MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 27/38
1642-1649. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Ecmain. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Geçen hafta: ‘Önce can çocuğunu şeytan sütünden kes de sonra onu meleklere ortak yap. Sen karanlık, mukadder ve bulanık oldukça bil ki mel’un şeytanla süt kardeşisin.’ Burayı okumuşuz, bu hafta inşallah:
“Nur ve kemali arttıran lokma, helal kazançtan elde edilen lokmadır.”
Burdan itibaren inşallah okumaya gayret edeceğiz. Nur ve kemali arttıran, hem insanın nurunu arttıran hem de insandaki kemali arttıran şey helal kazançtan elde edilen lokmadır. Yani demek ki kazançlarımıza dikkat edeceğiz. Yani kazancımıza dikkat edeceğiz ki helal olacak kazancımız. Kazancımız helal olursa o zaman kemalâtımız artacak. Eğer kazancımız helal olmazsa kemalâtımız artmayacak. Eğer kazancımız helal olmazsa bizim nurumuz artmayacak. O yüzden kazançlarımıza dikkat edeceğiz. Yani buna dikkat etmeyen kimseler yani hazreti Hz. Pir’in bir meşhur sözü var ya ‘senin ambarın neden dolmaz? Ambarında delik var’ diyor. Ambarında delik var, yani senin kazancın senin helal değil. Haramla iştigal ediyorsun veya bir taraftan kazanıyorsun bir taraftan kaybediyorsun. Allah muhafaza eylesin. Oysa Cenab-ı Hak, Bakara 168’de buyurdu ki: ‘Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helal ve temiz olanlarından yiyin. Şeytanın peşinden gitmeyin çünkü o apaçık düşmanınızdır.’ Demek ki kazancımız helal
yani bir de yiyeceğimiz helal ve temiz olacak. Bakın bizim yiyeceklerimizin, içeceklerimizin üzerinde iki önemli unsur var. Birincisi helal olması, ikincisi temiz olması. Helal olması yetmiyor. Burda temiz olması lazım. Temizlikten kasıt normalde bildiğiniz temizlik değil. Hijyenle alakalı değil. Yani katkı maddeleri. Mesela siz şimdi işte çocuklar çok seviyorlar ya. Ne? Patates cipsi. Şimdi baktığımız zaman patates helal mi? Helal ama temiz değil o cips? Neden? içinde o kadar çok katkı maddesi, o kadar çok kimyasallar var ki temiz hükmünde değil. Bakıyorsunuz içeceklere, işte gazlı içecekler, başta kola, yıllardır hep tartışılır ya, mesela kola içinde ne içerik olduğunu bir türlü mahkemelere dahi vermiyor. Mahkeme onu alamıyor. Türkiye Cumhuriyeti mahkemesi kolunun içeriğini öğrenemiyor. Ne içtiğinizi bilmiyorsunuz. Şimdi içerik olarak temiz hükmünde mi? Değil. Yani normalde veyahut da bu hep diyorum ya paketlenmiş gıdalardan uzak durun diye, içinde kimyasallar var mı? Var. içinde kimyasal olan her ne ürün var ise hiçbirisi de temiz hükmünde değil ama bize normalde şimdi komple bunları yediriyorlar mı? Yediriyorlar. Temiz hükmünde mi? Değil. işte ne yiyoruz mesela, tavuk değil mi, herkes harıl harıl tavuk yiyor. Tavuk helal mi? Helal. Temiz mi? Değil. Örnek. işte, herkes böyle hazırlanmış, sosisli salamlı bir sürü et ürünleri yiyor. Öyle mi? Evet. Baktığımızda helal mi? Evet ama içerik olarak temiz mi? Değil.
Şimdi bu tuhaf geliyor size. işte ben Sait’e diyorum ki Sait bize sucuk yap, örneğin. E dışardan sucuk mu yok? Var ama içinde ne olduğunu bilmiyorum ki ben. içinde ne olduğunu bilmiyorum, temiz hükmünde mi? Değil. içinde ne olduğunu bilmiyorsun çünkü. En enteresanı biz Bosna’ya gittik, ticaretle alakalı. Orda bizim Kazım Efendi’nin hanımının et işletmesi var. Balkanların en büyük et işletmesi, beyaz et üzerine en büyük et işletmesi. O beyaz etten o kadar çok ürün yapmışlar ki şimdi size bir tuhaf gelen bir bilgi vereceğim. Bu tavukların gagası, tüyü, ayakları, bunlar atılmıyor. Bunları işlemden geçiriyorlar. Un, tavuk unu diyorlar ona, un haline getiriyorlarmış. Bunu normalde nereye satıyorlar? Bundan yem yapıyorlar, balık yemi, tavuk yemi, hayvan yemi yapıyorlar. Bakın bundan yem yapıyorlar ve tavuğun kendi tüyünü, ayağını, gagasını, tekrar tavuğa yediriyorlar. Tavuğun tüyünü, gagasını, ayağını, balık yemi yapmışlar. O şimdi hani balık filoları kuruyorlar ya denizlere, onlara yem atıyorlar ya. O yemler bundan oluyor hepsi de. Şimdi, o denizde değil mi balık, ya, denizde ama o yemi yiyor şimdi. Temiz hükmünde mi? Değil. O tavuk tekrar kendi gagasını yiyor. Kendi ayağını yiyor, temiz hükmünde mi? Değil. Bizim Seyit Taş derdi, Allah rahmet eylesin. Bu millet tavuk yiye yiye tavuk gibi olmuş diyordu. Gerçekten öyle. Bir de en ucuz ya, ucuz, kimse neden ucuz diye
düşünmüyor. Kimse neden çabuk pişiyor bu diye düşünmüyor. Alıyorsun yarım saat sonra sofrada. Bir de reklamları var ya cazırtı cuzurtu, çıtırtı patırtı kütürtü böyle reklamlar, alıyor herkes, yiyor mu? Yiyor. 2002’de miydi son umre, 2002’deydi. 2002’den beri yemiyorum hiç. Ben 2002’den beri, ne o, antibiyotik de kullanmıyordum. Geçen gün dişimden dolayı kullanmak zorunda kaldım, yirmi yıl sonra. Yirmi yıl sonra ağrı kesici kullandım. Yani normalde yirmi yıl olmuş, ben hazır tavuk eti yemiyorum. O zaman için bu bilgiye sahip değildim. O zaman için yememem gerektiğini idrak ettim, kestim. Sonradan öğrendik, bilgisi sonradan geldi.
Demek ki bir şeyin helal olması yetmiyor, Onun temiz olması gerekiyor. Temiz olacak ki o vücudunuzda nur olsun. Temiz değilse yiyecek olduğunuz şey, o vücudunuzda nur olmuyor. Kemalâtı arttırmıyor sizde. Duanız kabul olmuyor, ibadetiniz kabul olmuyor. Neden? Çünkü temiz yiyecek yok üzerinizde. çocuklarınızı da bunlardan uzak tutabildiğiniz kadar uzak tutun. Ha çocuklar belli bir yaşa kadar dinlemiyorlar annelerini babalarını. E çocuklar da kral ve kraliçeleri ya şimdi bugünkü zamanın! Hadisi şerifte öyle diyor, ahir zamanda diyor anne ve babalar kral ve kraliçelerini doğurmadıkça kıyamet kopmaz, diyor. Şimdi kral ve kraliçelerimizi doğurduk, kral ve kraliçelerin emrindeyiz. Çocuklarımız neyi nasıl istiyorsa öyle yapıyoruz. Çocuklarımız tepiniyor, bunu istiyoruz diyor, biz yapıyoruz. Çocuklar böyle olacak diyor, öyle yapıyoruz. Sen nasıl istersen diyoruz çünkü biraz üzerine gidersek dinlemeyecek bizi hiç. O korkuyla yaşıyoruz. Allah bizi affetsin. Demek ki o helal kazanç ve helal ve temiz lokma lazım.
“Çırağımıza katılınca söndüren yağa yağ deme. Çırağı söndüren yağa
Yani normalde önceden kandiller var ya çırağı deniyor ona. Onun hani içine yağ döküyorsunuz, şimdi gençlerin büyük bir çoğunluğu onu görmemiştir, gaz lambaları vardı. Gaz yağı dökülüyordu altına, adı gaz lambasıydı. Gaz yağı dökülüp öğle yakılıyordu. Normalde gaz yağında ders çalışanınız var mı içinizde, ooo Var! Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz…Ooo, bayağı var! Tamam, bu onlar şimdi, insanlar bilmez gaz lambasını neyle çalıştığını. Benim büroda bir tane var numunelik. Bir hediye gelmişti, ben böyle gaz lambası muhabbeti yapınca, gazıyla beraber göndermiş onu. Normalde gaz lambası, bazen elektrikler kesilince nostalji olsun, yakıyorum ben onu şey yapıyorum, çalıştırıyorum onu. Benim baba dedemin evinde elektrik, su yoktu. Ben orada yaşamaya başlayınca gaz lambasında duruyorduk. Gaz lambasında ders yapıyorduk biz. Bir de onun ayarını düzgün şey yapacaksınız, ayarını düzgün yapmazsanız is yapıyor. işte demek ki nasıl onun içerisine su dökersen, onun içine su döktün, gaz lambası ışık verir mi? Vermez.
Hz. Pir diyor ki senin de içine haram ve temiz olmayan yiyecekler girerse diyor sen de diyor ışık vermezsin etrafa.
O zaman ışık vermezsen etrafına bil ki sende haram dokunuşu var. Buhari, hadisi şerif: ‘Öyle bir zaman gelir ki kişi malını helalden mi haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez.’ Demek ki öyle bir zaman. işte ahir zaman geldi, onun kazancı helal mi haram mı aldırış etmiyor. Öyle olunca onun ışığı sönüyor. Onun söyledikleri tesirli olmuyor. Üzerinde haram var, bir baba haram helal mi kazancı umurunda değil, e çocukların da ne tarafa savrulduğu belli değil. Neden? O çocukta haram var çünkü. Bir anne, haram mı helal mi yaşadığı belli değil. Bu sefer o çocukta da haram var. O çocuk da ne tarafa gideceği belli değil. Bazen böyle şikayet ederler bana. işte çocuklarından ne bileyim ordan burdan, ben kendi içimden dedim ki yalnız senin çocuğun sana isyan ediyorsa kendine bak. Nasıl? Basbayağı. Kazancın haram mıydı helal miydi, çocuğuna ne yedirdin ne içerdin ona bak. Nerde hata yaptın ona bak. Bunu hemen şeye bağlıyorlar, Nuh’un oğlu da babasına iman etmedi! Ya, sen Nuh musun? Nerden kıyas yaptın, sen kendine bak! O zaman helal mi haram mı kazancına dikkat et. Memurlar, işçiler mesai ne kadar? Sekiz saat. Yedi saat çalıştınız. Kazancınız haram oldu. Nerde çalışıyor? Adam bürokrat, mesaiye geç geliyor. Mesaiye geç geliyorsa kazancı haram.
Geçen biz mahkemede bekle Allah bekle, bekle Allah bekle! Dokuzda mahkeme koymuşlar, on birde savcı, hakim geliyor. Mehmet Emin’e nerde dedim bunlar. Bunlar yeni geliyor, kimse bunlara hesap soramıyor dedi. Ya bir bürokrat işinde, işinin başında değil, kazancı haram. Var ya şimdi belediyelerde de dolu. Adam mesai saatinde dolaşıyor başka yerde. Kardeş, mesai saatinde sen nerdesin? iş yerinde olman lazım. Yok değil. işi yavaşlatıyorlar, iş yapmıyorlar, kazançları haram. Siyasetçiler, milletvekilleri, milletvekili, nerdesin kardeşim sen, dolaşıyor. Mecliste olman lazım, sen milletvekili seçilmişsin, gidiyorsun özel işlerine, özel dosyaları dolaşıyorsun. Kazancın haram. Böyle ince düşünen var mı? Yok. Hangi bürokrat, hangi memur böyle ince düşünüyor! Düşünmüyor. Hangi işçi böyle ince düşünüyor? Düşünmüyor. Hangi çalışan böyle ince düşünüyor? Düşünmüyor. Adam işten kaytarmanın yoluna bakıyor, yarım saat çalışmamanın yoluna bakıyor, kazancı haram. Allah muhafaza eylesin. Ya ama normalde artık insanlar öyle bir hale geldi ki onun haram mı helal mi olduğuna da bakmıyor zaten. Önemli olan onun zengin olması. Önemli olan onun gününü geçirmesi. Kazancının nerden olduğuna bakmıyor. O hale geldik.
Şu köşeyi dönsün de zengin olsun da herkesin yalısı var, villası var, atı var, arabası var, onun da olması lazım! Nerden olursa olsun. Rüşvettenmiş.
Rüşvetten olsun, önemli değil. Onu hak görüyor kendine. Rüşveti kendine hak görüyor. Belediyeler, bürokratlar, bakanlıklar, devlet daireleri, bu normalde artık bunun saklanacak, gizlenecek bir yeri yok. Saklanacak gizlenecek bir yeri yok. Öyle ki hani senin dibin kara benimki seninkinden kara. Kimse kimseye de bir şey diyemiyor. Herkes birbirinin açığını biliyor çünkü, herkes birbirini açığıyla tehdit ediyor ama kazançta bu noktada haram mı helal mi ayırt eden yok. Yine Buhari’de: ‘ Haramla beslenen vücudun müstahak olduğu yer cehennemdir.’ Yani o kimse haramla beslenmiş, ondan nerde seyri sülûk bekleyeceksin. Haramla beslenmiş, ondan nerde sufilik bekleyeceksin! Haramla beslenmiş, ondan nasıl salih bir müminlik bekleyeceksin. Mümkün değil! Çünkü haramla beslenmiş. Haramla beslenen bir kimsenin zikrullah halkasında olmasını beklemeyin. Ya haramı terk edecek, tövbe edecek ya da o zikrullah halakasında duramaz. Zikir Allah’ı en büyük iş çünkü, oturamaz oraya. Onun kazancının helal olması lazım. Kazancını helalleştirmesi lazım. Allah bizi affetsin.
“İlim ve hikmet helal lokmadan doğar; aşk ve rikkat helal lokmadan
Yani o bir kimsede ilim ehli olması için o kimsenin helal lokması olması lazım. Hikmet ehli olacaksa o kimse, helal lokmadan beslenmesi lazım. Helal olması lazım onun her şeyinin. Eğer onun yediği, içtiği, kazandığı helal değil ise ondan ne ilim çıkar ne hikmet çıkar. Onun yediği, içtiği, kazancı helal olacak. Ancak helal lokma yiyip içenler ilim ehli olur. Ancak helal lokma yiyip içenler hikmet ehli olur. Ancak helal lokma yiyip içenler bir mürşid olur. Helal lokma yiyip içenler ancak insanların önünde önder olur. Diğerleri şeytaniyete önder olur. Diğerleri şeytanın velisi olur, şeytanın evliyası olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden helal lokma, helal lokma, helal lokma! Önceki devirlerde, sufiler devlet işlerine girmezlermiş. Sebebi, helal lokma yememe korkusu olurmuş. Bakın enteresan bir şey, sonradan bozuluyor sufilikte. Ne zaman tekkeler vakıflar, işte tekkeler vakıflara bağlanıyor, vakıflar oraya başlıyor memur atamaya, sonra vakıflar oraya şeyh atamaya başlıyor, sonra tekkeler bozuluyor. Neden? Çünkü tekkenin başındaki şeyh vakfiyeden geçinmeye başlıyor. Tekkenin başının içindeki dervişler vakfiyeden geçinmeye başlıyorlar. Alınlarının terlerini yemiyorlar, kazançlarını yemiyorlar.
E şimdi de bakıyorsunuz öyle şeyhler var, şan şöhret içerisinde, şatafat içerisinde. Ne iş yaptı diyorsunuz bu, emekli imam. Nerde? Bilmem nerde villası var. Ya emekli imamın bilmem nerde villası olur mu? Kim şeyhiniz? Filanca. Bir saltanat, bir saltanat! Ya bu adam ne iş yapıyor, işi ne bunun? işte yani bir işi yok. Bunu şeyde soruyordum böyle, bazen laf sırası gelince,
28 Şubat zamanında şeyhler toplantısı oluyor. Halifeler bir yerde toplanıyor. Yaklaşık kırk elli tane şeyh, kırk elli tane de halifesi var. Bir yere toplanıldığında halifeler de sohbet ediyor, yeni tanışıyoruz tabi o zamanlar. işte hepsiyle tek tek bir günde tanışmak mümkün olmuyor. işte filanca efendinin halifesi maşallah, işte subahanallah! ‘Nasılsın, iyi misin?’ ‘iyiyim.’ ‘Ne iş yapıyor şeyh efendi?’ Soruyorum, şimdi inceden, böyle bakıyor. Hiç öyle bir soruyla karşılaşmışlar. Ya canım kardeşim, şeyh efendi ne iş yapıyor? Öyle ya, işi ne? işi şeyhlik, bir işi yok. Sonra ona misafir oluyoruz biz, hani böyle birisiyle denk geldik, ya adam da maşallah, işi yok adamın. Malı çok ama! işi yok, malı çok! işi yok ama Allah affetsin.
işte soruyorlar bana da, işte Abdullah efendi ne iş yapıyor, yıllardır diyorum ayakkabıcılık yapıyor. Şimdi o iki tane oğlan var, onlar ayakkabıcı dükkanını çalıştırıyor. O da oraya ortak diyorum. Hani o da oraya ortak. işte neyi var şeyh efendinin, bir tek evi vardı. Bir de eski evin olduğu yerde arsası vardı. Başka şeyh efendisinin malı mülkü yoktu. Ondan sonra şey efendinin de sözü şuydu. Oğlum, Cenab-ı Hak bize nasip etmedi ama oğlanlar iyi çalışıyorlar. Oğlanlar inşallah hani onların olacak gibi. Oğlanlar sonra başladılar, bir iki daire almaya filan işte. Öyle oğlanlar tabii ayakkabıda iyi çalışıyorlardı. Cenab-ı Hak inşallah dünya ve ahiretlerini âli eylesin ama soruyorsun ne iş yapıyor diye, adamın işi yok. O zaman bu kazanç nerden? Soru işareti bu. Bu kazanç nerden. Hatta bir tane halifeyle tanıştıydım. O böyle bir şalvar diktirmiş, cebi dizinde. Cumalık şalvarmış o. O halife şeyh olacak şeyhi vefat edince, bekliyor. Dedim bu neden böyle. Cuma mübareği için, böyle dergâhta şeyh efendiye dikiliyormuş, her gelen cuman mübarek olsun deyip cebine harçlık bırakıyormuş.
Hiç bizde öyle bir şalvar olmadı bak! Bizim zakirler falan, böyle kardeşler, hiç bu kadar da sohbet ediyorum, hayır gel, Cuma günü sen de burda, vakıfta cuma mübareği için herkes gelsin, bir tane de kocaman cepli şalvar yapalım diyen yok. Kimse böyle bir şeyi üzerine de alınmıyor! Cafer duymamazlıktan geliyor, Adnan kafasını eğiyor, hiç seslenmiyor. Sanki ona gitmiyor laf! Hüseyin aga zaten hiç bakmıyor. Bana bile bakmıyor, o tarafa doğru bakıyor. Yani bu muhabbet bizi ilgilendirmiyor diyor. Böyle duydum, dinledim böyle şok oldum kendi kendime. Yani dizine kadar cep var. Ne? Cuma şalvarlığı. Sonra o halifeye dedim sana gelmez o şeyhlik dedim. Nasıl yani dedi. Oğlu var mı dedim ben. Var dedi ama küs oğluyla dedi. Kanlı bıçaklı dedi. Yakında barışır, sen merak etme dedim. Nasıl yani dedi. Yani barışır dedim. Bir de onun dedim şeyhliğini ilan eder. Hatta onun da oğlu var mı dedim ben. Var dedi. Hatta onun oğlunu da ilan eder dedim. Hani Allah söyletecek ya bize de işte, dangadak böyle konuşuyoruz biz. Sen iki ay
sonra toplandık Mustafa efendi, bir şey konuşmamız lazım senle, dedi. Buyur dedim ben. Sen bana bu söylediğin şeyi dedi rüyanda mı gördün dedi. Ne oldu dedim ben. E dedi bizim şeyh efendi oğluyla barıştı dedi. Senin dediğin gibi, onun şeyhliğini ilan etti dedi. Benden sonra o şeyh olacak dedi. Ondan sonra da onun oğlu şeyh olacak dedi, dedi. Allah rızası için bunu nerden bildin dedi bana. Ya dedim, bunda bir şey bilmene gerek yok. Görünen köy dedim kılavuz istemiyor, meydanda işte. Ona da babasından kalmadı mı? Evet, tamam dedim. Dedim sen o şalvarı unut dedim. ‘Ben dergâhtan ayrılacağım’ dedi, ayrılma dedim, halifeliğinden de olma. Şimdi o şeyhin babası zamanında da halifeymiş, oğlan şeyh olmuş. O yine halife. Sen dedim halifeliğinden olma çünkü sen bu dedim bu düzene bu sisteme karışmıyorsun. Susuyorsun, seslenmiyorsun, düzen devam ediyor. Cumalık muhabbeti, herkes cumalığı cebine koyuyor. Hüseyin aga, sakın benden sonra böyle bir şey yapayım deme haa! Böyle bir şeye müsaade etmeyin ha, ona göre. Birisi gelip bir cumalık yapıp da böyle dizine kadar bir şey yapmasın. Hikmet var deyip de, ya hikmet var şeyhin yaptığında deyip adamın cebini doldurmayın. Vallahi ahım tutar sizi! Sizi ahım tutar, ona göre! Bakın, ben ordan sizi perişan ederim Allah’ın izniyle, siz nasıl böyle bir şeye müsaade edersiniz diye! Ya millet ölelim de şeyhliğimizi ilan edelim diye bakanlar vardı. Şimdi yok.
Neyse, şimdi kazanç helal mi haram mı ona dikkat etmezsen o zaman ne oluyor? O zaman aşk ve rikkat doğmuyor ondan. Allah muhafaza eylesin. Bunu sadece kazanca bağlamayın. Bugün ehli tasavvuf gibi ehli tarikat gibi görünen topluluklarda da kazanç haram mı helal mi bakmıyorlar. Ya bugün bir dernek bir şey yazmış, işte kurban istiyor. Dernek ismi vermeyeyim şimdi, ne yapacaksın kardeşim sen bu kurbanın etini? Ne yapacaksın, fakirlere mi dağıtacaksın? Adını da söyleyeyim, lösemi derneği. Kurbanınıza talibiz. Kendi içimden dedim ki böyle düşündüm, Allah Allah dedim, lösemi derneği, kurbanı ona verdin, kestin verdin, buzhanesi mi var? Yok. Ne yapacak o, parasını istiyor senden değil mi? Kesip nereye gönderecek o kurbanı? Türkiye burası. Şimdi kurbanın eti, derisi, kılı, yünü, tüyü, boynuzu, kafası, kellesi ayağı, hiçbir şeyi satılmaz. Haram. Tasadduk edilir. Kurban geliyor ya, birisi şimdi benim kurbanımı kesiver, al deriyi dese, kesim ücreti karşılığında deriyi verse, adam caiz değil. Haram işledi. O kadar parayı tasadduk etmesi lazım. Ne kadar deri? Diyelim ki işte yüz lira, yüz lirayı tasadduk etmesi lazım o kimsenin veya bir kimse kurban kesim parası olarak budun bir tanesini aldı, değil mi? Kurban kesim ücreti olarak. O kimse bir bud parası tasadduk etmesi lazım. Kimse dikkat etmiyor. Dese ki büyükbaş, ben kesim parası şu kadar alırım, eyvallah. Sen deriyi gideceksin, tasadduk
edeceksin, kesim parası yerine veremezsin. Sait, dana derisi ne kadar? Yedi yüz, sekiz yüz. Bir danayı kaça kesiyorlar? iki bin lira. Yetmiyor dana derisi desene. iki bin liraya mı kesiyorlar ya? Ya iyi ki kendim kesiyorum elhamdülillah…Allah muhafaza eylesin.
“Bir lokmadan hasede uğrar, tuzağa düşersen; bir lokmadan bilgisiz-
lik ve gaflet meydana gelirse, sen o lokmayı haram bil.”
Yani bir lokmadan dolayı sen hasede uğrarsan, bir sıkıntıya uğrarsan, tuzağa düşersen, o lokmadan bilgisizlik ve gaflet meydana gelirse, o lokmayı haram bil. Yani sen mesela bazen zaman zaman ibadetlerden soğukluk, zikrullahtan soğukluk yaşanır ya veyahut da işte kimisi der, ben eskisi gibi rüya göremiyorum, işte eskisi gibi şeyh efendiyi göremiyorum, yediğine içtiğine dikkat et, haramlara dikkat et, tövbe et. Sıkıntı var. Yani Hazreti Pir başka bir mesnevinin beyitinde diyor ki: ‘Bu seher benden ilham kesildi, anladım ki vücuduma şüpheli birkaç lokma girdi. Bilgi de hikmet de helal lokmadan doğar. Aşk da merhamet de helal lokmanın mahsulüdür. Nur ve kemali arttıran lokma helal kazançtan elde edilen lokmadır. Eğer bir lokmadan gaflet meydana gelirse bil ki o lokma şüpheli veya haramdır.’ Ha demek ki sende bir gaflet oluşuyorsa zikrullaha karşı bir soğukluk, ibadetlere karşı bir soğukluk oluşuyorsa sen eskisi gibi zikrullaha koşmuyorsan, Allah yolunda koşmuyorsan bir gaflete uğradıysan, ya ders var, ben uyumuş kalmışım, sabah namazı uyumuş kalmışım, lokmaya dikkat et. Lokmaya dikkat et, gaflet oluşturmuş sende Allah muhafaza eylesin. Hz. Pir devam ediyor:
“Hiç buğday ektin de arpa verdiğini gördün mü? Hiç attan eşek sıpası
olduğunu gördün mü?”
Demek ki ne ekersen onu biçeceksin. Arpa ekip de buğday biçilir mi? Mümkün değil. Hadisi şerif: ‘Dünya tatlı bir yeşilliktir. Burada helalinden mal kazanıp meşru yerlerde harcayanı Allah mükafatlandırır ve onu cennetine koyar. Gayrimeşru kazanç edinip gayrimeşru yerlerde harcayanı da Allah cehenneme gönderir. Allahu Teâlâ’nın servetlerine boğulmuş nice insanlar vardır ki kıyamet günü cehennemi boylayacaklardır.’ Demek ki sen helal kazanır, helale harcarsan yerin cennet. Sen çünkü helal ektin. Ne yapacaksın? Cennet biçeceksin. Sen haram ektin, cehennem biçeceksin. Hani isa aleyhisselamın sözüdür ya, ‘ateş eken kor biçecek’, sen ateş ektin, kor biçeceksin. Sen haram ettin, o zaman haram biçeceksin. Sen nefret ektin, sen sevgi biçemezsin, gene nefret biçersin sen hatta düşmanlık biçersin. O zaman ektiğine bak. Ne ektin? Çocuğuna ne ektin? Çocuğun senin bir fidan, sen onun üzerine ne ektin? Eğer çocuğuna sen Kur’an sünnet öğrettin, Kur’an sünnet ektiysen ondan kuran sünnet biçeceksin. Yok sen ona Kur’an sünnet ekmediysen, ondan Kuran sünnet bekleme. Sen çocuğunu helal lokmayla
rızıklandırdıysan çocuğundan helal işler bekle ama sen çocuğuna, haram lokmayla çocuğunu beslediysen ondan helal bir şey bekleme. O zaman cehennemlik amel işleyenler bu dünyada sonuç olarak cehennem biçecekler, cehenneme gidecekler. Cennetlik amel işleyenler de cennet biçecekler. Hani aklıma geldiği gibi söyleyivereyim şimdi. Hani kim subhanallahi vebihamdihi derse onun adına cennette bir hurma ağacı dikilir. Bak, sen burda zikrullah yaptın subhanallahi ve bihamdihi dedin, tohum cennete dikildi. Cennette hurma ağacın. Ben bunu sohbet esnasında böyle söylerken dahi bir tane hurma ağacı cennette benim dikildi. Kim subhanallahi ve bihamdihi dedi, cennette hurma ağacı dikildi. Kim subhanallahi ve bihamdihi estağfurullah el azim dedi, günahları af olundu. Subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfurullah el azim, bu uzun olanı. Kim bunu söyledi, sabah akşam yüzer tane, onun deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affetti. Ne yaptın sen? Subhanallahi vebihamdihi diyerekten tövbe ettin, af biçtin; tövbe ettin, af biçtin. Tövbe etmezsen af biçmeyeceksin. Ateş ektin kor biçeceksin. Cehennemlik amel koydun çünkü oraya. Sen cehennemlik amel koyunca sen cehennem biçeceksin. Başka bir şey bekleme. O zaman kim ne yapıyorsa yapsın, önünde o çıkacak. Şura, ayet 20: ‘Kim ahiret ekinini isterse onun ekinini artırırız. Kim de dünya ekinini isterse ona da bundan veririz. Ancak onun ahirette bir nasibi yoktur.’
Sen ahiret ekinini istersen ahiretlik ameller işler, ahiretlik amellerle haşır neşir olursan Allah diyor ki ben onu arttırırım. Allah en az birebir vermez, bire on verir, en az vermesi. Allah bire on verir, bire yüz verir, bire yedi yüz verir, bire sayısız verir. O verirken kimse onu hesaba kitaba tutamaz. O verdiklerinden sorumlu da değil. Bir kul şunu da diyemez, sen ona beş verdin, bana on verdin, ona yirmi beş verdin. Bunu da sorgulayamaz. Allah yaptıklarından sorumlu değildir. O zaman kim iyilik yapmaya çalışırsa Allah onu arttırır. Onun karşılığını da arttırır. Sen bir lokma yedirirsin sana on lokma verir, sen on lokma yedirsin sana yüz lokma verir, sen yüz lokma yedirirsin, sana bin lokma verir. Onun hesabı kitabı yok. Bu manada hesapsız verir, kime soracak ki! Sen yeter ki ahiret yolunda meyve dikmeye çalış, ahiretlik çalış. Ahiretlik çalışırsan Allah seni mükafatlandırır ama sen dünyalık çalışırsan o zaman diyor ki ona dünyadan da veririz biz, burda arttırırız demiyor. Ahirette arttırıyor. Ahiret işini arttırdı. Onun keyfiyeti ile alakalı, kem’iyet yok, sayısallıkla yok orda. Dünya işinde keyfiyet yok, kem’iyet var. Dünya işinde ne kadar çalıştın, çalıştığının karşılığını alırsın. Ha sen dünyanı ahiretliğe yöneltirsen dünyalık kazancınla ahiretliğe tohum ekersen senin dünyanı da arttırır. Senin dünyanı da kolaylaştırır. Rabbim cümle derviş kardeşlerin dünyalığını kolaylaştırsın. Dünyalık
da ahiretlik de afiyet nasip eylesin. Dünyalıklarını kolaylaştırsın ki ahiretlerine faydalı olsun çünkü dünyanın asıl önemli olan maksadı ahiretini kazanmaktır. Çoluğuna, çocuğuna rahat bir hayat yaşatmak, Kur’an sünnet dairesinde bir hayat yaşatmaktır. Rahat hayat yaşatmaktan sakın aklınıza şu gelmesin, adalara git, modalara git, villalara git, son lüks arabalara git…Bu değil dünyalık rahatlık. Şimdi insanlar gözlerini buna dikiyor.
Kadınlar, bu konuda erkeklerinizi zorlamayın. Erkeklerden lüks hayat istemeyin. Kocalarınızdan, eşlerinizden lüks bir hayat istemeyin, makulü isteyin. Bizim neden yeni bir evimiz yok, sen bir işe yaramaz adamsın, bir evimizi değiştiremedin daha, ben hâlâ daha yirmi yıllık, işte ne o, dolabımı kullanıyorum, ben hâlâ da çeyizlik koltuğumu kullanıyorum, bir bunları değiştirmedin daha…Adamları zorlamayın. Adamların ahlakını bozmayın. Hatta dua edin evlerinizde, ya Rabbi eşim sabahleyin işine gitti, hayırlı temiz kazançla evine dönmeyi nasip eyle, deyin. Dua edin eşlerinize. Bu zamanda harama bulaşmadan evine ekmek getirmek çok zor. Ahir zaman, bir kimse bir erkek helalinden kazanıp eşini, çoluğunu, çocuğunu geçindirmeye çalışıyorsa vallahi mücahit bu gün o! Mücahit, mücahit! Ne yazık ki bugünün kadınları, bu tip erkeklerin kıymetini bilmiyor. Adam helal lokma yedireceğim diye uğraşıyor, az çok. Sen evinde dua et, israf etme, atma, savurma, çürütme, kokutma. Bu kullanılmaz deyip de çöpte soluklanmasın bir şey. Bunun bir de ahireti var. israf ettin çünkü. Allah israf edenleri sevmez, kadın, erkek, çocuk, hiç önemli değil. Allah gösteriş yapanları sevmez, kadın, erkek, çocuk, hiç önemli değil. Gösteriş için kıyafet almayın. Gösteriş için ev eşyası almayın. Gösteriş için evinizi değiştirmeyin. Gösteriş için lüks hayata dalmayın. Gösteriş için marka budalası olmayın. Gösteriş için marka aptalı olmayın. Evet, biz sufiyiz, biz gösterişten uzak duracağız. Biz sufiyiz, biz israftan uzak duracağız. Biz sufiyiz, biz orta halliden yukarda bir hayat yaşamayacağız. Biz bu dünyalık değiliz. Biz bu dünyalık değiliz, biz ahiretliğiz. Dünyayı terk mi edeceğiz? Hayır. Bizim dünyamız, çoluğumuz, çocuğumuz ve ahiretimiz için. Bizim dünyamız, bizim nefsimiz için değil. Bu sufi şiarıdır. Bir de küçültürler ya bizi, siz bir lokma bir hırkacısınız. Evet, biz bir lokma bir hırkacıyız, sen olma. Sen git villalarda yaşa. Kazancın haram mı helal mi belli değil. Nerden rüşvet aldın belli değil. Rüşvetçi pislikler sizi. Haramzadeler! Sonra kiminin oğlu uyuşturucu bağımlısı, kokainci. Kiminin oğlu maddeci. Kiminin oğlu fuhuşçu. Kiminin kızı fahişe! Ne? işte bilmem nerde milletvekili, bilmem nerde siyasetçi, bilmem nerde bürokrat, bilmem nerde belediyede bilmem ne. Haramzade hepsi de haramzade, rüşvetçi pislik. Neden sufi olmuyorlar? Olamazlar. O haramla sufi olunmaz zaten.
Gidiyorlar, kendileri gibi haramzade bir dergâh, haramzade bir tekke buluyorlar, haramzade bir şeyh buluyorlar, şeyhin arka tarafta viskisi duruyor. Belli bir miktarda içmesi caizmiş onun! Haramzade! Dervişlerden para topluyorlar. Haramzade! Dervişleri ütüyorlar. Haramzade! Ondan sonra haramzadeler toplanıyorlar bir yere. Haramla helal yan yana yürümez. Bir kimsenin vücudunda haram varsa o helal dairede yaşayamaz. Ya o haramı terk edecek ya da o helal daireyi terk edecek. ikisinden biri. ikisinden biri, o çünkü oturduğu zaman zikrullah halakasına kerih gelir. Yani ben burda mı zikrullah yapacağım ya, her yer ter kokuyor. Yani bu insanlarla mı zikrullah yapacağım! Bak sen! Hepsi de garip guraba. Entel dantel o, o entel dantel bir yer lazım. Yani haramzade bir yer lazım ona. Ne dedi müşrikler? Geldiler Mekkeli müşrikler, Allah Resulüne dediler ki biz bu fukaralarla mı beraber olacağız! Bunlarla eş değerde mi tutacaksın bizi. Bize ayrı sohbet et. Bizi bunlarla beraber tutma. Evet, Mekkeli müşrik kafası bu. Bu Mekkeli müşrik kafası. Şimdi de siz insanların ben Müslümanım dediklerine bakmayın, içleri müşrik. içleri müşrik! Haramı helallaştırdığı için müşrik. Harama helal dediği için müşrik. Bugün gündüzki sohbet vardı, Kur’an sünnet, Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Allah’a itaat et kardeşim. Haram mı bir şey, haram, terk et hadi. Müslüman mısın, Müslümansın, haramı terk et. Alma rüşvet, terk et haramı. Müslüman mısın, Müslümansın, içkiyi terk et. Müslüman mısın, Müslümansın, kumarı terk et. Müslüman mısın, Müslümansın, uyuşturucuyu terk et. Terk et ama yok! Müslüman görünümündeyiz! Doğan görünümünde şahin gibi! Görüntü ayrı, içi ayrı. Allah bizi affetsin.
O yüzden kim ahireti isterse Allah onu ne yapar? Arttırır. O zaman sen ahiretlik ekersen cennet biçersin. Helal ekersen cennet biçersin. Allah bizi affetsin ama sen ahiretlik ekmezsen sen cennet biçemezsin. Sen hem haramların içerisinde yüzeceksin hem diyeceksin ki ben cennetlik olacağım. Böyle bir şey yok! Böyle bir şey yok! Göz göre göre haram işleyip tövbe etmeden cennete gitmek yok. Ektiğini biçeceksin. Ektiğini biçeceksin. Tövbe nasip olur olmaz, bilemem ama sen son nefese bırakma tövbeyi. Şimdiden tövbe et. Sufilerin ahlakıyla ahlaklan. Hazreti Muhammedi Mustafa (s.a.v) ’in sünneti seniyyesine ve hadisi şerifine tabi ol. Her gün otur, yüz sefer subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim vebihamdihi estağfurullah azim de. Her gün bunu söyle. Ben günahsızım diye de bakma. Herkesin bir günah, perçeminden tutar, hadisi şerif. Sen günlük virdini bırakma. Sonra gece rüyamızda senin arkandan konuşmayalım sana tesbih vereceğiz diye aman dersini çek diye. Evet, dersini çek. Dervişliğine güvenme. Öyle ben dervişim deyip de dersi kendine atma, yapma. Bir gün gelir arkandan koşan olmaz
tesbih vermek için. Bu bir koştuk, iki koştuk, a, bu dersini çekmiyor, derlerse ki al bunun dersini, o zaman da üzülüp kırılma. Dersini çek, günlük virdini yap. Görmezler, görmezler diye düşünme. Bu daha büyük küstahlık. Bu daha büyük ahmaklık. Bu daha büyük bir günah. Yapma, görürler. Öyle bilmem kaç bin kişinin içerisinde beni mi görecekler diye düşünme. Sıralarlar böyle dersini çekemeyenleri, hadi Mustafa efendi, hepsine tespih ver de birer tane derslerini çeksin. iyi, hepsine birer tane tespih ver derslerini çeksin. Hepsinin de boynu bükük. Eee?E sonra, susacağız mı? Çek dersini, dersini çek. Ahiretlik tohumunu ek. Ders çekmeden dervişlik olmaz öyle. Dersini çekeceksin, günlük virdini yapacaksın. iki elin kanda da olsa yapacaksın. Yok bugün işim çoktu, yok bugün başım ağrıdı, yok bugün belim ağrıdı, yaparız ya! Ya ben bilmem kaç yıllık dervişim ya! Yok öyle bir dervişlik! Bu dergahta yok. Başka yerlerde var. Görüyorum ben böyle, elinin çektiği yere kadar la ilahe illallah diyormuş bir tespih. Bir daha la ilahe illallah dedi, yüz oldu. Ne biçim yüz oluyor dedim böyle ya! Bizde böyle dedi. Yani bin tane tevhid ders vermiş şeyhi ona, alıyor tesbihi, la ilahe illallah, la ilahe illallah, yüz gitti! iki seferde yaptın dedim. Dedim o zaman elini biraz daha çevir, la ilahe illallah, bir sefer çevir, yüz mü olacak dedim. Böyle saçma sapan şey yok. Bizde yok.
Herkes oturacak, bitamam dersini çekecek. Derviş misin?Evet. Oturacaksın bitamam dersini çekeceksin. Derviş misin? Evet. Beş vakit farz namazını kılacaksın kardeşim. Beş vakit farz namazını kılacaksın. Dervişlik cakası atmayacaksın bana. Oturacaksın, günlük virdini yapacaksın. Dervişlik satma bana. Dervişlik satma, gece boyunca uğraştırma bizi de. Bizi de utandırma. Ben utanıyorum, rüyamda bile utanıyorum ben. Üzülüyorum. Ya bir insan kendi rüyasında, rüyada gördüğünü görmek istemez mi bunları! Kendi rüyamda kendim görmek istemiyorum. Diyorum ki ya Rabbi, bana yüzlerini gösterme, tanımayayım, içim soğumasın onlardan diye rüyamda dua ediyorum. Koşturuyoruz tespih vermek için millete. Kimisi de tesbih beğenmiyor, nazlı. Ahiretlik ekin. Sizden para isteyen yok, pul isteyen yok, makam isteyen yok, mevki isteyen yok, kendi nefsime bir şey istemiyorum. istersem dilim kopsun. Amin. Kendi nefsime bir şey istemiyorum. Ben bitirmişim dünyayı da ahreti de. Yıllar olmuş. Yapmayın canım kardeşlerim benim. Gelip geçiyor ömür dediğiniz şey. Dert geçiyor, sıkıntı geçiyor, problem geçiyor, hicran geçiyor, hüzün geçiyor. Geçiyor, geçiyor. Ahiretlik ekin, ahiretlik. Şöyle yüzünüz gözünüz manada pırıl pırıl olsun. Duam bu. Her üstat sufileri ile övünmek ister. Sufileri ile övünmek ister. Boynunun bükülmesini istemez. inşallah, ahiretlik ekelim inşallah. inşallah. Söz mü herkesten? inşallah. Bütün kardeşler adına, sizin verdiğiniz sözü öyle kabul
ediyorum. Allah bizi affeylesin inşallah. Ahiretlik ekersek ahiretlik biçeriz. Dünyalık ekersek dünyalık biçeriz. Birbirlerinize de ahiretlik bakın inşallah.
“Lokma tohumdur mahsulü fikirlerdir; lokma denizdir, incileri fikirlerdir. Hizmete meyletmek ve o cihana gitmek azmi, ağıza alınan lokmanın helal olmasından doğar.”
Lokma tohum, dikkat et. Yediğine içtiğine dikkat et. Yedirdiğine içirdiğine de dikkat et. Mübarek insan, senin kazancın haram, haramı bir başkasına yedirme bari hiç olmazsa. Onun ihlasını ve samimiyetini bozma. Sen bozma, olmaz. O zaman lokma eğer helal olursa fikrin de helal zikrinde güzel düşüncen de güzel. Helal lokma, helal lokma senin vücudunu da güzelleştirir, vücudunu da böyle tatlılaştırır. Helal lokma, pırıl pırıl parlasın. Helal lokma, zikredersen nurun artar. Farzları yerine getirirsen nurun artar. Nereye gitsen herkes döner sana bakar. Sen bakma ama bakanlara, nefsine uyma. Onu kendinden görme. O Allah’ın sana bahşettiği bir nur. Zikrullah nuru, helal lokma nuru. Vakarını bozma. Kendini bozarsan Cenab-ı Hak o hali senin üzerinden alır. Allah sana bir vakar verir, helal lokma yiyenler, Allah’ı zikredenler, onlar da bir vakar vardır. Onlar yürürler, arkalarından alem yürür sanki ama helal lokma yoksa onda böyle bir etkisi olmaz. Onlar sünepe olur. Ne sözleri geçer ne yürekleri geçer. Hiçbir şeyleri geçmez. Onlar yürürken de sünepe bir şekilde yürür. Arz titrer, toprak der ki bu benim başımda ne arıyor. Evet, helal lokma yer Allah’ı zikrederse yürüdüğü yerdeki dağlar, taşlar, duvarlar, ağaçlar, böcekler hepsi de Allah’ı zikreder, sevinirler, dua ederler sana. Sen zannetme ki taşın duası yok, sen zannetmeye ki toprağın duası yok, sen zannetme ki ağacın duası yok, sen zannetme ki dışardaki kuşun, kurdun, köpeğin, kedinin duası yok, sen zannetme ki uçan kuşun duası yok, sen zannetme ki solucanın duası yok, sen zannetme ki herhangi bir su damlasının duası yok. Allah’ı zikreden helal lokma yiyen her nereye elini atarsa ordaki zikrullah coşar. Neye elini atarsa kendinden geçer o. Hayretten hayrete geçer. Sen zannetme ki etrafındaki madde, etrafındaki varlıkların, yaratılmışların ruhları yok. Dilleri yok. Öyle zannetme, hepsi de dile gelir. Desen ki taşa benden önce burdan kim geçti diye, taş sana cevap verir. Evet, ordaki kediye sorsan benden önce burdan kim geçti diye kedi sana cevap verir. Ordaki yatan köpeğe desen ki burda ne oldu, sana cevap verir. Sen Allah’ı zikret kardeş, sen dersini çek, helal lokma ye. Sen zannetme ki etrafındaki eşyanın dili yok.
Neden dedi Allah resulü sallallahu ve sellem , ya Rabbi bana eşyanın hakikatini göster, dedi. Rabbim cümlenize eşyanın hakikatini göstersin. Öyle hani bazen derim ya duvarların dili var diye, duvarların dili var, söyler. Söyler! Duvarların fotoğrafı vardır, resmini çeker. Şu direklerin fotoğrafı vardır,
resmini çeker senin. Yıllar sonra gelir burda bir kimse bakar o direkten, burdan kimler gelmiş geçmiş, onun resimlerini seyreder. Hangi semazenler bu direklerin ortasında sema etmiş, direklerden seyredersin. Kubbeden seyredersin. Evet, seyredersin. Her şeyin dili vardır, her şeyin fotoğrafı vardır. Sen zannetme haram işlerken gören yok. Var. Tövbe et, Allah’ı zikret. Taahhüdünü yerine getir. Taahhüdünü yerine getir ve lokma tohumdur bilmiş ol. Senden hikmet doğar. Helal lokmaysa. Lokma denizdir. Derya gibi olursun. Senden hikmet fışkırır. Senden ilâhi ilim fışkırır. Senden ilmü ledün fışkırır. Sen halife olarak yaratıldın. Sen ekmek düşkünü olarak yaratılmadın, bu dünyada yesin, içsin, cinsel ilişkiye girsin, hayvanlar gibi yaşayasın, bunun için yaratılmadın sen. Sen halifesin, Allah’ı tanımak, Allah’ı bilmek, Allah’ı zikretmek için yaratıldın. Bu dünyaya geliş sebebin bu. Sebebine uygun yaşa. Sebebine uygun davran. Allah cümlemizi onlardan eylesin.
Hadisi şerif: ‘Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Kalbin kararmasının dört alameti vardır. ibadetin tadını duymaz. Allah korkusu hatırına gelmez. Gördüklerinden ibret almaz, okuduklarını öğrendiklerini anlamaz, kavrayamaz.’ Haramın insan üzerindeki dört tecelliyatı neymiş? Kalbi kararırmış ve o kalbi hasta edermiş. Sonra ibadetin tadını duymaz, Allah korkusu hatırına gelmez, gördüğünden ibret almazmış. Tirmizi’de ‘kim helal ve temiz lokma yer, sünnet üzere amel eder ve insanlar kötülüğünden emin olursa cennete girer’ buyruldu, dikkat edin. Yine ibni Hanbel’den: ‘Dört vasıf sende bulunursa dünyalıktan kaybettiğin diğer şeylere aldırış etme. Bunlar; emaneti korumak, doğru konuşmak, güzel huy ve helal lokma yemektir.’ Yine Taberani’den bir hadisi şerif: ‘Ey Sa’d, yemeğini helal ve temiz yap ki duan kabul olsun. Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki kişinin midesine indirdiği haram lokma sebebiyle kırk günlük ameli kabul edilmez. Haramla beslenen her kula cehennem daha yakındır.’
Dikkat edin, yine Tergip’te geçer bu hadis, uzundur ama ben onu alayım burda da inşallah, burda onu da okuyalım. Yine Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri naklediyor: ‘Biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem le beraber oturuyorduk. Birisi çıkageldi ve ya Resulallah, bu dinde en zor ve en kolay şeyi bana haber ver, dedi. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki ‘bu dinde en kolay olan şey Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in de onun kulu ve resulü olduğuna şahadet etmektedir’, yani buyurun: ‘Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu’. En kolay olanı buymuş. Evet, Rabbim dilimizden eksik eylemesin. Rabbim gönlümüzden eksik eylemesin. Her daim bu imanını muhafaza eden kullarından eylesin. ‘En zor şey de emanettir size. Emaneti olmayanın dini de namazı da zekatı da yoktur. Her kime haramdan mal isabet
eder de ondan bir gömlek giyerse o gömlek üzerinden çıkarılıncaya kadar onunla kıldığı namazı kabul olmaz. Sırtında haram elbiseyle kişinin yaptığı ibadeti kabul etmekten Allahu Teâlâ münezzehtir.’ Tergip ve tergipteki bir hadis. Demek ki haramla ilişkimizi keseceğiz. Kazancımız, yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz helal. olacak. Rabbim bizi helal dairede yaşayanlardan eylesin. Eşine, çoluğuna, çocuğuna, etrafına helaldan yedirip içenlerden eylesin. El Fatiha maassalavat.
Önümüzdeki hafta konu başlığı: “Tacirin Hindistan dudularından gördüğünü duduya söylemesi, tacirin alışverişi bitirip muradına nail olarak evine geri gelmesi.” inşallah önümüzdeki hafta burdan devam edeceğiz. Önümüzdeki hafta bayram haftası, değil dimi, yirmi yedi mi yirmi sekiz miydi bayram. inşallah sohbetlere az bir şey gecikiyorum, ancak kafa toplanıyor. Yaş ilerliyor. O yüzden defalarca bunun için helallik istiyorum sizden. Yapacak bir şey yok. inşallah kendimizi biraz daha disiplin edebilirsek saatinde başlarız ama ne yazık ki bu ara böyle gidiyor. O yüzden kardeşler haklarını helal etsinler inşallah. Allah razı olsun. Selamun aleyküm.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları