızılcık şerbeti içtim demiş, nereye helallaşıyorum! Allah muhafaza eylesin. Bunlar zalim. Evet, bunlar, bu zalimler ki gözlerini kapatmışlar, kalpleri kararmış, kulakları tıkanmış, hakikati görmüyorlar ve topluma ve topluma fitne yayıyorlar. Topluma, vatan millet aşkından uzak söylemler söylüyorlar. Topluma kuran ve sünnetten uzak şeyler söylüyorlar.
Zalimlerin topluma ve toplumun dengesine etkilerini anlatır mı?
Topluma, vatan millet aşkından uzak söylemler söylüyorlar. Topluma kuran ve sünnetten uzak şeyler söylüyorlar. Ey ümmeti Muhammed! Bunlara dikkat edin! Ey ülkemin vatandaşları! Bunlara dikkat edin! Söze bakın, söze! Eğer o söz sizi kiminle dost ediyor, ona bakın. Sizi kan döken, sivilleri toplu katliamlar yapar gibi katliam eden kimselerle mi kol kola dolaştırıyor, kimle dolaştırıyor? Beni ilgilendirmiyor, tekrar söylüyorum parti siyaseti. Beni ilgilendiren bu. Yani birileri kalkıyor bu ülkede açık bir şekilde, açık bir şekilde terörist başı dediğimiz kimseyi cezaevinden çıkarmayı düşünüyor! Bunu açık bir şekilde söylüyor! Bu ülkenin insanları bunları bir de dinliyor. Ya o çocukların, çocukların, çocuk! Bildiğiniz çocuk! Bu çocukların katilinin hesabı sorulmayacak mı? Bu gencecik Mehmetçiklerin katillerinin hesabı sorulmayacak mı? Bu göreve gitmiş polisi, hemşerisi, öğretmeni, bunlar o terörün altında şehit olmuşlar. Bunların hesabı sorulmayacak mı? Bu ülke insanı ne zaman unuttu, ne zaman unuttu intihar bombacılarının bombaları patlatmasıyla otuz beş, kırk tane birden şehidin olduğunu? Bu ülke insanı ne zaman unuttu hendeklerin kazılıp da Mehmetçiklerin orada şehit düştüğünü? Bu ülke insanı ne zaman unuttu dağlarda Mehmetçiklerin şehit olduğunu? Sıralanan bir sürü Mehmetçik, sırayla şehit olan Mehmetçiklerini ne zaman unuttu? Ne zaman unuttunuz polislerimizin, devlet güvenlik kuvvetlerimizin şehit olup kanlarının üzerinde, kanlarının üzerinde ayrılıkçı bayraklarının dalgalandığını? Ne zaman unuttu bu ülke insanları! içim içime sığmıyor! içim içime sığmıyor! Kime sattınız, kime peşkeş çektiniz kendinizi, kime sattınız ya! Kaça sattınız! Kaça sattınız aklınızı, fikrinizi, ruhunuzu, bedeninizi? Hangi cıa bozuntusuna aklınızı kiraya verdiniz! Hangi mossad yosmasına gittiniz, kendinizi peşke, çektiniz? Aklım almıyor! Aklım almıyor, evet! Onlar zalimdir, onları destekleyenler de zalimdir. Onları görmezlikten gelenler de zalimdir. Bu sözleri söyleyenler de zalimdir. Terörü destekleyen, terörle beraber olan sözler de zalimdir. Onları kullananlar da zalimdir. Onları destekleyenler de zalimdir. Onlarla kol kola girenler de zalimdir. Onları alkışlayanlar da zalimdir. Hepsi de zalimdir. Allah zalimleri helak eylesin. Amin. Onlar çünkü onlar bu memleketi düşünen, bu vatanı düşünen, bu insanları düşünenler değildir. Onlar akıllarını dışarıdaki, dışarıdaki ağababalarına satmış insanlardır. ister sağcı, ister solcu, ister devrimci, ister Kemalist, ister Atatürkçü, ister hani bugünkü dille öyle diyorlar ya, islamcı, ister Müslüman, adına ne derseniz deyin. Terörle kol kolaysa o kimse zalimdir. O kimse haindir, o kimse vatan düşmanı, millet düşmanı, Kur’an düşmanı, sünnet düşmanıdır. Onları destekleyen de böyledir. O isterse beş vakit namaz kılsın, kafasını secdeden kaldırmasın, o teröristleri destekliyorsa vallahi de zalimdir billahi de zalimdir! Gideceği yerde vallahi de billahi de tillahi de cehennemdir. Evet, zalim çünkü, o zalim! Onların gözleri kapanmış, bakın, Hz. Pir diyor ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün âlemi yakmışlar. Bunlar çünkü zulüm, öyle bir insanın gözüne gönlüne perde indirir ki zulme bulaşan, zalimliğe bulaşan, gönlü önce o zulme kayar, onu böyle zulüm gibi görmez önce gönül kararır. Gönül kararınca göz kararır. Örter, körleşir o kimse. Artık kalbi de onun körleşti, gözü de körleşti ama makam ama mevki ama para ama pul ama gelecek ama bir şey ona sunulur, o onunla örter kendini. Artık o kendi karanlık dünyasını aydınlık görür. Artık şeytanın vesvesesini o, hakkın sesi olarak görür. O namaz kılsa da kendini kurtaramaz. Hz.Pir diyor ki: ‘Zalim onlardır ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün âlemi yakmışlar.’ Onlar söyledikleri sözlerle alemi yakıyorlar ve bizim ülke insanımız unutuyor enteresan bir şey. Birisi çıkıp da şunu diyemiyor halk olarak, vatandaş olarak, ‘siz ne söylüyorsunuz ya, siz Mehmetçiğin kanını ne zaman şerbet edip içtiniz siz ya? Hangi içki masasına meze ettiniz Mehmetçiğin kanını? Mehmetçiğin kanını hangi bozuk odalarda sattınız? Mehmetçiğin kanını siz CIA’ya mı peşkeş çektiniz, kime peşkeş çektiniz, kime peşkeş çektiniz? MOSSAD’a mı peşkeş çektiniz? ingiltere’ye mi peşkeş çektiniz? Avrupa Birliği’ne mi peşkeş çektiniz? Kanı akıtılan Mehmetçiğimiz ya! Nasıl peşkeş çektin? Zalim! Sakın bu konuşmalarımı Tayyip Erdoğan’ı desteklemek için konuştuğum düşüncesine, böyle bir zayıf, böyle bir bayağı bir düşünceye kapılmayın. Tayyip Erdoğan gider, başka bir kimse gelir. Önemli değil gidip gitmemesi, kimin iktidar olup olmaması. Bu manada birisinin Allah affetsin şakşakçısı olmayacağım. Ülkemi düşünüyorum, böyle içim patlıyor. Yani terör ve teröre destek verenlerle ortak hareket edenleri görünce içim bulanıyor, midem bulanıyor. Necis bunlar. Bunlar bu toplumun içerisindeki pislikler. Bu topraklarda yaşayıp bu toprakların nimetlerini yiyen necaset bunlar. Evet, pislik bunlar! Allah bizi affetsin.
İlahi akıl kuşlarının kanatlarının evsafı nedir?
Konu başlığı: "İlahi akıl kuşlarının kanatlarının evsafı." Akıl kuşu, burda akıl kuşu deyince aklı söylüyor. Yani bu akıl herkesin malum, kendince kendisinde var olduğunu söylediği ama tarih boyunca Aristo’dan bugüne kadar herkesin tarif etmeye çalıştığı ama bir türlü bir tarihte, bir tarihte sabitlenemedi tecelliyatı, tesiri belli olan ama mahiyeti eski dilde muğlak dediğimiz yani mahiyetinin ne olduğu tam olarak anlaşılamayan, mahiyeti nedir tam anlaşılmıyor.
Aklın mahiyeti nedir?
Tam anlaşılmıyor. Mahiyetinin ne olduğu tam olarak anlaşılamayan, mahiyeti nedir tam anlaşılmıyor.
Velilerin hataları neden küfrün kıyasında daha iyi kabul edilir?
‘Hatası, Allah indinde ibadetten daha iyi olsun; küfrüne nispetle tüm halkın imanı değersiz kalsın.’ Kafayı yedirten beyitler bunlar. Yani bu velinin, bu mürşid-i kâmilin bazı halleri olur. Bu hallere bakarsın, zahirde halkın nazarında hatalıdır, halkın nazarında günahkârdır. Ben bir çıt daha ileri gideyim ya içimdekini söyleyeyim, hatta şeriat nazarında bile bunların hataları, kusurları vardır.
Bu öyle bir şey değil mi?
Bu hal ile hallenenlere bu. Edebiyat yok, bakın edebiyat yok. Edebiyatta güzel bunlar. Öyle değil. Adam of dahi demedi, demeyecek. Bu öyle bir şey değil. Bu kendi iç aleminde her şeyin onun eseri olduğunu, her şeyin ondan geldiğini ve her şeyin o olduğunu idrak edecek. Allah bizi onlardan eylesin.
Bir tacirin ticaret için Hindistan’a gitmesi ve mahpus dudusunun onunla Hindistan dudularına haber yollaması hikâyesi neden anlatılıyor?
Bu hikâye, sufilerin dudu kuşunu birçok kullanırlar. Bu manada, genelde dudu kuşunu kullanırlarken kullanıldığı hikâyeye göre bazen ruhu onda andırırlar, hani ruh andırılır bazen maneviyat andırılır gibi böyle dudu kuşuyla alakalı hikâye çok okuyabilirsiniz eskilerden.
Hindistan’da baharat ticareti neden önemliydi?
Hindistan tarih boyunca baharat ticaretiyle uğraşmışlar. Hindistan’a gidenler hep ordan baharat alıp gelmişler. Baharatları normalde kendi ülkelerine getirip orda satmışlar. Hindistan’ın en meşhur ürünü baharatları.
Cefa ve intikamın anlamı nedir?
Yani ateşin bu. Verecek olduğun cefa, kahır, çile dert, gam, kasavetBu da bize neşe veriyor. Bu da bize zevk veriyor.
Kurtuluş yolu nedir?
Kurtuluş ancak bu yoldadır diyor. Başka bir yerde kurtuluş arama, başka bir yolda kurtuluş arama, başka bir hizipte, başka bir toplulukta kurtuluş arama. Kurtuluş Kur’an ve sünnette, kurtuluş peygamberlerin yolunda, kurtuluş ariflerin, kurtuluş velilerin, kurtuluş mürşitlerin yolunda. Onların yolu ki Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in yoludur. Hz. Muhammedi Mustafa (s.a.v) ’in yolu ki Allah’ın yoludur. O yolu takip edersen kurtuluşa erersin. Eğer o yolu takip etmezsen kurtuluşa erenlerden olmazsın. Allah’a itaat et, resulüne itaat et, sizden olan emir sahiplerine itaat et. Başka türlü kurtuluş yok.
Şöhretin ne demektir?
“Kazandığın şöhretten kurtulman için inleyip duran bir hasta haline gir. Zaten halk arasında meşhur olmak sağlam bir bağdır. Bu bağ bu yolda demir bir bağdan aşağı mıdır ki?”
Şöhretin iki türü nedir?
Birisi heva ve hevesten, şeytaniyetten, nefsaniyetten gelir. Birisi de Allah’tan gelir. Allah bir kimse istemediği halde onu şöhret yapar.
Şöhretin Allah’tan gelmesi ne anlama gelir?
Onu şöhret yapıyorsa iki şey bekleyin şöh, şöhrete düşmüş olandan. Bir, ya Allah onunla dinini muhkem ediyordur şöhretiyle ya da o kimse heva hevesine düştüğünden dolayı şöhrettedir. O kimse cehennemin en dibinde gidecektir.
Şöhret hastalığı neye yol açar?
Şöhret hastalığı o kimsenin maneviyatını yok eder. O kimsenin halini yok eder. O kimsenin iç dünyasını parçalar. Kalbi körelir, kalbi taşlaşır. Allah muhafaza eylesin.
Şöhret hastalığı nasıl tedavi edilir?
O kalbinin taşlaştığını, kalp gözünün körlüğünü saklamak için hayalini hal zanneder hala da hal anlatacağım diye uğraşır. O şöhret basamaklarını kendince tırmandırmak istiyor.
Şöhretli kişilerin manevi durumu nedir?
Onlar ne yazık ki şöhrete koşarlar. Onların şöhretlerini arttırdıkça arttırırlar. Şöhretleri yaldızlanır, parlanır ama onların ahiretleri perperişandır.
Müminin nasıl bir durumu vardır?
Ben bu hadis-i şerifi kendi içimden çok okumak istemem. Sebebi şu, bu hadisi şerifte tarif edilen bir mümin olmak isterdim. Bu hadisi şerifte tarif edilen bir Müslüman olmak isterdim. Takva sahibi, cömert ve amellerini gizli yapan, ortadan kayboldukları vakit, gözler onları aramaz. Ortaya çıktıkları vakit göze batıp bilinmezler. işte karanlıkların aydınlığı ve hidayetin imamları bunlardır.
Metinde bahsedilen hastalıkların tedavisi için ne önerilmiştir?
Böyle bir hastalığa düşenimiz varsa Cenab-ı Hak onu maddi manevi tedavi eylesin. Rabbim bizleri bu hastalıklardan uzak eylesin. Sürçü lisan ettiysem affola.
Ramazan ve diğer üç ayların ibadetle dolu geçmesi için ne söylendi?
Hakkıyla inşallah üç ayları dolu dolu ibadetle, dolu dolu iyi amellerle yaşayanlardan eylesin. inşallah ramazana erip ramazanda kurtuluşa eren kullarından eylesin.
Umre için yapılan görüşmelerin sonucu hakkında ne söylendi?
Umre için bir iki görüşme daha yaptık. Bu görüşmeler çok olumlu bir noktada şu ana kadar gitmiyor. Salı günü son bir görüşme daha yapacağım istanbul’da. Salı günkü son görüşmeden sonra olumlu veya olumsuz kararı vereceğim. Şu ana kadar aldığımız bilgiler çok olumlu değil. Ordaki otellerle alakalı, uçaklarla alakalı, her türlü meselelerde sıkıntının çok olduğunu. Bir de grup kalabalık, 450-500 kişi deyince herkesin gözü korkuyor. Bu saatten sonra zor tanzim edilir, ayarlanır diye birkaç tane firmadan olumsuz geri dönüş aldık. Aldım daha doğrusu. Birkaç arkadaşla da bu konuda istişare ediyoruz. Salı günü bir daha istişare edeceğim istanbul’da, en son gittiğimiz firmayla. Onunla da bir ön görüşme yaptı kardeşimiz. Salı günü son noktayı Allah’ın izniyle koyacağız inşallah ama olumlu ama olumsuz bir karara varacağız.
Hz. Mevlana Celaleddinî Rumi’nin cevabı neydi?
Hani gelmiş ya Hz. Mevlana Celaleddinî Rumi hazretlerine sufi adayının birisi, demiş ki elbisem demiş Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elbisesi gibi saçım, sakalım, sarığım, her şeyim demiş bitamam ona benziyor. Acaba demiş peygamberin kuşağı nasıldı, kuşağımı da demiş ona göre yapayım ki tam ona benzeyeyim. Hz. Mevlana muhteşem bir cevap veriyor. Diyor ki kuşağını da ona benzetirsen tam bir Ebu Leheb olursun diyor. Yani Ebu Lehe, Ebu Leheb’in kıyafetiyle Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in kıyafetinin arasında bir fark yok. Yani sen Muhammedî bir ahlakla ahlaklanmadığın müddetçe sen yeşil türbe gibi içindeki elbisen yeşil, dışın yeşil, kavuğun yeşil, sarığın yeşil, yüzüğün yeşil, çorabın yeşil, her şeyin yeşil, yemyeşil. Böyle otur koltuğa göbeğini de dik ama her şeyin yeşil senin. Sen böyle onunla millete hava at. Yok, iç önemli! Öyle taklit değil öyle taklit değil! Ahlakın, zikrin, tefekkürün, Allah yolunda koşturman, Allah yolunda hizmetin, insanlara bakış açın, insanların eziyetlerine katlanman, eziyet etmelerine rağmen onlara hizmet etmeye çalışman, onlar aleyhine dönse dahi sen onlara iyilik yapmaya çalışman, o ahlak sahibi olmak önemli.
Gönülden gelen misallerin etkisi nedir?
“Anlayışı kıt birisi de şu cebir ve ihtiyar meselesine yol bulsun, bu işi anlasın diye söylediğimiz bu söz, aklî bir söz, aklî bir bahistir. Fakat zaten bu hilekâr akıl, akıl değildir ki.” Yani bu misali biz akıl ve mantık çerçevesinde insanlara söyledik. Gönülden gelen bir misal ama akla ve mantığa hitap eden bir misal. O yüzden bu gönülden gelen bu misal aklı mat etti. Akıl mantık olarak bunu kabul etmek zorundasın. Çünkü gönülden gelen her misal gönülden gelen her kelime aklı mat eder. Gönülden gelen her bir nefes aklı mat eder. Akıl iflas eder orda, bayrağını indirir. Der ki buyur, teslimim sana. Sebep? Çünkü o gönülden gelen kelimede ilhamî bir kuvvet vardır. O gönülden gelen cümlede iksir vardır. Her ikisi de aynı kelimeyi söyler ama birisi gönülden gelmiştir, ilahi bir ilham ile söylenmiştir. Aynı harflerden oluşmasına rağmen birisi tesir eder birisi tesir etmez. O yüzden Hz. Musa sözlerinin tesirli olması için Allah’a yalvardı. Dedi ki: ‘sözümü tesirli eyle, dilimi kuvvetli eyle.’ Çünkü kelimeye kuvvet verecek olan, söze tesir kuvveti verecek olan Allah’tır. Allah bir insanın sözüne tesir kuvveti verir. Her ikisi de aynı hadisi şerifi okur ve tebliğ eder ama birisinin okuduğu hadis-i şerif diğerlerine daha fazla tesir eder. Hatta birisi hadisi şerif okusa öbürkü elhamdülillahi Rabbil alemin dese elhamdülillahi Rabbil alemin demesinden herkes kendinden geçer. Allah bir insanın sözüne tesir kuvveti verir.
Hz. Musa’nın Allah’a yalvarmasının nedeni nedir?
Her ikisi de aynı hadisi şerifi okur ve tebliğ eder ama birisinin okuduğu hadis-i şerif diğerlerine daha fazla tesir eder. Hatta birisi hadisi şerif okusa öbürkü elhamdülillahi Rabbil alemin dese elhamdülillahi Rabbil alemin demesinden herkes kendinden geçer. Allah bir insanın sözüne tesir kuvveti verir.
Hz. Pirin Geylani hazretleri ile ilgili kıssa ne anlatıyor?
Hani var ya Hz. Pirin Geylani hazretleri ile ilgili bir kıssası: Demiş oğluna oğlum ben gelinceye kadar demiş arkadaşlara vaaz, nasihat et. Geylani hazretlerinin oğlu da çıkmış kürsüye, ayet hadis döktürüyormuş boyna. Hani böyle topluluklar vardır, genelde camilerde denk gelirsiniz. Herkes öyle uyuklar, hareket yok, hal yok, hiçbir şey yok. Hani böyle işte birisi gelse ya emekli maaşı ne kadar oldu dese, ona bile cevap verecek hali yok. Öyleleri var. Ya normalde bir bakıyorsun emekli maaşını tartışıyorlar, camide hükümet yıkıp hükümet kuruyorlar ama böyle miskin bir şekilde oturuyorlar. Cemaat de öyle miskin bir şekilde oturmuş. Neyse Geylani hazretleri gelmiş. Kürsüye oturmuş. Selamünaleyküm demiş. Ve Aleykümselam, birbirine çarpanlar, edenler, yıkılanlar sayha atanlar. Demiş ya kusura bakmayın, demiş evden hanımefendi iki yumurta kırdı demiş, bunları yemeden gitme dedi, yumurtaya takıldık demiş. Vay, sayha atanlar, hay çekenler, hu çekenler, birbirlerini devirenler, edenler…Sohbet bitmiş. Oğlan demiş ki efendim, o kadar ayet-hadis anlattım baba demiş. Kimsede bir hareket olmadı. Herkes horul horul uyudu, demiş sen iki yumurtaya takıldık dedin demiş. Herkes birbirini çiğnedi. Evladım, bu ağız o ağız değil ki demiş. Bu ağız o ağız değil! Demek ki ağız lazım. O kelimeye tesir edecek ağız lazım. Her ikisi de aynı şeyi söyler ama birisine Cenab-ı Hak ne yapar? Tesir ettittirir. Öbürküne tesir ettirmez. Sen kendi kendine dersin ki aklınla anlayışın kıt çünkü. Aynı hadisi şerifi söyledik ama onu dinlediler de beni dinlemediler veyahut da o gelir bir on dakika zikrullah yaptırır, on dakikada herkes pelt olur, öbürkü vay, şeyh efendi gibi pelt ettireceğim herkesi der, bir saat milletin canını çıkarır, bir dahaki haftaya kimseyi bulamazsın. Bir de şöyle der, e şeyh efendi öyle yaptırıyor ya! E sen şeyh misin? Şeyh olduğunda sen de yaptır. Şeyh değilsen o zaman bil müritliğini, çavuşsan çavuşluğunu bil, zakirken zakirliğini bil. Şeyhliğe özenme. Bu neden kaynaklanıyor? Anlayış kıtlığından, heva hevesten, nefsinden kaynaklanıyor. Allah muhafaza eylesin.
Aklî bahis ve can bahsi arasındaki fark nedir?
“Aklî bahis, inci ve mercan bile olsa can bahsi başka bir bahistir. Can bahsi başka bir makamdır. Can şarabının başka bir kıvamı vardır.” Yani normalde akli bir mesele olsa aklın hüküm sürdüğü bir alan olsa o inci ve mercan gibidir. Eyvallah, aklı reddetmiyoruz ama eğer bir mesele kalbi ise ilhama dayanıyorsa o başka bir makamdan, başka bir âlemden gelme. Öyle olunca onun kıvamı, onun sarhoşluğu, onun hakikati, onun dalgası, aklın dalgasına benzemez. Aklın dalgası kısadır, çabuk geçer ama maneviyatın dalgası kısa değildir. Çabuk geçmez. Aklın dalgası senin nefsini tatmin eder ama o kalbin dalgası senin ruhunu, sırrını tatmin eder. Senin içini dışını tatmin eder. O yüzden o mananın sözü, kelimesi, mananın tecelliyatı, ötelerden geldiği için aklın tecelliyatına aklın makamına benzemez. işte sufilik veyahut da din bu akıl üstü bir şeydir.
Dini akla uyarlamaya çalışanlar neden hata yaparlar?
Şimdi dini akla uyarlamaya çalışıyorlar. Aklı kendilerince ilahlaştırmaya çalışıyorlar. Bir ayeti kerime akla aykırıysa kaldıracaklar orta yerden. Diyecekler ki bu akla aykırı, böyle bir şeyin olması mümkün değil. Hani ibrahim’e dedi ki biz ateşe serin ol, selâmetli ol, yakıcı da olma. Ee? ibrahim’i de ateş yakmadı. Ya bu tarihsel bir şeydir. ibrahim’in yaşadığı yaşamadığı dahi belli değil. Öyle diyorlardı ya. O yüzden veyahut da çıkıyor ya o neydi o Celal Şengör müydü? Celal Şengör denilen adam ne diyor? Musa Aleyhisselam’ın diyor yaşayıp yaşamadığı ile alakalı tarihi bir vesika yok diyor. Böyle bir kimse yaşadı mı yaşamadı mı belli değil diyor. Nuh’la alakalı yaşayıp yaşamadığına dair bir vesika yok diyor örneğin. Bu akla vuruyorlar çünkü yani, tabii Celal Şengör gibi bir kimseden biz de kalkıp dini bir akide duyacak değiliz. Adam zaten ateist kendisi dinsiz, dinsiz olduğunu da beyan ediyor kendisi ama o dinsiz kimse diyor ki yani biz diyor Musa’nın yaşayıp yaşamadığı ile alakalı elimizde tarihi bir vesika yok. iyi, tarihi vesika olan Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.) var. Ona tabi ol, yakın ya, tarihi vesikalarla dolu yaşadığı ile alakalı tazecik daha, terütaze duruyor. Amacı o değil, amacı dinsizliği aşılamak. Amacı ne? Amacı aklı ilahlaştırmak. Şu anda dünya üzerinde oynanan en büyük oyun bu. Sûfileri ne diye suçluyorlar? Akılsızlıkla!
Din akıl üstü müdür?
Din akılsız değildir, din akıl üstüdür çünkü din ilahidir, Allah’ın vahyidir. O yüzden akıl üstüdür. Akıl onu idrak edebildiği yere kadar idrak eder. Akıl onu ihata edemez, sarıp sarmalayamaz. Dinin bir hükmünü ancak akıl kapasitesi kadar bilgisi kadar idrak eder.
Kalp çalışmadığında akıl ne olur?
Eğer kalp çalışmazsa akıl darda kalır. Küçücük kuş beyinlidir o. Normal insan kafası gibi vardır, içindeki beyni de normal beyindir. Yüz elli gram, yüz yetmiş gram, neyse ama akli melekeleri kuş beyni gibidir. Sebep? Çünkü o akıl ancak kalbi ferasetle idraki artar. Kalbi feraset olmazsa akıl idraki genişlemez ve derinleşmez, tabiri caizse akılsız bir kimsedir o.
Nuh’un tufanına inanmamak neden olur?
Aramızdaki fark bu dedim. Sen dedim Nuh’un da bir gemiyle dedim Nuh’un da tufanına inanmıyorsun ve Nuh’un bu nasıl canlıları gemiye aldı diye dedim ben, bunu da dedim kabullenmiyorsun. Evet dedi, nereden biliyorsun dedi bana. Dedim acaba senin kalbini okuyan mı var dedim ya. Birisi dedim hırsızlık yapıp bana mı söylüyor dedim. Ben böyle şeylere inanmıyorum dedi. iyi dedim, tefekkür ettin mi dedim.
Adem Aleyhisselam’ın hata ve günah işlediği nedir?
Adem’e Cenab-ı Hak kısaca tarif etmek gerekirse Kur’an’ı tabirle, Allah Adem’i yarattı. Tabii bunun böyle kaçıncı Adem olduğu ile alakalı bahse girmiyorum. Bu, insanı kamil olan ve ilk nebi, şey olarak, fiziki olarak. Yoksa ilk nebi, Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri.
Adem Aleyhisselam’ın hata işlediği ve tövbe ettiği nedir?
Adem gitti ona yaklaştı ve böylece Allah’ın emrini yerine getirmemiş oldu. Allah’ın emrine muhalefet etti. Tabiri caizse gaflete düştü, bunu ulema, zelle, unuttu, bu unuttuğundan oraya gitti. Buna ulema zelle diyor, unuttuğundan dolayı. O gitti, o hatayı işleyince Cenab-ı Hak da ne dedi? Cennetimden dışarı çıkacaksınız. Cennetten dışarı çıktı ve o hatayı işleyince Adem dedi ki ben nefsime, biz nefsimize zulmedenlerden olduk dedi. Hatasını, kusurunu, yanlışlığını, eksikliğini kabul etti Allah indinde. Şeytan ise bunu kabul etmedi. O yüzden Adem ve çocukları hata, günah işleyince dönerler, tövbe ederler ve bu meşhurdur ayet-i kerimede, onların tövbesi: ‘Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz’ dediler. (Araf Suresi, ayet 23) ve Adem Aleyhisselam bu tövbesiyle, bu tövbesiyle hem Cenab-ı Hakk’ın emrine karşı geldiğini itiraf etmiş oldu, suçunu itiraf etti. Aynı zamanda pişmanlık duyduğunu dile getirdi, bunu önüne koydu. Aynı zamanda da kendi nefsini kötüledi, bir başkasına bahane bulmadı, kabahat bulmadı, Allah’a kabahat bulmadı. Kendi nefsini kötüledi ve aynı zamanda tövbeye teşebbüs etti. Yani tövbe kapısına dayandı tabiri caizse, aynı zamanda da Allah’ın rahmetinden ümidi kesmedi.
Tövbe eden bir kişinin nasıl davranması gerektiği?
Tövbe eden kimse itiraf edecek. Sonra o pişmanlık duyacak ondan, nedamet duyacak ki tövbesi kabul olsun onun. O nedamet, o pişmanlık onda görülecek. Sonra o nefsini kötüleyecek. Hani başka bir ayeti kerimede de yine peygamberin, bir peygamberin dilinden diyor ya ‘ben nefsimi temize çıkaranlardan olmam’, nefsini temize çıkaranlardan olmayacak. Diyecek ki hatalı benim, yanlış benim, eksik benim, her türlü eksiklik ve noksanlık da bana ait diyecek ve nefsini ne yapacak? Kötüleyecek, temize çıkarmayacak. Ardından tövbeye teşebbüs edecek. Tövbenin bir dille olanı var. Estağfurullah el azim subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim. Bu tövbenin dil ile olanı. Bir de hal ile olanı var. Ne? Eğer bir yanlışlık, eksiklik, noksanlık yaptıysa biri birisinin hakkına, hukukuna tecavüz ettiyse, birisine karşı bir suçu olduysa, bir zararı olduysa, gidecek onunla helallaşacak. Bu da fiili tövbe. Gidecek onu, o zararı telafi edecek. O zararı telafi ettikten sonra Rabbine ayriyeten tövbe edecek. Ardından ne? Rahmetten ümidini kesmemek, Adem’in yolu. Demek ki her zaman için tövbe kapısı açık. Rahmetten ümidini kesmek şeytanın işidir. Şeytanın vesvesesidir. Onun için de ayriyeten tövbeye ihtiyaç vardır ve gerçekten bu beş ana maddeye riayet ederse bir kimse ve böylece tövbe ederse hiç günah işlememiş gibidir. Bakın, hiç günah işlememiş gibidir ama bu tövbenin kaidelerine uyacak. işte Adem aleyhisselam da tövbenin kaidelerine uydu. Tövbenin kaidelerine uyunca da Cenab-ı Hak onun tövbesini kabul etti. Katından ona lütfetti, ikram etti, ihsan etti, soyundan peygamberler verdi. Rabbim bizi onlardan eylesin.
Temiz olanlar ne yapabilirler?
Ancak temiz olanlar o yolda yürüyebilir. Ancak temiz olanlar Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’i rüyalarında görürler, hallerinde görürler. Ancak temiz olanlar sahabeleri rüyalarında görürler, hallerinde görürler. Ancak temiz olanlar mürşidi kamilleri rüyalarında, hallerinde görürler. Ancak temiz olanlar halakayı zikrullahta ölünceye kadar dururlar. Bu temizlere aittir. Temiz olmayanların temizlerin yanında işi yoktur.