Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Allah gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Amin. Ecmain…1634’ten devam ediyoruz:
“Adem yeryüzüne ağlamak için daima ferad etmek, inlemek ve mah-
zun olmak için gelmiştir.”
Adem yeryüzüne ağlamak, inlemek mahzun olmak için gönderilmiş. Adem öyle gönderildiyse biz hayda hayda ağlamaktan gözümüzden asla ve asla hiç yaş eksilmemesi lazım. Bakara, ayet 37: ‘Derken Adem Rabbinden bazı kelimeler belleyip aldı. O da tövbesini kabul etti çünkü o Tevvab olandır, Rahim olandır.’ Kelimelerden burda kasıt, Adem aleyhisselamın ağlaması, utanması, dua edip yalvarması, pişmanlık duyması mağfiret dilenmesi ve bu manada kederlenmesi. Kelimelerden burdan kasıt bu. Hani Allah’a yalvarış kelimeleri, Allah’a dua kelimeleri, Allah’ı zikir kelimeleri, bunların hepsini Cenab-ı Hak Adem’e öğretti. Adem bunları aldığından dolayı ne yaptı? Ağladı, sızladı. Allah bizi affetsin. Demek ki yeryüzü öyle çok gülme yeri değilmiş, çok keyif yeri değilmiş. Yeryüzü ağlama yeriymiş, keder yeriymiş. Yeryüzü mahzun olma yeriymiş. Yine Tövbe suresi, ayet seksen ikide diyor ki: ‘Yaptıklarının cezası olarak bundan böyle az gülsünler çok ağlasınlar.’ Az gülsünler, çok ağlasınlar. Bunu kimin için söylüyor? Hani meşhur bir Tebük seferi oldu, Tebük seferi olunca iki tane sahabe, iki tane sahabe hurmalarını, hurmalıklarını, ürün toplamalarını bahane ederekten cihada
katılmadılar. Dediler ki biz yani bu mevsim savaş mı olur, biz hurmalıklarımız perişan olacak, böyle tabiri caizse böyle geç davrandılar, ayak sürüdüler. Ordu gitti tabi, ordu gittikten sonra da ne yaptılar? Bunlar kendi kendilerine savaşa gitmediler, bir de o gidenleri de böyle akılsızlıkla itham ettiler. Dikkat edin, cihada katılanları akılsızlıkla itham ettiler, isabetsizlikle itham ettiler, yani gitmemekle kalmadılar. Bu öyle bir şeydir ki siz Allah yolunda koştururken, birileri sizi akılsızlıkla itham eder. Birileri size sizde akıl yok, fikir yok, siz ne yapıyorsunuz der, arkanızdan gülerler, alay ederler. Evet, onlar da Tebük savaşına katılanlar için böyle düşündüler. Dediler ki yani bunlar akılsız, bunlar böyle gittiler hani cihada, şimdi değişmedi bir şey. Onlar normalde cihadı kötü gördüler. Münafıklar, münafıklar, cihadı kötü görürler. Bakın net, münafıklar Allah yolunda koşturmayı, Allah yolunda mücadele etmeyi hor hakir görürler, küçük görürler, bunu yanlış görürler, alay ederler. Allah yolunda koşmayı, Allah yolunda mücadele etmeyi hor hakir gören, münafığın ta kendisidir. Münafıklar da ebedi cehennemliklerin ta kendileridir. Bir kimse Allah yolunda koşturuyorsa Allah yolunda koşturan kimsenin arkasından gıybet edenler de münafığın kendisidir. Kim Allah yolunda, o Allah yolunda koşan bir kimsenin arkasından bir kimse dedikodu ediyorsa işte yoluyla alakalı, kendisiyle alakalı, ne bileyim işte onlar bir eksik, kusur bulurlar ya, bunlarla alakalı gıybet ediyorsa o kimse münafığın ta kendisidir ve Allah yolunda koşturan bir kimsenin gıybetini ettiği için tövbe etmezse o kimseyle helallaşmazsa Allah onun kalbini mühürler.
En büyük sıkıntı da bu. Muhakkak o kimsenin tövbe edip gidip bir de ondan helallik alması lazım. Ondan helallik almazsa Allah yolunda koşturan, Allah’ı zikreden, Allah’a hamdeden, Allah’a şükreden, Allah yolunda neyi varsa kendisini heba eden bir kimsenin arkasından gıybet edildi, dedikodu edildi, iftira edildi, o kesinlikle onunla helalleşmesi lazım. Helalleşmezse o kimse iman üzerine gidemez, net. Bakın iman üzerine gidemez. Çünkü mesela dervişlerle alay ederler ya Allah’ı zikredenlerle alay ederler, küçük görürler onları, hor hakir görürler, bir sürü iftira atarlar üzerlerine. Onlar bu dünyadan tövbe edip helallik almazlarsa iman üzerine gidemezler. Bakın, net söylüyorum çünkü bu konuda ayetler var, hadisler var. O yüzden net söylüyorum, Allah muhafaza eylesin. O yüzden dilinizi, dilinizi ehli zikirden çek dilini, dilini ehli zikirden çek, dilini ehli cihattan çek. Dilini onlara uzatma. Bu ister eşin olsun ister annen olsun ister baban olsun ister çocuğun olsun, kim olursa olsun, bir kimse ehli zikir mi? Evet. Bir yere sohbete gidiyor, zikrullaha gidiyor, ders almış bir yerden, yolunu düzeltmiş, gidiyor mu? Evet. Ondan dilini çek. Ondan dilini çekmezsen
senin dilini zebaniler çekecek. Senin dilin mahşere çıktığında taşıyamayacaksın dilini. Kendin iki metre olacaksın, dilin on sekiz metre olacak. Bütün mahşer halkı da bilecek. Diyecek ki bu ehli zikre laf söylemiş, bu ehli zikrin arkasından gıybet etmiş.
Ben, o yüzden derim derviş kardeşlerinizin gıybetini etmeyin. Biz arada neden helallaştırıyoruz sizi? Gönlüm dayanmaz mahşerde bir derviş kardeşimizin öyle olmasına. O yüzden dilinizi ehli zikirden ehli cihattan çekeceksiniz. işte ayeti kerimede o cihada katılmayan sahabeler için diyor ki: ‘Onlar az gülsünler, çok ağlasınlar’ çünkü onlar cihattan geri döndüler. Onlar cihada gitmediler, sen zikrullahtan geri döndün, zikrullahı terk ettin, cihattan geri dönülenden zikrullahı bırakıp terk eden daha şedid. Neden? Cihattan dönmüşlerdi, dedi ki küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz. Büyük cihat kim ya Resulallah, nedir dediler. O da dedi ki nefisle mücadele, nefisle mücadele. Sen zikrullahı terk etmekle, sen üstadını terk etmekle, sen nefisle olan cihadı terk ettin, senin Tebük savaşına katılmayan sahabeden durumun daha da ağır. Allah muhafaza eylesin. Demek ki Adem’in çocukları bu dünyada çok gülmeyecekler. Hadisi şerifte de Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri ne buyurdu: ‘Eğer benim bildiklerimi siz bilmiş olsaydınız, az güler çok ağlardınız.’ dedi. Demek ki o zaman az gülüp çok ağlayanlar normalde insanların bilmediklerini bilenler. Yine bakın cihatla alakalı, ‘Allah müminlerden canlarının ve mallarının karşılığında cenneti onlara vermek suretiyle satın almışlar.’ Yani o zaman bu ayete göre o kimse Allah’a canını, malını satamadıysa Allah yolunda koşturmadıysa Allah yolunda cihat etmiyorsa Allah yolunda davranmıyorsa, koşmuyorsa o çok ağlayacak, az gülecek. Allah bizi muhafaza eylesin.
“Adem Firdevs’ten, yedi kat göklerin üstünden ayakları dolaşarak en adi yere, ta kapı dibine, özür dilemek için gitti. Eğer sen de Ademoğluysan onun gibi özür dile, onun yolunda yürü!”
Yani Adem nerdeydi? Cennetteydi, Havvayla beraber ve cennette Havvayla beraber yiyip içip geziyorlardı ama işte Cenab-ı Hak onlara dediki: ‘Ey Adem! Havvayla beraber, Havvayla beraber cennette otur. Dilediğinizden yiyin, için, ayeti kerime böyle. Dilediğinizden yiyin için ama devam etti. Şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz dedi. O ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz. Derken şeytan, kapalı olan ayıp yerlerini birbirlerine göstermek için onlara vesvese verdi. ‘Rabbim size bu ağacı meleklerden olursunuz veya cennette ebedi kalanlardan olursunuz diye yasakladı’ dedi. Araf, 20 ve bunu söylerken de Araf yirmi birde ve onlara ‘ben gerçekten size öğüt verenlerdenim’ diye yemin etti. Şeytan Allah adına yemin
etti, dedi ki ben size gerçekten öğüt veriyorum, ben size doğru şeyi söylüyorum dedi.
Öyle söyleyince normalde cennette onlar yiyip içerlerken hepsi de ondan sonra bu ne yaptı? Şeytan önce Havva’ya vesvese verdi. Havva bu sefer Adem’e yöneldi. illaki bu meyveden yiyeceksin dedi. Havva annemiz maşallah nasıl bir Havva anne ise Adem aleyhisselama gel illaki bundan yiyeceksin demiş. Bizim erkeklerin genel yapıları bu. Yani en erkek, en kocaman, kabadayı olan bir dakka sürmez, hanımına eyvallah demesi. ismail de kafasını eğdi öyle bak. Yani ki bir dakikada sürmez diyor. Öyle yani, normalde eğer onun üzerinde Ademiyet var ise Ademiyet var ya, en çabuk aldanan ademiyet olandır üzerinde. Bir de ben bunu sufiler olarak söyleyeyim, genel olarak, en kolay kandırılan da sufilerdir. Bizi Allah’la çok rahat kandırırlar. Birisi gelse bize dese ki Allah’a yemin tutsa biz kanarız. Hatta ben dedim ya, yani bir kimsenin söylediğini biz doğru kabul ederiz. Deriz ki bu tamam bunun söylediği, bunun söylediğini doğru kabul et. Yani o çünkü bizim kandırılmamız kolay. Adem’in safiyeti var. Şimdi bazen herkes der ya işte peygamber. Ya peygamber Adem safiyullah zaten. Safi demek, en kolay onu kandırmak. Sebep? Allah adına yemin ediyor. Şeytan ne diyor? Ben diyor Allah için söylüyorum sana, Allah’a yemin ediyorum. Allah’a yemin edince Adem aleyhisselamın söyleyecek bir şeyi kalmıyor ve Adem aleyhisselam tabii tıpış tıpış Havva’nın peşinden gidiyor. Havva ye diyor, yiyor. Yedikten sonra kıyamet kopuyor zaten. Yiyor, o güne kadar hiç bakmamış yani kendi cinsel uzuvlarını birbirlerini hiç görmemişler, bakmamışlar hiç. Haya perdesi, edep perdesi yırtılıyor ve Adem o esnada öyle bir utanma, öyle bir pişmanlık duyuyor. Cennette böyle tabiri caizse yönsüz cihetsiz koşmaya başlıyor. Hatta Cenab-ı Hak bir ağacın üzerinden tecelli ediyor. Diyor ki ya Adem, nereye kaçıyorsun, kimden kaçıyorsun. O da diyor ki, ya Rabbi! Senden utandım, senden utandım, o yüzden kaçıyorum diyor. Bakın, utanma duygusu, utanma duygusu insanda çalışır haldeyse o yapmış olduğu hatadan utanır. Yapmış olduğu yanlıştan utanır. Onda daha Ademiyet var ve Adem’in aldandığı yer, Allah üzerinden, şeytanın Allah üzerinden ona yemin etmesi. Yemin edince ne yapıyor? O zaman inanıyor ona. inanınca da meyveden yiyor. Meyveden yiyince de edep yerleri görünüyor. Cennette koşmaya başlıyor oraya buraya ve Taha, ayet 120’de de diyor ki: ‘Şeytan, ey adem, sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi mümkün olmayan bir saltanatı göstereyim mi dedi.’ Yani sonsuzlukla ve aynı zamanda büyük bir saltanatla ademi kandırdı. Bakın sonsuzluk ve saltanat.
işte Müslümanları yakan yıkan şey saltanattır. insan oğlunun hep sonsuzluğu yakalaması, sonsuz bir şekilde. Hani biz ona tûl-i emel diyoruz ya, sonsuz bir şekilde onun peşine düşmesi bununla alakalıdır ve insanın yenildiği yerlerdir bunlar ama tabii yemin ediyor şeytan. Şeytan yemin edince artık oda onu kabul ediyor ve hatta başka bir ayeti kerimede ben diyor ikinizden de önce yaratıldım. Bakın, aklı da burdan mat ediyor. Ben sizden önce yaratılanlardanım diyor. O zaman diyor ben sizden daha çok bilenim. Siz bana uyun ki sizi doğru yere yöneteyim diyor. Bakın, burda enteresan bir şey daha var. Hani bazı dervişler ben senden eski dervişim, ben senden daha iyi bilirim der. insanı Allah muhafaza eylesin, yolundan eder. Dervişin hamı da ama bu eski derviş der, o üstada gideceğine ona doğru meyleder. işte bir şey soracak ona sorar, bir şey öğrenecek, ondan öğrenmeye çalışır. O da dervişin hanımıdır. Orda üstad dururken ona sormaz. Gider işte bu eski derviş deyip ona sorar. Ona anlatır. Ona söyler filan fişman. O dervişin kendince istikametini kaybettirir. işte şeytan da Adem’e de Havva’ya da dedi ki ben sizden önce yaratıldım. Ben bu konuları bilen bir insanım ve dedi ki bana uyun, ben sizi hidayete götüreceğim, delalete değil dedi. Allah adına da yemin ettiler ve ardından adem ne yaptı? Dua etti. Araf, 23: ‘ Havvayla beraber dediler ki ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik, eğer sen bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz’ ve bu tövbesini de Cenab-ı Hak dünyaya gönderdikten sonra ne yaptı? Adem ve Havva’nın tövbelerini kabul etti.
Bir rivayette kırk yıl, dünya yılıyla mıdır, ne yılıdır bilemiyoruz ama dünya yılı olarak biz bunu kendimize algılarsak kırk yıl Adem ağladı, tövbesinin kabulü için ve bu ayeti kerimeden dediler ki çoğul ya, Havva annemizi de katıyor Cenâb-ı Hak, demek Adem’le Havva yapmış oldukları hatalardan dolayı kırk yıl ağladılar. Kırk yıl ağladıktan, gözyaşı döktükten sonra ne yaptı? Cenâb-ı Hak onları Arafat meydanında cem etti, Arafat meydanında bir araya getirdi.
‘Gönül ateşiyle gözyaşından çerez düz. Bahçe, bulutla güneş yüzünden
yetişmiş, yeşermiştir. Sen, gözyaşı zevkini ne bilirsin.’
Demek ki gönül ateşiyle gözyaşından çerez düz. Bahçe, bilginiz bahçe. Yağmur yağmazsa güneş çıkmazsa ordaki bitkiler, sebzeler, meyveler olgunlaşır mı? Olgunlaşmaz. Demek ki ateş ve su bahçeyi olgunlaştırıyor. insanı olgunlaştıran, kemale erdiren de aşk ateşiyle göz yaşıdır. Eğer o kimse, o kimsede aşk ateşi varsa onda gözyaşı da vardır. Aşk ateşiyle göz yaşı birleştiğinde evet, o olgunlaşır. O kemale erer. Eğer gözyaşı ve aşk ateşi yoksa o kimsenin kemale ermesi biraz zor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir
insanın gözü yaşlı olacak. Gönlünde maşuğun ateşi olacak. Eğer maşuğun ateşi olmazsa onun olgunlaşması, onun pişmesi mümkün değildir.
‘Rabbim senin sırrını her gün sabah yeli yaydı.
Benim aşkımı ise her an akan gözyaşım yaydı.
Benim gibi aciz aşık da senin sırrını saklar maşuk da.
Bu meclisimizden geçerken zülfünün altından bak da gör.
Sağımda, solumda, önümde ardımdan ne gamlar ne matemliler var.
Seher yeli gibi gül bahçemize bir uğra da bak.
Gözlerinin zulmünden ağlayıp inleyen ne aşıkların var.
Dertlere düşüp gözyaşıyla ciğer kanıyla yıkanmış,
Temizlenmiş kişilerin namazı, niyazı ne hoş olur
Demedin mi benim kulağıma yıllar önce.
Yüzümü yoluna koydum.
Yüz türlü lütfunu gözetip durdum.
Yağmur taneleri mermere tesir etmediği gibi
Gözyaşı sellerimiz gönlüne yol bulamadı mı?
Vücut toprağımı gözyaşımla balçık haline getir.
Yıkık gönül sarayımı tamir etmek zamanı gelip çattı.
Hâlâ daha öyle yıkık mı bırakıp gidersin her seher vaktinde?
Bilirsin ki benim yıkık gönlümü tamir edecek bir tek sensin.
Her seher yelinde kokunu bırakıp da giden sensin
Ve bilmem ki bu kaçıncı seher yelidir?
Bu kaçıncı gecedir?
Sen yine her seher yeli kokunu bırakıp gideceksin.
Ben yine gönül sarayımı tamir edemeden,
Yıkık bir şekilde bu dünyada yaşamaya devam edeceğim.
Ne zaman bitirirsin bu dünya sürgününü bilemem ama
İşte aşıkların mecliste toplanmış, yüzlerini yoluna koymuşlar.
Her biri senin kokuna müştak, her biri senin nefesine muhtaç.
Otuz beş yıl önce demiştim, gözyaşımdan istersen değirmen kur diye.
Ne gözyaşım kurudu ne değirmen durdu.
Bekleriz an be an, gün be gün, saat dakika…
Her esen yelde senin kokunu,
Her doğan güneşte senin nurunu,
Her öten kuşta senin nağmelerini dinleriz.
Sen otuz beş yıl önce dedin kulağıma,
Gözyaşın yoksa aşıklığın da yoktur diye.
işte Hz. Pir de diyor ki bize, gönül ateşiyle gözyaşından çerez düz. istersen gözyaşınla, gönül ateşinle çeyiz düz. Gideceğin yer öteleri çünkü. Çeyizsiz oraya gitme. Allah bizi muhafaza eylesin. Bu akşam beni azat edin, affedin. Sesim, soluğum da bu kadarmış demek ki. Hakkınızı helal edin. ElFatiha maassalavat. Dervişin ne gözünün yaşı bitermiş ne de gönlünün ateşi…
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Aşk, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı