MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 17/38
1598-1601. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi mübarek eylesin. Gündüzünüzü mübarek eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü mübarek eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Ecmain. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaallah Allah’tan bir şey gelmezse. 1598. beyit:
“Canlar aslen İsâ nefeslidir; bir anda yara, bir anda merhem olurlar.
Canlardan perde kalkaydı; her canın sözü, Mesih’in sözü gibi tesir ederdi”
Can denilince malum, bu bir çok manaya gelir. Burdaki Allahualem mânâ, ruh çünkü ruhlar temizdir, latiftir. Ruhu insanın kirlenmez hiç. Kirlenmediği için de ruh arındırmak diye bir şey yoktur. Bunu batılılar söylerler. Batı standlı eğitim yapanlar, ruhunu arındırmaya çalışırlar. Oysa ruh temizdir, latiftir. Hz. Pir, ruhlar aslen, hani candan kastı burda benim ruh olarak algıladığım için ‘ruhlar aslen isa nefeslidir’ yani isa aleyhisselam ne yapardı? Ölüleri diriltirdi. Ne yapardı? Yaraları normalde bereleri tedavi ederdi. Hastalara okurdu. Hastalara okuduktan sonra hastalar şifa bulurdu. isa nefesli demek o. işte o normalde aslen isa nefeslidir. Yani bütün ruhlar o temiz, Cenab-ı Hakkın ruhlar aleminde yarattığı hâl olarak, kendisini muhafaza eder, korursa isa nefesi gibi olur. Yani tertemiz olur. Tertemiz olunca bir yanda yara, bir yanda merhem olurlar. Öyle tertemiz olunca merhem olurlar ama yok o ruh bu noktada o halde değil ise ve ruhun üflendiği kimse nefsine uydu ise heva hevesine, hevesinin peşinden giderse ortalığa da ne yapar? Zarar verir. Yara dediği o. O zaman o bir kimse nefis ile olan
mücadelede hassasiyetini kaybedince etrafa zarar verir ama nefsiyle mücadele ederse nefsiyle mücadele ettiğinde etrafa faydası olur. O zaman heva hevesine uyanlar etrafa zarar verdi, heva hevesine uymayanlar şeytana uymayanlar etrafına ne yaptı? Faydalı oldu. Onun sözü geçti, geçer akçe oldu. Tesir etti, nefsine uyanın sözü tesir etmedi. Anlattı sabahtan akşama kadar, ayet anlattı, hadis anlattı, her şey anlattı ama o anlatan nefsine uyduğu için karşıdaki kimseye tesir etmedi. Yani illaki karşıdaki kimseye hemen genel olarak bu vaazı nasihat edenler, anlatanlar karşıdaki insanları suçlarlar. Bunlar anlamadı, bunlar dinlenmedi, bunlar duymadı, bunların bir şeyden haberi yok… Hani böyle genelde tipik vaaz eden insanlar halkı suçlarlar, etrafı suçlarlar, kendilerinin dinlenilmediğini söylerler. Oysa sen isa nefesli isen etrafa merhem olursun. Herkes seni dinler. Eğer isa nefesli değilsen senin söylediğinin bir anlamı kalmaz, merhem olmaz. Aynı ayeti okursunuz, birisi isa nefeslidir karşıdakine derinlemesine nüfuz eder, birisi isa nefesli değildir, o derinlemesine nüfuz etmez. işte derinlemesine nüfuz etmezse onda yara olur o, etrafına zarar verir. Sizin en faydalanınız, etrafına hiç zarar vermeyeninizdir. Zarar veriyorsa bir kimse, o zaman o isa nefesli değil.
‘Canlardan perde kalkaydı, her canın sözü Mesih’in sözü gibi tesir ederdi.’ Yani normalde eğer insan o hayvani sıfattan kurtulmuş olsaydı yani nefsaniyetten kurtulmuş olsaydı, o kötülenmiş, emmareden levvameden, mülhimeden, hatta mutmainneden kurtulmuş olsaydı, o nefsini temize çıkarmış olsaydı, nefsini temizlemiş olsaydı, nefsinden arındırmış olsaydı, o zaman onun her sözü Mesih’in sözü gibi olacaktı ama onun önünde nefis perdeleri olduğundan, onun nefsi karanlıklarda dolaştığından, onun nefsi ilm-i ilahiden perdelendiğinden, onun nefsi o ilm-ü ledünden perdelendiğinden ne yazık ki sözü Mesih sözü gibi değil ama o hani ‘yetmiş bin hicap perdesi vardır kalbinde’ hadisi şerifi var ya, o kalpteki hicap perdeleri onda durduğundan dolayı, ondan çıkan söz isa nefesi, isa sözü gibi değil. Yani insanlara tesir etmedi. insanlara tesir edecek olan kimsenin nefis meratiplerini geçmesi lazım. Hani bazen derler ya işte ben anlatıyorum, beni dinleyen olmuyor filan, bu senin kendinle alakalı, karşındaki ile alakalı değil. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde bir kimse o hâle ulaşabilmek için muhakkak ki ibadetleri yerine getirirken ahlakını da düzgün tutmalı ve nefsiyle olan mücadeleyi hiç bırakmamalı, bakın bu bir sufi ahlakı ve yoludur. Son nefese kadar nefsinle olan mücadeleye devam edersin, son nefese kadar. Ne zaman son nefesin bitti, verdin, imtihanın bitti. Yoksa son nefese kadar mücadeleye devam ve heva hevesinle, nefsinle, şeytaniyetinle ne yapacaksın? Mücadele edeceksin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.
“Şeker gibi söz söylemek istersen sabret, haris olma, bu helvayı yeme.”
Bakın, şeker gibi söz söylemek istersen, üç merhale, sabret, haris olma, bu helvayı yeme. O zaman şeker gibi söz söylemek mi istiyorsun, o zaman sabredeceksin. Sen heva ve hevesinle mücadele edeceksin. Nefsinle mücadele edeceksin. O heva ve hevesinden kurtulacaksın. Nefsini, dünyevî telaşlardan berî edeceksin. Bu dünyevi telaşlardan berî eylemek, dünyayı terk etmek değil. Dünya seni aldatmayacak. Dünya seni kandırmayacak. Dünya seni telaşa sevk etmeyecek. Nefsini bu konuda arındıracaksın ve dilini şikayetten koruyacaksın. Dilini şikayetten koruyacaksın. Yok şöyle hasta oldum da böyle oldu da şöyle mal kaybettim, şöyle pul kaybettim…Dilini senin üzerinde yaşanan tecelli eden her ne var ise hepsini şikayetten koruyacaksın. Dil, başına gelenlerden şikayet etmeyecek. Başına gelenlerden şikayet ediyorsa o nefsin heva ve hevesinden kurtulamadı demektir. O yüzden nefsi telaştan, dili şikayetten muhakkak koruyacaksın. Bu eğer heva heves sende devam ederse sen şeker gibi söz söyleyemezsin. Organlarını çirkin davranışlardan koruyacaksın. Bütün organlarını çirkin davranışlardan koruyacaksın. Organlarını çirkin davranışlardan, haram davranışlardan korumazsan sen sabretmedin ve bu anlattıklarımın hepsi de sabırla alakalı. Bakın bunlar sabırla alakalı. Bu eğer bu haliyle bir kimse hani dilini şikayetten korumadan, nefsini telaştan korumadan, organlarını çirkin davranışlardan korumadan şeker gibi söz söyleyemez. Belagatli konuşur. insanları aldatmak için konuşmak da caiz değil. Bu da insanı cehenneme götürür. Allah muhafaza eylesin. insanlar beni dinlesin deyip de belagatli konuşmaya yeltenenler, o konuşması onların cehennemlik ameli olur. Kelime süslemek islam’da yoktur. Süslü kelimeler, sufiler de yoktur. Böyle süslü konuşayım, ahenkli konuşayım, böyle failatün failatün failün vezninde konuşayım, böyle bir şey yoktur sufilerde. Sufiler samimi olurlar, dürüst olurlar, içten konuşurlar. Laf süslemezler. Bu sufi dilidir. Sufi dilinde böyle söz süsleme sanatı yoktur. Allah muhafaza eylesin. O zaman o kimse nefsini ne yapacak? Devamlı terbiye altında tutacak ve nimet halindeyken de mihnet halindeyken de her iki durumda da sükunetini muhafaza edecek ve Allah’tan başkasına şikayette bulunmayacak. Hatta bir çıt ileri, bu avam dervişin işidir. Allah’a şikayet etmek. Dervişin hası Allah’a da şikâyet etmez. Benim başıma şu geldi, bu geldi demez. Yalnız Allah’la sohbet ederken bunları söyler. Naz makamında, şikayet makamında değil ama bunu normalde şikayette bulunmak yok.
ister nimet hâlinde ol ister mihnet halinde ol, ister lütuf halinde dur, ister kabız halinde dur, halinden şikayet etme. Hiç kimseye hâlinden şikayet eder bir vaziyette konuşma. Üzerinde bulunan mihnetten, hastalıktan, darlıktan, sıkıntıdan, kabz halinden bir başkasına şikayette bulunma. Sufi yolunda isen hiç kimseye hâlini arz etme, hiç kimseye durumunu anlatma.
Varsa anlatılacak bir şeyin avam dervişsen Allah’a anlat, anlatacağın kapı orası. Ha bir kimse üstadına gelir anlatır, bu ayrı meseledir. Üstadı hem alim hükmündedir, hem hakim hükmündedir, hem amir hükmündedir, gelir ona anlatır, eyvallah. Bir sufi için başka anlatacağı kimse yoktur. O yüzden şikayet etmek de yoktur. Böylesi davranırsan sabretmiş olursun. Böyle davranırsan.
ikinci hal nedir? Haris olma. Harislik ne? Hırs, tamah harislik. O zaman sen dünyaya normalde dünyaya karşı haris olma. Harisliği daha fazla dünyayla alakalı konuşmuş ehli sufi. Yoksa bunun zıttı nedir? ilme haris olmaktır. Bunun zıttı nedir? Allah’a karşı haris olmaktır yani Allah’ı sevmede haris olmak, hırslı olmak, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmekte hırslı olmak, Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi yaşamada hırslı olmak, bunlar alkışlanacak, methedilecek olan hırstır, harisliktir. Bu doğru mudur? Evet, bir Müslüman, bir mümin, bir sufi, Allah’ı sevmede haris olmalıdır. Resulullah sallallahü ve sellem hazretlerini sevmede haris olmalıdır. Üstadını sevmede haris olmalıdır, müminleri sevmede haris olmalıdır. Eş ve çocuklarını ve akrabalarını sevmede haris olmalarıdır.
Ben buna ilave ederim daha. Bir sufi işinde haris olmalıdır, işinde disiplinli olmalıdır, işini düzgün yapmalıdır, sufi ahlakıdır bu. Her sufi işinde maharetli olmalı, her sufi işini en düzgün şekilde yapmalı. Nerde olursanız olun benim hakkımı verdiydi, vermediydi, azaldıydım, çok aldıydım yok. işinde haris ol, disiplinli ol. Sabah dükkanın kaçta açılması lazım? Sekiz buçukta. Sen sekizde aç. işinde haris ol. Müşteriyi iyi karşıla. Kimseyi kırma, kimseyi üzme, kimseye tepeden bakma. Her gelen müşteriyi Hakkın gönderdiğini anla. Hakkın gönderdiğini anlarsan onu aldatmazsın. Onu incitmesin, onu kırmazsın, onu üzmezsin. Ona tepeden bakmazsın, onu iteklemezsin, onu ötelemezsin. Kapına gelen her neyse Hak göndermiştir sana. Hak göndermiştir. Onun işini görmeye çalış. Hani derler ya dükkan kapısı Hakkın kapısı, o zaman Hakkın kapısı ol. Cenab-ı Hak lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş, senin önüne bir iş koymuş, sen işini hakkıyla yapmaya gayret et. Kimseyi incitme, kimseyi kırma orda, kimseyi aldatma, aldanma da. Aldanmak da yok ama sen dünyayı severekten, dünyaya haris olaraktan etrafındaki insanları da aldatma, kandırma. Etrafındaki insanları istismar etme.
Dünyaya karşı haris olup ebedi hayatını mahvetme. Dünyaya karşı haris olup mana hayatını katletme. Dünyaya karşı haris olup dünya sevgisi senin kalbini etkilemesin. Senin kalbini evirip çevirmesin. Senin kalbini Kur’an ve sünnetten uzaklaştırmasın. Dünya sevgisi ağır basıp senin kalbini Allah sevgisinden, Resulullah sevgisinden, mürşid-i kamil sevgisinden ayırmasın. Bunlara dikkat et. Hani geçmiş ümmetlerden Davut’tan geldi ya dua, neydi:
‘Yarabbi senin sevgini, seni sevenin sevgisini ve seni sevdirecek olanın sevgisini çölde susuz kalmış bir kimseye soğuk şerbeti sevgili kıldığın gibi bana da sevgili kıl.’ Amin. Bu üç sevgiden seni uzaklaştırmasın dünya sevgisi ve dünyanın içindekiler. O yüzden haris olma. Bir şeye haris olmak, hele herhangi bir şeye, neye haris olursan ol, o seni körleştirir. Dünya sevgisi seni körleştirir. Seni Allah sevgisi de körleştirir, seni peygamber sevgisi de körleştirir, seni mürşidi kamil sevgisi de körleştirir ama seni dünya sevgisi de körleştirir, kadın sevgisi de seni körleştirir, haram kadın, makam sevgisi de seni körleştirir, mevki sevgisi de seni körleştirir. Çünkü neyi çok seversen kör olursun. Ondan başka bir şey görmezsin.
Ne dedi hadisi şerifte Allah resulü sallallahu ve selâm hazretleri? ‘Senin bir şeye aşırı olan sevgin gözünü kör eder, kulağını sağırlaştırır, senin neyi aşırı olarak seviyorsan onun haricinde hiçbir şey görmezsin, duymazsın. Gözün kör olur, kulağın sağır olur. Sen mesela makam sevdasına düşersen makamdan başka bir şey düşünmezsin. Müdür olmak için ne yapılması gerekiyorsa yaparsın. Harammış, helalmiş bakmazsın. Dünya sevgisi seni körleştirir. Dünya sevgisi senin kalbine oturur, yerleşir, senden ne gittiğini görmezsin. Her şeyi bırakır her şeyden geçer o dünyayı elde etmek için koşarsın. Aynı şey bunun zıttı, bir kimse Allah’ı öyle sever, Allah’tan başka bir şey görmez, körleşir, bu muhteşem bir körlüktür. Allah da onu öyle ister. Bir kimse peygamber sallallahu aleyhi vesselam hazretlerini çok sever, peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin dışındaki her şeye körleşir, muhteşem bir şey. Baktığı yerde hazreti Muhammed’i Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyetini görür, muhteşem körlüktür bu. Bir körlük daha vardır. insan üstadını çok sever, fenafi’lşeyh olur o da kör olur. Bakın o da kör olur. Bunlar güzel körlüklerdir.
Bunun zıttı ne? Dünyayı sevmek makamı, sevmek. Hani üç şey ümmeti ifsat eder, dünya, kadın, mal. Bu üçü ama haramla alakalı bunlar. O zaman hırs doğru yerde kullanılması gerek. Hz. Pir diyor ya burda, haris olma. Neye karşı? Dünya ve dünyanın içindekilere karşı. Hani, meşhur ya ben böyle son kısmını anlatayım, hikayeyi uzatmayayım. Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ya, ‘insanoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüyü ister’ dedi. O yüzden ‘öyle kimsenin gözünü de ancak toprak doyurur’ diye ilave etti, ‘tövbe edenlerin tövbesini de Allah kabul eder’ dedi. Böyle bir hale geldin. Bu halden tövbe et, geri dön, kapı kapalı değil. Yani sen o dünya hırsına kapıldın, ahretini mahvettin. Dünya hırsına kapıldın, kırılmayacak, gönülleri kırdın. Dünya hırsına kapıldın, yapmadığın şeyleri yaptın, faize daldın, şunu yaptın, bunu yaptın, ölçüde tartıda eksiklik yaptın, dünya hırsına daldın, zekatını dosdoğru hesaplamadın, zekatını
vermedin, dağıtmadın, benle beraber mi kazandılar dedin…Böylece ne oldu? Dünya hırsı sende ağır bastı veyahut da kadın namuslu, evli, barklı, o kadına asılmaya kalktın, o kadını yoldan çıkarmaya kalktın! Haram veyahut da o kadının zafiyetini kullanmaya kalktın, haram. Yok seni işe katacağız, yok seni fabrikaya katacağım, yok seni belediyeye alacağım, yok sana bir şirkette iş bulacağım dedin, o kadına sen haram bir şekilde yaklaştın, haram kadına yaklaşmaya çalıştın, haris oldun! Bu seni batırdı. Burdan dön, tövbe et. Allah muhafaza eylesin. O yüzden tövbe ederse de o kimseler Allah tövbeni kabul eder senin. Allah muhafaza eylesin. O kalbin, senin kalbin, Allah’ın muhabbetullahının yerleşeceği yer. Allah kalbi bunun için yarattı, dünya sevgisini doldurasın diye değil. Şeytaniyeti, hayvaniyeti, nefsaniyeti, doldurasın diye değil. Sen orayı Allah’ı, Resulullahı, Allah’ın veli kullarının sevgisiyle dolduracaksın. O kalp bu yüzden sana verildi. Dünyevi hırsların için değil! Allah muhafaza eylesin.
‘Bu helvayı yeme.’ Bu helvayı yeme dediğinde, helva tatlıdır, öyle değil mi? Şimdi geçmiş zamanlarda Hz.Pir’in zamanına giderseniz böyle helva kıymetlidir. Mesela bir kimse ölenin arkasından kıymetli bir şey dağıtır. Helva dağıtır. Bu şimdi size ters gelir. Hani ölenin arkasından helvasını yiyeceğiz çünkü helva her zaman yapılacak bir yiyecek değil, özel bir tatlı, özel bir yiyecek. O yüzden de o düğünlerde oluyor. Ne bileyim, törenlerde oluyor yani öyle şimdiki sizin gibi evde yarım kilo irmik var ise işte yarım kilo süt, yarım kilo da şeker karıştır, koyuver içine biraz daha varsa zenginlik ne o? Çam fıstığı koy içine, biraz onunla kavur, üzerine tarçın at, bir de böyle fındık fıstık üzerine dök, ondan sonra ismail’in elini kolunu tut. Salma yakasını, tencereyi bitirir.
Öyle değil geçmiş dönemde, geçmiş dönemde herkesin ulaşabileceği bir şey değil helva. Un helvasına ulaşıyorlar, herkesin evinde un var, yani tatlı canı isteyince başlıyor onu kavurmaya, içine süt şeker koyuyor, oluyor un helvası. Onda bir sıkıntı yok. Şimdi yeni nesil bunları bilmiyor. Zaten yukarı bakmıyorum hiç. ismail, sana bakıyorum zaten. Şimdi yeni nesil alışmış filanca marka baklava yiyecek. Filancadan olmazsa da kabul olmaz. Öyle irmik karıştıracak olan, un karıştıracak olan kadın çok az kaldı. Tabii kadınlar da telefon açıyorlar, aşkım, gelirken filanca yerden baklava alır mısın! Filanca yerden ama! Baklava alır mısın değil. Filanca yerden. Yani işin bir de bu tarafı var. Yani adam da şunu diyemiyor, evde un var mı? Var. Şeker var mı? Var. E tamam, un şeker süt, karıştır, oldu un helvası. Yap, doya doya yiyelim. Onunla da onunla da yiyeceğin unla şeker. Hatta onun içerisinde şeker olup olmadığı da şüpheli. Glikoz koymuş olabilir, şeker ondan iyi. Eee, yapacak olduğu şey. Şimdi bütün tatlıcılar bana itiraz edecekler,
diyecekler ki sen ne yapıyorsun, bizim ekmeğimizle mi oynuyorsun! Kimsenin ekmeğiyle işimiz yok ama işte helva, helvayı yeme!
Helva ne o zaman burada? Nefse tatlı gelen, nefse hoş gelen şeyler. Çocukluk yapma. Nefsine hakim ol ve helvayı yeme yani heva hevesine kapılma, nefsin isteklerine boyun eğme. Heva ve hevesinin isteklerine boyun eğme. Hz. Pir burda nefis terbiyesini söylüyor bize Allahu alem, benim anladığım bu. Diyor ki nefsini terbiye et, sabırlı ol. Burdaki sabırlı ol, mesela oruç tutuyoruz sabırla alakalı, öyle değil mi? Sabırlı ol. ibadette sabırlı var. Başına gelen bela musibetlere sabırlı var ve haram işlememekte sabır var bir de. Bugün için en zor sabırlardan birisi bu, haram işlememekte sabır. Sen o sabrı göstermezsen, helvayı yedin. Adama bir giydirdin, oh için rahat etti ya! Kadına bir giydirdin, evde eşine, için rahat etti ya! Çocuğuna bir giydirdin, oh için rahat etti ya! Çocuk annesine babasına bir giydirdi. Birey ya, istediği gibi yaşayabilir. Özgür ruh ya bir giydirdi annesine babasına, içi rahat etti ya. Böylece içi rahat etti onun. Helvayı yedi! Ne helvayı yedi, heva heves helvasını yedi. Ne yedi? Nefsaniyet helvasını yedi. Ne yedi? Şeytaniyet helvasını yedi. Şeytan oturdu onun kalbine. Onun kalbine oturdu, habire ona şeytaniyet helvası yediriyor. Habire ona şeytaniyet helvası yediriyor. O da benim hakkım diyor, annesine babasına avazı çıktığı kadar bağırıyor, benim hakkım diyor. Her türlü arsızlığı, uğursuzluğu yapıyor. Benim hakkım diyor. Her türlü hırsızlığı yapıyor. Benim hakkım diyor. Her türlü namussuzluğu yapıyor. Helvayı yeme diyor Hz. Pir.
“Feraset sahiplerinin iştahları sabradır, onlar sabretmek isterler.”
Evet, sen feraset ehli isen sen heva ve hevesine uymuyorsan, feraset neydi? Feraset işin hakikatinin hakikatini görmek. Perdenin arkasından vukufiyet sağlamak. Mümin feraset nuruyla bakar. Müminin ferasetinden korkun. Müminin ferasetinden kork. Neden? Mümin feraset ehlidir. Meselenin özüne hakimdir. Meselenin arkasını görür. Meselenin özünü bilir. Feraset sahiplerinin iştahları sabradır. O sabreder. Sen istersin ki şeyhine hemen birisini sen şikayet ettin, onu bağırsın, çağırsın, dersini alsın, göndersin. Sen şikayet ettin kocanı, o hemen kocana senin telefon açsın, nasıl bu kadına böyle davranırsın desin veyahut da sen şikayet ettin eşini, kaldırsın telefonu, senin eşine söylesin söyleyeceğini veyahut da bir başka bir kimse gelir sana, bir şey söyler, başına bir şey gelir, sen anında böyle parlarsın, yakarsın, yıkarsın. Kabadayısın ya efesin ya veyahut da annesin ya eşsin, nasıl böyle bir şey yapabilir adam senin, nasıl çocuğun böyle bir şey yapar! Yakar yıkarsın ortalığı. Değil! Feraset sahibi sabreder. Meselenin özüne, meselenin hakikatine vukufiyet sağlamak ister ve öyle davranmak ister. Bu sufi yoludur
çünkü. Nefsine dur de. Sabret. izle, dinle, ondan sonra hükmet. Allah bizi onlardan eylesin.
“Helva ise çocukların istediği şeydir.”
Helva çocukların istediği bir şeydir. Yani çocukların şimdi sevdiği, helva olmadı da mesela hemen bakkaldan ne alıyorlar? Cips alıyorlar. Başka? Efendim? Beş altı yaşında çocuğu olanlar elini kaldırsın. Ne istiyorlar damat? Çikolata istiyorlar. Başka ne istiyor? Meyveli sütlerden var. Çocuk ne istiyor, bunları istiyor. Bunun da başka da bir şeyden haberi yok ha. Çocuk sırf bunlardan çikolata istiyor bir de meyveli süt istiyor. Onu ilgilenmediği çıktı meydana damadın. iki tane bir şey söyledi. Çocuğu götür, bakkal dükkanını kaldırmak ister çocuk. Ya da senin çocuklar doğuştan evliya demek. Allah iyi etsin inşallah. Damat olunca damata sorayım kimse alınmasın diye. Eyvallah! Çocuğun isteyeceği o bonibonlarla var, şekerlemeler var, çikolatalar var, yaz gelince dondurmaları var. Değil mi? Çocukların isteyeceği şey bu. O zamanın çocukları ne istiyor? Helva istiyor. Yani çocuk ne? Çocuk daha henüz daha nefsi terbiye olmamış çocuk. O yüzden istiyor. Çocuk nefsi terbiye olmuş olsa onu istemeyecek zaten. Nefsi terbiye olmamış çocuk aklıyla ne yapıyor? Onları istiyor ve o yüzden bu heva heves, feraset nuruyla nurlanmış olan, zikrullah nuruyla nurlanmış olanların dışında olan kimseler, böyle helva isteyecekler ama o feraset nuruyla nurlandıysa zikrullahın nuru onun kalbine yerleşti ise ve kalp, yaratıcısı olan Allah’la zikrullah üzerinden alışverişe başladıysa, Allah dediğinde buyur kulum veya kulum sözünü nidasını aldı ise veyahut da böyle ‘hu hak hu hak hu hak hu’ esması senden, hak esması ondan kalpte böyle vuruyorsa, sen ‘Allah Allah Allah Allah Allah! dediğinde ordan başka bir ses ‘Hu’, bu sefer öyle bir denklem olur ki ‘Allah hu, Allah hu, Allah hu’ denklem böyle devam eder. O saat sarkacı gibi, Allah hu, Allah hu…O kimse başka bir şey gözü görmez. O kalbe heva heves yanaşmaz. O kalbe şeytan yanaşmaz. O kimse bu hâli kaybetmemek için mıh gibi oturur. Gözünü dahi açmaz. Gözümü açarsam saat görürüm, fotoğraf görürüm, resim görürüm, duvar görürüm diye gözünü dahi açmaz. Onun kalbi olarak zikrullah üzerinden alışveriştir bu.
‘Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder’ ayeti kerimesinin tecellilerinden bazılarıdır bunlar. Bunları kitaplarda okuyamazsınız. Bunları normalde herhangi bir sohbette de dileyemezsiniz. Bunlar benden size miras kalsın. O, zikrullah üzerinden alışveriştir. Sen başlarsın ‘la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah’ diye. O da ordan cevap verir. Her ‘la ilahe illallah’, ‘hu’, ‘la ilahe illallah’, hu. Dervişin ahmağı, şeyhin verdiği tevhidi hafif görür. Hani şeyh ona der ki tevhide devam et. ‘Allah’ım ya, herkese aynı şeyi söylüyor’, onun bir şeyden bildiği yok herhalde’ der. Tevhit onun
anahtarıdır. Kapıyı açacak olan o. Tevhitle bu kapı açılır, sonra mecralar değişir. Sen la ilahe illallah, la ilahe illallah, ordan o ‘hak’ der, ‘hu’ der. Senin o nefis meratibine göre ordan başka bir esma gelir. Nefsine uyma. Esmayı değiştirme. Şeyhinin esmasında devam et. Ahmak olma, değiştirirsen kesilir ses. O senin ahmaklığından. O senin kendi kendini bilgiç gördüğünden. O senin kendi kendine kibirliliğinden. Anında yok ettin. O, o hali sen kendi heva ve hevesinden yok ettin. Hani şeyhine tabi olmak vardı? Neden şeyhine itaat etmedin? Madem itaat etmeyecektir ne yapmaya sen ders aldın? Madem heva hevesine uyacaktın, sen ne yapmaya ders aldın, bırak dersini git! Bırak dersini git. Ya dosdoğru itaat et, nefsine uyma. Verdiği virdi çek dosdoğru. Bu zikrullah üzerinden feraset ehli olma. Sufilerin yoludur bu, sen verilen virdi çek, ne esma verdi, tevhid, tevhide devam et. Ne verdi sonra sana? Dedi ki Allah esmasını çekeceksin. Sen Allah esmasına devam et. Rüya gördün, rüyanda Allah esmasıyla bir şey oldu, sana dedi ki Allah esması, sayısız devam et, sen sayısız Allah esnasında devam etsene. internette bir şey okumuş da ben bunu çekebilir miyim. Git çek ne çekiyorsan çek. internet senin şehrin olsun. internet şeyhi. Ben şurda şunu söylediler de bunu çekebilir miyim. Git çek, ne çekiyorsan çek. Sana söyleyen senin şeyhin olmuş. Madem internetten kendine şey bulacaktın, interneti kendine şeyh edecektin, ne yapmaya gittin bir şeyhe intisap ettin kardeş sen ya? Ama yok, bu hale geldi. O çok seviyor mübarekleri. E git onlardan ders al.
itaat et. Heva hevesine uyma. Sana Allah esmasını vermiş sayısız, dersini çektikten sonra Allah esmasına devam et. Sabırlı ol. Haris olma. Kendi kendine bilgiçlik taslama. ‘Bana Allah esmasını verdi ama ben Hak esmasında mıyım acaba ya, sakladı mı benden? Bizim yetişmemizi istemiyor herhalde.’ Ha biri bir arada birisi öyle demiş yani benim şeyh olmamı istemiyor, kıskanıyor demiş. Ahmak ya! Okumuş ahmak. Ben şeyh olsun millet diye uğraşıyorum, o demiş ki benim şeyh olmamı kıskanıyor herhalde demiş. Allahu Ekber kebira. Burnunun ucunu görmekten uzak! Köroğlu kör. Rabbim muhafaza eylesin. işte sen o feraset sahibi olma, sufilerden zikrullah üzerinden olur. Siz bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz. Zikrullah üzerinden yürür o kimse ve zikrullahla perdesi açılır. Zikrullah ile kalbi mutmain olur ve sen onu zikredersen o da seni zikredecek. Onun zikrini duy. O seni zikrediyor ama senin kulaklar sağır daha henüz daha, perdeli. Senin kalp henüz daha perdeli. Sen her onu zikrettiğinde, o seni zikrediyor. O bu konuda Allah’ın vaadi haktır. Ayet-i kerime. O vaad etmiş: ‘Kim beni zikrederse ben de onu zikrederim diye. ‘Kim tövbe ederse tövbesini kabul ederim’ demiş. O zaman sen zikrine devam et. O seni zikrediyor ama sen
her Allah dediğinde o da seni zikrediyor. Senin kulağın perdeli, senin kalbin perdeli. Perdeli olduğu için sen onu duymuyorsun.
işte feraset sahibi olduğunda duyacaksın. Feraset sahibi olduğunda duyacaksın. O zaman sen üstadının zikrini yaparken o da senin o esnada, o esnada, burayı iyi dinleyin, senin ruhaniyetin, esman hangi esmadaysa o da onu zikredecek. Burayı iyi dinleyin. O, alçakta duranı yükseltir. istediğini aziz eder, istediğini aziz eder. Ayetle sabit. Onun zelil ettiğini de hiç kimse aziz edemez. O zaman istediğini aziz ederse sen üstadına tabi ol, sen Allah esmasını çek veya tevhidi çek veya ne esma verdi sana? Sayısız hay esması verdi. Sen sayısız hay esmasını çek. O seni aziz edecek. O seni yükseltecek. O aşağı, bayağı bir şeyi zikretmez. O bir şeyi zikrederse kendi makamına alır. Kendi makamına alır, sen o makama layık mısın değil misin bakmaz. Sen onu hakiki manada zikrettiğin anda o seni kendi katına, kendi makamına alır. Kendi katından lütuflandırır, kendi katından bereketlendirir, kendi katından ikramlandırır. Sen ne ibadet ettiğinin bilincinde, farkında değilsin. O zaman sende feraset nuru tecelli eder ve sen sabretmeyi zevk edinirsin.
O yüzden bir kısım tabiin, tebai tâbiin, hastalıklarına şifa aramışlar, tedaviyi kabul etmemişler. Bu yüzden o boş muhabbet değil o. Buna sen kalkışma. Sen, ben avam insanız, bir tarafımız ağrıyınca biz bir ilaç içeceğiz, başımızın ağrısı geçsin diye bakacağız. O tabiinden olan zatlar, o büyük zatlar bu yüzden tedavi istememişler. Bunlar bunu sabır bile görmemişler. Helva ekmek yer gibi derdi, gamı, kasaveti yemişler. Şikayet etmemişler. Dillerinde şikayet olmamış. Hallerine hamdetmişler, şükretmişler. Zikrullahlarına devam etmişler. işte onlar sabretmek isterler çünkü sabır onların bineği olur. Ötelere uçmak, ötelere gitmek için sabır onların bineği olur. Allah bizi hakiki manada sabredenlerden eylesin. ‘Helva ise çocukların istediği şeydir. Sabreden, dikkat edin buraya:
‘Sabreden, göklerin üstüne yükselir; helva yiyense geriler kalır!”
işte sabreden kimse halden hale geçer perdeden perdeye geçer Allahu alem Cenab-ı Hak onu her şeyden münezzeh olan kendi katından lütuflandırır, ikramlandırır, helva yiyen ise dünya lezzetlerinin arasında heva heveslerini içerisinde ne yapar? Helak olur gider. Allah muhafaza eylesin. Bu yolda insanların arasında bulunup insanlarla bir arada yaşayıp onların eziyetlerine sabretmek onların sıkıntılarına katlanmak da vardır. Sufilik yolu özel bir yoldur. Bu özel yolda derviş kardeşlerinden şikayet etme. Derviş kardeşlerinin eziyetini diline dolama. Derviş kardeşlerinin aleyhine bir şeyler söyleme ve bunlara sabredersen büyük ecir alırsın. Evet, dersin ki sen dervişler böyle mi olur! Deme. Dervişler şöyle mi olur! Deme. Allah’ı zikrediyor onlar. Senin ayağına basmış olabilirler. Hüsnü niyet beste, yanlışlıkla
basmıştır de. Bir çıt ileri, onun ayağının altında ben turab olurum de. O iyi bir derviş de, şikayet etme. Allah bizi muhafaza eylesin ve sen sabrettikçe, başına gelen her şeyden, bela, müsibet, sıkıntı, dert, gam, kasavet, bil ki günahlarının affına, günahlarına kefaret olur. Bil ki senin makamının yükselmesine sebep olur. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Böyle ramazan ya, gecikiyoruz biraz, bir de bugün misafirim var. Çetenin ekibinden inşallah. O da olunca biraz böyle geciktik o yüzden, tekrar haklarınızı helal etmenizi diliyorum. Allah razı olsun inşallah. Öyle çete gelince ilk günlerden laf açılıyor, yok şöyle olduydu, yok böyle olduydu, eski anılar canlanıyor. işte paramız yoktu, yok pulumuz yoktu, yok şöyleydik, yok böyleydik, böyle bir eskileri konuşuyoruz, öyle olunca biraz da böyle ne o, az bir şey gecikiyoruz. O yüzden tekrar hepiniz de hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşaallah. Helal etmeyen varsa da söylesin, defterini dürelim burda. Yaş atmış iki ama daha iş görürüz yani öyle, papuç bırakacak durumda değiliz daha yani. inşaallah. Beyaz sakalımız aldatmasın kimseyi. Daha çok harmanlar döveriz yani. ismail de kıs kıs gülüyor. Benim tanıdığımda diyor ne o, sakalları simsiyah, kömür gibiydi diyor. Yok şöyleydi, yok böyleydi…ismail, sen de öyleydin ama sen maşallah, saçlar hâlâ daha siyah senin. Demirtaş’ın afilli delikanlısı! Demirtaşlılar afillilerdir. Önceden heykel, o cadde, Demirtaş’ın gençlerinden sorumluydu, hepsi de bizim çocuklar, her birinin boyu posu yerinde, afilliliği yerinde. Adım attığın yerde bir Demirtaşlı delikanlıyla karşılaşman mümkündü. Ne vardı, neydi o, bıçakçı Ahmet vardı, Adem vardı, Rüstem vardı, değil mi? Değil mi? Ondan sonra, onların ekipleri ayrı bir gruptu onlar, seninki ayrı gruptu. Evet, öyleydi. Değil mi ,onlar üçü, dördü, bir ekipti, değil mi? Evet, onların üçü birdi, boyları da birbirine yakındı, afilli konuşmalar, afilli yürüyüşler… Görüyorum, hâlâ da aynılar. Göl yatağında su eksik değil. Hadi bakalım, destur. Selamun aleyküm.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları