Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamün aleyküm. Hayırlı akşamlar. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Rabbim bütün Ümmet i Muhammedi kur’an ve sünnet i seniyeye sımsıkı yapışan, kur’an ve sünnet i seniyyeyi sımsıkı yaşayan, kur’an ve sünnet i seniyyeyi tebliğ eden kullarından eylesin inşallah. Cenab ı Hak cümlemizi ve cümlenizi afiyette eylesin. Hastalarımıza hayırlı şifalar nasip eylesin. Bermurad olanların muratlarını halleylesin. Her nerde Ümmet i Muhammed’in içerisinde bir sıkıntı var ise sıkıntısını def eylesin inşallah. Malum, geçen hafta biraz sağlık problemlerinden dolayı kısa kesmek zorunda kalmıştık. ihtiyarlık kolay değil. Artık biz de eskisi gibi değiliz. O yüzden böyle tabiri caizse ağır aksak yürümeye devam edeceğiz inşallah. Gücümüz yettiğince, nefesimiz yettiğince inşallah sohbet etmeye, zikrullah etmeye gayret edeceğiz inşallah. 1018. Beyitte kalmışız. Allah izin verirse inşallah 1018. beyitten okumalara devam edeceğiz Allah’ın izniyle inşallah:
“Ey surete tapan! Niceye dek suret kaygısı! Senin manasız canın suret-
ten kurtulmadı gitti.”
Hani taklidi iman, tahkiki iman derler ya, taklidi iman meseleyi taklit edenlerdir. Surette kalanlar veyahut da dinin bir suret kısmına bakarlar, kimisi de sirete, içine bakar ama bize içimize bakmamızı söyler. Hani Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri takvayı tarif ederken gönlünü bu göğüs boşluğunu işaret eder. Der ki takva buradadır. Demek ki önemli olan insanın içidir.Hanefiler de bu konuda çok dikkatli davranmışlar. Ameller niyetlere göredir. demişler. Din, niyettir. Yani insanın içidir. Bir kimse oruç
tutmaya niyet ettiyse, onun açlığının bir karşılığı olur. Oruç tutmaya niyet etmediyse onun açlığının bir karşılığı yoktur. Sureten o kimse oruçlu görünür ama niyeti başka bir şey olduğu için onu oruçlı hükmünde görmeyiz. Sureten o kimse oruç tutmuştur ama dili ile harama devam etmiştir gözüyle harama devam etmiştir, kulaklarıyla harama devam etmiştir. Uzuvlarıyla harama devam etmiştir. O gerçekte oruç tutmamış gibidir. Sebep? O çünkü sureten yemeğinden içmekten kesildi ama mana itibariyle o oruç tutmadı. Şimdi o yüzden sufilik manayı elde etme, sufilik içselliği elde etme, sufilik insanın kendi iç alemini dizayn etme, iç alemini berraklaştırma, iç alemini parlaklaştırma, iç alemini Cenab ı Hakkın ilhamına Mashar kılma, Hz Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin muhabbetullahına mazhar kılma yeridir. O yüzden Hz. Pir der ki ey surete tapan, niceye dek bu suret kaygısı, sen surete bağlandıkça, sen surette kaldıkça, sen kabukta kaldıkça, sen manadan uzak duruyorsun, manadan gafil kalıyorsun. Meselenin manasına ermiyorsun. Dinin mânâsına ermeye çalışmıyorsun. Sen işin suretindesin. işte çok özür dilerim ama hani vardır ya böyle son zamanlarda çıktı, süslü müslümanlar var ya, bir bakıyorsunuz sakalı böyle harika, cübbesi, sarığı, takkesi harika ama içi harika değil veyahut da bayanlara bakıyorsunuz işte böyle süslü giyinmişler. Ne güzel, tesettürlerine falan riayet etmişler ama içleri bu noktada sıkıntılı. Meselenin suretinde kalmışlar ve bütün yeryüzünde inananların en büyük problemleri, suretlerini düzeltip siretlerini düzeltmemesidir veya bir kimseye bakıyorsunuz dışarıdan öyle bir tadil-i erkana uygun namaz kılıyor ama içine baktığımızda onun namaz kılmıyor, alışverişe devam ediyor. Bunun gibi. O kimse bir türlü içini, manasını, düzeltmiyor. Hz.Pir, başka bir mesnevinin beyitinde:
‘Ey surete tapan, yürü, manayı elde etmeye çalış. Çünkü mana suret tenine kanattır. Mana ehliyle düş kalk ki hem ata ve ihsan elde edesin hem de feta olasun. Bu cihan tamamıyla fanidir. Aradığını sebatlı kararlı alemde ara. Suretin sıfırdan ibarettir. Dilediğini mana aleminde ara. Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy. Feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al. Eğer bu kapıdan bunu almaya kudretin yok ise der o zaman sen mana kapısından bunu almaya kudretin yok ise yürü git.’
Şeytanın kapısı senin kapın olmuş. Şeytanın yolu senin yolun olmuş. E mana kapısı insana acı gelir. E mana kapısı insana zor gelir. Mânâ kapısı insana dertli gelir. Gamlı gelir. Kasavetli gelir. Mana kapısı insana dik yokuş gibi gelir. Mana kapısı dikenli yol gibi gelir insana. Kolay değil çünkü. Sebep? Yani mana kapısında durmak, manayı elde etmek eğer herkesin işi olmuş olsaydı, herkes sufi olacaktı, derviş olacaktı, şeyh olacaktı, mürşit olacaktı, herkes kendince bir şey olacaktı ama mana kapısında durmak, mana
ehliyle durmak, mana ehli ile düşüp kalkmak, herkesin işi değil. Herkesin işi olmadığı gibi herkesin yolu da değil ama yol başka bir şey de değil. Eğer sen dinin özüne kavuşmak istiyorsan, sen hayatın özünü anlamak istiyorsan, sen varoluşun özünü anlamak istiyorsan, sen var edeni tanımak, bilmek istiyorsan, muhakkak ki bir mana kapısında duracaksın. Muhakkak ki bir mana ehliyle düşüp kalkacaksın, mana ehlinin elini tutacaksın yoksa, sen işin suretinde kalacaksın. Sen işin kabuğunda kalacaksın, sen özün dışında kalacaksın ve ne yazık ki herkes gibi olacaksın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden mana kapısında durmayanlar, mana ehlinin yanında olmayanlar, bilsinler ki şeytanın kapısında, şeytanın yolunda, şeytanın yanındadırlar. O yüzden ‘ey surete tapan. Niceye dek bu suret kaygısı’ diyen Hz. Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri, tabiri caizse balyozla bizim kafamıza vurur gibi vuruyor. Diyor ki siz surete tapınıp kalmayın. Siz surette kalmayın. Siz surette oyalanmayın. Siz sureti bu kadar çok önemsemeyin, sureti ilahlaştırmayın. Ya? işin mânâsına ermeye çalışın. Mana tarafına doğru yol almaya çalışıyor.
“Eğer insan suretle insan olsaydı, Ahmed’le Ebu Cehil müsavi olurdu.”
O yüzden baktığımızda yedi milyar insan var. Yedi milyar insanın da yedisi de insan suretinde. Hırsız insan suretinde. Cani, insan suretinde. işte ne bileyim her türlü haramı işleyenler, insan suretinde. Baktığımızda her biri insan suretinde. Allah’ın lanetlediği işleri yapanlar, insan suretinde. insanlara zulmeden, adaletsizlikte bulunan, insanları ayıran kayıran, insan suretinde ve insanların üzerinden haksız kazançlar elde eden, devletten haksız kazançlar elde eden, devletin kurum ve kuruluşlarından haksız kazanç elde edenler, bunların hepsi de ne? insan suretinde. Allah’ın haramlarını helallaştıranlar, insan suretinde. Hz Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’e laf söyleyen, hakaret eden onu hiçmiş gibi görenler, insan suretinde. Sünnet i seniyye ile dalga geçen, sünnet i seniyyeyi bu manada hor ve hakir gören, bunlar da insan suretinde ve annesi ile cinsel ilişkiye giren, insan suretinde. Kendi kız kardeşiyle cinsel ilişkiye giren, insan suretinde. Teyzesiyle, halasıyla, yengesiyle cinsel ilişkiye giren, insan suretinde. Uyuşturucu kullananlar, insan suretinde. Önüne gelen herhangi bir haramı veya kaideyi, kanunu hiçe sayıp her şeyi kendisine helallaştıran, zavallı hayvandan daha aşağı mahluklar da insan suretinde ve baktığımızda çevremizde veya dünyamızda işte terör estirenler, masum insanları katledenler, insan suretinde. Masum sivillerin üzerine bombalar yağdıranlar, insan suretinde. Bakın daha yeni şimdi anlaşma sağlanmaya çalıştı. Ermeniler, Karabağ’a girip o kadar katliam ettiler, o kadar insanları katlettiler, öldürdüler, şehit ettiler. Hocalı katliamını unutmadık. Bunları yapanlar insan suretinde. Bosna’ya gittiğimizde, Bosna katliamını gerçekleştiren sırplar, insan suretinde. Yemene baktığımızda,
Yemen’de taş taş üstüne koymadılar. Yemen’de taş taş üstüne koymayanlar, insan suresinde. Suriye’de taş üstünde taş bırakmayan Eset ve avanesi, insan suretinde. O dahi insanları katletti, şehid etti, ortalığı yaktı yıktı. Tabiri caizse emperyalistlere çanak tuttu. Hepsi de insan suretinde.
Irağı yerle bir ettiler. Yerle yeksan ettiler. Milyonlarca bombalar attılar. Bunlar da insan suretinde. Aynı şekilde Afganistan önüne gelen, uçağını kapan, gitti bombaladı, insan suretinde. Bangladeş’te müslümanlara zulmedenler, insan suretinde. Çine baktığımızda, Çin’de, Doğu Türkistan’da, müslümanları katleden, müslümanlara zulmedenler, insan suretinde veyahut da Fransa’ya baktığımızda, devlet başkanı dahil, orda ırkçılık yapan, orda dindaş larımıza saldıran, ordaki insanlara zulüm eden, insan suretinde. Avrupa’ya baktığımızda, Avrupa’daki müslümanları ötekileştiren, onlara zulmeden, her fırsatta onları öldürmeye çalışan, dükkanlarını yağmalamaya çalışan, evlerini yakmaya yıkmaya çalışan, bunlar da insan suretinde. Düne, kadar daha Avusturya’da bir camiye baskın yapıp masum cuma kılmaya çalışan sivilleri orda öldüren, şehid eden, o cani de insan suretinde veyahut da dünyanın değişik merkezlerine baktığımızda, dini dili ırkı rengi ne olursa olsun insanlara zulmeden, insanlara hainlik yapan, insanları katleden, insanların namuslarına, şereflerine, haysiyetlerine, mallarına, akıllarına, ırzlarına musallat olanlar da ne? insan suretinde! Şimdi baktığımızda bunların hepsini de üstüste altalta koyduğumuzda bunların hepsi de ne? Ne yazık ki insan suretinde. Ama sıfatsal olareak insan mı? Ne yazık ki değiller. Demek ki eğer insan suretle insan olmuş olsaydı, Hz. Ahmed sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ile Ebu Cehil aynı olurdu.
işte Secde suresi ayet 18, Cenabı Hak buyuruyor ki: ‘Hiç iman eden kimse fasık gibi olur mu?. Elbette eşit olamazlar.’ Demek ki iman edenle hiç iman etmeyen bir kimsenin eşit olması mümkün değildir. Sureten onlar insandır ama iman etmeyenler pisliktir, necistir. iman edenler ancak temizdir. iman edenler ancak tahirdir. iman edenler ancak makbuldür. iman etmeyenler, makbul değildir. O yüzden insanların inananlarıyla inanmayanları bir olur mu? Takva sahibi olanlarla takva sahibi olmayanlar bir olur mu? Allah’ı zikredenlerle zikretmeyenler bir olur mu? Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ‘Allah’ı zikredenler diri, zikretmeyenler ölü gibidir.’ dedi. Demek ki sureten insan olabilir ama hayvandan daha aşağı mahluk sınıfında olan o kadar çok ne yazık ki insan görünümünde insanlar var ki! Allah muhafaza eylesin. Cenab ı Hak onları korusun.
Şimdi bazen ben kendi kendime düşünürüm. Hz. Hamza radıyallahu anh hazretlerinin şehit edildikten sonra onun ciğerini söküp dişleriyle ısıran, onu yemeye çalışan Hint ile Hz. Hatice annemizi aynı kefeye mi koyacağız?
Hz. Hamza radıyallahu anh hazretlerinin ciğerini çöktüren Hint ile Hazreti Fatıma annemizi, Hz. Aişe annemizi, aynı kefeye mi koyacağız ve hatta bazen böyle hümanistmiş gibi insanlar çıkıyor ya aman herkesi sevelim sevilelim! Ne yapalım şimdi? Hz. Hüseyin Radıyallahu anh hazretlerini ve yanında yetmişiki şühedayı da Kerbela’nın ortasında aç susuz bırakıp onları haince ve hunharca şehit eden Yezit ve askerleri ile Hz.Hüseyin Efendimizi de Radıyallahu Anh Hazretlerini aynı, eşit düzeyde mi tutacağız veyahut da Hz. Hüseyin efendimizin mübarek başını bir çuvala koyup Şam sokaklarında dolaştıran Yezidiler ile Hz. Hüseyin Radıyallahu Anh hazretlerini aynı kefeye mi koyacağız? Sonra o çuvalı alıp, saraya götürüp, sarayda bir masanın üzerine koyup, dudaklarıyla alay etmeye çalışan Yezit ve avanesi ile Hz. Hüseyin Radıyallahu Anh hazretlerini aynı kefede mi tutacağız? Tutamam ben. O yüzden yezidilerle Hüseyinileri aynı kefede tutmam mümkün değil. O yüzden Hz. Hamza radıyallahu anh hazretlerini şehid edenle, Hz. Hamza Radıyallahu Anh hazretlerini ben aynı kefede tutamam. Hani bunu Hz. Muhammed i Mustafa da sallallahü ve sellem hazretleri de zaten bir tutmadı. Vahşi Müslüman oldu geldi. Sen biraz dedi cemaatin arkasında dur. Benim gözümden biraz uzakta dur. Çünkü sen dedi ciğerparem benim amcamı şehid ettin dedi.
O yüzden aynı tutamayız. Aklıma Allah muhafaza eylesin. Ben şeytanla meleği aynı tutamam. Ben Adem’e secde edenlerle secde etmeyenleri aynı ben tutamam. Madem ki Cenab ı Hak, Adem’i yarattı ve Adem’i yarattıktan sonra meleklere emretti Adem’e secde edin diye ve şeytan ve avanesi ona secde etmedi. Ben şeytan ve avanesi ona secde etmedi. Etmeyince ben diğerleriyle onu eşit tutamam. Allah’a iman etmiş, namaz kılmış, oruç tutmuş, Allah’ı zikretmiş bir kimse ile Allah’a isyan eden, Allah’ı zikretmeyen, namazı kılmayan, orucu tutmayan, Allah’a isyan etmeye devam eden bir kimseyi aynı eşit tutamam. Ben hırsızla, hırsız olmayanı eşit tutamam. Ben fuhuş yapan bir kimseyle fuhuş yapmayan bir kimseyi eşit tutamam. Ben Allah’ın haramlarını açıkça çiğneyen, Allah’ın haramlarını açıkça, Allah’ın haramlarını açıkça işleyen bir kimseyle Allah’tan sakınanı ben eşit tutamam. Bu mümkün değil. ikisi de ya hepsi de insan diyebilirsiniz. Siz birisi insan görünümde şeytana hizmet eden, diğerisi de gerçekten Adem’in yolunu tutmuş bir kimse, bunun bir olması mümkün değil. O yüzden birisi iblisin yolunda gidiyor, birisi Adem’in yolunda gidiyor. Sen iblisin yolunda giden ile Adem’in yolunda gideni ben eşit tutuyorum diyorsan, vallahi de zalimsin, billahi de zalimsin, aynı zamanda da cahilsin. Hem de kör cahilsin, zır cahilsin! Eşit değil çünkü iman eden, Allah’ı tanıyan, Allah’ı bilen, Allah’ı zikredenle, Allah’ı tanımayan, Allah’ı bilmeyen, Allah’ı zikretmeyeni,
eşit tutmak mümkün değildir. Vefasız bir kimseyle vefalı bir kimseyi eşit tutmak yemin ediyorum vefalılara en büyük zulümdür.
O yüzden normalde canhıraş vefasının peşinde koşan kimseyle vefasız kimse aynı değildir. Canhıraş sevenle söveni normalde bu insanın kendisi ile alakalı değil, Allah’ı seven ile Allah’ı söveni nasıl biz eşit tutabiliriz? Bu mümkün değil. Bu zaten zır cahillik olur. Ha bir siyasetçi çıkıp şunu diyebilir, biz işte yetmiş milyon insana hizmet edeceğiz. O siyasetçidir, onun öyle davranması gayet normal bir şeydir. Ben müminim. O yüzden hadis i şerifte Hz. Peygamber sallallahü vesselam hazretleri diyor ki ‘senin yemeğini namaz kılanlar yesin’. Ben ona bakarım, ben birinci derecede yemeğimi namaz kılanlara yedirmeye çalışırım. Ben birinci derecede ilgili alakadar olacağım kimseler, Allah’a iman etmiş, onun yolunda gidenlerdir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir aslanla siz köpeği aynı tutamazsınız. O yüzden aslanla köpeği aynı tutmak, aslana hakarettir. Aslanla köpeği aynı tutmak, aynı zamanda da köpeğe zulümdür. Köpek köpektir, aslan aslandır. Aslanı aslan yerine koyarsın, köpeği de köpek yerine koyarsın. Sebep? Çünkü o köpektir canım kardeşim, aslan değildir. Köpekten aslanlık beklemek ne kadar hamlık ise aslandan da köpeklik bekleme. O yüzden sen kalkıp da insan insandır, sureten bütün herkesi insan görüp de sureten bütün herkes aynı değerde dersen, iyilerin bir farkı kalmamış olur. Allah muhafaza eylesin.
“Duvar üstüne yapılan insan resmi de insana benzer. Bak suret bakımından nesi eksik? O parlak resmin yalnız canı noksan. Yürü, o nadir bulunan cevheri ara.”
Bir duvarın üzerine siz bir insan resmi yapmış olsanız, bütün her şeyle o da insan veyahut da bir fotoğraf koyuyorsunuz. Fotoğrafa baktığınızda aslında o kimsenin fotoğrafı çekilmiş. O da baktığınızda aynısı ama o normalde onun nesi yok? Onun canı yok. O yüzden normalde Allah muhafaza eylesin, onun canı olması lazım ve Hz. Pir bu konuda enteresan sözler söylüyor. ‘Derenin suyu varsa, deredir. Adam canı olan adamdır’. Derenin suyu varsa dere olacak. Dereden su akmıyorsa o dere hükmünde mi? Değil. Adamın da canı olacak. insanın canı olacak. Canı var ise o kimse biz adam yerine koyacağız. insan yerine koyacağız.
‘Bunlar insan değillerdir. Suretten ibarettirler. Bunlar ekmek ölüsüdürler. Şehvet öldürmüş bunları. Bir hale düşmesi yüzünden gündüzün kandille gezip dolaşan papaz birisi gündüzün gönlü aşkla yanışla dolu olarak kandille gezerdi. Bir herze vekil ona dedi ki a adam kendine gel de öyle her dükkanı arayıp durma. Aydın günde kandille ne gezip duruyorsun? Bu ne saçma şey. Adam dedi ki her yanda adam arıyorum. O nefesle diri olan kimdir?
Bir adam su pazar adamla dolu hür kişi dedi, adam arayan dedi ki bu iki yol ağzı, ana caddede öfke ve hırs zamanında dayanan bir adam arıyorum.’
Hani meşhurdur ya bu, bu biraz yunan helenistik çağında zatın birisi hani eline bir tane kandil alır da adam aramaya başlar güpegündüz. Derler ki sen ne arıyorsun. Der ki ben adam arıyorum, insan arıyorum yani böyle mi adam aranır? Böyle mi insan aranır der, o yüzden normalde evet, orta yerde sureten insan olan çoktur ama insan-ı kâmil olan azdır. Sureten hepsi de insandır amma velakin emaneti zayi etmeyen namazını dosdoğru kılan, orucunu dosdoğru tutan, tasadduk eden, fakir fukaraya yardımcı olan insanlar çok azdır. Allah bizi öyle adamlardan eylesin inşallah. O yüzden resimle adam olunmuş olsaydı, bütün heykellerden kelimeler dökülür, bütün resimlerden hikmetler dökülürdü.
Ashab-ı Kehf, bütün aslanların başları alçaldı canım. Nur denizinde gark olduktan sonra, ona kötü ve çirkin suretin, neziyanı var. baktığınızda. Hani köpeğin çirkin bir sureti, bütün hayvan haşadın suretleri bütün suretler güzeldir ama hani köpeğe baktığımızda bize çok tatlı gelmeyebilir sureti ama ve lakin Hz.Pir diyor ki o malum Ashab-ı Keyf’in köpeği, Ashab-ı Keyf’e bağlılığından dolayı onların peşinden düşmedi. Rivayet edilir ki Ashab-ı Keyf’in yedi kişiden bir tanesi çoban idi. O çobanın da arkasında o av köpeği idi veyahut da çoban köpeği idi. O Ashab-ı Keyf’in av köpeği bazı rivayetlerde beş, bazı rivayetlerde üç ama Kur’an-ı Kerim bize onların sayısını bilen çok azdır diye rivayet ediyor .Yani normalde kaç kişi olduğu net değil. Kur’an, bize normalde şu kadar kişi diye bize beyan etmiyor ama biz baktığımızda bu Ashab-ı Keyf’in hikayesi çok böyle mitolojik, eski bir hikaye. Biz Hint inanışına gittiğimizde, hint inanışında dahi yedi uyuyanlar ve Ashab-ı Keyf’in hikayesini bulmamız mümkün veyahut da işte daha değişik, doğuya doğru yürüdüğümüz de yine Ashab-ı Kehf hikayesi bulmamız mümkün veyahut da aşağı Mezopotamya’ya baktığımızda, çoğu Mezopotamya’da kadim kültürlerin içerisinde Ashab-ı Kehf hikayesi bulmamız mümkün. Tabii aynı zamanda yahudi kültüründe de Ashab ı Kehf hikayesi bulmamız mümkün çünkü yahudiler, mekke müşrikleri yahudilere gidiyorlar, diyorlar ki Hz. Peygamber’e öyle soru sorun ki işte o cevap veremesin. Yahudiler gelip Ashabı Kehf’ten soruyorlar. Demek ki yahudiler de Ashab ı Kehf hikayesine, bu mitolojik hikayeye vakıflar. Zaten hristiyanlar da bu hikayeye vakıf. O yüzden hristiyanların hatta bir kısmı, ben malum izmirliyim, Egeliyim. Orda, Efes’te de yedi uyuyanların olduğuna dair rivayetler vardır. Hatta hristiyan gelenekte, Efes’e gelirler. Yedi uyuyanların mağaralarını ziyaret ederler. Böylece orda da bir Ashab-ı Kehf hikayesi mevcuttur. O zaman baktığımızda hristiyan tarihine baktığımızda, ondan
önce de yahudi tarihi var yani yahudi tarihine de baktığımızda ondan önce hint tarihi var veya baktığımızda böyle geleneksel olarak bu yedi uyuyanlar veyahut da mağarada uyuyanlar hikayesi eski kadim bir hikaye, biz onu Kehf suresinden okumamız mümkün. Kehf Suresi bize bununla alakalı net bir bilgi veriyor. O hani Kehf Suresi ayet 18: ‘Onlar uykudayken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürüyorduk. Köpekleri de dirseklerini eşiğe uzatmıştı. Onları görsen, için korkuyla dolar geri dönüp kaçardın.’ Demek ki Ashab ı Kehf mağaranın içerisinde ve mağaranın önünde de kapısında da onun ne yani ne Kıtmir dediğimiz, Kıtmir duruyor. ibn i Abbas rivayet ediyor bunu diyor ki onlar, Ashab ı Kehf’i ancak pek az kişiler bilir mealindeki Kehf Suresi ayet 22 hakkında dedi ki ‘ben, o az kişilerdenim.’ Hz. Abbas, Abbas’ın oğlu bunu söylüyor. Ben o az kişilerdenim.
Makselmina, şehre para gönderen Temliha, Mertülus, Yenbünüus, Derdinüus, Çoban Mentiyusisunus ile köpekleri Kıtmir’dir diyor. Şimdi bununla alakalı hadis-i şerifler de var. Demek ki burda söz konusu olan şey Kıtmir’in Ashab-ı Keyf’in yanında olaraktan değerlenmesi, kıymetlenmesi. Hani böyle bir tefsirlerde geçer, cennetlik olacak on tane hayvan vardır ya bu cennetlik olacak on tane hayvanın bir tanesi de normalde Yunus Aleyhisselam’ın karnında durduğu balıktır. Salih Aleyhisselam’ın devresidir. işte ibrahim Aleyhisselam’ın ineğidir, yani ismail Aleyhisselam’a indirilen koçtur. işte bunun gibi bunların cennetlik olacağına dair tefsirlerde rivayetler vardır. Şimdi birisi de bunların içerisinde Ashab ı Keyftir. Ashab-ı Keyf’in kelpidir, köpeğidir. Aslında adı onun kelptir. Tabi sonradan kelp köpek manasında olduğu söylenir ama belki de eski dilde o köpeğin ismi ile sonradan köpekler kelp olarak bilinmeye başlandı veya öyle isim kondu. Ona da bir şey diyemeyiz.
O yüzden normalde baktığımızda halbuki hadis-i şerif var. Öyle değil mi? içinde köpek bulunan, resim bulunan ve cünüp kimsenin bulunduğu eve rahmet melekleri girmiyorlar. Bakın cünüp bulunan. O yüzden cünup olan kadınlar, erkekler, gençler, cünüb olduğunuzda hızla gusl edin. Gusl etmek çok teferruatlı bir ibadet değil. Gusl etmek hanefiye göre ağzına, burnuna su verip bütün vücudu tamamiyetle yıkamak. Niyet ettim Yarabbi gusül abdesti mi almaya. Bu kadar. Bakın çok basitten söylüyorum size. Niyet ettim Yarabbi gusül abdestimi almaya deyip ağzına burnuna üç sefer su verip temizleyip ondan sonra bütün vücudunuzu yıkamaktır. Gusül abdestinin en kısa yolu budur anlatım olarak. O yüzden asla cünüp dolaşmayın. Şimdi bu ateistlerin, dinsizlerin işte böyle gazına bunların laflarına gelmeyin. Cünüplükten kurtulmak da ibadettir çünkü. Bakın cünüplükten kurtulmak da ibadettir. Cünüpken bir şey yememeye içmemeye dikkat edin. Cünüpken evden
dışarı çıkmamaya gayret edin. Hatta eskiler böyle yatak odalarının içerisine banyo koymuşlar, çok fazla adım atmayalım diye. Hemen anında yıkanalım, cünüplükten kurtulalım diye. Çünkü cünüplükten kurtulunmayan bir evin içerisinde rahmet melekleri dolaşmaz. Evin içerisinde boydan resimler var, boydan heykeller var, orda rahmet melekleri olmaz. Evin içerisinde bir köpek dolaşıyor, orda rahmet meleği olmaz. Böyle şimdi hayvanseverler yine taktı bu köpeğe, kediye diyecek bana. Ben hadis i şeriflere bakıyorum, benim bir şeye taktığım yok. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri deseydi ki evinizde köpek beslemenizde, apartmanımızda köpek beslemenizde bir sakınca yoktur ben de gider bir tane köpek evin içerisine bağlardım. Yani benim böyle bir hayvan nefretim yok. Allah beni affetsin. Hayvanlarla alakalı herhangi bir alıp veremediğim de yok ama hadis i şerif bu melekler içinde resim bulunan, ondan sonra köpek bulunan ve cünüp kimsenin bununduğu eve girmezler. (Ebu Davut ve mesai)
Şimdi böyle olunca, şimdi geldiğimiz din kadim. Yani Adem’den, Hz Muhammed’i Mustafa’ya kadar sallallahü ve sellem hazretlerine kadar işte o köpek, o kıtmir kapıda duruyordu. Kapının eşiğinde duruyordu yani yedi uyuyanların içerisinde, yanı başında durmuyordu. Onlara bekçilik yapıyordu çünkü onlara bekçilik yaptığı için mağaranın kapısının önünde duruyordu. Yani eşiğinde duruyordu. işte o köpek, o Ashab ı Keyf’e yani Ashabı Kehf de kimdi? Orda bir şehir vardı. O şehrin başında zalim bir vali vardı. Zalim bir devlet başkanı vardı. O zalim devlet başkanı, o zalim vali insanları imanından ediyordu. insanları islamdan ediyordu ve belli bir zamanda, yortu denilen dini bayramlarda, bütün halkı topluyor ve bütün insanlara putların önünde secde etmelerini, putlara kurban kesmelerini, putlara ibadet etmelerini emrediyordu ve o şehir halkının içerisinde de bütün herkes o zalimden korktuğundan, çekindiğinden şehrin ortasında bulunan o put ve putçukların önüne gider, onlara ibadet ederler, onların önünde saygıyla eğilirlerdi. Böyle bir onların önlerinde tazim ederlerdi. işte normalde onları herkes geçer, o büyük putun önünden selam vererekten yürür giderdi.
Bazen bu enstantaneler gözümün önüne geldiğinde, ortaokul zamanımızdaki on kasımlar aklıma geliyor. Bizim Bayındır’da Sağır’ın sineması diye kapalı sinema salonu vardı. Orta yerde Atatürk’ün bir büstü dururdu, yanında iki tane de meşale olurdu. Bütün okul olarak biz sıra ile girer, Atatürk’ün önünde, Atatürk’ün heykelinin önünde durur, başımızla selam verir, yürür giderdik 10 Kasım’da. Yani normalde baktığımızda bu eski hangi zamanda artık hristiyan zamanında mı yaşandı, yahudiler zamanında mı yaşandı daha kadim eski bir zamanda mı yaşandı, bir zalim devlet, bir zalim devlet başkanı, bir zalim vali, bütün insanları orta yere toplar, bayram
gibi veyahut da onun gibi yortu günü gibi bir gün tertip edilir, herkes o putların önünde saygı duruşunda bulunur, o putlara ibadet eder, o putların önünde eğilirlerdi. işte yedi genç, biz öyle söyleyelim, şimdi bütün rivayetler yedinin üzerinde toplanınca, bu yedi gencin, yedisi de genç, yedisi de böyle aklı çalışan, kafası çalışan, kalbi çalışan, iman etmiş kimseler, anne ve babalarının bu sapkınlıklarına, toplumun bu sapkınlığına bakınca, hani bir rivayette, bazı rivayetlerde, tarihi mitolojik hikayelerde, bir tanesi gidip bir üzüm, asma ağacının dibine gidip oturup, işte böyle insanları seyretmeye başlıyor. Hani diyor ki bunlar şirk ehli. Bunlar müşrik, bunlar nasıl giderler putların önünde saygı ile eğilirler, buna nasıl giderler, putlara ibadet ederler. Yani kadim olan Allah her şeyi ile kuşatmışken, bunlar nasıl şirke düşerler diye kendi kendisine düşünmeye başlar. Böylece yedi tanesi de aslında hiç birbirlerinden haberdar olmadan bir ağacın altında toplanaraktan, böyle dağın eteğine bakaraktan, dağın eteyinde toplanaraktan onlarla beraber olmadıklarını, o müşriklerin, o şirk ehlinin içerisinde olmadıklarını beyan ederekten, hiç birbirlerinden habersiz, bir dağın eteğinde toplanırlar ve bakarlar ki gerçekten insanlar müşrikliklerine devam ediyorlar. Allah’ı terk etmişler. Allah’a imanı terk etmişler, heva ve heveslerini ilah edinmişler. Şeytanın yolunu kendilerine yol edinmişler. Allah’ın dışında hüküm arayıcı, Allah’ın dışında din koyucu, Allah’ın dışında hüküm ve hukuk koyucu, putları kendilerine ilah edinmişler veyahut da o putları ilah olarak dayatan sistemi kendilerine ilah etmişler ve bu yedi tane genç, bundan kendilerinin uzak olduklarını beyan edince, şehrin içerisinde bu duyuluyor. Şehrin içerisinde bu duyulunca, o zalim sistem, o yedi tane genci katletmek, öldürmek için peşlerine adam koyuyorlar. O yedi kişi de bir mağaraya sığınıyorlar ve mağarada ibadet etmeye başlıyorlar çünkü o şehir halkı onları yakalarsa işte onları katledecek.
Bazı rivayetlerde bir deprem oluyor. Deprem olunca mağaranın önüne büyük, kocaman kayalar geliyor. Büyük kocaman kayalar gelince onlar içerde mahsur kalıyorlar ve onlara ne olup ne bittiğinin anlaşılması için oranın halkı bakır levhalara bu hikayeyi yazıp mağaranın içine atıyorlar. Velev ki aradan üçyüz küsür yıl geçiyor. Üçyüz küsür yıl geçtikten sonra bir kimse oraya bir çoban ev yapmaya başlayınca, kendisine böyle dam yapıp, ağıl yapmak için uğraşırken, ordaki o kayaları alıyor. Kayaları alınca o mağaradaki kimseleri meydana çıkıyor. Yine başka bir rivayette yine bir deprem oluyor. Deprem olunca ordan yerler açılıyor. Yerler açılınca işte onlar tekrar bu hikaye böylece bakır levhalarla bize gelmiş oluyor diyelim. Şimdi burdaki söz konusu olan şey şu. Bu o köpek, o iman edenler, o salih gençler, bakın hep türü taze iman eden gençlerdir. Sebep? Baktığımızda gençler
çünkü o yaşlıların dinlerinin, yaşlıların gittiği yollarının sapkın olduğunu görürler. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine de ilk iman edenler gençlerdir. Gençler bu konuda çok önemlidir. Belki de bir müddet sonra bizim yaşadığımız dine dahi arkadan gelecek olan gençler eleştirel olarak bakacaklar ve diyecekler ki siz imanlarınızı daha iyi yaşamışsınız, dini daha iyi yaşamışsınız. Allah’ın emrettiği şekilde yaşamışsınız. Bir şeylerden korkmuşsunuz. Bir şeylerden çekinmişsiniz, bir şeyler size ayak bağı olmuş, bir şeyler size göz bağı olmuş, siz korkmuşsunuz, ürkmüşsünüz, çekinmişsiniz. Siz Kur’an ve sünneti tam olarak yaşamamışsınız diyeceklerdir de bize.
işte burda söz konusu olan kelp. Yani siz Allah dostlarının yanında olursanız kıymete biniyorsunuz. Allah yolunda koşan kimseler olunca kıymete biniyorsunuz. Belki de Allah bizi affetsin, hani kelp kadar kıymetimiz yok ama yol kıymetli olunca, böyle oluyor insan. Allah bizi kıymetli yollarda yürüyenlerden eylesin. Camii’nin Mevlana Camii’nin bir beyiti çok hoşuma gitti O Mevlana Camii’nin beyitini okuyayım, ondan sonra bu konuyu kapatayım. Hanihem Farisicesini dilim döndüğü kadar okuyayım, sonra da Türkçesini okuyayım inşaallah:
Yâ ResûlAllah! Çi bâşed çün seg-i Ashab-ı Kehf?
Dâhil-i Cennet şevem der zümre-i ashab-ı tû,
O reved der Cennet, men der Cehennem key revast?
O seg-i Ashab-ı Kehf, men seg-i ashab-ı tû”
“Ya Resulallah (asm)! Duydum ki Ashab ı Kehf’in köpeği cennete girecekmiş. O cennete girerken, benim Cehenneme gitmem reva mıdır? O Ashab-ı Kehf’in köpeği ise, ben de senin ashabının köpeğiyim!” der.
Evet , çok hoşuma gitti Mevlana Camii’nin bu sözü. Malum, Mevlana Cami veya Molla Cami veya Camii olarak geçer. Türk’tür kendisi. Şah ismail ve avanesinin baskısının altında söyler bu sözleri. Ehlibeyte olan muhabbetini gösterir. Ashaba olan muhabbetini gösterir. Bende derki ashabının köpeğiyim. Allah bizi iyi etsin inşallah. Hani bu tabii Ashab ı Kehf toplanmış ya hadis i şerif aklıma geldi. Onu da beyan edeyim. ‘iman edenler birbirlerinin dostları ve velileridir. Nerde olurlarsa olsunlar, birbirlerini ararlar, bulurlar. illaki haberdar olmalarına gerek yoktur. Onlar çünkü iman edenler veyahut da etmeyenler böyle toplanmış askerler gibidir.’ Allah bizi iyi etsin inşaallah.
“ Kalemler sureti öğmezler. Kitaplara da adamın suretine ait vasıflar
değil ‘alim, adalet sahibi’ gibi zatına ait vasıflar yazılır.”
Yani kalemler baktığınızda sureti övmez. Yani siz birisine mektup yazarken işte siz onun suretini övmezsiniz veya siz devlet başkanına bir mektup
yazacaksanız, devlet başkanının vasıflarıyla onu söylersiniz. Bir kimse vasfi ile anılması gerekir. O kimsenin vasfı ne? Emanete işte riayet eden kimse mi? O kimsenin vasfı ne? Namazı dosdoğru kılan kimse mi? O kimsenin vasfı ne? Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışan bir kimse mi? O kimsenin vasfı ne? Çok mu cömert, çok mu cimri, çok mu sinirli, çok mu itidalli. işte çok mu kötü ahlaklı? Çok mu iyi ahlaklı? Onlarla insanlar anılar ve Cenâb-ı Hak bu manada da sizin suretinize bakmaz. Sizin siretinize değil içinize bakar. O yüzden insanı insan eden, içindeki manasıdır, siretidir. insanı insan eden, onun taşıdığı görevdir, onun taşıdığı anlamdır, manadır. O yüzden insanı insan eden unsurlar, hiçbir zaman suretle alakalı değildir. Siz bir kimsenin hakkında övücü konuşacaksanız, onun güzel huylarını anlatırsınız. işte bir kadın methedilecekse, işte kaşları yay gibi ondan sonra kirpikleri hilal gibi işte diye bir kadının sureti bu manada dile getirilir ama önemli olan onun da ahlakıdır aslında. Hani ‘nikah dört şey için yapılır. Siz dindar olanı seçiniz’ demiş. Böyle olunca, o kimsenin suretinden öne çıktı dini. Demek ki önemli olan insanın dinidir, ahlakıdır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hani meşhurdur ya ayet i kerime, hadisi şerif ‘kıyamet gününde bir kimse şu sorulara muhatap olmadıkça yerinden ayrılamaz.
Ömrünü nerede ve nasıl geçirdi, öğrendiği bilgi ile ne yaptı, malını nereden kazandı ve nereye harcadı, vücudunu nerede yıprattı. Bakın onun sureti ile alakalı bir şey yoktur. Ha tamamiyetle bu nedir? Amelleri ile alakalıdır. O zaman normalde sen kadındın, erkektin, boyun posu yerindeydi, kaşların kemandı, saçların yay gibiydi… Bunlar değil. Ya? Ona deniliyor ki ömrünü nerede ve nasıl geçirdin sen, ömrünü nerde geçirdin. Heva ve heveste mi geçirdin, şeytani yollarda mı geçirdin? Sen ömrünü nerede geçirdin? Kur’an ve sünneti öğrenme-öğretme yaşama, yaşatma mücadelesinde mi geçirdin. Yoksa sen ömrünü laylaylomla mı geçirdin ve ondan sonra öğrendiğin bilginle ne yaptın sen? Sen ne ürettin? insanlara faydalı ne yaptın sen? Sen bu dünyaya geldin, bu devlet seni okuttu. ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, sonra sen bu okuduğunla bu ülkeye, bu insanlara ne hizmet ettin? Veyahut da sen kalktın imam hatip okudun. Ondan sonra ilahiyat okudun. Bu okuduklarınla sen ne amel ettin? Sen nasıl bir hizmet ettin? Sen ne ürettin bu ülke için? Bu islam dünyası için sen nasıl bir iyilik bir şey yaptın? O yüzden ürettiğin şeyi göster bana. Bu dünyada ne yaptın, onu göster bana. Öğrenmiş olduğun bilgiler seni nereye götürdü, onu göster bana. Ardından ne? Malını nereden kazandın ve nereye harcadın? Sen bu malı nerden elde ettin? Düne kadar senin hiç bir malın yok iken, düne kadar bu kadar zengin değil iken, sen üç dört yıl siyasetle veya yüksek bürokratda uğraşaraktan bu malı nasıl elde ettin ve bu elde ettiğin malı sen nerelere harcadın?
Senin düne kadar cebinde beş kuruş para yokken, sen bir milletvekili oldun, dünyanın parasına puluna malına mülküne sahip oldun. Sen bu parayı nerden buldun? Sen düne kadar bir yerde müdür, şef oluncaya kadar senin cebinde paran yoktu.
Şimdi sen bir yerde müdürlük yaptın, bir yerde şeflik yaptın, bir yerde amirlik yaptın, şimdi sen villalarda oturuyorsun, sen bu parayı, bu malı mülkü, sen nerden kazandın? Bunun hesabını nasıl vereceksin veyahut da düne kadar senin hiçbir şeyin yokken, istanbul’un bilmem neresinden, bilmem kaç tane daire sahibisin veyahut da sen aslında hiç ilgi ve alakan olmadığı halde onca mal ve mülk sahibi oldun. Bu mal mülk sahiplerini sen nerden elde ettin? Hangi kazançla elde ettin ve elde ettiğin bu malı mülkü sen nerelere harcıyorsun? Vay senin çocukların son model arabalara binip havalar mı atıyorlar? Yok senin çocukların, torunların, bilmem hangi marka çantalar alıp gözlükler alıp kıyafetler alıp havalar mı atıyorsunuz. Siz bilmem hangi lüks restoranlarda yemek mi yiyorsunuz? Siz bu parayı nerden buldunuz? Bu paralar nerden geldi size? Bu şan, şöhret, makam, mevki, sizi nereye kadar götürdü? Neler yaptınız siz bu paralarla? Kimlerin canlarını yaktınız, kimlerin canını acıttınız. Hangi ihalede ne kadar siz paralar devşirdiniz? Hangi ihalede ne kadar yolsuzluklar yaptınız? Kimin hakkını, hukukunu yediniz? Kimin parasını pulunu yediniz? Kimin malını, mülkünü yediniz? Kimin arsasını yediniz? Düne kadar ordan imar geçmiyorken, ordan imar geçirip nasıl haksız kazançlar elde ettiniz? Nasıl haksız kazançlar ederekten zengin oldunuz? Dağın başında bilmem hangi yere turizm imarı alaraktan nasıl bir liralık yere onbeş liralığı yaptınız?
Siz bunu nasıl içiniz kabul etti, vicdanınız nasıl kabul etti, bunu imanınız nasıl kabul etti? Siz iman ehli misiniz? Siz hangi dine mensupsunuz? Hangi dinin insanlarısınız ki siz bu haksız kazançlarla insanların önünde gözünün içine baka baka da yaşayabiliyorsunuz? Hani geçmiş peygamberlerden gelen bir söz vardı ya, Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri bize nakletti. Utanmadıktan sonra istediğini yapabilirsin dedi. Siz utanmadan nasıl bunları yapabildiniz? Nasıl bunları yaşayabildiniz ve bu insanların içerisinde siz nasıl yaşayacaksınız? Nasıl insanların gözünün içine bakacaksınız? Nasıl insanlarla bir ve beraber olacaksınız? Olamayacaksınız. Bu dünyayı yaşasanız dahi mahşerde bunun hesabını veremeyeceksiniz çünkü mazlumun ahını alacak olan, adaletsizliğe uğramış olanın adaletini alacak olan, haksızlığa uğramış olanın haksızlığının cezasını verecek olan ve o haksızlıktan intikam alacak olan Allah var.
Bunun hesabını size soracak ve o yüzden sen malını nerden kazandığının ve nereye harcadığının hesabını tek tek tek tek vereceksin. Eğer bu dünyada
böyle bir düzen, sistem kurulursa bu dünyada vereceksin ama ne yazık ki dünya dünyaperestlerin, dünyayı sevenlerin dünyası. Dünya ne yazık ki deccalın yolundan koşan, şeytanın yolundan koşanların dünyası. Dünya ne yazık ki adalet sahibi insanların dünyası değil. Dünya ne yazık ki mümine zindan, münafığa, kafire, fasığa cennet. Sonuncusu ne? Vücudunu nerde yıprattın? Sen vücudunu nerde yaşlandırdın? Vücudunu sen nerde yıprattın? içki masalarında mı? Pavyonlarda mı yıprattın? Kumar masalarında mı yıprattın? Sen vücudunu heva heves yolunda mı yıprattın? Sen vücudunu şeytan yolunda mı yıprattın yoksa sen vücudunu Allah yolunda mı yıprattın? Bunun da ne yapacaksın? Hesabını vereceksin. Allah hesabını düzgün bir şekilde veren kullarından eylesin inşallah.
“Bilgi ve adalet sahibi hep manadır. Onları önde artta bir yerde bulamazsın. Zata ait sıfatlar lamekan elinden cana şule vermektedir. Can güneşi göklere sığamaz dedi”
Bakın, bilgi ve adalet sahibi manadadır. Bir kimsenin normalde biz bilgi ve adalet sahibi olduğunu hükmederiz. Neden? Onu sıfatsal tecelliyatından o yüzden ve bunlar bu manalar, bu mana da lamekan yani mekansızlıktan gelir ve bu zata ait yani Cenab ı Hakk’ın kendi zatına ait sıfatlardır ve bu Cenab ı Hakk’ın zatına ait bu sıfatlar, o kulların üzerinde tecelli eder ve o kulların üzerinde tecelli ederse o zaman zaten o kullar gerçekten Adem olmuş olur ve Alim Adil sıfatları birer manadan ibarettir yani çünkü onları normalde bir odanın içerisinde senin böyle bir vücuda bürünmüş bir şekilde görmem mümkün değil. Ancak insanın üzerinde o görünür. insanın üzerinde bir vasıftır. insanın üzerinde bir sıfattır. O yüzden mü’minlerin sıfatları vardır. Mesela müminlerin kaşları, gözleri tarif edilmez kur’an-ı kerimde. Kur’an-ı kerimde müminlerin sıfatları tarif edilir bize ve baktığımızda kur’an bize hep sıfatsal tecelliyatlarla gelir bize. Örneğin Enfal Suresi ayet iki: ‘Müminler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir.’ Onun ayetleri kendilerine okunduğu zaman, onların imanlarını arttırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. Bakın burada müminlerin en önemli sıfatları bize tanıtılıyor. Kimmiş mümin? Allah zikredildiği zaman kalbi ürperen kimseymiş. Yani bir yerde ‘La ilahe illallah, Allah, Allh diye zikredilirken veya bir yerde kuran ı kerim okunurken veya bir yerde namaz kılınırken veya bir yerde hac ibadeti yerine getirilirken veya herhangi bir yerde Allah anıldığında o mümin kimsenin kalbi ne yapacakmış? Kalbi titreyecekmiş. Eğer kalbi ürperir, kalbi titrerse, işte o kimsenin üzerinde müminlik sıfatı tecelli etti ama ne yazık ki şimdi Allah’ı zikredilen mekanlar Allah’ı zikredilen zikreden insanlar tu -kaka görülüyor. Alay ediliyor. Onun nesi mümin? Allah’ı zikreden, küçük gören bir kimse mü’min değil,
Allah’ın zikrini küçük gören bir kimse mü’min değil Allah’ın zikrini duyduğunda kalbi ürperen kimse mü’min. Allah’ı zikreden gördüğünde Allah hatıra gelen kimse mümin. Bakın burda kur’an bize direkt sıfat anlatıyor ve sıfatları bize aktarıyor.
Demek ki bize lazım olan şey neymiş? Sıfatmış. ‘iman edenler ancak Allah’a ve peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. işte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.’ Hücurat onbeş, bakın yine Cenab ı Hak iman edenlerin sıfatlarını bizi anlatıyor. Diyor ki ‘Bu iman edenler, Allah’a ve peygambere iman edip bunda şüphe düşmeyip, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir’ diyor. Allah yolunda cihad edenler, bakın müminlik vasıflarını, müminlik sıfatlarını Cenab ı Hak bize kur’an’da beyan ediyor. Müminin bize kaşını gözünü beyan etmiyor. Müminin bize kadınlığını, erkekliğini beyan etmiyor. Sıfatsal tecelliyatını beyan ediyor. Birincisi neydi ilk anlattığımız ayet i kerime? O kimseler Allah’ın zikri duyulduğunda kalpleri ürperiyordu. ikincisi şimdi söylediğimizde o kimseler ne yapıyordu? Mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad ediyorlardı.
Bakın, müminin üç vasfı çıktı. Yani dört beş tane vasfı çıktı da çok önemli. Ne? O bir kimse Allah anıldığında kalbi ürperecek, içi ürperecek, ondan sonra şüpheye düşmeyecek ve Allah yolunda cihad edecek. Allah yolunda malıyla, canıyla cihat edecek ve Bakara, ayet üç: ‘Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.’ Bakın, yine müminlerin sıfatı çıktı. Onlar gaybe inanırlar. Biz gaybe iman ederiz. Biz mahşer geleceğine, mahşerin kurulacağını iman ederiz. Biz kaybe iman edenlerdeniz. Biz hesap gününe iman ederiz. Biz din gününe iman ederiz ve din gününde hesaba çıkarılacağımıza iman ederiz. Biz gayba iman etmişiz ve de namazı dosdoğru kılarlar. iman edenler, müminlerin vasfıdır. Müminlerin sıfatıdır ki namazı dosdoğru kılarlar. O yüzden Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki ‘dinde yıkılan son kaledir namaz’ dedi. ‘Namaz dinin direğidir. Namazsız bir müslümanın, müslüman olması düşünülemez’ dedi. Demek ki bakın kur’an bize müminlerin sıfatlarını anlatıyor. Müminlerin bize resmini anlatmıyor. Bize mana resmi çiziyor ve mana resmi çizerken onlar gaybe inanırlar, namazlarını dosdoğru kılarlar ve rızık olarak kendilerine verdiklerimizden harcarlar. Yani rızık olarak Cenab ı Hak bunu sana vermiş. Bu senin kendi emanında, bu senin kendi tasarrufunda. Ondan sen bir başkasına tasadduk ediyorsun, bir başkasına yardımda bulunuyorsun, açı doyuruyorsun, çıplağı giydiriyorsun, kimsesizin kimsesi olmaya çalışıyorsun hep bana diye düşünmüyorsun. Lüks binalarında, lüks evlerinde,
lüks katlarında, lüks yatlarında yataraktan, günlerini geçirmiyorlar. Mallarını normalde tasadduk ediyorlar. Fakir fukaraya yardımcı oluyorlar. Devasa binalar da oturup fakir fukarayı düşünmemezlik etmiyorlar. Ben zenginlik düşmanı değilim.
Ben fukara düşkünüyüm ama ben zenginlik düşmanı değilim. Allah bütün Ümmet i Muhammedi zekat veren zenginlerden eylesin ama dosdoğru zenginlerden eylesin. Zekatını dosdoğru veren, sadakasını dosdoğru veren zenginliği ile etrafı ezmeye çalışmayan, zenginliği ile şatafata şatata düşmeyen, zenginliği ile ne oldum delisi olmayan, sonradan görme olmayan kültürlü, eğitimli, tevazulu, sofrasında fukaranın eksik olmadığı zenginlerden olsun. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Yine bir vasfını daha söylüyor. ‘Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah hesap görücü olarak yeter. Mümin, Allah’tan korkar. Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmaz. Mümin Allah korkusuyla yanar tutuşur. Korkacaksa eğer. Mümin başka bir tauttan, şeytani yoldan gidenlerden korkmaz. Mümin hırsızlardan, adaletsizliklerden, zalimlerden korkmaz. Mümin Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmaz ve yine Müminin Suresi ayet iki: ‘Onlar ki namazlarında derin bir huşu içindedirler.’ Demek ki mümin, öylesine ki namazda derin bir huşu içinde. Hani namaz müminin miracıdır hadis i şerifinin tecelli ettiği kimselerdir. O müminler öğle namaz kılarlar ki onun kıldığı namaz, o kimsenin miracı olur. Allah bu sıfatlarla sıfatlanan, bizleri mümin kullarından eylesin inşallah. Önümüzdeki hafta konu başlığı: ‘Tavşanın bilgisi, bilginin fazileti ve faydaları. Bu sözün sonu yoktur. Kulak ver. Tavşan hikayesini anla.’ Burdan inşallah konu başlığı olarak, tavşanın hikayesine dönüp, tavşanın hikayesine devam edeceğiz Cenab ı Hak izin verirse inşallah. Herhalde binyirmisekizinci beyitten olacak ama konu başlığı ‘tavşanın bilgisi, bilginin fazileti ve faydaları.’ Konu başlığı bu, Allah izin verirse inşallah bu konu başlığından önümüzdeki hafta Allah izin verirse devam edeceğiz inşallah. Şimdi sıra sorularınıza geldi inşallah.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Kalb, Sünnet, Şeyh, Tevekkül, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı