Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Çağdaş Siyasal İslam ·

Çağdaş Siyasal İslam — 4 Ocak 2020 Sohbeti

Çağdaş Siyasal İslam — 4 Ocak 2020 Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi'nin Çağdaş Siyasal İslâm üzerine sohbeti.

ÇAĞDAŞ SIYASAL İSLAM • 17/32

Çağdaş Siyasal İslam — 4 Ocak 2020 Sohbeti Hakkında

4 Ocak 2020


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

Geçen hafta bu konuyla alakalı demiştim, görüşeceğim Hakan’la diye. Görüştük, inşaallah biraz daha sohbeti bu hafta teknikleştireceğiz, Allah-tan bir şey gelmezse inşaallah. Çünkü konu normal bir konu değil. İnşaal-lah daha teknik bir şekilde yürüyeceğiz, Allah izin verirse.

Aslında Hazreti Peygamberin devlet başkanlığı misyonu, ilahi- dini kaynaklı olmayıp tamamen içinde yaşanılan sosyal ve siyasi gelişmeler so-nucunda elde edilmiştir.

Burayı biraz açmak istedim işin doğrusu. Şimdi bu metinler, genelde Ba-tıda çok konuşuluyor. Yani Kur’an’ı Batı mantığıyla mı bakacağız? Veyahut da Kur’an’a -bunları böyle açık açık konuşayım- Kur’an ve sünnete Batı man-tığıyla mı bakacağız, bu noktada Kur’an ve sünnetin devlet mantığını veya Kur’an ve sünnetin siyaset mantığına Batı gözüyle mi bakacağız, Şia gözüyle mi bakacağız, Vahhabi gözüyle mi bakacağız? Nereden bakacağımız önemli. Eğer Batı gözüyle bakarsak -evet yani böyle bir İslam’da devlet gibi- bir dev-letin böyle bir hükmi şahsiyeti, dini olamaz. Batı’daki laiklik düsturu bu, on-lar da Batı’dan baktığımızda Batı noktasından incelersek o zaman devletin üzerinde dini bir şeyi olamaz. Devletin üzerinde din elbisesi olmaz, dini ol-gusu olmaz bugünkü laiklik gibi. Peygamberi de nereye otutturacağız o za-man? Peygamber de sadece dini olarak bir vazife yaptı, peygamberin siyasi bir vazifesi yoktu, Batı’nın tezi bu ve diyor ki Batı: “Şartlar öyle gerektiği için o devlet başkanlığı yaptı, eğer şartlar böyle gerekmemiş olsaydı o devlet baş-kanlığı yapmayacaktı.” Batı’nın bize dayattığı, Batı’nın bize öğretmeye çalış-tığı şey bu. Batı bize şunu öğretiyor: Peygamber postacı, dedik, tutmadı. Geldi, dini tebliğ, etti gitti. Postacı, tutmadı. Peygamber şunu dedik, olmadı, pey-gamber bunu dedik, olmadı ama devletle de alakalı. Yani siz bu devlet dü-şüncenizi, bu hilafet düşüncesini, İslam’ın bu noktadaki siyasi duruşunu tör-püleyin; Batı’nın bizden istediği bu. Çünkü biz incelemediğimiz için, araştırmadığımız için, dini bu noktada sadece ibadet merkezinde aldığımız için; dinin bizden ne istediğini, Kur’an’ın bizden ne istediğini, sünnet-i resu-lullah’ın bizden ne istediğinin biz çok farkında değiliz. Sıkıntı bu zaten ama biz eğer İslam’ı kendi içerisinde bir metoddan alırsak metodik olarak kendi-sine yönelir, biz devlet sistemi veya siyaset nasıl olmalı deyip dinin kendi me-toduna kendi sistemine dönersek o zaman önümüze farklı bir şey çıkıyor. O zaman önümüze sizlerin veya bu gün İslam toplumunun kendince ütopya olarak gördüğü ayrı bir felsefe çıkıyor. İslam toplumu şu anda bunu ütopya olarak görüyor. Yani bunu böyle bugünkü dille söylersek İslam’ı kendi bü-tüncüllüğü içerisinde alırsak yani devlet, siyaset, ahlak, hukuk, ibadet bunun hepsini bir bütüncüllük içerisine alırsak önümüze bambaşka bir sistem

çıkıyor ortaya yere. Bu sistemden rahatsızlar, bunun her an için oluşmasın-dan rahatsızlar, bunun yeniden gündeme gelmesinden rahatsızlar, bu gün-deme gelirse böyle bir şey oluşursa dünya üzerinde -çünkü- infial yaratacak şeyler. Yani Müslümanların bugün için yaşamış olduğu topraklarda rahat-sızlık verecek unsurlar var. Hani diyorlar ya zaman zaman: “Siz Kur’an’ı an-lamadan okuyorsunuz.” Siz anlamamıza fırsat vermiyorsunuz. Bu millet Ku-ran’ı anlayaraktan okursa “Siz anlamadan okuyorsunuz.” deyip de İslam dünyasının sömüren, İslam dünyasına zulmeden kimselerin rahatı kaçar. İs-lam eğer kendi içerisinde kendi organizasyonunu kurarsa kendisinden bunu oluşturur, kendisinden bunu tamamlarsa muhteşem bir şey çıkacak. Çünkü İslam’da bir devletin olması, bakın; İslam’da bir İslami devletin olması farz hükmünde. Çünkü farzların yaşanabilmesi için yine farza ihtiyaç vardır ve bütün İslam’ın hangi kliğinden, hangi mezhebinden, hangi meşrebinden olursa olsun hepsi de bir İslami devletin farziyetinden bahseder; İslami bir devletin farziyetinden bahseder. İslam hukukunu çok iyi bilenler, bunun in-celemesini, araştırmasını yapanlar bu konuda hemfikirdir. Siz İmam-ı Azam, İmam-ı Şâfiî, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli, İmam-ı Maturidi, İmam-ı Eş’ari; hem kelamcılar, akaidçiler, fıkıhçılar hepsinde ortak toplandığı bir nokta vardır: Dinin en güzel, en iyi şekilde yaşanabilmesi için devlete ihti-yaç vardır. Cenâb-ı Hakk Bakara ayet 30’da da: “Yeryüzünde bir halife yara-tacağım.” diyor, “Yeryüzünde bir halife yaratacağım.” Yani başıboş bırakma-yacağım, sizi başıboş bırakmayacağım, bu dünyayı başıboş bırakmayacağım, yeryüzünde bir halife yaratacağım ve o yarattıkların arasında benim yerime hükmedecek, bu halife. Halife nedir: Birisinin adına bir şeye hükmetmek, birisinin adına bir şeyi yönetmek, birisinin adına bir şeyi ayakta tutmak, bi-risinin adına bir vazifeyi yerine getirmek, halifenin kelime manası budur. Mesela bir kimse, iş yerinde bir genel müdür tayin ediyor ya onun halifesi gibi veyahut da cumhurbaşkanı yanına bir tane halife tayin ediyor, yardım-cısı cumhurbaşkanı yokken o imza atıyor. Vali, vali yardımcısı, vali yokken vali adına iş yapıyor. Vali Bursa’da kim adına iş yapıyor? Cumhurbaşkanı adına iş yapıyor, cumhurbaşkanın halifesi noktasında. Halifenin kelime ma-nası bu, birinin adına iş yapmak. O zaman Bakara ayet 30: “Yeryüzünde siz-lerden halife yaratacağım, halife oluşturacağım.” Ne yapacak bu halife? Be-nim adıma işler yapacak. Bu halîfe, Hazreti Âdem ve yaratıklar arasında adaletle hüküm veren ve Allah’a itaat konusunda onun yerine kâim olan kim-selerdir, halifeler. İmam Kurtubî; İmam Kurtubî biliyorsunuz, Endülüs’ün yetiştirdiği muhteşem tefsircilerden birisidir. Eleştirenler de vardır kendisini ama tefsirde çığır açmış bir kimsedir İmam Kurtubî. Bakara’nın 30. ayetini şöyle tevil ediyor: “Yaratıkların arasında benim yerime hüküm verecek bir

150 | Çağdaş Siyasal İslam

halife yaratacağım. Bu halife Hazreti Âdem ve yaratıklar arasında adaletle hüküm veren, Allah’a itaat konusunda onun yerine kâim olan kimselerdir, -ve bu ayet, İmam Kurtubî diyor ki- bu ayet müminlerin söz birliği etmesi ve halifelik hükümlerinin uygulanması için sözü dinlenip kendisine itaat edi-lecek bir imam ve bir halife başa geçirmenin gereğini ortaya koyan asli bir delildir, diyor Bakara ayet 30 için. Asli bir delil. Niçin? “Bu ayet müminlerin söz birliği etmesi ve halifelik hükümlerinin uygulanması için sözü dinlenip kendisine itaat edilecek bir imam ve bir halife başa geçirmenin gereğini or-taya koyan asli bir delildir.” Bunun yanında diğer deliller de vardır. Geçen derste de bahsettim. “Ey Davud, seni gerçekten yeryüzüne halife kıldık. O halde insanlar arasında hak ile hükmet. Heveslere uyma ki bu, seni Allah’ın yolundan saptırır. Şüphesiz ki Allah’ın yolundan sapanlara; onlara hesap gü-nünü unuttuklarından ötürü, şiddetli bir azap vardır.” (Sâd suresi ayet 26) Cenâb-ı Hakk, Davud’a hem peygamberlik vermiştir hem de halifelik, dev-let başkanlığı vermiştir. Zaten beni İsrail peygamberlerinin bir tek İsa aley-hisselam da devlet başkanlığı yoktu, İsa aleyhisselamda. Öbür türlü hemen hemen büyük bir çoğunluğunda beni İsrail peygamberleri hem peygamber-dir, hem de devlet başkanıdır. Süleyman aleyhisselam gibi. Hem peygamber-dir, hem de devlet başkanıdır Süleyman Aleyhisselam. Yusuf aleyhisselam gibi. Hem peygamberdir hem de ilk önce devletin maliye bakanıdır, sonra devlet başkanıdır, devletle vazifelidir yani. O zaman beni İsrail peygamber-lerinin büyük bir çoğunluğu hem peygamberlik yapmışlardır hem de devlet başkanlığı yapmıştır, beni İsrail peygamberleri. Ve “Ey Davud seni gerçekten yeryüzüne halife kıldık. O halde insanlar ve arasında hak ile hükmet.” Ba-kın, sadece tebliğ et, demiyor, sadece nasihat et, demiyor, sen insanların ara-sında hak ile hükmet. kim hükmeder? devlet hükmeder çünkü. Kim hükme-der? Halife hükmeder. Bu konunun sonunda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine geleceğim. Burada diyor ya aslında, Hazreti Pey-gamber devlet başkanlığı misyonu dini kaynaklı değildir, diye bunu çürüt-meye çalışıyorum. Yani onun devlet başkanlığı da dini kaynaklıdır, onun devlet başkanlığı da dini kaynaklıdır, bunu söylemeye çalışıyorum. Nur su-resi ayet 55: “Allah; içinizden iman edip salih amel işleyenlere va’detti, Al-lah; içinizden iman edip salih amel işleyenlere vadetti.” Allah bir şey vadetti. Allah’ın vaadi hak mıdır? Evet. Allah’ın vaadini dinliyoruz şimdi. Allah bir şey vadetti iman edip sahil amel işleyenlere. “Onlardan öncekileri nasıl ha-lef kıldı ise onları da yeryüzüne halef kılacak.” Allah iman edip salih amel işleyenlere, öncekilerden nasıl halifeler yaptıysa halifeler verdiyse öncekiler-den nasıl kendine halef seçtiyse öncekilerden diyor ki: “Onları da yeryüzünde halef kılacak.” Kime? “İman edip salih amel işleyenlere.” Onları da halef

kılacak. Ve onlar için beğendiği dini temelli yerleştirecek. Bakın, onlar için beğendiği dini… Allah’ın beğendiği din ne? İslam. Allah beğendiği dini on-lar için temelli yerleştirecek, yani İslam ortadan kalkmayacak. Hiç kimse İs-lam’ı ortadan kaldırmaya gücü, kuvveti yetmeyecek çünkü dinin koruyu-cusu, ve hakimi Allah ve Allah yeryüzünde iman edip salih ameller işleyenlerle dini ayakta tutacak ve yeryüzünde iman edip salih ameller işle-yenleri de ne yapacak? Cenâb-ı Hakk halife olacaklarına dair vaadi var. De-vam ediyor. “Onlar için beğendiği dini; temelli yerleştirecek, korkularını em-niyete çevirecektir.” Yani bu iyi iman edip salih amel işleyenler yeryüzünde ne yapacaklar? İslam’ı temelli olarak yerleştirecekler ve yeryüzünün -benim ayetten anladığım bu- ve yeryüzünde korku, emniyete çevrilecek. Şimdi yer-yüzünün bütün insanları korku içerisinde. Ne zaman kafasına hangi zalim tarafından uçakların kaldırılıp bombalanacağı belli değil. Herhangi bir ülke; ülke dokunulmazlığı, ülke sınırı yok, yeryüzünün bütün insanları korku içe-risinde yaşıyorlar. Bir sabah aniden Fransa Libya’yı bombalıyor, unutuyoruz bunları. Bir sabah aniden Amerika’sı, İngilteresi, gavuru, nesi varsa hepsi top-lanıyor; Irak’ı yerle bir ediyor. Ne? Birleşmiş Milletler varmış. Yalan. Ne ala-kası var? Hiçbir işe yaramıyor. Bir sabah kalkıyor, uçaklar gemilerden kal-kıyor, Suriye’yi bombalıyor, Irak’ı bombalıyor, Yemen’i bombalıyor, Afganistan’ı bombalıyor, Pakistan’ı bombalıyor, Bangladeş bombalanıyor. Bü-tün Müslümanlar huzursuz, bütün Müslümanların yeryüzünde kanı dökü-lüyor. Ankara’nın göbeğinde bomba patlatıyor adam. 100 tane, 150 tane in-san şehit oluyor. Bir bakmışsın, bir sabah tanklar yürümüş, darbe yapmaya çalışıyor CIA. 270 küsur tane şehit veriyor ülke. Yeryüzü kaos içerisinde, emin değil, yeryüzü korkuya teslim edilmiş vaziyette ama Allah’ın vaadi hak, Cenâb-ı Hakk vadediyor diyor ki: “Yeryüzüne halef kılacağım ve yeryüzünde de İslam’ı oturtturacağım, yerleştireceğim.” Kimin üzerinden? İman eden ve salih amel işleyenlerle. İman eden ve salih amel işleyen. Salih amel işleyen ne? Kur’an ve sünneti özümsemiş, Kur’an ve sünnete göre yaşayan. Haram-lardan uzak duran, nafilelerle Allah’a yaklaşan, takva sahibi, Allah’a yakin olmaya çalışan, takva sahibi kimseler. Onlarla yeryüzünü İslam edip yeryü-zünde eminlik sağlayacağım ve diyor ki: “Korkularını emniyete çevirecek-tir.” Çünkü onlar… Tarif ediyor Cenâb-ı Hakk. “Bana kulluk eder.” Bakın, onların özelliği neymiş? O salih olan, o salih ameller işleyen, o iman eden-ler ve aynı zamanda da yeryüzünün vadedildiği kimseler: “Onlar bana kul-luk eder ve hiçbir şeyi bana şirk koşmazlar.” Bu iman edip salih amel işle-yenlerin iki önemli özelliği var, iki önemli özelliği var: 1- Allah’a kulluk ediyorlar. 2- Hiçbir şeyi ona şirk koşmuyorlar, hiçbir şeyi. Yani kapitalizm-miş, yok sosyalizmmiş, yok onun komünizmmiş, yok batıcılıkmış, yok

152 | Çağdaş Siyasal İslam

doğuculukmuş, yok Çincilikmiş, yok Rusyacılıkmış, yok ABD’cilikmiş, yok CIA’ymiş, yok MOSSAD’mış, yok elinin körüymüş. Şirk koşmak yok, ortak koşmak yok. Bunlar ne yapıyorlarmış? Sadece Allah’a kulluk ediyorlarmış, bu kimseler sadece Allah’a kulluk ediyorlar ve Cenâb-ı Hakk ne yapıyor? On-lara vadediyor bütün arzı.

Yeryüzünün gerçek sahipleri. Parantez açıyorum şimdi bende. Cenâb-ı Hakk vadetmiş. Yeryüzünün gerçek sahibi kimler? İman edip salih amel iş-leyenler, Allah’a şirk koşmadan ona kulluk edenler. Cenâb-ı Hakk onları in-sanların halifesi ediyor ve onları insanların imamları, insanların idarecileri kılıyor. Bunlar insanların önünde imam, insanların önünde idareci veya in-sanların önünde halife. İster halife deyin, ister imam deyin, ister başkan de-yin, ister idareci deyin, ister emir deyin çünkü hadis-i şeriflerde farklı farklı isimlerde anılmış. Onlarla ülkeler düzelecek. Bu iman edip salih amel işleyip sadece Allah’a kulluk edip şirk koşmayanlarla. Dört tane bakın ayak oldu, dört ayak. Aslında iki ayak. İkisinin ayrı ayrı özellikleri var. İman etti, şirk koşmuyor. Salih ameller işliyor, salih ameller işliyor ve Allah’a kulluk ediyor. İster dört ayak deyin, ister iki ayak deyin. Evet bunlarla ne yapacak? Onlarla ülkeleri düzeltecek, onlara kullar boyun eğecek, tâbî olacak ve insanlardan, korkularından sonra onların bu korkularını emniyet ve onları hâkim kılma ile değiştirecek. Bütün dünya, bütün arz korkularından kurtulacak ve em-niyet içerisinde yaşayacaklar ve emniyet içerisinde olacaklar. Bu Allah’ın va-adi, hak ve şüphesiz. Allah bunun bir örneğini bize göstermiştir, bu ütopik bir şey değildir. Bunun örneği Müslümanlar tarafından görülmüş, Müslü-manlar tarafından yaşanmıştır. Bu kimdir? Allah’ın Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. İlk önce, vefat etmezden önce Mekke’de peygamberlik görevini devam ettirirken Medine’ye ne yaptı? Hicret etti ve ardından kendi sağlığında, kendi sağlığında Mekke, Hayber, Bahreyn, Arap yarımadasının diğer yerleri ve bütünüyle Yemen ülkesinde, Yemen ülkesinde korku ortadan kalktı; emniyet hakim oldu. Mekke korku kalktı, Medine’de korku kalktı, Hayber’de korku kalktı, Bahreyn’de korku kalktı, insanlar emin ve korku-suz bir şekilde yaşadı. Hristiyan’ı Yahudi’si, bütün tebaa, oradaki halk hatta hayvanlar dahil ne yaptı? Emin bir şekilde yaşadı ve ardından Hacer mecu-silerinden, Şam yörelerinin bir kısmından cizye alındı. Rum ralı Heraklius ile Mısır ve İskenderiye hakimi Mukavkıs, Umman kralları ve Habeş kralı Neccâşî ona hediyeler gönderdi. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem haz-retleri vefat etti. Allahu Teâlâ kendi katından Peygamberin yerine şerefçe üs-tün halife tayin edildi. Bu halife kimdi? Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleriydi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem; sağlığında işa-ret etmişti, ashap onun etrafında toplandı, aşere-i mübeşşere toplanaraktan

Hazreti Ebu Bekir Efendi’mizin halifeliğine biat ettiler. Bakın, Hazreti Ebu Bekir Efendi’miz ne yaptı? Ebu Bekir Efendi’miz bu vazifeyi üstlendi, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o vefat döneminde zayıfla-yan, dağılan bütün bu İslam’ın sınırları içerisinde kalan kavimleri yine top-ladı; Arap yarımadasını güçlendirdi. İslam ordularının başına Halid bin Ve-lid’i koydu, Halid bin Velid komutasında İran seferine çıktı, İran’ın hemen hemen bütün ülkesi fethedildi, oradaki insanlara eminlik gitti. Ve diğer bir orduyu Ebu Ubeyde’yle, onun yanındaki kumandanlarla beraber Şam’a gön-derdi ve Şam ülkesinde insanlara eminlik gitti. 3. ordu komutanı kim? Amr bin Âs. Onun komutasında da bir ordu nereye gitti? Mısır’a gitti. Böylece onun zamanında Mısır, Şam, Dımeşk, Büşr, Havran ve civarındaki ülkele-rin hepsi de fethedildi ve yine Cenâb-ı Hakk Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerinin nefesini bitirince yerine kim geçti? Hazreti Ömer. Tam ola-rak Hazreti Ömer Efendi’miz bu vazifeye geçirildi. Hazreti Ömer Efendi’mi-zin bu vazifeye geçirilmesi Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerinin tavsiyesiyle oldu, o tavsiye etti, Aşere-i Mübeşşere de o tavsiyeye uydu, onu seçti. Hazreti Ömer Efendi’miz ne yaptı? Şam bütünüyle, Mısır bütünüyle, İran bütünüyle Kisra kuvveti kırıldı; alçaltılmış vaziyette ülkesini terk etti. Kayser hezimete uğratıldı. Bunlar zamanın zalim ülkeleri, bunlar zamanın zalim hükümdarları, bunlar zamanın hak hukuk bilmez adalet bilmez zama-nın serkeş devletleri. Bugünkü tabiriyle bunlar eşkıya devlet, bunlar anarşist, terörist devlet bunlar. Bunlar insanların mallarını, canlarını, namuslarına; kasteden, gece baskınlar yapan, din dinsiz tanımayan böyle serkeş devlet-ler bunlar ve Konstantiniyye’ye kadar dayandılar ve yine Hazreti Ömer’den sonra Hazreti Osman Efendi’miz halifelik makamına geçti. Onun halifelik döneminde de İslam ülkeleri yeryüzünün en uzak doğu ve batılarına kadar uzanmış, batı ülkeleri: Endülüs, Kıbrıs, Kayrevan, Atlas Okyanusu’na daya-nan Septe ülkeleri fethedildi. Doğu yönünden ise Çin’in içine kadar gittiler. Kisra öldürüldü, hükümranlığı bütünüyle zevale erdi. Irak şehirleri Hora-san, Ahvaz fethedildi ve Türkler o devirde İslam’la tanıştı; Müslüman oldu ve Batılılardan da Doğululardan da o serkeş devletlerden haraç alınaraktan devlet zenginleşti ve bütün Osman radiyallahu anh hazretlerinin zamanında ülke refah içerisinde, Müslümanlar emin bir şekilde yaşadılar. Hristiyanlar emin bir şekilde yaşadılar, Yahudiler emin bir şekilde yaşadılar. Hangi dine müntesip ise onların hepsi de emin bir şekilde yaşadılar çünkü Allah’ın va-adi haktı. Allah’ın vaadi haktı ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-lem hazretleri aynı zamanda devlet başkanıydı ve devlet başkanlığının da de-lil olarak -daha başka ayetlerde var ileride bunların sıralayacağız- delil olarak

154 | Çağdaş Siyasal İslam

da ayetlerde var idi, devlet başkanı olduğu için yerine devlet başkanları ha-life olarak seçildi. Devam edeceğiz.

Burada önemli bir parantez açalım:

Peygamberimiz İslam toplumunun başkanı idi. Kendilerinden başkan ve İslam topluluğunun yöneticisi olarak sözler ve fiiller sadır olmuştur. Kâ-firlere; harici olan asilerle ve savaşılmasına karar verilen kimseler üzerine ordular gönderilmesi, beytülmâlın malların mahallerine harcanması, ge-lirlerinin de yerlerinden toplanması, vali ve kadıların tayin edilmeleri, ga-nimetin taksimi ve başka fiiller…

1- İmamet ve İslam topluluğunun başkanlığı görevi, peygamberlik ve

elçilik mefhumu içine girer mi?

2- Öyle ki, Peygamberimiz, şu fiilleri işledi veya şu sözleri söyledi, de-diğimizde, onları peygamber ve resul olarak mı yapmıştır yoksa başkan ol-ması sıfatıyla mı yapmıştır? (Muhammed T. Tanci, İslam Mezhepleri Ta-rihi Ders Notları)

Ve devam edeceğiz oradan, burada kalmıştık zaten,devam.

Halbuki Kur’an: “Sen onlar üzerinde zorba değilsin.” (Gâşiye 22) diye-rek onu bir kral veya melik gibi güç ve zor kullanmaması konusunda uyar-mış ve onun ne insanların ne de Allah’ın vekili olmadığını açıkça bildir-miştir. (Zümer 41)

Şimdi bu âyet-i kerimelere bakacağız yani gerçekten öyle mi? Halbuki Kur’an: “Sen onların üzerinde zorba değilsin.” (Gâşiye 22) “Öğüt ver çünkü sen, ancak bir öğütçüsün. Onların üzerine zor kullanıcı değilsin. Ey Muham-med, sen insanlara peygamber olarak gönderildiğin gerçeklerle ilgili hatır-latmalarda bulun. Çünkü sana yalnızca tebliğ etmek düşer, hesâb görme ise bize aittir.” Bu sebeple ikinci âyette: “Onların üzerine zor kullanıcı değilsin.” buyuruyor. Sen onların üzerinde zorba değilsin, yani sen onları zorla imana sokmak zorunda değilsin, denmiş.

Şimdi bu peygamberlik görevi ile alakalıdır. Hazreti Peygamber sallal-lahu aleyhi ve sellem hazretleri aile babasıdır, çocuklarının babasıdır, eşleri-nin kocasıdır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tüc-cardır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir askeri komutandır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dev-let başkanıdır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri et-rafında küçük çocuklara müşfik bir dededir aynı zamanda. Hazreti Pey-gamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde bir toplumda, bir peygamberde olması gereken bütün özellikler mevcuttur. Eğer biz peygam-berlikle alakalı bir ayet-i kerimeyi devlet başkanlığına yormaya çalışırsak biz

o zaman kendi kendimizi, Kur’an’ı zorlamış oluyoruz. Bu nedir? Bu Peygam-ber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliği ile alakalıdır. Ta-mam, hadis-i şerif, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle bu-yurmuştur: “Ben, ‘la ilahe illallah’ deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Onlar bunu söylerlerse kanlarını ve mallarını benden korur-lar. Ancak hak ile olanı müstesnadır. Onların hesabı Aziz ve Celîl olan Al-lah’a aittir.” Sonra, bunu söyledikten sonra şöyle dedi: “Öğüt ver; çünkü sen, ancak bir öğütçüsün, onların üzerine zor kullanıcı değilsin.” ayetini okudu. (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İmam-ı Hanbel.) Yani bu birkaç tane ravi değil. Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İmam-ı Hanbel dediğinizde beş tane hadis imamı çıktı önümüze. Bu hadis, yani böyle mevzu veya üzerinde tar-tışılacak bir hadis değil. “Ben ‘la ilahe illallah’ denilinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.” Şimdi ayet 41(Zümer suresi): “Şüphesiz ki biz, ki-tabı sana insanlar için hak olarak indirdik. Kim hidayete ererse bu kendi le-hinedir. Kim de sapıtırsa kendi aleyhine sapıtmış olur. Ve sen onların üze-rinde vekil değilsin.” Yani bir kimse inanır inanmaz onun bileceği bir iştir ama bu onun devlet başkanı değildir sonucu, bu ayetlerden çıkmaz; o devlet başkanıydı. Allah-u Teâlâ, Hazreti Peygamberi için: “Şüphesiz ki, biz, kitabı (bu Kur’ân’ı) sana insanlar için hak olarak indirdik.” İnsanları, cinnileri bu kitapla uyarasın, bu kitapla. İnsanları, cinnileri bu kitapla doğru yola getire-sin; onlara hidayet yolunu anlatasın ve kim hidâyete ererse de bu onun lehi-nedir. Hidayete ermedi o kimse, hidayet yolunu seçmedi, bu da onun kendi aleyhinedir. Bundan Hazreti Peygamber sorumlu değil. Burada Hazreti Pey-gamber’in sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir sorumlu olmadığını bir kimsenin sapkın durursa hidayete ermezse Kur’an ve sünnete iman et-meyip yaşamazsa vebali kendisine aittir, Hazreti Peygambere ait değildir. Bununla alakalıdır bu ayet-i kerimeler, yani halifelikle, devlet başkanlığıyla alakalı değildir ve “Sen, ancak bir uyarıcısın. Ve Allah her şeye Vekîl’dir.” (Hûd, 12) “Senin vazifen, sâdece tebliğ etmektir. Hesâb görmekse bize dü-şer.” (Ra’d, 40) Bunlar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazret-lerinin peygamberliği ile alakalı, insanlara din tebliği ile alakalı ayet-i keri-meler. Devam ediyoruz.

Kur’an’da Hazreti peygamberin insanlara nasıl davranması gerektiği konusunda emir ve yasaklar, onun devlet başkanı olması ile ilgili olmayıp peygamberlik misyonu veya sosyal ve toplumsal ilişkilerde Müslümanlara örneklik ve önderlik etme görevi ile ilgilidir. Onun Müslüman topluma ön-derliği ilahi kaynaklı, devlet başkanı oluşu beşeri kaynaklıdır.

Şimdi bununla uğraşacağız. Nur suresi ayet 59. Yani Hazreti Peygam-ber’in devlet başkanlığı beşeriymiş; ilahi değilmiş ya. Buna cevap “Ey iman

156 | Çağdaş Siyasal İslam

edenler, Allah’a itaat edin, Peygamber’e ve sizden olan emir sahiblerine itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz Allah’a ve ahiret gününe inanmış-sanız onun hallini Allah’a ve Resul’üne bırakın. Bu, hem hayırlı hem de netice itibariyle daha güzeldir.” Demek ki Hazreti Peygamber’e sadece pey-gamberlik tebliğ edilmiş değil. Ona itaat edin, emir var ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin, emir var. Demek ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliği sadece devlet başkanlığını içine almı-yor değil. Şimdi bunu daha da açacağım. İmam seçmek -soru devam ediyor-Allah üzerine değil, Müslümanlar üzerine vaciptir. Yani Allah imam seç-mez manasında. Seçilen imama bey’at şarttır. Aynı anda iki halife olamaz. Müslümanları yönetecek kişi ilim, takva, kahramanlık ve nesep yönünden erdemli olmalıdır. Bununla birlikte imamın zamanın en üstünü olması şart değildir. Buradan devam ediyoruz. (Bunu söyleyen: M. Evkuran Siyasi Kül-türümüzde Teolojik Kökenliler ve İktidar Tahayyülü) Hazreti Peygamber ve ashabı İslam’ın devletsiz olamayacağını çok iyi anladılar. Bu bakımdan on-lar devlet otoritesini sarsacak, diğer bir ifade ile devletin var olmasının ne-deni olan İslam hükümlerinin uygulanmasında gösterilecek herhangi bir gev-şekliğe hiçbir zaman göz yummamışlardır. Ashabın, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin vefatından hemen sonra, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri defnedilmeden, toprağa be-deni verilmeden; bir başkan seçmek -bir devlet başkanı seçmek- için toplan-maları, istişare etmeleri, bununla alakalı insanların fikir yürütmeleri, Medi-neli Ensar’ın kendi içlerinden bir devlet başkanı seçtirme çalışmaları, Kureyş muhacirlerin kendi içlerinden bir devlet başkanı seçtirmeye kalkmaları İs-lam’ın, Müslümanların devletsiz olamayacağının göstergesidir. Ashap, Haz-reti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hilafına bir şey yap-ması mümkün değildir. Bakın, bu mümkün değildir. Ashap, bunun bilincinde insandır ve o yüzden hızla ne yapar? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ardından Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretle-rini halife olarak seçerler. Ve bu genelde İslam yönetimlerini, İslam devlet sisteminde teorik olarak buna “halife” veya buna “halifelik” denmiş genel olarak ve bu kendine has bir makamı olan ve bu makam içerisinde kendine ait kuralları olan ve kendine ait vazifeleri olan bir olgudur, oluşumdur ve bu-nun yolu belirlidir. O makama gelecek olan kimse bir yoldan geçmeli. Bu yol babadan oğula geçen bir yol değildir, bunun altını çizelim. Babadan oğula geçen bir halifelik makamı söz konusu değildir İslam’da. Eğer babadan oğula geçecek olsaydı Hazreti Ebu Bekir Efendi’mizden sonra dört Abdullah’tan birisi olan Ebu Bekir Efendi’mizin oğlu Abdullah seçilirdi veya babadan oğula geçilecek olsaydı Hazreti Ömer Efendi’miz radiyallahu anh hazretlerinin dört

Abdullah’tan ikincisi olan oğlu Abdullah olurdu, o da olmadı. O zaman bu, babadan oğula geçen bir halifelik sistemi değildir. Bunu özellikle şimdiden söylüyorum çünkü dört halifeden sonra Muaviye, Muaviye’den sonra baba-dan oğula geçme başlamıştır. Orası tartışmalı, orası ayrı analiz edilmesi ge-reken bir yerdir. Ben çünkü İslam ve İslam devlet sistemini, İslam ve İslam devlet sistemini Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali radiyallahu anh hazretlerinin za-manlarını içine alıyorum. Tabi bir de 6, 7 aylık, bazı rivayetlerde 7 aylık, bazı rivayetlerde 6 aylık Hazreti Hasan Efendi’mizin kısa bir dönemi var. Benim için halifelik sistemi, İslam’daki devlet sistemi ölçü olarak burayı alıyorum. Bunun altını bir çizeyim. Benim için Muaviye ve sonrası İslami noktada ölçü değil. İçinde doğrular olabilir; içinde eksiklikleri, yanlışlıkları olabilir; içinde başka şeyler de olabilir. Ama benim için orası, Emevilerin bilhassa durduğu noktayı İslam halifeliği olarak kabul etmiyorum; bu benim kendi şahsi du-ruşum. Birileri kabul edebilir, beni ilgilendirmez. Benim için İslam halife-liği, bu manada Hazreti Hasan Efendi’mizde son bulmuştur. Ondan sonra olmuş mudur? Hayır, bunun da altını çiziyorum. Böyle bir yaşanmış mıdır? Hayır. Yaşanacak mıdır? Evet. Yaşanacak mıdır? Evet. Hilafet, bu manada başkasının yerine, onun adına görev yapmak veya tasarruflarda bulunmak demektir. Halife ise başkası tarafından kendi adına iş görmek üzerine görev-lendirilen kişiye denir. İslam hukukçuları, hilafet terimini genellikle Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yerine geçmek anlamında kullan-mışlardır. Gerçekte hilafet: Şeriatı Allah’tan tebliğ eden peygamberin yerine geçip dini korumak ve dünya işlerini düzene sokmak demektir, kelime ma-nası. O zaman burayı tekrar söyleyeyim. Gerçekte hilafet yani hilafet ma-kamı: Şeriatı yani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri-nin getirmiş olduğu Kur’an ve sünneti; Allah’ın indirdiği Kur’an ve Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın sünneti ile oluşmuş olan o kocaman… Şeriat hu-kuk demektir, komple İslam’ın bütünü demektir. Allah’tan tebliğ eden pey-gamberin yerine geçip dini korumak -bakın dini korumak- ve aynı zamanda dünya işlerini de düzene sokmaktır, hilafet. En yüksek başkanlık ve amme velayetidir. Onun üstünde başka bir başkanlık olmaz ve amme velayetidir. Yani ammenin hakkı derler ya, halkın velayetidir. Halkın bu noktada velisi hükmündedir. Bu makama getirilene halife adı verilir çünkü bu konularda o, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yerine geçmiş bulunur. Bu makama geçen toplumu sevk ve idare eder, Hazreti Peygamber’in halefi olmuştur. Bu nedenle peygamberin halifesi demekte sakınca görülmemiştir fakat genellikle yalnızca halife demekle yetinilir. Hani burada vardı ya: “Aynı anda iki halife olamaz. Müslümanları yönetecek kişi ilim, takva,

158 | Çağdaş Siyasal İslam

kahramanlık ve nesep yönünden erdemli olmalıdır.” Evet, Ebu Said nakle-diyor: “İki halifeye birden bi’at edildi mi onlardan ikincisini öldürüverin.” (Müslim) Yani bir İslam ülkesinde, topluluğunda ümmetin başında iki ha-life olmaz, tek halife olur. Ardından bir halife daha kendi kendine ben hali-feyim, diye çıkarsa hadis-i şerif açıktır: “Onu öldürün.” der sonradan çıkanı. Başka bir hadis-i şerif: “Siz bir kişinin etrafında birlik halindeyken bir baş-kası gelip kuvvetinizi kırmak veya cemaatinizi bölmek isterse onu öldürün.” Bakın nettir burada tavır, İslam toplumu bölünüp parçalanmayacaktır. İslam toplumu kendi içerisinde taht kavgası, halifelik kavgası yapmayacak. İkinci sonradan çıkanı öldürün, der, sonradan çıkanı öldürün der. Hani sufiler de derler ya: “Bir postta iki şeyh yoktur.” diye. Bir dergahta iki şeyh yoktur, bu sufilikte de geçerlidir. Bir kimse kendi kafasından bir şey yapıyorsa şeyhlik yapıyordur o, bir dergahta iki şeyh olmaz. Bir devlette iki başkan olmaz. İs-lam ümmetinde iki halife olmaz, sonradan birisi halifelik iddiasıyla orta yere çıkarsa o öldürülür. İslam çünkü vahdaniyet dinidir; yani vahdet, birlik di-nidir. Bu sadece Allah, peygamber ve şeriatın birliğini ifade etmez; devletin ve itaat edilecek halifenin de bir olması gerekir. Yani İslam’da iki devlet de olmaz, devlet de bir olacak, halife de bir olacak. İslam ümmeti de tek bir ce-maattir, devletin de bir olması gerekir. Bunu teyit eden çok hadis vardır, me-sela bir hadis-i şerif daha söyleyeyim: “Kim bir imama biat ederek antlaşma musafahasını yaparsa gücü yettiğince ona itaat etsin. Bir ikincisi çıkıp da ev-velkisi ile nizâya kalkışacak olursa onun boynunu vurun.” Bakın onun boy-nunu vurun. Bu sufiler için de geçerlidir. Sufiler bir üstada el verdi; onun elini tuttu mu ikinci bir üstad, gidip de birisini bir üstad daha seçme -benim kendi anlayışım bu, din anlayışım- yoktur böyle bir şey. Senin bir tane üsta-dın olur, iki tane olmaz. İki taneyse -bu benim nazarımda- doğru değildir, bırak birini, git ötekine. Eyvallah ama diyor ki, gücün yettiğince sen bir el tutmuşsun orada dur, gücün yettiğince. Ben hep Şeyh Efendi için onu söy-lerdim arkadaşlara. Bir el tutmuşsun kardeşim, otur sen orada, ne eksiklik gördün? Sana Kur’an’ı yanlış mı öğretti, sana Kur’an ve sünnetin dışında bir şey mi söyledi? Bir el tutmuşsun otur orta. -Çok özür dilerim- oynaklık yapma, kaypaklık yapma, gevşeklik yapma, dimdik dur, döneklik yapma, akça kavaklık yapma. Başına ne geldiyse geldi, otur dosdoğru, otur dosdoğru. Oturmuyor senin sapkınlığından, oturmuyorsun senin kaypaklığından, otur-muyorsun senin gevşekliğinden. O yüzden ben bir sefer gitti mi adam, ben ona bir daha ders vermem, vermem. Sebep? Gitme kardeşim, bir tek zorluk sen mi görüyorsun? Bugün gittin, yarın da gidersin sen. Ne zaman gidecek-sin diye sana mı bakacağım hep? Yürü, git, bir daha gelme. Bakın hadis-i şe-rif- benim haklılığımı göstermesi için koymadım buraya ama ölçü- “Kim bir

imama biat ederek antlaşma musafahası yaparsa gücü yettiğince onu itaat et-sin.” Otur oturduğun yerde. Yine başka bir hadis-i şerif: “Birinci biatınızda sadık kalın, gereğini îfa edin.” Birisine biat ettin, onda sadık kal, onun gere-ğini ifa et, neye söz verdiysen akdinde dur. Sen dönenlerden olma, sen kay-paklardan olma, sen gevşeklerden olma, sen çekip gidenlerden olma, sen to-puklarının üzerinden geri dönenlerden olma, dur sen orada ya, sen orada dur. “Birincilere olan borcunuzu ödeyin.” Bak diyor ki: “Birincilere olan bor-cunuzu ödeyin.” Neden? O sana emek verdi, senin bir biatını aldı, o seni ko-rudu, muhafaza etti, kolladı, o sana imamlık yaptı, o sana başkanlık yaptı, o senin devlet başkanın oldu, o senin imamın oldu, o senin şeyhin oldu, o se-nin büyüğün oldu. Sen sadık kal ve ona borcunu öde. Ona borcun ne ile öde-yeceksin? Sadık kalmakla ödeyeceksin. Sadık kal, gevşeme, oynamasın oran buran senin, dimdik dur, disiplinli ol. Hadis-i şerif: “Kim olursa olsun ikin-ciyi de öldürün.” diyor. Ardından birisi kalkmış devlet başkanlığı yapacak. Örnekliyorum: Seçilmiş, biat edilmiş bir devlet başkanı var. Ne yapıyor? İh-tilal yapacağım, diyor adam, el koyacağım, diyor. Ne yapıyor? Gidiyor CIA’yla ortak iş yapıyor, MOSSAD’la ortak iş yapıyor. Uluslararası kefere zalimlerle ortaklık yapıp insanların iyi kötü seçtiği kimseyi alaşağı etmeye çalışıyor. Kim alaşağı etmeye çalışırsa öldürürün onu, diyor ikinciyi. Hadis sabit. Ebu Hureyre anlatıyor: “Ben-i İsrail’i peygamberler idare ediyorlardı. Bir peygam-ber ölünce onun yerine ikinci bir peygamber geçiyordu.” Hazreti Peygam-ber’den naklediyor. (sallallahu aleyhi ve sellemden) “Ancak benden sonra peygamber yok ama ardımdan halifeler gelecek ve çok olacaklar.” Bakın, ör-nekleme çok enteresan, diyor ki: “Ben-i İsrail’i peygamberler idare ediyordu, bir peygamber vefat ettiğinde yerine yeni bir peygamber geliyordu.” Hatta peygamber sağken yeni bir peygamber, yardımcı bir peygamber geliyordu: Musa’nın Harun’u gibi. Musa aleyhisselam da devlet başkanıydı ha, onu öyle devlet başkanı değil zannetmeyin. Kendine vekil tayin etti devletin başına. Kimi? Harun’u. Tûr-i Sinâ’ya çıktığında dedi ki: “Bana bir vekil tayin et, bana bir yardımcı tayin et.” Ve hatta Harun’u istedi. “Bana Harun’u yardımcı ver.” Cenâb-ı Hakk Harun aleyhisselamı ne yaptı? Yardımcı verdi. Devam ediyor. “Orada bulunanlar dediler ki: Onlar hakkında bize ne emredersiniz?” Yani bu halifelerle alakalı bize ne emredersin? Mademki senden sonra halifeler ge-lecek, senden sonra bir peygamber gelmeyecek ve biz o halifelere biat edece-ğiz, bize ne emredersin? “Önceki biatınıza sadakat gösterin. Onlara hakla-rını verin. Onlar üzerindeki haklarınızı da -eda edemedikleri takdirde- kendilerinden değil, Allah’tan isteyin. Zira Allahu Teâlâ, idareleri altındakilerin hukukunu onlardan soracaktır, buyurdu.” (Buhari, Müslim) Yani siz onlara biatınızda sadakat gösterin, onlara haklarını verin. Hak ne?

160 | Çağdaş Siyasal İslam

Sadakat göstermek, onların emirlerini yerine getirmek, onların dediklerini yerine getirmek, onların çizdiği yolda devam etmek. Ama diyor, onlar sizin üzerinizde haklarınızı tam eda, yerine getiremezlerse yani o emir, o halife senin hakkını tam yerine getiremedi. Dİyor ki: “Onu Allah’tan iste.” Ona güç yetiremedi. Örnekliyorum bunu, maaş olarak 3 bin liraydı hakkın da o 2 lira verdi sana devlet olarak veya halifelik olarak. Bunu diyor, sen ondan isteme, onu zorlama, onu Allah’tan iste.

Bunu toparlayayım. Yani demek ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin devlet başkanlığı Kur’an ve sünnetle sabit, Kur’an ve sünnetten ayrı değil, Kur’an ve sünnetin dışında da değil, Kur’an ve sünne-tin bu noktada emrine muhalif değil. Şartlar öyle oluştuydu, bu iş böyle ol-duydu, değil. O heva ve hevesinden konuşmadı, heva ve hevesinden bir şey yapmadı, her ne yaptıysa Allah’ın emriyle yerine getirdi, ayetle sabit.

İlk 4 halife döneminde “emirlik, emaret ve riyaset” kavramlarıyla ifade edilen devlet başkanlığı bizatihi dini içerikli kavramlar değil, (bu tabi M. Evkuran’ın sözü) sosyolojik, toplumsal ve hukuki kavramlardı. Bu sebeple 4 halife kendilerini peygamberin dini, hukuki ve siyasi halefi olarak gör-mekten kaçındılar Devlet başkanlığı görevinin kendilerine Allah tarafın-dan verildiği iddiası Emeviler tarafından meşruiyet amacıyla kullanıldı.

Birinci madde olarak. Evet, buradan devam ediyoruz. Şimdi Allah’ın ha-lifesi deme noktasında; İslam dünyasında, hukukçuların arasında ikiye ay-rılmış vaziyette. Bunların caiz olduğunu söyleyen var, caiz olmadığını söyle-yenler de var. En’âm suresi ayet 165: (caiz olduğunu söyleyenlerin iddialarını ispat noktasındaki ayeti kerimesi)“Sizi verdikleriyle denemek için yeryüzünün halifeleri yapan ve kiminizi kiminize derecelerle üstün kılan odur. Şüphesiz ki o Gafur-ur Rahim’dir.” (En’âm suresi ayet 165) Yine Cenâb-ı Hakk başka ayetlerde şöyle buyuruyor: “Sizi yeryüzünün halifeleri kılan…” (Neml suresi ayet 62) Yine az önce bahsettik. Bakara ayet 30: “Yeryüzünde halife yarataca-ğım dedi.” Bu ayetleri delil göstererekten bunun caiz olduğunu söyleyebiliriz. Bunun caiz olmadığını söyleyenler, bunu istemedi diyenler bir tek, Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri kendisine Allah’ın halifesi denilmesine müsaade etmemiş; böyle bir rivayet var. Bu görüş ayrılığı; İslam ümmetinin içerisindeki, hukukçuların içerisindeki bu görüş ayrılığı; isimlendirme, ad-landırma ile alakalıdır. Vazifeler ile alakalı değildir, bunun da altını çizelim. Çünkü sadece bir şeyin ismini koyarken burada görüş ayrılığı olmuş. Yoksa bütün İslam hukukçuları -bu manada- mülkün gerçek sahibinin Allah ol-duğunu, onun emir ve hükümlerine bağlı kalmanın gerektiği hususunda hemfikirdir. Bu noktada ilahi emirler göz önünde bulundurulmadan kuru-lan yönetimlerde hiçbir şekilde hilafet adının layık görülmeyeceği, İslam’ın

Çağdaş Siyasal İslam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-625-92739-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Şeyh, Halife, Vahdet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı