Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 1639-1641. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 26/38

1639-1641. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim hayatınızı, ömrünüzü, son nefesimize kadar her şeyinizi hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedin günahlarını affeylesin. Hatalarını, kusurlarını, eksikliklerini, yanlışlıklarını affeylesin. Bilerek veya bilmeyerek işlediklerini affeylesin. Huzuruna affolmuş olarak çıkardığı kullarından eylesin. Rabbim cümlemizin gönüllerine mutluluk nurunu versin. Gönüllerimizden her tarafa mutluluk nurunu saçan kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedi, kendi hak yolunda yürüttüğü kullarından eylesin. Allah razı olsun. Ecmain. Kaldığımız yerden inşallah devam edeceğiz…1634’ten devam ediyoruz:

“Sen gözyaşı zevkini ne bilirsin!”

Sen gözyaşı zevkini ne bilirsin, sen Allah için ağlamayı nerden bilirsin? Sen bir dost için ağlamayı nerden bilirsin? Allah’a yakîn olmak için ağlamayı nerden bilirsin? Sen gece yarısı kalkıp iki rekat namaz kılıp ağlamayı nerden bilirsin? Sen günahına tövbe ederken ağlamayı nerden bilirsin? Sen bir kardeşin için bir dostun için ağlamayı nerden bilirsin? Bilemezsin! Neden? Çünkü sen bir üstadın, bir mürşidin elini tutmadın! Çünkü sende aşıklık emaresi yok! Çünkü sende aşktan koku yok! Çünkü sen Allah’a karşı aşıklık noktasında değilsin, muhabbet noktasında değilsin. O yüzden gözyaşını bilemezsin. Gözyaşının kıymetini de bilemezsin. Oysa hani hadisi kutsi var ya, Cebrail aleyhisselam elinde küçücük bir hani bizim koku şişeleri var ya, küçücük böyle, parmak gibi. Öyle bir küçücük koku şişesi, elinde harıl harıl koşturuyor. Diyorlar ki Cebrail aleyhisselama bu ne? Bu diyor filanca kulun

Allah için akıttığı iki damla göz yaşı diyor. Bununla onun cehennem ateşini söndüreceğim diyor. Şimdi Allah için akıtılan bir damla gözyaşı, senin cehennem ateşini söndürür. E sen Allah’ı bilmezsen, Resulünü tanımazsan, senin aşıklıktan bir payın yoksa, sen heva hevese düştüysen, şeytaniyete, dünyaya düştüysen, o gözyaşını bilemezsin. O gözyaşının kıymetini de bilemezsin. Sen ağlayamazsın da. Hani hadisi şerifte: ‘Ağlayamazsanız da ağlıyormuş gibi yapın’ diyor ya, sen ağlıyormuş gibi de yapamazsın. Sebep? Kalbin katılaşmış, gönlün katılaşmış, için katılaşmış senin. Taş olmuş, mermer olmuş. Mermer olmuş! Senin o heva hevesin, o şeytaniyetin, o nefsaniyetin, onu mermer haline getirmiş. Artık Allah için gözyaşı dökecek noktada değilsin. O yüzden sen gözyaşını nerden bileceksin! Bilemezsin.

“Görmedikler gibi ekmek aşığısın.”

Diyor ki görmedikler gibi ekmek aşığısın. Sen görmedikler gibi ekmek aşığısın. Yani sonradan buldu, dangadak öldü derler. Sonradan görmeler vardır, yani daha önce işte parayı görmemiştir, pulu görmemiştir, hayatı görmemiştir, üç kuruş para görür, kendini bir şey zanneder, etrafını beğenmez, kibirli olur ve o kimse böyle dünya için koşar, dünyaya yırtar kendini. O dünya sevgisi onu almış götürmüştür. O bir dairem daha fazla olsun, bir tane daha şu fazla olsun, ahreti bırakmıştır. O görmemişler gibi ekmek aşağısın.

Hani bir kimse o güne kadar aç kalmış, açıkta kalmış. Ona bir tas yemek koydun, o böyle yiyecek hapur hupur hapur hupur, komple tencereyi bitirecek. Görmemiş çünkü ilk defa işte böyle bir yemek yiyor. Görmemişler gibi derler ya veyahut da işte görmemişler gibi, bir bakıyor, üç beş kuruş bulmuş, gidecem işte, marka budalası olmuş, marka delisi olmuş, gösteriş budalası olmuş, gösteriş delisi olmuş… Böyle gösterişe, dünyaya kendini bırakmış. Allah muhafaza eylesin. işte sen gözyaşının kıymetini bilemezsin çünkü sen görmemişler gibi ekmek aşığısın, sonradan görmeler gibi. Hani gidersin birisinin yanına, evini anlatır, iş yerini anlatır, tezgahlarını anlatır, malını anlatır. Ya ben senin malını mı sordum, iş yerini mi sordum, tezgahlarını mı sordum veyahut da işte ne kadar para kazandığını mı sordum? Ne sordum ki ben sana? Yok, o anlatacak! Şunu şöyle aldık, bunu böyle sattık, şunu şöyle yaptık, bunu böyle yaptık. Allah Allah! Bir tek kafası çalışan o var. Ondan başka kafası çalışan yok. Bir tek o biliyor. Ticareti o biliyor, memuriyeti o biliyor, siyaseti o biliyor, bürokrasiyi o biliyor, ekonomiyi o biliyor. Ahkâm da kesiyor Mustafa Özbağ gibi her yerde! O, içi onun onla dolu çünkü. Görmemişler! Görmemiş olunca böyle oluyor. Bu böyle, böyleleri bir de cimridir ha! Hayat görmemiş çünkü o. O intikam alıyor geçmişinden. Öyleleri bir de cimridir. Onun kollarındaki rolex saate kanmayın,

onların üzerlerindeki vakko kıyafete kanmayın, onlar çünkü cimri olur, onlar çünkü görmemişler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden

“Bu karın dağarcığından ekmeği boşaltırsan ululuk incileri ile dol-

Sen bu dünya sevgisinden kurtulursan o zaman sana maneviyat gelir. O zaman Allah sevgisi gelir sana. O zaman sen ululuk incileri ile doldurursun dediği sana maneviyat gelir, senin kalbine maneviyat oturur. Eğer kalbinde dünya sevgisi varsa senin kalbinde maneviyat, Allah sevgisi olmaz. Allah sevgisi olan yerde de dünya sevgisi olmaz. iki sevgi bir arada olmaz. Ya Allah’ı seviyorsundur ya da dünyayı seviyorsundur. Bu, burdaki kardeşlerin haricinde olanı söylüyorum. Sizler zaten burdasınız, bu dışarı bir söz. Sebep? Yani dünyayı seven bir insanın burda işi olmaz. Bunu unutmayın. Bunu hayatınız boyunca kulağınıza küpe yapın. Dünyayı seven bir kimsenin ehli zikri, ehli zikri ve zikri sevmesini düşünmeyin. Bunu açık ve net söylüyorum bakın. Bir kimse dünyayı seviyorsa ehli zikri ve zikri sevmez. Sevmezler! Otuz beş, otuz altı yıl oldu bizimki de, sufilik dünyasının içindeyiz. Dünya sevgisi varsa siz o kimseye asla bir veliyi, bir mürşidi, bir, zikrullahı, zikredenleri sevdirmeniz mümkün değildir. Bazen anlatıyorum ya kıssa olarak, biz Gökçeada metropolitanı ziyarete gittik. Orda kiliseye gittik, kilisenin arkasında böyle özel bir yermiş. Bir kapı Cebrail kapısı, bir kapı Mikail kapısı dediler. içeri girmek yasakmış. Mustafa Özbağ kafası kırık bir insan, ben langırdak girdim içeri. Orda da matah bir şey yok ha. iki tane mum, iki tane şamdan var, böyle bir masa var, masanın üzerinde de bir tane incil açmışlar, yani baktım, ya dedim burası neden yasak? işte bir de metropolitan diyor ki oraya diyor bir tek var ya Ortodoks papaz Bartelemeos, oraya diyor bir tek Bartelemeos’la diyor ben girebilirim diyor, başka oraya papazlar da giremiyormuş oraya. Ben girebilirim oraya diyor, başka bir kimse giremez. Ben girdim valla dedim ben de telefonda. Ben içerdeyim şuanda girdim dedim. Neyse, bakın ne kadar çalışıyorlar, biliyor musunuz? Bir tane papaz gelmiş oraya ingiltere’den, orda papazlık okulunu bitirmiş, papaz olmuş, gelmiş, Türkçe biliyor. Evet, Türkçe biliyor. Ben böyle incil’den burayı oku dedim. Latince okudu, Türkçe’ye çevir dedim, Türkçe’ye çevirdi. Türkçesi şu: ‘Deveyi iğne deliğinden geçirebilirsin, kalbinde dünya sevgisi olanı hidayete erdiremezsin.’ Ben böyle parmağım böyle burda, dedim burayı oku. Okuduğu ayet şu incil’deki ayet: ‘Deveyi iğne deliğinden geçirebilirsin ama kalbinde dünya sevgisi olanı hidayete erdiremezsin’ yani o hidayete ermez.

işte kalbinde dünya sevgisi var ise senin kalbine manevi inciler tecelli etmez. Orda feraset nuru olmaz, oraya feraset nuru orda tecelli etmez. Tirmizi’de geçiyor, hadisi şerif, diyor ki: ‘Dünya malından ayrılınca üzülmek,

buna kavuşunca sevinmek ve azgınlık yapmak insanı cehenneme götürür.’ Demek ki dünya malından ayrılınca üzülmek buna kavuşunca sevinmek ve azgınlık yapmak insanı cehenneme götürür. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dünya sevgisi, Hz. Mevlana der ki Mesnevi’de: ‘Bizde almak satmak yasaklanmadı, bize yasaklanan dünya sevgisi’ der. Bize yasaklanan dünya sevgisi. işte hadisi kutside de Cenab-ı Hak buyuruyor ki: ‘ Ey dünya (bu çok hoş), ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol, bana hizmet edene hizmetçi ol. (Cenab-ı Hak dünyaya söylüyor bunu). Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol, sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun. Muhteşem bir şey, ey dünya bana hizmet edene sen hizmetçi ol, sen Allah’a hizmet ediyorsan dünyada sana hizmetçi olacak. Bunda şek şüphe etme, dünya senin peşinden koşacak, şunu yakalayalım da benden faydalansın diye. Senin gelecek, önüne gelecek.

Hani ben böyle hep anlatırım ya bunu, bir melami kıssasıdır bu. Allah rahmet eylesin, bizim Harun hocanın babası anlatmıştı bunu bana. Harun hocanın babası da Allah rahmet eylesin iyi melamilerdendi. Yani kimisi onların yok namazımız kılındı, yok orucumuz tutuldu filan, böyle bozuk fırkaları vardır onların, öyle değildi. Hafızlığı ondan sonra, beş vakit namazında, abdestinde, fıkıhı yerinde, harika Kuran-ı Kerim okur. Böyle Bayındır’ın ağır imamlarından birisiydi. Allah rahmet eylesin. Ben böyle dönüş yapıp dervişliğe girince çok seviyordu bizi; beni Nuri’yi, Oktay’ı, böyle çok severdi bizi. Allah rahmet eylesin tekrar, böyle çok bize desteği olmuştur, hizmeti olmuştur, ondan sonra neyse, o anlattı bana, bir melami kıssası. Derviş, seyahate çıkmış. Seyahate çıkınca bir harabeye gitmiş, harabelikte kalıyor. O tabii böyle huzur etmiş, ondan sonra, Allah’ı zikrediyor tabii, Allah’ı zikrederken mana açılmış. Bakmış leylek ile baykuş atışıyor kendi aralarında. Leylek diyormuş ki baykuşa, ‘be hey baykuş sabah bıraktığım yerdesin, sabah bıraktığım yerdesin, hiç kımıldamazsın, tembelsin, çalışmıyorsun. Kalkıp rızkını aramıyorsun. Sen sabahtan akşama kadar burda oturuyorsun.’ Baykuş cevap veriyormuş leyleğe. Diyormuş ki, ‘sen sabahtan akşama kadar zikrullah senin dilinde, lak lak lak lak lak lak lak, dilinle zikrediyorsun. O yüzden gidiyorsun yılan çiyan toplayacağım diye uğraşıyorsun.’ Hemen cevap şeyden leylekten. Demiş, ‘sen ne yapıyorsun?’ Baykuş derin bir nefes almış. ‘Huuuuuuuuu’ demiş. Derken de böyle tabiri caizse yani böyle arkasının üzerine böyle yıkılmış, böyle tam bir yakaza olmuş, bayılmış böyle gitmiş. Ondan sonra bir kendine gelmiş, bir titretmiş kendini. Siz öyle titretmeyin kendinizi. Üç tane serçe kuşu gelmiş. Cik cik cik cik cik cik cik cik cik cik cik cik önünde, bir tanesine pençesini vurmuş, ikisini de kanadıyla azat etmiş. Demiş, ‘ben öyle zikrederim ki’ demiş, ‘kalbimden öyle zikrederim ki’

demiş, Allah benim rızkımı, benim ihtiyacımdan fazla olanı demiş gönderir. Ben demiş, ‘ihtiyacım kadarını alır, geri kalanı azat ederim, demiş. Derviş tabi tık kendine gelmiş. Bu da aklıma geldi, kalbime geldi şimdi. Süleyman hocamın da inşallah ruhaniyetine gitsin.

Şimdi Allah’ı öyle zikredersen, dünya sana hizmet eder. Sen Allah’a hizmet edersen dünya senin peşinden koşturur, senin önüne gelir. Şeyhimin tabiriyle, öyle dedi, oğlum dedi, sen dedi Allah’a hizmet edersen dedi gece alın gece satın, gece alın gece satın dedi bana. Ben iflas ettim ya, iflas etmişim hiçbir şeyim yok, borç, ona keza dedikodu ona keza. Gece saat bir, iki. Birisi arıyor. Kafa bidünya: ‘hayırlı akşamlar’, ben de ‘hayırlı akşamlar’. ‘Mustafa Özbağ ile mi görüşüyorum?’, ‘evet’, ondan sonra, ‘ben Antalya’dan arıyorum, bana şu lazım.’ Kafa bidünya. Adama bir yıl boyunca mal sattık. Değil mi Sait? Adamı tanımıyoruz. Bir yıldan fazla, adam telefon açıyor, bunlar lazım diyor, tedarik ediyor gönderiyoruz, adam parayı gönderiyor.

En son adamın torunu oldu, Bursa’ya geldi, Sait’e dedim Sait, bu adam geldi, şimdi beni görecek sakallı, bir daha alışveriş olmayacak. Öyle olmadı mı? Adam geldi, bir baktı ben sakallıyım, adamın birden gardı düştü. ‘Selamünaleyküm’, ‘aleykümselam’. işte torununa bir şeyler hazırlıyorduk, tamam bitti ama Cenab-ı Hakka hamdü sena olsun, Allah binbir bereket versin, adamdan biz para kazandık. Şimdi, o isterse gece bile sana para kazandırır. Gece, gecesi gündüzü yok onun. Gece gündüz sende bende var. O yüzden dünya senin peşinde koşturur çünkü hadisi kutsi net. ‘Ey dünya bana hizmet edene hizmetçi ol, sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun’, muhteşem. Rabbim kendisine hizmet edenlerden evlesin.

‘Önce can çocuğunu şeytan sütünden kes de sonra onu meleklere or-

Önce sen şeytandan nemalanmayı bırak. Şeytanın yolundan gitme, şeytanın vesvesesine kanma, şeytanın vesvesesinden karnını doyurma. Şeytan Cenab-ı Hakka ne dedi ayeti kerimede? ‘Ben onları saptırmak için mutlaka senin doğru yolunun üzerine oturacağım ’dedi. Ayeti kerime açık, şeytan Allah’a diyor ki: ‘Ben onları saptırmak için senin doğru yolunun üzerine oturacağım, sonra onlara önlerinden, ortalarından, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Sen de çoğunu şükredici bulamayacaksın.’ Araf, ayet 16-17. Sen önce şeytanı kalbinden kov. Sen şeytandan beslenmekten kendini kurtar, şeytandan beslenme. Senin ağzında şeytanın memesi olmasın. Bu ne demek? Sen haram mı? Uzak dur. Sen şeytanın heva ve hevesine kanma, şeytanın önden girmesine, sağdan girmesine, soldan girmesine, arkadan girmesine, ortadan girmesine müsaade etme. Kelimeyi tevhidi dilinden, kalbinden, ruhundan, sırrından, uzaklaştırma. imanını kemale erdirmenin

yolunu ara. Allah’ı sev, Resulünü sev, Allah’ı sevenleri sev, Resulünü sevenleri sev, onları sevdirenleri sev ve can çocuğunu, şeytan sütünden kes. Sen onu şeytan sütünden onu kesersen melek sütünden içmeye başlayacaksın. O bir çocuk düşün, o çocuk muhakkak hangi memeyi versen çocuk çünkü ondan içer. Anasının memesi mi, teyzesinin memesi mi halasının memesi mi çocuk ayırt etmez. Hangisi ayırt eder? Doğuştan veli olan. Evet, çocuk doğuştan veli ise anasının memesini ayırt eder. Doğuştan veli ise haramı emmez. Doğuştan veli ise ramazan ayında gündüz oruç tutar. Diyeceksiniz böylesi var mı? Var. O doğuştan velidir, doğuştandır, seçilmiştir. Allah dilediğini seçer kendisine. Öbür türlü ayırt edemez işte ama burda Hz. Pir diyor ki sen şeytanla olan ilişkini kesersen melekle olan ilişkin başlar. Allah bizi onlardan eylesin.

“Sen karanlık, mükedder ve bulanık oldukça bil ki mel’un şeytanla

süt kardeşisin.”

Normalde şeytan ne dedi? Dedi ki Adem oğullarına ben kötülükleri hep güzel göstereceğim dedi. Bakın, yol açık, meydanda, kötülüğü sana güzel gösterecek! Kötülüğü sana güzel gösterecek. Bu sefer sen ne olacaksın? Karanlığın içinde kalacaksın, bulanık kalacaksın çünkü kötülüğü sana güzel gösteriyor. Haramı sana güzel gösteriyor, şeytaniyeti, kendi yolunu sana güzel gösteriyor. Namazı, abdesti, orucu, zikri sana güzel göstermiyor. Sen onları küçük görüyorsun, kerih görüyorsun. Onlardan uzak tutuyorsun kendini. Bu ne demek? Sen şeytanın yoluna yakınsın. Şeytanın yoluna yakınsın. Şeytan senin önüne bin bir tane de bahane koyar. Senin önüne bin bir tane fikir koyar. Senin önüne bin bir tane, senin önüne bin bir tane problem çıkarır, bahane çıkarır ve seni Allah’ın doğru yolundan uzaklaştırır. Kalbine vesvese verir senin. Beş dakika sonra namazı kıl, yirmi dakika sonra namazı kıl. Ya tamam ya, yaşlanınca kılarsın ya! Tamam, eve gittiğinde kılarsın ya! Sonra hepsini toptan kılarsın ya! Ya herkes şimdi böyle yaşıyor canım kardeşim ya, sen nasıl yaşayacaksın ki ya bakıyorum ben şimdi, kendi kendilerine bunu düşündürür şeytan. Kimisi yaz da geliyor, kimi saza gidecek, kimi caza gidecek, kimi deniz kıyısına gidecek, kimisi adalara gidecek, kimisi modalara gidecek…E bizim hakkımız değil mi? Biz de gidelim, dünya nimetlerinden biz de faydalanalım. Evet! O başını açıyor, o orasını açıyor, bu burasını açıyor. Biz de açalım!

Hocam, örtünmek farz mı? Farz. Kalıyor. Ben farz değil desem ne olacak! Kuran-ı Kerim’deki ayeti mi değiştireceğim, hadisi şerifleri mi değiştireceğim ama illaki kendine bir dayanak arıyor ya! Yani farz mı? Farz kardeşim! Örtüneceksin. Tesettüre riayet edeceksin. Vücut hatların belli olmayacak. Erkekler, size de farz. Vücut hatlarınız belli olmayacak. Daracık

pantolonlar, likralı pantolonlar da pantolon değil onlar, likralı donlar giymeyin. Don, evet. Likralı böyle tişörtler, gömlekler giymeyin. Vücut hattınız meydana çıkacak. Kas yapmış arkadaşın kası meydana çıkacak! Yok! Daracık şeyler! Yok! Dikkat et! Şeytan seni saptırıyor. Şeytan vesvese veriyor sana, şimdi herkes böyle giyiniyor! Ben öyle giyinmiyorum diyorum, bakıyor bana. Herkes öyle giyiniyormuş! Ben öyle giyinmiyorum, herkes öyle giyinmiyor. işte gençler böyle giyiniyor. Hayır, öyle giyinmeyen de var veya herkes bilmem neresini açarsa sen de mi açacaksın? Ya nasıl abi, ne alaka? Aynı. Herkes hırsızlık yapınca sen de mi yapacaksın. Şimdi moda oldu ya lgbtcilik, ne yapacaksın, sen de mi lgbtcilik mi yapacaksın? Google’ı, osu busu, hepsi de lgbt bayrakları açıyorlar. Yok onur yürüyüşümüz! Lan neyin onuru? Allah’ın lanetlediği bir fiiliyatın onuru mu olurmuş! Allah’ın lanetlediği fiiliyatı onur olarak önümüze koyuyorlar bizim. Onur haftası, onur yürüyüşü! Allah lanetlemiş! Allah’ın lanetlediği fiiliyatı biz onur haftası olarak kutlayacağız! Kutluyorlar da! Yürüyorlar da! Ya bir sufiler yürüyemiyor! Öyle yürümeye kalksanız ortalık ayağa kalkar, memlekete şeriat mı geliyor deyip bir sürü terenenni okurlar! Lgbt’ciler yürürken memlekette, çok çok özür dilerim ama diyanetin ansiklopedisinde ibne olarak geçiyor, lgbtliler yürüyünce bütün Türkiye ibne mi olacak diye ayağa kalkan yok. Ya üç beş sarıklı, üç beş cübbeli yürüse memlekete şeriat mı geliyor diyor. Ne memlekete şeriat geliyor ne de memlekete ibnelik geliyor tam olarak ama yürüyor adam. Hiç kimse de bir şey demiyor. Allah’ın lanetlediği, sevmediği, haram ettiği şeyleri sana doğru gösteriyor.

Bir bakıyorsunuz gençlerde ‘onların da yaşam hakları var ama’, lan biz öldürüyor muyuz onları? Allah lanetlemiş diyoruz, yapmayın diyoruz, işte saygı duymak lazım! Neden Allah’ın lanetlemiş olduğu bir şeye saygı duyayım ben? Allah lanetlemiş, nesine saygı duyayım ama şeytan o doğru yola tezgahını kuruyor veya saptırıyor insanları. Şeytanın işi o ve şeytan diyor ki kötülükleri onlara güzel göstereceğim. imtihan belli, yol açık. Kötülükleri sana güzel gösteriyor. Apaçık Kuran-ı Kerim. Ayetler apaçık. Şeytan kötülüğü sana güzel gösteriyor. Şeytan Allah’ın sevmediği şeyleri sana güzel gösteriyor. Kalbine senin vesvese veriyor. Aklına senin vesvese veriyor. idrakine senin vesvese veriyor. Komple senin damarlarına, hücrelerine vesvese veriyor ve seni doğru yoldan saptırıyor. Bir şey haram, o haramı işliyorsun, doğru yoldan saptırıyor seni. Onları mutlaka saptıracağım, onları ümitlere düşürüp olmayacak kuruntularla aldatacağın ve onlara emredeceğim de davarlarının kulaklarını yaracaklar. Onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.’ ( Nisa, 119) Bakın, açık: ‘onları mutlaka saptıracağım ve onları ümitlere düşürüp olmayacak kuruntularla aldatacağım.’ Olmayacak

kuruntularla seni aldatacak! Yani oturacak, senin doğru yolunun, Allah’ın doğru yolunun üzerine, sen değeceksin ki ya şu fukaraya yardım edeyim, iflas edersin, çalışsaydı diyecek. Ya diyeceksin ki şunun karnını doyurayım, senin gibi çalıştı mı ki, çalışsın da karnını doyursun diyecek. Sen diyeceksin ki ya şu yetime yardım edeyim, şunu şöyle yapayım, buna böyle yapayım, o hep senin önüne muhakkak bir şey koyacak. Saptıracak seni ve ne yapıyor? Diyor ki onlara emredeceğim, davarların kulaklarını yaracaklar. Sana emredecek, sen fıtratı değiştireceksin. Sadece hayvanların üzerinde değil, ne yapacaklar? Allah’ın yarattığını da değiştirecekler. Ne yapıyorlar şimdi? Allah’ın yarattıklarını değiştirmeye çalışıyorlar. Ne yapıyorlar? Lanetlenmiş işi yapıyorlar. Erkek, kadın olacağım, kadın erkek olacağım diye uğraşıyor. Bir de sözleri hazır. Ben doğuştan böyle hissettim kendimi! Lan ananın karnında luti mi oldun? Doğuştan nereye hissettin? Bir yaşında, iki yaşında, üç yaşında sen luti mi oldun! Ama söylem bu. Ben doğuştan böyleyim!

Hani var ya, adam işte kendince bir keman çalıyor bir şey kalıyor, işte televizyonlarda duyuyoruz ya, işte sanat hayatınıza ne zaman başladınız, e ben anne karnında başladım. Ha! Müzik kulağımız bizim o zaman oldu. Neden? Hani, sebep? işte hep beraber cemi cümle bunlar şey, vur patlasın çal oynasın. Yani çalgıcılar. Allah Allah! Adam sanatçı oldu başımıza! Ne zaman başladın? Anne karnında başladın. Hafıza demiyorlar sen anne karnında mı başladın diye. Neden? E yok öyle bir şey. Bizim eşlerimiz çocuğa hamile kalınca, a ben bir saat Kuran-ı Kerim okuyayım sesli, benim karnımdaki bebek Kuran-ı Kerim’le büyüsün diye düşünmez ki! Evet! Bereket zikir halakası var, çocuklar anne karnında zikrullaha aşina büyüyecekler inşallah. E bir de Kuran-ı Kerim olsa muhteşem bir şey olacak. Allah bizi onlardan eylesin. işte diyor ki, onlara emredeceğim Allah’ın yarattığını değiştirecekler. Bakın, şu anda bize teknoloji olarak, ilim olarak sunulan şeyleri şimdi ne yapıyorlar? Üçüncü insanı teşkil edeceğiz diye uğraşıyorlar. Bu ne? Yani ne erkek ne kadın. Tuvaletler yapıyorlar alışveriş merkezlerine. Erkek desen erkek değil, kadın desen kadın değil, üçüncü sınıf, bir tane daha. Kim bunlar? Lgbtci! Tatlı tatlı yapıyorlar. Fark ettirmiyorlar. Bir tane lgbtli Fransa’da imam da buldular, değil mi? imam ne? ibne. Yani lgbt demeyeceğiz aslında da! Lgbt deyince onların yoluna girmiş oluyoruz. Onların söylemlerini kullanıyoruz. Yok! ibne. Nerde? Fransa’da. Ne?imamlık yapıyor orda. Alıştırıyorlar! Alıştırıyorlar! Hani ne çıktı bir de Fransa’da? Kadın imam, cuma kıldırdı. Değil mi. Bütün herkes de gitti, çok önemli bir şey oldu sanki. Bakın, bin beşyüz yıllık dinin kaideleriyle oynuyorlar. Bin beşyüz yıllık dinin kaideleri ile oynuyorlar ve dünya, daha doğrusu Müslümanlar suskun. Suskun! Ve lgbt ile alakalı, lgbt ile alakalı bütün başlangıçlar, ak parti yönetiminden

oldu. Bunu da unutuyoruz. Bunu da görmüyoruz! Sonradan tornistan ettiler. Baktılar ki yanlış yolda gidiyoruz, tornistan ettiler ama daha kanunlar duruyor orda. Kanunlar değişmedi daha.

Bakın, şeytan ne diyor? Allah’ın yarattığını değiştireceğim diyor. Onlara emredeceğim, onlara emrederekten Allah’ın yarattığını değiştireceğim. Ayet açık. Bakın dünyaya, etrafınıza. Ameliyat olmak isteyenin devlet ameliyatını yapıyor bedava. Sen sigortalı mısın değil misin diye bakmıyor. Bağ kur esnafı, bir şeyini ödeyemeyince taksidini hastanede tedavi olamıyor. Çoluğunu, çocuğunu da tedavi ettiremiyor ama ibnenin birisi ben eşcinsel ameliyatı olacağım derse onu bedavadan ameliyat ediyor! Senin bağ-kurun yoksa sigortan yoksa sen kalp krizinden ölürsün, seni ameliyat etmez, anjiyo etmez. Etse de sana borç çıkarır ama bir kimse işte erkeklikten kadına döneceğim ameliyatı olacak, bedava. Bütün her şeyi, bütün her şeyi, a’dan z’ye müracaat ettiğinde hormon tedavileri bedava, ameliyatı bedava, hapları bedava, bütün psikolojik psikiyatri ile görüşmeleri bedava, psikologla görüşmeleri bedava, hepsi de bedava. Her şey bedava, her şey! Geçenlerde bir profesör açıklıyordu. işte istanbul’da bir hastanede bilmem kaç bin tane müracaat varmış, ameliyat olmak için sıra bekliyorlarmış, bedava. Ne yaptı şeytan? Allah’ın yarattığını değiştiriyor ve Hz. Pir de diyor ki sen diyor şeytanın süt kardeşisin. Neden çünkü sen ağzını, kulağını, gözünü, kalbini şeytana verdin, şeytanı dinliyorsun. Eğer şeytanın yolunu kesmiş olsaydın meleği dinleyecektin. Melekle arkadaş, melekle dost olacaktın ama sen şeytanın yolunu kesmediğin için neyle? Sen melekle dost olamadın. Şeytanın yolunu keseceksin. Allah bizi şeytanın yolundan uzak olanlardan eylesin. Evet, burdan devam edeceğiz. Saat on bir oldu, bizim saatle, günle işimiz yok da! Bizim Ercan muhtar öyle diyor. Muhtara diyorum ya işte yok cumartesi yok pazar falan, böyle gün muhabbeti yapıyoruz. Muhtar diyor ki efendim diyor şehirlilerde diyor gün muhabbeti var diyor. Yok pazar tatil, yok işte cumartesi tatil, bizim burda diyor gün problemimiz yok bizim diyor. Biz her gün freeyiz diyor. Ne kadar güzel, her gün friler. O yüzden ben de friyim, saat on olmuş, on bir olmuş, umrumda değil. Hakkınızı helal edin. El- fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları