Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Klasik Eserler ve Şerhler(1826) — Sayfa 12/19
Kırmızı, yeşil ve sarı renklerin ne anlama geldiği?
Kırmızı, yeşil ve sarı. Bu üç renkten önce ziyayı görmezsen, bunları nasıl görürsün! Yani normalde renkleri gösteren ve onları kırmızı, yeşil ve sarı diye ayıran üç tane normalde bunları algılatan üç tane nur var. Yani bir şeyi kırmızı görmemizi, yeşil görmemizi, sarı görmemizi sağlayan nurlar var bizim üzerimizde tecelli eden.
Görme nuru, akıl nuru ve maddi nurun birleşmesi ne anlama gelir?
Bu üçü birleştiğinde biz de biz o renkleri ayırt edebiliyoruz. Bu üçü birleşince insanları ayırd edebiliyoruz kadın mı erkek mi boyu kısa mı uzun mu kilolu mu değil mi ismi ne? Bu üçünün tecelliyatında onları biliyoruz ama bunları bile bilirken biz maddi nur manasında güneşi görmezsek veya maddi nurdan farkını fark etmezsek, o zaman o bizim gafletimizden ve bunların hepsi de birbirini tamamlayan, birbirine muhtaç olan şeyler. Yani akıl nuru, maddi nura muhtaç. Maddi nur, görme nuruna muhtaç. Bu üçünün bizde tecelli ettikten sonra da yetiyor mu? Yetmiyor. Neden? Bunların hepsinin de çalıştığı düzlem Allah’ın nuru çünkü. Eğer Allah’ın nuru olmamış olsa, bunları aynı düzlemin içerisinde çalışması mümkün değil.
Tavşanın hilesi ve gitmede gecikmesi nedir?
Konu başlığı buydu: ‘Tavşan aslana gitmede epeyce gecikti. Yapacağı hileyi kendisince kararlaştırdı. Bir hayli geciktikten sonra aslanın kulağına bir iki sır söylemek üzere yola düştü.’
Tavşan neyi simgeliyordu?
Tavşan da neyi simgeliyordu? Aklı simgeliyordu. Akıl, belki de varlığın içerisinde Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra yaratılmış olan en kıymetli, nesnel, hatta sufiler Hz. Muhammed i Mustafa’yı, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, akl-ı evvel olarak görürler yani ilk akıl olarak görürler.
Akıl nedir?
Akıl, varoluşun en önemli unsurlarından birisi. Kuran’a göre akıl, bilgi edinmeye yarayan bir güç. Bilgi toplamaya yarayan, bilgiyi harmanlayan, bilgiyi karıştıran, bilgiyi süzen, bilgileri, bütün bilgileri birbiriyle analiz eden, aklın işi bu. Akıl çünkü bu manada insanın Allah karşısında veya din noktasında mükellef olmasını sağlayan unsur. Akıl var ise o kimse mükellef, akıl yok ise o kimse mükellef değil.
Akılperestlik neden yanlış?
Din belli, Kur’an sünnet belli, imamların içtihadı belli. Bakın bunların hepsi de belli. Oturmuş, yerleşmiş, ilmek ilmek atılmış. Sen ancak o zeminin üzerinde şunu diyebilirsin, ya burdaki ışığın yanına bir ışık daha lazım, bunu buraya koyalım, evet güzel ama bu ışığı yok farz edemezsin. Bu ışık buraya neden kondu diyemezsin. Neden? O ışık konmuş zaten. Bunu koyan Kur’an, sünnet. Senin buna başkaca bir şey ilave etmeye hakkın yok ama bu ışığın daha iyi yayılabilmesi için bir yansıtıcı koyabilirsin veya bunu uzatabilirsin. Bunun önündeki engelleri alabilirsin ama bu ışığa dokunamazsın.
Kur’an ve sünnetin yerine aklı koyanlar ne yaparlar?
Senin buna başkaca bir şey ilave etmeye hakkın yok ama bu ışığın daha iyi yayılabilmesi için bir yansıtıcı koyabilirsin veya bunu uzatabilirsin. Bunun önündeki engelleri alabilirsin ama bu ışığa dokunamazsın. Bu ışık ne? Birisi Kuran, birisi sünnet.. Sen bunlara dokunamazsın. Sen bunların yerine aklını koyuyorsan, sen bunların yanına neyi koyuyorsun koy, bu şirk oluyor.
Akılperestlikten kurtulmak için ne yapılmalıdır?
Ben Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışacağım. Hakkında ayet var, hadis var. Sence ne düşündün? Senin düşündüğün ne? Ben Kur’an sünnete bağlı kalıyorum, imamların içtihadına bağlı kalıyorum. Sen neye bağlı kalıyorsun? Senin düşüncen ne? Onun düşüncesine göre, onun aklına uyacağım ben. işte akılperestlik bu. Kur’an orda dururken, sünneti seniyye orda dururken, imamların içtihadı orda dururken, sahabenin uygulaması orda dururken, biz o arkadaşın aklına uyuyacağız! Ben bu akılperestliğe karşıyım.
Akıl yürütme nedir?
Akıl yürütme canım kardeşim ya, din bu. Git kendine başka Allah ara o zaman, git kendine başka bir peygamber ara! Böyle hadis olmazmış! Git kendine peygamber ara! Ya nasıl olur? Düşünmüyorsunuz mu? Düşündük, doğru bunu gördük. Bana diyorlar düşün. Düşündüm diyorum, doğru bunu gördüm. Ben Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışacağım. Hakkında ayet var, hadis var. Sence ne düşündün? Senin düşündüğün ne? Ben Kur’an sünnete bağlı kalıyorum, imamların içtihadına bağlı kalıyorum. Sen neye bağlı kalıyorsun? Senin düşüncen ne? Onun düşüncesine göre, onun aklına uyacağım ben. işte akılperestlik bu. Kur’an orda dururken, sünneti seniyye orda dururken, imamların içtihadı orda dururken, sahabenin uygulaması orda dururken, biz o arkadaşın aklına uyuyacağız! Ben bu akılperestliğe karşıyım.
Akıllı bir kişi nasıl tanımlanır?
Akıl insanların hayat standardını yükselten ve bilgi birikimi ile kendisini dolu dolu eden ve bilgi ile donandığı zaman ama dünyevi olarak olsun ama uhrevi olarak olsun pozitif bir noktada kemale ermiş bir akıl, muhteşem bir akıldır.
Dini akıl ve dünyevi akıl arasındaki fark nedir?
Dini akıl Kur’an ve sünneti yaşama ve yaşatmak için bize lazım olan. Dünyevi akıl ne? Bizim eş, çoluk çocuk, işimiz, aşımız, eşimiz, memleket meseleleri, bu da dünyevi akıl olsun, mesele bitti.
Tavşanın geç gelmesinden aslanın incinmesi bölümüne göre aslanın hiddeti neden doğar?
Aslan, hiddetle: ‘Düşman aldat,ıcı sözlerle gözümü kapattı. Cebrilerin hileleri beni bağladı, tahta kılıçları vücudumu yordu. Bundan sonra ben artık o gürültüyü dinlemem. Onlar hep şeytanların, gulyabanilerin sesleri! Ey gönül; durma, onları parçala, derilerini yüz. Zaten onlar deriden başka bir şey değildir!’ diyordu.
Kuran tevilcileri neden sinek gibi karşılanır?
Batıl tevilci de sinek gibidir. Vehmi eşek sidiği, tevil ve tasavvuru saman çöpüdür. Eğer sinek kendi reyiyle saplandığı tevilden geçse, baht o sineği hüma yapar. Bu ibret gözüne sahip olan sinek olmaz; ruhu surete layık olmayacak derecede yüksek bir zat olur.
Kuran tevilcilerine ders veren kimdir?
Hz. Pir, bu sinek hikâyesiyle herkese ders veriyor. Burda Kur’an tevilcilerine ders verirken aynı dersi de ne yapacağız? Biz kendimize çıkaracağız ve kendi kendimize hani Abdülkadir Geylani hazretlerine gelir birkaç tane derviş derler bizim üstadımız her gece zikrullahta cennet meyvesi yiyor der.
Dışardaki toplumun sûfi ve dervişlere karşı tutumu nedir?
Dışardaki toplum, veliyi tanımıyor. Dışardaki toplum, sûfiyi tanımıyor. O yüzden dışarda ben sûfiyim derseniz, işiniz bozulur. Ben dervişim derseniz, dışarda işiniz bozulur. Neden? insanlar çünkü sûfilere karşı, dervişlere karşı antipatisi var.
İslam ve Müslümanlık neden toplumda soğuyor?
Bizdenmiş gibi görünenler, bizimleymiş gibi görünenler, ne yazık ki islam’ın yasakladığı her şeyi islammış gibi görünerekten yaptılar. işte böyle islam, Müslümanlık geçer akçe olunca, işte doğan kuşlarının methedildiği gibi o da kendisini doğan kuşu gibi gördü.
İnsanları aldatan nedenler nelerdir?
Çok rahat ırktan aldatırsınız, çok rahat milliyetçilikten aldatırsınız, çok rahat dinden aldatırsınız, çok rahat sûfilikten, cemaatten, tarikattan, cemiyetten, topluluktan aldatırsınız. Çok rahat aldatırsınız.
İnsanlar neden aldatılıyor?
Çok rahat ırktan aldatırsınız, çok rahat milliyetçilikten aldatırsınız, çok rahat dinden aldatırsınız, çok rahat sûfilikten, cemaatten, tarikattan, cemiyetten, topluluktan aldatırsınız. Çok rahat aldatırsınız.
İnsanlar neden kendilerini zirvede görürler?
Kendisine der ki ben zamanın kutbuyum. Kendisine der ki ben zamanın piriyim. Kendisine der ki ben zamanın nebisiyim. Kendisi için der ki ben olmasam dünya helak olurdu. Kendisi için der ki ben zamanın imamı Azamıyım. Kendisi için der ki ben zamanın en büyük tefsir kutbuyum. Kendisi için bunu söyler.
Dünya makamına tapan insanlar neler yaparlar?
’ işte bu tip heva ve hevesine düşkün insanlar, bu tip nefsaniyete, şeytaniyete hizmet edenler, bu tip dünya makamına, dünyanın parasına puluna tapanlar, kendilerince kendilerini zirvede görürler.
Sanat erbabı nasıl davranır?
Bazen zaman zaman böyle bir anı olarak anlatıyorum, ben sohbete gidiyorum Ankara’ya, yolda araba habire böyle şey yapıyor, tekliyor arıza yapıyor filan. Sabah daha herkes kapalı tabii. Cevdet’e telefon açtım. Cevdet böyle böyle yapıyor dedim falan. Dedi ki en yakın bir elektrikçiye gir. Ondan sonra dedi ki böyle bir baktık buna. Hani bir şeylerini ölçtür, elektrik gelen yerlerini. Bir elektrikçiye girdim Bozüyük’te, açtım kaputu. Adam baktı baktı baktı, benim gibi bakıyor o da. Bir fark yok yani, onun bakışıyla benim bakışımın arasında bir fark yok.
Elektrikçi nasıl davranır?
Dedim kapat, dedim kapat abiciğim sen dedim ondan sonra ayıp söylemesi bir sabah şeftesi verdim, iş yaptırın yaptırmayın, bir esnafa gittiğinizde isterse bir lira olsun, bir sabah şeftesi verin esnafa. Adaptır, öyle bir iş yapmadı. Selamünaleyküm, hayırlı işler. Hayır! Adam şefte yapsın. Bir de içinden dua et ona. Yarabbi bereketlendir, lütuflandır, ikramlandır, katından ver hayırlısıyla de, dua et. Dedim kapat abiciğim, kapattı. Aradım, dedim Cevdet Usta, adam dedim dükkânı açmış ama benim gibi baktı baktı kaldı dedim ben, bir şey yok dedim. Çünkü dedim o senin dediğin dedim o küçük aküyü nerede olduğunu dahi bilmiyor bu adam dedim ben. Benim dediğim gibi, öyle oldu değil mi? Biz ikinci bir elektrikçiye gittik. O da büyük bir aldı, tornavida, pense filan, geldi ondan sonra, hani takım taklavatı aldı. Ben açtım arabanın önünü. Dedim nerde bunun küçük aküsü, böyle baktı. Bunlarda iki akü mü var dedi. Vallahi iki akü varmış. Ben de bilmiyordum dedim. Ben dedim ustayı vereyim sana tarif etsin dedim. Verdim Cevdet Usta’yı. Dedim usta, tarif et. Ben yolda kalacağım yani! Neyse tarif etti ona, şurayı aç, burayı aç… Adam öyle tarif etmesine rağmen açamıyor. Adam zorla açtı. Ben dedim iyice bu hasar verecek ha! Bunlar ustayım diye dükkân açmışlar. Öyle olmayın. insanların malına zarar verirsiniz. Allah korusun, şimdi işte bunun gibi sanat erbabında da olmadan oldum diyenler var ya adam tahtaya çivi çakmasını bilmiyor, mobilyacı. Adam duvar örmesini bilmiyor ama duvarcı. Bakıyorum ben şimdi böyle, diyorum ya bu duvar yamuk olmamış mı diyorum ben, sıvacı düzeltir diyor. Nafız’a diyorum. Nafız sen düzeltecekmişsin. Benim yanımda bir şey demiyor. Ben gittikten sonra onun boğazını sıkacak neredeyse Nafız, sen neden böyle yamuk yaptın diye! Ama ne, adam duvar ustası! Onlar da alışkanlıkmış öyle, replikmiş. Duvar ustasının hatasını sıvacı kapatıyormuş. Sıvacının hatasını boyacı kapatıyormuş. Yani sen! Neden hata? Yok işte! Olmadan önce oldum! Allah muhafaza eylesin.
Batıl tevilcinin tanımı nedir?
‘Batıl tevilci de sinek gibidir. Vehmi eşek sidiği, tevil ve tasavvuru da saman çöpüdür.’ Batıl tevilci yani bu batıl tevilci ne? Kuran’ı tevil edenler, meselelere tevil edenler, meseleleri tevil eden sûfilikte. Batıl tevilci, rüya tevili de yok, hal tevili de yok, kendi kendine rüya tevil edeceğim, hal tevil edeceğim diye uğraşıyor. Batıl tevilci sûfilikte. Otur oturduğun yere. Sûfilikteki disiplin çok güzeldir. Bir kimsenin üstadı varsa mesele bitmiştir. O kimse der ki üstadımıza soracağım kardeşim. Haa senin gördüğün rüya, evet bak, sana makam verecekler. isa sana bir makam verileceğini ben bekliyorum. Bekliyorum, bir makam verilecek sana. Tamam. isa, o batıl tevilcinin peşinde. Ona söyledi ya, ona bir makam verecekler. Bu, bayanların arasında daha fazladır. Hele pandemide internette, bomba! Tabi onu söyleyen, karşıdaki derviş ise, o derviş dönüyor şeyhine. Diyor efendim, filanca kardeş bana böyle böyle dedi diyor, ne kadar itibar edeyim? Ben de diyorum ki bunlar boş muhabbet, kalıyor. Ama bunu böyle teyit etmeyenler var. Ona tatlı geliyor. Ona diyor ki yakında sana makam verecekler. Ona diyor ki yakında sana mevki verecekler. Bak! isa sen benim dersimi takip et, sana Kur’an okutacağım bak. Sen internette benim zoomuma katıl, duayı sana yaptıracağım. Olmadı biraz da hediye gönder bana, ben sana her şeyi yapacağım ya, merak etme be! Batıl tevilci bunlar.
Batıl tevilcinin etkisi nerede hissedilir?
Batıl tevilci. Ömer, yarın Emir Sultan’a gideceğim, senin için dua edeceğim. Husisi bak ha, tamam. Ama zoomdan beni takip et ama iyi mi! Emir Sultan geldi senden alakalı bir şey söyledi bak ha. Ne söyledi? Bir şey söyledi ama söyleyemem şimdi sana. Batıl tevilci bunlar, bunlar dervişlerin algılarını, daha doğrusu Allah affetsin, yeni yepildek dervişleri kandıran yol kesici bunlar. Batıl tevilci. Bir ara şeyh efendinin zamanında da birisi vardı bizde. Gider mesela işte hımm, Erkan seni dosdoğru yetiştirmemiş Mustafa abin. Ben, sen uğra bana ben seni biraz yetiştireyim! Erkan’ı ben çavuş etmişim veyahut da derviş. O koşuşturuyor ya! Batıl tevilci! Adamı kendi nefsine bağlıyor. Cevdet, sen biraz daha çalış, sana şiş buhranı vereceğim. Cevdet onu görünce şiş buhranı alacak ya, kolay bir şey mi? Esas duruşa geçiyor. Batıl tevilci! Erkan, rüyamda gördüm, sıkıntı var sende. Batıl tevilci. Sen onu rüyanda gördüysen ağla sabaha kadar kardeşin için, dua et ona. Onun kendisine söyleme. Ne kendisine söylüyorsun! Batıl tevilci Bunlar sufiliğin içerisindeki batıl tevilciler. Bizi ilgilendiren yerler bunlar. Benim üstadım var kardeşim. Sana ne ya! Allah affetsin, kendimi büyüklendirmek için söylemiyorum. Şeyhler gelirdi, ben Bayındır’dayım. izmir’den şeyh geliyor. Mustafa Efendi, seni rüyamızda gördük. Bizim halifemiz olacaksın. Kabul et. Hemen halifeliğini hilafetini yazayım senin. Daha Bayındır’dayım ben. Yeni daha böyle hareketliyiz, canlıyız, koşturuyoruz, böyle ses getiriyor her taraftan.
Tavşanın aslana oyun edip onunla başa çıkması ne anlama gelmektedir?
Tavşan, aslana gitmede biraz gecikti. Sonra pençesi kuvvetli aslanın yanına gitti. Aslan tavşan gecikti diye pençesiyle toprağı kazmakta, kükremekdeydi. Ben, o alçakların ahti hamdır, ham ahitleri kötüdür, sözlerinde durmazlar’ demiştim. Onların görüntüleri beni yaya bıraktı. Bu felek beni ne vakte kadar aldatacak, ne vakte kadar? Tedbirsiz emir, adamakıllı aciz kalır çünkü ahmaklığından dolayı ne önünü görür, ne ardını dedi.
İslam devlet başkanının görevleri nelerdir?
İslam devlet başkanının görevleri arasında, müminlerin ihtiyaçlarını belirleyip karşılamak, ihtiyaçlarını gerektiğinde doğrudan kendisine iletmelerini sağlamak, memur ve işçi ücretlerinin şerefli bir hayat sürmelerine imkan verecek şekilde belirlemek, kimsesiz çocukların, yetimlerin, ihtiyarların varsa borçlarını devlet hazinesinden ödeyecek, yaşlara çalışamaz halde olup herhangi bir geçimi olmayan, onlara devletin bakması, kimsesiz çocukları devletin onları bakması, meslek sahibi etmesi, evlendirmesi, bunlarında ne yapıyor, bunların da vazifesi devlet başkanına ve yine Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, dört şeyin imamın görevleri arasında bulunduğunu söylemiş. Birincisi namaz yani imam tebanın namaz kılmasını sağlayacak. Bunu olanak sağlayacak. Bunu teşvik edecek. Bunun eğitimini verdirecek yani namaz vakitlerini ona göre ayarlayacak.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tatilleri neden müslümanlara göre değildir?
Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti’nin tatilleri, müslümanlara göre değil. Biz Hristiyanlar, pazar günleri istedikleri gibi haftalık ayinlerini yapıyorlar, yapsınlar, devam etsinler, bu ülkem için büyük mutluluk. işte yahudiler ve museviler, cumartesi günleri ibadet ediyorlar, tatil yapsınlar, büyük mutluluk duyuyorum ama ne yazık ki cuma günleri öyle değil. Cuma günleri cuma saati bütün müslümanlara serbest olmalı. En az gayrimüslimler kadar müslümanlar da cuma ibadetlerini çok rahat şekilde yapmalı ama ne yazık ki bunu uygulayamıyoruz.
İslam devlet başkanının vazifeleri nelerdir?
Zekatları toplayıp, ganimetleri toplayıp, fakir fukaraya ihtiyacı olanlara, bunları işte dağıtmak. Aklıma gelenleri söylüyorum hep. Normalde işte devletin kamu vazifelerini yerine getirecek işte valiler atamak, memurlar atamak, hakimler at, bunlarda ne, islam devlet başkanının vazifeleri.
Tedbirsiz bir emirin memleketi nasıl etkiler?
Askeriyesi, ekonomisi, eğitimi, hukuku idare edilemez bir hal alıyor. Bir kaos oluyor. Bir böyle işte kabız hali oluyor. Bir böyle memleket bir türlü felâha kavuşmuyor. Memleket bir türlü düzene kavuşmuyor. Sebep? Çünkü o emir tedbirsiz. O emir nerde ne yapacağını bilmiyor, vazifelerini bitamam yerine getirmiyor.
Tuzaklar neden tehlikeli olur?
Yol düzgün ama altında tuzaklar var. Yol düzgün. Yol ne? Kur’an ve sünnet. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri hadis i şerifte buyurdu ki ‘size iki şey bıraktım. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız.’ Allah’ın kitabı ve Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti. Bu iki şeyi bıraktım diyor. Buna sımsıkı yapışın. Başka bir rivayette diyor Allah’ın kitabı ve size diyor ehlibeytimi bıraktım, ehlibeytimi bıraktım. Kim bunlara sarılırsa sapıtmaz. O zaman birçok hadis i şerifte Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, yolun kur’an ve sünnet olduğunu, dinin kur’an ve sünnet olduğunu söylüyor ve kur’an ve sünnet olarak, biz yola dümdüz, düpdüzgün yapışırsak, o zaman o tuzaklardan biz, ne bileyim işte, o tehlikelerden uzak duracağız ama böyle değil ise o zaman sıkıntı büyük.
Kur’an ve sünnetin dışındaki yollarda neler olur?
Kur’an ve sünnetin dışındaki yollarda hep tehlike var, hep problem var. O zaman bu bizi aldatanlar da sanki kur’an ve sünnetten bahsediyormuş gibi aldatıyorlar ve bizi aldatan bu hani kur’an ve sünnetin dışındaki lafızlar, kur’an ve sünnetin dışındaki hal ve hareketler, kur’an ve sünnetin dışındaki her şey, bize tuzak olmuş oluyor. Biz ne yazık ki kur’an ve sünneti tam olarak bilemediğimizden veya kur’an ve sünneti anlamaktan uzak durduğumuzden, biz ne yazık ki o tuzaklara düşenlerden oluyoruz.
Kur’an okuyan ancak imanı olmayanlar neden tehlikeli olur?
Yine yani bu normalde buna benzer yine bir hadisi şerif var, Hz Ali radıyallahu anh hazretlerinin naklettiği. ‘Ahir zamanda yaşça küçük, akılca kıt birtakım gençler çıkacak. Yaratılmışsın en hayırlısının sözünü söylerler, kur’an okurlar ama imanları gırtlaktan öteye geçmez’ Bakın normalde demek ki öyle insanlar olacak, bunların sözleri ne olacak, bunların sözleri güzel olacak. Bunlar çok güzel konuşuyorlar. Lafızları harika ve bunlar çok güzel de kur’an-ı kerim okuyorlar. Öyle belagatlılar ki hani insanları da imtihan eder gibi öyle diyorlar ya sen bir Fatiha ı Şerife oku bakayım veya televizyonlara çıkıyorlar işte ur’an’ı düp düzgün okuyamayan bunlar. Haaa! Lafızlar çok güzel. Amel? Amel çok kötü. Hani onların bir kısmı da diyor ya kur’an bize yeter. Kur’an bize yeter. Türkiye’de şimdi bu pohpohlanıyor. Kur’an yeterli değil mi ki yani sen diyorsun ki hadis i şerifler var sünnet i seniyeye var yani kur’an’ı biz sünnet i seniyeye göre yaşayacağız, anlayacağız. Laf çok güzel! Demogoji çok güzel! Kur’an yeterli değil mi ki! Yeterli, kur’an’a uyuduk zaten. Peygambere tabi olun diyor. Peygambere itaat edin diyor. Peygamber ne verdiyse alın diyor ama onlar peygambersiz bir din istiyorlar. Sonra o sapkın gibi istediği ayet i kerimeyi, istediği anda kur’an-ı kerim’den çıkaracak, namazı istediği gibi kılacak, sünneti seniyeye uyumayacak ve böylece islam hukukunu da ortadan kaldıracak. islamın amellerini de ortadan kaldıracak. Bunların lafızları güzel. Bir konuşuyorlar, bir konuşuyorlar, ağzından bal akıyor! Bir konuşuyorlar, ne kadar lafızları çok düzgün ama namaz yok! Lafız çok düzgün, oruç yok! Lafız çok düzgün, zekat yok! Lafız çok düzgün, ama eşcinsel! Evet, lafız çok düzgün, öyle dini biliyor ki senden benden iyi biliyor ama amel yok, her türlü sapkınlık var!
Tatlı sözler neden tuzak olur?
Bunlar bir yazıyorlar, mana yok. Bunlar bir sözler söylüyorlar, manadan uzak ama sözler de hep tuzak. Çünkü manadan uzaksa söz, o zaman o söz tuzak ve ne yazık ki insanlar aldanıyorlar. Ne kadar şatafatlı bir söz değil mi, bize ur’an yeter. Cezbediyor, muhteşem! Evet, kur’an ne kadar güzel, Allah’ın kelamı, bütününe iman ettik. Peygambere itaat et o zaman. Bütününe iman et: ‘Peygamberde sizin için güzel örnekler var.’ Bütününe iman et: ‘Kısasta sizin için hayır var’. Bütününe iman et: ‘Faiz size haram kılındı.’ Bütününe iman et: ‘Fuhuş size haram kılındı’. Bütününe iman et: ‘Eşcinsellik lanetlendi.’ Bütününe iman et. Hırsızlık büyük günah ı kebairlerden, bütününe iman et. Fuhuş büyük gün, kabair lerden, bütününe iman et. Yok, dertleri bu değil ki ve bunlarla amel et, bunlarla amel et. Dertleri bu değil. Dertleri ne? Tatlı sözler ve tatlı yazılar ama tuzak dolu, tuzak dolu! Sahabe bir harf öğrendi amel etti. Bir harf öğrendin, amel et. Amel etmek yok. Bir harf öğrendin onun uygulanması için mücadele et. Onun uygulanması için gayret et. Böyle bir şey yok ama sözler çok güzel, lafızlar çok güzel, içinde mana yok. Allah muhafaza eylesin. ‘Tatlı sözler, bizim ömrümüzün kumudur. içinde su kaynayan kum pek az bulunur, yürü onu ara.’ O zaman o tatlı sözler bizim ömrümüzün kumu. Yani bir kumdan ne olur, hiçbir şey olmaz, susuz kum ne yapar, hiçbir şey olmaz. O zaman o tatlı sözler bizi aldattı, oyalıyor. Bizi bu noktada ne yapıyor, doğru istikamette götürmüyor. Doğru istikamete götürmeyince de biz doğruyu bulamıyoruz.
İştirak etmeyi, şura ile yönetmeyi nerede öğretilmiştir?
Şimdi işte öbür av hayvanları da tavşana diyorlar ki sen bunu nasıl yeneceksin, bize söyle, bize anlat. Bu aslanla nasıl baş edeceksin bize anlat. Tavşan onlara cevap veriyor: "Tavşanın sırrını onlardan gizlemesi: Tavşan dedi ki: her sır söylenemez. Gah çift dersin, tek olur; gah tek dersin, çift çıkar."
Devlet başkanının hırsızlık yapması durumunda ne yapılmalıdır?
Bu ayrı ve normalde insanların kendi şahsi dairelerinde sırlarını mı çıkarmak onları böyle etrafa ifşa etmek, dostların ve dostluğun arkadaşlığın hukukunu yerine getirmemektedir. Hatta o kimseye bir daha sır söylenmez. Ona bir emanet tevdi edilmez. O kimse aslında yakın daireye alınmaz. Sebep? O sırrı ifşa etmiş veyahut da iki arkadaş gitmişsiniz örnekliyorum o kimsenin orda bir hatası olmuş, o hatayı siz bir başkasına taşıyorsanız, siz dost değilsiniz. Siz sır ehli değilsiniz.
İki kişinin arasındaki konuşma ne olarak kabul edilir?
Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri bize nasihatde bulunuyor. Diyor ki ‘iki kişinin arasındaki konuşma emanettir.’ Yani iki kişi baş başa oturdu, bir şey konuştu, emanet. O sır. O söylenmez. Şimdi sır ile alakalı böyle konuştum.
Aile arasındaki münasebetlerin dışarıda konuşulması caiz midir?
Ailenin kendi içerisinde karı koca arasındaki münasebetlerin dışarıda konuşulması yine caiz değil. Çünkü Müslim’de ve Ebu Davud’da geçen hadis-i şerifte, ‘kıyamet gününde mertebe bakımından Allah indinde en kötü insan, karı koca birbirlerine bir sır söylerler de sonra o sırrı onlardan birisi, ötekinin sırrını ifşa eder. Demek ki kıyamet gününde mertebe bakımından en aşağı insanlar, karı koca arasındaki sırrın ifşa olması ve aile içerisindeki sırrın.
İnsanlar kendi sırlarını nasıl saklamalıdır?
Kendisi sırlarını kendilerine saklayacaklar. işte tavşan da diyor ki şu üç şeyi sakla. Paran, yolun ve mezhebin. Bunlar anlatılmaz. Hatta diyor bunları gizle. Kimisini iki göster, kimisini bir. Bir gösterdiğini iki, iki gösterdiğini bir göster, şaşırt diyor.
Din bu hale geldi. Dindarlar bu hale geldi. Neden?
Normalde bunu bir gayri islami bir kimseden, gayri imani bir kimseden beklediğimiz şeyleri, müslümanım diyen insanlar yapıyorlar şimdi. E böyle olunca neden oluyor bu? insanlar, liyakatlı insanları, o konuda bilgili insanlarla ne yapıyorlar? Meşveret etmiyorlar, onlarla beraber konuşmuyorlar. Oysa o meselenin içerisinde olan kimselerle istişare etmiş olsalar, o sıkıntıdan kurtulacaklar ve Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ashabın bütünüyle istişare etmiyordu. O konu ile alakalı kimler bilgi sahibi ise, onlarla istişare ediyordu.Yani bir başkası ile istişare etmiyordu. O yüzden normalde istişare eğer ki bir harple alakalıysa, devleti ilgilendiren bir şeyse, nebileyim böyle bir savaşla alakalı bir şeyse, bunu herkesin öğrenmesi, bunu herkesin bilmesi de gerekmiyor. O yüzden bunlar ne yapacak? O zaman kapalı bir şekilde istişare edecek. Mesela Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, Hendek kazasında nasıl savaşılacağı ile alakalı belirli sahabe ile istişare etti. Bütün Medine halkını toplamadı o istişareye. Yani o istişarede bulunan, bu meselelerle alakalı bilgili kimseleri toplayıp, onlarla istişare etmişti. O yüzden şuraya koyduğunuz insanlar, birbirleriyle akıllarını birleştirirler, iki merhem bir araya geldi mi yaraya tedavi olur. Üç merhem bir araya geldi mi yaraya merhem olur. O yüzden akıl akılla birleşti mi akıl kemale erer, doğruyu bulur.
Bir aslanla siz köpeği aynı tutamazsınız. Neden?
O yüzden aslanla köpeği aynı tutmak, aslana hakarettir. Aslanla köpeği aynı tutmak, aynı zamanda da köpeğe zulümdür. Köpek köpektir, aslan aslandır. Aslanı aslan yerine koyarsın, köpeği de köpek yerine koyarsın. Sebep? Çünkü o köpektir canım kardeşim, aslan değildir. Köpekten aslanlık beklemek ne kadar hamlık ise aslandan da köpeklik bekleme.
Suretten ibarettirler. Bunlar ekmek ölüsüdürler. Şehvet öldürmüş bunları. Bu ne demektir?
Bir hale düşmesi yüzünden gündüzün kandille gezip dolaşan papaz birisi gündüzün gönlü aşkla yanışla dolu olarak kandille gezerdi. Bir herze vekil ona dedi ki a adam kendine gel de öyle her dükkanı arayıp durma. Aydın günde kandille ne gezip duruyorsun? Bu ne saçma şey. Adam dedi ki her yanda adam arıyorum. O nefesle diri olan kimdir?
İnsan-ı kâmil olan azdır. Neden?
Sureten hepsi de insandır amma velakin emaneti zayi etmeyen namazını dosdoğru kılan, orucunu dosdoğru tutan, tasadduk eden, fakir fukaraya yardımcı olan insanlar çok azdır.
Duygu ehli nedir?
Duygu ehlinin, yalnız zahire itibar edenlerin bilgileri yani normalde duygu ehli ne yaparmış? Sadece zahire itibar edermiş. Zahire itibar ederekten, o bilgileri devam edermiş ve o yüce bilgiden süt emenler için ağız bağıdır ama ilm ü ledün alan insan için o ağız bağıdır yani ilm ü ledün alan için o duygu ehlinin ilmi ilim değildir.
Ermenilerin Azerbaycan’da yaptığı katliamı nedir?
Ermeniler Azerbaycan’da ‘Hocalı Katliamı’ yaptılar. Katliyam üstüne katliyam yaptılar, sivilleri katlettiler, çocukları katlettiler, herkesi ve her şeyi katlettiler. Dünya sustu veya Irak diye bir ülke kalmadı! Amerikalısı geldi, ingilizi geldi, fransızı geldi, avrupalısı geldi, doğulusu geldi, batılısı geldi, Irağı yerle bir ettiler, bombaladılar. Irak diye bir ülke kalmadı. Dünya sustu veya Suriye ile alakalı bir daeş belası çıkardılar, ürettiler israili, mossadı, em15’i, amerikan CIE’si, ondan sonra Almanyası, Fransası, ingilteresi, Japonyası, Çini, Rusyası, toplandı bir sanki ne o orda islam devleti kuruyorlarmış gibi bir topluluk oluşturdular bu selefi vahabilerden. O selefi vahabiler daldılar, Suriye, Irak, insanlar katlettiler orada. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenleri öldürdüler. Camileri bombaladılar, dünya sustu.
Cut ehli nedir?
Cut ehli vardır bir de. Hep ayırırım ben bunları. Cut ehli nedir? Senden istemezler. Sana bir beyanda bulunmazlar amma velakin sen orda bir ihtiyaç olduğunu hisseder, o ihtiyacı çözersin, halledersin, cut ehli olursun.
Hz. Pir, insanlara ve mesnevi okuyanlara ne söylüyor?
Ey ulu kişi! Nebilerin ve velilerin yolunda çalış. Kaza ve kaderle pençeleşmek, mücahede sayılmaz. Çünkü bizi pençeleştiren, savaştıran da kaza ve kaderdir. Bir kimse iman ve itaat yolunda yürüyüp de bir an bile ziyan etmişse kâfirim.
Nebilerin ve velilerin yolunda çalışmak ne anlama gelir?
İnsanların kur’an ve sünnet dairesinde, kur’an ve sünnetin hükümlerini yerine getirmesi, kur’an ve sünnetin yolunda yürümesi. Nebilerin asıl önemli vazifesi, Allah’ın dinini yaşamak ve yaşatma mücadelesi vermekti. Velilerin de işi, nebilerden sonra Allah’ın dininin yaşaması ve yaşatılması yolunda mücadele etmekti.
Peygamberlerin ve velilerin yolunda yürüyenler neden büyük insanlardır?
Peygamberlerin ve velilerin yolunda yürüyenler büyük insanlardır, ulu insanlardır. Peygamberlerin ve velilerin yolunda gitmeyen insanlar, ne yazık ki insanların içerisinde çer çöp gibidir. Nasıl diyelim, bütün hepsi de taştır, ama yakut en önemli taşlardan birisidir. Elmas en önemli taşlardan birisidir ama baktığımızda işte kömür de bir taştır, baktığımızda mermer de bir taştır veyahut da dağın başında kaya da taştır, denizin içindeki bir kaya da taştır, hepsi de taştır ama ve lakin yakut, veyahut da zümrüt veyah, da altın veyahut da ne bileyim işte değişik kıymetli taşlar taşların içerisinde farklı bir özelliğe sahiptir.
Allah yolunda yürüyenlerin ne gibi iyiliklerine ne denir?
Hani tövbe ayet 120121: ‘Allah yolunda uğrayacakları susuzluk, yorgunluk, açılık, düşmanlarını kızdıracak bir yere ayak basmaları ve düşmana verdikleri her zarar karşılığında salih bir amel yazılır. Şüphesiz ki Allah iyilik yapanların mükafatını zayi etmez. Onlar küçük ve büyük nafaka olarak ne infak ederlerse, ne kadar yol giderler ve bir vadi geçerlerse mutlaka onların lehine yazılır ki Allah yaptıklarınızın en güzeli ile mükafatlandırsın.’
Mesnevî-i Şerîf 975-987. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?
Bunlar böyle kendilerince kendi kendilerini hasta numarası yaparlar ve hasta numarası yaparaktan ne yaparlar, kendi kendini tembelliğe atarlar. işte Hz. Pir diyor ki aslanın ağzından başın yarılmamış. Başını neden bağladınki, birkaç gün çalış da ondan sonra gül. Yani bir özrün olmadığı halde, bir sıkıntın olmadığı halde, bir problemin olmadığı halde sen tembellik yaptın gaflete düştün kendi kendine hasta numarası yaptın? Kendi kendine hastayım perdesine attın ve iş yapmaktan uzak duruyorsun veya hastayım diyorsun, derse gitmiyorsun, zikrullaha gitmiyorsun. Hastayım diyorsun, dersine çalışmıyorsun. Senin hep başın ağrıyor, muhakkak sen ders çalışırken başın ağrıyor senin. O yüzden senin çalışmaman lazım veya sen bir dükkana giriyorsun, o dükkanda hep senin başın ağrıyor. Senin çalışmaman lazım veya o yoldan gidiyorsun ya o yoldan giderken hep senin başın ağrıyor veya sana hep nazar değiyor ya, öyle ya, senden daha yakışıklı adam yok. Hep nazarlar sana değdi! Öyle ya, senden daha güzel bir kadın yok! Senden daha güzel bir kız yok! Hep nazarlar sana değdi! Ah, of, tüh tüh! Sen evde yan gel yat. Tembellik, gaflet! Allah muhafaza eylesin.
Tembel ve gaflet neden bir hastalık olarak görülüyor?
O yüzden gafil insan, tembel insan, cebriyeye düşmüş akılsız insan. Aklın mı yok senin! Akletsene, kaderiyeye düşen akılsız insan. Aklın mı yok! Yemeği ağzına götürmeyi biliyorsun ya, neden cebriyeye düştün. Yemeği ağzına götürmeyi seviyorsun, biliyorsun ya, neden kaderiyeye düştün veya da güzel eti almasını biliyorsun ya, neden kaderiyeye düştün. Neden cebriyeye düştün veya da güzel kıyafetler almasını biliyorsun ya neden cüzzi iradene gidip marka giymeyi seviyorsun, güzel kıyafetler almayı seviyorsun, güzel yiyecekler almayı seviyorsun, güzel evlerde oturmayı seviyorsun, kendince lüks evler almak istiyorsun, lüks eşyalar almak istiyorsun, lüks araba almak istiyorsun, aklın buna gidiyor da aklını kaybetmemişsin, cebriyeye gelince mi aklını kaybettin! Kaderiyeye gelince mi aklını kaybettin veya hadis inkarcılığına soyununca mı aklını kaybettin! Demek ki aklın var senin. Aklın var! Sen tokken yiyorsan, açken yemiyorsan aklın var senin. O zaman sen cebriyeye kaderiyeye veya hadis inkarcılığını bir yerlere bağlama. Tembelliğini bir yerlere bağlama. Gafletini bir yerlere bağlama. Bunun hatası, kusuru, yanlışlığı, eksikliği sana ait. Tevbe suresi, ayet 105: ‘Ey Muhammed de ki, çalışın.’ Bakın enterasan ayeti kerime, çok hoşuma gider benim. ‘Ey Muhammed de ki çalışın. Yakında Allah Peygamberi ve müminler yaptığınız işleri görecektir. Sonra da gizli ve açık olanı bilen Allah’ın huzuruna çıkartılacaksınız. Yaptıklarınızı size haber verecektir.’ Sen çalış canım kardeşim. Ayet i kerime meydanda. Senin Allah yolunda çalıştığını, dünya uğruna çalıştığını, senin hangi yoldan ne için neden çalıştığını Allah biliyor. Peygamber de görecek. Müminler de görecek. Sen bunu saklayıp gizlemem mümkün değil. En azından mahşer var. Mahşerde her şey senin ve bütün mahşer halkının önüne serilecek. Sen çalış, sen gayret et. Gizlisi de açığı da dökülecek.
Neden tembellik ve gaflet Allah’ın muhafaza edilmesi gereken bir durum?
Allah muhafaza eylesin. O yüzden çalışın, gayret edin. Allah yolunda çalışın. Çoluğunuzun, çocuğunuzun rızkı için çoluğunuzun, çocuğunuzun, etrafınızın selameti için çalışın ve çalışmaktan geri durmayın. Tembellik yapmayın. Tembellik büyük hastalık. Allah muhafaza eylesin.
Neden dünya menfaati ahiret menfaatinden daha az değer veriliyor?
Dünya nedir? Allahtan gafil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartarak ticaret etmek ve kadın; dünya değildir. Din yolunda sarfetmek üzere kazandığın mala Paygamber ‘ne güzel mal’ demiştir. Bunu komple okudum ki asıl gelinecek nokta sonundaydı. O yüzden kafamız karışmasın diye okudum yine inşallah Allah izin verirse adım adım gideceğiz. Dünyayı arayan kimse olmayacak, kötü bir şey aradı, yani ukbayı arayansa kendine iyi bir hal aramış oldu. Şimdi sadece dünya menfaatini arayan, sadece hayatı dünya hayatı olarak gören bir kimse, kötü bir iş yaptı, kötü bir şey aradı. Yani bu bizim hayatımız sadece dünyadan ibaret değil çünkü. Sadece dünya hayatı ile sınırlı bir hayat değiliz. Biz ebedi bir hayata doğru koşuyoruz. Sonsuz bir hayata doğru koşuyoruz. Bu sonsuz hayatı cehennemde mi geçireceğiz, cennette mi geçireceğiz. Cennette geçireceksek, o zaman cennetlik ameller de işleyeceğiz. ‘Kim ahiret menfaatini isterse, onun mükafatını arttırırız. Kim de dünya menfaatini , ona dünyada istediğinin bir kısmını veririz, ahirette ise hiç bir nasibi yoktur.’ Şura 20. O zaman kim ahiret menfaatini isterse, Cenab ı Hak onun menfaatini arttıracak. Bire yüz verecek. Bire yediyüz verecek. Bire bin verecek. Bir de sayısız verecek. Cenab ı Hakk’ın lütfundan, ikramından, ihsanından kim hesap sorar? Allah keyfiyete bağlı. Sen bir hasene yaparsın, Cenab ı Hak sana yüz bin hasene yazar. Sen bir rekat namaz kılarsın, Cenab ı Hak milyon rekat namaz sevabı yazar sana. Allah’ın lütfu ikramıdır, ihsanıdır. O yüzden Cenab ı Hak onu arttıraraktan götürür sen bir sefer eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu dersin. Cenab ı Hak sana kelp kabilesinin koyunlarının kılları adedince sana sevap yazar. Eee? O kılları sayabilir misin? Sayamazsın. O zaman sana sayısız sevap yazabilir mi? Evet. Sen bir sefer Allah dersin. Cenab ı Hak sayısız verir sana. Sen oturursun bugün virdim benim bin tane la ilahe illallah dersin. La ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah dersin. Cenab ı Hak La ilahe illallah demenin her harfine isterse on sevap, isterse yüz sevap verir, isterse yediyüz sevap verir isterse bin sevap verir, isterse sayısız sevap verir. Çünkü hadis-i kutsi de buyurdu ki la ilahe illallah bir kefeye konsa, bütün yaratılmış olan varlık bir kefeye konsa tevhidim ağır gelirdi dedi.
Zina edebilir mi?
Evet! Suç mu? Değil! Evli bir kadın isterse on tane, yirmi tane erkekle zina edebilir mi? Evet! Suç mu? Değil! Evli bir adam isterse on tane, yirmi tane kadınla zambilir mi? Evet! Suç mu? Değil! Değil! Bakın ve buharamı herkes çok rahat işleyebilir mi? Evet ama bir kimse Allah korkusundan bunu işlemedi, yapmadı. Buna muhdedir mi? Evet. Paraysa para, var mı, var. Bitti. Bitti! Yapabilir misin? Yapabilirsin veya paran yok, yakışıklı bir erkeksin. Yapabilir misin? Evet veyahut da işte paran yok, güzel alımlı, çalımlı bir kadın mısın? Evet. Yapabilirsin çok rahat. Suç değil çünkü. Böyle yapmadı, o yapmadığı gün, an, saat, dakika, saniyesine dahi ne yapıyor Cenab ı Hak? Sevap veriyor. Bakın Cenab ı Hak sevap veriyor. O yüzden kim ahiret menfaatini isterse Cenab ı Hak onun mükafatını arttırıyor.
Mustafa İslamoğlu’nun geçmişteki konumu nedir?
Mustafa İslamoğlu dünün o milli gençlik vakfının büyük mücahidi, büyük dava adamıydı.
Velhasıl kelam yani o mücahitler, o böyle kendilerince kendilerini dev aynasında görenler, dünyayı, parayı, makamı görünce ne yapıyorlar?
Ne yazık ki Allah muhafaza eylesin, çok tavizler verdiler ve ne yazık ki Allah muhafar eylesin.
Ümmetimin ne korkuyor?
Ümmetimin, ümmetimin dünyanın ümmetimi ifsad etmesinden korkuyorum dediği hale geldiler.
Keşke biz Abdullah Efendinin dediği noktadayız kalıyoruz deyip Avrupa’dan para toplayıp, pul toplayıp kendilerine bu paraları kendi uhtelerine geçirip onlardan utanmasaydık ne anlama geliyor?
Keşke biz Abdullah Efendinin dediği noktadayız kalıyoruz deyip Avrupa’dan para toplayıp, pul toplayıp kendilerine bu paraları kendi uhtelerine geçirip onlardan utanmasaydık!
Mesnevî-i Şerîf 971-974. Beyitler Şerhi neden önemli?
Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi hazretleri, cebriye ekolü ile cebriye düşüncesi ile ehl-i sünnet düşüncesini birbiriyle, aslan ve yırtıcı hayvanlar ve av hayvanları olarak, onları konuşturaraktan meseleyi bizi anlatıyor.
Mesnevî-i Şerîf 971-974. Beyitler Şerhi ne anlatıyor?
Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi hazretleri mesnevisinde La Fontaine’den önce av hayvanlarını konuşturmuş, aslan ve hayvanları konuşturmuş. işte kuşu konuşturmuş veyahut da fili konuşturmuş, değişik hayvanları mesnevinin içerisinde değişik bir şekilde konuşturmuş. Bu normalde aslında değişik bir sanattır. Öyle söyleyelim. Farklı bir kültürdür. Avrupa bu kültürü ne yazık ki islam dünyasından almış. Onlar istemiyorlar böyle bir şey. O yüzden onlar için ne yazık ki dedim ve bu kültür bizde var ama biz bu kültüre tam sahip değiliz.
Mesnevî-i Şerîf 971-974. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?
Peygamber sallallahü ve sellem Hazretleri: ‘kim bizzat çalışarak yorgun akşamlarsa, o mağfiret olunmuş olarak akşama erer’ buyurdu. Evet, kıymetli dostlar! Çalışmıyorlar insanlar, tembellik yapıyorlar. Bu sefer şeytan onlara vesvese veriyor. Kafir cinliler ona vesvese veriyor. Tembellikten dolayı çalışmadıklarından dolayı. Ne dedi ayet-i kerimede Cenab ı Hak: ‘Bir işi bitirdiğinizde diğer işe niyet edin, diğer işe girişin.’ dedi. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hem maddi manada, hem manevi manada çalıştı, gayret etti, mücadele etti. Ashaba örnek oldu, bizlere örnek oldu. Tembellikten Allah’a sığındı. Tembellikten Allah’a sığınırız. Dünyayı terk etmedi. Biz de dünyayı terk etmeyiz. Ahireti terk etmedi. Biz de ahireti terk etmeyiz ama dünya için ahiretin den, terk edenlerden olmayız. Ahiret için de dünyayı terk edenlerden olmayız. Ara ara Medine çarşısına gider, çarşıyı denetlerdi. Ortaki alışverişleri denetlerdi. Ordaki insanların ticaretlerini ve alışverişlerinin helal olmasını denetlerdi. O denetleme esnasında birgün baktı, buğday üstü kuru. Oysa yağmur çiselemişti. Yağmur çiselediğinden haberi vardı. Buğdaya elini uzattı, altı ıslaktı ve baktı. Dedi ki aldatan bizden değildir. Bu müthiş bişey. Arkadaşlar, insanları din ile aldatmayın. insanları yol ile aldatmayın. insanları mahremleri ile aldatmayın. insanları duygularıyla aldatmayın. Çalışın! Kendinize sufi süsü verip, derviş süsü verip, şeyh süsü verip, hoca süsü verip, vaiz süsü verip, müftü süsü verip, biliyor süsü verip, insanların parasını, pulunu, evini, tarlasını, malını, mülkünü iç etmeyin. Allah muhafaza eylesin inşallah. Aslan devam etti: “Onların başvurdukları çareler, her hususta latif oldu çünkü zariften ne gelirse zariftir.”
Azrail’in birisine bakması, onun da Süleyman Aleyhisselam’ın sarayına kaçması, tevekkülün çalışmadan üstün olduğu ve çalışmadaki faydaların azlığı ile ilgili konu nedir?
Saf bir adam bir kuşluk çağında koşa koşa Süleyman’ın adalet sarayına erişte. Yüzü gamdadan sararmış, dudakları morarmıştı. Süleyman ona ‘efendi, ne oldu’ dedi. O, ‘Azrail bana öyle bir hışımla, öyle bir kinle baktı ki…’ dedi. Süleyman ‘peki şimdi ne diliyorsan dile bakalım’ dedi. O dedi ki ‘ey canları koruyan, rüzgara emret, beni ta Hindistan’a götürsün. Belki kulunuz oraya gidince canını kurtarır’. İşte halk fakirlikten böyle korkar. Onun için insanlar hırs, emele lokma olurlar. Fakirlikten korkmak, tıpkı bu adamın ölümden korkmasına benzer. Hırsı, çalışmayı da sen Hindistan farzet. Süleyman rüzgara emretti; rüzgar da onu derhal Hindistan’da bir adaya götürdü. Ertesigün Süleyman, divan vakti halkla buluşunca Azraile dedi ki: ‘O müslümana ne sebeple hışımla baktın? Ey Allah elçisi, bana anlat. Acaba bu işi, o adamı hanümanından avare etmek için mi yaptın? Azrail cevaben dedi ki: ‘Ey cihanın zevalsiz padişahı. O ters anladı; ona hayal göründü. Ben ona hışımla ne vakit baktım? Onu yol uğrağında görünce şaşırdım. Çünkü Cenab ı Hak bana haydi bugün var, onun canını Hindistan’da al buyurdu. Taaccüble yüz tane kanadı olsa, Hindistan’a gitmesi yine uzak dedim. İşte sen dünya işlerini hep buna kıyas et. Gözünü aç da gör. Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey. Kimden kapıp kurtarıyoruz, Haktan mı? Ne boş zahmet.’
Bu kıssa ne anlatıyor?
Bu Süleyman aleyhisselamın bu kıssası çok meşhurdur. Bu tarih boyunca hep böyle dilden dile hep tevatür derecesinde bu kıssa anlatılır. işte burda anlatıldığı gibi Azrail(as.) o zata aslında taaccüple, hayretle bakar. Çünkü Cenab ı Hak ona demiştir ki bunun canını Hindistan’da al ama o zat öylesine bir korkuya kapılır, koşa koşa Süleyman (as.)’ a gelir ve der ki ey Süleyman rüzgara emret de der beni Hindistan’da bir adaya göndersin, ben belki de biraz daha orda yaşarım, belki de Azrail benim canımı orda almaz der ve oraya gittiğinde de Azrail orda onun canını alır. Bu kıssa meşhurdur. Yani eğer sana bir takdir yazıldıysa bu takdir tecelli edecek manasında söylenir bu. Yani size yazılan takdiri bozmaya hükmünüz yok ve siz kendi elinizle, kendi ayağınızla siz o takdire gidersiniz. Çünkü konu neydi? Konu tevekküldü yani çalışmayı reddetmek, sadece tevekkül etmek, yani çalışmayı, gayret etmeyi kenara bırakmak. Onunla alakalı da işte bu çalışmayı reddedenler, bu kıssayı öne sürüyorlar. Diyorlar ki yani böyle bir şey var, siz bu hakkı hukuku nasıl ortadan kaldırırsınız. Yani tevekkül etmeyi nasıl yok görürsünüz? Nasıl eksik görürsünüz? işte size tevekkül ile alakalı kıssa, bir insanın normalde ecelinden kaçması mümkün değil ve Cenab ı Hak onun Hindistan’da ecelini alacaksa, bunu takdirine yazdıysa, o kimseyi normalde ecelini orda alacak manasında. Burada asıl benim durmak istediğim şey şu: ‘Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey yani bu kimden kaçıyoruz kendimizden mi dediğimiz bizim kendi kaderimiz ama ben bunun cebri olduğuna inananlardan değilim. Biraz böyle Arabi’den, biraz Arabi’nin füsusundan, biraz böyle Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerinin mesnevisinden böyle biraz, tabiri caizse imam ı Azam Hazretlerinin içtihatlarından, imam Maturidi’nin içtihatlarından, hanefilerin içtihatlarından böyle bir cem ederek, bir derliyecek olursak yani hepsinin de ortak bir noktası vardır. Ortak noktada bir kısmı Ayan ı Sabite’der Arabi ekolünde, bir kısmı da Nur u Muhammediye’der ondan sonra bu Ayan ı Sabite’nin bulunduğu makama. Öyle diyelim, makam olarak bunu tabiri caizse nitelendirecek olursak, bu biraz abes karşılanabilinir mekan açısından. Mekanların hani en yücesi Arş ı Ala’dır ya. Bu bir mekandır Arş ı Ala. Bu Arş ı Ala mekandır dediğim de, zahiri bir mekandır. Çünkü varlığın en üst mekansal yeridir Arşı Ala ve Rahman Arş ı Ala’yı istiva etti Yani Rahman Arş ı Ala’ya oturdu veyahut da Rahman arşı alaya tecelli etti ondan sonra çünkü bunun en üst makam olduğu, makamsal olarak en üst makam olduğu bu âyet-i kerimeden delilidir ve varlık içerisindeki mekanların en değerli, en üst noktası Arş ı Aladır.
Sohbetin devamı ne zaman olacak?
Allah’ım iyi etsin, inşallah. Rabbim muhafaza eylesin. inşallah, önümüzdeki hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz. Onun da şimdi beyit numarasını vereceğim inşallah. Önümüzdeki hafta konu başlığı inşallah yine, yine aslanın çalışmayı tevekküle tercih etmesi ve çalışmanın faydalarını bildirmesi ile alakalı konudan devam ederiz.
Mesnevî-i Şerîf 948-955. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?
Bak bu hadisler tarih boyunca ne kadar zulümler yaptılar, ne kadar hainlikler yaptılar, sonunda ellerinde bir şey kalmadı. Nemrut ölürken elinde bir şey yoktu. Firavun ölürken elinde bir şey yoktu, elinde kalan zalimlikleri kaldı. Firavun nerde öldü? Musa Aleyhisselam’ı öldürmek için peşinden giderken denizin içerisinde askerleriyle beraber boğuldu kaldı. Nemrut ne oldu? Nemrud’un kafasına bir küçücük bir böcek girdi, bir sinek girdi, kendi kafasına balyoz vurdura vurdura, çekiç vurdura vurdura öldü.
Cebriyet nedir ve nasıl bir durumdur?
Nerden biliyorsun? Sen üzerine daha fazla titizlikle ihtimamla durdun mu? Konuşmalarına dikkat ettin mi? Sohbet ederken insanların algılamadığı bir şey söyledin, a gitti, nasip yokmuş mu dedin? Dosdoğru konuştun mu? insanlara bir şeyi emir vaki mi yaptın? Efendim işte, bana öyle söylüyorlar, efendim işte arkadaşlar çoğalmıyor. Kendine bak. Sen demek ki düzgün zakirlik yapamıyorsun. Düzelt kendini. Böyle de deyince e beni değiştir olmazsa! Allah Allah, düzgün yap. Düzgün yapmayı göze almıyor da beni değiştir diyo, kendini terbiye etmeyi göze almıyor. Nefsine vurmayı göze almıyor.
Cebriyetin nasibi nedir?
Onun nasibi bu kadarmış. Nerden biliyorsun? Sen üzerine daha fazla titizlikle ihtimamla durdun mu? Konuşmalarına dikkat ettin mi? Sohbet ederken insanların algılamadığı bir şey söyledin, a gitti, nasip yokmuş mu dedin? Dosdoğru konuştun mu? insanlara bir şeyi emir vaki mi yaptın? Efendim işte, bana öyle söylüyorlar, efendim işte arkadaşlar çoğalmıyor. Kendine bak. Sen demek ki düzgün zakirlik yapamıyorsun. Düzelt kendini. Böyle de deyince e beni değiştir olmazsa! Allah Allah, düzgün yap. Düzgün yapmayı göze almıyor da beni değiştir diyo, kendini terbiye etmeyi göze almıyor. Nefsine vurmayı göze almıyor.
Razı olan kimselerin yaklaşımı nedir?
Razı olan, o veli, o mürşid kimseler böyle düşünürler, böyle hareket ederler ama onlar halkın şeriatını ifsad etmemek için sanki beladan kurtulmak için mücadele ediyormuş gibi görünürler veya da o hastalıktan kurtulmak için mücadele ediyormuş gibi görünürler ama iç alemlerine böyle bir şey olmaz. Sebep? Çünkü razılık noktasında her gelen ondan gelmiştir. ister bela olsun, ister iylik olsun, her sıkıntı ondan gelmiştir. Seni ister felaha kavuştursun, isterse sıkıntının içine gömsün. O yüzden ormalde o razı olma yolunda olan, razı olma yolunda olana lazım olan şey Hakka teslim olmasıdır. O kimsenin kayıtsız, şartsız, şeksiz, şüphesiz her şeyiyle ona teslim olmasıdır. Hatta kendi ve kendisi ile alakalı her şeyi de ona teslim etmektir.
Nimetlerin artması ve şükürün artması ne anlama gelir?
Şükredenlere Cenab ı Hak nimetlerini arttırır. Onlara da şükrü tavsiye edeceksiniz. Onlara, şükretmeleri için de dua edeceksiniz. Eşlerinize, çocuklarınıza, anne babalarınıza, arkadaşlarınıza dua edin. Cenab ı Hak onların nimetlerini arttırsın, aynı zamanda da şükürlerini arttırsın hamdlerini arttırsın, her ikisini de arttırsın ki onlar Allah muhafaza eylesin dilleri sürçmesin, ayakları sürçmesin, elleri sürçmesin.
Küfre düşmenin nedenleri nelerdir?
Bir tek bir kimse arabası gidince küfre düşmez, asıl sıkıntı ordadır zaten. O kimse o nimetin kadrini, kıymetini bilmez de o halakadan uzaklaşınca o zaman da küfre düşer. Hatta öyle bir hale gelir, bu fakir onları görmüştür, önceden zikrullah halakasında o kimse durur, üstadın yanı başında durur. Bir müddet sonra nefsine uyar, heva hevesine uyar. Şeytana uyar, iki ayaklı şeytanlara uyar. O halakadan uzaklaşır. Bu sefer zikir halakasına da üstatlara da velilere de düşmanlık yapar o zaman da zaten hapı yutar, o hadis i kutsi tecelli eder. Allah ondan intikam alır. Allah muhafaza eylesin. Asıl nimet odur. Bakın asıl nimet odur. O yüzden bu insanlar razı makamında olmadığından dolayı onlar böyle içinde bulundukları nimetten uzak olmamaları için de ne yapacağız? Dua edeceğiz. Bu çünkü raziyete ulaşıncaya kadar herkes tehlikelidir. Kendi görüşünü hakkın görüşüne tevdi edinceye kadar tehlikededir. Herkes meselenin iç yüzünü bilmez. Perdenin arkasını görmez. Perdenin arkasını görmeyince kendi aklını ilahlaştırır, heva ve hevesini ilahlaştırır, kendince hükmetmeye başlar. Kendince de hükmedince çuvallar gider. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bize lazım olan, hakka teslim olmaktır.Bize lazım olan Hakka teslim olanlara teslim olmaktır. Bize lazım olan odur.
Sohbetlerde neden bir boşluk olacak?
Bir yurt dışı seyahatlerimiz olacak. O yüzden zannediyorum birkaç hafta bir boşluk olacak. inşaallah yurt dışı seyahatlerimiz bitince kardeşlerimize, arkadaşlarımıza yeniden sohbetlerin başladığını bildireceğiz.
Mesnevî-i Şerîf 917. beyiti ne anlama gelir?
“Çokları beladan belaya, yılandan ejderhaya sıçrarlar.”
Mesnevî-i Şerîf 917-921. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?
Onların da hakkı var. Otur evde oh ala ya! Büyüt göbeğini de, her tarafını büyüt. Otur evde sen. Sen açıları düşünme, sen dervişlik yapma, sen sufilik yapma, sen zikrullahı yapma. Sen dersini çekme. Sen namazı kılma ama dervişlikte en önde ol sen. Sen git üstadının yanında da böyle bir otur, hımmmm yap, her şeyi kap git sen. Bizde böyle. Hoşumuza gitmiyor. Mücadele etmek, cihad etmek, koşmak, koşuşturmak, ter akıtmak, para akıtmak, ilmini akıtmak, hoşumuza gitmiyor. Biz beş yıldızlı oteller gibi evlerimizde baş köşede oturacağız, bizim müminliğimiz öyle olacak. Allah muhafaza eylesin. Oysa Cenab ı Hak ayet-i kerimede devam ediyor. Bakara 216: ‘Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için hayırlı olabilir.’ Sizin cihad etmek hoşunuza gitmeyebilir. ilminiz de amil olmak hoşunuza gitmeyebilir. Siz kapı kapı, insanların önünde tevazu edip, onların hor ve hakir bakışlarının önünde, Allah’ı anlatacağım demek hoşunuza gitmeyebilir. Gideceksin şimdi orda üç dört kişi var. Aman, cahil. Sen alim insansın. Sen iyi dervişsin. Onlara şimdi dervişlik anlatacaksın, adam sana tepeden bakacak. Nerden geldin diyecek. Yine mi geldin diyecek. Yemek mi istiyor diyecek, su mu istiyor diyecek, kesin para ister bizden diyecek, kesin işte arabasına ondan sonra benzin doldutturacak diyecek, kesin ima edecek, bana para verin diyecek. Aman ya! Ya gittin, ne yapmağa gideyim sohbet edeyim onlara ben şimdi ya! Kıymetimi mi biliyorlar diyecen, sen köşede oturacaksın. Sen ağa adamsın, sen derviş adamsın, sen mürşid adamsın, sen şeyh adamsın, sen alim adamsın ya! Allah Allah! Sen zengin adamsın canım kardeşim. Herkes senin kapına gelsin aman işte hacı baba, aman hacı abi, aman abi, aman kardeşim. Senden iyi mümin yok! Senden iyi kimse yok! Biraz bizim derneğimize yardım et. Bizim biraz vakfımıza yardım et sen biraz bizim işte gideceğiz bir de onun önünde el ovuşturacaklar senin önünde. Sen böyle kibirleneceksin. Sen böbürleneneceksin. Müslümanların doğru yapmadıklarını, en doğrunun sen olduğunu, müslümanların iyi olmadıklarını dervişlerin iyi olmadıklarını, hepsini de sen kötülüycen, ondan sonra sen diyeceksin. Alın bu beşlirayı da hadi bakayım, hadi orda çalışmalarınıza devam edin ama kendinizi düzeltin. Sen zengin adamsın ya! Senin kafan çok çalışıyor. Sen çok kafası çalışan adamsın. O yüzden herkes senin önüne gelmesi lazım! Sen nesin ki ya! Sen makam sahibisin bir de. Aaa tabi, sen milletvekilisin sen belediye başkanısın, sen meclis üyesisin, sen önemli partinin, önemli bir üyesisin. Sen il başkanısın, sen ilçe başkanısın, sen yönetim kurulundasın! Olur mu ya, herkes senin etrafına gelecek. Herkes gelecek benim şöyle bir işim var. işimi hallede bilir misin, böyle bir şeyim var, bunu halledebilir misin. Sen kibirlene seksin, sen böbürleneceksin, sen tepelerde dolaşacaksın, sen sıradağları sen yarattın. Tabii, ya sen! Senin yanına gelirken yüzonsekiz tane kapıdan geçmesi lazım. Sen öylesin. çünkü. Allah muhafaza eylesin. işte bunlar, bunları terk edip, böyle düşünmemek. Allah için tevazu sahibi olmak. Allah için Allah yolunda koşturmak, bizim nefsimizin hoşuna gitmeyebilir. Ama o Allah katında önemlidir, o hayırlıdır, biz bilemeyiz ki Allah da kitabında bunları beyan etmiş: ‘Bir şey de hoşunuza gittiği halde sizin için kötü olabilir.’ Bir şey hoşuna gidiyor. Sen zikrullah halakasına gidip oturmuyorsun, evde oturuyorsun tek başına. Böyle la ilahe illallah, la ilahe illallah. Hanım da bakıyor ya böyle hımmmmmm yapıyorsun. Bir de sallıyorsun. Hanım bakıyor böyle. Vay bizim beye cezbe geliyor diyor veya kadın örtüyü kafasından aşağı salıyor, adam orada ya, böyle kadın bir hımmmmm yapıyor, adam diyor ki vay ya bizim hatun cezbe geçiriyor, çok iyi bir insan. Nefse ağır geliyor gidip orada dergah temizlemek, evine gelen çocukların temizliğini yapmak, tabii dervişler geldi evine, batırdılar. Vay senin halıların battı ya! Şu dervişlerin çocukları, katmayacaksın içeri! Şu dervişleri katmayacaksın içeri! Şu dervişlerden uzak olacaksın ya! Ya hep dervişler böyle zaten. Allah muhafaza eylesin. Küfre düşersin küfre! Dervişlere laf söyleyen, ehli zikre laf söyleyen, ehl i zikri küçük gören, kalbi mühürlenir de gider. Kalbi mühürlenir de gider. Allah muhafaza eylesin. Velilere laf söyleyen, velilere laf söyleyen, velilere düşmanlık yapan, kalbi mühürlenir gider. Yemin etsem başım ağrımaz. Velilere laf söyleyen, velilere düşmanlık yapan ve burdan tövbe etmeyen, vallahi de billahi de kalbi mühürlenir de gider bu dünyadan. Dervişlerin dervişliklerine, zikirlerine ve zikre, halakayı zikre laf söyleyen, küçük gören vallahi de billahi de kalbi mühürlenir de gider bu dünyadan. Allah muhafaza eylesin. Bakın Enfal 43: ‘Hani o vakitler Allah sana uykunda, yani rüyanda onları az gösteriyordu. Eğer Allah sana onları kalabalık gösterseydi korkacaktınız ve savaş konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Fakat Allah böyle bir şeyden sizi uzak tuttu. Çünkü o gönüllerde yatanı da bilir. Bakın peygamberine, bu ne ile alakalı, Bedir ile alakalı, peygamberine Cenab ı Hak rüyasında, rüyasında düşmanları az gösteriyor, düşmanları zayıf gösteriyor. Aynı şekilde de Enfal 44’de diyor ki: ‘yine onları sizin gözünüzde az gösteriyordu. Sizi de onların gözlerinde azaltıyordu.’ Düşmanların da gözünde müslümanları az gösteriyordu. Müslümanlar düşmanlara bakıyordu az. Düşmanlar müslümanlara bakıyordu onlar da az görüyordu. Ne zamana kadar? Ta ki Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri bir esir getirdi sahabeler. Bir köle. Onu zorladılar, onun ağzından laf almak için, o bir türlü ağzından laf alamadılar, konuşmadı o. Peygamberin hikmeti, peygamberin mucizesi, peygamberin peygamber olduğunun göstergesi. Getirin onu bana dediler, getirdiler. O kimseye dedi ki günde kaç deve kesiyorsunuz? O da dedi ki on deve. Hemen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hesapladı. Dedi ki on deve yüz kişi yer. Demek ki karşıda bin kişi var dedi. Müslümanlar altıyüz kişiydi. Evet. işte demek ki senin hayır bildiğinde şer, şer bildiğinde hayır olabilir. Bir şey sana az veya iyi gösterilebilir. Bir şeyi sen çok iyi görüyormuş gibi olabilirsin. Allah muhafaza eylesin. Cenab ı Hak bizleri böyle olmaktan korusun ve Cenab ı Hak bizim gözümüzdeki, gözümüzdeki o bulanıklığı kaldırsın inşallah. Sohbeti burda keseceğiz inşallah. Vakti saati gelince iki üç gün öncesinden yayınlarız inşallah. O yayınladıktan sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz. Devam edeceğimiz yer ‘bizim görüşümüze bedel onun görüşü, ne güzel bir karşılıktır, bütün maksatları onun görüşünde bulursun’ dan inşallah devam edeceğiz. Allahtan bir şey gelmezse 924, 23, 922 bendeki kayıt. inşallah ordan devam edeceğiz Allah izin verirse inşallah. Şimdi sorularınıza bakacağız inşaallah.
Mesnevî-i Şerîf 910-916. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?
O yüzden kaza, işte o yazılı olan levh i mahfuzdaki kaderin, bu şehadet alemine tecelli etmesi, şehadet aleminde zuhura geçmesi olarak göreceğiz. Kıymetli dostlar o yüzden biz kazanın yaratılma olarak Allah’tan olduğuna da iman ederiz. Neden bu böyle oldu, niçin bu böyle oldu. Ondan muhakkak bir ders çıkarırız. Onu tefekkür ederiz. Ama biz bu manada kadere razı oluruz, Rabbim bizi onlardan eylesin.
Av hayvanlarının kendi arasında konuşmaları ne anlama gelir?
Bununla alakalı av hayvanlarının kendi arasında konuşmaları devam ediyor. Burda şunu da belirtmek istiyorum bizim toplumumuz ne yazık ki La Fonten’in karga tilki muhabbetini bilir, okullarımızda La Fontaine hikayelerinde kargayı konuşturur, tilkiyi konuşturur, hayvanları konuşturur, biz onu alkışlarız böyle. Vay işte La Fontaine, ondan sonra kargayı tilkiyi konuşturdu. Meşhurdur ya Lafonten’den hikayeler, şimdi La Fontaine kim deseler, evet bir fransız hikayecisidir, bir fransız edebiyatçısıdır ama bizim kendi topraklarımızda neşvu neva olmuş, kendimizden olan Hz. Mevlana Celaleddin Rumi hazretlerinin aslan ve av hayvanları, veyahut da işte bir kuşu konuşturması veya diğer hayvanları konuşturması, eşyayı konuşturmasını biz bilmeyiz veyahut da edebiyatta kinaye yapmak derler buna. Edebiyatta konuşması mümkün olmayan bir kimseyi konuşturmak, yani kapıyı konuşturmak, işte bardağı konuşturmak veya ölen bir kimseyi konuşturmak. Bunlar kinaye edebiyatıdır. Biz bunları da bilmeyiz. Bakın biz bunları da bilmeyiz. Kapı bana şöyle dedi desek, vay adam kafayı üşütmüş de kapı konuşurmuş da başlarız biz veyahut da köpek bana şöyle dedi desek, vay köpekle konuşulurmuş mu da köpek böyle denirmiş mi diye biz adamın deliliğinden tutun da meczupluğundan tutun da her şey deriz biz ona.
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri’nin mesneviyi nasıl anlatması gerektiği konusunda ne söylendi?
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri de aslanlarla, av hayvanlarını konuşturuyor. Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri, mesela işte Junuas’ı konuşturuyor, tarihten bir prototipi konuşturuyor ve bir yahudi padişahı konuşturuyor, bir yahudi veziri konuşturuyor, onları konuşturuyor ve onların dilinden söylüyor. Anlayın diye, anlayın diye veyahut da anlamayın diye. Sebep? Çünkü mesnevi herkesin böyle bir şekilde okuyup anlayabileceği bir eser değil. Avamın anlayıp, okuyup anlayabileceği bir eser değil. O yüzden mesneviyi mevlevihanelerde kilitli sandıklarda saklamışlar. Ancak onu okumaya ve tevil etmeye müsaade edilenler, okuyup tevil etmişler onu. Sebep? Çünkü içinde dörtbinin üzerinde ayeti kerime, altıbinin üzerine hadis i şerif var. Siz hangi beyitin, hangi ayetin tefsiri olduğunu, hangi beyitin hangi hadisin tefsiri olduğunu bilebilecek ilmi yeterliliğiniz yok ise okumayın canım kardeşlerim mesneviyi ya da okuyorsanız bilmediklerinizi bir bilene sorun. Kim bir bilen? Zikir ehli.
Mesneviyi okumak için hangi ilmi yeterliliğe sahip olmamız gerekir?
Siz hangi beyitin, hangi ayetin tefsiri olduğunu, hangi beyitin hangi hadisin tefsiri olduğunu bilebilecek ilmi yeterliliğiniz yok ise okumayın canım kardeşlerim mesneviyi ya da okuyorsanız bilmediklerinizi bir bilene sorun. Kim bir bilen? Zikir ehli.
Cenab ı Hak ayeti kerimede ne söylendi?
Cenab ı Hak ayeti kerimede diyor ki bilmediklerinizi zikir ehline sorun yani sokaktan geçene değil, yani zikir ehline, bir meselenin alimine, bir meselenin ilmine vakıf olana soracaksın. Sen mesnevideki bir beyiti matematikçiye sorarsan, işin içinden çıkamazsın veyahut da mesnevideki bir beyiti kalkar da sen sosyoloji profesörü olan kimseye sorarsan, işin içinden çıkamazsın.
Tevessül eden kişiye ne denir?
Hz. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin yıkılan duvardan kaçması, insanların önünde kaçıyor. insanlar öyle bilsinler, sebebe tevessül ettiklerini görsünler. Çünkü Hazreti Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in sünneti seniyesini delmek yok. Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in sünneti seniyesini asla ve asla yıkmak yok. Sünnet i seniyede durmak, halk seni sebeplere bağlı olarak görmeli. Halk seni sebeplere bağlı olarak bilmeli. Sen ailenle beraber yemek yiyeceksin. O yemek sana zor gelse de yiyeceksin. Sebep? Çünkü sen tevessül edeceksin. Neye? Sebeplere.
Dünya ne şekilde bir zindan olarak görülür?
Hani dünya melundur dedi. Dünyanın melun gelmesi, hani dünya ahirete aşık, Allah’a aşık olanlara zehirdir denmesi veyahut da dünyanın karanlık bir zindan olması, o yüzden böyledir. O çünkü sebepler dairesinde ne yazık ki son nefesini verinceye kadar bu dünyanın karanlığını, bu dünyanın zulmetini, bu dünyanın ne yazık ki sebeplerini yaşamak zorundadır ki bu imtihanın en zorudur. Bakın bu imtihanın en zorudur. Çünkü o, bir üveyik kuşu gibi sevgilisine koşmak ister, fütursuzca. Aslında o bir anka kuşu gibi kaf dağının arkasında, sevgilisiyle her an hemhal olmak ister. Ama gel gör ki kader onu bağlar, ayağını dünyaya ve bir serçe kuşun tuzağa girdiği gibi inim inim inler, dünya tuzağının içerisinde.
Av hayvanları ne demektedir?
Hayvanlar ona: ‘Çalışıp kazanma, bil ki, halkın itikat zayıflığı yü- zünden, harislerin boğazları miktarınca bir riya lokmasıdır.” Dediler. O av hayvanları dedi ki çalışıp kazanma, halkın itikat zayıflığından oldu. Onlar bir riya lokmasıdır, bu çalışıp da kazandığı, yedikleri, dediler. Yani sebeplere teşebbüs etmek Rezzak olan Allah’ın, Allah’a itimatı zayıflatır.
Mesnevî-i Şerîf 907-909. Beyitler Şerhi konusunda ne anlatılmaktadır?
• Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî. Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû. LÂ İLÂHE İLLALLÂH. LÂ İLÂHE İLLALLÂH. LÂ İLÂHE İLLALLÂH. Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah. Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn. ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn. "İçinde pusu kurmuş olan nefis ise, kibir ve kin bakımdan bütün adam- lardan beterdir." Yani içinde bir kimse nefis taşıyorsa, bir kimse içinde kibir var ise o bütün insanlardan daha kötüdür, o bütün insanlardan daha sıkıntılıdır,onlardan her türlü tehlike beklenir demişti, burda kalmıştık ve bu akşam da burdan devam edeceğiz. 907. beyitten. " Benim kulağım ‘mümin bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağ- lanmaz’ sözünü işitti; Peygamberin sözünü canla, gönülle kabul etti." Dedi aslan. Bu meşhurdur, bu hadisi şerif. Bütün hadis i şerifler meşhurdur ama mümin aynı delikten iki defa ısırılmaz, sokulmaz hadis i şerifi müminlerin dilinde taberi caizse böyle bir pelesenk olmuştur çünkü hani uyanık mümin, akıllı mümin, tecrübeli mümin, başına gelenlerden ders almış olan mümin, bir daha hata yapmaz. Bir daha aynı yerden yenilmez, bir daha aynı yerden kendisini ısıttırmaz manasında, Buhari ve Müslim’in aynı zamanda Ebu Davut’da da geçer bu, farklı kelimelerle, akıllı ve olgun mümin aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz der Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri hadis-i şerifinde. Tabii bu hadisi şerifin esbabı nüzulü vardır ya bütün ayet i kerimelerin ve hadis-i şeriflerini esbabı nüzulü yani sebebi vardır. Bir ayeti kerimeyi daha iyi anlayabilmek için onun sebebini nüzul sebebini araştırmak gerekir yani bu ayeti kerime neye binaen indirildi. Bu ayeti kerime hangi olayın üzerinde Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine vahiy olarak geldi. Onun hükmünü daha iyi anlayabilmek, onun ayeti kerimenin ne manaya geldiğini bizden ne istediğini daha iyi çözebilmek için esbab ı nüzulünü iyi bilmemiz gerekir. Şimdi bu ilimler yavaş yavaş ortadan kalkıyor, insanlar bunu reddetmiyorum. Ordan kur’an-ı kerim’in mealine bakaraktan hemen bir sonuca varıyorlar. Bu doğru bir davranış değil. Çünkü o ayeti kerime hangi olayın üzerine indirildi. Hangi olay oldu da o ayeti kerimeyi Cenab ı Hak bize bahşetti, bize lütfetti onu öğrenmemiz lazım ki biz o ayeti kerimeyi daha iyi anlayalım, daha iyi kavrayalım. Aynı şey hadis i şerifler için de geçerli Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu sözü neye sebep olarak söyledi. Bu hadisi şerifin sebebi şu. Bedir harbinde Ebu izze namında meşhur bir şair esir alınmıştı ve kendisine normalde işte kendisi Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine yalvardı yakardı, bir daha asla işte Peyg. sallallahü ve sellem hazretlerini hicvetmeyeceğini, müslümanların aleyhine bir şey konuşmayacağını, müslümanların aleyhine hiç kimseyi kışkırtmayacağını ve Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ile müslümanların namuslarına, şereflerine, izzetlerine, haysiyetlerine bir laf söylemeyeceğine dair işte büyük yeminler etti, sözler verdi ve Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri onu affetti. Onu affedince o da kavminin yanına gitti ve yine sözünde durmadı, yine Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ve müslümanlara karşı, müşrikleri kışkırtmaya başladı, yine Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini ve müslümanları hicvetmeye, onlarla alay etmeye onları aşağılamaya, onları kötülemeye, onlarla alakalı her türlü aşağılayıcı ne bileyim işte insanlık onurunu zedeleyici sözler söylemeye başladılar. Yani hani derler ya huylu huyundan vazgeçmiyor diye, müşrik de müşrikliğinden vazgeçmiyor ve ne yaptı ardından Uhuda geldiler Bedir’den sonra. Uhud’ a gelince, yine müslümanların eline esir düştü. Müslümanların eline yine esir düşününce yine serbest bırakılmasını istedi. Yine Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine geldi, yine yalvardı yakardı. Bu müşrik sıfatıdır, müşrik adetidir, bu müşrikler böyle zora gelince işte hemen müslümanlara yalvarırlar, yakarırlar, bir daha yapmayacaklarını söylerler ve müslümanlar da kendilerince o daha önce o yapmış onu, onun tekrar yapmayacağını düşünürler. Onu affederler kendilerince. Oysa bu doğru hareket değildir. Affetmek kimedir? Müslümanın müslümana karşı affediciliği vardır. insan mümin kardeşlerine karşı affedici olması gerekir. Müminlere karşı şefkatli ve merhametli, münafıklara karşı, kâfirlere karşı şedit olması gerekir. Müminin sıfatı budur. Bakın, müminlik sıfatıdır, tekrar söylüyorum, altını çizerekten söylüyorum, müminlik sıfatıdır. Müminler, müminlere karşı şefkatli, merhametli ama kâfirlere karşı şedittirler. Öyle olunca kafire karşı şedit durmak farz olur ama bu değişti şimdi müslümanların arasında. Müslümanlar birbirlerine karşı şeditler. Birbirlerine karşı acımasız, birbirlerine karşı gaddar, birbirlerine karşı zalim, birbirlerine karşı ellerinden gelen bütün hainliği yapıyorlar. Kâfirlere gelince, onlara karşı şirinler. Onlara karşı çok tatlılar, onlara karşı çok yumuşaklar onlara karşı ne kadar şirinlikleri varsa hepsini de üzerlerinde taşıyorlar. Böyle bir enteresan hale geldi, tersine döndü mesele. Ya bu senin mümin kardeşin, yapma eyme. Yok! Ama git o aynı kimseye, bir müşrik gidince onu ayakta karşılıyor ve bir münafık gidince onu ayakta karşılıyor. Bu her yerde aynı, resmi daireler de aynı. Bankalar da aynı belediyeler de aynı, adliyeler de aynı. Nereye giderseniz gidin, aynı. Bir kimse eğer ki islam kıyafeti varsa, üzerinde islamı simgeleyen ritüeller var ise işte sakal gibi sarık gibi cübbe gibi şalvar gibi erkekler için işte bayanlar için başörtüsü gibi işte çarşaf gibi böyle bir hani dinin kendince olmazsa olmazları yani. Örtünmek farz. O yüzden bir bayan böyle islama uygun bir şekilde, vücut hatları belli olmadan, vücut hatları yani belli olmayacak, yani daracık kıyafetler olmayacak, içleri görünmeyecek yani incecik kıyafetler olmayacak. Bakın, incecik kıyafetler olmayacak. Yani çok ilgi çekici olmayacak. Böyle bir kıyafet olursa bir müslüman kadının üzerinde, onun bütün her yerde işi zor. Aynı şey erkekler için de geçerli. Yani senin sünnet i seniye sakalın var ise biraz kıyafetlerin bol ise biraz sen böyle hani dinini yaşamaya çalışan, dinini yaşamaya gayret eden bir kimse isen, her yerde işin zor yani. Öyle bir hale geldi ki kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, laf lafı açıyor yani 28 Şubat’ı arar hale geleceğiz ve 28 Şubat gerçekten devam ediyor. işlevine devam ediyor. Dini yaşantımız günden güne geriye doğru gidiyor. Dini anlayışımız günden güne körleşiyor. Dini yaşantımız günden güne, geriye doğru gidiyor, körleşiyor. Gerçekten geriye doğru giderken, yani islamdan uzaklaşıyor. islam’ın kendi kaide ve kurallarından uzaklaşıyor. 28 Şubat’tan önce yani 1996 larda 97’ lerde 98’lerde mantosuz bir kadın görmek mümkün değildi. Şimdi örtülülere baktığımızda, manto giyen çok az kadın kaldı. 28 Şubat’tan önceki erkekler, normalde müslüman erkeklere baktığımızda, böyle değillerdi. Şimdi adam da sakal var, altındaki pantolon daracık, tayt giymiş adam. Şimdi taytlı, müslüman erkek, gençler var, bildiğiniz taytlı. incecik tayt. Bütün vücut hatları meydanda. Vücut hatlarının şeklinin ve şemalinin meydanda olması sadece kadınlara yasak değil. Aynı şey erkeklere de yasak. Erkekler de daracık tayt pantolonlar giymezler, caiz değil. Ama şimdi ne yazık ki onlar da var. Yani bu meselede hızla islamın kendisi içinde koymuş olduğu kurallar, manzumesinden ödünler veriliyor ve işin ilginç tarafı gerçekten bu kimseler resmi dairelerde, kamu kurum ve kuruluşlarında veya da değişik yerlerde farklı bakılmaya başlandı. Yani biz, ikinci sınıf, üçüncü sınıf vatandaşlıktan biz kurtulamadık hala da, evet. işte bu müşrikler, bu münafıklar, bu kur’an ve sünnet düşmanlarının tarzıdır bu. Bunlar zora geldiklerinde yalvarırlar, yakarlar işte özür dilerler. Bir daha yapmayacağız derler. Ondan sonra bunları affettiğinde, bunlar tekrar devam ederler ve Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de bu Uhud Harbi’nde yine müslümanların eline düşünce bu yine, bu böyle şair yalvarıp yakarınca, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: ‘Mümin, bir delikten iki sefer ısırılmaz.’ buyurdu. Bu hadis i şerifin, esvabı nüzülü bu. O zaman bir ölçü çıktı bize. Ey müslümanlar! Ey müminler! Bir delikten iki sefer ısırılmayın. Büyük bir ölçü bu aslında. Baktığınızda hani bazen böyle benim kardeşlerin arasında tavır ve davranışlarım sertmiş gibi algılanır. işte ben mesela dersini bırakmış gitmiş. Ben ona ders vermem bir daha. Neden? Mümin iki sefer ısırılmaz, yani o bıraktı gitti, bir daha bırakır gider. Ya tövbe etti, döndü. Ya bıraktı gitti ya bir sefer, ikinci sefer bırakmayacağını nereden bileceksin. Veyahut da işte şimdi bir sefer ısırıldın, ikinciye bir daha ısırıldıysan ferasetsiz müslümansın. O zaman ferasetsiz müslümanın da imanı sorgulandı. Sebep? Müminin ferasetinden korkunuz. Hadis i şerif bu. O zaman sen ısırıldığın yerden yeniden ısırılıyorsan, senin müminliğin sorgulanır. Çünkü mümin kimsede feraset olması gerekir. Feraset nedir? Bir şeyin hakikatini bilme. Bir şeyin özüne vakıf olma. Bir şeyin geldisini, gittisini, ehemmiyetini doğru bir şekilde anlama, doğru bir şekilde idrak etme. Bakın, bunların hepsi de birbirine bağlantılı hadis i şerifler. Mümin, bir delikten iki sefer nasıl ısırılmaz? Feraset ehli ise, bir delikten iki sefer ısırılmaz. E feraset nedir? Müminin yitik malıdır. Mümin onu neden yitirmiştir? Heva hevesine daldığı için yitirmiştir. Mümin içindir feraset çünkü müminde feraset kalmadıysa, o emaneti zayi etti, o ilimi zayi etti. Sebebi ne? O zaman sebebi şu: O kimse şeytana uydu. O kimse heva hevesine uydu. O kimse nefsaniyete düştü. O kimse deccaliyete düştüğü için ferasetini kaybetti. Ferasetini kaybettiği için ikinci sefer ısırıldı aynı delikten. Şimdi ben şunu şöyle açıklayayım: Birisi seni aldattı. Ya, aldattı bu adam seni. Eee aldattı, aldatınca ne yapacaksın? Eğer, sen feraset ehli isen, kendi kendini düzene katacaksın, disipline edeceksin. Bu adam beni bir daha aldatabilir diye, şerh düşeceksin ve uyanık olacaksın. Eee, sen bir daha aldanıyorsan aaa canım kardeşim, ya sen feraset ehli değilsin. ikinci sefer aldandın. Ya bu kimse hırsız. Hırsız kimseye sen yeniden kasa teslim ediyorsan, ferasetsiz insansın sen. Ona mal teslim edilir mi? Ona kasa teslim edilir mi? Ona ev teslim edilir mi? Ona bir emanet teslim edilir mi? Teslim edilmez.
Mesnevî-i Şerîf 907-909. Beyitler Şerhi nedir?
Hırsız kimseye sen yeniden kasa teslim ediyorsan, ferasetsiz insansın sen. Ona mal teslim edilir mi? Ona kasa teslim edilir mi? Ona ev teslim edilir mi? Ona bir emanet teslim edilir mi? Teslim edilmez.
Emanet zayi eden bir kimse ne yapmalıdır?
Bir kimse emanete zayilik etti, emaneti zayi etti. Ya emaneti zayi ettiyse sen on bir daha bir şey emanet eder misin? Etmemen gerekir. Sebep? Yahu emanetize hiyanet etmiş. Çünkü sen bir daha kendini ısıttırma.
Küfür eden bir kişiye ne şekilde davranılmalıdır?
Bir kimse sana küfür etti ya sana küfür ettiyse, bu adam sana bir daha küfür eder veya bu kadın sana bir daha küfür eder. Bu ikinci sefer küfür etmeyeceğine dair senin elinde delil yok. Sen kalkıp da ona karşı aaa, işte ben çok iyi niyetliyim. Hayır. Sen iyi niyetli değilsin sen, sen ahmağın tekisin, sen ferasetsiz bir insansın. Bizdeki ferasetsizliğe, bizdeki ferasetsizliğe biz böyle iyi niyetli gibi davranıyoruz. Değil canım kardeşim. iyi niyetlilik o değil.
Ferasetsiz bir insana ne denir?
Sen yeniden kasa teslim ediyorsan, ferasetsiz insansın sen. Ona mal teslim edilir mi? Ona kasa teslim edilir mi? Ona ev teslim edilir mi? Ona bir emanet teslim edilir mi? Teslim edilmez.
Mümin ne yapmalıdır?
Mümin, canını vermekten korkmaz. Mümin, malını vermekten korkmaz. Mümin, zalimin zulmünden korkmaz. Mümin, yarını düşünerekten, hakkı ve hakikati haykırmaktan korkmaz. Mümin, cebini düşünmez. Cebini düşünmez, mümin insanlardan geçinen değildir. Yani şey’en lillah demez. Mümin, cemaatten geçinmez. Mümin, okuduğu duadan geçinmez. Mümin, yaptığı zikrullahtan geçinmez. Mümin isteyicilerden değildir. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Mümin, ona bakar. Mümin, bir yerde aman şunu yapıyoruz, aman bunu yapıyoruz. Pamuk eller cebe denilen yerde durmaz. Ferasetli olur. Kendisini oradan uzaklaştırır, der ki bu paralar nereye gidiyor. Bu paraların hesabı görülüyor mu? Bu paraların hesabı, kitabı kimde? Bu paralar nereye harcanıyor? Bu paraları kim yiyor? Mümin, ferasetli olur. Mümin, bir daha aldanmaz orda. Kurbanının vereceği yeri araştırır. Ben bu kurbanı kime veriyorum, yani ben bu kurbanı kim kesiyor? Bu kadar kurbanı hangi kurum bir günde keser. Hangi kurum iki günde keser. Mümin ferasetli olur. Hacca gittiğimizde ben arkadaşlara diyordum kıymetli kardeşler , ben kurbansız olan haccı yapıyorum. Bana soruyorlar şimdi, ya neden? Canım kardeşim, benim kurbanı kesmeye param pulum var. Ben kurban keserim ama diyordum işte kaç bin hacı var, dört milyon hacı var, beş milyon hacı var örneğin. Ya dörtmilyın hacının dört milyonu da aynı gün ihramdan çıkıyor. Bu dörtmilyon hacının aynı gün kurbanının kesilmesi mümkün değil. Mümkün değil! Kurban kesen kasaplarda çalışan kardeşler var. Soruyorum onlara. Diyorlar dördüncü güne kadar kurban kesiyoruz ya dördüncü güne kadar kurban kesiyorsunuz da ya bu insanlar ihramdan çıkıyorlar. Yani düşünebiliyor musunuz, hacı adam, kurbanlık parasını yatırmış, hacca gitmiş. Birinci gün şeytanı taşladı, bekliyor. Kurban kesildi mi kesilmedi mi? Kurbanı kesti, ardından gitti haccın tavafını da yaptı. Haccın tavafını yaptıktan sonra, ona cinsel ilişki serbest oldu. Eğer kurbanı kesilmeden o kimse cinsel ilişkiye girerse onun haccı ne oldu? Hadi çıkın işin içinden. Ya! Bir kimse kurbanı kesilmeden ihramdan çıktı, cinsel ilişkiye girdi, kurbanı kesilmeden. Kim soracak bunun hesabını? Şimdi bütün hacılar düşünüyor. Herkes şimdi koyacak o beyaz ne güzel süslü namaz takkeleri var ya, evet. Böyle haki, toprak rengi karışımı, hac elbiseleri, ne güzel. Hepsi de tek renk. Kahrolsun komünizm.Eee? Hepsi de tek renk hacda. Eee? Ne güzel beyaz takkeni koy şimdi hacı efendi kafana, bak bakalım şimdi sen hacca gittin. Allah kabul etsin, kurbanın kesildide mi ihramdan çıktın, kesilmeden mi ihramdan çıktın. Ya hoca bize söyledi. Vay ya hacla alakalı hangi hadis-i şeriflerde var, hangi ayet i kerimeler de var hoca kurbanın kesildi derse ihramdan çıkarsın diye? Yok. Evet, halimiz bu. Bakın, mümin ikinci sefer ısırılmaz aynı yerden. O zaman haccı temettüye niyet etme. O zaman haccı kırana niyet etme. O zaman haccı ifrata niyet et. Ya git kurbanını kendin kes, ya da git hacc ı ifrata niyet et.
Mesnevî-i Şerîf 907-909. Beyitler Şerhi konusunda ne söylendi?
Dava açtığımızda adamın işte değişik insanlar buluyor, tanıdıklar buluyor. Özür diliyoruz, kendisinden, dava açmasın. Ya dava açıncaya kadar sen neden özür dilemedin, sen dava açıncaya kadar neden gelip helallik istemedin, sen dava açıncaya kadar neden arayıp sormadın veyahut da dava açıncaya kadar sen neden bu meselede bir şey yapmaya ihtiyaç duymadın?
İslami kimlik ve müminlik ne demektir?
Ha evet, öyleyim diyorum ben. işte affedici olur, evet, mümin şefkatlidir, merhametlidir. Af yolunu tutar. Kime? Mümine. Mümine! Şimdi diyeceksiniz ki ya işte yani bu hakaret edenler, mümin değil mi? Beni ilgilendirmiyor. Ben fetvayı biliyorum yalnız. Bir kimsenin islami kimliği meydanda ise müminliği meydanda ise onun islami kimliğine ve müminliğine bakaraktan ona alay eden, ona hakaret eden kimse küfre düşmüş olur. Sen benim sakalıma hakaret edersen, küfre düşmüş olursun. Tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Sen benim sarığıma laf söylersen, sana tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Sen benim fikrime laf söylersen, sana tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Sen benim ayet ve hadiste sabit olan bir meseleye sen alay edersen, karşı çıkarsan, yok hükmünde görürsen, sana tecdid i iman, tecdidi nik, tecdidi nikah gerekli. Sen kalkar da rüyetullah hadis-i şeriflerle sabit, imamların içtihatları ile sabit, sen rüyetullah ile alakalı kalkar benim Allahlık iddia ettiğimi söylersen, sana tecdid i iman, tecdid i nikah gerekli. Sen o halinle ölürsen, küfür üzerine ölürsün. Benim seni affetmem demem, kafiri affetmem demem, ben kafiri mi daha affedeceğim? Sen benim küfrüme fetva verir, sen beni kafir hükmünde görürsen, sen ben, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen bir kimseyi küfür hükmünde gördüğün için, sen kafir oldun. Benim kalkıp seni affetmem, beni küfre götürür. O yüzden affetmem.
Mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz mı?
Mümin iki sefer bir delikten ısırılmaz. Çünkü sen kalkar başka bir üstada hakaret edersin, sen kalkar başka bir dervişe hakaret edersin, sen kalkar başka bir müslümana hakaret edersin, senin hukuk olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hukuku olarak ne kadarsa cezan, cezanı alman gerekir. Neden? Çünkü mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz. Sen oturduğun yerde klavye kahramanlığı yaparaktan, sonra da ondan sonra işte özür diyecen. Yok öyle bir şey. Ben izmirliyim. Efe damarım var ya biraz. Bizim orda meşhur laf, kalabalıkta efelik edenin, tenhada özrü kabul olunmaz. Kalabalıkta efelik ettiysen, onun ceremesini çekeceksin. Tenhada gidip de kuyruğunu sıkıştırıp özür dilemiyeceksin. Efeliğine devam edeceksin. O yüzden mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz. Mümin feraset ehlidir. Mümin kendisine yapılanı yazar kenara. O yazmadan yaşamaz. Ya işte bu kim? Bizim kimle işimiz yok. Biz bize yapılanı unutmayız. Biz bize yapılanı biz asla bırakmayız. Çünkü bizim islami bir kimliğimiz var. Mustafa Özbağ’ın şahsı önemli değil. Mustafa Özbağ’ın islami bir kimliği var.
Mesnevî-i Şerîf 907-909. Beyitler Şerhi konusunu tartışıyorsunuz mu?
Bu ricali gayb erenleri asla dertlerini söylemezler, sıkıntılarını söylemezler. Öyle yaralarını dağlatmazlar. Hastalıklarını okutmazlar. Vay benim başım ağrıyor, bir okur musun demezler. Bunlar ne yaparlar? Bunlar Rablerine tevekkül ederler. Başlarına gelen sıkıntıyı, başlarına gelen derdi, gamı, kasaveti okşarlar. Sevgiliden geldi derler, bakın sevgiliden geldi derler. Allah bizi onlardan k eylesin.
Yetmişbin sayısına takılmamak neden önemlidir?
Bunlar en yüksek rakamlar değildi. O yüzden bunlar yine de bunlar müteşabihtir çünkü. Bunlara bir rakam koymak söz konusu olmaz. Yine Muğre naklediyor bunu,i bn i Mace’de bu hadis i şerif. Kim dağlama yaparsa ya da kendine rukye yaptırırsa, tevekkülden uzaklaşmış olur. Yani o kimse rukye, malum işte bir Fatiha yazdırıp üzerinde taşıma veyahut da Fatihanın kendisini okutma veyahut da Fatiha’yı bir suya okuma gibi. Bu gün sünnette var mı? Var. Ne yapmış işte sahabeden bir kimse, rukye yapmış bir başka kimseye, okumuş ona, okuyunca o da şifa bulmuş. Burdan da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buna da hayır dememiş. O yüzden rukye yapmak, yaptırmak da caiz midir? Evet. Okutmak caiz midir? Evet. Hastalanınca hastalığına şifa aramak caiz midir? Evet. Bu da sünnette var mıdır? Evet. Bu şifa aramayanlar özel müminler.
Mesnevî-i Şerîf 895-906. Beyitler Şerhi’nin içeriklerinden biri nedir?
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Mesnevî-i Şerîf 895-906. Beyitler Şerhi konusunda ne söylenmektedir?
Sizdenmiş gibi davranacaklar ama onlar bizim benim ümmetimi saptıracaklar’ diyor. işte ama onlar bizim dilimizden konuştular. Onlar bizim gibi konuştular. Bizim gibi namaz kıldılar ammavelakin Ümmet i Muhammed’i aldattılar. Ümmeti Muhammedi kandırdılar. Hani başka bir hadis-i şerifte: ‘öyle gençler olacak, onlar sakalsız, çok yumuşak konuşacaklar. Onlar kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibidir. Ümmetimin parasını yerler diyor.’
Müslümanlar nasıl aldatılmaktadır?
’ işte onlar da dindenmiş gibi görünecekler, dindarmış gibi görünecekler. Ümmetin parasını yiyecekler ve ümmeti soyup soğana çevirecekler ve ne yazık ki bu tip insanlar hep Adem aleyhisselam’dan itibaren olagelmişlerdir ve dindarları böyle aldatmışlardır. Müslümanları böyle aldatmışlardır ve müslümanlar onları kendilerinden görmüş, kendileri gibi düşünen, kendileri gibi yaşayan müslümanlar olarak görmüşler ve onlara inanmışlar.
Müslümanlar neden aldatılmaktadır?
Örneğin işte siyasetçi gelmiş. Onları kendilerindenmiş gibi göstermiş. Müslümanlar gitmişler. Kurtuluş bu adam da demişler. Kurtuluş bunda demişler. Ona, ona oy atmışlar. işte onlar kimisi belediyeye gelmiş. Kimisi hükümete geçmiş. Kimisi bürokrat olmuş ama onlar oraya geçtiklerinde müslümanmış gibi görünerekten, aslında asla müslüman gibi davranmamışlar. işte müslümanlar seraptan seraba sürükleniyorlar. Yani bir kurtulu, ümidi ile yeniden bir şeyler olur ümidiyle bir seraba doğru koşuyorlar ve insanlar işte belediye başkanı oluyor, meclis üyesi oluyor ve veyahut da milletvekili oluyor veyahut da bakan oluyor veyahut da başbakan oluyor veyahut da cumhurbaşkanı oluyor. Bir makama geliyorlar fakat o makama gelen kimseler ne yazık ki kur’an ve sünnetten sapıyorlar. Kur’an ve sünnetin emrettiği gibi yaşamıyorlar. Kur’an ve sünnetin emrettiği gibi davranmıyorlar ve müslümanlar o aldatılmış lıkla o kandırılmışlıkla, ondan hızla uzaklaşıyorlar ama başka bir vadide, başka bir perdede yine aldatıcı bir kuş sesine kanıp gidiyorlar ve ne yazık ki uzun senelerden beri bu böyle olup gidiyor.
Müslümanlar nasıl kandırılmaktadır?
Bu normalde Hz. Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri, bunu böyle söylerken enteresan hani, ‘susuz kimseye seraptan zevk gelir fakat ona yetişince kaçar ve yine su arar’ diye müslümanların halini anlatıyor. Müslümanlar tarih boyunca susuz kalmışlar. Hakikate susuzlar, hakka susuzlar, adalete susuzlar, gerçekten kur’an ve sünnet i seniyyenin anlaşılmasına ve yaşanmasına susuzlar. Öyle olunca işte birisi fotör şapkasıyla çıkıyor müslümanların önüne, birisi sarığıyla çıkıyor müslümanların önüne, birisi cübbesiyle çıkıyor müslümanların önüne, rahleyi koyuyor önüne, birisi tesbih ile çıkıyor müslümanların önüne, o da kendince bir yol söylüyor ve herkes kendince o kurtuluşu orada görüp bunların peşine düşüyor amma velakin bir bakıyorlar ki bir müddet sonra bu serapmış. Kendileri su içemiyorlar.
Müflisler ne demektir?
Müflis malum iflas etmiş kimse, dara düşmüş kimse. Bu iflas etmiş kimseler, böyle borçlarını ödemek için, sahte bir altın bulsalar, hemen giderler borçların öderler. Kendilerince iflas etmişler, aldatıyorlar ya işte o dağıttıkları altın veya borç niyetine verdikleri altın darphaneye gidince, yani o altın kaynatılınca, eritiilince rüsvay oluyorlar ve ne yazık ki işte o sahte şeyh efendilere, sahte üstadlara, yani gerçekten üstad olmaya etkili ve yetkili olmayan mürşid olmaya etkili ve yetkili olmayan o kimseler, ne yazık ki her dönemde olmuşlar ve gerçekten hak ve hakikat yoksunu, hak ve hakikat müflisi olan insanlar, gidip onlara intisab ederler. intisab ettikten sonra, bir müddet sonra bakarlar ki bunlar kalp altın gibi dışları yeşil türbe içleri estağfurullah tövbe olduğunu gördüler ve ne yazık ki oradan uzaklaşmaya kalkarlar. Uzaklaşmaya çalışırlar. işte o aslında üstad olmadığı halde, üstadım diye ortaya çıkanlar mürşid olmadıkları halde, mürşidim diye ortaya çıkanlar da ne yazık ki o mahşer kurulduğunda da onların gerçek olmadıkları meydana çıkacak.
Müflisler nasıl aldatılır?
Dikkat et, altın suyu ile boyaman seni yoldan alıkoymasın. Dikkat et, batıl hayal seni kuyuya düşürmesin. Kelile’den bu hikayeyi oku ve o kıssadan hisse almaya bak.” Yani dikkat et. Sen kendini altın suyuyla boyamaya çalışma. Sebep? Kendi kendini aldatırsın, sen iki rüya görmekle kendini aldatma. iki hal görmekle kendini aldatma. Dikkat et batıl hayal seni kuyuya düşürmesin dedi. Sen kendi kendini gördüm zanlıyla, kendi kendini oldum zannıyla sen kendini helak etme. Kendi kendini sen sırmalı cübbeler giyip de kendini bir şey zannetme. Sen sırmalı sarıklar takıp da kendini birşey zannetme. Sen harika bir kafana külah geçirip de kendini birşey zannetme veyahut da sen böyle ortalıkta ben üstadım, ben mehdiyim, ben Resulüm deyip de kendi kendine ortalıkta caka satma. Ben şöyle dervişim, ben böyle dervişim, ben şöyle hal dervişiyim, ben böyle hal dervişiyim deyip ortalığa kendini düşürme. Kendi kendini heder etme. Bunlar seni aldatan şeylerdir. Senin gördüğün rüya, kendi kendine bir kibir veriyorsa sana, seni aldatıyor demektir. Senin gördüğün hal, sana bir kibirlilik veriyorsa, sana ne oldum deliliği veriyorsa, ben oldum deliliği veriyorsa, o senin için büyük bir imtihandır.
Aslanın av hayvanlarına cevap verip çalışmanın faydasını söylemesi konusunda ne söylenmektedir?
Aslan dedi ki hileye uğramasam, vefa görecek olsam, dediğiniz doğru. Ben şundan bundan çok hileler görmüşümdür. İnsanların yaptıkları işlerden, ettikleri hilelerden helak olmuşum.