Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammedî, Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kur’an ve sünneti seniyyenin yaşanması için yaşatılması için mücadele eden kullarından eylesin. Rabbim dini mübin-i islam’ı ayakta tutacak kullarından eylesin. Rabbim ülkemize, memleketimize Ümmeti Muhammed’e faydalı olacak insanlar başımıza tesis eylesin. Rabbim terörden uzak, her türlü anarşiden uzak, her türlü sıkıntılardan uzak ülke eylesin. Ülkemizi her türlü sıkıntıdan muhafaza eylesin. Her türlü afattan muhafaza eylesin. Her türlü afattan muhafaza eylesin. Her türlü afattan muhafaza eylesin. Rabbim ülkemizi yönetecek olanları Kuran ve sünneti seniyyeye uygun hale getirsin, Kuran ve sünneti seniyyeye uygun bir şekilde bir yönetim tesis eylesin. Amin diyen dillerinizi nar-ı cehennemden azad eylesin. Kaldığımız yerden devam ediyoruz, 1586’dan:
Hani bir tacir vardı, Hindistan’a doğru yola gidecekti. Hindistan’a doğru yola çıkarken de onun bir dudu kuşu vardı. Bu dudu kuşundan, Hindistan’a gitmek için helallik aldı yani bir isteğin var mı dedi. O da dedi ki benim ordaki dostlarıma benden selam götür. Benim halimi, ahvalimi onlara anlat demişti. Sonra araya Hz. Pir başka mevzu katmıştı, malum. O mevzuyu
kattıktan sonra dedi ki ondan sonra tacir meselesine geri dönelim tekrar dedi. Evet:
‘Tacirin kırda Hindistan dudularını görüp onlara dudusundan ha-
Konu başlığı bu.
“Hindistan uçlarına varınca tacir, kırda birkaç dudu gördü.”
Bu dudi/tuti kuşu dereler eskiler, bizde papağan gibi hani konuşmasını
öğretiyorlar ya bunun, bugünkü o kuşun karşılığı papağan.
“Atını durdurup seslendi, dudunun selamını ve kendisine emanet ettiği sözleri söyledi. O dudulardan birisi bir hayli titredi ve düşüp öldü, nefesi kesildi.
Hani, o tacir evinde beslediği, kafesinde beslediği dudunun işte söyledikleri vardı. işte hani diyordu ya, hatırlayın, ben kafesteyim, siz özgürsünüz, ben burda mapus gibiyim. Ondan sonra siz orda tabiri caizse hür bir şekilde gidiyorsunuz diye sözlerini ona aktardı. O dudu kendi hâlini ona aktarınca dudulardan birisi titreyip orda can verdi veya can verir gibi yaptı. Öyle söyleyelim.
‘Tacir bu haberi verdiğinden dolayı pişman oldu. Dedi ki: ‘Bir cana kıydım. Bu dudu olsa olsa o duducağızın akrabası olacak. Galiba bunların cisimleri iki canları bir.’
Yani bunlar ki tane ayrı dudu kuşu ama akraba, aynı kavimden. Birbirleriyle kan bağı var ki hani bunların canları bir gibi hani bunu böyle, öyle ümmet kalmadı da! Hani peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine diyor ya: ‘Ümmet bir vücut gibidir bir tarafında bir ağrı varsa bütün vücut ağrıyı hisseder’ diyor. Bütün vücut o ağrıyı çeker. Ümmet de böyledir diyor. Tabii ümmetin bu hali kalmadı şimdi yani bırakın ümmeti, bir milletin dahi böyle bir hali kalmadı. Bıraktık, akrabaların arasında dahi böyle bir hal yok. Bıraktık, ailelerin içerisinde dahi böyle bir hal yok. Ailede birisi rahatsız olsa yani herkes rahatsız olmuş gibi olmuyor. Yani bu bizim iyice Kur’an sünnet ahlakından, duygusundan uzak olmamızla alakalı. Allah bizi affetsin. Oysa hani diyor ya hadis-i şerifte de ayet-i kerimede de ‘ancak müminler kardeştir’ ama o kardeşliği ne yazık ki tesis edemiyoruz. Ümmet-i Muhammedin en büyük eksikliklerinden birisi bu. Bu işin içerisine dünya giriyor, hırs giriyor, mal giriyor, kadın giriyor, makam giriyor, bu kardeşlik tesis olmuyor. Bu böyle birbirlerini Allah için sevme, birbirlerine Allah için yardım etme, birbirinin Allah için koluna girme, birbirine Allah için destek olma, acısını paylaşma, sevincini paylaşma…Bu ne yazık ki ümmetin içerisinde hızla yok oluyor ve yok olmaya da devam ediyor. Yani bir şey
durur, ümitvar olursun durduğunda, dersin ki tamam, bundan sonra ivme geri dönecek, yani bu hal ortadan kalkacak ama ne yazık ki ümmetin içerisinde bu hal ortadan kalkmıyor.
Ümmetin içerisine aşırı derecede bir ırkçılık koydular. Aşırı derecede bir ırkçılık koydular! Bu ırkçılık, iki yüz yıldan beri ümmeti kemiriyor ve şu anda bu yüzyılda da bu yetmedi bir de bireyselciliği koydular. Bu bireyselciliği de koyunca artık ümmetin hepsi de hemen hemen bireysel düşünmeye başladı. Hani hadisi şerifte güzel, edebiyatta güzel. Komşusu açken tok yatan bizden değildi. Hiç kimsenin umurunda değil şu anda. Yani böyle bir şey yok. Burda açken tok yatan bizden değildir dediği, sadece yemeğe bağlıyoruz. Hani birisi açsa biz tok yatmayalım diye. Yani bu ne demek biliyor musunuz, komşunun bir derdi varken sen o dertle dertlenmiyorsan sen bizden değilsin. illa ki aç olması şart değil burda veya bir derviş kardeşinin bir derdi varken sen o dertle dertlenmiyorsan senin dervişliğin problem. Hani sufilerde önce bir dervişte fani olma vardır ya, sufi kardeşinde fani olma, yani şeyhten önce o gelir. Şeyhte fani olmadan önce dervişte fani olmak. Bu ne derviş kardeşinin canı yanınca senin de canın yanacak. Derviş kardeşinde bir sıkıntı varsa sen de o sıkıntıdan elem duyacaksın. işte diyor ki burda ‘cisimleri iki canları bir’ duduyla alakalı. Yani cisimleri iki, yani ikisi ayrı yerlerde, ikisi ayrı yerlerde olmasına rağmen birisinin acısını çekti, o da düştü öldü. Diğerinin acısını çekti, ayrı yerlerde diğerinin acısını çekmek. Bu büyük bir mesele. Bunu ümmet ne yazık ki kaybetti. Allah bizi affetsin.
“Bu işi niye yaptım, o haberi niye verdim? Bu münasebetsiz sözle bi-
çareyi yaktım yandırdım”
Dedi tacir. Yani dedi ki ben ne yapmaya bu sözü söyledim. Yani onun canının gitmesine sebep oldum. Biri içer biri bakar kıyamet ondan koparmış ama ben mağdurum, şeker hastasıyım ya, o yüzden dilim damağım kuruyor, hakkınızı helal edin, isteyen helal etmeyecek olan varsa da söylesin. Bizim artık yaş da geçiyor, şeker olunca biraz böyle dil damak kuruyor konuşurken, hakkınızı helal edin inşallah.
“Bu dil, çakmak taşıyla çakmak demiri gibidir. Dilden çıkan da ateşe benzer. Manasız yere gâh hikaye yoluyla gâh laf olsun diye çakmak taşıyla demiri birbirine vurma.”
Çakmak taşıyla çakmak demiri. Önceden bir şeyi yakmak için eskiler çakmak taşı dediğimiz yine doğadan, taşlardan oluşan bir taş var, yine bir çakmak demiri denilen ayrı bir demir var, onun üzerine böyle vurunca bu kıvılcım çıkarıyor. Kıvılcım çıkarınca da onunla bir şeyi tutuşturuyorsunuz, onunla bir şeyi yakıyorsunuz. Bir ara böyle şeyler de vardı hani çakmaklar vardı, ucunda küçücük bir çakmak taşı vardı, incecik. Ondan sonra, böyle
çakmağın başında da yuvarlak bir şey vardı, vuruyordun kıvılcım çıkarıp yakıyordu o çakmağı, hâlâ da aynı mı çakmaklar? Şimdi manyetolu demek ki. Çakmak taşlı çakmağı bilenler elini kaldırsın. Büyük bir çoğunluğu cigara içmiş demek ki! Erkekler, ancak onlar bilirler. Demek ki kullanmış onlar çakmak taşlı çakmakları. Önceden onlar benzinliydi, ondan sonra gazlıya çevrildi. Evet, çakmak taşıyla çakmak demiri, dili ona benzetiyor, dil, yani doğru yerde kullanılmazsa sözler yani o yangın çıkarıyor, yani bir şeyi yakıyor. Dilden çıkan da ateşe benzer, yani dilden çıkan da ateşe benziyor ya o ateş hem sahibini yakıyor hem de gittiği yeri yakıyor. Dil böyle bir bu manada, imtihan manasında bela bir şey, dil kadar insanın başına bela başka bir şey yoktur. Bakın, dil kadar büyük insanoğlunun başına büyük bir bela yoktur. Dil kadar da insanı kıymetlendiren bir şey yoktur. Dil hem insanı kıymetsiz eder, alaşağı eder, dil hem de insanı kıymetli eder. Dil hem bir toplumu yakar, ateşe verir hem de bir toplumun kurtuluşuna sebep olur. Dil öyle bir şeydir. işte manasız yere gâh hikaye yoluyla gâh laf olsun diye çakmak taşıyla demirini birbirine vurma. Yani dilini doğru yerde doğru bir şekilde kullan. Hani hadisi şerif var ya, kul diyor cennete bir adım kaldı, bir kulaç kaldı. Söylediği bir şey yüzünden cehenneme gitti. Söylediği bir söz yüzünden! Kul diyor cehenneme girecekti. Bir adım kaldı, söylediği bir söz yüzünden o diyor cennete gitti. Dil, bu kadar çok önemli. Hani bu fakir, derim ya, dilini koruyan imanını korudu, dinini korudu. Dilini korursan, dinini koruyacaksın. Dilini korumadın, dinini de koruyamadın. Kendi dinini.
islam’a kimse bir zarar veremez. islam islam’dır. Orda durur. Müslümanlar bozulurlar, dağılırlar, batarlar, bunun dinle alakası yoktur. Müslüman’ın kendi aymazlığıdır, Müslüman’ın kendi anlamadığıdır, Müslüman’ın kendi dinini yaşamadığıdır, Müslüman’ın kendisinin dinini öğrenmediğidir, sorumlusu Müslümandır bu batış ve çıkışlardan. Din, kuran ve sünnet orda durur. Sen onu alır, onunla amel edersen kurtuluşa erersin. Sen onun dediklerini yerine getirirse bir toplum toplum olarak kurtuluşa erer. Bir toplum harfiyen dinini iyi anladı, yaşadı ve yaşattı, devlet bazında, millet basından yükselir; yok anlamadı, yaşamadı, batar. Basit! Sen dinin hükümlerini kendince anlayıp idrak edip hayatına adapte edersen kurtuluşa erersin. Bunda, dinin bir şeyi yoktur, dahli yoktur yani. Bunun gibi. işte o dille, dilini korursan sen, kendi dinini de korursun. Dilini korumazsan, sen dinini de koruyamazsınız kendini de koruyamazsın. Dil çünkü. O yüzden Cenab-ı Hak birinci derecede insanları yarattı ve insanı yaratınca da insana bir dil verdi. O dilin arkasına akıl verdi, o dil ve akılla insanlar anlamayı ve anlatmayı sağladı, Cenab-ı Hak insanların üzerinde. insan aklıyla anladı, diliyle anlattı anladığını ve bunu yaratan kim? Allah. Bakın tekrar söylüyorum, aklıyla
anladı, anladığını diliyle anlattı. Bu Cenab-ı Hakkın insanların üzerine vermiş olduğu bir fıtrat. Bu bütün insanların üzerinde var.
O zaman anladığını anlatan ne? Dil. Bakın anladığını anlatan ne? Dil. Gördüğünü idrak ettirip akılla anlattıran ne? Dil. Duyduğunu, duyduğunu akıl üzerinden idrak ettiğiniz, akıl üzerinden idrak ediyor ve bu duyduğunu aktattıran, aktaran ne? Dil. Dil bu kadar önemli ama bu dil sonuçta ya kalbe bağlı ya da akla bağlı. Sonuç itibariyle akıl eğer kalpten beslenirse kalpten beslenmiş olduğu ilmi dile döküp anlattı ya da nefisten beslendi, nefisten beslenince yine akıl, onu dile döndürüp aktardı. işte dil o yüzden ya Allah’ın emirlerini yerine getirip sünnet-i seniyyeye tabi olup doğru söz söyledi ya da Kur’an ve sünnete tabi olmayıp doğru sözün zıt anlamı yanlış söz, yanlış kelimeler, cümleler ya da yanlış şey söyledi ama burda eğer ki bir kimse Allah’tan korkar, Allah’ın hukuku içerisinde durur, Kur’an ve sünnet dairesinde konuşursa o doğru sözlü oldu. Eğer Allah’tan korkmaz, Kur’an sünnet dairesinde kalmazsa hani az önce Hz. Pir’in dediği gibi, manasız bir şekilde konuştu, bu sefer onun konuştuğu yangın çıkardı. Dil onu cehenneme sürükledi. Bakın, dil onu cehenneme sürükledi. Dil ya onu cennete sürükledi, sırat-ı müstakime götürdü, dil ya da onu cehenneme götürdü. Allah muhafaza eylesin, hidayetten uzaklaştı çünkü bazen insanlar genel olarak bir şeyin nereye gittiğini, manasının ne olduğunu, ne tarafa doğru konuştuğunun farkına varmaz. Allah muhafaza eylesin, o cehennemlik amele onu götürür ama insan vardır ne konuştuğunun farkındadır, bilincindedir. O farkında ve bilincinde olan kimse doğru sözlü olur. O dil onu cennete götürür. Bir hadis-i şerif var, Babu’l Fiten’de geçer. Ben Buhari’de okuduydum, öyle hatırlıyorum: ‘Ahir zamanda öyle insanlar çıkar, belagatlarıyla, dilleriyle etrafındaki insanları komple cehenneme götürür’ diyor. Öyle insanlar çıkar, onlar belagatsızdır çok. Böyle hani insanları etkilemek amacıyla belagatli konuşmayı tercih etmezler ama onlar da diyor insanların cennete gitmesine vesile olur. Şimdi dil var süslü konuşuyor, süslü konuşaraktan insanları aldatır, dil vardır süslü konuşmuyordur ama hakikati konuşuyordur. O insanları cennete doğru sürükler. Burda insanın nereye insanları topladığı, çağırdığı önemlidir. Ya dil cennete çalışıyordur ya da dil cehenneme çalışıyordur, Allah muhafaza eylesin. Buhari’de, Müslim’de geçer hadisi şerif: ‘Kul manasını düşünmeden ve sonucundan korkmadan bir söz söyler, halbuki bu söz sebebiyle doğu ile batı arasından daha uzak bir mesafede cehenneme iner.’ Demek ki Hz. Pir dedi ya az önce, manasız yere gâh hikaye yoluyla gâh laf olsun diye çakmak taşıyla demiri birbirine vurma diyordu. işte hadis-i şerifte de diyor ki manasını ve sonucunu düşünmeden bir söz söyler. O söz onu ne yapar? Cehenneme doğru yol aldırır. Allah muhafaza
eylesin. O yüzden söz vardır insanı cehennemlik eder, söz vardır insanı cennetlik eder. Söz vardır insanı Allah’a yaklaştıran, söz vardır insanı Allah’tan uzaklaştıran. O zaman sözümüze, dilimize dikkat edeceğiz. Allah muhafaza eylesin inşallah. Yine hadis-i şerifte, Tirmizi’de geçiyor: ‘Ademoğlu sabaha erdi mi bütün azaları dile temenna edip bizim hakkımızda Allah’tan kork, zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz’ diye ‘sen sapıtırsan biz de sapıtırız’ diye dua ederler. E şimdi dil bu kadar önemli. Allah muhafaza eylesin.
Günah-ı kebairlerin, insan vücudundaki günahı kebairlerin en önemli organlarından birisi dil. Dili korumak gerekir. Allah bizi dilini koruyanlardan eylesin inşallah. Bir de dil vardır mesela Kuran’ı inkar ediyor, Kuran’daki ayetleri inkar ediyor. Sünnet-i seniyyeyi inkar ediyor, mezhepleri inkar ediyor, dil. Dil, var Kur’anı anlatıyor, sünnet-i seniyyeyi anlatıyor, mezhepleri anlatıyor. Bakın, ikisi de dil. Allah bizim dilimizi hayra çevirdiklerinden eylesin. Hadis-i şerif ne diyor ‘ya hayır söyle ya da sus’. Bu hadis-i şerifi bütün Ümmet-i Muhammed ezberinden biliyor da uygulamıyor. Bütün ümmet biliyor bu sözü ‘ya hayır söyle ya sus’, bütün ümmet biliyor ama ne yazık ki uygulamıyor. Ramazan mübarek günde dilimizi korursak orucumuzu da koruyacağız. Dilimizi gıybetten, dedikodudan, iftiradan, kötü sözden korumamız gerekiyor. Yoksa orucun sevabını alıp götürecek. Orucun tecelliyatını alacak götürecek. Dini koruduk mu, bu önemli. Eğer orucun sevabını korumak, muhafaza etmek istiyorsak dilimizi muhafaza edeceğiz. Rabbim bizi muhafaza eylesin inşallah. Boş sözlerden, heva heves sözlerden, nefsaniyet sözlerden, Kur’an ve sünnete aykırı sözlerden dilimizi koruyacağız inşallah.
“Zira ortalık karanlıktır, her tarafta pamuk dolu. Pamuk arasında kı-
vılcım nasıl durur.”
Yani burada bir sohbet ediyoruz şimdi, burada sohbet ederken herkesin fıtratı, tabiatı, karakteri anlaması, idrak etmesi, anlaması, idrak etmesi, hepsi de farklı farklı. Burda şimdi bay bayan herkes sohbet dinliyor. Herkesin istidadı da farklı burda, bakın fıtratı farklı, istidadı farklı, meçhul, karanlık, o konuşana bakış açısı da farklı herkesin. Bir konuşan var. Hani sözü söyleyen var, bir de dinleyenler var. Yani sözü söyleyen kimse sözünü tartarak söylemeli. Sebep? Bu bakış açısıyla karanlığa, meçhule söylüyor çünkü. Karşıdaki kimsenin algısı ne, karşıdaki kimse o gün ne yaşadı, dine bakış açısı, dindarlara bakış açısı, sufiliğe bakış açısı, şeyhe bakış açısı, sufinin içindeki hal ve hareketlere bakış açısı…Baktığınızda aslında her konuşmacı, her söz söyleyen, bilhassa topluma hitap ediyorsa karanlığa konuşuyor, meçhule konuşuyor çünkü karşısındaki topluluğun algı seviyesi, anlama seviyesi, idrak
seviyesi, istidat seviyesi, hepsi de birbirlerinden farklı. Geldikleri kültür, yaşadıkları ortam, anlayış seviyeleri birbirlerinden farklı. Kafalarının, akıllarının idrak mekanizmaları da farklı. Birisi matematik kafalı, birisi edebiyat kafalı, birisi felsefe kafalı, birisi direk böyle realist, akılcı, ayağı yere basan, maddeci kafalı. Biz şimdi normalde bir kimse bunları konuşurken, orta yere sohbet ederken, o sohbet edende bu anlayış, bu idrak var mı yok mu? Hani nerde ne konuşulacağının, nerde bir meselenin nasıl anlatılması gerektiğinin bilincinde mi veya karşısındaki kimselerin algı kabiliyetlerini, istidat kabiliyetlerini analiz edebilecek noktada mı değil mi? Bakın, bunlar o kadar ince meseleler ki siz bir doğruyu doğru bir dille veyahut da siz bir doğruyu karşıdakilerin anlayabileceği bir dille anlatmıyorsanız asıl cahil olan sizsiniz. Sebep? E sen halkın anlayamayacağı, insanların anlayamayacağı bir dil ile anlattın. Karşındakini analiz etmekten, karşındaki seviyeyi bu noktada idrak etmekten sen de uzaksın.
Bakın bu meseleler o kadar çok önemlidir ki yani herkes her şeyi her yerde anlatacağım diye uğraşır. Bu doğru değildir. Bazen ben televizyonda bazı konuşmacıları görüyorum, mesela o konuşmacının yazılarını da biliyorum. Yani o konuşmacı muhteşem yazılar yazıyor. işte köşe yazarı, muhteşem yazıyor. Harika tespitleri var ama televizyonda konuşmaya çıkınca onları dile dökemiyor, konuşamıyor, hitap edemiyor. Tabiri caizse yani ortalığı yarıp geçiriyor. Ben içimden diyorum ki ya televizyona çıkmak zorunda mısın! Yani televizyonda sen konuşmak zorunda mısın, konuşurken batıyorsun! Onu kendisi idrak edemiyor tabii ve konuşacağım diye uğraşıyor. Halbuki onun hitabeti yok. Konuşması yok. Gerçekten baltayı taşa vuruyor. Halbuki o yazacak, yazmaya bakacak o. O yazaraktan Kur’an ve sünnete hizmet edecek. Kimisi konuşarak hizmet edecek. Herkesin bir alanı var. işte ortalık karanlık, evet, her taraf da pamuk dolu. Yani ortalık karanlık. Sen bir söz kullanacağın zaman karşındakilerin fıtratları, tabiatları, anlayışları, algıları, eğitim seviyeleri, anlayış seviyeleri, hepsi de farklı farklı. Hani bazen birisi çıkar ya, hani işte meşhurdur ya sufilikte, Ene’l Hak dedi, ne demek istedi. Ya bunu normal de sen ulu orta bir yerde konuşuyorsun, bunu ulu orta sen bunu soruyorsun, bu sorunun ulu orta sorulmayacağını da bilmen gerekiyor. işte sen de cahilsin, soruyu soran. Sebep? Bu uluorta sorulacak bir soru değil veyahut da Beyazıt-ı Bestami’nin ‘sizin aradığınızı Allah benim cübbemin altındadır’ sözünü bu ulu orta soruyor! Ya sen bunu kendin idrak etmiş olsaydın bunu ulu orta sormazdın. idrak edemediğinin de farkında değilsin. Sen cahilin birisin. Bunu ulu orta sorduğun için! Sen henüz daha süt içiyorsun, ekmek de yemiyorsun ama sen süt içerken sen et yiyenlerin sorusunu istiyorsun. Sen daha şeriatı bilmiyorsun, sen kalkıyorsun
marifetten soru soruyorsun. Ya sen önce şeriatı bir anla, şeriatı bir idrak et. Ondan sonra marifetten konuşacaksan konuş. Bir yol yürü sen. Bir ızdırab çek, bir nefis terbiyesi gör! Ben sonra işte o ‘Ene’l Hak’ dedi, ne demek istedi deyince, gecede yüz rekat nafile namaz kıldığında anlarsın bunu diyorum. Aaa, duruyor şimdi! O gecede yüz rekatı bırak, beş vakit namaz dahi kılmıyor. O beş vakit namaz kılmadan ‘Ene’l Hak’kı anlayacağım diye uğraşıyor veya o işin edebiyatında, bakın ben ne kadar derinlerdeyim, Ene’l Hakkı soruyorum! Onu söyleyen zat gecede yüz rekat vird namazı kılıyordu, kendince vird edinmişti. Her gece yüz rekat nafile namaz kılıyordu. Sen benim gibi beş vakit namazı dahi katılmazken nereye yüz rekat namaz kılacaksın! Ama ‘Ene’l Hak’tan konuşmak istiyor. işte söz var. Ortalık karanlık, ortalık pamuk, oraya çakmak taşı atıyor. Oraya normalde gereksiz bir laf söylüyor! Böyle derviş, sufi kardeşlerin de böyle şeyleri vardır ya, yani adeta bir topluluğa gidersin, orda bir iki tane derviş vardır, onlar çok iyi biliyordur. ‘Efendim işte bir şeyh nasıl sevilmeli?’ Ya bu insanlar daha zikri bilmiyor, namazı bilmiyor, orucu bilmiyor, abdesti bilmiyor. Ya bırak, şimdi onlara şeyh sevgisi lazım değil. Onlara bu lazım değil şu anda! Onlara din anlatacaksın önce. Ama yok! O çok seviyor ya, çok aşık o veyahut da o gidiyor, daha yeni birkaç kişi olmuşlar orda, onlara öyle bir şeyh sevgisi anlatıyor ki onlar kalıyorlar böyle. Yani böyle bir sevgiye ulaşamazlar. Halbuki o kendisi de ulaşmış değil. Ulaşsa fenafi’l şeyh olacak. Fenafi’l şeyh olsa, rabıta etse, böyle bir sohbetin orda olmaması gerektiğini idrak edecek. O da yok ama o manasız, gereksiz sohbeti yapacak, kendini farklı bir yere koyacak, veyahut da işte bir kimse henüz daha kabir halini bilmiyor, öbürkü biliyor çok. Vay, kabir halini gördüm de, sen de yakında göreceksin, senin de maneviyatın açılacak. Bak sen de açılacaksın bak! Ya daha o dur, daha o günlük yüz tevhid çekmiyor ya! Ya daha ona ne yapmaya böyle söyledin! Ne yapmaya böyle dedin veyahut da bir yere gitmiş bir arkadaş, ders anlatacak, ordakilere böyle bir sert davranışlar, sert sözler…Dur ya, dur! Sakin ol sen. Ne bu ya! Sufilik bu değil ama bu sözler, bu davranışlar, ortalığı analiz edemediğinden ve konuşmacıların büyük bir çoğunluğu, büyük bir çoğunluğu kendi nefsine konuşuyorlar. Yani nefislerini yüceltmek istiyorlar. Yani öyle bir sohbet etmeli ki ordakiler hiçbir şey anlamamalı. Demeliler, demeliler ki demeleri lazım ki aaa, ya ne kadar derin konuştu ya! Hayır hiç de derin konuşmadı. Hiçbir şey anlamadınız çünkü. Sizi anlaşılmayan bir dille konuştu. Kendi nefsini göklere çıkarmak için. Yanlış! islam o değil. islam anlaşılır bir dille konuşmak ve dille fitne çıkarmamak, dille fitne çıkarmamak! Sen dille fitne çıkarıyorsan, senin sufiliğin, senin dervişliğin sınıfta kaldı.
Hani var ya atla dese atlarım uçaktan, böyle dervişler, böyle baba dervişler yaparlar bunu. Şeyh efendi sana şöyle dese yapar mısın? Sen yapar mısın? Bir derviş birbirini tartıyor! Sana şöyle dese yapar mısın? Sana ne ya! Dil helake götürüyor insanı veya dervişlerin içerisine fitne sokuyor. O kimse kendi kendine düşünüyor. ‘Demek ki ben yapamamışım. Filanca abi bana böyle böyle dediğine göre haklılık payı vardır ya, ben yapamayacağım demek ki!’ Ya sana böyle bir şey diyen olmaz. Sana kimse bir şey demez ama baba derviş ya, onlar der. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dil doğru yerde, doğru şekilde konuşmazsa ortalığı ateşe verir, fitneye sebep olur. Ordaki topluluğun dağılmasına sebep olur. Ordaki topluluğa zarar getirir. Allah muhafaza eylesin. Oysa Müslüman’ın dilinden diğer Müslümanlar güvende olmaları gerekiyor. Bu sadece haram helal çizgisi değil, yani diğer Müslümanlar da emin olacaklar. Haram konuşmayacak, gıybet konuşmayacak, dedikodu yapmayacak, iftira etmeyecek, laf taşımayacak. Diğer Müslümanlar onun dilinden emin olacaklar ama bir de işin o tarafı var, sen dilinle topluluğun içerisinde fitne çıkarmayacaksın. Topluluğun anlayamayacağı mevzuları daha da anlaşılmaz hale getirip konuşmayacaksın. Allah muhafaza eylesin inşallah.
“Zalim onlardır ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün
âlemi yakmışlardır.”
Yani o kimsenin gözünü kapatmış, karşısındaki ve etrafındaki insanları analiz etmekten, hallerini anlamaktan uzak. Onlar, o kimsenin kafası karışık, kalbi kararık, dili bulanık ve ortalığı ne yapıyor? Ateşe veriyor. Onun işi çarpışık. Böyle işleri, o tip insanların işleri de çarpışık olur. Allah muhafaza eylesin. Onlar böyle kendilerine hakim değildir. Kendilerinin üzerinde doğruyu ve düzgünlüğü oluşturamazlar ama onlar normalde ortalığı ateşe verirler. işte en yakınındaki sufi kardeşlerini dilleriyle rencide ederler. Konuşmalarıyla kırarlar, konuşmalarıyla incitirler. Eşlerini, çocuklarını, dilleriyle, konuşmalarıyla incitirler, kırarlar ortalığı. Onlar zalimdir. Bir kimse diliyle eşini, çocuklarını, karısını, kocasını, annesini, babasını, derviş kardeşlerini, etrafı kırıyorsa satıyorsa, onları bu noktada eziyorsa üzüyorsa zalimdir o. Bakın, zalimdir ve onlar karşısındakini görmez. Gözünü kapatmış, o söylediği sözlerle ailesini, derviş kardeşlerini, toplumu, ifsat ediyor. Bu ailenin içerisinde eşler olabilir, çocuklar olabilir, derviş kardeşler olabilir, dervişlerin birbirlerine karşı davranışları olabilir, ateşe veriyor ortalığı! Ortalığı kırıp döküyorlar. Bunlar günümüzde siyasetçi olabilir. O siyasetçiler dillerine sahip değiller. Ortalığı kırıyorlar. Ortalığı talan ediyorlar. Bir bakıyorsunuz Kur’an ve sünnete aykırı sözler söylüyorlar, bir bakıyorsunuz Müslümanları rencide edecek, kıracak, dökecek sözler söylüyorlar. Bir bakıyorsunuz dilleriyle terörü destekleyen, Mehmetçik katillerini destekleyen
sözler söylüyorlar. Bir bakıyorsunuz yani Mehmetçik katiliyle kol kola girmişler. Bir bakıyorsunuz vatanı bölmek, parçalamak isteyenlerle kol kola girmişler. Mustafa Özbağ da bunları dile getirince Mustafa Özbağ siyaset yapmış oluyor. Canım kardeşlerim, ben bu ülkede yaşayan, bu topraklarda yaşayan, dinimi de yaşamaya çalışan bir kimseyim. Evet, ben parti siyaseti yapmam ama ‘Kur’an sünnet vatan millet’ dairesinde doğru bildiğimi anlatırım. Evet, vicdanım kanıyor benim, yaralı. Yirmi yaşına getir, yirmi yaşına kadar büyüt, ondan sonra devlete asker et, bu millete asker et, ondan sonra hain bir pusuda, hain bir kurşun, hain ellerinden çıksın, onu toprağa ver! Ondan sonra siyasetçiyim diyenler, o hain pusuyu kurup o hain pusuda hain mermiyi sıkanlarla kol kola gezsinler! Öyle mi ve siz de bunu halkın önünde açıklayın. O dil fitne dili, o dil zalim dili, zalim dil, o dil şehit kanı bulaşmış olan kanlı bir dil. O akıl, şehidi görmeyen akıl! O akıl, vatanı görmeyen, toprağı görmeyen, milleti görmeyen akıl. Siyasi hırsına yenik düşmüş, siyasi makama yenik düşmüş bir akıl. Beni ilgilendirmez hiçbir parti. Hiçbir parti beni ilgilendirmez. Beni ilgilendiren vatanım. Beni ilgilendiren milletim. Beni ilgilendiren Kur’anım, sünnetim. Kalkacaksın sen, Kur’an’la alay edeceksin! Kim bu? Siyasetçi! Diliyle ateşe veriyor ortalığı! Kalkacan sen, vatana, millete, devlete, Mehmetçiğe, askere, polise, sivile, çocuğa mermi sıkan, ona kurşun atanla beraber olacaksın, öyle mi! Biz de siyasete karışmayacağız diyeceğiz, susacağız burda! Dilsiz şeytan değilim ben. Ben dilsiz şeytan değilim. Her türlü teröre karşıyım. Bu vatana, bu millete, bu topraklara gözünü dikmiş olana karşıyım. Bu toprakların bölünmesini isteyene karşıyım. Mehmetçiğin kanını dökene karşıyım. Mehmetçiğe kim kurşun sıkıyorsa karşıyım. Devletin polisine, siviline, çoluğuna, çocuğuna mermi sıkana karşıyım. Bu ister komünist olsun, ister devrimciyim desin, ister ülkücüyüm desin, ister islamcıyım desin, ne diyorsa desin! Benim Mehmetçiğime kurşun sıkıyor mu sıkıyor. Ben ona karşıyım kardeş! Benim topraklarımda sivillere bomba patlatıyor mu, patlatıyor ben ona karşıyım. Ben ona düşmanım. Ben ona düşmanım. O yüzden ne kadar terör örgütü varsa güvenlik kuvvetlerimize silah sıkan, sivillerimizi şehit eden, Mehmetçiğimizi şehit eden adı ne varsa ne, hepsine de karşıyım. Hepsine de! Onlara destek çıkanlara da karşıyım. Onlara arka çıkanlara da karşıyım! Onları alkışlayanlara da karşıyım! Onları karşı olmakla kalmıyorum, düşmanım. Evet! Ben saklı gizli değilim. Ortadayım! Ortadayım! O neci olursa olsun, beni ilgilendirmiyor. Bakın beni ilgilendirmiyor. Ben de devletin kanunlarından rahatsızım, ben de anayasadan rahatsızım, evet, değişmesi gereken çok şey olduğunu ben de biliyorum. Ben de biliyorum ama bu terörle olacak bir şey değil. islam terörle de gelmez. Bunu böyle dini bir kisve altında yapıyorlarsa
da ona da karşıyım. islam anarşi ile gelmez. islam terörle gelmez. Gelmez! Doğru yol değil bu. Eeee, sen kalkacaksın yirmi yaşındaki gencecik çocuğu toprağa vereceğiz biz, ondan sonra o toprağa verdiğimiz kimselerle kol kola siyaset yapacağız öyle mi! Sen benim canıma kast etmişsin, canımı gömmüşüm ben toprağa, bir de onlarla helallaşacakmışız! Kim kimle helallaşıyor ya. Otuz yıldır, otuz beş yıldır, kırk yıldır bu ülke kan kusmuş kızılcık şerbeti içtim demiş, nereye helallaşıyorum! Allah muhafaza eylesin. Bunlar zalim. Evet, bunlar, bu zalimler ki gözlerini kapatmışlar, kalpleri kararmış, kulakları tıkanmış, hakikati görmüyorlar ve topluma ve topluma fitne yayıyorlar. Topluma, vatan millet aşkından uzak söylemler söylüyorlar. Topluma kuran ve sünnetten uzak şeyler söylüyorlar.
Ey ümmeti Muhammed! Bunlara dikkat edin! Ey ülkemin vatandaşları! Bunlara dikkat edin! Söze bakın, söze! Eğer o söz sizi kiminle dost ediyor, ona bakın. Sizi kan döken, sivilleri toplu katliamlar yapar gibi katliam eden kimselerle mi kol kola dolaştırıyor, kimle dolaştırıyor? Beni ilgilendirmiyor, tekrar söylüyorum parti siyaseti. Beni ilgilendiren bu. Yani birileri kalkıyor bu ülkede açık bir şekilde, açık bir şekilde terörist başı dediğimiz kimseyi cezaevinden çıkarmayı düşünüyor! Bunu açık bir şekilde söylüyor! Bu ülkenin insanları bunları bir de dinliyor. Ya o çocukların, çocukların, çocuk! Bildiğiniz çocuk! Bu çocukların katilinin hesabı sorulmayacak mı? Bu gencecik Mehmetçiklerin katillerinin hesabı sorulmayacak mı? Bu göreve gitmiş polisi, hemşerisi, öğretmeni, bunlar o terörün altında şehit olmuşlar. Bunların hesabı sorulmayacak mı? Bu ülke insanı ne zaman unuttu, ne zaman unuttu intihar bombacılarının bombaları patlatmasıyla otuz beş, kırk tane birden şehidin olduğunu? Bu ülke insanı ne zaman unuttu hendeklerin kazılıp da Mehmetçiklerin orada şehit düştüğünü? Bu ülke insanı ne zaman unuttu dağlarda Mehmetçiklerin şehit olduğunu? Sıralanan bir sürü Mehmetçik, sırayla şehit olan Mehmetçiklerini ne zaman unuttu? Ne zaman unuttunuz polislerimizin, devlet güvenlik kuvvetlerimizin şehit olup kanlarının üzerinde, kanlarının üzerinde ayrılıkçı bayraklarının dalgalandığını? Ne zaman unuttu bu ülke insanları! içim içime sığmıyor! içim içime sığmıyor! Kime sattınız, kime peşkeş çektiniz kendinizi, kime sattınız ya! Kaça sattınız! Kaça sattınız aklınızı, fikrinizi, ruhunuzu, bedeninizi? Hangi cıa bozuntusuna aklınızı kiraya verdiniz! Hangi mossad yosmasına gittiniz, kendinizi peşkeş çektiniz? Aklım almıyor! Aklım almıyor, evet! Onlar zalimdir, onları destekleyenler de zalimdir. Onları görmezlikten gelenler de zalimdir. Bu sözleri söyleyenler de zalimdir. Terörü destekleyen, terörle beraber olan sözler de zalimdir. Onları kullananlar da zalimdir. Onları destekleyenler de zalimdir. Onlarla kol kola girenler de zalimdir. Onları
alkışlayanlar da zalimdir. Hepsi de zalimdir. Allah zalimleri helak eylesin. Amin. Onlar çünkü onlar bu memleketi düşünen, bu vatanı düşünen, bu insanları düşünenler değildir. Onlar akıllarını dışarıdaki, dışarıdaki ağababalarına satmış insanlardır. ister sağcı, ister solcu, ister devrimci, ister Kemalist, ister Atatürkçü, ister hani bugünkü dille öyle diyorlar ya, islamcı, ister Müslüman, adına ne derseniz deyin. Terörle kol kolaysa o kimse zalimdir. O kimse haindir, o kimse vatan düşmanı, millet düşmanı, Kur’an düşmanı, sünnet düşmanıdır. Onları destekleyen de böyledir. O isterse beş vakit namaz kılsın, kafasını secdeden kaldırmasın, o teröristleri destekliyorsa vallahi de zalimdir billahi de zalimdir! Gideceği yerde vallahi de billahi de tillahi de cehennemdir. Evet, zalim çünkü, o zalim! Onların gözleri kapanmış, bakın, Hz. Pir diyor ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün alemi yakmışlar. Bunlar çünkü zulüm, öyle bir insanın gözüne gönlüne perde indirir ki zulme bulaşan, zalimliğe bulaşan, gönlü önce o zulme kayar, onu böyle zulüm gibi görmez önce gönül kararır. Gönül kararınca göz kararır. Örter, körleşir o kimse. Artık kalbi de onun körleşti, gözü de körleşti ama makam ama mevki ama para ama pul ama gelecek ama bir şey ona sunulur, o onunla örter kendini. Artık o kendi karanlık dünyasını aydınlık görür. Artık şeytanın vesvesesini o, hakkın sesi olarak görür. O namaz kılsa da kendini kurtaramaz. Hz.Pir diyor ki: ‘Zalim onlardır ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün âlemi yakmışlar.’ Onlar söyledikleri sözlerle alemi yakıyorlar ve bizim ülke insanımız unutuyor enteresan bir şey. Birisi çıkıp da şunu diyemiyor halk olarak, vatandaş olarak, ‘siz ne söylüyorsunuz ya, siz Mehmetçiğin kanını ne zaman şerbet edip içtiniz siz ya? Hangi içki masasına meze ettiniz Mehmetçiğin kanını? Mehmetçiğin kanını hangi bozuk odalarda sattınız? Mehmetçiğin kanını siz CIA’ya mı peşkeş çektiniz, kime peşkeş çektiniz, kime peşkeş çektiniz? MOSSAD’a mı peşkeş çektiniz? ingiltere’ye mi peşkeş çektiniz? Avrupa Birliği’ne mi peşkeş çektiniz? Kanı akıtılan Mehmetçiğimiz ya! Nasıl peşkeş çektin? Zalim! Sakın bu konuşmalarımı Tayyip Erdoğan’ı desteklemek için konuştuğum düşüncesine, böyle bir zayıf, böyle bir bayağı bir düşünceye kapılmayın. Tayyip Erdoğan gider, başka bir kimse gelir. Önemli değil gidip gitmemesi, kimin iktidar olup olmaması. Bu manada birisinin Allah affetsin şakşakçısı olmayacağım. Ülkemi düşünüyorum, böyle içim patlıyor. Yani terör ve teröre destek verenlerle ortak hareket edenleri görünce içim bulanıyor, midem bulanıyor. Necis
bunlar. Bunlar bu toplumun içerisindeki pislikler. Bu topraklarda yaşayıp bu toprakların nimetlerini yiyen necaset bunlar. Evet, pislik bunlar! Allah bizi affetsin.
“Bir söz bir alemi yıkar, ölmüş tilkileri aslan eder.”
Söz vardır, kınından çıkmış kılıçtan daha keskin olur ve öldürücü bir silah haline gelir. Çünkü söz vardır, insanları fitneye koyar ve insanları cehenneme götürür. Söz vardır, insanları vatan haini yapar. Söz vardır, insanları millet hayini yapar, söz vardır insanları Kur’an haini yapar, sünnet hayini yapar. O sözü o kimse kullanır belagatli bir şekilde, insanlar da onu alkışlar. Niye alkışladığının farkında değildir o, ahmak! işte o söz bir alemi yıkar geçer ve o alemi yıkıp geçtiğinin ne kendisi belki de farkında değildir ne de etrafı farkındadır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ama söz vardır öyle bir şey yapar ki ölmüş tilkileri aslında eder diyor ya, insanları uyandırır. Kıymetli olan söz odur. insanları kendine getirir. insanların hakikati görmesine vesile olur. insanların hakikat yoluna girmesine vesile olur. Söz vardır o insanın kalbine dokunur, kalbindeki perdeyi, karanlık perdeyi kaldırmasına vesile olur. Bu söz işte ölmüş tilkileri aslan eden sözdür. O yüzden söz vardır fitneden eser bırakmaz, söz vardır insanları fitnenin içine koyar. Eğer normalde o söz alemi yıkıyorsa o söz Allah muhafaza eylesin, cehennemliktir ama söz var âlemi diriltiyorsa evet o söz insanı bu manada cennetlik eder. Hadisi şerifle de ‘dil, kılıç darbesinden daha tehlikeli olur’ demiş Ebu Davut, Tirmizi, ibni Mace. Haklarınızı helal edin. Saat çünkü on bir oldu, bu benden kaynaklanan bir şey. Ramazan boyunca benim bu tip hallerime ne yazık ki sabredeceksiniz, hakkınızı helal edin tekrar. Ben sohbet edince açılıyorum ama buraya, sohbete atıncaya kadar biraz da zorlanıyorum, yaş 62, kolay değil. O yüzden, öyle böyle bu Ramazanı da geçireceğiz inşallah. O yüzden tekrar huzurlarınızda hepinizden özür diliyorum, bekletmek istemezdim. Vaktinizi de almak istemezdim ama bilmiyoruz ne zaman olur, gün gelir bunu da yapamayacak hale gelebiliriz. O yüzden gücümüzün yettiğince inşallah Cenab-ı Hak kendi yolunda hizmet ettirmeye gayret ettirsin inşallah. Haklarınızı helal edin. Hayırlı ramazanlar hepinize de. El Fatiha maassalavat. Amin. Kendimize de şaşırıyoruz, sohbete çıkıncaya kadar böyle dokunsan yıkılacağız, sohbete, zikrullaha çıkınca Cenab-ı Hak bir gayretler, bir kuvvet veriyor hamdolsun, sizin dualarınızın yüzü suyu hürmetine Rabbim. Sohbete çıkınca böyle on sekizlik delikanlı gibi oluyoruz, yürüyün dese yürüyeceğiz böyle inşallah. Sohbete çıkınca kanımız kaynıyor. Zikrullaha, sohbete çıkınca durdur durdurabilirsen. Selamun aleyküm.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Vird, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Râbıta. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı