Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 895-906. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 895-906. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 32/46

Mesnevî-i Şerîf 895-906. Beyitler Şerhi Hakkında

895-906. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim Ümmet i Muhammed’e dirlik, birlik, beraberlik, ihsan eylesin. Kur’an ve sünnet i seneyeye sımsıkı yapışmayi nasip eylesin. Önce hüzünlü konuşalım. Malum, bugün Srebrenitsa şehitlerinin günü. Cenab ı Hak, tüm şehit yakınlarına sabırlar versin. Bosnalı kardeşlerimize sabırlar versin. Kur’an uğruna, sünnet i seniye uğruna, vatan millet uğruna, canlarını feda eden bütün şehitlerimizin ruhları şad olsun. Cenab ı Hak, Ümmet i Muhammed’ i, kafirlerin elinde oyuncak olmaktan uzak eylesin. Bosna bu meselede bizim hüzün yanımız.

Bir de Sevinç yanımız var. Sevin yanımız da Ayasofya. O yüzden Ayasofya, 80 küsür yıllık hüznünden kurtuldu. 80 küsür yıllık prangalarından kurtuldu. Fethin sembolü olan, kılıç hakkı olan Ayasofya, yine Fatih Sultan Mehmet Han hazretlerinin camiye çevirdiği hale dönüştü. Bu büyük bir mutluluk, büyük bir sevinç. inşallah, Ümmet i Muhammed’in kurtuluş, Ümmet i Muhammed’in diriliş sesleri. inşaallah Mescid-i Aksa’nın da özgürlüğüne kavuşmasının ayak sesleri. inşaallah ardından da Beytullah’ın özgürlüğünün, kurtuluş ve ayak sesleri olsun inşallah. Ben Ayasofya’nın kurtuluşa ermesini çok önemsiyordum. Çünkü Ayasofya zincirin ilk halakasıydı. Eğer Ayasofya prangalarından kurtulursa, Mescid-i Aksa’nın da Beytullah’ın da prangalarından kurtulacağına inananlardanım. inşallah, ümmet birlik ve beraberlikle, ümmet şuurla, ihlas ve samimiyetle, özgürlüğüne, dirilişine sahip çıkıp öyle yürüyecek inşallah. Ümidimiz, umudumuz bu yönde. Bu

müjdeli haber de hamdolsun Cenab ı Haka, Ümmet i Muhammed’e bir nefes oldu. Ümmet i Muhammed’e bir moral oldu. Ümmeti Muhammed’e yeniden o şanlı şerefli mazideki günlerine dönme nefesi oldu.

Bugün mesneviden, kaldığımız yerden, 895. beyitten inşaallah devam edeceğiz Allah izin veirse. Geçen derste bir önceki beyiti okumuştuk. “Cinse benzeyenden alınan zevk,daimi değildir. O zevk ariyettir, Ariyet nesli ise akibet baki kalmaz.” Burayı okumuştuk. inşaallah bu gece 895’ten devam edeceğiz. “

“Kuşa ıslıktan zevk gelirse de kendi cinsini bulamayınca ok gibi uçar

Kuşları avlamak isteyen avcılar, değişik sistemler oluştururlar. Bu değişik sistemlerden birisi nedir? işte eskiler ördek gibi ötmeyi öğrenmişler veyahut da işte bir ördeği bağlarlar ördek avcıları gölün üzerine onu bağlı bir şekilde tutarlar, o ördek gölün üzerinde yüzerken diğer ördekler de ne olur hepsi de toplanırlar göle, avcılar onu böyle hile ile aldatırlar. Bunda hile vardır. Hileli av av değildir. O yüzden islam hileli bir şekilde avcılığı uygun görmemiştir. Ama ne yapar mesela,kuş önceden tabi avcılar böyle ne avlıycaklar, keklik, keklik gibi ses çıkarırlarmış ki o keklikleri avlayabilsinler. Ördek gibi ses çıkarırlarmış, ördekleri avlayabilsinler diye. O normalde kuşlar kendi cinsinin sesine benzediğinden aldanırlar, gelirler bakarlar amma velakin orda kendi hemcinslerini görmezlerse, o hemen hızla oradan uzaklaşırlar. Onda bir hilenin olduğunu, onda bir sıkıntının olduğunu tespit etmiş olurlar. O yüzden Hz. Mevlana da: “Kuşa ıslıktan zevk gelirse de cinsini bulamayınca ok gibi uçar, gider” der. Eğer kuş kendi cinsini bulmazsa ok gibi oradan ne yapar? Ayrılır gider. Şimdi bazen de insanların kendilerince arkadaşları, dostlukları vardır ya, işte bir yere davet edilirsin, davet edildiğin yer, senin inancına uygun değildir. Senin inancına aykırıdır. Gider bakarsın, müşahade edersin, dersin ki bu benim inancıma uygun değil. Hızla orayı terk eder gidersin.

işte ama o davetçi seni işte örneğin düğüne davet etmiştir veya bir toplantıya bir meclise davet etmiştir. Oraya gittiğinde oradaki hal, ahval, fiiliyat, sözler eğer senin inancına, senin fikri yapına senin felsefene uygun değilse, oradan hızla uzaklaşır gidersin veyahut da insanlar çalışmak için bir yere girerler, bakarlar ki çalışacakları yer kendi görüşünde, kendi düşüncesinde değil. Orayı da ne yaparlar? Terkedip giderler.

“Susuz kimseye serap’tan zevk gelir fakat ona erişince kaçar ve yine

Bir çölde olduğunuzu düşünün. Çölde olan kimse, susuz kalınca serap görmeye başlar. Artık o, ne tarafa yönelirse yönelsin, sanki orda su varmış gibi görmeye başlar ve o tarafa doğru yönelir. Gittikçe gider, gittikçe gider, bakar ki o yönde su yok. Bu sefer başka gördüğü serapba doğru gider. Gittikçe gider, gittikçe gider, yine ne olur? Yine o bir türlü suyu bulamaz. Şimdi susuz kalan kimse, o hep onu hayalliyecektir. Onun kendince o hayali gördüğünde de işte koşturacaktır burda su var diye. Aynı şekilde bir kimse aç olmuş olsa, işte ona deseler ki bir haber gelse filanca yerde fırın varmış diye, yürür gider, orda fırında ekmek ümidiyle ordaki o şehre gider veya o fırının bulunduğu yere gider ki orada karnını doyursun. Midesinin isteğini, nefsinin isteğini yerine getirirsin. Bunun gibi normalde bir kimse neye çok ihtiyaç duyuyorsa, onun müştakı olur. Neye çok ihtiyaç duyuyorsa, onunla aldanır, onunla kandırılır, onunla aldatılır. O çünkü ihtiyaç gördüğü, ihtiyaç duyduğu şeye doğru koşar insanoğlu. Bu ihtiyaca doğru koşma, hayvani bir duygudur insanda. O hayvani duyguyla o ihtiyacının kölesi olur. O ihtiyacının kölesi olunca, o ihtiyacı o kendisince analiz etme kabiliyetini kaybeder. Analiz etme kabiliyetini kaybedince zaten insan hata yapar.

Şimdi bu biraz da böyle hani bir kimse kendince bir üstada bağlanmayı kendince gerekli görür. Gerekli görünce veyahut da birileri ona der muhakkak sen bir şeyhe bağlan, bir şeyhe intisab et. O şeyhe intisab et ki yol gidesin der. Böyle olunca o kimse işte değişik zamanlarda veyahut da kendince etrafındaki insanların sözüne bakaraktan bir şeyhe intisap eder. Çünkü o şeyhe intisap etmeyi, kendince zorunlu görüyordur ve şeyhe intisab etmeyi veya dinle ilgili alakalı da biz bunu konuşabiliriz. Mesela ben hep derim ya kendimce insanlar, kendince dini ihtiyaçları vardı. Dine susuzdu Türk toplumu. Anadolu toplumu, dine aç. Dine aç olunca insanlar, hızla nereden ne elde ederlerse, onları öğrenmeye başladılar. Mesela bunlar bu dini kaynaklar, Türkçeye çevrilirken dini kaynaklar insanlara Türkçeye çevrilip satılırken hiç analiz edilmedi. Hiç onlar nasıl bir kaynaktır. Bu toprakların din anlayışına uygun mudur değil midir, bu toprakların kadim öğretisine, kadim kültürüne uygun mudur değil midir? Bakılmadı. Bakılmayınca işte mutezile sınıfından veya haricilerin veya şianın veya vahabilerin veya ne bileyim böyle son dönem selefi vahabilerin eserleri ülkeye girdi. Hiç aslı astarı olmayan hadis inkarcılarının, işte kur’an-ı kerim’e tarihsel olarak bakanların, masonların, din düşmanlarının kasıtlı yazmış olduğu eserler, çevrilerekten Türkiye’de dağıtılmaya başlandı ve insanlar onların doğru kaynak olup olmadığına bakmaksızın, onlara din lazımdı çünkü, onlara dini eser lazımdı. Ne olduklarına bakmaksızın onlar bunları edinip, bu eserleri edinip okumaya başladılar ve bir baktık ki biz ülkemizde dini olarak o kadar

çok franksiyon çoğalmış ki o kadar çok fraksiyon çoğalmış ki ister istemez işte kaderin imandan olmadığını inkâr edenler, kabir azabının olmadığını inkâr edenler, kabir azabını inkar edenler, işte hadisleri inkar edenler, işte biz kurandan başka bir şey tanımayız deyip her ne var ise inkâr edenler, iştihatları inkâr edenler, fıkıhı inkâr edenler, mezhepleri inkâr edenler, meşrepleri inkâr edenler, ehl-i tasavvufu inkâr edenler, şeyhleri inkâr edenler veliliği inkâr edenler, mürşitleri inkâr edenler, o kadar çok inkârcı çoğaldı ki biz bunların içerisinde bir şey ayıklayamadık. En sonunda müminleri de tekfir etmeye başladılar. Herkes birbirine artık kafir demeye başladı. Herkes birbirini küfür noktasında görmeye başladı ve artı bunu dahi söylemekten çekinmez hale geldiler.

işte bu insanlar din adına, bu diyanet adına, dindarlık adına, doğru olarak kabul ettiği bu yanlış fikirlerden, bu eksik düşünceleri elde etmekten kaynaklandı ve seraptı. Çünkü insanlar uzun müddet dini eğitim, dini öğretim almadıkları için bunları gerçekten dinmiş gibi aldılar veyahut da şeyh olarak gördükleri, üstat olarak gördükleri, mürşit olarak gördükleri, veli olarak gördükleri kimseler, aslında gerçekte birer ehliyetli veli değillerdi veyahut da ehliyetli birer şeyh değillerdi, ehliyetli birer üstat değillerdi ama ve lakin insanların onları analiz etme insanların onların gerçekten bir şeyh olup olmadığını anlayabilme yetisine sahib olmadıklarından dolayı, onlara şeyh olarak dört elle sarıldılar. O şeyh denilen kimseler, ne yazık ki müslümanların parasına zarar verdi. Ne yazık ki müslümanların malına mülküne zarar verdi veyahutta din öğrenme adına insanlar değişik cemaatlere gittiler, koşuştular işte şu şöyle olacak, bu böyle olacak, dediler. Harika işler olacak dediler ama en sonunda müslümanlar dediler ki biz aldanmışız, aldatılmışız, kandırılmışız. işte bunlar gerçek dindar değillermiş. işte kimisi gerçekten ibadet ehli, kimisi ticaret ehli, kimisi de hainmiş bunlar denildi. Demek ki insanlar böyle işte kuş sesine aldanan diğer kuşlar gibi aslında kuş değil, bir avcı. O avcı onları avlamak için ondanmış gibi görünüyor. Hani Buhari’de Babü’l Fiten’de hadisi şerifler var. Fitnelerle alakalı, fitenle alakalı: ‘öyle insanlar gelecek ki ahir zamanda sizin dilinizden konuşacaklar. Sizin gibi namaz kılacaklar. Sizin gibi kur’an-ı kerim okuyacaklar. Sizdenmiş gibi davranacaklar ama onlar bizim benim ümmetimi saptıracaklar’ diyor. işte ama onlar bizim dilimizden konuştular. Onlar bizim gibi konuştular. Bizim gibi namaz kıldılar ammavelakin Ümmet i Muhammed’i aldattılar. Ümmeti Muhammedi kandırdılar. Hani başka bir hadis-i şerifte: ‘öyle gençler olacak, onlar sakalsız, çok yumuşak konuşacaklar. Onlar kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibidir. Ümmetimin parasını yerler diyor.’

işte onlar da dindenmiş gibi görünecekler, dindarmış gibi görünecekler. Ümmetin parasını yiyecekler ve ümmeti soyup soğana çevirecekler ve ne yazık ki bu tip insanlar hep Adem aleyhisselam’dan itibaren olagelmişlerdir ve dindarları böyle aldatmışlardır. Müslümanları böyle aldatmışlardır ve müslümanlar onları kendilerinden görmüş, kendileri gibi düşünen, kendileri gibi yaşayan müslümanlar olarak görmüşler ve onlara inanmışlar. Örneğin işte siyasetçi gelmiş. Onları kendilerindenmiş gibi göstermiş. Müslümanlar gitmişler. Kurtuluş bu adam da demişler. Kurtuluş bunda demişler. Ona, ona oy atmışlar. işte onlar kimisi belediyeye gelmiş. Kimisi hükümete geçmiş. Kimisi bürokrat olmuş ama onlar oraya geçtiklerinde müslümanmış gibi görünerekten, aslında asla müslüman gibi davranmamışlar. işte müslümanlar seraptan seraba sürükleniyorlar. Yani bir kurtuluş ümidi ile yeniden bir şeyler olur ümidiyle bir seraba doğru koşuyorlar ve insanlar işte belediye başkanı oluyor, meclis üyesi oluyor ve veyahut da milletvekili oluyor veyahut da bakan oluyor veyahut da başbakan oluyor veyahut da cumhurbaşkanı oluyor. Bir makama geliyorlar fakat o makama gelen kimseler ne yazık ki kur’an ve sünnetten sapıyorlar. Kur’an ve sünnetin emrettiği gibi yaşamıyorlar. Kur’an ve sünnetin emrettiği gibi davranmıyorlar ve müslümanlar o aldatılmış lıkla o kandırılmışlıkla, ondan hızla uzaklaşıyorlar ama başka bir vadide, başka bir perdede yine aldatıcı bir kuş sesine kanıp gidiyorlar ve ne yazık ki uzun senelerden beri bu böyle olup gidiyor. Bu normalde Hz. Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri, bunu böyle söylerken enteresan hani, ‘susuz kimseye seraptan zevk gelir fakat ona yetişince kaçar ve yine su arar’ diye müslümanların halini anlatıyor. Müslümanlar tarih boyunca susuz kalmışlar. Hakikate susuzlar, hakka susuzlar, adalete susuzlar, gerçekten kur’an ve sünnet i seniyyenin anlaşılmasına ve yaşanmasına susuzlar. Öyle olunca işte birisi fotör şapkasıyla çıkıyor müslümanların önüne, birisi sarığıyla çıkıyor müslümanların önüne, birisi cübbesiyle çıkıyor müslümanların önüne, rahleyi koyuyor önüne, birisi tesbih ile çıkıyor müslümanların önüne, o da kendince bir yol söylüyor ve herkes kendince o kurtuluşu orada görüp bunların peşine düşüyor amma velakin bir bakıyorlar ki bir müddet sonra bu serapmış. Kendileri su içemiyorlar.

Aslında peşlerinden gittiği kimseler, kendileri susuz olmasına rağmen, sanki debideryaymış gibi kendilerini göstermişler ve müslümanlar aldanıyorlar ve müslümanlar kandırılıyorlar. Müslümanlar aldanılırken, kandırılırken ne yazık ki müslümanların paraları heder oluyor. Zamanları heder oluyor. Nefesleri heder oluyor. Aileler heder oluyor. Eş ve çocuklar heder oluyor ve zaman heder oluyor ve baktığımızda biz yıllar yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında müslümanlar bir arpa boyu yol gidemediklerini görüyorlar ve

ondan sonra bir başkası geliyor, diyor ki ben sizi kurtaracağım. Müslümanlar tekrar o kimselerin peşinden gitmeye başlıyorlar. O yüzden bunu böyle sahte müridler, sahte mürşitler, sahte üstadlar, sahte dervişler olduğu gibi sahte siyasetçiler, sahte cihatçılar, sahte alimler, sahte her şeyin bir sahtesi oluşuyor. Allah bizi muhafaza eylesin inşaallah.

“Müflisler, kalp altından hoşlanırlarsa da o altın darphanede rüs-

Yani, müflis malum iflas etmiş kimse, dara düşmüş kimse. Bu iflas etmiş kimseler, böyle borçlarını ödemek için, sahte bir altın bulsalar, hemen giderler borçların öderler. Kendilerince iflas etmişler, aldatıyorlar ya işte o dağıttıkları altın veya borç niyetine verdikleri altın darphaneye gidince, yani o altın kaynatılınca, eritiilince rüsvay oluyorlar ve ne yazık ki işte o sahte şeyh efendilere, sahte üstadlara, yani gerçekten üstad olmaya etkili ve yetkili olmayan mürşid olmaya etkili ve yetkili olmayan o kimseler, ne yazık ki her dönemde olmuşlar ve gerçekten hak ve hakikat yoksunu, hak ve hakikat müflisi olan insanlar, gidip onlara intisab ederler. intisab ettikten sonra, bir müddet sonra bakarlar ki bunlar kalp altın gibi dışları yeşil türbe içleri estağfurullah tövbe olduğunu gördüler ve ne yazık ki oradan uzaklaşmaya kalkarlar. Uzaklaşmaya çalışırlar. işte o aslında üstad olmadığı halde, üstadım diye ortaya çıkanlar mürşid olmadıkları halde, mürşidim diye ortaya çıkanlar da ne yazık ki o mahşer kurulduğunda da onların gerçek olmadıkları meydana çıkacak.

“Dikkat et, altın suyu ile boyaman seni yoldan alıkoymasın. Dikkat et, batıl hayal seni kuyuya düşürmesin. Kelile’den bu hikayeyi oku ve o kıssadan hisse almaya bak.”

Yani dikkat et. Sen kendini altın suyuyla boyamaya çalışma. Sebep? Kendi kendini aldatırsın, sen iki rüya görmekle kendini aldatma. iki hal görmekle kendini aldatma. Dikkat et batıl hayal seni kuyuya düşürmesin dedi. Sen kendi kendini gördüm zanlıyla, kendi kendini oldum zannıyla sen kendini helak etme. Kendi kendini sen sırmalı cübbeler giyip de kendini bir şey zannetme. Sen sırmalı sarıklar takıp da kendini birşey zannetme. Sen harika bir kafana külah geçirip de kendini birşey zannetme veyahut da sen böyle ortalıkta ben üstadım, ben mehdiyim, ben Resulüm deyip de kendi kendine ortalıkta caka satma. Ben şöyle dervişim, ben böyle dervişim, ben şöyle hal dervişiyim, ben böyle hal dervişiyim deyip ortalığa kendini düşürme. Kendi kendini heder etme. Bunlar seni aldatan şeylerdir. Senin gördüğün rüya, kendi kendine bir kibir veriyorsa sana, seni aldatıyor demektir. Senin gördüğün hal, sana bir kibirlilik veriyorsa, sana ne oldum deliliği veriyorsa, ben oldum deliliği veriyorsa, o senin için büyük bir imtihandır.

Allah muhafaza eylesin. O seni yoldan alı koyar. O seni hatta yolda batırır seni. Sen per perişan olursun, farkına varmazsın. O zaman tevazuyu ele al. Ben derviş olamadım de, ben üstat olamadım de, ben bu işi tam manası ile bilmiyorum de ve olamadığını bilemediğini söyle ki Adem’in yolundan git. Küstahlık yapma. Kibirlilik yapma. Tevazudan kendini uzaklaştırma. ‘Ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın’ sözünü unutma ve Yunus gibi ol ve kendinde bir varlık göstermeye çalışma. Ben şöyle bir mürşidim, ben şöyle bir veliyim diyerekten kendinde varlık görme. Ben şöyle bir dervişim, ben böyle bir hal dervişiyim, ben şöyle bir sufiyim deyip de kendinde varlık gösterme. Suretten çık, varlıktan çık, manaya doğru adım at. Allah bizi onlardan eylesin.

‘Kelile’den bu hikayeyi oku ve o kıssadan hisse almaya bak.’ Yani Kelile hint hükemasından, hükemasının birinin hanların lisanından,, icrasına dair tertip etmiş olduğu Kelile ve Dimne namında kitapta böyle bir hikayeler var. Hz.Pir diyor ki sen böyle hani olmadan önce oldum davası güdenlerin hikayesini sen kalk işte bu Kelile hikayesinden oku diyor. Burada işte bir tenekeyi altın suyuna bandırsan, altın rengini boyasan, altın olur mu? Olmaz. Bu hikayede bu tip şeyler anlatan bir hikaye. Tabii bunu normalde Hint hikayesini farisiye, faresiden Osmanlıcaya çevirenler olmuşlar ve Osmanlının içerisinde de bu hikaye meşhur olmuş, kitaplaştırılmış ve aklımda kaldığı kadarıyla Bursalı bir kimse, o hikayeyi osmanlıcaya çevirmiş. Allah bizleri muhafaza eylesin inşallah. Yine konu başlığına geldik. Konu başlığına geldik. inşallah konu başlığını önümüzdeki, ama bir konu okuyalım. Bir dahaki konu başlığında bırakalım:

“Av hayvanlarının aslana tevekkül edip, çalışmayı terk etmesini söy-

(900. beyit) Güzel bir derede av hayvanları, aslan korkusundan ıstırap içindeydiler. Çünkü aslan, daima pusudan çıkıp birisini kapmaktaydı. O otlak bu yüzden hepsine fena geliyordu. Hileye başvurdular, aslanın huzuruna geldiler. Biz sana gündelikle yiyecek verip doyuralım, bundan sonra hiçbir av peşine düşme ki bu otlak bize zehrolmasın dediler.”

E şimdi zaman zaman hani belgesellerde izliyorsunuz ya, otlaklarda hayvanlar sakin selametli bir şekilde otlarken, işte ama bir tane ama aslan sürüsü veya bir ailesi veya bir tane veya iki tane ölü, pusuya yatıyorlar. işte en böyle sürüden ayrılan, en zayıf halaka hangisi ise işte yavrudur, yeni doğmuştur veyahut da işte hastalıklıdır veyahut da ayağı topaldır veyahut da böyle şapşal şapşal dolaşan bir hayvandır. Salak salak böyle orada burada dolaşan bir hayvandır. O zaman o aslan pusudan çıkıp ondan sonra o hayvanı avlar ya işte Hz.Pir de bunu söylüyor. Diyor ki av hayvanları toplandılar,

aslana dediler ki sen bundan sonra avlanma, ya biz sana her gün bir yiyecek verelim. Her gün sana gündelik olarak içimizden birisini feda edelim. Herkes burada ne yapsın, rahat bir şekilde otlasın.

“Aslanın av hayvanlarına cevap verip çalışmanın faydasını söylemesi

Aslan dedi ki hileye uğramasam, vefa görecek olsam, dediğiniz doğru. Ben şundan bundan çok hileler görmüşümdür. İnsanların yaptıkları işlerden, ettikleri hilelerden helak olmuşum. O yılanlar, o akrepler tarafından çok ısırılmışım”

işte o aslana böyle söyleyince, av hayvanları o da dedi ki ben çok hilelere uğradım. Ben çok vefasızlık gördüm. Ben çok hilelere uğrayaraktan yılanın, akrebin ısırmasına, sokmasına düçaroldum. Ben çok sıkıntı çektim. O yüzden ben normalde hakikatinde sizde bir vefa da görsem hakikatinde sizin söylediğinizde bir hile de görmemiş olsam, benim tecrübem var. Ben tecrübeyle o kadar çok yaralandım o kadar çok aldatıldım, o kadar çok sıkıntılara maruz kaldım ki siz şimdi hakikati söyleseniz dahi ben o hakikate ram olma veya size inanma dairesinde değilim dedi. Çünkü neden o insanların ve etrafın hile ve desiselerine karşı çok aldandı. Çok aldanınca artık o kendisinden başka hiçbir şeye güvenmez, çalışmasından başka bir şeye güvenmez hale geldi.

“İçinde pusu kurmuş olan nefis ise kin bakımından bütün adamlar-

Aslan dedi ki eğer bir şeyin içerisinde nefis var ise pusu kurmuş ve kibir ve kin bakımından bütün adamlardan beterdir. Şimdi nefis kur’an ı kerimde ve hadis-i şeriflerde değişik manalarda alınmış ve çok farklı bir şekilde kelimenin yani nefis kelimesinin kullanıldığı cümleye göre değişik manalar almış. Mesela işte böyle bir cisim, ondan sonra bir cevher, ne bileyim işte bir birey, bir ruh, bircan, bütün normalde farklı farklı manalar da kullanın kullanılmış ama sufiler, ehl-i tasavvuf, nefsi kullanırken onlara, onlara kötülüğü emreden, kötülüğü tavsiye eden, haramlardan uzak tutan, kuran ve sünnetten uzaklaştıran, kuran ve sünnete uyma, kuran ve sünnete tabi olmada gevşeklik gösteren, nefsi anlamışlar. Öyle anlamışlar ki o nefis ona hep kötülükleri emreden, kötülükleri isteyen, insanı kötü yola sevkeden olarak ehl-i tasavvuf nefsin o tarafını almışlar kendilerine ve Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin deyimiyle, ‘nefsiyle cihat, cihad ı ekberdir. En büyük cihattır.’ düsturuyla ele alıp, o kötülükleri emreden, kötülükleri işlemesini emreden nefisle mücadele etmişler.

Yusuf Suresi, ayet 53: ‘Ben nefsimi temize çıkarmak istemem. Çünkü nefis şüphesiz ki çokça kötülüğü emredendir ancak Rabbimin merhamet ettiği

müstesnadır. Şüphesiz ki Rabbim çok affeden, çok merhamet edendir.’ O yüzden işte burdaki nefis, sufli arzular, kötü huy, insanı haram yaşantıya, haram düşünmeye, haram işlemeye sevk eden nefis ve buYusuf Aleyhisselam da diyor ki ben nefsimi temize çıkarmak istemem. Neden? Çünkü nefis kötülüğü emreden bir olgudur. O zaman kötülüğü emreden bir olguysa her zaman için bizi kötülüğe doğru sevk eder mi? Evet. Bununla alakalı. Yine Nisa Suresi, ayet 79’da da: ‘Sana gelen iyilik Allah’tan, başına gelen kötülük ise nefsindendir.’ der. işte demek ki başımıza gelen sıkıntılar, başımıza gelen problemler, dertler, gam kasavet veyahutta başımıza gelen herhangi bir şey, bizim nefsimizden. Biz herhangi bir yerde nefsimize uyduk, bir hata yaptık, bir kusur işledik, bir yanlışlık yaptık o yüzden normalde başımıza bir sıkıntılar geldi. Yine hadis i şerifte Hazreti Peygamber sallallahü vesselam dua ediyor: ‘Allah’ım nefislerimizin şerrinden sana sığınıyoruz.’ diye. Yine başka bir hadis-i şerifte, ‘Allah’ım, nefsimizin şerrinden sana sığınırız.’ diye dua ediyor ve yine başka bir hadis-i şerifte, ‘Bir an bile olsa göz açıp kapatıncaya kadar beni nefsimin eline bırakma.’ diyor.

işte bir kimsenin içersinde böyle bir nefis var ise bir kimse içersinde bu nefsi taşıyorsa ve nefis terbiye edilmediyse çünkü ayet-i kerimede ne dedi ‘ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesnadır.’ Yani demek ki Cenab ı Hakkın merhamet ettiği kimseler var. Onlar nefislerini temize çıkarmıyorlar ama onlar nefisleri ile devamlı mücadele ediyorlar. Bu nefisleri ile mücadele eden insanlar ancak temize çıkacaklar. Çünkü onlar ne yapacaklar böyle çok affeden, çok merhamet eden, Allahı zikredip tövbe ederlerse, temizlenecekler. Yoksa öbür türlü bir kimse temizlenir mi? Hayır. Bir kimse nefsiyle mücadele etmezse, doğru yolu bulur mu? Hayır. Bir kimse kuran ve sünnet dairesinde durmazsa, doğru yolu bulur mu? Hayır. işte ve o kimsenin içerisinde o nefis terbiye olmadığı müddetçe ondan her türlü vefasızlık, ondan her türlü hainlik, ondan her türlü sıkıntı bekleyebilir miyiz? Evet. O yüzden hiç kimsenin nefsine güven olmaz atasözünün sebebi de budur. Hiç kimsenin nefsine güven olmaz. Biz de şöyle bir hata var, şöyle bir yanlışlık var. Yani, ya ondan böyle bir şey beklemem ben. Bekle canım kardeşim. Herkesten her şey bekle. Neden? Herkes çünkü nefis taşıyor. Sen kur’an ve sünnetin hukukuna riayet et. Sen adaletin hukukuna riayet et. Sen hukuktan dışarı çıkma. Hep ben zaman zaman derim ya, bu bir güvensizlik değildir.

Hani Cenab ı Hak antlaşmalarınızı yazıya dökün der. Ben hep arkadaşlara derim, işte bu ev kimin, işte filancanın ama benim. Oğlum senin olsa, tapusu senin üzerine olacak. Tapusu senin üzerine mi? Değil. O zaman ev senin değil. Bu araba kimin? Falancanın. Tapusu senin üstüne mi? Değil! Neden? Herkes nefsine uyabilir ve herkes nefsine uyarsa da seni zorluğa

sokabilir. Seni zora sokabilir o kimse. O yüzden bu sen kendi nefsine güvenmeyip de nasıl başkasının nefsine güveniyorsun? Ben kendi nefsime güvenmeyeceğim, başkasının nefsine güveneceğim. Bu da mümkün değil? işte Hz.Pir burada diyor ki aslanın ağzından: ‘içinde diyor pusu kurmuş bir nefis var ise kibir ve kin bakımından bütün adamlardan beterdir o.’ Neden? Nefsi terbiye olmamış, onun nefsi belli bir hale gelmemiş. Emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiye, safiye makamlarını geçmesi lazım. Geçmemiş, o zaman ondan her türlü sıkıntı olabilir mi? El cevap olabilir. Onun nefsine güvenilir mi? Hayır, güvenilmez ve güvenilmeyeceği için o kimse devamlı ne yapacak? Nefsini terbiye etme, nefsiyle mücadele etme yoluna girecek inşallah. O yüzden Allah izin verirse inşallah önümüzdeki cumartesi gün, bu kaldığımız yerden Allah izin verirse inşallah devam edeceğiz kıymetli kardeşlerim, kıymetli dostlarım. 895i okuduk. 96 97 98 99 905’i okuduk, 906’yı da okuduk. 907’den inşallah önümüzdeki hafta devam edeceğiz Allah izin verirse inşallah. Şuraya not alayım. “Benim kulağım ‘mümin bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz’ sözünü işitti. Peygamberin sözünü canla, gönülle kabul etti.”den devam edeceğiz inşallah. Şimdi Allah izin verirse inşallah sorularınıza geldi.

(Bu sohbet, 11 Temmuz 2020 Tarihinde Pandemi Sürecinde Onlıne Olarak yayınlanmıştır)

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Sünnet, Şeyh, Tevekkül, Tesbîh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı