MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 18/38
1602-1608. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşaallah. Geçen hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaallah. Konu başlığı:
“Ferideddîn-i Attâr’ın – Allah ruhunu takdis etsin – sözünün tefsiri
‘Ey gafil! Sen nefis ehlisin, toprak içinde kan yiyedur! Fakat gönüle sa-
hip olan kişi , zehir bile yese o zehir bal olur.’
Gönüle sahip olan kişi(bu Hz. Pir’in sözü, bu sözü şerh ediyor), Gönüle
sahip olan kişi apaçık öldürücü bir zehir bile yese ona ziyan gelmez.”
Ferideddin-i Attar hazretlerinin, bu ey gafil sen nefis ehlisin, toprak içinde kan yiyedur fakat gönüle sahip olan kişi zehir bile yese o zehir bal olur’, Hz. Pir şerh ediyor. Biz de onun şerhini şerh edeceğiz şimdi. Yani bu böyle o Feridüddin Attar hazretlerinin sözünü şerh ediyor biz de onun dolayısıyla sözünü şerh edeceğiz. Şerhin şerhi olacak bizimkisi Allah bizi affetsin. Burdaki kasıt gönülle sahip olan, kasıt Allahualem fenafillah, bekabillaha ulaşmış olan, o hal ile hallenmiş olan mürşidi kamiller. O mürşidi kamiller, o veliler normalde sufi dilinde gönül ehli olarak nitelendiriliyor. O bir gönül ehlinin yolundan gidiyor. Yani bir mürşidi kamile bir veliye tabi olmuş, onun yolundan gidiyor. işte o gönül ehli olmuş yani fenafillaha, bekabillaha gelmiş meratipleri bitirmiş, nefis olarak, nefis olarak emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiye makamlarını geçmiş, nefsi terbiye etmiş ve en son safiye makamına yerleşmiş. Kalp hâli olarak da bu nefsin meratipleri. Bir de kalbin meratipleri var. Bunu böyle ben ayırdediyorum ya, kalbin meratibi de ilmel yakîn, aynel yakîn, hakka’l yakîn. Kalbi
meratip olarak da ilmel yakîn, aynel yakîn, hakka’l yakîn noktasına ulaşmış. O kimse artık ehil bir mürşidi kamil olmuş. Bu iki meratib tamamlanınca o kimse ehil bir ne oldu mürşidi kamil oldu, gönül ehli oldu. Nefis meratiplerini geçti, kalbi meratiplerde yürüdü, orayı da geçti artık o zehir de yese ona bal olur. Bu zehir yemesi ona nasıl bal olur? Bir başkası zehrin kenarından geçse o helak olur, ama o öyle olmaz. Hani Hacı Bektaşi Veli hazretlerine birisi hediye getirdi. Hacı Bektaşi Veli hazretleri ona nazar etti, baktı ki hediyede haram kazanç var, ondan sonra dedi ki biz bunu kabul edemeyiz. O kabul edemeyiz deyince, o kimse hazreti Mevlana Celalettin’i Rumi hazretlerinin yanına gitti. Hazreti Mevlana Celâlettin’i Rumi hazretlerine o hediyeyi takdim etti. Hazreti Mevlana Celâlettin Rûmi hazretleri de kabul etti, tabii o hediyeyi götüren kimse şaşırdı ondan sonra. Dedi ki efendim bir sorum var. Sor dedi. Dedi aynı bu hediyeyi dedi Hacı Bektaş veli hazretlerine götürdüm, o dedi kabul etmedi ama size getirdim siz kabul ettiniz dedi. O da ona dedi ki, Hacı Bektaşi Veli hazretleri dedi süt denizi gibidir. Hani onun dedi içine bir necaset girmiş olsa, o süt gibidir, o bozulur, dedi. Adam aldı, kalktı, geldi Hacı Bektaş Veli hazretlerine.
Dedi ki senin kabul etmediğini hazreti Mevlana kabul etti dedi. O da dedi ki ondan sonra, o aynı adama, Hazreti Mevlana dedi derya deniz gibidir. içine ne atsan kabul eder dedi ve içinde o görünmez bile dedi. Şimdi demek ki o zat, büyük bir zat olunca siz onun normalde o ne yapıyormuş? O kimse zehir döksen ona, onda bal oluyor, onu etkilemiyor. Hani nakşibendilerde zehir içmek de şeydir ya, keramettir. Şahı Nakşibendi hazretlerinin nakşibendiliklerinin delili burhanları zehir içmektir. Nasıl rufailer ateş yalarlar, ondan sonra şiş vururlar ya, kadiriler de kılıç vururlar. Her tarikatın kendince bir piri, bir şeyi vardır, ne o, tabiri caizse burhanı vardır. Mesela rufailer ateş yalar, şiş vurur. Kadiriler kılıç vurur. Nakşibendiler örneğin, nakşibendiler ise zehir içerler. Nerden geliyor? Hazreti Ebubekir efendimizden. Hani mağarada yılan onu ısırdı ya, zehrini sundu, Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir taşı yaladı, ağzına verdi. Taşı yaladı, ağzına verdi, zehire panzehir oldu onun tükürüğü. Ağız taşı şeyi, kültürü ve yahut da ritüeli tam ordan gelir. Sufilerde meşhurdur. Gıybet etmemek, dedikodu etmemek, iftira etmemek için devamlı Allah’ı zikretmek için ağız taşı kullanırlar. Bu nakşibendilerin içerisinde de bir ritüeldir, kültürdür ağız taşı. Bütün dergahlarda vardır bu tabii, bunlar unutulmuş şeyler. işte eğer gönül ehli olduysan zehir yesen bal olur sende, bakın zehir yese sende bal olur ama sen o hâle gelmediysen, bakın o hale gelmediysen, sen o zehri yersen ölürsün. Burdaki zehir heva ve hevestir bir derviş için. Heva ve hevestir ve nefsaniyettir, şeytaniyettir. Allah muhafaza eylesin. O çünkü normalde, o hale
gelmiş gönül ehlinin haline gelmiş bir kimsenin yanında dünya konuşsan, onu bozmaz. Kadın konuşsan onu bozmaz. Para, makam, mevki, onu bozmaz. Bunlar manevi zehirdir eğer bozarsa bir kimseyi ama o hâle ermeyen bir kimse mesela birisinin evini görse onun benim de böyle bir evim olsa der, benim de böyle bir arabam olsa der, dünya bozar onu.
Paraya yıkılır, haram kadına yıkılır, makama yıkılır. Onlar onun nesi olur? Zehri olur ama o veli zatın, o mürşidi kamilin normalde eline geçen para, pul, makam, mevki, o hepsi de sufilere, müritlere dağıtılır. O böyle onun kendi nefsine bir şey yapmaz, kendi nefsiyle alakalı hareket etmez. Allah bizi affetsin. O yüzden o bu tip şeylere meyil etmeyeceği için ona zararı olmaz
‘Çünkü o sıhhat bulmuş, perhizden kurtulmuştur.’
O sıhhat bulmuş yani o artık ereceği yere ermiş, perhizden kurtulmuştur.
“Fakat zavallı talip, henüz hararet içindedir.”
“Yani o mürşidi kamil, o gönül ehli, artık perhizlerden kurtulmuş. Yani ne demek perhizlerden kurtulmuş? O daha önce dünya sevgisinden geçmiş, makam sevgisinden, heva hevesinden geçmiş, o dünyevi sevgileri terk etmiş, dünyevi sevgileri bırakmış, o normalde olsa da olmasa da Allah’tan razı olmuş, o öyle bir hale gelmiş, artık onu dünya bozmuyor, makam bozmuyor, mevki bozmuyor, kalabalık dervişler topluluğu onu bozmuyor. Herkes onun etrafında döndüğü halde o Hakkın etrafında dönüyor. O dervişlerin ona olan temayülü onu bozmuyor. Şimdi birisinin üç beş kişi etrafına doldurun, o bozuluyor adam. Daha üç beş kişisin sen daha! Üç beş kişi ona abi diyor, işte baba diyor, şeyhim diyor, adam bozuluyor. Bir bakmışsın kendini dev aynasında görmüş, nemrutlaşmış. Allah muhafazaya eylesin. Onu bozuyor veyahut da biraz para buluyor o kimse, para bulunca kendini kaf dağında görüyor. Kibir dünyasına atıyor kendini. Kibir dünyasını atınca bozuluyor, para bozuyor. Hani ümmeti bu üç şey bozar dediği şey onu da bozuyor. Allah muhafaza eylesin ama bir sufi için bu henüz daha kemale ermedi. O hararet içindedir diyor. Yani o sıhhat bulmadı. O yüzden onun normalde o sufi adayı kendisini perhiz edecek, dünya sevgisinden, mal sevgisinden, makam sevgisinden kendisini perhizde tutacak, kendini disipline edecek. Üstadının sözünü dinleyecek, başka yere kulak asmayacak. O bütün himmetini, gayretini, kulağını, kalbini üstadına bağlayacak. Perhiz bu. Dış sese, dış unsurlara kendisini kapatacak. Dervişlerin en büyük handikabı budur.
Derviş şeyhinin haricindekilere kendisini kapatmaz. Bu şu demek değil. işte Cafer abi, sen bana bir şey söyleyemezsin, benim şeyhim söylüyor, bu değil. Sen yapılacak olan hizmeti yapacaksın ama sevgini, himmetini, gayretini, üstadına bağlayacaksın. Kendini üstadına hemhâl edeceksin. Diğer
taraflara kapatacaksın. Heva hevese kendini kapatacaksın. Sen çünkü perhiz edeceksin. Ben hep derim, bir kimse can kulağıyla üstadını dinleyecek, perhiz edecek kendisini. Perhiz edecek. Can kulağıyla, canıyla, nefesiyle, her şeyiyle üstadını dinleyecek. Kuran ve sünnete bakacak. Kuran ve sünnet dairesinde kalacak. En büyük perhiz bu. Din olarak Kur’an, sünnet imamlarının içtihadı, yol olarak üstadını dinleyecek. Başka bir şey yapmayacak, perhiz bu. Zaten haramlar noktasında, haram helal noktasında hiç kimsenin bir derdi yok ama en büyük sıkıntı dervişlerde üstadına karşı kendisini başka yerlerden perhiz etmesi. Bu geçmiş dönemde de kardeşlerin hatası buydu. Şeyh efendinin zamanında da bu geçmiş dönemde de kardeşlerin hatası buydu. Ben diyordum ki şeyhinizi dinleyin. Şeyhin sana bir şey söyler, bir başkası ya bu böyle değildi, böyle olmaz der, sen ne yapacaksın dışardan laf söyleyeni? Sen şeyhini dinle. Şeyhin sana at demiş at, tut demiş tut, git demiş git sen. Hatta burda sana git der, öbür tarafta bir başka der ki efendim o oraya gidiyor. Sorma, beni dinlemiyor ya, gitme dedim de gidiyor der, sen bilemezsin onu. Ona git demiş, o gidecek. Onun gitmesini saklıyor belki de şeyh efendi, nazara gelmesin diyor, bir şeye gelmesin diyor. Oğlum zaten çok iyi dinlemiyor beni diyor örneğin. Sen sana söylenilene bak. Gözünü, kulağını ona dik, perhiz et. Din olarak gözünü, kulağını sen Kur’an ve sünnete dik. Yol olarak üstadına dik. Perhiz et kendini. Ne zamana kadar? Kemale erinceye kadar. Ne zaman sana şeyhsin dedi, sen artık şeyh oldun, ilan etti, senin perhizin bitti. Sen o şeyhi dinlemesen de olur artık. Neden? Senin şeyhliğini ilan etmiş. Edeben dinlemişler yine de ölünceye kadar, evet.
“Peygamber(s.a.v.) buyurdu ki: ‘Ey cüretli talip! Sakın hiçbir matlup
ile mücadele etme.’ ”
Bunu şimdi biraz hadisleri karıştırdım, elimdeki hadis kaynaklarını, burada Hz. Pir’e iftira. atmak, Hz. Pir’i kerih görmek değil derdim ama bu sohbetleri çok ince dinliyorlar böyle, kimisi eleştirel olarak dinliyor, kimisi de öğrenmek için yeni bir bakış açısı yakalamak için dinliyorlar. Eleştirel olarak dinleyenler, mesela işte söyleyecek laf bulamıyorlar. Ben beyitleri şerh ederken varsa o konuda ayet, hadis, ona biraz bir çalışma gerekiyor tabii. Ben o konuyla alakalı, o meseleyle alakalı ayet ve hadislere bakıyorum, araştırıyorum. Şerh ederken mesneviyi, ben ayet, hadis mantığı içerisinde şerh etmeye, okumaya çalışıyorum. Bu hadisi şerifi ben elimdeki hadis kaynaklarında, hadis metinlerinde bulamadım. Bunu baştan söyleyeyim. Hz. Pir ‘ey cüretli talip’ bunu peygamber buyurdu ki diyor, ‘ey cüretli talip! Sakın hiçbir matlup ile mücadele etme.’ Bu metin olarak benim elimde yaklaşık bir hayli, hani şu ana kadar hemen hemen hadis kaynaklarının yüzde doksanı filan bende var. Ben bu hadisi bulamadım ama Hz. Pir söylediyse ya
mana itibariyle böyle bir hadis i şerif vardır ya da ben bulamamışımdır. ikisinden biri. Ben kendimce bulamadığıma hükmediyorum ama o normalde o muhakkak vardı ki Hz. Pir böyle bir hadis olduğunu söylemiş. Burdaki murat, öyle ya, bu söz söylenmiş ama bu söz mana olarak da doğru. Mana olarak eksik bir söz değil. O yüzden burada hani ey cüretli talip dediği, talip dediği henüz nefis terbiyesini tam tamamlayamamış sufi adayı. Yani o kimse ne zaman tamamlıyordu? Safiyeye gelinceye kadar. Safiyeye gelmediği müddetçe o talip hükmünde. Neden? O çünkü her an için geriye dönebilir, geriye düşebilir, hata yapabilir, yanlışlık yapabilir. Şeyh efendi, Allah rahmet eylesin, derdi ki, evladım Mustafa efendi derdi, dördüncü makamdan, beşinci makamdan bile geri düşen olur. Bunları gördüm oğlum ben derdi. Hatta bir zatın ismini söylerdi. Çorumlu Hacı Mustafa efendi, onun hatta halifelik icazetini vermiş.
Sonradan oğlum nefsine uydu demiş o zat için ondan sonra, gidin ona söyleyin demiş. Tabii şeyh efendiyi görevlendirmiş, git ona söyle demiş, söyle, ondan sonra, böyle böyle yapmasın, böyle etmesin, bu şunu yapmasın, burası yanlış gibisinden, ona söylemiş. Tabii o dinlememiş. Şeyh efendiyi de dinlememiş. Şimdi onun arkasından devam edenler var, mesela işte böyle bir şey yaşandığını onlar ama biliyorlar ama bilmiyorlar ama şeyh efendinin bana naklettiği buydu. Şimdi bunu dervişler genel olarak çok bilmezler. Beni de şeyh efendi bir sürü vazife ile vazifelendirdiydi. Git filanca zakire şunu söyle, git filancaya bunu de, git filancaya şunu şöyle, şöyle yapmış, bunu git ona anlat… E ben de sonuçta üstadıma tabiyim. Ben gider onlara söylerdim, mesela onlar hep kızgın bana. Yani söyleyen sanki benim! Beni üstadım göndermiş, şeyh efendinin öyle Allah affetsin, şeyi yoktu. Kaldırırdı telefonu, gece saat on bir, on iki, bir, iki… ‘Telefon et’. Ben şeyde, teyakkuz halinde. Gece saat ikide arar. Uykulu bile cevap vermeyeceksin ona. ‘Ne o, aaa uyuyor muydun yoksa?’ ‘Yok, estağfurullah efendim, sesim öyle çıktı, uyumuyordum.’ ‘Ha iyi o zaman. Oğlum, git filancaya bunu böyle, böyle, böyle söyle.’ ‘Emredersiniz efendim.’ ‘Ne zaman yola çıkacaksın?’ ‘Şimdi çıkayım efendim.’ ‘Ala! Şimdi çık!’ Gece saat ikide yola çıkardım ben, sabaha orda olurdum Adam şaşırırdı. Ya sabah saat sekizde adam burada! ‘Selamünaleyküm’, ‘Aleykümselam’. Benim gönderdiğimi söyle demiştir şeyh efendi. Onun gönderdiğini söylersin. Yok, bazen der: ‘Benim gönderdiğimi söyleme. Git ona böyle böyle böyle böyle söyle.’ ‘Emredersiniz efendim’. Gider söylerdim ben veya ‘git bunu böyle böyle böyle yap’, ‘Emredersiniz efendim’. Bitti! Şimdi bundan dervişlerin haberi olmaz. Ordaki o zakire gelen tebligattan da dervişlerin haberi olmaz. Bu, nasıl söyleyeyim, üst yönetimle alakalı. Yani bir üstat da bir zakire isterse kendisi söyler ister başka bir zakirle
haber gönderir örneğin veyahut da birilerini görevlendirir. Mesela geçenlerde bir mevzu oldu, Cafer’i, Adnan’ı görevlendirdim. Dedim gidin bu işi böyle böyle böyle yapın. Tamam bitti. Bunun gibi. Şeyh isterse birilerini görevlendirir, onlar o görevi icra ederler. Bu şimdi, o yüzden o kimse de ne yapar? Onu yerli yerine oluşturur. Bir kimse, toparlayalım meseleyi, şeyhi onun şeyhliğini ilan etmediği müddetçe geriye düşebilir mi? Evet. Şeyh efendinin bana aktardığına göre, halifelik icazeti verilmiş bir kimsenin dahi geri düştüğünü gördük Mustafa Efendi, dedi. Eyvallah! O yüzden nefse güven olmaz, nefis temize çıkarılmaz.
işte hep o taliptir. O kimsenin talipliği bitmez. Ne zamana kadar? Ta ki fenafillaha, bekabillaha ulaşıncaya kadar o taliptir. O yüzden talipten murad, bu henüz kemale ermemiş olan sufi adayı. Peki matluptan kasıt ne? Matluptan murad da bu fenafillah, bekabillah haline gelmiş olan kimse, yani bir mürşidi kamil sakın. Sakın, burda Hz. Pir diyor ki, sakın bir mürşidi kamille, bir veliyle mücadele etme, ona karşı çıkma, ona itaat et. Hani ayeti kerime var ya: ‘Allah’a itaat edin, resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin.’ Sen o matlupla, yani o mürşidi kamille, o veliyle mücadele etme. O bir şey söylediyse tartışmayı bitir, konuşmayı bitir, itirazı bitir. Teslim ol. Sana bir şey söyledi, ortaya bir şey söyledi, bırak. Mücadele etme. Hilafına bir laf konuşma. Hilafına bir harekette bulunma. Eğer hilafına harekette bulunursan onunla cebelleşirsen kaybeden sen olursun. Hem madden hem manen kaybeden sen olursun. Ne yaparsanız yapın, size bu bir kardeş nasihati, ben bunu şeyh efendiye tabi olduğum zaman da söylüyordum, bütün arkadaşlara derdim. Arkadaşlar, ne yaparsanız yapın asla ve asla şeyhinize muhalefet etmeyin, onunla cedelleşmeyin. Bırak, senin nefsine ağır gelebilir o esnada. O bir konuda hükmettiyse teslim ol. Bu kadar. Cedelleşme, tartışma, meseleyi götürme. Ne olur? E gerçekten o bir mürşid-i kamil ise sana manevi tokat gelir. Hem de hızlı gelir. Dağılırsın, nerden dağıldığını bilemezsin. Perperişan olursun, nerden perperişan olduğunu bilemezsiniz. Sebebi şu. Hani siz ‘kim benim veli kuluma savaş açarsa Allah da ona savaş açar ve Allah veli kullarına savaş açanlardan, yırtıcı hayvanın avından intikam aldığı gibi intikam alır.’
Dilini muhafaza eyle sen mürşidi kamillere karşı. Dilini koru. Cedelleşme. Gönlünü koru. Perhiz ettir gönlünü, itiraz etme. Bakın itiraz etme, koru bundan kendini. Allah muhafaza eylesin. O yüzden cedelleşirsen kaybedersin. Cedelleşirsen kaybedersin. itiraz edersen kaybedersin. O yüzden kesinlikle ve kesinlikle mücadele etme diyor Hz. Pir ve bunu peygamberin ağzından söylüyor. Çünkü hadis i şerifte dediğine göre Hz. Resulullah’ın sallallahu ve sellem hazretlerinin, bu manada demek ki bir hadisi var. O
yüzden sakın ve sakın Allah’ın sevgili kulları olan velilerle, mürşidi kamillerle cedelleşme. Allah’ın velileriyle, peygamberleriyle cedelleşme. Peki nebiyle, peygamberle nasıl cedelleşir? Hadisi şerifi inkar ederekten, sünnet-i seniyyeyi inkar ederekten, onların yolunu inkar ederekten cedelleşir. Sen peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetini inkar edersen, cedelleşirsin, Allah o peygamberinin intikamını senden alır. Sen bir mürşidi kamil ile cedelleşirsen, Allah senden intikamını alır. Sen birisini mürşidi kamil olarak görmemişsindir, veli olarak görmemişsindir, ağzına geleni söylersin, Allah’ın intikamı acı olur. Bakın bir de yani senin elinde bir delil yok o kimsenin veli olup olmadığına, mürşidi kamil olup olmadığına. Sen mürşid-i kamil misin ki kimin mürşidi kamil, kimin veli olduğunu bileceksin! Bilmediğin halde, bilmediğini de bilmiyorsun, kalkıyorsun cedelleşiyorsun! Perişan olursun. Allah’ın tokadı şimşek hızından daha hızlı gelir, manevi tokadı. Rabbim muhafaza eylesin. Hani ben bazen derim ya, Allah’ı zikredenlerle uğraşmayın. Onlara bir laf söyleme, cedelleşme kardeşim ya! Bırak, nasıl zikrediyorsa zikretsin. işte sema ederekten zikir var mı! Sana ne ya! Sen yapma ya! Sana mı sorduk? Yapma sen. Böyle zikir var mı? Yapma sen ya! Var. Sen olmadığını ispat et diyorum. Biz yapıyoruz, sen olmadığını ispat et. Onlar tabii bizi sazan zannediyor. O zannediyor ki bir laf attı orta yere, ben hadiiii, onu ispat için uğraşacağım. Geç lan, dünkü çocuksun sen daha! Diyorum sen bir ayet hadis getir olmadığına dair, yasaklanan bir tane hadis getir, yasaklanan bir tana ayet getir, e biz de yapmayalım ya, bırakalım hadi. E senin heva hevesine tabi olacak değilim ya! Çok basit. Dervişlerle uğraşmayın dediğim o. Allah’ı zikredenlerle uğraşma. Allah’ı zikredenleri Allah sever. Zikredeni Allah sever. Sen zikredenle uğraşma, helak olursun. Allah’ın intikamı böyle şimşek hızıyla gelir. Zikredenlerle alakalı. Dilini koru. Allah’ı zikrediyor. Bırak ya! Sana ne! Allah muhafaza eylesin.
“Sende Nemrutluk var, ateşe atılma. Atılacaksan önce İbrahim ol.”
E senin daha dur bakalım yolun uzun. Sende daha cehennem kokusu var. Sende ateş kokusu var! Bir insanda nasıl cehennem kokusu olur? O kimsenin üzerinde cehennemlik ameller vardır. Cehennemlik amel olanlarda manevi böyle bir cehennem kokusu gibi necis koku vardır, manevi. O gıybet eder, o iftira eder, o dedikodu eder. Onun üzerinde cehennem kokusu vardır. O kokuyu alırsan burnunun direği sızlar. insanları koklamakla geçer ömrün. Dervişler zikrullahta oh, Geylani hazretlerini gördü, ne kadar güzel! Asıl hal başka. O kimse de cehennem kokusu varsa o kokuyu aldığın zaman asıl hal. O zaman cehennem yolu, insanın nefsine hoş gelen şeylerle örülüdür. Nefsine tatlı gelir senin. Nefsine tatlı gelen o yolda yürürsün, akıbetin cehennem olur. Nefsine acı gelen cennet yolu da nefsine acı gelen şeylerdir.
O nefse acı verir. Ben bazen ders verirken derim ki bizim yolumuz zor. Bizim yolumuz sıkıntılı. Bak iyi düşün, ona göre ders al. Sebep? Yani sen cennet yolunda gideceksin, sen cennet yolunda gideceksen böyle kolay değildir. Cennet yolu nefse zor gelir, ağır gelir. Tabi olmak istemez. Muhyiddin Üftade hazretlerine, zamanın kadısı kimdi? Aziz Mahmut Hüdai hazretleri. Aziz Mahmut Hüdai hazretleri atına bindi, Üftade hazretlerine gidecek, at yürümüyor yolda, sırtından Mahmud Hüdai hazretlerini attı. O yolda yürümek istemiyor. Ata bile zor geldi bir mürşidi kamilin yolu. Aziz Mahmut Hüdai hazretleri yaya gitmek zorunda kaldı. O cennet yolu, o mürşidi kamil yolu, insanın nefsine ağır gelir. O çünkü insanın nefsine ağır geldiği için o gitmez. O zaman onda nemrutluk var daha. Sebep? Henüz o heva ve hevesinden kurtulamadı, nefsaniyetten kurtulamadı. Allah muhafaza eylesin ve insanlara herkes der ki işte cennet yolu kolay.
Allah affetsin, ben derim ki normalde cennet yolu kolay değildir çünkü nefis orada rahat etmez. Nefsin rahat ettiği yer cehennem yoludur. Nefis burda sohbette rahat etmez. Terbiye edilmiş bir nefis burda sohbette rahat eder. Nefis bir mürşidi kamile bağlanmakta rahat etmez. Terbiye olduğunda rahat eder, orada huzur bulur. Kendince der ki oh, attım ya kendimi buraya, hamdolsun der. Zikrullah bahçesi der oraya, cennet bahçesi der, attım ya kendimi buraya der huzura erdim der. Nefsine uyan bir kimse ise gitmek istemez. Ramazan şimdi, uykusuz kaldın, yorgunsun, oruç tuttun, yat canım ya, ne işin var sohbette? Boş ver namazı, sonra kılarsın. Orucu sonra tutarsın. Yani ne yapmaya o şimdi bir adamı orda dinleyeceksin! Nefse ağır gelir. O yüzden bir mürşidi kamilin yolu nefse ağır gelir. Ne zaman ki nefis terbiye oldu, o zaman orda huzur buldu. Öbür türlü nefse ağır gelir.
Tabi olmak, itaat etmek ağır gelir insana. Allah muhafaza eylesin. O yüzden cehennem yolu ise kolaydır, basittir, nefse tatlı gelir. itaatten uzaksın, Kuran’dan sünnetten uzaksın. Üstad da yok, hiçbir şey yok. Vur patlasın, çal oynasın. Dedikodudur, gıybettir, ondan sonra laftır, küftür, her şey serbest. Sebep? Yani cehennem yolu rahat, serbest. Ne işiniz var şimdi değil mi? Önceden böyle enteresan şeyler vardı, ben yeni Müslüman olduğumda, ramazan eğlencesi! Ramazan ibadet ayı, zikir ayı, tövbe ayı. Ramazan gözyaşı dökme ayı. Affolma ayı. Ya dansözün ramazanda ne işi var? Ramazan eğlencesiymiş! Nesine eğlence yapıyorsun? Oruç tutacaksın, affolacaksın. Ne oldu? Af beratını mı aldın da vur patlasın çal oynasın! Ramazan eğlencesiymiş!
insanların dini ibadetlerini böyle helak etmeye çalıştılar. Şimdi? Şimdi kalmadı artık bunlar. inşallah elhamdülillah iyice kalmaz. Hoş şimdi de oruç tutanlar azaldı. Yani kimseyi kınamak değil derdim. Yani ramazan
geldi mi gelmedi mi kendi kendime içimden öyle düşünüyorum. Yani o hale geldik ki diyorum ben, ramazanın gelip gelmediği belli değil. Ortalıkta sigara içenler, su içenler, yiyenler içenler! Çok özür dilerim hepinizden, ulan hepsi de mi ay hâlinde bunların ya! Kadını erkeği! Şimdi de bu hale geldi. Dini ibadetlerde çok büyük bir eksilme var. Allah muhafaza eylesin. Herkes hasta, oruç tutuyor, bayılıyor! Oruç tutuyor, ayılıyor! Oruç tutuyor, çok zorlanıyor! Oruç tutuyor, hasta oluyor! Haydi, ver fidyesini. Tutmaya gayret et, mücadele et biraz, biraz mücadele et. Evet, dilin kurusun, damağın kurusun, yutkunama. Ne olacak ya! Orucunu yaşa, orucun sana vermiş olduğu tadı, tat olarak görüyorum onu. Dilin bir karış dışarda dolaşsın. Dolaş ya! Mustafa Özbağ gibi saat bir, iki oldu mu pert ol, grogi durumda öyle bak boş boş! Bak ya, ne olacak yani? Bir ayda öyle boş boş bak. Hep dolu dolu bakacak değilsin ya. Ne olacak yani? Oruç güzel bir şey, bereket, lütuf, ikram, ihsan. Cenab-ı Hakkın lütfu ikramı ya, lütfu ikramı kaçırma. Cenab-ı Hak öyle bir şey lütfetmiş, demiş ki bir ramazan oruç tut, geçmiş senenin günahları affolsun. Bir ramazan oruç tut, geçmiş ömrünün günahları affolsun. Ya böyle bir müjde var mı! Bir ay! Aha geçti, on yedi gün oldu, değil mi bugün. Bitti! Bitti ya! Ne oldu ki, bir tarafımız mı eksildi? Ama büyük bir müjde var. Büyük bir müjde var. Bu ne demek ya! Geçmiş günahlarının hepsi de affoldu. Ben ne bileyim, ben kendimi hatakar, kendimi günahkar görüyorum ben. Ramazan benim için bu noktada hatalardan, günahlardan ondan sonra, kurtulma ayı olarak görüyorum, günahlardan kurtulmayı. Hamdolsun.
O yüzden evet, cehennem yolu kolay, e ne olacak, itaatten uzak, günahları işle, ondan sonra günahları işledikten sonra dedikodu, gıybet, fitne, her türlü her şey serbest. Cehennem yolu, nefse tatlı geliyor. Kafelere git, ne bileyim, alışveriş merkezlerinde, ondan sonra boş boş dolaş, git kafede ondan sana çok önemli bir kahve iç orda, öyle ya, heva heves onu istiyor. Değil mi üniversiteli? Öyle oluyor değil mi? Üniversiteliler çok seviyorlar değil mi? Evet, üniversitelilerin yıkıldığı yerler. Ona soruyorum, onu kerih görmeyin ha. O böyle genç yaşta itikaf bitirmiş bir kimse. Biraz böyle nefsine vurmasın ona da Allah affetsin. Öyle bu kardeş, disiplinli bir kardeş. Öyle o yaşta, ne o, on gün itikâf bitirecek olan az, ender insandır. Allah muhafaza eylesin. Allah onu da nefsine uydurmasın, Cenab-ı Hak istikametinini bozdurmasın inşallah.
O yüzden normalde insanlar cehennem yolunda şehvetleri var, heva hevesleri var, nefsaniyetleri var, şeytaniyetleri var, kolay. Cennet yolu zor. Nefsiyle mücadele edecek, heva hevesiyle mücadele edecek, şeytaniyetiyle mücadele edecek. Herkes haramın içerisinde fış fış yüzerken haram denizinde,
sen aman parmağım dokunmasın diye korkacaksın, parmağını ondan uzak tutacaksın. E millet komple girmiş haramın içerisinde haram olmuş. Sen parmağını sokmaktan dahi korkacaksın, Allah muhafaza eylesin. Çünkü henüz daha sende nemrutluk var, yani heva heves var. Sen o yüzden cehennem yolundan yani ateşten uzaklaşmaya çalış ama ibrahim oldun, o zaman ayrı mesele. ibrahim olduysan eyvallah. Söyleyecek laf yok. O zaman sen kimle konuşursan konuş, kiminle arkadaşlık yaparsan yap, sana bir şey bulaşmaz. Rabbim ibrahim olanlardan eylesin.
“Madem ki sen ne yüzgeçsin, ne de denizci…Aklına uyup kendini de-
Maneviyat büyük bir deryadır. Sen henüz daha o deryaya girebilecek, o deryaya gidip de orada yüzebilecek değilsin. Sen bu denizde yüzmesini bilmezsin. Hatta sana orda bir dalgıç, bir yüzücü hocası lazım. Dalgıç, bir yüzücü hocası lazım ki seni orada yüzmeyi öğretsin, sana orda dalmayı öğretsin. Sen kendi kendine ben gider dalarım, işte okyanusun dibinden inci mercan çıkarırım diye kendi kendine bir şey zannetme. Sana bir hoca lazım. Sen aklına uyup da kendi kendini o deryaya atma. Hani kendi kendini deryaya atıyor ya, çok biliyor o, ya hani Allah’la kul arasına da girilmez. E? Otur canım, sen tevhidi çek, Allah’ı zikret, ne yapmak istiyorsan yap. Birisi duymuş birisinden, kırk bin, pardon, yetmiş bin ayete’l kürsü çek demiş birisi ona. Bu başlamış, bizatihi görüştüğüm konuştuğum kimse bu, ayete’l kürsü okumaya başlamış, sabah olmuş. Tabii yetmiş bin nereye bitecek, bitmiyor. Sabah bırakmış, ondan sonra böyle ufak tefek bazı, hani evde yalnız ya bu şimdi, ufak tefek şeyler olmuş. O tarafa çok bu meyletmemiş. Sen bir dışarı çık, dakka bir gol bir! Dışarda birisini görmüş, tilki suretinde! Ya demiş yok ya böyle değildir, öbürkünü görmüş, bilmem ne suretinde! Tornistan eve gel tekrar, ondan sonra, evde ekmeğe bak, başka renkte, suya bak, başka renkte, bir şey yiyecek başka renkte…Ona bakıyormuş canavar gibi bir şey görüyormuş, ona bakıyormuş başka bir şey görüyormuş…Ondan sonra kafayı yiyecek, kıracak tabii. Sormuş Soruşturmuş, bu nasıl olacak? Ona telefon, buna telefon. Bizim derviş kardeşler de çok böyle severler ya, demişler ki muhakkak Mustafa Özbağ’a git. Mustafa Özbağ seni bu halden kurtarsın. işte şöyle, işte böyle… Ben Allah mıyım dedim kurtaracak! Neyse, dolaylı olarak işte ben örnekliyorum, x kimseden telefonunuzu aldım, ben de böyle böyle böyle bir şeyler olmaya başladı. Demiyor bana şunu okudum diye. Sen kendi kendine ne okudun dedim. işte bizim komşumuz vardı da şu vardı da bu vardı da…işte şöyle olması için böyle olması için ayete’l kürsü hatmi söyledi, yetmiş bin ayete’l kürsü çek dedi bana dedi, ben de çekmeye başladım dedi. E dedim sen bir hadisi şerif okudun mu yetmiş bin ayete’l
kürsü çekileceğine dair? Yok! Bu konuda bir bilgin var mı? Yok. Sen dedim ne yapmaya bu alana giriyorsun? ‘E ne olacak benim halim?’ Aha dedim, sen şimdi sokağa dahi çıkamazsın. Ne iş yapıyorsun? Şu iş yapıyorsun. Nasıl gideceksin iş yerine şimdi, dedim. Gidemiyorum zaten dedi. Bir de ağlıyor şimdi, benim kazandığım da harammış diyor. Ekmeğe bakıyorum diyor, işte üzerinde diyor, bütün böyle kara böcekler dolaşıyor diyor. Şuna bakıyorum, şu dolaşıyor, suya bakıyorum diyor, su kızıl kan olmuş diyor. Şu şöyle olmuş, bu böyle olmuş…E dedim senin bu gördüklerin, bu senin dedim bu perde çabuk yırtılmış sende dedim, senin görmemen gerekenleri görüyorsun şu anda dedim. Bu dedim nefis meratipleriyle beraber olması gereken şey. E dedi ne olacak? Valla dedim, sen dedim tövbe et, ondan sonra Allah’a yalvar yakar, bu hali benim üzerimden at de, tevhide başla dedim. Şimdi bütün insanlarda Allah affetsin, bu hastalık var. Tevhidi hafif görmek küfürdür. Tevhidi hafif görmek. Bu bizim bazı derviş kardeşlerimizde de cereyan ediyor. Ona diyorum ki sen tevhit çek, ben çekiyorum zaten tevhit diyor. Aslında öyle dediği anda tevhidi hafif görüyor. Yani dediği şey şu, ben tevhidi çekiyorum ama bu bende devam ediyor.
O zaman sen tevhidi düzgün çekmiyorsun. Düzgün tevhit çekersen inanaraktan, o tevhit senin her şeyine ilaç olur ve o tevhit seni her şeyden korur Allah’ın izniyle. Çünkü ‘tevhit benim kal’amdır’ dedi. Hadisi kutsi. Allah yalan söylemez. Allah’ın vaadi haktır. Hak olmayan sensin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden e sen normalde bu o mana denizine, o mana alemine sen yüzmesini bilmediğin halde, mihmandarsız, delilsiz kendini oraya atıyorsun. E sen başına gelecek olan var. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sen o kendi aklına uyup kendi nefsine uyup o nefis deryasına kendini atma. Allah muhafaza eylesin. ‘Yüzgeç ve denizci denizden inci çıkarır.’ diyeyim, burda kalayım. Saat on bir çünkü. Allah izin verirse çünkü bir de daha sema da olacak, semadan sonra da inşallah yine sohbet olacak. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El fatiha maassalavat. Amin.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları