Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
İçtimâî Hayat(1147) — Sayfa 9/12
Batı’nın demokrasisi ne demektir?
Batı demokrasisi dediğimiz şey; helvadan put. Batılılar canları istedikleri anda dönüp onu yiyorlar.
Batılılaşmış aydınlar neden Batının çifte standartlığını eleştiriyorlar?
Batılılaşmış aydınlar Batının devlet modelini değil de böyle kendilerince evrensellik payesi verdiği modelin uygulanmaması için onlar Batının çifte standartlığını eleştiriyorlar. Yani Batının devlet modelini eleştirmiyor-lar, Batının yönetimselini eleştirmiyorlar. Mesela ben dedim ya, Batıda yöne-timsel problemler var. Nasıl yönetimsel problem var? Batıda da halkın seçtiği kimseler seçilmiyor. Bu bir yönetimsel problemdir, İslam’a göre düşünüyo-rum.
Halkın kendi sözcüsünü seçmesi neden bir yönetimsel problem olarak eleştiriliyor?
Halk kendi sözcüsünü kendisi seçmeli ama Almanya’da da, İngiltere’de de, İsviçre’de de, Fransa’da da, Amerika’da da veya herhangi bir yerde de dünya üzerinde herhangi bir yerde de halk kendi sözcüsünü kendisi seçmemekte. Hani zaman zaman bir yönetimsel problem olarak aslında farklı bir dilde si-zin önünüze koyuyorum ya, diyorum ki; eğer milletvekilliği adaylığı halkın oylarıyla olacaksa benden daha fazla oy alan olmaz, diyorum. Var mı 5 bin kişi bir kimseye gidip oy verecek Bursa’da bir milletvekili adayına? Herhangi bir partiden dört tane milletvekili adayının ismini söyleyebilir misiniz bana? Ben de söyleyemem.
Bursa’da 5 bin kişilik bir topluluk neden bir milletvekili veya il başkanı seçmiyor?
Bursa’da 5 bin kişilik bir topluluk önüne bir milletvekili gelmiyor, bir il başkanı gelmiyor. Sebep? Çünkü onu siz seçmeyeceksiniz, yönetimsel prob-lem dediğim şey bu. Onu partide MKYK seçecek veyahut da etkili bir kimse “bu olacak” dediğinde o olacak, bitti. Bu herhangi bir parti, belli bir parti de-ğil, hepsi de aynı çünkü. X parti de böyle de y parti de öyle. Değil mi, hepsi aynı. O zaman yönetimsel problem dediğimiz şey bu. Yani halkın sesi olacak; halkın sesi olacak; halkın yönetimden isteklerini, halkın yönetimle problem-lerini halledecek bir kimse yok. Bakın yok. Yönetimsel problemin başlangıcı bu. Bakın, yönetimsel problemim başlangıcı bu.
İslamcıların ve ulemanın toplumda ne gibi sorunlar yaşadığı nedir?
Bir yandan zekat topluyorlar; bu tari-katlar, bu cemaatler, bu zekatlar nerede toplanıyor, nasıl toplanıyor, bunların toplandığı yer neresidir, kayıt altına giriyor mu? Bu cemaatlerin, tarikatların ticarethaneleri var. Market açmışlar, kasap açmışlar, kitabevi açmışlar, basın yayına girmişler örneğin, televizyonları var bunların, bunların girdileri çık-tıları parasını nereden geldiği… Hemen şurada biz bir pilav dağıtıyoruz, bize yüz on sekiz sefer soruyorlar, bu değirmenin suyu nereden geliyor, diye bize. Millet hamutunla götürüyor, televizyonu var, basın yayını var, gazetesi var, bilmem nesi var. Hiç kimse sormuyor bu değirmenin suyu nereden geliyor, diye örneğin. Böyle olunca onlar bu büyüklüklerini böyle kullanıyorlar.
Batının en kötü mirası neden Müslüman halklara kullanıma hazır bir şeytan sunmak olarak değerlendiriliyor?
Batının en kötü mirası hiç kuşkusuz Müslüman halklara kullanıma ha-zır bir şeytan sunmak olmuştur. Şu sıralar Müslüman siyasal düşüncesini sürekli felce uğratan şey komplo teorisidir. Çünkü şeytandan geldiğini söy-lemek, sorunların çözümünü tanrıya ya da şeytanın kendisine (yani günü-müzde Amerika’ya) havale etmek demektir.
İslam dünyasında komplo teorisi neden yaygınlaşmış?
Bu işin zaten İslam dünyasında kolaycılığı. Yani birileri bize bir operas-yon yapmıştır yine, birileri bizim içimizde bir kargaşa oluşturmuşlar. Bizim başarısızlığımızı, bizim kendimizce siyasette, ekonomide, askeriyede, kültürel alanda, içtimai alanda, sosyal alanda geri kalmışlığımızın sebebi birileridir; bizim kendimiz değildir; bizim kendi iç dinamiklerimiz değildir. Yani böyle konuşlanılır çünkü. Biz sufiler olarak bir yere gelemediysek bize operasyon yapmışlardır, biz çalışmamazlık etmemişizdir, biz tembel değiliz, biz çok ça-lışkanız, biz çok koşuşturuyoruz ama gel şu şeytan Amerika işimizi bozuyor bizim veya biz şöyle şöyle şöyle şöyle şöyle yapacağız ama bize bir türlü müsaade etmiyorlar gibi.
Müslümanların birbirleriyle çatışmaları ne ifade eder?
Müslümanların birbirleriyle çatışmaları, onların içsel çatışmaları ve kendi aralarında değil, gavurlarla veya şeytanla çatışmaları gerektiğini ifade eder. Bu çatışmalar, onların gerçek Müslüman olup olmadığını ve toplumun düzgün çalışıp çalışmadığını gösterir.
Müslüman toplumunun düzgün çalışması için ne gereklidir?
Müslüman toplumunun düzgün çalışması için, onların birbirleriyle değil, gavurlarla veya şeytanla çatışmaları gerekir. Bu çatışmalar, onların kendi aralarında değil, dışsal tehditlerle mücadele etmelerini sağlar ve toplumun düzgün çalışmasını sağlar.
İslami hareketlerin Batı normlarına göre modernleşmeye çalışmasının sonuçları nelerdir?
İslami hareketlerin Batı normlarına göre modernleşmeye çalışması, sonuç olarak fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Bu hareketler, İslam’ın temel ilkelerinden uzaklaşarak Batı değerlerine göre yeniden şekillenmeye çalışmışlardır. Ancak bu yaklaşım, İslam’ın kendi dinî ilkelerine ve hukuklarına aykırı olduğu için sonuç olarak İslam dünyasında büyük sorunlara ve iç çatışmalara neden olmuştur. Bu durum, İslam’ın Batı medeniyetiyle uyum sağlayamayacağını ve kendi dinî değerlerini korumaya devam etmesi gerektiğini göstermektedir.
İslamcı düşünce programını yerine getiriyor mu?
Bize göre başarısızlık vardır çünkü İslamcı düşünce modernliği düşünmeye çabalayarak izlediği düşünsel yolun sonunda geleneğin "İslami siyasal muhayyilesi"yle ve onun temel açmazıyla buluşur.
Siyaset ancak bireysel erdem temelinde yükselebilir mi?
Siyaset ancak bireysel erdem temelinde yükselebilir. (Oliver Roy)
Evrensel devlet anlayışı İslamcılar açısından nasıl değerlendirilir?
Evrensel devlet anlayışı İslamcılar açısından bugün modern dünyanın devlet anlayışının üstünde bir devlet anlayışı. Çünkü modern dünyada diye nitelendirdiğimiz Batıda veyahut da ABD’deki yönetimsel biçimi aslında onların da istedikleri noktada değil.
Batı’nın yönetimsel biçimi nasıl değerlendirilir?
Batı’nın yönetimsel biçimi menfaatperestliğin üzerine kurulu. Batı kendi menfaatperestliğine dokunulmadığı müddetçe Batı herhangi bir şey söylemiyor. Aslında Batının bu noktada klasik olarak direkt bir duruşu yok, herhangi bir fikri olarak hakkaniyet noktasında fikri bağlamda herhangi bir şeysi yok.
Modernlik kavramı Batı’da nasıl algılanır?
Batı da bu modernizmin ne olduğunun üzerinde tam bir görüş birliğine varamamış noktada. Öyle olunca o zaman biz moderniteden ne anlayacağız? Ne kadar eşcinsel evlilikler olursa o kadar çok modernitemiz mi atacak, kadınlarımız ne kadar fazla soyunurlarsa o kadar çok modernite mi olmuş olacağız veya ne olacak, bizim modern anlayışımız ne olacak?
Yeni selefiliği modernizmin içinde görmek doğru mudur?
Yeni selefiliği, bugün yeni selefiliği görünüş itibarıyla evrenselci görmek ne kadar doğru? Yoksa Batı onları, yeni selefileri modernizmin içinde ve evrenselci olduğunda acaba Batı bu yeni İslam’ın içerisinde İslami hayatın içerisine pimi çekilmiş el bombası gibi atılmış olan yeni selefiliği neden destekler?
Yeni selefiliği Batı’nın desteklediği bir hareket midir?
Batı bu yeni İslam’ın içerisinde İslami hayatın içerisine pimi çekilmiş el bombası gibi atılmış olan yeni selefiliği neden destekler?
Yeni selefiliği İslam dünyasında nasıl bir etki yaratır?
Yeni selefiliği İslam dünyasında kendince kendisini cihatçı olarak tanımlayanları da büyülüyor ve onlar için bir ilahiyat bir tasavvuf veyahut da düşünsel bir şey onu ilgilendirmez. Onlar komple eylemden ve şiddetten besleniyorlar. Aslında en ente-resanı da benim kendimce burada eylem ve şiddet. Irak’ta Suriye’de veyahut da Afganistan’da Taliban veya Taliban’la beraber orada Usame bin Ladin’in ona kurulduğu El-kaide. O El-kaide’nin Irak’a gelip de kendince isim değiştirmesi, Suriye’de isim değiştirmesi, orada DAİŞ olması ve onların uyguladıkları eylemler, yaptıkları şeyler aslında İslam’ın radikalleşmesi değil bence. Hani dediler ya onlar, radikal İslamcı diye öyle tanımladılar, bence onlar radikal İslam değildi. Neden radikal İslam değildi? Öyle bir radikalliği yok İslam’ın çünkü. Onlar orada bu tip eylemler yaparken bizler burada gerçek İslam’ın ne olduğunu, İslam’ın bir radikalizm olmadığını anlatmak için gayret gösterdik.
Yeni selefiliği İslam’ın radikalleşmesi olarak değerlendirilir mi?
Yeni selefiliği İslam’ın radikalleşmesi değil bence. Hani dediler ya onlar, radikal İslamcı diye öyle tanımladılar, bence onlar radikal İslam değildi. Neden radikal İslam değildi? Öyle bir radikalliği yok İslam’ın çünkü. Onlar orada bu tip eylemler yaparken bizler burada gerçek İslam’ın ne olduğunu, İslam’ın bir radikalizm olmadığını anlatmak için gayret gösterdik.
Batı radikalizmi nasıl İslam ile ilişkilendirdi?
Dünya üze-rindeki radikalizm kendisine İslam’ı seçti. Batı bunu İslama seçtirdi, Batı bu elbiseyi İslam’ın üzerine giydirdi, bir taşa çok kuş vurdular ve İslam radi-kalizme, anarşiye karşı iken radikalizmi ve anarşiyi İslamileştirdiler. Biz bir baktık, dünya üzerinde Afrika’dan Asya’ya, Asya’dan Orta Doğu’ya, Orta Doğu’dan Avrupa’ya kadar televizyonlarda radikal İslamcı portresi çizdiler bize ve bütün televizyonlar bütün televizyoncular radikal İslam’dan bahset-meye başladı. Aslında doğruyu biliyorlardı, doğru neydi? radikalizmin İs-lamlaşmasıydı. Mesela ETA’da radikalizmdi veyahut da İspanya’da ETA, İs-koçya’da İRA. Mesela Avrupa’nın kendi içerisindeki radikalizm, Avrupa bir şekilde o radikalizmi devlet gücüyle bastırdı. ETA’yı tasviye etti, İRA’yı tas-viye etti, ASALA bizim başımıza örülmüş bir çoraptı, bunları tasviye etti ve o Avrupa’daki radikalizme yatkın gençler, -dikkat edin- Avrupa’da radika-lizme yatkın gençleri bilinçli olarak İslamileştirdiler. Şimdi örnekleyeceğim ben size bunlardan.
Suriye’deki radikal İslamcılar nereden geldi?
Türkiye Suriye’ye operasyon yapınca oradaki DAİŞ’lilerin ne olacağı ile alakalı dünyada bir fırtına koptu değil mi? Türkiye muhteşem bir şey yaptı, ayna tuttu Batıya, dedi ki; nerenin vatandaşıysa oraya göndereceğiz. Peki, buradaki DAİŞ örtüsü altında savaşan Avrupa’nın çocukları değil miydi? Bakın, dikkat edin. Suriye’de savaşan Avrupa’nın çocuklarıydı. Bir Fransız, bir Alman, bir İngiliz, bir Danimarkalı, bir Belçikalı ve bunlar soy itibarı ile Müslüman bir ailenin çocukları değil. Bildiğiniz Fransız bir DAİŞ’çi, bildiğiniz Alman bir DAİŞ’çi, bildiğiniz İngiliz bir DAİŞ’çi İngiliz, bildiğiniz Bel-çikalı bir DAİŞ’çi. Bunların anneleri, babaları Müslüman değil; dikkat edin buraya. Velev ki annesi, babası Müslüman. Nerede yaşıyor? İngiltere’de ya-şıyor. Nereli? Hintli. Sonuçta sömürgesinden gelmiş, Hindistan sömürgesi. Nereli? Afrikalı. Ne? Sömürgesi. Nereli? Şuralı, Fransa’da. Nereli? Cezayirli, sömürgesi. Nereli? Tunus’lu, sömürgesi. A bir İtalyan DAİŞ’çi. Nereli aslen? Libyalı. Fransa’da Suriyeli bir DAİŞ’çi. Nereli? Suriyeli, Fransa’nın sömürgesi. Orta doğu paylaşılırken Fransa -siz şimdi onları incelememişsinizdir- Orta doğu paylaşılırken mesela Suriye, Lübnan diye bir ülke yok ilk önce. Dik-kat edin, Lübnan diye bir ülke yok, Ürdün diye bir ülke yok, Suudi Arabis-tan olarak bir ülke yok, Birleşik Arap Emirlikleri diye bir ülke yok. Tarih bo-yunca yok zaten, Kuveyt diye bir ülke yok, öyle bir ülke yok. Bakın, bunlar Osmanlı parçalanırken oluşturulan ülkeler. Mesela Suriye, komple o bölge Fransızlara verilince Fransızlara veriliyor. Bu sefer Fransızlar verilen o ül-keyi ikiye bölüyorlar, bir Lübnan çıkarıyorlar, bir de Suriye çıkarıyorlar, bir de oradan bir de Hatay çıkarıyorlar. Hatay Atatürk’ün misak-ı milli sınırla-rının içerisinde. Sonradan masada Hatay Türkiye’ye bağlanıyor. Aslında sus payı veriliyor çünkü bazı rivayetler var. Paşa Beyrut’a kadar inmek istiyor, aşağı doğru yani Akdenizi çevrelemek istiyor. İdlib, Lazkiye, Beyrut aşağı doğru gidecek; Beyrut’u da içine alacak. Şu anda İsrail sınırı olarak nitelen-dirilen yerlere kadar Paşa inmek istiyor. Ortada da Kerkük’ü, Musul almak istiyor. Paşa’nın böyle bir düşüncesi var. Yani Kerkük, Musul,Halep oradan aşağı doğru Beyrut da içinde, Lübnan da içinde o bölgeyi böyle Paşa almak istiyor. Paşa anti siyonisttir. Sizyonizme hizmet eden bir kimse değildir Paşa. Hataları, kusurları herkesin kendine, bizi ilgilendirmiyor ama Paşa anti si-yonisttir; Siyonizmin emrinde değildir, o yüzden mason localarını kapatır komple. Bunlar tehlikeli der, vatana tehlikeli bunlar der, bütün mason loca-larını kapatır. Bütün Atatürkçülerin aslında mason localarına ve masonluğa kwarşı olması lazım ama şimdi bütün Atatürkçü geçinenlerin hepsi de mason-dur. Enteresan bir şeydir. O zaman için Suriye de Lübnan da bir ülke, Fran-sızlara bırakılıyor ve Fransa orayı ikiye bölüyor. Fransa bölüyor orayı ikiye, bakın, ikiye bölüyor, oralara girmeyelim ama Fransa’da örneğin bir DAİŞ’çi var, nereli kökleri? Suriyeli. Hama Humus, Müslüman kardeşler, Esad’ın ba-bası olan Esad döneminde o Müslüman Kardeşlerle alakalı çıkarılan sıkın-tılarda Suriye’de bu yeni göç değil Suriye’de. Herkes şimdi Suriyelilerin yeni göç ettiğini düşünüyor, değil. Müslüman Kardeşlerle alakalı sıkıntı var, Hama Humus meselesi var ve Suriye’de Müslümanlar daha önce de göçmek zorunda kaldılar. Onlar o zaman Fransa’ya göçtüler, Fransa oradan gelen göçmenleri kabul etti. Sonradan Suriye’de belli şeyler düzenlenince bir kısmı tekrar ül-kelerine geri döndü anlaşmayla beraber. Şu anda Suriyelilerin büyük bir ço-ğunluğunun, bu yurt dışına çıkanların, çıkmaya çalışanların Almanya’da, Fransa’da, Belçika’da, Avrupa birliklerinde değişik yerlerde akrabaları var za-ten. Bu yeni değil ve orada yaşayan kimseler bu sefer ne oluyor? Radikalleşi-yorlar ve radikalizmle beraber nereye gidecek radikalizm? Bu noktada SSCB dağılınca Batı kendi içerisindeki radikal unsurlarını İslamlaştırıp İslam dün-yasına servis ediyor tam göbeğine. Nereye? Suriye, Irak, Afganistan, Yemen buralara gönderiyor. Nereden geliyor? Batıdan geliyor. Radikalizmin pençe-sinde olan kimseleri İslamlaştırdılar ve onları nereye gönderdiler? Yine İslam dünyasının içerisinde ve onlar kiminle savaştı? Yine Müslümanlarla savaştı, bakın, oyun küçük değil.
Radikalizm neden İslam ile ilişkilendirilmiştir?
Dünya üze-rindeki radikalizm kendisine İslam’ı seçti. Batı bunu İslama seçtirdi, Batı bu elbiseyi İslam’ın üzerine giydirdi, bir taşa çok kuş vurdular ve İslam radi-kalizme, anarşiye karşı iken radikalizmi ve anarşiyi İslamileştirdiler. Biz bir baktık, dünya üzerinde Afrika’dan Asya’ya, Asya’dan Orta Doğu’ya, Orta Doğu’dan Avrupa’ya kadar televizyonlarda radikal İslamcı portresi çizdiler bize ve bütün televy-zyonlar bütün televizyoncular radikal İslam’dan bahset-meye başladı. Aslında doğruyu biliyorlardı, doğru neydi? radikalizmin İs-lamlaşmasıydı. Mesela ETA’da radikalizmdi veyahut da İspanya’da ETA, İs-koçya’da İRA. Mesela Avrupa’nın kendi içerisindeki radikalizm, Avrupa bir şekilde o radikalizmi devlet gücüyle bastırdı. ETA’yı tasviye etti, İRA’yı tas-viye etti, ASALA bizim başımıza örülmüş bir çoraptı, bunları tasviye etti ve o Avrupa’daki radikalizme yatkın gençler, -dikkat edin- Avrupa’da radika-lizme yatkın gençleri bilinçli olarak İslamileştirdiler. Şimdi örnekleyeceğim ben size bunlardan.
İslami siyasetin başarısızlık nedenleri nelerdir?
Siyaset ancak bireysel erdem temelinde yükselebilir. (Oliver Roy) Önce baştan şunu söyleyelim, İslamcı düşünce programını yerine getiri-yor mu? Hayır. Bu benim kendi şahsi düşüncem. Oliver Roy demiş ya, bize göre başarısızlık var. Evet, buraya katılıyorum. Bunu böyle nitelendirmek is-temiyorum ama yine bir önceki cumhurbaşkanı: “Siyasal İslam bitmiştir.” dedi ya, birkaç hafta önce de biz ona bir atıfta da bulunmuştuk. O yoldan yürümek istiyorum. Siyasal İslam; bugüne kadar siyasal İslam denilen bir kavram oluşmamıştı yüz yıldır, yüz elli yıldır, iki yüz yıldır. Öyle söyleye-yim, siyasal İslam kavramı oluşturuldu, yani dinin siyasallaşması gibi. Oysa böyle bir kavramın oluşmasına gerek yoktu, bunu baştan söylüyorum ama bu kav,ramla nitelendiriliyor mu şu anda? Evet. Şimdi başarısızlığı araştıra-caksak komle çevreye bakmamız lazım. Osmanlı yıkılmış, Osmanlı’nın içe-risinde bir İslamcılık düşüncesi oluşmaya başlamış. Bu İslamcılık düşüncesi -geçen hafta da bunu işlemiştik- değişik yerlerde konuşulmaya, tartışılmaya başlanmış. Yani bunu devletin yönetimsel biçiminden tutunda insanların İs-lam’ı tanımlaması, bilmesi, öğrenmesi, yaşamasına varıncaya kadar. O za-man Osmanlı’dan sonra kendisini İslami bir yönetim ve yöntem olarak ta-nıtan birincisi Suudiler var. Şimdi bu başarısızlığı biz ortaya koyarken kendisinin İslami olarak kurulduğunu söyleyen bir Suud Devleti var. İkin-cisi, sonradan İslami bir devrim yaptığını söyleyen İran var. Bunlar İslami bir devrim yaptık, iddiasıyla yönetime geçtiler, hala daha aynı şekilde devam ediyorlar. Afganistan’daki kargaşadan sonra Taliban orada bir İslam devleti kurduğunu söyledi, öyle değil mi? Ve o İslam devleti kurulduğunu söyleyen Afganistan meydanda şu anda. Bu benim kendi düşüncem, Suud’daki İslami yönetim, İran’daki adına İslam denilen yönetim, Afganistan’daki İslam de-nilen yönetim. Buradaki başarısızlıkların hepsi de İslama mal edildi. Devam ediyorum. Bunu takip eden İslami cihatçılar Fas, Tunus, Cezayir’de FIS; Or-tadoğu’da İslami Kurtuluş Örgütü İKO, İslami Kurtuluş Örgütü. Filistin Kurtuluş Örgütü, ayrı ayrı örgütler bunlar. Ve Müslüman Kardeşler Mısır da çok etkin; Suriye’de etkin değişik isimler altında; Fas, Tu-nus, Cezayir buralarda daha farklı isimlerde etkin; Afrika’dan içeri doğru gittiğimizde Boko Haram var ya daha etkin; oralarda da etkin. İşte bu İs-lami Müslüman Kardeşler Ürdün’de etkin, Yemen’de etkin, şimdi Yemen iç savaş var. Bunlara baktığımızda Türkiye’yi de içine alabiliriz. Türkiye’deki değişik cemaatlerin, isimleri değişik olan cemaatlerin çalışmaları, mücade-leleri, bunun Osmanlı’nın son döneminde temeli atılmış risale-i Nur Bediüz-zaman Said Nursi hareketi ve onların parçalanması, okuyucular, yazıcılar, üfleyiciler, Zehra grubu gibi ardından içinden çıkan zamancılar, Fethullah Gülen cemaati gibi. Ve aynı zamanda bunların karşısında Milli Görüş, Milli Selamet Partisi çizgisi. Milli Selamet Partisi, ondan sonra Refah Partisi, on-dan sonra biz onların devamı demesek dahi içlerindeki kadro devamı nite-liğinde AK Parti. Yani Refah Partisi, Fazilet ardından AK Parti. Bunun gibi toplulukların bütün bunların hepsine baktığımızda bunların başarısızlıkları İslami siyaset söylemini ve hayalini çökertti. En sonunda en yetkili ağız ola-rak Abdullah Gül: “Dünya üzerinde siyasal İslam bitmiştir.” sözünü söyledi. Tabi her ne kadar bu söz bir yerlere bir mesaj, yani bizim içinde bulunduğu-muz yeni siyasi hareketin böyle bir siyasal İslam derdi olmayacak, söylemi olmayacak, diyerekten yola çıkmak gibi ben algıladım bunu. Ama bu çök-menin sebebi yine kendilerinin yetiştiği, kendilerinin geldiği topluluk ola-maz mıydı acaba? Veyahut da bütün biz bunu dünya üzerinde baktığımızda İran başarısız -ben kendimce başarısız olarak görüyorum- Suudi Arabistan’da İslami bir yönetim olarak başarısız olarak görüyorum, Afganistan zaten ba-şarısız. İslam devleti veya siyasal İslam olarak görülen dünya üzerinde başa-rılı bir devlet, bu noktada hatta başarılı bir siyasi hareket de yok; ben başa-rılı bir siyasi harekette görmüyorum. Müslüman Kardeşler Mısır’da başarısız, Cezayir’de, Fas’ta, Tunus’ta başarısız. Hatta Müslüman Kardeşlerin içinden çıkma Cezayir’de, Fas’ta bazı liderler konumundaki kimseler, kendilerinin siyasal İslamcı olmadıklarını ve bu bağlamda kalmadıklarını ve her birisi Batı ile bir şekilde anlaştılar veya içinde bulundukları devlet yönetimleriyle anlaştılar. Bu noktada kendileri bir adım değil üç-beş adım attılar ve ma-demki o kadar çile neden çekildi, o kadar sıkıntı neden çekildi, o kadar prob-lem neden yaşandı? Bunu sorgulayacak hiç kimse yok ve bu başarısızlık be-nim nazarımda birinci derecede fikri olarak bir başarısızlık. Ben başarısızlığı kabul ediyorum, bunu şöyle diyebilirdim, yani başarısız kalınıldı, konuyu kapatabilirdim ama bence biz bu başarısızlığın temeline inmemiz lazım. Yani biz bataklığı görmezsek, o zaman biz o başarısızlığın sebebini bilmezsek, ba-şarısızlığın nelerden kaynaklandığını bilmezsek, biz yine hamasi nutuklara kanıp o başarısız olan toplulukların arkalarından gidebiliriz. Bu fakirin ken-dince başarısızlık sebebi; birinci derecede fikri planda, yani düşünce planında bir başarısızlık oldu. Düşünce planındaki başarısızlıktan dolayı o düşünce-sizlik, o temel bir fikir oluşmaması erdemsiz bireylerin yetişmesine sebep oldu. Tırnak içerisinde İslami siyasetin içerisinde bulunan topluluklar er-demli bireyler yetiştiremediler, erdemli insanlar yetiştiremediler. Davalarında sadık, yani davası neydi? Kur’an ve sünnetti. Kur’an ve sünnete sadık, Kur’an ve sünnetin emrettiği erdemlilik ölçüsünde bireyler yetiştiremediler; asıl ba-şarısızlığın temelinde ben bunu görüyorum. Siyasal İslamcılar dünya üze-rinde komple başarısızlar mı? Bence komple başarısızlar, Türkiye de dahil buna. Bakın, Türkiye de dahil buna. Başarısızlar mı? Evet. Bunun temel sebebi; fikri planda zayıflıkları, fikri planda bir şey üretememeleri. Kur’an ve sünnet orada. Yani Kur’an belli, hadisler belli. Kur’an ve sünnetten fayda-lanaraktan, oradan beslenerekten fikri planda bir şey üretemediler. Yani fikri planda bir şey üretemedikleri için kendi içlerinde bulunan topluluklar er-demli topluluklar olmadı. Kendi içlerinden çıkarmış oldukları bir meclis üyesi, bir belediye başkanı veyahut da bir bürokrat devletin ve belediyenin şatafatından, şatahatından gözleri kamaştı hepsinin de ve aldandılar. Devle-tin ve belediyelerin ellerindeki makam, ekonomi, hava civa, gösteriş onların gözlerini kamaştırdı ve gözleri kamaşan, bu siyasal olarak nitelendirilen o topluluğun bireyleri bozuldular. Bozuldular. Hep Uhud’daki Okçular Tepe-sinde duran okçularla anlatılmaya çalışıldı bu. Bu Hazreti Peygamber sallal-lahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi sağlığında ve döneminde bize ga-nimetlerden bir şey kalmayacak, herkes ganimetleri orada paylaşıyor, deyip, Okçular Tepesi’ni terk edip, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin emrini terkedip gelen o sahabeler topluluğu bize örnek olarak gösterilirken siyasal -tırnak içerisinde tekrar- siyasal İslam düsturuyla hare-ket eden topluluklar ve toplumlar Okçu Tepesi’ni terk ettiler. Bunun arka-sında bir nefis terbiyesinin olmayışı kemalata doğru bir yol gidilmemesin-den kaynaklandı. Bu siyasi İslam’ın siyasi kanadını oluşturan bu kimseler ne yazık ki doğru bireyler yetiştirmedi ve bunlar ister, devlet kademelerinde bir göreve geldiklerinde ister, belediyelerde bir göreve geldiklerinde ne yazık ki diğerlerinden farklı bir şey yapmadılar. Bu işin acı tablosu ve İslam’ın kendi içerisinde koymuş olduğu kuralları kendileri çiğnediler. Dinin kuralları vardı, dinin kuralları Kur’an ve sünnetten çıkma kurallardı. Dinin yasakladıkları vardı, bunlar devlette değişik bürokratik makamlara geldiklerinde veyahut da belediyelerde belli bir noktalara geldiklerinde bu kurallar manzumesini kendileri çiğnediler ve bu onların İslami bir erdemliliğe ulaşamadıklarını, bir nefis terbiyesi yaşamadıklarını, helal haram çizgisini uygulayamadıkla-rını gösterdi. Bu benim nazarımda İran’da da, Suriye’de de, Afganistan’da da, Filistin’de de, Ürdün’de de, Yemen’de de, Türkiye’de de, Fas, Cezayir, Tu-nus, Libya, Lübnan’da da bu İslami yani -tırnak içerisinde- siyasal İslamcı-ların veya siyasal İslami toplulukların içlerinde bu virüsler, bu kokuşmuşluk devam etti ve bunlar hala daha devam ediyor. O yüzden başarısızlık var. Ve İslami bir erdemliliğe ulaşmak farz iken onlar bu erdemlilikten uzaklaştılar ve toplumun erdemleşmesi, kemale ermesi, dinileşmesi o -tırnak içerisinde-siyasal islamcılar bu söylemlerle yola çıktılar ama ne toplumları değiştirip dönüştebildiler ne de kendilerini İslami noktada değiştirip dönüştürebildi-ler.
Siyasal İslamcılar neden başarısız oldu?
Devletten nemalanmak, belediyelerden nemalanmak adına hiç bir kaide ve kural kendilerine koymadan yürüdüler ve başarısızlığın, bozulma-nın, kokuşmuşluğun, çürümüşlüğün bayraktarlığını yaptılar. Ve İslam top-lumu adalet beklerken adaletsizliği getirdiler; erdemli olmayı gerektirirken İslam, erdemsizliği getirdiler ve artık dünya evrensel bir söyleme aç iken bu siyasal İslamcılar dini milliyetçilik yaptılar; ırki milletçilik yaptılar; dini ve ırki milliyetçilik yaparaktan dünyaya evrensel bir mesajın verilemeyeceğini görmediler ya da gördüler; bu onların işine gelmedi.
Dini milliyetçilik ve ırki milletçilik neden evrensel bir mesajın verilmesine engel olur?
Siz dini, kendi dindarlık milliyetçiliğinize alırsanız din sadece o zaman “Ben Müslümanım.” diyene mi? Biz bir Hristiyan’a din anlatamayacak mıyız? Biz bir Yahudi’ye İslam’ı anlatamayacak mıyız? Farkında değiliz, bizi hegemon-yanın altına alıp kısırlaştırıyorlar. Biz bir Hristiyan’la diyalog kuramıyoruz, biz bir Yahudi’yle diyalog kuramıyoruz, biz bir ateistle diyalog kuramıyoruz, biz bir Teoculuğa inan kimseyle diyalog kuramıyoruz.
Siyasal İslamcılar neden İslam dünyasının hayallerini yok etti?
Ordaki Müs-lümanların kendilerince devleti değiştirme ve dönüştürme hayaliyle yaşayan o siyasi topluluklar ne yazık ki küçücük bir belediye veya devlette herhangi bir göreve, vazifeye geldiklerinde heva ve heveslerinin kurbanı oldular ve İslam dünyasının hayallerini yok ettiler. Yine aynı şekilde ama Türkiye’de ama değişik yerlerde kurulmuş ve kurdurulmuş olan, kurulmuş veya kurdurulmuş olan -tırnak içerisindeki- İslami cemaat, tarikat, adına ne topluluğu der-seniz deyin; bu toplulukların değişik yerlerde metalarla yani parayla, pulla, makamla karşılaştıklarında bozulup dağılmaları gibi.
Siyasal İslamcı topluluklar neden Batılıların İslamcılık kavramını değiştiremedi?
Yine Batılıların tabiriyle İslamcılık, İslam ülkelerinin bu kötü makus duruşunu değiştiremedi. Hayaller ne yazık ki toprağa gömüldü ve -bu benim nazarımda- elli yıllık bir fiyasko var, yüz yıllık bir fiyasko var, büyük bir fiyaskonun içerisindeyiz, başarısızız. Müslümanlar olarak başarı-sızız ve ben Müslüman’ım siyaset yapacağım, siyasetle bunları düzelteceğim, diyenler başarısız ve yine olan İslam toplumuna oldu, yine hayalleri toprağa gömüldü, yine aldatıldı, yine hüsrana uğradı.
Müslüman toplumunun durumu nedir?
Müslümanlar bu elli yılın, yüzyılın sonuna geldiklerinde ne yazık ki kan, gözyaşı, adaletsizlik, erdemsizlik, cahillik, kayırmacılık, aldatmacılıktan başka bir şey kalmadı ellerinden. Bunun açık örneği İslam dünyasına baktığımızda var. Yine vasat Müslümanlar; fukara, kimsesiz yine toplumun ikinci, üçüncü sınıf elemanları. Yine İslami doğru gelişmeler olacak hayaliyle yola çıkan İslam toplumu elli yılın, yüzyılın sonunda hüsrana uğramış vaziyette. Ümit-siz, umutsuz, gelecekle alakalı hayali olmayan, gelecekle alakalı hayali olmayan, hayal kurmaya dahi korkan bir İslam toplumu var şu anda.
Siyasal İslamcılar neden İslam toplumuna zarar verdi?
Bu acı bişey. Yani partileri al-datmış onları, cemaatleri aldatmış, bağlı bulundukları tarikatları aldatmış, şeyhleri aldatmış, medyası aldatmış, basını aldatmış. Bunların çokça örneği var mı içimizde? Var. Çokça örneği var mı? Var. Hani alkışladığımız, Aydın Doğan’ın bütün foyalarını meydana çıkaracak dediğimiz Ahmet Hakan; şu anda Hürriyet’in başında ve CNN’in başında. Aynı Ahmet Hakan, Aydın Doğan’ın viski kadehini taşıyordu. Yine bizdenmiş gibi görünen, bizimle be-rabermiş gibi görünen siyasetçiler akçakavak yaprağı gibi rüzgar ne tarafa eserse o tarafa dönüyorlar.
Siyasal İslamcılığın başarısızlıklarının nedenleri nelerdir?
Bu başarısızlıklarının arkasında 1) Temelde, düşünce temelinde üretememek. 2) Erdemli insanlar, bunları siyasal İslamcılar olarak söylüyorum, erdemli insanları yetiştirememek. 3) Akçenin döndüğü devlet ve belediye kademelerinde gözlerinin kama-şıp kendilerince heva ve heveslerine uyması. 4) Devleti yönetmeye başlayan kimselerin kendilerince Amerikan emperyalizmi veya Batı emperyalizmiyle kol kola girmeleri ve Amerikan ve Batı emperyalizmin güdümünde devam etmeleri.
Siyasal İslamcılık neden sosyal demokratlaştı?
İslami siyaset artık bir anlamda “Sosyal demokratlaştı”. Artık bir başka yeni toplum ya da mutlu yarınlar için temel oluşturacak düşünsel bir model sunmuyor. Tabiri caizse hatta o çarpık eski yapıyı daha iyi koruyorlar. Gü-nümüzde, herhangi bir müslüman ülkede, İslamcılık ne tür bir siyasal zafer kazanırsa kazansın, bu aldatıcı olacak, adetlerden başka bir şeyi değiştire-meyecektir.
Siyasal İslamcılığın halkın gözünde ne gibi bir durumu vardır?
Siyasi İslamcılık; yeni siyasal biçimler oluşturmaktan, şura gibi meşveret gibi halka açılmak gibi, halkın İslami istekleri gibi, İslam hukuku, şeriatı yeniden kurmaya çalışmak gibi şeyleri gündeme getirmeden işini görmeye bakacak. Bunlar ise siyasal İslamcılığı halkın gözünde sıradan-laştırıyor, diğerlerinden bir farkının kalmadığını gösteriyor.
İslamcılar kimlerdir?
İslamcılar, İslam inancına dayalı bir siyasi sistem oluşturan ve İslam hukukunu uygulayan kişilerdir. Bu terim, Batı’da geliştirilmiş olan bazı söylemlerle karıştırılmamalıdır çünkü bu terim, İslam dünyasında adalet sisteminin eksikliği ve çözümüne yönelik bir tartışmaya yer vermektedir.
İslam dünyasında adalet sisteminin eksikliği nedenleri nelerdir?
İslam dünyasında adalet sisteminin eksikliği, cumhuriyetin ilk yıllarında memurlar üzerine kurulmuş olması, sonradan zengin kapitalistlerin hiyerarşisine girilmiş olması ve hala şu anda adalet sistemiyle alakalı bütün İslam dünyasında problem var. Bu problem ne yazık ki çözümlenmiyor, çözümlenmek istenmiyor çünkü.
İslami devlet nasıl olmalı ve neden olmuyor?
İslam dünyasının kendi içerisinde bu tartışmaya katılanlar çok az. Bu tartışmalar özellikle Osmanlı İmparator-luğu’nun son döneminde daha da alevlenmiş, daha da fazlalaşmış ve Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra bu Batıda da İslam dünyasında da daha da tartışılır hale gelmiş.
Demokrasinin çoğunluk prensibi İslam’a göre ne demektir?
Demokrasinin en çok üzerinde durduğu ve adeta bir siyasi tezin belkemiğini oluşturan çoğunluk prensibi, Kur’an-ı Kerim’e pek değer vermez. Bütün çoğunluk bir yerde toplansa örneğin deseler ki; sarhoş edici malzemelerin hepsi de serbest olsun, caiz olsun, Kur’an buna karşı durur. Der ki; hayır benim haram ettiğim haramdır, der. Bir topluluk haramı helal edemez ama demokrasiye göre bir toplul ki haramı helal edebilir mi? Eder, Türkiye’de olduğu gibi.
İslam dünyasında siyasal bir devlet nasıl oluşmalı?
İslam dünyasında siyasal bir devletin nasıl oluşması gerektiği konusunda metinde, İslam’ın siyasal bir ideoloji olarak görülmesi, bu görüşün modern İslam dünyasındaki etkileri, tarihsel süreçler ve dış güçlerin etkileri ele alınmaktadır. Metinde, İslam dünyasında bu devletin oluşumunda karşılaşılan zorluklar ve bu süreçte etkili olan dış güçlerin rolü incelenmektedir.
İslam dünyasında siyasal bir devletin oluşumunda etkili olan dış güçler nelerdir?
İslam dünyasında siyasal bir devletin oluşumunda etkili olan dış güçler, özellikle emperyalist ülkelerin etkileridir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıldıktan sonra emperyalist ülkeler, Osmanlı’nın kalan ülkelerini böldüler, sınır koydular ve milliyetçiliği, ırkçılığı ve ulusalcılığı yaygınlaştırdılar. Bu süreçte İslam dünyasındaki farklı toplumlar, bu etkilerden dolayı kendi iç sorunlarıyla boğuşmak zorunda kaldılar.
İslam dünyasında siyasal İslam hareketlerinin üç ana grubu nelerdir?
İslam dünyasında siyasal İslam hareketlerinin üç ana grubu şunlardır: 1. İslam devleti kurmaya çalışanlar, 2. Batı modernizmiyle anlaşıp İslam devleti kurmaya çalışanlar, 3. Geleneksel, klasik İslam inançlarını benimseyenler. Bu gruplar arasında farklı fikirler ve stratejiler vardır.
İslam devleti kurmaya çalışanlar hangi grupları temsil eder?
İslam devleti kurmaya çalışanlar, İslam inancının temel prensiplerine dayanarak, Kur’an ve sünnete göre bir devlet modeli kurmayı amaçlayanlar olarak tanımlanır. Bu grup, İslam dünyasında geleneksel, klasik ve natürel bir İslam inancını benimser ve bu inanç çerçevesinde siyasi, ekonomik, askeri ve sosyal yapıları düzenlemeyi hedefler.
Batı modernizmiyle anlaşıp İslam devleti kurmaya çalışanlar hangi grupları temsil eder?
Batı modernizmiyle anlaşıp İslam devleti kurmaya çalışanlar, Batı’nın hegemonyasında bir İslam devleti kurmayı amaçlayanlar olarak tanımlanır. Bu grup, İslam devleti adı altında, ancak kanun, hukuk ve kaideleri İslam olmayan bir yapıya dayalı bir devlet modeli savunur. Bu grup, Batı ile iş birliği yaparak İslam dünyasında bir devlet kurmayı hedefler.
Faiz ve ekonomiyle ilgili ne anlatılmaktadır?
Siz diyorsunuz ki ya bankayla ne işimiz var bizim? Bizim bankayla bir işimiz yok, faiz nere-den alıyor? Evet, bütün ülkeden alıyor. Merkez Bankası faizleri kaça indirdi? %10,2’ye. Bu ne demek biliyor musun? Diyor ki bütün Türkiye halkı yıllık %10 faiz ödeyeceksiniz herkese, diyor. Diyor ki bütün Türkiye halkı siz yıl-lık %10 bütün gelirlerinizden faiz ödeyeceksiniz. Nerede malı korumak? Sen diyorsun ki benim 100 lira sermayem vardı, yıl sonunda %10’u gitti, 90 lira kaldı sende. Sen onu 110 lira yapman için senin yıl sonuna kadar %20 kâr etmen lazım ki sonunda %10 kâr kalacak sana. Sebep? %10’u çünkü devlet aldı, yani merkez bankası aldı, yani merkez bankasının üzerinde emperya-listler aldı. Emperyalistler aldı komple. Devletten aldıkları. Öbür şirketler-den, geri kalan alışverişlerden onlar hariç. Malı koruyabildi mi? Hayır. Ko-ruyamadığı gibi bir de ne yaptı bize? Tüketimi dayattı bütün topluluklara, herkes tüketici, müthiş tüketiciyiz. Saymadım, saymasını sevmediğimden saymıyorum, yirmi tane gömleğin vardır. Bunları konuşan benim, benim yirmiye yakın gömleğim vardır, yazlık kışlık dahil. Vardır. Aklıma geldi, sayayım bari. Ama saymayayım. Sayma alışkanlığım olmasın. Vardır ama. Tüketim. Tükettiriyor bize, tükettiriyor. Özgür diyor: “Baba kampanya baş-ladı.” diyor. Geçen derse giderken gördüm, kocaman tabela asmış, 3 al 1 öde, diye. Aldırıyor sana. Ne yaptırdı? Tüketime zorladı seni, tüketime zorladı. İhtiyacın olmayan şeyi aldıttırdı sana. Bakın, ihtiyacın olmayanı aldın. Neye ihtiyacın var? Bir ayakkabıya, dedi ki; bir ayakkabı 199 lira, ikinci ayakkabı 100 lira. Sen ikinci ayakkabıyı aldın. Ne yaptın?
İslam’da kötülüklerle mücadele etmenin önemi nedir?
İslam’da kötülüklerle mücadele etmenin önemi, toplumu kötülüklerden arındırmak ve toplumu iyiliklerin içerisinde yaşatmak açısından büyük öneme sahiptir. Kötülüklerle mücadele etmeyen bir Müslüman, kötülüğü işlemiş gibi günaha girer. İslam’da kötülüklerle mücadele etmek, toplumun ve İslam devletinin en önemli özellikleri arasındadır.
İslam’da kötülüklerle mücadele etmenin toplumsal ve siyasi boyutu nedir?
İslam’da kötülüklerle mücadele etmenin toplumsal ve siyasi boyutu, toplumun kötülüklerden arındırılması ve iyiliklerin içinde yaşamasıdır. Bu mücadele, İslam devletinin en önemli özellikleri arasındadır. İslam devleti, kötülüklerle mücadele eden bir devlet sistemidir. Kötülüklerle mücadele etmeyen bir kimse, o iktidarın sorumluluğunu üstlenmiştir.
İslam devletinin vazifesi nedir?
İslam devletinin vazifesi, vatandaşlarının içerisinde hak ve adaleti sağlamaktır. Bu, devletin vatandaşlarının arasında adaletli davranmak, hak ve hakkaniyeti gözetecek, zulmeden kimseyi cezalandıracak ve zayıfları güçlülere ezdirmeyecek, mahkemelerin herkes için eşit şekilde çalışmasını sağlayacak şekilde düzenlemektir.
Devletin vatandaşlarına ne gibi sorumlulukları vardır?
Devlet, vatandaşlarının arasında adaletli davranacak, hak ve hakkaniyeti gözetecek, zulmeden kimseyi cezalandıracak. Devlet bir grubu, bir topluluğu sevmediğinden, hoşuna gitmediğinden dolayı onlara adaletten sapmayacak. İslam devletinin vazifesi, vatandaşlarının içerisinde hak ve adaleti sağlamaktır.
İslami bir sistem varsa dinin düzeni nasıl sağlanır?
İslami bir sistem varsa dinin düzeni sağlanır. Eğer İslami bir sistem yok ise dinin düzeninin sağlanması mümkün değildir. Dünyanın düzeni ancak kendisine itaat edilecek bir sistem, bir başkan, bir yönetimle mümkündür. Başka türlü anarşi, terör. Hak ve adaletin gerçekleşme-si mümkün değildir.
İslam siyaset düşüncesi kavram olarak neyi getirir?
İslam siyaset düşüncesi kavram olarak şûrayı ve istişareyi getirir. Kur’an’da bu noktada hem Şûra suresi vardır hem de Kur’an’da Hazreti Peygamber’e istişare etmesi ve istişarenin neticesine tabii olması emredilir. İslam kendi yönetim biçimini böyle belirler.
İslam’da yönetim biçimini nasıl belirler?
İslam’da yönetim biçimini şûra ve istişare kavramları ile belirler. İslam’da her ne kadar bir tane halife var ise de her ne kadar bir başkan ve etrafında yöneticiler var ise de tek başına karar alması, tek başına hükmetmesi İslami kurallar manzumesinin içerisinde doğru değildir. İslam’da her devlet başkanının bir şûra meclisi olmalı ve o şûra meclisinde konular, meseleler istişare edilmeli.
Dini meselelerde şûra meclisi kurulmalı mı?
Eğer söz konusu olan şey, dini bir mesele ise o zaman dini şûra meclisi kurulmalı. Dini şûra meclisinde söz konusu olan şey, tasavvufla ala-kalıysa sufilikle alakalıysa tasavvuf ve sufi şûra meclisi kurulmalı. Bunla-rın tarihte örnekleri var mı? Evet. Mesela Osmanlıda meclisi-i meşâyih var şeyhlerin toplandığı bir meclis ve o belli şeyhlerin toplandığı mecl, yeni yetişen şeyhlere icazet veren bir meclis. Tekkenin açılmasına, tekkenin ka-panmasına, tekkede faaliyetlerin yürütülüp yürütülmemesine o meclis karar veriyor. Bunun adı meclis-i meşâyih Osmanlı’da. Şimdi bu nerede var? Bos-na’da var. Bosna’da meclis-i meşâyih var, kim? Buraya her Şeb-i Arus’da da-vet ettiğimiz Sırrı Hacımeyliç Efendi. Bakın, Sırrı Hacımeyliç Efendi Bosna meclis-i meşâyih başkanı veya tasavvufi tabirle meclis-i meşâyih baş şeyhi. O, kime şeyhlik verildiyse diyelim ki; x kimseye şeyhi icazet verdi. O; altına mühür basıyor, basması gerekiyor veyahut da meclis-i meşâyihe o şeyhi al-dıysa o kimse şeyhlik yapabiliyor. Bu kurum İslam’da var mı? Evet. Mesela fetva meclisi kurulu var mı? Evet. Bunu kim yapıyor? Bunu Türkiye’de şu anda Diyanet İşleri Başkanlığı yapıyor. Diyanet İşleri Başkanlığında fetva ku-rulu var mı? Evet ve Diyanetin fetva kurulu fetva veriyor mu? Evet. Peki Di-yanetin fetva kurulu kimlerden oluşuyor? Diyanetin kendi memurlarından oluşuyor. Kendi memurlarından. Bunu bildiğim kadar söylüyorum, bu ko-nuda Diyanetin yapılanmasına çok aşina değilim ve Diyanet bir fetva verir-ken o fetva kurulundan çıkacak olan fetvayı vermeye çalışıyor. Bununla ala-kalı o kurulda mesela klasik medreselerden yetişme fıkıhçılar var mı? Yok. Klasik medreselerden yetişme hadisçiler var mı? Yok. Klasik medreselerden yetişme kelamcılar var mı? Yok. Klasik medreselerden yetişme tefsirciler var mı? Yok, bildiğim kadarıyla yok. Ben bunu bir eksiklik, fazlalık olarak de-ğil; tanımlama açısından söylüyorum. O zaman dini konularda fetva verecek olan bir mercinin olması gerekiyor mu? Evet. O merci tek başına mı? Hayır. Onlar da şûra olarak belirli kimselerin toplanıp orada hükmetmesi lazım. Önceden bunlar genelde bir şahıs üzerinde toplanıyormuş. Mesela fetva ve-rebilecek olan kimseler; ayetten, hadisten, tefsirden, fıkıhtan, kelamdan, ma-tematikten, fizikten, kimyadan, astrofizikten etkili ve yetkili icazetleri olması gerekiyordu. Eğer yok ise o eksik ve nakıstı. Bakın, o eksik ve nakıstı. Mesela Diyanetin Fetva Kurulunda matematikçi de olmalı; Diyanetin Fetva Kuru-lunda fizikçi, kimyacı, örneğin işte biyolojisi örneğin, Diyanetin Fetva Ku-rulunda hatta bilgisayar yazılımcısı bile olmalı. Diyeceksiniz, ne alaka var? E klavye var, sosyal medya var, orada dahi o bilgisayardan ve bugünkü sos-yal medyadan haberi olan kimselerin olması lazım, Mustafa Özbağ’ca söylü-yorum bunu. Olmazsa eksik kalır, nakıs kalır.
Sosyal medya ve İslam arasında nasıl bir ilişki vardır?
Sosyal medyadan haber olan sosyal medyacı bir alimin orada olması lazım veya profesörün. Sebep? Çünkü insanlar sosyal medyadan idare ediliyor bugün. Medyayı bilen bir profesör olması lazım. Sebep? İnsanlar medyayla sevk ve idare olunuyor şimdi; medya yoluyla iyiyi kötü, kötüyü iyi çok rahat yapabilir misiniz? Evet. Medya yo-luyla bir şeyi algı operasyonu yapıp farklı bir noktaya götürebilir misiniz? Evet. Bunun haramını, helalini, bunun nerede duracağını nerede biteceğini kim hükmedecek? Hükümsüz. Örneğin siz Türkiye’de medyada yalan habe-rin suç olmadığını biliyor musunuz? Ben de dün gece öğrendim. Medya is-tediği yalan haberi söyleyebilir, yapabilir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yalan haber yapmak medya için suç unsuru değil. Herhangi bir gazete, her-hangi televizyon, herhangi bir internet medyası istediği yalan haberi yapabi-lir; suç değil. Sizi öldü, diyebilir. Sizinle alakalı tutuklandı, diyebilir. Sizinle alakalı kaçarken yakalandı, diyebilir. Sizinle alakalı başka bir şey söyleyebi-lir. Evet, suç değil. Hani Nasrettin Hoca düşmüş ya minareden, herkes ba-şına üşüşmüş. “Bana” demiş, “minareden düşen birini getirin.” Evet sizde ilk defa duydunuz, değil mi? Ben de duydum, ben de Mehmet Emin’e sordum. “Ya bu adam yalan haber yapmış.” dedim. “Bunun bir suçu yok mu?” “Yok.” dedi. Ben durdum, “Nasıl yok!” dedim ya. “Türkiye’de yalan haber suç de-ği.l” dedi. Dedim, “Nerden?” “Önceden suçtu.” dedi. Herhalde OdaTV, Tayyip Erdoğan başbakanken onun için bir yalan haber yapmış. Henüz daha başba-kanmış o zaman, yerel mahkemede mahkemeyi kazanmış, Yargıtay bozmuş bir de Yargıt, Yargıtayın bozma kararı şu olmuş: Ya bunlar haberci, medyacı halkın haber alma özgürlüğünü kısıtlayamayız; demişler. Böyle bir Yargıtay kararı çıkarmış Yargıtay, bir karar çıkarmış. Yalan haber, o gündür bugündür ser-best ülkede örnek. Bu fetva kurulunda bunun da olması lazım, örneğin bence.
Türkiye Cumhuriyeti anayasasına aykırı bir parti kurmak ne demektir?
Demokrasi budur veya mevcut Türkiye Cumhuriyeti anayasasına aykırı bir parti kura-mazsınız, anayasa suçu işlersiniz, partiniz kapatılır, ceza alırsınız. Yani mev-cut anayasanın hükümlerinin içerisinde bir parti kurar, mevcut anayasanın içerisinde Atatürk ilke ve inkılaplarına yönelik olduğundan dolayı bununda dışına çıkamazsınız ve siz herhangi bir parti toplantısında Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı bir şey konuşursanız, suç unsuru işlemiş olursunuz ve-yahut da herhangi bir toplantıda siz Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasa-sının dışına çıkarsanız, yine suç işlemiş olursunuz, anayasal suçtur.
Demokrasi ve insan hakları Batı’nın değerleridir mi?
Hani Batı bize insan haklarını da-yatıyordu? Hani Batı bize demokrasiyi dayatıyordu? Hani Batı bize hukukun üstünlüğünü dayatıyordu? Hani nerede, hani nerede? Hani Batı bize seçil-miş insanı alaşağı etmemeyi söylüyordu? 15 Temmuz’u nereye koyacağız, 28 Şubat’ı nereye koyacağız ,12 Eylül’ü nereye koyacağız, 60 muhtırasını nereye koyacağız? Demek ki Batı’nın demokrasisi Hazreti Ömer Efendimizin radi-yallahu anh hazretlerinin tabiriyle diyor ki: "Biz müşrik zamanımızda hel-vadan putlar yapardık, karnımız acıktığında, diyor, biz onları yerdik." Batı demokrasisi helvadan bir put, karınları acıkınca yiyorlar.
Batı’nın demokrasisi ve insan hakları ne kadar insancılardır?
Amerikan demok-rasisi ve Amerikan insan hakları helvadan put, hangi insan haklarına daya-nır ki şehirleri bombalayacaksınız, Hiroşima’ya atom bombası atacaksınız, hangi insan hakkı bu? Hangi insan hakkı bu, Japonya’da iki şehri yok ede-ceksiniz? Hangi insan hakkı bu, Rus tankları Polonya’ya girecek ve insanları tankların önünde canlı canlı katledecek, canlı canlı, insanların üzerine ge-çecek? Nerede insan hakkı, hangi insan hakkı? Çin’de şimdi Doğu Türkis-tan’da zulüm var. Hani insan hakkı, hani demokrasi, hani hukukun üstün-lüğü? Nerede insan hakkı? İran bir yolcu uçağını düşürüyor, özür dilerim, yanlışlıkla oldu. Nerede insan hakkı? Amerika canı istediği kimseyi, canı is-tediği kimseyi hiç kimseye hesap vermeden adam, katlediyor. Nerede insan hakkı, hani nerede hukuk? Hani Batı hukuku nerde, hani Birleşmiş Milletler hukuku nerede?
Batı’nın demokrasisi ve insan hakları nasıl bir hukuk temsil eder?
Fransa, bize gelince herkes insan hakkı savunucusu oluyor. Ne yapıyor sârı yeleklileri, mavi yeleklileri? Buldozer gibi geçiyor üstünden. Hani ya bunlar çağdaştı, insan haklarına saygıydı, demokrattı? Hani İrlan-da’yı neden ayırmıyor, hani demokrasinin beşiğiydi İngiltere? İngiltere de-mokrasinin beşiği olmasına rağmen İrlanda’nın kendince özgürlük istemesi ve İngiltere’den -Büyük Britanya’dan- ayrılma düşüncesini ya bu demokra-sinin beşiği olan İngilizler neden istemiyorlar? Madem isteyen istediği gibi ayrılacaktı, İspanya’da Katalanlar neden ayrılamıyorlar? Madem isteyen is-tediği gibi ayrılacaktı, Belçika’dan ayrılmak isteyenler var, neden ayrılamı-yorlar? Madem insan hakları var, demokrasi var Yunanistan’daki Gümülcine ve bu tarafa doğru kalan oradaki Türkler, Yunanistan Devleti’nden çok mu memnunlar? Hani demokrasi geçiyordu, neden onlar kendi imamlarını se-çemiyorlar? Bildiğiniz imam ya, dini temsilci.
İslam’ın dışında kalanlar ne yapar?
Zalim krallar, zalim kraliçeler, zalim devlet sistemleri ne yapar? İslam dışı her-şeyi koyarlar. Tarih boyunca böyle olmuş ve insanlar tarih boyunca o zalim kralların yöntemlerine, sistemlerine, heva ve heveslerine uymuşlar. O yüzden kitaptan ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden, sünnetinden uzak durmuşlar; Allah’ın şeriatını terk etmişler ve Allah’ın şeriatını terk et-tikleri için İslam dışı kalmışlar.
İslam toplumu şu anda İslam’ın siyasi duruşunu nasıl görür?
İslam toplumu şu anda bunu ütopya olarak görüyor. Yani bunu böyle bugünkü dille söylersek İslam’ı kendi bütünlüğü içerisinde alırsak yani devlet, siyaset, ahlak, hukuk, ibadet bunun hepsini bir bütünlük içerisine alırsak önümüze bambaşka bir sistem çıkıyor ortaya.
İslami bir şûra meclisinde karar alma süreci nasıl olmalıdır?
Bu meselenin özü şu: kararlar şûra meclisinde çoğunlukla alınmalı, bunlar çünkü icrayı bağlayan şeylerdir. Yani şûra meclisi bir yasama organı gibi dü-şünürsek bugünkü anlamda oradaki alınan kararlarda bunu icra edecek olan-ları bağlayan kararlardır. Ve o yüzden çoğunluk karar aldıktan sonra görüşü reddedilen azınlık da o çoğunluğa uymakla mükellef kalır. Bu aynı zamanda da tevhidin, yani birliğin gerektirdiği bir şeydir.
Kur’an ve sünnetin emirlerine uymayan ittifaklar ne demektir?
Kur’an ve sünnet dairesinde uygun iltifatlar, uygun davranışlar değildir. Kur’an ve sünnet bu manada çoğunluğa itibar etmez, hak ve hakikate itibar eder. Hak ve hakikat noktasında bir şûra meclisi toplandıysa onun çoğunluğu önemlidir. Ama Hak ve hakikat noktasında bir şûra meclisi yok ise genel anlamda çoğunluğun bir anlamı yoktur.
İnsanların çoğu neden Kur’an ve sünnete uymuyor?
Demek ki Kur’an’da da insanlara pek açık her şey anlatıldığı halde Kur’an’a da karşı çıkan, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretlerine karşı çıkan, bugün dahi hatta Müslüman’ım deyip Kur’an ve sünnetin bazı hükümlerin reddeden kimseler var mı? Evet. Demek ki yine de insanların çoğu nankör oluyor. Bakın, çoğu diyor burada. Bakın; demek ki çoklar, çok olanlar Kur’an ve sünnete ve hakikate tabi olmuyorlar. Çoğu heva ve hevesine kapılıyor, ne yazık ki Kur’an ve sünnetin dışına çıkıyor.
İslami bir şûra meclisi hangi alanlarda çalışmalıdır?
Şûra meclisi sadece dini ve dini meseleleri bakacak, diye böyle bir kaide yok. Bu şûra meclisinin çok geniş bir yetki alanı, çok geniş bir çalışma alanı olmalı ve şura meclisi bu her türlü alanda kendince öneriler, kendince gelişmelere bakıp yeni şeyler içtihat etmeli. O yüzden İslam’daki şûra meclisi böyle dünyanın kalbi mesabesinde olmalı ve dünyanın kalbi mesabesinde olarak her daim iyilik üretmeli, her daim güzellik üretmeli, her daim bütün hem İslam vatandaşlarının hem de dünya vatandaşlarının sağlık ve selameti için hem kendi vatandaşlarının hem de dünya insanlığının sel-meti için çalışmalı.
İslami bir şûra meclisi nasıl bir yapıya sahip olmalıdır?
Şûra meclisi Kur’an ve sünnetin ve hatta bir meseledeki fiilliyatın doğruluğuna bakar. Şura meclisi sadece meseleyi dini açıdan bakmaz, sağlık söz konusu olur, dış politika söz konusu olur, askeriye ile alakalı söz konusu olabilir, adalet sistemi ile alakalı söz konusu olabilir, işte eğitimle alakalı bir şey olabilir. Yani şûra meclisi sadece dini ve dini meseleleri bakacak, diye böyle bir kaide yok.
İslam’ın toplumsal adalet, ekonomi, ahlak ve diğer alanlarda nasıl bir rol oynayacağı nedir?
İslam, toplumsal adalet, ekonomi, ahlak ve diğer alanlarda etkili bir rol oynayabilir. İslam, toplumun her kademesine ve her katmanına ilgi duyacak, insanı ilgilendiren konularda fikir üretmeli ve çalışmalar yapmalıdır. İslam, sadece ibadet edilen bir şey değil, toplumun her kademesine ve her katmanına ilgi duyacak, insanı ilgilendiren konularda fikir üretmeli ve çalışmalar yapmalıdır.
İslam ile siyasal toplumun ilişkisi nasıl açıklanmaktadır?
İslamileştikçe insanlar uyanırlar, İslamileştikçe insanlar dirilirler, İslamileştikçe insanlar uyanacakların ve dirileceklerinden dolayı hep dahadasını arayacaklardır. Dahadasını aradıkları müddetçe o toplumun ener-jisi, o toplumun ivmesi daha ileriye doğru yol aldıracaktır insanlara. Ben burda o kurumların daha fazla işe yarayacağını, daha fazla insanları ileriye doğru götüreceğini inanıyorum.
İslam ile siyasal toplumun ilişkisinde neden siyasal toplumun ortadan kaldırılması söz konusu olmamaktadır?
İslamileştirmenin başarısı siyasal toplumu ortadan kaldırmaz. As-lında İslamileştikçe insanlar uyanırlar, İslamileştik, insanlar dirilirler, İslamileştikçe insanlar uyanacakların ve dirileceklerinden dolayı hep dahadasını arayacaklardır. Dahadasını aradıkları müddetçe o toplumun ener-jisi, o toplumun ivmesi daha ileriye doğru yol aldıracaktır insanlara. Ben burda o kurumların daha fazla işe yarayacağını, daha fazla insanları ileriye doğru götüreceğini inanıyorum.
İslamcılara göre günümüzün sözde Müslüman toplulukları ne durumda?
İslamcılara göre günümüzün sözde Müslüman toplulukları vahiyden önce içinde bulundukları cahiliye dönemine geri dönmüşlerdir Peygamberin ve 4 halifenin dönemleri dışında hiçbir zaman İslami bir devlet ya da İslami bir toplum olmamıştır. Bundan dolayıdır ki tarih, bir anlam taşı-maktan ya da bir modernliğin çıkış süreci olmaktan uzaktır bir parantez-den bir kayıptan başka bir şey değildir ve yeni bir İslami toplumun gelişi ile birlikte geçersiz kılınacaktır.
Halkın hükümete karşı hakkı nedir?
Halkın hükümete karşı hakkı, hükümetin Kur’an ve sünnet dairesinde yönettiği müddetçe ona itaat etmek ve ona biat etmektedir. Ancak, eğer hükümet Kur’an ve sünnet dairesinde yönetmediyse, halkın bu hakkını kullanması ve hükümete karşı bir tavır alması gerekmektedir. Halkın bu hakkı, hükümetin Kur’an ve sünnet dairesinde yönetmediği durumlarda geçerlidir.
Halkın hükümetten beklentileri nelerdir?
Halkın hükümetten beklentileri, hükümetin Kur’an ve sünnet dairesinde yönettiği müddetçe ona itaat etmek ve ona biat etmektedir. Ancak, eğer hükümet Kur’an ve sünnet dairesinde yönetmediyse, halkın bu beklentilerini karşılamaması durumunda halkın bu hakkını kullanması ve hükümete karşı bir tavır alması gerekmektedir. Halkın bu beklentileri, hükümetin Kur’an ve sünnet dairesinde yönetmediği durumlarda geçerlidir.
İslamcıların siyasal hareketinin sonucu ne olur?
İslamcıların siyasal hareketi; devletlerin ya da İslami toplumların ortaya çıkışına yol açmak şöyle dursun, ya devlet mantığına (İRAN) ya da yeniden düzenlenmiş olsa bile geleneksel bölünmüşlüğe (AFGANİSTAN) geri dönmektir. Aktörleri ne söylerse söylesin, her siyasal hareket otomatik olarak laik bir alanın yaratılması ya da geleneksel bölünmüşlüğe geri dönüşür.
İslamcıların siyasal hareketlerinin iki temel yaklaşımı nedir?
İncelediğimiz hareketlerin düşüncesi iki kutup arasında gidip geliyor. Toplumun İslamileştirilmesinin devlet iktidarından geçtiğini düşünen devrimci kutup ile toplumsal ve siyasal eylemiyle, toplumu her şeyden önce aşağıdan yukarıya İslamileştirmeyi hedefleyen reformcu kutup.
İran İslam Devleti modelinin başarısı nasıl?
Tabi İran İslam devlet modeli başarısız, ben başarısız görüyorum. Başarısızlığı her şeyden önce İran İslam devrim modelinin başarısızlığıdır. Ora-daki söz konusu olan başarısızlık İslam’la alakalı değildir. Orada o İran İslam devrimi modelinin bir başarısızlığı vardır. Bunun işleyişi, tarzı, tavrı komple benim nazarımda da başarısızdır.
Afganistan’da İslam devleti modeli oluşabilir mi?
Afganistan’daki durum ise bundan çok farklı değildir. Afganistan’da da Sovyetlerin yenilerek, o çok büyük ekonomik kayıplar vererek 1989’da çe-kildiğinde süreç olarak bir İslam devleti ortaya çıkmamıştır. Batı veyahut da belli kesimler özellik de İran’da ve Afganistan’dakini İslam devleti ola-rak nitelendirirler, kaldı ki onlar da kendilerini öyle nitelendirirler, zaten en büyük açmazı o her ikisi de birer İslam devleti değildir.
Suudi Arabistan’ın İslam devleti modeli nedir?
Suudilerde de Arap ırkçılığına dayalı bir devlet sistemi vardır, dini olarak da vahhabiliği kendilerine ölçü edinirler, öyle olunca Osmanlı’dan sonra kurulan o Suudi Arabistan Devleti de ne yazık ki İslam devleti statüsünde olamamışlardır.
İslamın kendi fıtratına aykırı bir devlet sistemi kurulabilir mi?
İslam’ı siz bir devlet eliyle -bunu savunanlar çoktur- bir devlet eliyle siz bir yerde kurup sistemleştiremezsiniz bu çünkü islamın kendi fıtratına aykırıdır, Cenâb-ı Hakk’ın sünnetullahına aykırıdır.
İslamın kendi fıtratına aykırı bir devlet sistemi kurulması ne sonuçlar doğurur?
Eğer toplum İslam olursa o kurulan devlete tabi olur, o kurulan devlete riayet eder eğer toplum islam olmazsa o zaman o kurulmuş olan devlet onlara zulüm gibi olur, onlar tabi olmazlar, onu istemezler, onun yıkmaya çalışıyorlar.
İslami devletin amacı nedir?
İslam devletinin asıl amacı budur. Başka bir devlette böyle bir ayı-rıcı bir özellik bulunamaz. Bu tek İslam devletinde olur; yani insanları dün-yanın darlığından bolluğuna, kullara kulluktan kurtarıp Allah’a kul olmaya ulaştırmaktır İslam devlet modeli ama İran İslam Devleti ne yazık ki benim nazarımda tepeden inme reformist bir İslam devleti değildir.
İran İslam Devleti neden başarısız olmuştur?
İran İslam Devleti ne yazık ki benim nazarımda tepeden inme reformist bir İslam devleti değildir. Çünkü İran devrimi kendi içerisinde ne yazık ki kendi çocuklarını da katletmiş olan bir İslam devrimidir ki adı İslam olduğu için de İslam değildir. Ayrıca İran devrimi, dünyada tek laik devlet olan Türkiye ve muhafazakar Arap devlet-leri ve tüm Batı devletleri başta İsrail, Amerika tarafından bir tehdit olarak algılanmıştır.
İslamcı devrim düşüncesinin başarısızlığa uğramasının sebebi nedir?
Paragraftan devam ediyoruz Doğu Batı çatışmasının son bulması, ko-münizmi arkasına sığınılan bir karşı-güç olmaktan çıkardığı için İslamcı devrim düşüncesinin başarısızlığa uğraması, 80’li yılların sonunda İran devrimi tarafından temsil edilen devrimci, üçüncü dünyacı siyasal İslam-cılığın öteden beri Suudi Arabistan tarafından finanse edilen şiddetle Batı karşıtı püriten, ahlakçı, popülist, muhafazakar bir yeni-fundamentalizme doğru kayışına yol açtı.
İslami hareketlerin tarihi kökleri nerede?
Cezayir enteresan bir ülkedir, Avrupa’nın burnunun dibinde ve Avrupa emperyalistleri ta Osman-lı’dan önce bilhassa İspanyollar Cezayir’i hep sömürmüşler, zaman içerisinde İtalyanlar sömürmüş, zamanla Fransızlar sömürmüş. Ve Cezayir ama tarih boyunca hep sömürgecilerin tasallutu altında kalmış.
Müslüman Kardeşler Örgütü veya Hareketi Cezayir’de neden yer buldu?
Yıllardır savaşmışlar; halkın yaşlıları, orta yaşlıları kendilerince milli mücadele dönemlerinde şehid olmuşlar. Ve geriye kalan genç nüfus, o genç nüfus da açlıkla, baskıyla, ayrımcılıkla, genç nüfus da yoklukla baş başa kalınca Müslüman Kardeşler Örgütü veya Müslüman Kardeşler Hareketi Cezayir’de yer buldu.
FIS hareketi neden mevcut anayasa ve hukuka çatıştı?
Cezayir’in hakim rejimi onlara rahat hareket etme imkânını sağlamıyordu ve belediye başkanları, FIS mec-lisleri yerel halkın talep ettiği ihtiyaçları aynı zamanda karşılamaya kalk-salar legal sistem olan ve görünen Cezayir Devleti ile karşı karşıya kalıyor-lar ve ne yazık ki önde gelen üyeleri hatta bazı belediye başkanları kanuna aykırı davranmak suçuyla tutuklanmaya başladılar.
Müslümanların bozulduğu üç unsur nelerdir?
Müslümanların bozulduğu üç unsur şunlardır: 1- Makam, 2- Para, 3- Kadın. Bu üç unsur, toplumun bozulmasına ve İslam değerlerinin kaybedilmesine neden olmaktadır.
Müslümanların bozulmasının nedenleri nelerdir?
Müslümanların bozulmasının nedenleri şunlardır: 1- Makam, 2- Para, 3- Kadın. Bu üç unsur, toplumun bozulmasına ve İslam değerlerinin kaybedilmesine neden olmaktadır. Ayrıca, cihad ruhlarının kaybedilmesi ve parayla ilgili haksızlıklar da bu bozulmaya neden olmaktadır.
İslam önderi siyasal, ekonomik, toplumsal, fikir devrimini başlatırken esas olarak hangi kesimlere dayanmıştır?
İslam önderi siyasal, ekonomik, toplumsal, fikir devrimini başlatırken esas olarak; yoksullar, kabileden dışlanan sealik kesimiyle, köleler, tüccar, esnaf, zanaatkar, yukarı tırmanmak isteyen genç aristokrat ve bazı büyük tüccarlara dayanmıştır.
Dini bir yenileme hareketi nasıl tanımlanabilir?
Din bir yenileme hareketi olarak tanımlanabilir. Din, bireylerin ve toplumun üzerinde müthiş bir yenileme hareketi başlatır. Bu yenileme hareketini siz devrim olarak ni-telendirilebilirsiniz bugünkü dilde ama din ihya eder, yani düzeltir, yeniler insanı.
Doğru İslam’ı öğrenmek istemiyor toplum mu?
Yani doğru İslam’ı öğrenmek istemiyor toplum. Doğru İslam’ı yaşamadığı gibi öğrenmek de is-temiyor.
Din, toplumsal yaşamda nasıl bir rol oynar?
Din, toplumsal yaşamda herkesin milliyetine karışmaz. Hani böyle bir dinin üstün ırk düşüncesi yoktur dinde veyahut da toplumda eksik ırk düşüncesi de yoktur. Din, bütün tebaayı kendince mutlu etmenin yolunu arar. Bu yüzden, İslam’ın toplumsal yaşamda dini temel üzerine kurulu bir yapıya dönüştürülmesi ve bu yapıda farklı dinlere ait insanların barış içinde yaşamaları gerektiği vurgulanır.
Din, toplumda hangi emniyetleri sağlar?
Bir Müslüman olarak siz kiliseye ateş edemezsiniz, kiliseyi yakamazsınız, kiliseyi yıkamaz-sınız, siz eline silah almamış Hristiyan tebaayı öldüremezsiniz, onları sür-güne gönderemezsiniz. Siz hangi dine mensup olursa olsun onların can em-niyetini, mal emniyetlerini, din emniyetlerini, akıl emniyetlerini, namus emniyetlerini korumakla mükellefsiniz.
Dünya ekonomik sistemi nasıl işliyor?
Dünya üzerinde bir vahşi kapitalist sistem var, bu vahşi kapitalist sistem bütün dünyayı sömürüyor. Güney Korelisini de sö-mürüyor, Japon’unu da sömürüyor, Afrikalısını da sömürüyor, Amerikalı-sını da sömürüyor, dünyayı iki bin tane şirket sömürüyor. Senin dininin, se-nin devlet sisteminin, senin partinin o iki bin tane şirket için hiç anlamı yok. Sen hangi devlet sisteminden bahsediyorsun, yok ki dünya üzerinde devlet yok, dünya üzerinde kurgulanmış devletler var, dünya üzerinde gerçek bir devlet yok. Çin dahil buna, Rusya dahil buna, Amerika dahil buna, İngiltere dahil buna. Bunların hepsi de kartondan evler, hepsi de ve o kartondan ev-lerin asıl sahipleri o iki bin tane şirket. O iki bin tane şirket oturdukları yer-den isterlerse Çin’i batırırlar, isterlerse İngiltere’yi batırırlar, isterlerse Türki-ye’yi batırırlar, istedikleri anda istedikleri ülkede anarşi çıkarırlar, senin devlet sisteminin bir anlamı yok. Sen istersen o devleti örneğin işte İslam devleti de, üç günde karıştırırlar seni. Sen istersen o devleti Türk devleti de, üç günde karıştırdılar seni. Sen istersen o devleti Osmanlı devleti de, nasıl Osmanlı’yı parçaladılarsa yine parçalarlar.
Dünya çapında birlik nasıl sağlanabilir?
Bizim ortak yaşamımızı, ortak yaşamı kuvvetlendirmemiz lazım. Hamasi din nutuklarıyla, hamasi milliyetçilik nutuklarıyla bu işin içinden çıkama-yız. Ey ümmeti Muhammed ortak yaşama felsefenizi geliştirin. Bugün Pa-kistan’la Hindistan arasında sıkışmış kalmış Bangladeş’i ne yapabilirsiniz? Bakın Hindistan bir bütün devletti, Hindistan’dan ayriyeten bir Pakistan çı-kardı İngilizler, yetmedi Pakistan’ı bir daha böldüler Bangladeş olarak, bir de Bangladeş çıktı, yetmedi bir de Keşmir çıktı. Bunların hepsi bir bayrak altında toplanmış olmuş olsaydı bunlar ortak yaşamış olsaydı Hindistan’ın önünde hangi güç dururdu? Hiçbir güç duramazdı. Burada büyük global bir akıl var, o büyük global akıl seni birleştirmez, seni birleştirmemek için her şeyi yapıyor. Hindistan daha önce bir İslam devletiydi. Siz Hindistan’ın bir İslam devleti olduğunu biliyor musunuz? Evet, Hindistan daha önce Müslü-manların idaresinde olan bir devletti. Siz Hindistan halifesinin olduğunu bi-liyor musunuz? Siz bir tek Osmanlı’da halife var zannediyorsunuz. Hindis-tan’da da halife vardı, Hindistan halifesi vardı ve Osmanlı zora düştüğünde Hindistan halifeliği yardım etti Osmanlı’ya. Nerede şimdi? Yok ve şu anda Keşmir, Bangladeş karıştırılıyor. Karıştırılmasının sebebi orada bir savaş çı-karacaklar, orada savaş çıkardıklarında yine ölen Müslümanlar olacak ve Hindistan’la oradaki Müslümanları savaştırmayı düşünüyorlar, bir taşla iki kuş vuruyorlar. Bakın, bu son dönem Çin’i zorlamak için Doğu Türkistan’ı karıştırıyorlar şimdi. Hepimiz birer Doğu Türkistan cihadçısı kesiliriz ya-kında ve Doğu Türkistan cihatçılarını Amerika yakında silahlandırabilir, ya-kında silahlandırdığında biz hep beraber cihatçı ruhuyla Doğu Türkistan’a özgürlük şarkıları çalıp Doğu Türkistan’daki Müslümanların, Türklerin kı-yamına, bakın dini terimlerle konuşuyorum, kıyamına şahit olup oralara para toplamaya başlarız, yıllarca bitmeyecek kan dökülür.
Türk milliyetçiliği üzerine bir devlet sistemi nasıl kurulabilir?
İkincisi: Türk milliyetçiliğinin üzerine kurulacak bir devlet sistemi. Kendisini Kürt görmeyenleri ne yapa-cağız, kendisini Türk görmeyenleri ne yapacağız? Öbürküsü de der ki ben Laz cumhuriyeti kuracağım, öbürkü derse ben Çerkez cumhuriyeti kuracağım, öbürkü derse ki biz Bulgaristan göçmeniyiz, Bulgaristan göç-menleri devleti kuracağım. Herkes kendi ırkını öne koyarsa biz ortak yaşam kurgulamamız mümkün değil.
Ortak yaşam felsefesini geliştirmek ve derinleştirmekle kimler mükellefdir?
Biz ortak yaşam felsefemizi ve kültürümüzü geliştirmek ve derinleştirmekle mükellefiz. Bu bende son Bosna ziyareti ile iyice oturdu. Bosna’daki Müslümanları örgütleyip oradaki Sırplarla tekrar mı savaştıracaksınız örneğin? Sayısı belli değil yirmi bin şehidi var; kocasız kadınlar, babasız çocuklar… Hala da yıık, bombalanmış, füze atılmış, kocaman uçaksavar mermileri atılmış evler gözlerinin önünde duruyor. Yıkılmış düşkünler yurdu (ihtiyarların kaldığı yer) orada yolun kenarında duruyor.
Ortak yaşam kurmak için neler yapılması gerekmektedir?
Bu bende son Bosna ziyareti ile iyice oturdu. Bosna’daki Müslümanları örgütleyip oradaki Sırplarla tekrar mı savaştıracaksınız örneğin? Sayısı belli değil yirmi bin şehidi var; kocasız kadınlar, babasız çocuklar… Hala da yıık, bombalanmış, füze atılmış, kocaman uçaksavar mermileri atılmış evler gözlerinin önünde duruyor. Yıkılmış düşkünler yurdu (ihtiyarların kaldığı yer) orada yolun kenarında duruyor. Komple bütün dünya insanlığı bütün inançların, kültürlerin bir arada yaşayabilmenin yolunu bulmalı. Bunun yolu -benim kendimce- akıl emniyeti, can emniyeti, mal emniyeti, namus emniyeti, din emniyeti, doğru adalet, doğru paylaşım.
Doğru paylaşım nedir?
Doğru paylaşım dediğim ülkenin gelirlerinin doğru paylaşılması, bakın, doğru paylaşılması. Ülke gelirlerinin bir kısmını belli ailelerin yememesi. Bir kısmını belirli bir zümrenin -kaymak zümre oluşturulup- o kaymak zümrenin yememesi. Bunlar geleceğimiz için bu toprakların geleceği için çok önemli.
Ortak yaşam ararken herkesin aynı kategoride olması gerekmektedir mi?
Biz ortak yaşam aramalıyız, ortak yaşam ararken herkes aynı kategoride olacak diye bir kaide yok. Zengini de olacak, fakiri de olacak ama onların ortak noktalarda buluşabildiği ortak çevrelerde kurulabildiği yerlerde olması lazım.
Bir ülkenin içinde gettolaşmış mahallelerin varlığı tehlikeli midir?
Eğer gettolar oluşturulu-yorsa bir ülkenin içinde ve siz o gettolaşmış evlere giremiyorsanız, gettolaşmış mahallelere gidemiyorsanız, gettolaşmış… İster fakirlik gettosu, ister zenginlik gettosu, ister suç örgütlerinin çöktüğü suç gettosu, isterse hiç suç işlenmeyen öyle herkesin sakin sessiz yaşadığı bir getto. Bunların hepsi de tehlikeli hepsi de sakıncalı.
Ortak yaşamı kurmak için nasıl bir devlet kurulmalıdır?
Bu yüzden bu noktada nasıl bir devlet? Tebaasını ortak noktalarda buluşturan. Nasıl bir devlet? Tebaasına adalet veren. Nasıl bir devlet? Tebaasına eşit yaklaşan. Nasıl bir devlet? Tebaasında herkesin kazançına göre vergilendirilen. Nasıl bir devlet? Hür teşebbüsü herkese açan, belirli ailelere belirli teşebbüsleri teşvik eden değil; her teşebbüsü her müteşebbisin önünü açan ve ona destek veren bir sistem.
Devletin işlevi neden önemlidir?
Bizim için benim için -ben öyle söy-leyeyim- devletin adı önemli değil. Devletin işlevi önemli, bakın, devletin iş-levi önemli. Biz eğitimde, sağlıkta, adalette, paylaşımda biz ortak yaşamanın paydasını aramalıyız. Bunu bulamıyorsak bunu oluşturamıyorsak biz devle-tin adının ne dediğimiz önemli değil.
Devletin dini ne olduğu önemli midir?
Devletin dini ne olduğu önemli değil burada. Eğer bir turist bayan ne kadar dekolte olursa olsun bir taksi şoförü veya yoldan geçen bir esnaf veya oradaki bir çırak onu taciz ediyorsa taciz edilenin dini, taciz edenin dini önemli mi çok? Asıl bizi şaşırtmaya sokan şeyler bunlar.
İslam dünyası, Farabi, İbn Rüşd ve İbn Haldun’u nasıl kabul ediyor?
İslam dünyası İbn Rüşd’ü, İbn Haldun’u, Farabi’yi okur, bi-raz böyle meseleye uyanık gözüyle bakan Batı hayranı olmayan Batı’nın ta-biri caizse kuyruğuna takılıp gitmeyenler okurlar ama eleştirilerini koyarlar.