Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 1650-1660. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 28/38

1650-1660. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak bilen, hakka tabi olan kullarından eylesin. Batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Geçen haftadan kaldığımız yerden inşallah devam edeceğiz. Konu başlığı, Allah’tan bir şey gelmezse inşallah:

“Tacirin Hindistan dudularından gördüğünü duduya söylemesi:

Tacir, alışverişi bitirip muradına nail olarak evine geri geldi.”

Hz.Pir tekrar konuya döndü. Konu neydi? Bir tacirin Hindistan’a ticaret için yola çıkmasıydı. Yola çıkarken de dudu yani bugünkü papağan ona bütün herkese sordu isteklerini Hindistan’dan getirmek için ve en son duduya dedi ki böyle böyle, senin bir isteğin var mı? O da dedi ki benim orda akrabalarım var, benim durumumu, halimi onlara arz et dedi, onlara anlat. Onun da isteği buydu. Tabii Hz.Pir’in malum böyle bir konuya girer. Aradan başka bir şeyler konuşulur. Sonra tekrar konuya döner. Tekrar konuya döndü. Tacir işlerini bitirdi, geri dönüyor.

“Her köleye armağan getirdi. Her halayığa ihsanda bulundu.”

Yani etrafındaki bütün çalışanlara, etrafındaki avanesine hediye getirdi. Hediye, bir yere gidip de geri döndüğünde, o geri dönüşte hediyeleşmek sünnet. O kimse tacir Hindistan’a alışverişe gitti. Geri dönerken de bütün avanesine, ev halkına, çalışanlarına, kölelerine, hepsine de ne yaptı? Hediye getirdi.

“Dudu: ‘Bu kulun armağanı hani? Ne gördün ve ne dedinse söyle dedi.”

Papağan da dedi ki ona yani herkesi hediyeye boğdun. Benim hediyem ne, ne gördün, ne konuştun, ne söyledin, bunları bana söyle dedi. Hani bizim halk tabirinde şöyle bir şey vardır ya, hani yediğin içtiğin senin olsun, gördüğünü, konuştuğunu bize anlat derler. Bu da onun gibi bir şey. Yani papağan dedi ki yediğin içtiğin senin olsun ama benimle alakalı orda ne gördüm ne konuştum ne yaptın diye ona sordu.

“Tacir: ‘Söylemem, zaten elimi çiğneyip parmaklarımı ısırarak cahilliğimden, akılsızlığımdan böyle saçma haberi niye götürdüm diye hâlâ pişman olup durmaktayım’ dedi.”

Tacir de ona cevap veriyor. Diyor ki orda gördüklerimi, duyduklarımı sana söylemem. Zaten orda senin söylediklerini söyledim, söylediğime de pişman oldum. Senin çünkü senin söylediklerin vardı. Ben gittim, ordaki kuşlara söyledim papağanlara, söylediğime de pişman oldum diyor ona. Cahillik yaptım yani her söz gidip söylenmez. Hani bunu diyor bilemedim. Senin söylediklerini gittim söyledim.

“Dudu dedi ki: ‘Efendim pişmanlık neden? Bu hiddete bu gama ne sebep oldu’ dedi. Tacir dedi ki: ‘Şikayetlerini sana benzeyen dudulara söyledim. İçlerinden biri senin derdini anlayınca ödü patladı, titreyip öldü.’ ”

Tabii tacir gitti, o dudulara selam verdi. Selam verince o kendi evindeki papağanın orda söylediklerini gitti, ordaki o papağanlara anlattı. Papağanlara anlatınca papağanın birisi normalde tacirin dediklerini dinleyince öldü tacirin önünde. Bu sefer de tacir ben neden bu sözü söyledim, birisinin ölmesine, dudunun ölmesine, daha doğrusu kendi dudusunun akrabasının ölmesine sebep oldum, kendi dudusunun akrabasının neden böyle ölümüne sebep oldum diye çok pişman oldu, çok ağladı, çok üzüldü. Dedi ki ben bir cahillik ettim, kalktım, dudunun dediklerini, şikayetlerini bunlara aktardım dedi.

“Ben ne yaptım da bu sözü söyledim diye pişman oldum ama bir kere

söylemiş bulundum. Pişmanlık ne fayda verir.”

Demek ki söz ağızdan çıkınca pişmanlık fayda vermiyor. Hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri de: ‘Susan kurtulmuştur. Susmak hikmettir. Susan ise pek az.’ demiş. Susan kurtulmuştur. Demek ki susmak ibadet. Hikmet ehli demek. Hani başka bir hadisi şerifte ya hayır söyle ya sus der ya, Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de ‘Susan kurtulmuştur, susmak hikmettir ama susan ise pek azdır’ diyor. Yani bu hikmete sahip olmak pek aza nasip olur. Yine peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine sahabe geliyor diyor ki öyle bir şey öğret ki ben diyor hiç kimseden islam hakkında bir şey sormaya muhtaç olmayayım. Bakın, sahabenin

kestirme yoluna bakın peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine diyor ki bana bir şey öğret, ben dinle alakalı hiç kimseden hiçbir şey sormayayım. Bana öyle bir şey öğret. Allah Resulü sallallahü ve sellem hazretleri cevap veriyor: ‘Allah’a iman ettim de, sonra dosdoğru ol. Allah’a iman ettim de. Yani iman ne? ‘Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu’ Tabi Allah’a iman ettim deyince Kur’an ve sünnetin komple getirdiklerini iman ediyor ve sonra dosdoğru ol. Enteresan bir şey, bakın dost doğru ol. Yani hayatını doğru yaşa, hayatını yanlışlıklarla örme, dosdoğru ol. Dosdoğru olmak zaten hayatın en zor tarafı. Hele ahir zamanda bir kimsenin dost doğru yaşaması çok zor gerçekten. Yani bakıyorsunuz insanlar bir gün öyle, bir ertesi gün başka türlü, ertesi gün daha başka türlü, ertesi gün daha başka türlü. Doğru, dosdoğru insan bulmak zor. Bu da ahir zaman alameti. Yani bir beldede diyor emin insan bir kişidir. Derler ki diyor filanca beldede filanca emin insandır. Yani emin insan kalmayacak. Yani ordaki eminlikten kastı da ben böyle hani alim, fazıl, mürşid kimseler olarak görüyorum. Allah beni affetsin inşallah. Hazreti peygambere sormaya devam ediyor o sahabe: ‘Hangi şeyden sakınayım ya Resulallah’ yani neden sakınayım. Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de eliyle dilini işaret ediyor. Bu kadar. Neden sakınayım? Dilinden. Dil. Hani ben derim ya, dilini koruyan dinini korur diye, dilini korursan dinini korursun. Dilini korumazsan dinini koruyamazsak. Allah muhafaza eylesin. Yine Muaz bin Cebel’e peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine diyor ki ‘bana nasihatte bulun’, peygamber sallallahu ve sellem hazretleri öyle bir nasihat ediyor ki ona, bakın herkesin seviyesine göre bir nasihat var, herkesin seviyesine göre. Muaz Bin Cebel’in seviyesini dinleyin şimdi. Bu sufilerde bir öğretidir. Karşıdaki kimsenin seviyesine göre esma, durumuna göre esma vermek, seviyesine göre râbıta vermek, seviyesine göre onu manevi yolda yürütmek. Bakın Muaz Bin Cebel’e peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin nasihati: ‘Allah’ı görür gibi ona ibadet et.’ Hani iman nedir, islam nedir, ihsan nedir hadisi şerifinde ihsanı tarif ederken ne diyordu? Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmendir. ihsan. Sonra bir çıt altını söylüyordu: ‘Sen onu görmesen dahi her daim onun seni gördüğünü düşünerekten yaşaman, öyle ibadet etmendir.’ diyordu. işte Muaz bin Cebel’e de aynı şeyi tarif ediyor.

O diyor ki bana nasihat et, o da diyor ki Allah’ı görür gibi ona ibadet et. Nefsini ölülerden say. Nefsini de ölülerden say, ölmüş say nefsini. Şimdi ölene ekmek lazım mı? Değil. Su lazım mı? Değil. Ev lazım mı? Değil. At, araba, avrat, çoluk çocuk lazım mı? Değil. Ölene ne lazım? Hiçbir şey lazım değil. Allah’tan rahmet lazım, bereket lazım, Allah’tan hidayet lazım,

iman lazım, cennet lazım, cemalullah lazım. Ölüye lazım olan bu. Ölüye ekmek lazım değil, su lazım değil, ölüye eşya lazım değil, marka gömlek lazım değil, marka pantolonun lazım değil, lüks araba lazım değil ölüye. Öldün gittin. Beş metre kefen bulursan nur ala nur. Beş metre kefen bulmazsan kefensiz. Yanacan mı? Denizde mi boğulacan, ormanda kaybolacan, hayvanlar mı parçalayacak? Bir bomba mı patlayacak, bir yangın mı olacak? Ne olacak belli mi değil. O kefeni bulamamak da var. Ha demek ki ne diyor? Kendi nefsini ölülerden say. Bu otomatikman bir kimsenin fena olması. Direk! Nefsini ölülerden say, fena makamı. O fena makamı; dünya hırsından, hevesinden, her şeyden kurtuldu, sıyrıldı gitti. Eğer dilersen senin için bunlardan daha faydalı bir şeyi haber vereyim mi diyerekten, diyor bunlardan daha faydalı sana bir şey söyleyeyim mi? Söyle. Yine dilini gösteriyor ona, bunlardan daha faydalıdır diyor, diline sahip çıkmak. işte tacir ne yaptı? Tacir diline sahip çıkmadı. Tacir diline sahip çıkmadığından dolayı dudusuyla arası bozuluyor. ileri doğru o gelecek şimdi. Yine bir sahabe diyor ki ‘beni öyle bir ibadete muttali et ki cennete girmeme vesile olsun. Bana öyle bir ibadet söyle, benim cennete girmeme vesile olsun.’ Allah Resulü, bak, o sahabeye de başka bir tavsiyede bulunuyor: ‘Aç kimseyi yedir.’ yani açı doyur, susuza içer. Bir kimse susuz, içir. Emri bil maruf yap, yani Allah’ın emirlerini farzlarını ona tebliğ et, münkeri yasakla, yani haramlardan onu uzaklaştır, haramları ona yasakla. Eğer gücün buna yetmiyorsa hayır hariç dilini tut. Yani hayır konuşacaksan eyvallah. Öbür türlü dilini tut. Bakın, aç kimseyi yedir. Susuza içir. Aç deyince şimdi, zahiren baktınız, zahiren baktıysanız ekmek, yemek, öyle değil mi? Bu zahiri açlık. Bir de manevi açlık var. O zaman manen birisi aç, onu doyur. O zaman susuz, zahiri susuzluk var, bir yudum su var millete ama bir de manevi susuzluk var. Manen herkesi sula. Şimdi ne yap? Emri bil maruf yap. insanlara hakikati anlat, insanlara doğruyu göster, insanları doğru yola sevk et. ikinci, ondan sonra ne geliyor? Münkerden nehyet, yani haramlardan insanları uzaklaştır. Haramlardan ehlini uzaklaştır. Eşini, çocuklarını, elinin altındakileri haramlardan uzaklaştırır. Gücünün yettiğince onlara doğruları anlat, gücünün yettiğince onları haramlardan uzaklaştır. Rabbim cümlemizi böyle kullarından eylesin.

“Ağızdan bir kere çıkan söz bil ki yaydan fırlayan ok gibidir. Oğul! O ok gittiği yerden geri dönmez. Seli baştan bağlamak gerek. Sel önce bir kere coşup da etrafı kapladıktan sonra dünyayı harap etse şaşılmaz.”

Yani sen, selin başına, selin başına ne yaparlar? Sel gelecek bir yerden, değil mi? işte ne diyorlar, dereleri ıslah ediyorlar. Neden? Ortalığı sel kaplamasın diye veya ıslah edemiyorlar. Bir yağmur yağıyor, şehirler ne oluyor?

Suyun altında kalıyor. Herkes kanallarla şehrin içerisinde dolaşacağız diye uğraşıyorlar veyahut da şehirlerin altyapısı yeterli değil. Alt yapısını güçlendirememişler. Yemişler, içmişler, dağıtmışlar paraları. Ondan sonra şehirlerin altyapısı berbat olmuş. Bunlar ne yapmışlar? Yatırım yapacaklarına insanlara faydalı şeyler yapacaklarına bunlar milyarları gitmişler iki şarkı söyleyene vermişler, ne, iki dansöze vermişler. Millete yatırım yapacaklarına gitmişler abur cubur, ıvır zıvır işlere paraları yatırmışlar. E? Bir yağmur yağıyor, ortalık sel! Bir rüzgar esiyor, ortalık perişan veyahut da bir kar yağıyor, ortalık perişan. Neden? Şehirler doğru yatırım almadığından. Sebep?Şehirler doğru kurulmadığından. Doğru değil kuruluşları. Böyle olunca ne yapıyor? Seli önleyemiyorlar. Bu işin zahir kısmı. işin bir de batın kısmı var. işin batın kısmı ne? işin batın kısmı da manevi. Seli baştan önle, haramı baştan önle, sapkınlığı baştan önle.

Küçücük sivilce, daha henüz daha, onu baştan önle. Sen onu baştan önlemezsen bir gün o kimsenin küfre düştüğünü görürsün. Bir gün insanların sapkınlığa gittiğini görürsün. Sapmalar önce küçük küçük başlar insanlarda. Küçücük bir şeye göz yumarsın ama o büyür gider sonra, küçücük bir şey, ‘yani ne olacak canım, bu hadis de zayıf olabilir.’ Bak, kapıyı araladın. ‘E burda âlimler de demişler zaten, bu hadis zayıf diye’. Sen deme ya, sana mı düştü? ‘Zayıf hadisler de vardır’, kapıyı araladın. ‘Bazı hadisler sahih olmayabilir’, kapıyı araladın. ‘Bazı uydurma hadisler var’, kapıyı araladın. Gönlündeki, içindeki nefis kapısını araladın. Bak, küçücük bir şey değil mi? Bunu makul gördün. ‘Ya olabilir ya, herkes hata yapabilir. Hadisleri toplarlarken de hata yapmış olabilirler’, kapıyı araladın orda. Küçücük bir şeymiş gibi göründü, o kapıyı araladın. O sonra büyüyor, sonra ayet inkar ediyor adam. Kapıyı araladığı zaman ayet inkar ediyor veyahut da ‘ya bu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yani böyle bu kadar mucizeleri olmayabilir. Ya o da bir insandı ya’, kapıyı araladın. Sonra bütün mucizeleri inkar ediyorsun ama bunu bir Hıristiyan dünyasında bulamıyorsunuz. Hristiyan dünyası isa aleyhisselamın mucizelerini anlatıyor. Bir tane Hıristiyan teolog yani din bilimcisi kalkıp da isa aleyhisselamın, isa aleyhisselamın kendi üzerinden tecelli eden mucizeleri hiç reddetmiyor veyahut da Musa aleyhisselamın mucizeleri hiç reddedilmiyor veya Beni israil peygamberlerinin mucizeleri hiç reddedilmiyor ama iş Hz. Muhammedi Mustafa’ya gelince Beni israil dili giriyor işin içine, bakın Beni israil dili giriyor. Yani onlar bizim peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, bizim peygamberimizi, illaki peygamberliğini reddedecekler ya, onu peygamber görmeyecekler. Peygamber göstermeyecekler ya, bizim içimizden bizdenmiş

gibi görünen hain, sütü bozuk, kanı bozukları buluyorlar. Bunlara peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin mucizelerini reddettiriyorlar.

Paralar havada uçuşuyor. Hadisleri sahih göstermiyorlar. Dolarlar havada uçuşuyor. Bu böyle dolar karşılığında, para karşılığında hadislerin üzerinde sahih olmadığını söyleyenler, mucizeleri reddedenlere Allah hepsinin de hepsinde dillerini tuttursun. ibreti âlem için böyle, onlar dili tutulmuş olarak bu dünyadan göçüp gitsinler, insanlara ibret olsun. Çünkü ilimlerini paraya satıyorlar, dinlerini paraya satıyorlar ve insanlar dini bilmiyorlar, okumuyorlar. Bir çıkıyor adı profesör, yok araştırmacı yazar yok bilmem neci, yok bilmem nesi, bunlar çıkıyorlar böyle konuşuyorlar ilk önce, millet de kendince bilmediğinden bu küçük sapmalar sonra büyüyor. Bir bakıyorsunuz ki gençlerimiz deist oluyor diyor. Neden deist oluyor? Sizin gibi deyyuslar yüzünden deist oluyor. Başka bir şeyden değil. Sizin gibi sütü bozuk, kanı bozuk, imanı bozuk kimseler yüzünden deist oluyor. Sizin gibi ahlaksız, şerefsiz, haysiyetsizler yüzünden deist oluyor. Sonra diyorlar bir şeyhe bu dil yakışıyor mu. Az bile konuşuyorum! Sebep? Yani siz tazecik gençlerin akıllarını, fikirlerini, gönüllerini bozuyorsunuz. Siz zıbarıp gideceksiniz cehennemi boylayacaksınız, bu gençlerden gelecek olan nesil ne olacak? Sen cehennemi boylayacaksın, gideceksin ama arkanda cehennem kapısı bırakıyorsun be edepsiz! On beş yaşındaki çocuk hadislerin sahih olup olmadığını tartışıyor. On beş yaşındaki çocuk ayeti kerimeleri inkâr ediyor. Böyle ayeti kerime olmaz diyor. Tik tok nesli. Böyle! Küçücük sapma, seli baştan önle. Önleyemiyoruz. Yani o böyle küçücük bir damlaymış gibi başlıyor. Bu şahısta da böyledir, birey, ailelerde de böyledir, ailelerde de böyledir, topluluklarda da böyledir, bir ülkede, bir millette de böyledir. Siz küçük bir şey görürsünüz onu, bir sapmadır, küçük bir şeydir ama o büyür gider. Hani sufilerde meşhur bir benzetme vardır. Hani iki üç tane sufi yola çıkmışlar, bir şehirden bir şehre gidiyorlar. Bir tanesi çok titiz, üzerindeki elbise hemen böyle bir toz, bir çamur olunca hemen çitiliyormuş. Öbürküler diyormuş, ya yıkarız bir müddet sonra, işte gerek yok. O anında çitiliyormuş, anında temizliyormuş elbisesini. Şehre vardıklarında şeyhlerinin huzuruna, birisinin elbisesi tertemiz, öbürkülerin çamur içinde. Demiş ki şeyh efendi birinizin ki tertemiz, aynı yoldan gelmediniz mi? Demişler ki efendim aynı yoldan geldik ama bu arkadaşımız her böyle çamur olduğunda çitiledi orayı, temizledi.

işte diyor mümin vasfı, günah işlediğinde hemen tövbe eder, sapkınlığa müsaade etmez, hemen geri döner, böylece elbisesi temiz olur. E vücudunuzun manevi elbisesi var. Bunu da temiz olarak götürün. Bakın, vücudunuzun manevi elbisesi var. Kadınların da erkeklerin de. Bir kadın bir

erkeğe şehvetle baksa, o erkeğin manevi elbisesini deler. Bir erkek bir kadına şehvetle baksa, kadının manevi elbisesini deler. O yüzden ayeti kerime der ki: ‘iman eden kadınlar ve iman eden erkekler, gözlerini haramdan sakınsınlar.’ Gözlerini haramdan sakınsınlar. Sadece bakan kendisi etkilenmez, baktığı da etkilenir ve bakan iki günah işlemiş olur. Şehvetle harama bakan iki günah işledi. Sebep? Bir kendisi için günah işledi, iki karşıdaki kimsenin manevi ar perdesini yırttı! Ar perdesini yırttı. Sadece kendi perdesini de yırtmadı, karşıdakinin de perdesini yırttı. O yüzden Allah celle celalühu kadınlara da erkeklere de der ki: ‘Söyle o mümin erkeklere ve kadınlara gözlerini haramdan sakınsınlar.’ işte seli baştan önle. Bakma, harama gözünü çevirme. Harama kafanı çevirme. Harama aklını çevirme. Harama yönelme. Yönelme! Seli baştan önle. Seli, her hâl üzerinde bu, sağlık, seli baştan önle. Sağlığını koru. Muhafaza et. Abur cubur yeme, fazla yeme. Yanlış işlerin içerisine girme. Hasta olmazdan önce sağlığını koru. Hasta olmazdan önce! Yani dünyanın bu hâlinde artık kim ne kadar koruyabilecekse o kadar korumaya gayret edeceğiz. Ha birisi ordan yine bir hastalık bulaştıracak millete. Verecek hastalığı. Arkasından da verecek suları, herkes aşılanacak. Bilmem ne olacak, ıvır olacak, zıvır olacak, sonra herkes hasta. Aşı olan da hasta aşı olmayan da hasta. Yakalananların hepsi de hasta, yakalanmasa da hasta. Olmadı ver antidepresanı herkese, hasta olmayan da hasta. Evet, böyle bir ne yazık ki sömürü dünyasında yaşıyoruz. Allah muhafaza eylesin.

O zaman seli baştan önle. Ne yap? Dilini muhafaza et. Seli baştan önle, dilini muhafaza et ki dilini muhafaza et ki seni korusun. Seli baştan önle. Sebep? Dil var ya dil, konuşmakla alakalıydı ya, dil Allah muhafaza eylesin, onu eğer baştan dilini tutmazsan söz senden çıktıktan sonra toparlayamazsın. Çok sinirlisin, sus. Çok üzgünsün, sus. Çok sevinçlisin, sus. Seli baştan önle. Her konuda ve her şeyde. O yüzden çok sinirliyken konuşma. Allah’ı zikret. Çok hüzünlüsün, konuşma, Allah’ı zikret. Çok kederlisin, konuşma. Allah’ı zikret. O esnada hata yaparsın konuşmakla. Seli baştan önle. Susaraktan dilini koru. Bakmayaraktan gözünü koru. Dinleme, seli baştan önle. Gıybeti dinleme, dedikoduyu dinleme, iftirayı dinleme, laf getirip götüreni dinleme. Seli baştan önle. Çünkü beş duyu organı kalbe bağlı. Gördüklerin, duydukların, konuştukların, dokundukların, kalbini bozmasın senin. Allah muhafaza eylesin. Seli baştan önle. Eğer seli baştan önleyemezsen Allah muhafaza eylesin, sıkıntın çok. Rabbim muhafaza eylesin ve o sel böyle bir başlayınca mesela fitne, bir başla, bir taraftan, her şeyi yıkar, önüne katar, sürükler, götürür. Bir hastalık, sürükler götürür. Bir ekonomik kriz, sürükler götürür. Bir hukuksuzluk, sürükler götürür. Zincirleme,

hepsi de zincirleme. O zaman hayatımızın her alanında ne yapacağız. Biz seli baştan önleyeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Saat de on buçuk, sizin daha fazla vaktinizi almayayım. Biz de bu ara böyle Allah’ın izniyle inşallah, dua edin, Rabbim şifa versin, götürebilelim bütün hizmetlerimizi inşallah yapabildiğimiz yere kadar. O yüzden gecikmelerimizden dolayı tekrar tekrar arkadaşlardan, kardeşlerden özür diliyorum. Rabbim cümlemize inşallah son nefese kadar iman, Kur’an yolunda hizmet etmeyi nasip eylesin. El Fatiha maassalavat. Amin. Ecmain.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları