Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Kur’ân ve Sünnet(1037) — Sayfa 3/14
İlahiyat inkârcılığı ve ilâhiyatlarda tartışılan meseleler konusunda ne söylendi?
Yûsuf-Kenân ve İlâhiyat İnkârcılığı Harika hal görmüşsünüz. Fazla abartılacak bir şey yok. Allâh iyi etsin inşâallâh. Allah Kur’ân-ı Kerîm’de o îmân etmeyen kâfirler ebedi cehennemde kalıcıdırlar. Azap da onlardan hiç azaltılmaz buyuruyor. Hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz yerden bir avuç kum aldı ve cehennem sonunda bunun gibi olacak buyurdu demiştiniz. Gerçek manayı anlayamadık. Cehennem ebedi azâb ebedi değil. 14 asır öncesiyle İslâm’ın bugünkü İslâm’ın güncelleşmesi gerekmiyor o koşulları anlatır mısınız? Yeni içtihâdlar olabilir. Güncellemekten anladığınız yeni iştahatlarsa eyvallâh. Buna söyleyecek bir sözümüz yok. Ama güncellemekten anladığımız âyet-i kerîmelerini rafa kaldırmaksa, güncellemekten anladığımız İslâm’ın hukuki ve ahlaki kuralarını, siyasi kurallarını, ekonomik kurallarını orta yerden kaldırmaksa o zaman o güncellemek değil. Ama yani namazı cem etmek, güncellensin. Eyvallâh. İbadetle alakalı meseleler. Güncellensin. Bir meselede üç, dört tane içtihâd var. Güncellensin. Sıkıntı yok. Güncellenebilir. Kur’ân sünnete bakaraktan yeniden içtihâd edilmesi lazım. Gelen şeyler var. Eyvallâh. Bunları kabul. Ama öbür türlü şimdi işin daha büyük tehlikesi var. İşin büyük tehlikesi artık sıra Kur’ân’daki âyet-i kerîmeleri yok farz etmeye geldi. Bunu görmüyoruz biz. Bakın bunu görmüyoruz. Bu ciddi ciddi ciddi ciddi ilâhiyatlarda konuşulan, tartışılan bir mesele bu. Ciddi ciddi. Evrensellik ve tarihsellikten başladılar ve şimdi ciddi ciddi bazı âyet-i kerîmeleri o adam ağzından kaçırdı, bir feveran etti gitti ya bunlar Allâh’ın âyeti olamaz dedi. Bakın o ağzından kaçırdı. O konuşulanı, o çevrede konuşulanları faş etti. Cenâb-ı Hak bütün ümmet-i Muhammed’i bilhassa ülke müslümanları bilhassa ülke müslümanlarını uyardı. Dedi ki ilâhiyatlarda bunlar konuşuluyor. İlahiyatlarda yeni nesil ilâhiyâtçılar bunları konuşuyor. Bozulma çok büyük. Yetiştirdikleri öğrencilerden belli. İlahiyatta mezun olanların %70-i 80’i %70-i 80’i mezheb inkârcısı hadîs inkârcısı %70-8, ve mezheb inkârcılığı hadîs inkârcılığını yapmayanı yükseltmiyorlar ilâhiyatlarda. Mezhepleri inkâr edeceksin hadîsleri inkâr edeceksin sûfîli zaten inkâr edeceksin. O zaten en başta. Bu üç inkâr gerçekleştirirsen ilâhiyatta yükselirsin. Bu üç inkâr gerçekleştirmezsen yandı keten elva. Ya böyle aralarında serpinti olarak kalanlar var böyle klasik kalanlar. benden üç beş yaş daha küçüktür onlar on yaş daha küçüktür. 45’ten yukarıda, 50’den yukarıda onlar da az kaldı zaten. böyle bir hocanın eline düşerseniz evet tamam bir sıkıntı yok ama öbür türlü 45’ten aşağısı genç nesil komple inkârcı büyük bir çoğunlu bakın büyük bir çoğunlu asıl asıl tehlike bu. Geçtik o içtihâd ile alakalı meseleleri. Gerçekten biraz ayet okuyan, biraz hadîs okuyan, biraz bir şeyler okuyan bir kimse o meselenin içinden çıkar. Şâfiî bunu demiş, Mâlikî bunu demiş, Hanbelî bunu demiş, Hanefî bunu demiş Hanefîden İmam Muhammed bunu demiş, İmam Yûsuf bunu demiş, Serahsî bunu demiş. Ya bunun hangisi uygulanabilir rahat bir şekilde şu uygulanır onu alıp bir kimse alırlar. Bunda bir sıkıntı yok. Burası normal ki ayet inkâr ediyorlar, ayet hadîsleri bıraktık ayet inkâr ediyorlar Kur’ân’ın yeniden yazılmasını konuşuyorlar tartışıyorlar Kur’ân’ın yeniden yazılmasını tartışıyorlar Ya benim gördüğüm rüyalar sahih değil olabilir mi? Cevap olabilir. Açık açık konuşuyorum şimdi artık Ya gördüklerim sahih değil benim Gördüklerim sahihse. Evet yeni Kur’ân yazmaya çalışıyorlar Ve ilâhiyât eliyle yapıyorlar bunu Kendilerince konsensus kurmuşlar bir sürü üniversitelerden böyle yazışıyorlar kendilerince içinde evrenselciler tarihselciler Kur’ân-ı Kerîm ayetlerinin ayetlerinin inkarları var Bu ayet tarihseldir Uygulanamaz bunu kaldırmamız lazım. Ama bunu rafa kaldırmayalım ya Kur’ân-ı Kerîm’den bunu kaldıralım Bunu direkt Mushaf’lardan kaldırmaya hedef yiyemiyorlar şu anda. Ama velakin var ya Türkçe Kur’ân-ı Kerîmler Onlardan kaldırmayı düşünüyorlar Muhtasar Kur’ân çıkardıkları anda sizin gözünüzün önüne bilin ki bu iş koptu Bu iş ne diyor?
Muhtasar Kur’ân ve 35 Yıllık Îbâz konusunda ne söylendi?
Muhtasar Kur’ân Tehdîdi ve 35 Yıllık Îbâz Muhtasar buharinin muhtasarını çıkarıyor ya Tirmizî’nin muhtasarını çıkarıyor ya Muhtasar ne? İçlerinden ayıklıyor lazım olacak olanları muhtasar bir Buhârî çıkarıyor Biz bakıyoruz tamam diyoruz buharini muhtasar almış mesela muhtasar bir tefsîr 15 ciltlik tefsiri 5 cilt de indirmiş Muhtasar yapmış Buhârî 16 ciltlik bu muhtasar 5 cilt de indirmiş. Bakın Kur’ân-ı Kerîm’i de aynı yapacaklar Uyanmıcaksınız Onu Türkçe yayınlıcaklar anlamıcaksınız Beni o zaman anlıcaksınız iş işten geçecek Sağa kalırsanız Sağa kalırsanız Ayıklıcaksınız Kur’ân-ı Kerîm’i Vicdanları yok,merhametleri yok İmanları yok Dinleri para makam Bunu konuşuyorlar Bunları yazışıyorlar Hepsinin de cep telefonlarını Meyillerine el koymak lazım Büyük bir handikap çıkacak Ortaya da Büyük bir handikap İnsanları imanlarından edecekler Ne demek Bu tarihsel bu âyet-i kerîmin geçerliliği yok Ne demek Bu âyet-i kerîme tarihseldir Bunun geçerliliği yok Ne demek Bunun dini termolojide karşılığı Ayet-i kerimeyi inkâr Ne diyor millet bunu fâiz tarihsel At kenara Kısâs tarihsel at kenara Nikâh tarihsel at kenara Nikâh da gerek yok At kenara Hukuk tarihsel at kenara Süleymân Demirel dedi hiç kimse bir şey demedi ki 1400 yıl önceki hukuki kaideler şimdi Uygulanması mümkün değil Türkiye demokratik bir ülkedir İslâm hukukuyla hükmüyle Hükmedilemez Bitti Kimse buna bir şey demedi ki Nurlu Süleyman dedi sustu Çatır çatır bunun Bunun çalışmasını yapıyorlar Çatır çatır Bizde oturuyoruz burada Saç boyasının hangisini kullanalım diye konuşuyoruz Acı şey Ve ülke Bundan bir haber duruyor Çalışıyor Çalışıyor Çalışıyor Bir gün cesaret edemezlerse Yurt dışından gelecek Ve siz fikir özgürlüğü adı altında Ona hiç bir şey diyemeyeceksiniz İnanç özgürlüğü adı altında hiçbir şey diyemeyeceksiniz.
Allah neden Kur’ân’ı koruyacak?
Kur’ân’ın koyulucusu Allah Ama Cenâb-ı Hak o Kur’ân’ı Müslümanları mü’minlerin üzerinden korur Biz mü’minlerin üzerinden korur Cenâb-ı Hak Kur’ân’ını Biz koruyucusu Allah deyip Kendere mi atacağız? Kendere atarsanız Âyet-i Kerîme diyor, ne diyor? Yeni bir kavim getiririm Ben onları severim Onlar da beni sever Yeni bir kavim getiririm Onlar beni sever ben de onları severim Eğer siz dininizde gevşeklik yapar Yolunuzda gevşeklik yapar Siz istikametinizden gevşeklik yaparsanız Allâh yeni bir kavim getirir Onunla dinini yaşatır yeniden.
Mâtürîdî’ye göre dinin dili nedir?
Dinin dili o indirilen dinin dili Arap toplumuna indirilmiş. Ben Kur’ân-ı Kerîm’e özür dilerim. Arapça olarak nitelendirmem. Âyet-i Kerim’e de biz onu Arapça olarak indirdikler. Âyet-i Kerim’i inkar etmek değil. Ama Kur’ân’ı bu noktada oradaki Arap toplumu anlayabilir bütün içindeki dili o manada algılıyorum onu. Ama eğer bir kimse burada seninle anlaşamadığımız yer var zaten. Anlaşamadığımız yer burada seninle orası. Sen orada kalıyorsun. Böyle ya da ben burada kalıyorum. Öyle söyleyelim. Şimdi eğer dini veyahut da dinin içerisindeki belli şeyleri anlayabilmemiz için biz o kitabın dilini çözmemiz gerekir.
Kaynak: 2022 Sohbeti — Mâtürîdî’ye Göre Enflasyon Hırsızlıktır
Kur’ân ve Sünnet nedir?
Kur’ân ve Sünnet, Allah’ın her şeyi yaratmış, yaratmış olduğu her şeyi kaderlemiş ve kaderlediği her şeyi meydana getirmiş olduğuna inanmaktır.
Dilenme Âdâbı ve Duhâ 10 nedir?
Âmîn. Kur’ân-ı Kerîm’de Duhâ Sûresi’nin 10. âyetinde el açıp isteyeni de sakın boş çevirme deniyor. Bunu biraz açar mısınız? Günümüzde bunu siz istimal eden insan çok oluyor. Bu normalde Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle davranmış. Bu konuda da hadîs-i şerîf var. İsteyene az da olsa veriniz diye. Ama bu ne yazık ki İslâm’da dilenmekte câiz görülmemiş. Ancak dilenmek Dârü’l-Harp’te câiz görülmüş. Dilenmenin de Dârü’l-Harp’te câiz olmasının sebebi o kimsenin aç ise doyacağı kadar dilenmeyi câiz görmüşler. Bakın aç birisi doyacağı kadar. gelmiş birisi Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretlerine şey’en li’llâh demiş. Onun tâbîr-i câizse heybesine bakmış. Heybesinin içerisinde buğday var.
Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışma nedir?
Biz belki de bu halimizde, biraz da dilimiz sivri ya, eğilmiyoruz ya biraz da, dilimizi de eğip bükemiyoruz ya, kıramıyorlar ya belimizi. böyle uğraşıyorlar ama olmuyor. Belki de bu halimizde, biz belki de az olacağız ama Allâh’ın huzuruna çıktığımızda verilmeyecek hesabımız olmayacak. O yüzden Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışın. Kur’ân ve Sünnet’e uyun, harâmlardan uzak durun. Dinde belli olan, esas olan haramlardır. Haramlardan uzak durun. Dinde esas olan belli olan ibadetler de bellidir. Farz ibadetler bellidir. Nâfile ibadetler bellidir. Bakın bellidir bunlar. Bunlar oturmuş, yerleşmiştir. Siz yeni bir nâfile ibâdet icat edemezsiniz. Siz yeni bir farz ibâdet icat edemezsiniz. Siz yeni bir din veya dinin hükmü getiremezsiniz.
Kur’ân ve Sünnet’in doğruları ve sufiliğin esasları nedir?
Biz belki de bu halimizde, biraz da dilimiz sivri ya, eğilmiyoruz ya biraz da, dilimizi de eğip bükemiyoruz ya, kıramıyorlar ya belimizi. böyle uğraşıyorlar ama olmuyor. Belki de bu halimizde, biz belki de az olacağız ama Allâh’ın huzuruna çıktığımızda verilmeyecek hesabımız olmayacak. O yüzden Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışın. Kur’ân ve Sünnet’e uyun, harâmlardan uzak durun. Dinde belli olan, esas olan haramlardır. Haramlardan uzak durun. Dinde esas olan belli olan ibadetler de bellidir. Farz ibadetler bellidir. Nâfile ibaddeir bellidir. Bakın bellidir bunlar. Bunlar oturmuş, yerleşmiştir. Siz yeni bir nâfile ibâdet icat edemezsiniz. Siz yeni bir farz ibâdet icat edemezsiniz. Siz yeni bir din veya dinin hükmü getiremezsiniz.
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in yatmadan önce okuduğu duâ nedir?
Allâhümme Rabbe’s-semâvâti’s-seb’i ve Rabbe’l-Arşi’l-Azîm, Rabbenâ ve Rabbe külli şey’in, fâliku’l-habbi ve’n-nevâ, münzile’t-Tevrâti ve’l-İncîli ve’l-Furkân…
Öğrencilerin Rehberlik Servisine Ağlayışı nedir?
Şimdi ben eee bir yandan mücâdele etmek istiyorum. Buna bir eee kendimce bir dur demeye çalışayım diyorum. Diğer yandan da orada bazen Kur’ân dersi veriliyor, sohbet veriliyor diyorlar. Buna da mani mi olurum diye kendimi de bir yandan sorguluyorum. Ama genel itibariyle öğrenciler oraya gidenlerden belli bir zamandan sonra çocuk ben oraya gitmek istemiyorum diyor. Eee bu durumda ne yapacağımı bilemiyorum efendim. Bazı iyi öğrencilerimiz var. Eee onları kaybetmek istemiyorum. Çok iyi ileride çok güzel vatana millete faydalı olabilecek çocuklar var. Onlar da eee buluyorlar âilelere görüşüyorlar. Ücret karşılığımda eğitim vereceğiz diyorlar. Ama gel gelin eee sonuç itibariyle oradaki çocuklar belli bir zamandan sonra rehberlik servisine geliyorlar.
Kur’ân-ı Kerîm’den bir âyeti inkar eden kişi küfre düşer mi?
Kişi bir konuyu açıklarken biz bunu âyet bile olsa reddederiz derse küfre düşer mi? Bu konusuna bağlı bir şey olabilir. bu nasıl konusuna bağlı bir şey olabilir? Mesela Kur’ân-ı Kerîm belli. Kur’ân-ı Kerîm’den bir âyeti bir kimse inkar etse, reddetse küfre düşer. Bu kesin. Ona tecdidi îmân tecdîd-i nikâh gerektiği iddia ederse katli vacip olur.
Bir âyeti inkar eden kişi küfre düşer mi?
Bir kimse herhangi bir âyeti inkar ederse, herhangi bir âyeti inkar ederse, herhangi bir peygamberin peygamberliğini inkar ederse, herhangi bir peygamberlere indirilen bir kitâbı inkar ederse küfre düşer. Hadislerin hepsini, künhünü inkar eden hepsinde sahih değil diyen de küfre düşer.
Hediye, rüşvet ve sünnet mücadelesi konusunda ne söylendi?
O zaman bütün her ne yapıyorsak Allah için yapacağız. Bu normalde diyeceksiniz ki bu bizi bağlayan tekkelerde, tarîkatlarda, bizim gibi topluluklarda bir kimse bir hizmet yapıyorsa oradakilerin kendisini tartif etmesini, alkışlamasını, ne bileyim oradakilerin kendisini yüceltmesini beklemesi oradaki iyi niyeti, samimiyeti ve oradaki o ibadet aşkını Allah için olmayı ortadan kaldırıyor. Normalde bu belki de diyeceksiniz ki biz bu noktaya mı geldik? Biz bu noktayı da göz ardı etmememiz lazım. Birimiz bir bardak çay dağıtıyorsa, örneğin çayı dağıtmanın karşılığı bizim ona minnet etmemiz olmamalı. Veyahut o çayı bize dağıtırken, ben çay dağıtıyorum deyip de tepeden dağıtmamalı. Ve abikimse dergâhta herhangi bir hizmette bulundu, bir şey yaptı. Bunun karşılığında ilgilenilmesi, ona temanna edilmesi, onun önünde eğilinmesi, ona farklı muamele de bulunulması, ona değişik bir şekilde, değişik bir kimseymiş gibi davranılmasını istemesi, onun iyiliğini, onun hayırını, onun hasenatını, onun Allah için olmasını alıp götürüyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sûfî her ne yapıyorsa Allah için yapandır. Hediyeyi verirken de Allah için hediyeyi verir, alırken de Allah için alır. O yüzden hediyeye tepeden bakmak, hediyeyi kabul etmemek, hediyeyi küçük görmek, bu da normalde o kimsenin iyi niyetini, veyahut o kimsenin meseleye bakış açısını bozar. Biz ne hediyeye karşı kibirleniriz, ne de hediye verene karşı kibirleniriz. Çünkü hediyeye de kibirlenmek, Allâh muhâfaza eylesin, Allah’tan gelen lütfa ikrama karşı kibirdir ki Allah’a kibirdir. Çünkü iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizdendir. O zaman bize gelen hediye Rabbimizden geliyordur. Vesile Ahmet’tir, Mehmet’tir, Ali’dir, Hüseyin’dir, Hasan’dır, Ayşe’dir, Fatma’dır, Hatice’dir. Önemli değil burada ismi. Ama o hediye Allah’tan gelen sana bir lütuftur. O yüzden senin ona karşı kibirlilik yapman, onu beğenmemen, onu istememen, onu reddetmen bu hadisede Allah’a karşı senin bu davranışın. Sen Allah’a karşı kibirlilik yaptın, Allâh muhâfaza eylesin. Bu da işin ayrı bir veçesi. O zaman bize hediye veren bir kimseye biz kalkıp da hor görmeyiz, hediyeyi de hor görmeyiz. Bize yardımcı olmaya çalışan bir kimseye yardımını da hor görmeyiz, onu da hor görmeyiz. İhtiyacımız yoksa ihtiyacı olan bir kimseye devrederiz. Ona doğru gönderiz, ona teşekkür ederiz, Allah’a hamd ederiz. Memur-Amir İlişkisi ve Rüşvet Tehdîdi Bu konuda kibirlilik yok. Şimdi işin geldik bir tarafını da. Hediye herkes kabul edecek mi? Hayır. Devlet kurumunda çalışanlar, bir makamı, bir mevkiye sahip olanlar, müdürler, şefler, memurlar hiç tanımadıkları ama devlet dairesinde işleri olduğu için birilerinden hediye alıyorsa onlar bu manada rüşvet diyorlar. Dâru’l-harb’te vardır yoktur, bu hukuku farklıdır, bu ayrı bir mesele. Çünkü Dâru’l-harb, onu da parantez içerisinde açayım. Dâru’l-harb’te, sen hakkın olan bir şeyi alamıyorsan Dâru’l-harb’te, harbîye rüşvet vermeyi uygun görmüş İslâm hukuku. Bu senin hakkın ama. Bununla alakalı mesela o bölgeyi tarif ediliyor. Kuveyt tarafında, Bahreyn tarafında bir sahabenin mallarına el koyuyor. Oranın zâlim bir firavun, gaddar bir kralı sahabenin mallarına el koyunca sahâbe mallarını alabilmek için oradaki tabiri caizse bugünkü hâkime, polis müdürü, bilmem nesi, valisi onlara rüşvet vererekten malını kurtarıyor. Yine Münevvere geldiğinde Hazret-i Peygamber’in, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bu nakledildiğinde o bunu yasaklamıyor. Bunun gibi çocuğunu kurtarmak için, kızını kurtarmak için değişik olaylar var. Buradan hareket ederekten ehl-i ulema, bilhassa hanefiler bir kimsenin canını kurtarma, malını kurtarma, ne bileyim hakkı olan bir şeye, hakkına kavuşabilme, hakkını elde edebilme için Dâru’l-harb’te rüşreti caiz görmüşler. Harbine karşı rüşreti caiz görmüşler. Bunu böyle açık açık söylüyorum. Gidip de devlet tarihlerinde rüşvet dağıtın diye değil. Ama şunu söyleyeyim, normalde bunlar yaşanıyor mu? Ne yazık ki yaşanıyor. Bir imza atmakla mükellef olan bir kimse, bugün git yarın gel, ertesi gün git öbürsü gün gel, onun bir eksiklik var mı? Bir eksiklik yok. Bir eksiklik yok. E imzala, ondan sonra bakamadım, vaktim yoktu, bakamadım, vaktim yoktu. Bunu yapıyorlar mı? Evet. Bu böyle en şiddetli bir şekilde devam ediyor mu? Evet. Adalet mekanizmasında olsun, belediyelerde olsun, resmi kurum ve kurulaşlarda olsun, bu böyle çok ağır bir şekilde yaşanıyor mu? Evet. Bana gelen duyumlar, bana gelen haberler, bana gelen arkadaşların, kardeşlerin anlattıkları hiç iç açıcı değil. Hiç iç açıcı değil. o ihalelerde olanlar, bitenler, olmayacak işlerin olması, ne bileyim işte, ruhsatlarda olanlar, bitenler, bunları normalde alt alta üst üste koyduğumda Allâh muhâfaza eylesin. Cenâb-ı Hak hepsinin şerrinden bütün ümmeti Muhammed’i korusun. Amin. Bu çok sıkıntılı bir nokta ve bu hediye adı altında rüşvet kol geziyor. Şimdi bir kimse bir amir memur olmadan arkadaşıdır, birbiriyle hediyeleşmesi caiz midir? Evet. Adam müdür oldu diye ona hediye vermiş, daha öncesinden tanışıyorlar. Tanıştığı için ona bir hediye vermiş olsa sıkıntı mı değil. Bunda bir problem yok. Ama tanımadığı, bilmediği bir işi var vatandaşın oraya gelmiş orada, bir işini görmek istiyor. Ama orada çekmece açık, bütün herkese de duyurulmuş. Oraya muhakkak bir beş bin lira atacaksın, üç bin lira atacaksın, adamın makamına mevkisine göre. Yoksa imza çalışmıyor. Dâru’l-harbde Rüşvet ve Zekât Hiyaneti Bir de bu hediye değil, bu direkt rüşvet oluyor. Bakın, Dâru’l-harb’a rüşvet vermeye cevaz vermişler. Almaya değil, vermeye cevaz vermişler. Bakın hakkını alabilmen için, almaya değil bir Müslüman, bir Mümin bunu yapamaz. Bu da işin başka tarafı. Harbinden yapar mı? Evet. Bu da ayrı bir çıkış noktası. Şimdi böyle olunca bu caiz değil. Bunlar o yüzden devlet kademelerinde çalışan, belediyelerde, kamuda çalışanlar, orada amir memur neyse ne, oradakiler normalde böyle bir şey tevessül ediyorlarsa harâm işliyorlar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bu konuda yetkililerin aldığı hediyeler ganîmetten aşırmak, kamu malını zimmetine geçirmek gibidir buyurdu. Beyhakî. Yine malum ya Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zekât memuru gönderiyor bir yerden zekât toplatmak için. O zekât toplamaya gittiği yerlerden kendine de mal topluyor. Bu devletin zekât bu benim, bu devletin bu zekât bu benim, bu bana hediye verdiler deyince Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri öyle hiddetleniyor, öyle hiddetleniyor. Sahâbe diyor ki damarları patlayacak gibi oldu. Bütün boynundaki ve alnındaki hızla hutbeye çıktı. Size ne oluyor dedi dedi. Size ne oluyor? He dedi. Allah’a yemin olsun ki bu kimse onların hiçbirisini tanımıyordu bu vazifeyle tanıdı. Bu dedi harâm işliyor gibisinden. O yüzden bu ölçü bize yeterli. Hadi diyeceksiniz ki ya bu zamanda bir ölçü mü kaldı? Bu ayrı bir mesele. Önemli olan en sıkıntılı zamanda, en problemli zamanda, en dar zamanda Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışabilmektir. İnsanların yaşayamayıp dağıldığı bir zamanda insanların Kur’ân ve Sünnet’i terk ettiği, edebi adabı terk ettiği, o istikametini terk ettiği, yalpaladığı, şaşırdığı, karanlığın içerisine gömüldüğü, günah kebarinin içerisine gömüldüğü bir zamanda bir kimsenin eğilmeden, bükülmeden dimdik Kur’ân ve Sünnet’i yaşaması kadar büyük bir cihâd yoktur. Herkesin eğilip büküldüğü, meşhur bir laf var ya nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilme diye, herkesin eğilip büküldüğü bir zamanda bu çok korkunç bir şey. Bakın bu çok korkunç bir şey, bu büyük bir vahşet. Bu büyük bir vahşet. Herkesin eğilip büküldüğü ve eğilmesine bükülmesine kendince uyduruktan fetvâlar uydurduğu, eğilmesine bükülmesine kendince haklı göstermeye çalıştığı, eğilmesine bükülmesine kendince mecbur göstermeye çalıştığı bir zamanda yiğitçe, delikanlıca, müminçe Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışabilmek için, kendinize sımsıkı yapışıp onun yaşama ve yaşatma mücadelesini vermek en büyük cihâdlardan bence en önemlisi. Ahir Zamanda Sünnet Mücadelesi En önemlisi. Herkesin dağıldığı yerde dağılmamak en büyük cihâttır. Herkesin büküldüğü yerde bükülmemek en büyük cihâttır. Herkesin Sünnet-i Seniyye’den saptığı bir zamanda Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışmak en büyük cihâttır. Han diyor ya ahir zamanda kim benim sünnetimi isterse, var ya ona 100 şehit sevabı verilir. Evet o zamanı yaşıyoruz şu anda. Bu bir taraftan müjde. Nasıl müjde bir taraftan? Herkesin dağıldığı bir zamanda siz Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışıyorsunuz. O yüzden müjde. Herkes hadîsleri inkar ederken, hadîsleri inkar ederken, Sünnet-i Seniyye ile alay ederken ve Sünnet-i Seniyye’ye tabi olanları horhakir görürken, bugün Türkiye’de yaşananlar bunlar. Bugün Türkiye’de yaşananlar bunlar. Sünnet-i Seniyye’yi horhakir gördükleri gibi, Sünnet-i Seniyye’yi yaşayanları da horhakir görüyorlar. Bunu bir de Müslümanım diyenler yapıyor. 2. sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar. Sizin Buhârî kitabınızda yazıyordur bu. Siz ona bakıyorsunuz yani. Ebu Hureri’ye yalancı diyen, İmam Buhârî’ye en büyük yalancı diyen bunlar Türkiye’de yaşanıyor arkadaşlar. Başka bir yerde değil. Allah’ı zikredenlerle alay edilirken, bunlar Türkiye’de yaşanıyor. Allah’ı zikredenler tu-kaka ilan edilirken, Türkiye’de yaşanıyor bunlar. Bir kimsenin Sünnet-i Seniyye’ye sahip çıkıp, Sünnet-i Seniyye’yi işlemesi, yaşaması, Sünnet-i Seniyye’yi yaşatma mücadelesi vermesi yüz şey sevabı bu yüzden. Bu yüzden. Yoksa dişleri misvaklamak değil problem. Sünnet-i Seniyye mücadelesi vermektir sıkıntı olan. Senin diş misvaklamanı camide kimse karışmaz. Kimse karışmaz. Ama belli platformlarda sen diş misvaklamayı savunmaya kalkarsan ve onu anlatırsan ve onun mücadelesini verirsen en büyük cihâd bu. Evinizde, çocuklarınızın yanında, eşinizin yanında, akrabalarınızın yanında, çalıştığınız iş yerlerinde, bulunduğunuz mekanlarda Sünnet-i Seniyye mücadelesi vermek, hadîs-i şeriflere sahip çıkıp, hadîs-i şeriflere savunmak, yemin ediyorum, bunu yeminle söylüyorum, en büyük cihâdlardan birisi. Bedr’deki sahabenin böyle bir derdi yoktu. Bedr ise ashabı hurmalıklarıyla imtihan oldu ve canıyla imtihan oldu. Küçümsemiyorum. Veya sahâbe canıyla imtihan oldu, malıyla imtihan oldu. Sakın ha, küçümsemiyorum. Böyle bir şey anlaşılmasın. Ama bugün İslâm dünyası İslâm dünyası. Her gün Bedr yaşıyor. Daha ağır yaşıyor. Şu manadan daha ağır yaşıyor. Münâfıkın Namazı ve Hadîs İnkârcılığı Kur’ân ve Sünnet dedikçe, İslâm dünyasında Kur’ân ve Sünnet dedikçe, etrafındaki Müslüman görünümünü münâfıklar, mürtedler, müşrikler tarafından en büyük sıkıntıya maruz kalıyorlar. En büyük, zaten cihâd bu. Düşman karşında olmuş olsa onunla mücadele edersin. Bu dersinki gâvur. Ama öyle değil. Şimdi ahir zaman, şimdi sendenmiş gibi görünenlerle sıkıntı yaşıyorsun. Çünkü sendenmiş gibi görünüyor. O hadîs-i şerîf yaşanıyor. onlar sizinle beraber namaz kılarlar. Onlar sizinle beraber Kur’ân okurlar. Ama okudukları Kur’ân boğazlarından aşağı geçmez. Onların namazları seninle beraber kılıyor çünkü. Seni aldatmak için kılıyor. Seninle beraber öğlen namaz kılıyor. Seni aldatmak için kılıyor. İkinde yok, akşam yok, yasda yok, sabah yok. Ama o esnada toplunun içerisinde sendenmiş görünmek için namaz kılıyor. onun namazı yüzüne paçavra gibi atılacak. Âyet-i kerîmede diyor ya, onların yüzlerinden paçavra gibi atıveririz. Neden? O çünkü seni aldatmak için kıldı namazı. Seni kandırmak için kıldı. Sendenmiş gibi görünmek için kıldı. O normalde sendenmiş göründü çünkü. Aldattı seni. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bu zamanda en büyük cihâdlardan birisi Hadîs-i Şeriflere sahip çıkıp Hadîs-i Şeriflerin mücadelesini vermek, Sünnet-i Seniyye’ye sahip çıkıp Sünnet-i Seniyye’yi yaşama ve yaşatma mücadelesi vermek. Rabbim bizi onlardan eylesin inşallah. Bunları böyle ben söylüyorum, devamını anlatıyorum ya Hadîs-i Şeriflerle. Bazen bizim kardeşlerimiz de bu kadar anlatmasına gerek var mı diye söylüyorlarmış.
Hediye ve rüşvet konusunda neler söylendi?
O zaman bütün her ne yapıyorsak Allah için yapacağız. Bu normalde diyeceksiniz ki bu bizi bağlayan tekkelerde, tarîkatlarda, bizim gibi topluluklarda bir kimse bir hizmet yapıyorsa oradakilerin kendisini tartif etmesini, alkışlamasını, ne bileyim oradakilerin kendisini yüceltmesini beklemesi oradaki iyi niyeti, samimiyeti ve oradaki o ibadet aşkını Allah için olmayı ortadan kaldırıyor. Normalde bu belki de diyeceksiniz ki biz bu noktaya mı geldik? Biz bu noktayı da göz ardı etmememiz lazım. Birimiz bir bardak çay dağıtıyorsa, örneğin çayı dağıtmanın karşılığı bizim ona minnet etmemiz olmamalı. Veyahut o çayı bize dağıtırken, ben çay dağıtıyorum deyip de tepeden dağıtmamalı. Ve abikimse dergâhta herhangi bir hizmette bulundu, bir şey yaptı. Bunun karşılığında ilgilenilmesi, ona temanna edilmesi, onun önünde eğilinmesi, ona farklı muamele de bulunulması, ona değişik bir şekilde, değişik bir kimseymiş gibi davranılmasını istemesi, onun iyiliğini, onun hayırını, onun hasenatını, onun Allah için olmasını alıp götürüyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sûfî her ne yapıyorsa Allah için yapandır. Hediyeyi verirken de Allah için hediyeyi verir, alırken de Allah için alır. O yüzden hediyeye tepeden bakmak, hediyeyi kabul etmemek, hediyeyi küçük görmek, bu da normalde o kimsenin iyi niyetini, veyahut o kimsenin meseleye bakış açısını bozar. Biz ne hediyeye karşı kibirleniriz, ne de hediye verene karşı kibirleniriz. Çünkü hediyeye de kibirlenmek, Allâh muhâfaza eylesin, Allah’tan gelen lütfa ikrama karşı kibirdir ki Allah’a kibirdir. Çünkü iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizdendir. O zaman bize gelen hediye Rabbimizden geliyordur. Vesile Ahmet’tir, Mehmet’tir, Ali’dir, Hüseyin’dir, Hasan’dır, Ayşe’dir, Fatma’dır, Hatice’dir. Önemli değil burada ismi. Ama o hediye Allah’tan gelen sana bir lütuftur. O yüzden senin ona karşı kibirlilik yapman, onu beğenmemen, onu istememen, onu reddetmen bu hadisede Allah’a karşı senin bu davranışın. Sen Allah’a karşı kibirlilik yaptın, Allâh muhâfaza eylesin. Bu da işin ayrı bir veçesi. O zaman bize hediye veren bir kimseye biz kalkıp da hor görmeyiz, hediyeyi de hor görmeyiz. Bize yardımcı olmaya çalışan bir kimseye yardımını da hor görmeyiz, onu da hor görmeyiz. İhtiyacımız yoksa ihtiyacı olan bir kimseye devrederiz. Ona doğru gönderiz, ona teşekkür ederiz, Allah’a hamd ederiz. Memur-Amir İlişkisi ve Rüşvet Tehdîdi Bu konuda kibirlilik yok. Şimdi işin geldik bir tarafını da. Hediye herkes kabul edecek mi? Hayır. Devlet kurumunda çalışanlar, bir makamı, bir mevkiye sahip olanlar, müdürler, şefler, memurlar hiç tanımadıkları ama devlet dairesinde işleri olduğu için birilerinden hediye alıyorsa onlar bu manada rüşvet diyorlar. Dâru’l-harb’te vardır yoktur, bu hukuku farklıdır, bu ayrı bir mesele. Çünkü Dâru’l-harb, onu da parantez içerisinde açayım. Dâru’l-harb’te, sen hakkın olan bir şeyi alamıyorsan Dâru’l-harb’te, harbîye rüşvet vermeyi uygun görmüş İslâm hukuku. Bu senin hakkın ama. Bununla alakalı mesela o bölgeyi tarif ediliyor. Kuveyt tarafında, Bahreyn tarafında bir sahabenin mallarına el koyuyor. Oranın zâlim bir firavun, gaddar bir kralı sahabenin mallarına el koyunca sahâbe mallarını alabilmek için oradaki tabiri caizse bugünkü hâkime, polis müdürü, bilmem nesi, valisi onlara rüşvet vererekten malını kurtarıyor. Yine Münevvere geldiğinde Hazret-i Peygamber’in, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bu nakledildiğinde o bunu yasaklamıyor. Bunun gibi çocuğunu kurtarmak için, kızını kurtarmak için değişik olaylar var. Buradan hareket ederekten ehl-i ulema, bilhassa hanefiler bir kimsenin canını kurtarma, malını kurtarma, ne bileyim hakkı olan bir şeye, hakkına kavuşabilme, hakkını elde edebilme için Dâru’l-harb’te rüşreti caiz görmüşler. Harbine karşı rüşreti caiz görmüşler. Bunu böyle açık açık söylüyorum. Gidip de devlet tarihlerinde rüşvet dağıtın diye değil. Ama şunu söyleyeyim, normalde bunlar yaşanıyor mu? Ne yazık ki yaşanıyor. Bir imza atmakla mükellef olan bir kimse, bugün git yarın gel, ertesi gün git öbürsü gün gel, onun bir eksiklik var mı? Bir eksiklik yok. Bir eksiklik yok. E imzala, ondan sonra bakamadım, vaktim yoktu, bakamadım, vaktim yoktu. Bunu yapıyorlar mı? Evet. Bu böyle en şiddetli bir şekilde devam ediyor mu? Evet. Adalet mekanizmasında olsun, belediyelerde olsun, resmi kurum ve kurulaşlarda olsun, bu böyle çok ağır bir şekilde yaşanıyor mu? Evet. Bana gelen duyumlar, bana gelen haberler, bana gelen arkadaşların, kardeşlerin anlattıkları hiç iç açıcı değil. Hiç iç açıcı değil. o ihalelerde olanlar, bitenler, olmayacak işlerin olması, ne bileyim işte, ruhsatlarda olanlar, bitenler, bunları normalde alt alta üst üste koyduğumda Allâh muhâfaza eylesin. Cenâb-ı Hak hepsinin şerrinden bütün ümmeti Muhammed’i korusun. Amin. Bu çok sıkıntılı bir nokta ve bu hediye adı altında rüşvet kol geziyor. Şimdi bir kimse bir amir memur olmadan arkadaşıdır, birbiriyle hediyeleşmesi caiz midir? Evet. Adam müdür oldu diye ona hediye vermiş, daha öncesinden tanışıyorlar. Tanıştığı için ona bir hediye vermiş olsa sıkıntı mı değil. Bunda bir problem yok. Ama tanımadığı, bilmediği bir işi var vatandaşın oraya gelmiş orada, bir işini görmek istiyor. Ama orada çekmece açık, bütün herkese de duyurulmuş. Oraya muhakkak bir beş bin lira atacaksın, üç bin lira atacaksın, adamın makamına mevkisine göre. Yoksa imza çalışmıyor. Dâru’l-harbde Rüşvet ve Zekât Hiyaneti Bir de bu hediye değil, bu direkt rüşvet oluyor. Bakın, Dâru’l-harb’a rüşvet vermeye cevaz vermişler. Almaya değil, vermeye cevaz vermişler. Bakın hakkını alabilmen için, almaya değil bir Müslüman, bir Mümin bunu yapamaz. Bu da işin başka tarafı. Harbinden yapar mı? Evet. Bu da ayrı bir çıkış noktası. Şimdi böyle olunca bu caiz değil. Bunlar o yüzden devlet kademelerinde çalışan, belediyelerde, kamuda çalışanlar, orada amir memur neyse ne, oradakiler normalde böyle bir şey tevessül ediyorlarsa harâm işliyorlar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bu konuda yetkililerin aldığı hediyeler ganîmetten aşırmak, kamu malını zimmetine geçirmek gibidir buyurdu. Beyhakî. Yine malum ya Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zekât memuru gönderiyor bir yerden zekât toplatmak için. O zekât toplamaya gittiği yerlerden kendine de mal topluyor. Bu devletin zekât bu benim, bu devletin bu zekât bu benim, bu bana hediye verdiler deyince Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri öyle hiddetleniyor, öyle hiddetleniyor. Sahâbe diyor ki damarları patlayacak gibi oldu. Bütün boynundaki ve alnındaki hızla hutbeye çıktı. Size ne oluyor dedi dedi. Size ne oluyor? He dedi. Allah’a yemin olsun ki bu kimse onların hiçbirisini tanımıyordu bu vazifeyle tanıdı. Bu dedi harâm işliyor gibisinden. O yüzden bu ölçü bize yeterli. Hadi diyeceksiniz ki ya bu zamanda bir ölçü mü kaldı? Bu ayrı bir mesele. Önemli olan en sıkıntılı zamanda, en problemli zamanda, en dar zamanda Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışabilmektir. İnsanların yaşayamayıp dağıldığı bir zamanda insanların Kur’ân ve Sünnet’i terk ettiği, edebi adabı terk ettiği, o istikametini terk ettiği, yalpaladığı, şaşırdığı, karanlığın içerisine gömüldüğü, günah kebarinin içerisine gömüldüğü bir zamanda bir kimsenin eğilmeden, bükülmeden dimdik Kur’ân ve Sünnet’i yaşaması kadar büyük bir cihâd yoktur. Herkesin eğilip büküldüğü, meşhur bir laf var ya nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilme diye, herkesin eğilip büküldüğü bir zamanda bu çok korkunç bir şey. Bakın bu çok korkunç bir şey, bu büyük bir vahşet. Bu büyük bir vahşet. Herkesin eğilip büküldüğü ve eğilmesine bükülmesine kendince uyduruktan fetvâlar uydurduğu, eğilmesine bükülmesine kendince haklı göstermeye çalıştığı, eğilmesine bükülmesine kendince mecbur göstermeye çalıştığı bir zamanda yiğitçe, delikanlıca, müminçe Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışabilmek için, kendinize sımsıkı yapışıp onun yaşama ve yaşatma mücadelesini vermek en büyük cihâdlardan bence en önemlisi. Ahir Zamanda Sünnet Mücadelesi En önemlisi. Herkesin dağıldığı yerde dağılmamak en büyük cihâttır. Herkesin büküldüğü yerde bükülmemek en büyük cihâttır. Herkesin Sünnet-i Seniyye’den saptığı bir zamanda Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışmak en büyük cihâttır. Han diyor ya ahir zamanda kim benim sünnetimi isterse, var ya ona 100 şehit sevabı verilir. Evet o zamanı yaşıyoruz şu anda. Bu bir taraftan müjde. Nasıl müjde bir taraftan? Herkesin dağıldığı bir zamanda siz Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışıyorsunuz. O yüzden müjde. Herkes hadîsleri inkar ederken, hadîsleri inkar ederken, Sünnet-i Seniyye ile alay ederken ve Sünnet-i Seniyye’ye tabi olanları horhakir görürken, bugün Türkiye’de yaşananlar bunlar. Bugün Türkiye’de yaşananlar bunlar. Sünnet-i Seniyye’yi horhakir gördükleri gibi, Sünnet-i Seniyye’yi yaşayanları da horhakir görüyorlar. Bunu bir de Müslümanım diyenler yapıyor. 2. sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar. Sizin Buhârî kitabınızda yazıyordur bu. Siz ona bakıyorsunuz yani. Ebu Hureri’ye yalancı diyen, İmam Buhârî’ye en büyük yalancı diyen bunlar Türkiye’de yaşanıyor arkadaşlar. Başka bir yerde değil. Allah’ı zikredenlerle alay edilirken, bunlar Türkiye’de yaşanıyor. Allah’ı zikredenler tu-kaka ilan edilirken, Türkiye’de yaşanıyor bunlar. Bir kimsenin Sünnet-i Seniyye’ye sahip çıkıp, Sünnet-i Seniyye’yi işlemesi, yaşaması, Sünnet-i Seniyye’yi yaşatma mücadelesi vermesi yüz şey sevabı bu yüzden. Bu yüzden. Yoksa dişleri misvaklamak değil problem. Sünnet-i Seniyye mücadelesi vermektir sıkıntı olan. Senin diş misvaklamanı camide kimse karışmaz. Kimse karışmaz. Ama belli platformlarda sen diş misvaklamayı savunmaya kalkarsan ve onu anlatırsan ve onun mücadelesini verirsen en büyük cihâd bu. Evinizde, çocuklarınızın yanında, eşinizin yanında, akrabalarınızın yanında, çalıştığınız iş yerlerinde, bulunduğunuz mekanlarda Sünnet-i Seniyye mücadelesi vermek, hadîs-i şeriflere sahip çıkıp, hadîs-i şeriflere savunmak, yemin ediyorum, bunu yeminle söylüyorum, en büyük cihâdlardan birisi. Bedr’deki sahabenin böyle bir derdi yoktu. Bedr ise ashabı hurmalıklarıyla imtihan oldu ve canıyla imtihan oldu. Küçümsemiyorum. Veya sahâbe canıyla imtihan oldu, malıyla imtihan oldu. Sakın ha, küçümsemiyorum. Böyle bir şey anlaşılmasın. Ama bugün İslâm dünyası İslâm dünyası. Her gün Bedr yaşıyor. Daha ağır yaşıyor. Şu manadan daha ağır yaşıyor. Münâfıkın Namazı ve Hadîs İnkârcılığı Kur’ân ve Sünnet dedikçe, İslâm dünyasında Kur’ân ve Sünnet dedikçe, etrafındaki Müslüman görünümünü münâfıklar, mürtedler, müşrikler tarafından en büyük sıkıntıya maruz kalıyorlar. En büyük, zaten cihâd bu. Düşman karşında olmuş olsa onunla mücadele edersin. Bu dersinki gâvur. Ama öyle değil. Şimdi ahir zaman, şimdi sendenmiş gibi görünenlerle sıkıntı yaşıyorsun. Çünkü sendenmiş gibi görünüyor. O hadîs-i şerîf yaşanıyor. onlar sizinle beraber namaz kılarlar. Onlar sizinle beraber Kur’ân okurlar. Ama okudukları Kur’ân boğazlarından aşağı geçmez. Onların namazları seninle beraber kılıyor çünkü. Seni aldatmak için kılıyor. Seninle beraber öğlen namaz kılıyor. Seni aldatmak için kılıyor. İkinde yok, akşam yok, yasda yok, sabah yok. Ama o esnada toplunun içerisinde sendenmiş görünmek için namaz kılıyor. onun namazı yüzüne paçavra gibi atılacak. Âyet-i kerîmede diyor ya, onların yüzlerinden paçavra gibi atıveririz. Neden? O çünkü seni aldatmak için kıldı namazı. Seni kandırmak için kıldı. Sendenmiş gibi görünmek için kıldı. O normalde sendenmiş göründü çünkü. Aldattı seni. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bu zamanda en büyük cihâdlardan birisi Hadîs-i Şeriflere sahip çıkıp Hadîs-i Şeriflerin mücadelesini vermek, Sünnet-i Seniyye’ye sahip çıkıp Sünnet-i Seniyye’yi yaşama ve yaşatma mücadelesi vermek. Rabbim bizi onlardan eylesin inşallah. Bunları böyle ben söylüyorum, devamını anlatıyorum ya Hadîs-i Şeriflerle. Bazen bizim kardeşlerimiz de bu kadar anlatmasına gerek var mı diye söylüyorlarmış.
Kur’ân ve Sünnet’e karşı savunma mücadelesi nasıl açıklanmaktadır?
Arkadaşlar ben Hadîs-i Şerifleri, Kur’ân ve Sünnet’i son nefesime kadar savunacağım. Bundan rahatsız olan kardeş varsa orada burada laf üretmesin. Gelsin, helâlleşsin dersini alsın gitsin. Söylemlerimizden, yolumuzdan, izimizden, gittiğimiz istikametten rahatsızlık olan yiğitçe gelsin dersini alsın, helâlleşsin gitsin. Ben ne başıma gelirse gelsin, ne örerlerse örmeye çalışsınlar başıma. Ben Kur’ân ve Sünnet mücadeleime devam edeceğim. Lime lime etimi kesseler, benim etrafımda hiç kimse kalmasa, hiç kimse kalmasa ben yine buraya geleceğim, burada yine hadîs kitabını açacağım, tek başıma da olsam bir tane hadîs okuyacağım, kendimce kendim anladığımı kendime şerh edeceğim, gideceğim.
Din ve hukuk arasındaki ilişki nedir?
Deccâl Sistemi ve Hukûk
Aile hukukunu bozuyor. Anne baba çocuk hukukunu bozuyor. İş hukukunu bozuyor. Arkadaş hukukunu bozuyor. Dostluk hukukunu bozuyor. Bozuyor da bozuyor. Önüne gelen ne kadar hukuk varsa hepsini bozuyor. Hukuk hepsini bozuyor. Çünkü şeytânî. Hiçbir hukuk tanımıyor. Hiçbir düzen tanımıyor. Harâm helâl tanımıyor. Din tanımıyor. Ahlâk tanımıyor. Bu tam bir şeytânî düzen. Tam bir şeytânî düzen. Kur’ân’ı ifsat etmeye çalışıyorlar. Ayetleri inkar ediyorlar. Koca koca profesörler çıkıyor. Âyet olsa dahi biz ona tabi olmayız deme cüretine sahip oldular. Bu Allah’ın ayeti olamaz diyor adamlar. Daha ne bekliyor Müslümanlar? 1400 yıl önceki dinin hukukuyla hukuklanması mümkün değil. Eee? Dini bizim düzeltmemiz lazım.
Allah’ın dinini helâl etmek ne demektir?
Haklarınızı helâl edin. Bizden yana da helâl olsun. El-Fâtihâ.
Dönemin bozulmaları ve hadîs inkârcıları konusunda ne anlatılmaktadır?
Dönemin Bozulmaları ve Hadîs İnkârcıları
Her dönemin bozulması vardır. Bir şeyden bozulur insanlar. Bakın ben Allah affetsin yaptım diye söylemiyorum. 30 yıldan beri hadîs inkarcılığını, mezhep inkarcılığını hep gündemde tutuyorum. Diyordum ki eski arkadaşlar hatırlarlar bir gün gelecek Kur’ân’ı değiştirmeye çalışacaklar diyordum. Bakın çalışıyorlar şimdi. Kur’ân ayetlerinin üzerinde çalışıyorlar. Geçtiler hadisleri. Meslepleri geçtiler. Kur’ân ayetlerinin üzerinde çalışmalar yapılıyor. Kur’ân’ın cihatla alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Faizle alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Hukukla alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Evlilik hukukuyla alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Bunlar saklı gizli değil bir de.
Kur’ân ve Sünnet’e tâbi olmak neden olmazsa olmazdır?
Bizim için Kur’ân ve Sünnet’e tâbi olmak olmazsa olmazımız. Kur’ân düşmanı, Sünnet düşmanı, vatan düşmanı, millet düşmanını tanacak. Tanı. Bil. Öyle bu toprakların üzerinde yaşayan herkes bu vatanı seviyor diye düşünme. Bu topraklar ne hainler yetiştirmiş, ne cibilliyetsizlikler yetiştirmiş, ne kanıbozuklar yetiştirmiş bu topraklar. Yetiştirmiş. Bunları kosayla biçsen bitmez. Kosayla biçsen bitmez. Tükenmez bunlar. Arkından geliyor çünkü. O yüzden biz Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışacağız. Vatanımıza, milletimize sahip çıkacağız, sımsık yapışacağız. Bu konuda tavizimiz olmayacak. Tavizimiz yok. Birisi vatan hainiyse tavizimiz yok. Millet hainiyse tavizimiz yok. Millet hainiyse tavizimiz yok. Haramlara kapı açtıysa ona tavizimiz yok. Bu kim olursa olsun. Bu kim olursa olsun. Haramlarla mücadele etmiyorsa bizden değildir o. Kim olursa olsun.
Onlar da beni sever mi?
Kur’ân ve Sünnet’e uymazsanız ben yeniden bir kavim getiririm. Ben onları severim. Onlar da beni sever. Musa aleyhisselâm ile alakalı bu âyet-i kerîme. Ama velakin bu ayeti kerimeyi Emevîler ve Abbasilerden sonra gelen Selçuklular ve Osmanlıları kastediyorlar. O zaman Osmanlılar da demek ki hak ve hakikati tam tecelli ettiremediler ki yıkıldılar. O zaman yeni bir kavim bekleniyor. Allah râzı olsun. İnşallah.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap — Mevlevilik, Siyâsî İslâm ve İmâm-ı A’zam
Karantina ve İslam inancı arasında nasıl bir ilişki vardır?
Metin, Karantina’nın İslam inancına göre nasıl değerlendirildiğini tartışmaktadır. Karantina, bu konuların modern dünyada nasıl ele alındığını ve bu durumun İslam inancına göre nasıl değerlendirildiğini içermektedir. Bu bağlamda, İslam inancının karanlık dönemlerdeki durumunu ve bu durumun modern dünyada nasıl ele alındığını ele almaktadır.
Rüyetullah konusunda hangi kaynaklar destekleyici olmaktadır?
Rüyetullâh İctihâdı ve Kur’ân-Sünnet
Ve kıymetli dostlar, bu söz konusu olan şimdi okuyacaklarımın hepsi de İslâm ansiklopedisinin rüyetullah kısmından alınma. Bakın yine alimlerin bir kısmı Hazret-i Peygamberin sıra salih müminlerin de Allah’ı kalp gözüyle rüyada ve ruhen görebileceğini ile sürmüş ve bu konuda bazı hadisleri delil getirmişlerdir. Kaynak, müsnet, yine İslâm ansiklopedisinden alınma. Yine bazı kelam alimleri Allah’ı rüyada da görmenin mümkün olduğu kanaatindedir. Nurettin S. Sabuni sayfa 43. İbn-i Tehmiye, îmân ve itaat derecesine göre salih müminlerin Allah’ı rüyada görebileceğini fakat imanı ne kadar kâmil olursa olsun, Allah’ı rüyada gördüğü gibi tasavvur edemeyeceğini söyler. Mecmûl Fetavâ, ikinci cilt sayfa 390 yine kaynak olarak İslâm ansiklopedisinden alınmadır.
Hamilelik döneminde dini yönden ne dikkat edilmelidir?
Yansır. O yüzden ben hep arkadaşlara derim, hamileliğinizi daha hamile olmazdan önce dizipline edin. Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışın. Haramlardan uzak durun. Kavgadan, stresten, gürültüden her türlü yanlış ve eksik şeylerden uzak durun. Çocuklarınızı negatif olarak etkilemeyin inşallah.
Gecesinde Kur’ân-ı Kerim Hazret-i Peygamber’e Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne indirilmiştir?
Kur’ân-ı Kerim, Ramazan’ın son 10 gününde Hazret-i Peygamber’e Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne indirilmiş. Ramazan’ın 24. gecesinde Kur’ân-ı Kerim Hazret-i Peygamber’e Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne indirilmiştir. Bu rivayet enteresan. Ramazan’ın içerisinde Kadir Gecesi de aranıyor ya 23. de 25. de 27.sinde. Bu rivayette enteresan İmam-ı Hanbel nakletmiş bu hadîs-i şerifi. Ramazan’ın 24. gecesinde indirilmiştir diyor.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap — Ramazan, İbâdet ve Aile Mes’eleleri
Kur’ân’ın ayetlerini yaşamaya çalışırız nedir?
Kur’ân-ı Kerim’i kitap olarak görür. Kur’ân’ın ayetlerini yaşamaya çalışırız. İmamların iştahatlerine tabi oluruz. Yolumuz bu. Bunun haricinde bir yol tarifim yok. Bunun haricinde bir yolcu tarifim de yok. Herkes buna intisâb edecek. Herkes buna devam edecek. Kendi kafamızdan yol çıkarmayalım.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap — Ramazan, İbâdet ve Aile Mes’eleleri
Askıya, her türlü sıkıntıya göğüs gerip, tarikat-ı aliyyeyi ayakta tutmaya çalışan o muhteşem zatlar gibi, Kur’ân ve Sünnet’e yeniden dönüp, Kur’ân ve Sünyett’i yeniden içtihâd edip, tecdîd edip, yenileyip yeniden İslâmî bir uyanmanın, İslâmî bir kalkınmanın mümkün olabileceğine dair görenler bu kendi geçmişlerini yönelerekten çalışmalar yapmaya çalışmışlar?
Veyahut da Süleyman Hilmi Tuna gibi, veyahut da Türkiye’nin Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki tabirci ise her türlü baskıya, her türlü sıkıntıya göğüs gerip, tarikat-ı aliyyeyi ayakta tutmaya çalışan o muhteşem zatlar gibi, Kur’ân ve Sünnet’e yeniden dönüp, Kur’ân ve Sünnet’i yeniden içtihâd edip, tecdîd edip, yenileyip yeniden İslâmî bir uyanmanın, İslâmî bir kalkınmanın mümkün olabileceğine dair görenler bu kendi geçmişlerini yönelerekten çalışmalar yapmaya çalışmışlar. Benî Sadr, Şerî’atî ve İdeologlar Allah hepsinden de razı olsun.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap — Siyasî İslâm, Layîklik ve Ayasofya
Bu kimi ilgilendirir?
Yeter ki Mustafa Özban’ın tavsiyesi, nasihatı Kur’ân ve Sünnet olsun. Başka benim hesap vereceğim hiçbir şey yok. O yüzden yalnız ona davet etmek önemli bir şeydir bu. Bu devlet başkanlarını ilgilendirir. Bu müftüleri ilgilendirir. Bu siyasi parti liderlerini ilgilendirir. Bu şehirleri ilgilendirir. Bu toplumun önündeki kimseleri ilgilendirir. Bu davet edici davetçi olan insanları ilgilendirir. Babaları ilgilendirir. Ey babalar, çocuklarınızı ne tarafa sevk ediyorsunuz? Ey anneler, çocuklarınızı ne tarafa sevk ediyorsunuz? Anne ve babalar çocuklarını Allah’a mı davet ediyorlar? Yoksa kendi dedelerini, nenelerini yollarına mı davet ediyorlar?
Din Kur’ân ve sünnet midir?
Eğer Allah’a davet ettiysen o zaman Peygamber’in sünnetinden bahset. Eğer sen Allah yolcusuysan Kur’ân ve sünnetten başka davet edeceğin bir şey olmaz. Eğer sen Allah insanıysan Kur’ân ve sünnetten başka ölçün olmaz. Eğer sen Allah’a koşuyorum diyorsan Kur’ân ve sünnetten başka ölçün olmaz. Dıdımın dıdının dıdıyla, filancanın fişmancanın feshman kesilsin böyle demesiyle din olmaz. Din Kur’ân ve sünnettir. Kim Kur’ân ve sünneti kendisine ölçü etmezse o şeytanı bir yoldadır, şirkdedir, kövürdedir. Bu bu kadar basittir. O yüzden bunun dışında yol arayanlar, bunun dışındaki yollara gidenler Müslüman’ım demiş olsalar dahi şirk ehlidirler.
Bakın davet edilecek en önemli yer Allah’ mıdır?
Kur’ân ve sünnetin dışında bir doğru arıyorsan Allah’a şirk koşuyorsun, Allah’a ortak koşuyorsun. Ve yalnız ona davet etme. Bakın davet edilecek en önemli yer Allah’tır. Davet ettiğin yer Allah olmalı. Davet ettiğin Kur’ân ve Sünnet olmalı. Davet ettiğin Kur’ân ve Sünnet yolu olmalı. Kendi heva ve hevesine değil, kendi benliğine değil, kendi kimlik ve kişiliğine değil, kendi inandığın hikayelere değil, kendi inandığın ritüellere değil, kendi inandığın herhangi bir şeye değil. Davet edilecekse insanları Allah’a davet edeceksin. Bakın Allah’a âyet-i kerimede diyor ki yalnız ona davet ederim. O zaman davetimiz bizim neye olacak? Allah’a olacak. İnsanları davet et, davetimiz İslâm’a olacak. Başka bir şeye değil. Eğer davet İslâm’a değilse, evet eğer davet Allah’a değilse o zaman o kimse de şirk üzerinde oldu. İnsanlar kendi heva heveslerini davet ediyorlarsa, insanlar Kur’ân ve sünneti davet etmiyorlarsa, bence böyle olmalı deyip Kur’ân ve sünnetin dışına çıkıyorlarsa o zaman o insanlarda ne oldu?
Kur’ân-Sünnet Bey’atı ve Zenci Köle Hadîsi nedir?
Doğru değil. Nasıl doğru değil? Çünkü bir Müslüman Kur’ân’ın bütün Âyet-i Kerimelerine îmân eder ve Kur’ân’ın bütün Âyet-i Kerimelerinin yaşanması ve yaşatılması için mücadele etmekle mükelleftir, yükümlüdür. O yüzden buradaki Kur’ân nasıl yaşanacak, Kur’ân nasıl insanların içerisinde hayat bulacak sorusuna verilen cevaplarda aramalıyız. Bir kısım Müslümanlar demişler ki Kur’ân’ın böyle yavaş yavaş tedirci bir şekilde öğretilip yaşanmasını beklemeyelim. Evet ihtilal yapalım, tabiri caizse devrim yapalım ve İslâm’ı ülkeye getirelim. Tabii bu bilhassa İran’daki Hümeyni devriminden, ihtilalinden sonra bu daha da sıkça görülmeye başlamış ve hatta Hümeyni’den sonra Mısır’da bu daha da şiddetlenmiş.
Beyat edilen kişiye ne tür bir görev düşer?
Sadakat göstermez ona. O yüzden sadakat göstermeyeceği için Allah için beyatlar kabul edilmiş. Ve bu Allah için böyle beyatlar edilmiş eyvallah ama bu beyatta karşı taraf bey’at edilen kimse beyatın hakkını, hukukunu, beyatın işlevlerini yerine getirmezse ne olur bu tartışma söz konusu. Ve eğer bey’at edilen o makam sahipleri Kur’ân ve Sünnet tarihinde devam ediyorlarsa bunda bir sıkıntı yok. Çünkü Nesai İbn-i Maci, Tirmizi Buhari Darimi’de geçen meşhur bir hadîs-i şerîf var. Sizi Allah’ın kitabı ile yönettikçe başınıza geçen zenci bir köle olsa bile onu dinleyip itâat ediniz diyor. O zaman bu hadî, şerif mucibince tırnak içerisinde İslâmî dairede eğer bizim bey’at ettiğimiz kimse Kur’ân ve Sünnet dairesinde yönettiği müddetçe, bizim ona beyatımızda herhangi bir eksiklik ve noksanlık göstermemiz mümkün değil.
İkinci Abdülhamid tahttan indirildikten sonra devletin kötüye gitmesini nasıl yorumlarsanız?
İkinci Abdülhamid tahttan indirildikten sonra devletin daha kötüye gitmesini nasıl yorumlarsanız? Evet, ikinci Abdülhamid’den devleti derleyip toparlamıştı ama devleti derleyip toparlarken öbür tahttan da Kur’ân ve Sünnet tarihinde hatalar yapmış olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin dini nedir?
1924 Anayasa’sından daha sonra 1928 yılında bir değişiklik daha yapılarak Türkiye Cumhuriyet’in dini İslâm’dır maddesi kaldırılmıştır. Ve bir sonraki Anayasa olan 1937 Anayasa’sında Türkiye Cumhuriyet’i layıktır maddesine yer almıştır. 1937-1921 16 yılında 4 sefer Anayasa değişmiş. 16 yılda 4 sefer Anayasa değişiyor. Karar veremiyorlar daha. 1937 Anayasa’sında Türkiye Cumhuriyet’i layıktır maddesine yer almıştır.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr
Faiş nedir?
Ve diyorlar ki nasıl böyle bir söz söyleyebilir? Ya ne söyleyelim? fuğuş yapan kimseye faişe diyor muyuz? Evet. Bunun dili bu mu? Evet. şimdi Kur’ân’da da fahşa olarak geçiyor mu? Evet. Normalde fuğuşu eşkare yapan bir kimseye nasıl faiş ediyorsak, eşkare kendisine erkeklere kullandıran bir kimseye de erkeğe de ibne denir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Hadîslerle Tasavvuf 69. Hadîs
Eşcinsellik ve Âile Yıkımı konusunu ele alarak neden eşcinsel eğilimli kişilerin toplukta etkisi vardır?
Gönül bunu arzu eder. Gönül arzu eder ki Hz. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve Hz. Öbebekirin, Ömerin, Osman’ın ve Ali’nin adaletsizliğine, hukuksuzluğuna, haksız ölümlere, zalimlere, zulümlere her türlü tacize ve tecavüze geçit verilmesin. Ama aynı zamanda da eşcinselliğe de geçit verilmesin. Allah bizi bu dairede, adaletin tesis olması, hukukun tesis olması, Kur’ân ve Sünnetin tesis olması yolunda çalışanlardan eylesin inşallah. Amin. Bu yıl Sağlık Meslek Lisesi’nden yardımcı hemşire olarak mezun oldum. Fakat hemşirelikte mutlu olmadığımı, çalışma şartlarının bana uygun olmadığını düşünüyorum. Bana en uygun mesleğin sınıf öğretmenliği olduğunu düşündüm. Ama bu meslekte de sorunlu öğrencilerim olabilir. Onlarla başa çıkabilir miyim? Ya da onlara her açıdan yetebilir miyim diye düşünüyorum. Siz bu konuda ne tavsiye edersiniz? Biz kardeşlerin, arkadaşların meslek seçimleriyle alakalı çok fazla müdahil olmak istemiyoruz. Arkadaşlar, kardeşler hangi meslekte Kur’ân Sünnet dairesinde olmak şartı kaydı ile hangi meslekte mutlu oluyorlarsa o mesleklerini icra edebilirler, o mesleklerini yapabilirler. Bu noktada biz kardeşlerimize meslekte alakalı herhangi bir öneride bulunmamız zor.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Güzel Ahlâk, Tebliğ ve Cemiyet
Biz neyiz ki bizim yöneticilerimiz ne olsun?
Kur’ân ve Sünnet’ten ayrılmayalım, Kur’ân ve Sünnet düşüncesine sahip olalım. Biz birinci derecede kendimizden sorumluyuz. Evet biz ne kadar Kur’ân ve Sünnet düşüncesine sahibiz, ne kadar bunun mücadelesini veriyoruz. siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz. Hadis-i şerifini unutmayalım. O yüzden Biz Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapıştık mı ki bizim yöneticilerimiz de Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışsın?
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Güzel Ahlâk, Tebliğ ve Cemiyet
Kurtuluşu ve çareyi nerede aramalıyız?
Çare Kur’ân ve Sünnet’te. Kurtuluş Kur’ân ve Sünnet’te. Ne tarafa dönerseniz dönün, Kur’ân ve Sünnet’e döneceksiniz. Ne yaparsanız yapın, Kur’ân ve Sünnet içerisinde kalacaksınız.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Güzel Ahlâk, Tebliğ ve Cemiyet
Her dahim gönülleriniz Allah’ı seven, Allah’ı sevdiren, Allah’ın sevgisiyle hemhal olan gönüllerden eylesin inşallah mıdır?
Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenizi, gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Her nefeste Allah’ı zikreden, her nefeste Allah’a yaklaşan, her nefeste Allah’a yaklaşmanın sevincini, sürrünü ve şuurunu idrak eden kullarından eylesin. Gönüllerinizde Allah muhabbeti, gönüllerinizde Resûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri muhabbeti, gönüllerinizde Allah dostlarımı, mü’minlerimi muhabbeti hiç eksik olmasın. Her dahim gönülleriniz Allah’ı seven, Allah’ı sevdiren, Allah’ın sevgisiyle hemhal olan gönüllerden eylesin inşallah. Kıymetli dostlar, bu Perşembe sohbetinde, muhtat şekilde yine aynı bir Hadîs-i Şerîf’in üzerinde devam edeceğiz. Bu akşamki Hadîs-i Şerîf, 71. Hadîs-i Şerîf.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
71. Hadîs-i Şerîf’in ne gibi bir sonuç doğurur?
Şimdi demek ki bütün dağlar, taşlar, hayvanlar, nebavat bizim gözümüzün gördüğü görmediği bütün her şey bu halen de Allah’ı zikrediyor. Bunun kendince bunların zikretmesi bu farklı bir olgu ama bu bütün varlığın içerisindeki cemadatın, nebavatın bir zikir ehlinin zikrine ortak olması, onunla beraber aynı esma çekmesi, onunla beraber aynı zikrullahı yapması bu ayrı bir tecelliyat. O yüzden ikisi farklı. Şimdi İsrâ Sûresi âyet 44 evlerinizde veya cep telefonlarınızda Kur’ân-ı Kerim meali var ise oradan da açıp bakabilirsiniz. İnanmayanlar için söylüyorum bunu.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
71. Hadîs-i Şerîf’in ne gibi bir örnek verilir?
Her Şey Allah’ı Tesbîh Eder. İsra âyet 44 yedi gök yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbîh ederler. Her şey onu hamd ile tesbîh eder ancak siz onların tesbihini anlamazsınız. Bakın demek ki yedi gök yer bunların içinde bulunan bütün her şey Allah’ı tesbîh ediyor, Allah’ı zikrediyor. Bununla alakalı ben şimdi size hızlı hızlı birkaç tane daha âyet-i kerimi okuyayım ondan sonra hadislere geçelim. Hadîd Sûresi âyet 1. Hadîd Sûresi bakın bunlar enteresan Hadîd Sûresi, Haşr Sûresi, Saff Sûresi. İsra ile aldım bunları. Haşr Sûresi, özür dilerim Hadîd Sûresi, sonra Haşr Sûresi ve Saff Sûresi. Bunların hepsinin de 1. ayeti kerimeler enteresan bu ayeti kerimelerin hemen hemen hepsi de aynı şekilde başlamış. Göklerde ve yerde olanlar Allah’ı tesbîh etmektedirler. O azizdir, hakimdir. Hadîd Sûresi âyet 1. Aynı şekilde Haşr Sûresi âyet 1. Göklerdeki ve yerlerdeki her şey Allah’ı tesbîh etmektedir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Ve Saff Sûresi âyet 1. Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ı tesbîh eder. Ve o azizdir, hakimdir. Şimdi demek ki size bir ayeti kerime daha okuyayım. Nur Suresi âyet 41. Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle gökyüzünde kanat açan kuşların Allah’ı tesbîh ettiğini görmez misin? Bakın bu da Nur Suresi âyet 41. Ama sırayla gideceğim. Demek ki biz şimdi sırayla gideyim bu gece göklerde ve yerde her ne var ise her şey Allah’ı tesbîh ediyor. Kendi lisanıyla, kendi diliyle, kendince, kendi dairesince Allah’ı zikrediyor.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Her şey Allah’ı zikreder mi?
Evet, her şey Allah’ı zikreder. Bu hadis-i şerifi, Allah’ın zikrini her varlıkta, canlı ve cansız varlıklarda yapması gerektiğini ifade eder. Bu zikir, her şeyin Allah’ın zikrini yapmasıyla ilgilidir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Zikir ehliyle beraber olmak ister mi?
Bütün mükavenat kendince kendini zikir ehline adapte etmek ister. Zikir ehliyle beraber olmak ister. Zikir ehline faydalı olmak ister. Bu ifade, her şeyin zikir ehliyle beraber olmak istediğini gösterir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Yemek hazırlarken ne yapmak gerekir?
Ey kadınlar, ey erkekler yemek hazırlarken besmele ile başlayın. Her şeye besmele ile başlayın ki o muhteşem zikir semfonisine siz de ortak olun. Bu ifade, yemek hazırlarken besmele ile başlamak gerektiğini belirtir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Her şeyin zikrini duymaya gayret etmek gerekir mi?
O zaman bizler Allah’ı bütün mükavenatın zikrettiğini îmân edelim ve bütün mükaven, zikrini duymaya gayret edelim. Biz de zikir ehli olalım. Bu ifade, her şeyin zikrini duymaya gayret etmek gerektiğini vurgular.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Hayvanların Allah’ı zikrettiğini mi söylüyor?
Evet, hayvanların Allah’ı zikrettiğini söylüyor. Bu hadis-i şerifi, hayvanların Allah’ı zikrediyor olmalarını ve onların zikrini yapmalarını ifade eder. Ayrıca, bazı hayvanların insanlardan daha iyi zikrettiğini belirtir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Kurbağayı öldürmek yasak mı?
Evet, kurbağayı öldürmek yasak. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kurbağayı öldürmeyi yasaklamış ve onun sesinin tesbîh olduğunu bildirdi. Bu ifade, kurbağayı öldürmenin yasak olduğunu ve onun sesinin Allah’ı zikrullâh olduğunu belirtir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Kabristanlarda ağaç dikmek ne anlama gelir?
Kabristanlarda ağaç dikmek, o kabrin başına bir ağaç dikmek anlamına gelir. Bu ağaç, o kabristanda yatan kimsenin azabını hafifletir. Ayrıca, bu ağaç, Allah’ın zikrini yapar ve o kabrin başına dikildiğinde o kişinin azabını hafifletir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Kabristanlarda meyve ağacı dikmek caiz mi?
Mezarlığa bir meyve ağacı diktiler ondan yemek içmek caiz değildir veya mezarlıkların üzerinde düşen otları satmak caiz değildir. Mezarlıklardan böyle maddi olarak nemalanmak mezarlıklardan maddi olarak bir fayda sağlamak İslam’da çok uygun değildir. Bu ifade, mezarlıklarda meyve ağacı dikmenin caiz olmadığını belirtir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Kabristanlarda mezarlıkta bir şey alınıp satılmak caiz mi?
Mezarlıklardan bir şey alınıp satılmayız. Mezarlıklardan bir şey alınıp satılmak İslam’da çok uygun değildir. Bu ifade, mezarlıklardan bir şey alınıp satılmamak gerektiğini belirtir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Bu ifade, kadının itaatsizlik etmemesi ve Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet’in doğruluğunu koruyarak, ona uygun şekilde hareket etmesi gerektiğini ifade eder mi?
Kadın itaati Kur’ân Sünnet dairesinde Allah muhafaza eylesin. Bu ifade, kadının itaatsizlik etmemesi ve Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet’in doğruluğunu koruyarak, ona uygun şekilde hareket etmesi gerektiğini ifade eder. Kadının itaatsizlik etmemesi, onun Allah’ın emirlerine uyması ve onun yaratılışına, varlığına, emrlerine ve yasalarına uygun şekilde hareket etmesi anlamına gelir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Kur’ân ve Sünnet’i ne şekilde yaşatmak gerekir?
Biz hayırda, iyilikte, güzellikte, tatlılıkta, hoşlukta mücadele etmemiz lazım. Bizim Kur’ân ve Sünnet’i sımsık yaşamakta, Kur’ân ve Sünnet’i seniyye yaşatmakta mücadele etmemiz gerekir. O yüzden Allah sizler kendinizi değiştirmeyencikçe Allah da sizi değiştirmezdir Âyet-i Kerime’de.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Serap, Sahte Şeyhler ve Nefis
Diyanet takviminde diyor ki, dünya kıble günü bugün diyor. Ne anlama geliyor?
Yalavadan şükrü gönül al. Bu normalde Mescid-i Kübada Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri namazdayken vahiy geldi de, Beytullah’a doğru kıbleyi döndürün dediği gün.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Feraset, Kurban ve Dervişlik
74. Hadîs-i Şerîf Telbiye nedir?
İbn-i Ömer’den Resûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri aşağıdaki kelimelerle telbiye getirdiğini ve bu kelimeler üzerine ilave de bulunmadığını işittim. Telbiye, Hac ve Ömre’de ihrâma giren bir Müslümanın ihrâma ama Hacca ama Ömre’ye niyet ettikten sonra ”Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke la şerike, leke lebbeyk, innel hamdâ ve nimedâ, leke vel mülk la şerikelek” diye yaptığı bir zikir. bu tekrar tekrar icabet sana Allah’ım, tekrar tekrar sana hiçbir ortağın yoktur. Tekrar tekrar icabet sana. İcabet sana. Türkçesi bunun bu. Normalde bu telbiye edildiğinde, bunun üzerine, telbiyenin üzerine artık o kimse ihramlanmış kabul ediliyor. o kimse ihrâm denilen üst ve alt havlu veya beyaz bir dikişsiz, izar ve rida denilen iki parçadan oluşan ihramını giyiyor, guslediyor, guslettikten sonra ihramlarını giyiyor, iki rekat namaz kılıyor, namazın ardından ama Ömre’ye ama Hacca diye niyetleniyor ve telbiyeyi getirince de o kimse ihrâma girmiş oluyor.
Telbiye nedir?
Telbiye, Allah’ı zikir, Allah’ı hamd, Allah’ı metüsene aitmek anlamına gelir. Bu telbiye getirilen kişi günahlarından dökülür ve Cenâb-ı Hakk ona sevap verir.