Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Kur’ân ve Sünnet(1037) — Sayfa 14/14
Peygamberlerin kabirlerinde diri oldukları sahih hadislerle bildirilmiştir Allah’ın irade midir?
Peygamberlerin kabirlerinde diri oldukları sahih hadislerle bildirilmiştir Allah’ın irade, ve müsaadesiyle bizi görebilen, duyabilen, bizim için dua eden. Rasûlullâh (S.a.v.) ve kendileri için kabirleri başında dua ettiğimiz insanlar hakkında.
(Zâriyât:58) ters düşmekle bir çeşit şirk sebebi olur mu?
O vasıtalardan gördüğümüz rızık, ve nimetleri bizzat kendilerinden sayarsak, bu, tek Rezzâk’ın. Allah olduğuna dair inen âyete. (Zâriyât:58) ters düşmekle bir çeşit şirk sebebi olur. O bakımdan doğrusu kulları sebep, ve vasıta, . Allah ’ı da yaratan, ve îcâd eden olarak görmektir.
İmâm Buhârî ’nin [61] kısa, İmâm Taberânî ’nin [62] de uzun olarak [63] Enes (R.a.) ’den rivayet ettiği hadis midir?
Ölülerin dirilere yardımının dokunabileceğinin delillerinden biri de. İmâm Buhârî ’nin [61] kısa, İmâm Taberânî ’nin [62] de uzun olarak [63] Enes (R.a.) ’den rivayet ettiği hadistir:. Yemâme (Muhârebesi) gününde (harp bitince ve) insanlar aralanınca. Sâbit b. Kays ’a: “Baksana ey amca!” dedim. Onu karışık sözler söyler halde buldum. “Biz Rasûlullâh ile beraber böyle harp etmezdik. Akranlarınız ne kötü alıştırdınız! Ey Allah’ım! Şunların getirdiklerinden, ve yaptıklarından sana sığınıyorum”. de(miş)di. Sonra harp etti, ve nihayet şehit edildi. Üzerinde kıymetli bir zırh vardı. Ona bir Müslüman uğrayıp o zırhı aldı. Müslümanlardan bir adam uyurken, . Sâbit (R.a.) Rüyasında O’na geldi, ve (şöyle) dedi:. — “Sana bir vasiyette bulunacağım. Sakın ha! ‘bu karışık bir rüyadır’ deyip de onu zayi etme!.. Ben şehit edildiğim zaman zırhımı falanca kişi aldı. Onun evi insanların (oturdukları mıntıkanın) en uzağındandır. Çadırının yanında oynaşan bir at vardır. Bu at o zırha bir eski ip fazlasıyla bağlanmıştır. Üzerinde de atın üzerine bağlanan bir şey/çul vardır. Halid (R.a.)’a git, ona emret, o zırhı alsın, ve Ebû Bekir’e (R.a.): üzerimde falancanın şu kadar alacağı bulunduğunu, ve falanca kölenin de azad edilmiş bir köle olduğunu söylesin!”. Adam uyandı, Halid ’e geldi, ve ona (rüyâyı) haber verdi. Bunun üzerine. Hz. Hâlid Zırha bir adam gönderdi, ve (adam) onu anlattığı gibi getirdi. Daha sonra adam rüyasını. Hz. Ebû Bekir ’e haber verdi. O da ölünün vasiyetini yerine getirdi.”.
Bu âyet (insanların) üzerlerine ansızın kıyâmet kopup da vaktin darlığından dolayı vasiyet edemeyecekleri hakkında mıdır?
Bu âyet (insanların) üzerlerine ansızın kıyâmet kopup da vaktin darlığından dolayı vasiyet edemeyecekleri hakkındadır. Nitekim. İmâm Müfessir el-Mukrî’ Alauddîn Ali b Muhammed b İbrahim eş-Şafiî el-Bağdâdî. -ki «Hâzin» diye tanınır- (Rh.a.) dahi «Tefsîr» Inde buna işâret etmiştir.
Bu rûhların bedenden ayrılınca başka bir hâli, başka bir işi var mıdır?
“Bedenin esîrliğinden, bağlarından, ve engellerinden kurtulan rûhun, zelîl bedenin bağlarında, ve engellerinde hapsolunan rûhta olmayan, tasarruf, güç, nüfuz, himmet, hızla Mevlâ’ya yükselmek, ve Allah’la alâkası vardır. Bedeninde mahbûs iken (rü’yâdayken) bu olursa, ya ondan sıyrılıp ayrılınca, güçleri kendinde bir araya toplanınca, ve de (bedene girmeden evvel rûhlar âlemindeki) ilk vaziyetinde de yüce, pak, büyük, ve yüksek himmet sâhibi olunca nasıl olur? İşte bu rûhların bedenden ayrılınca başka bir hâli, başka bir işi vardır. Rûhların, bedenlerindeyken benzerlerine güç yetiremeyecekleri şeyleri ölümlerinden sonra yaptıklarına dâir insanoğlunun çeşitli sınıflarında görülen rü’yâlar tevatür edegelmiştir. Bir, iki, az bir sayı, ve benzeri ile çok sayıda askerleri bozguna uğratmak gibi… Nebî (S.a.v.), Ebûbekir, ve Ömer (R.anhumâ), nice kez rü’yâda görülmüştür ki, rûhları küfür, ve zulüm ordularını hezîmete uğratmışlardır. Bir de bakılmıştır ki küfür orduları -sayılarının çokluğuna, ve mü’minlerin zayıflığına, ve azlığına rağmen- mağlub olmuşlar, ve kırılmışlardır.”
Âişe ’nin câriyesi Âişe ’ye sihir yapar mı?
İbnü’l Kayyim el-Cevziyye. «Kitâbü’r-Rûh» sayfa 251’de (Kutub-ul İlmiyye baskısında sayfa 191’de). “Senedi sahihtir. Ravileri de sikadır”. denilerek: İmâm Malik ’in Ebuü’r-Rical ’den, o da Amra yoluyla Âişe ’den rivâyet ettiğine göre:. Hz. Âişe ’nin câriyesi Âişe ’ye sihir yapar. Bu arada Sindî (Pakistanlı) hasta biri yanına gelir, ve. “Sana sihir yapıldı”. der. Hazreti Âişe de “Kim yaptı?” diye sorar. Sindî der ki:. “Odasında bulunan çocuğun, üzerine bevlettiği cariye.”. Bunun üzerine Hz. Âişe cariyeyi çağırır. Elbisesinde bulunan ıslaklığı yıkayınca geleceğini söyler. Câriye gelince ona:. “Bana sihir yaptın mı?”. diye sorar. Câriye ise:. “Bir an önce hürriyetime kavuşmak için”. karşılığını verir. Bunun üzerine. Hz. Âişe , “Kısa zamanda bu câriyeyi bir arabiye sat”. diye erkek kardeşine emreder. Câriye böylece satılır. Sonra. Hz. Âişe rüyâsında, suları birbirine akan üç kuyuda kendisine yıkanması emredildiğini, ve sulara dalarak sihrin etkisinden kurtulduğunu görmüştür.
Semmak ta Fırat nehrine gider mi?
Hz İbrâhîm , gözlerini sıvazlar:. “Fırat nehrine git. Üç defa suya dal”. der. Semmak ta Fırat nehrine gider. Suya dalınca gözleri açılır.
Bu kadın rüyâsında gördüğü gibi kaynatılmış gül suyunu içince mide ağrısından tamamen kurtulur mu?
Rüyâsında birinin ona şöyle dediğini duyar:. “La ilâhe illallâh. Kaynatılmış gül suyu.’’. Bu kadın rüyâsında gördüğü gibi kaynatılmış gül suyunu içince mide ağrısından tamamen kurtulur.
«Tarihü’l-Etıbba» ve el-Kayrevânî ‘ye bakabilir mi?
Hatta alimlerden biri:. “Tıp ilminin temeli rüyâlardır’’. demiştir. Daha geniş malumat sahibi olmak isteyenler, . «Tarihü’l-Etıbba» ve el-Kayrevânî ‘ye bakabilir .
Abese sûresinde 1 ve 2. âyette Hazret-i Peygamberin zelle denilen bâzı hatâlar olmuş ve düzeltilmiştir deniyor. Bu durumu nedir?
Ben tefsîr âlimi değilim. Ben herhangi bir âlim değilim. Bunu baştan söyleyeyim. Tefsîrciler bunun üzerinde çalışıyorlar, konuşuyorlar. Genelde tefsîrlere baktığımızda bu Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin yüzünü ekşittiğine dair ibareler söylüyorlar. İlahiyetçiler elini kaldırsın. 1,2,3 Yusuf Hoca daha aktif.
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem sakalını nasıl tıraş eder?
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hiç sakalını komple kesmedi. O sünnet olan bir kabza bırakırdı. Zaman zaman uzattığı olurdu, zaman zaman kısaltığı olurdu. Ama velâkin ölçü olarak Medîne-i Münevvere’de devlet kurulunca bir kabza olarak sakalını bıraktı. Bir kabzadan fazlasını keseriz. Bizim için en uzun uzatacağımız sakal o kadardır. Biz sakalı bir kabzadan fazla uzatmayız. Bizde Sünnet-i Seniyye tabi olmak esastır. Bu konuda Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir kabzadan sonrasını kısaltmış. Hac ile alâkalı bu hâdise. İlk defa Hanefîler buna böyle ictihâd etmişler. İlk defa Hacc’a giden veya ilk defa Umre’ye giden erkekler saçlarını tıraş ederler. Bu sünnettir.
Sünnet-i Seniyye nedir?
Ama bu Sünnet-i Seniyye’dir. Sufilerin arasında da bu Sünnet-i Seniyye böyle icra edilir, yaşanır. Bunu bilmeyen bir kimse de, vay siz şeyhe tapınıyorsunuz. Onun içtiği çayı içmek için uğraşıyorsunuz. O şeyh Allâh mı ki? Vay siz şeyhe tapınıyorsunuz. Vay onun böyle bir içmiş olduğu çaydan sudan içeceğiz diye uğraşıyorsunuz. Veyahut o kadar içecek onun önüne neden getiriyorsunuz? Fişman insanlar laf söyleyecek yer bulamayınca bir şeylere laf söyleyecekler. Bununla alakalı ölçüyü konuştuk bu akşamda. Demek ki Hazret-i Peygamber’e, Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretleri de böyle teberrük ederdi kendisinden olan şeyleri ashâbına. Rabbim cümlemizi o Sünnet-i Seniyye uyanlardan, Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın izinden, gidenlerden eylesin inşâallâh.
Heva ve heves nedir?
Heva ve heves, Müslümanların da en büyük handikapı olup, dinden çıkaran, dinle bağını koparan ve Müslümanları helak eden en önemli şeytânî duygulardandır. Kur’ân belli, Sünnet-i Seniyye belli, imamların ictihâdı belli olmasına rağmen, bu kimsenin kendince kendi hevasının peşine koşması, kendi hevasını doğru görmesi, sûfîce konuşursak bunu, Kur’ân belli, Sünnet belli, imamların ictihâdı belli, sufiliğin genel kaideleri belli olmasına rağmen kendi hevasının peşine düşüp kendi dogmatik fikirlerine, kendi dogmatik ölçülerine tabi olmasıdır.
Heva ve hevesin insan üzerindeki etkisi nedir?
Heva ve heves, insanları dinden çıkaran, dinle bağını koparan ve Müslümanları helak eden en önemli şeytânî duygulardandır. Bu duygular, insanları kendi hevasına tabi tutarak, Kur’ân ve sünnetin dışında kalan bir duruma sürükler. Bu durumda, insanlar Allâh’ın dergâhına oturamaz, Kur’ân-sünnet dairesinde duramaz, sırât-ı müstakîmde duramaz. Heva ve hevesle sen Kur’ân ve sünnet dairesinde olan bir yolda duramazsın. Sen hevâ hevesle sırât-ı müstakîmde duramazsın. Sen hevâ hevesle o peygamberlerin, o velilerin, o in’âm edilen yolda duramazsın.
Yerlere göklere vahyeden Allah insana vahyetmiyor?
Allah’ın vahyi peygamberlere indirilir, ancak Kur’an’ı Kerim’de Allah’ın meleklere, arılara, Meryem’e, Firavun’un hanımına, Musa’nın annesine ve İbrahim’in annesine vahyettiğini öğreniriz. Aynı şekilde göklere ve yerlere de vahyetmiştir.
İkincisi ne?
Hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hutbesinde şöyle buyuruyor. Sizin aranızda iki şey bırakıyorum ki bunlar Allah’ın kitabı, neslim ve yakın akrabalarımdır. Havzı kevserime gelinceye kadar bu ikisi birbirinden asla ayrılmayacaklardır. İki şey bırakıyorum. Birisi ne? Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim. İkincisi ne? Ehlibeytim, akrabalarım. Bu ikisi kıyamet kopuncaya kadar birbirinden ayrılmayacak olan şeyler. İkisi birbirinden ayrılmayacak olan şeyler. Yine Ahmed bin Hanbel’in naklettiği bir hadis-i şerif var. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir gün Mekke ile Medine arasında Humma adı verilen bir suyun kenarında bize hutbe okudu. Allah’a hamdu senada bulundu. Bize nasihat etti. Sonra şöyle buyurdu. Bu hadisin e ravileri fazla. Hani böyle vahidi haber tek haber değil. Orada birçok sahabe var. Sizin aranıza iki şey bırakıyorum bunlar Allah’ın kitabı ve Hakkında birçok sahabenin yanında bunu söylüyor. Allahu alem. Bu hadis hac dönüşü. Çünkü kalabalık bir sahabe topluluğu var. Bu hadis-i şerifin üzerinde biraz böyle çok küçük bir eee inceleme, araştırma yapınca birçok ravi tarafından bu nakledilmiş. İmam-ı Hanbel’den olanı ben size naklediyorum. Ey insanlar uyanık olunuz. Nihayet ben de bir insanım. Olur ki rabbimin elçisi bana gelir ve ben ona icabet ederim. Ancak aranızda iki şey bırakıyorum. Birincisi Allah’ın kitabıdır. Onda hidayet ve nur vardır. Allah’ın kitabını alın ve ona sımsıkı sarılın. Allah’ın resulü kitabına teşvik buyurdu ve şöyle devam etti. Size bir de ehlibeytimi bırakıyorum. Ehlibabadır. Ehlibeytim hakkında size Allah’ı hatırlatırım. Ehlibeytim hakkında size Allah’ı hatırlatırım. Ehlibeytim hakkında size Allah’ı hatırlatırım. Buradan hareket ederekten eee burada Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ehlibeytin üzerinde titikle duruyor ve onlara karşı ümmeti Muhammed’in bir yanlış bir çizgide olmasını, eksik bir çizgide olmasını müsaade etmiyor. Bunu özellikle beyan ediyor. Hüseyn Zeyd ibn Erkamı Hzreti Peygamberin ehli kimdir? Ey Zeyd ailesinden onun hanımları değil mi? dedi. Zeyd şüphesiz efendimizin hanımları ehlibeyttendir. Fakat Hzreti Peygamberin ehlibeyti ondan sonra zekatın kendilerine haram olduğu kimselerdir. " dedi. Husayn onlar kimlerdir diye sordu da Zeyd onlar Ali’nin ailesi, Akil’in ailesi, Cafer’in ailesi ve Abbas’ın ailesidir. Dedi. Husin bunların hepsine zekat haram mı diye sordu da Zeyd bu soruya evet diye cevapladı. Bu hadis-i şerifi de Müslim ve Nesai bir de Yezit ibn Hayyan’dan rivayet etmişler bunu. Yani demek ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ehli beyti dediğimizde Ali’nin ailesi var, Akil’in ailesi var, Cafer’in ailesi var. Ve Hazreti Abbas’ın ailesi var. Akil kimdi? Hazreti Ali efendimizin eee bu manada halifesi hükmündeydi. Ne yaptı? Küfe’ye gitmişti. Küfeeki durumu analiz etmek için. Ve Küfe’ye gittiğinde durumu analiz etmek için gittiğinde ne yaptı? Yezid’in askerleri Akili orada şehit etmişlerdi. Demek ki ehlibeyt dediğimizde bu dört aile var. Ve aynı zamanda da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri özellikle ehlibeytin sevilmesi ve ehlibeyte karşı herhangi bir yanlışlığın olmamasını söylüyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendisinden önce ve kendisinden sonraki taberi caizse hemen hemen olacak olan bütün olayları ilmen vakıf, ilmen vakıf olduğu için özellikle ümmeti Muhammed’i uyarıyor. Yine Tirmizi’den naklediliyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuştur. Size öyle şeyler bırakıyorum ki onlara sımsıkı sarıldığınız sürece benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz. Onlardan birisi diğerinden daha büyüktür. Allah’ın kitabı gökten yeryüzüne uzatılmış iptir. Diğeri de akrabalarım yani ehlibeytimdir. Bu ikisi havuzu kevserime gelinceye kadar asla birbirinden ayrılmayacaklardır. Bakın bakalım onlar hakkında bana nasıl halefler olacaksınız. Burada bir uyarı var. Bakın bakalım benim nasıl halefim olacaksınız? Yani ehlibeytimi tabi olacakız mı? Kur’an’a tabi olacakız mı? Kur’an ve sünnet-i seniyeme sımsıkı yapışacak mısınız? Ve ehlibeytin yolunu takip edecek misiniz? Bakın bakalım. Kendinizi bu konuda analiz edin. Kendinizi bu noktada nerede olduğunuza bakın. Yine Cabir ibn Abdullah’tan rivayet ediliyor. Yine bunu Tirmizi rivayet etmiş. Tabii eee Tirmizi rivayetleri, Buhari ve Tirmizi rivayetleri beni biraz daha fazla cezbeder. Çünkü İmam Tirmizi ehli tasavvufu tur. Aşık kimsedir. Ve malum zamanın devlet başkanları İmam-ı Tirmizi’nin elinden yazılı belge alır. Aşkla alakalı bir şey konuşmayacağına dair derler. İmam Tirmizi ile alakalı. Çünkü İmam Tirmizi Allah’a aşık, Resulullah’a aşık, aşka aşık bir kimsedir. İşte İmam Tirmizi’nin naklettiği hadis-i şerif yine eee areife günü kasva adında devesi üzerinde hutbe okurken gördüm diyor. Cabir ibn Abdullah. İşittim ki şöyle buyuruyor. Ey insanlar size öyle bir şey bıraktım ki ona sarıldığınız sürece asla sapıklığa düşmezsiniz. Bu Allah’ın kitabı ve ailem ehlibeytimdir.
Nasıl bir söz bunlar?
Adam karısının yanında bunu söyler mi? Kadın kocasının yanında bunu söyler mi? Erkek veya kadın çocuklarının yanında bunu söyler mi? Evlenmiş de ne olmuş? İyi sende bir şey olmamış. Demek ki sen ne Kur’an’ı, ne sünneti, ne imamların içtihadını bilmiyorsun. Cahilin tekisin. Ben de cahil bir insan almışım. Ben de cahilmişim.
Ya bunu söylerken yani Kur’an’ı karşısına alıyor mu?
Ya bunu söylerken yani Kur’an’ı karşısına alıyor. Bunu söylerken sünnet-i seneyi karşısına alıyor. Bunu söylerken imamların içtihadını karşısına alıyor.
Sahte önderlerin manevi durumu nedir?
Kur’an’da belirtildiği üzere, dünyada hakikate kör olan kişiler ahirette de kör olarak haşrolunacaktır. Hakikate gözlerini kapatan ve kulaklarını tıkayan kişi öbür dünyada da ama olarak kalacaktır.
Din kardeşini ayıplamak ne sonucu doğar?
Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse ayıpladığı şeyi yapmadan ölmez. O zaman insanların hatalarını, kusurlarını araştırma. Onun hatasını, kusurunu, ayıbını gördün. Eğer onu normalde gördükten sonra bu da yapılır mı dedin, ayıpladın onu. O ayıpladığın şeyi sen yaşamadan ölmüyorsun. Cenab-ı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği haktır. Çünkü ayet-i kerimede. Cenab-ı. Hak onun için o heva ve hevesinden konuşmaz buyurdu. olunca sen din kardeşinin bir suçundan dolayı onu ayıpladın. O senin üzerinde yaşanmadan sen ölmeyeceksin. Eğer bunu yaşamasan dahi mahşere gittin. Mahşerde o kardeşin seni affetmedikçe sen cennete gitmeyeceksin. Onun karşılığı kadar ne kadarsa senin sevabın alacak. Bu da başka hadis-i şerif. O kimseye verilecek. Yetmedi. Onun günahından alacaksın. Cehennemde yanacaksın.
Allah yolunda harca, isteme hiç kimseden, deccaliyete hizmet etme nedir?
Allah emrini Allah’a ulaşmış birisinden sor. Öğren. Her gönül Allah emrini anlayamaz. Hazreti bir diyor. O yüzden Kur’an ve sünneti anlamak için sadece bilgi değil sadece okumak değil. Ona ilmi ledin lazım. İlmi ledinden haberi olmayan bir kimse Allah’ın ayetlerini anlaması mümkün değil. okuyabilir ama manasını bilmez. Çok güzel tecvitli okur. Mana önemli. Mana kimse Allah’a ulaştıysa nefsinden arındı. O kimse Allah’a ulaştıysa kalbi temizlendi. O kimse Allah’a ulaştıysa ilham ehli oldu. Sen dinin inceliklerini ondan öğren. Yoksa zahir ilimde kalmış batından haberi yok. Senin ondan alacak olduğun bir ilim de yok. Çünkü her gönül Allah’ın emrini anlamaya feraset açılmamıştır. O gönül ferasete açılmış olacak. Ferasete açık değil ise o yüzeysel okudu.
Sizi Kur’an ve sünnete çağıranlar, sizi hak ve hakikate davet edenler doğru rehberler midir?
Sizi Kur’an ve sünnete çağıranlar, sizi hak ve hakikate davet edenler doğru rehberlerdir. Kur’an ve sünnet dairesinde içsel arınmaya, kalbin saflığına ve nefisle mücadeleye çağıran kişiler, bu yolun gerçek öğretmenleridir. Ancak şeytan sizi bu yola yönlendirmez çünkü bu yol zorlu ve acılıdır.
Bir kişinin sözlerinin ölçüsü neye dayanır?
Bir kişinin sözlerinin ölçüsü, davranışlarının değeri Kur’an ve Sünnet’tir. Eğer birinin anlattığı şey Kur’an ve Sünnet’e uygun ise ve sizi Allah ve Rasulü’ne davet ediyorsa sorun yoktur. Ancak aldığı yol Kur’an ve Sünnet dışıysa ve başka bir yola çağırıyorsa o zaman tehlike büyüktür.
Nisa 14 cehenneme koyar der. Ateşi nereden çıkardınız ki?
Nisa 14. Sorun arkası çünkü siz cehennemde azap bir gün bitecek diyorsunuz diyor ya. Onu soracak.
Kur’an ayetlerine bakarken zahiri noktadan bakmak neden bağnazlık çıkarır?
Çünkü Kur’an ayetlerinin batini yüzünü göremez ise, battini tefsirini bilmiyor ise o kimse Kur’an ayetlerine bakarken zahiri kalır. Zahirde de kalınca tabirimi tekrar hoş görün. bağınazca kalır. Orada bir bağınazlık görürsünüz orada.
Kur’an ve sünnetle gelen nasihat ne demektir?
Birisi sana Kur’an sünnetesinde nasihat ediyorsa, birisi sana Kur’an sünnet taresinde doğru olan bu diyorsa gerçek dostun odur. O hakkın sesidir sana.
Nasihat ne tür bir lütfür?
O sana rabbinin bir lütfudur, ikramıdır, ihsanıdır. O Cenab-ı Hakk’ın senin önüne koyduğu çok büyük bir lütuftur.
Nasihatin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir hadis var mı?
Hani koca Ömer çıkmış hutbeye, "Ömer saparsa ne yaparsınız?" demiş. Sahabeden bir kimse çekmiş kılıcını. "Bununla seni düzeltmesini biliriz." demiş. O da demiş ki, "Ya Rabbi, sana hamdediyorum ki Ömer’i düzeltecek olan kardeşler var."
İstişare etmek zorunda olmayan durum nedir?
Kendisiyle alakalı başka hiç kimseyi ilgilendirmiyor. İstişar etmek zorunda değil. Onun kendi kararı ama hepimiz insanız. Hepimiz hata işleriz. Hepimiz kusur işleriz. Hepimizin yanlışlığı olur.
İstişare etmek ne demektir?
Ve bir kimse bir konuda istişareyi kabul etmiyorsa o hem ayet-i kerimeyi hiçe saymıştır hem de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini hiçe saymıştır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri işlerini istişare ile götürdüğüne dair ayet var ise bütün herkes işlerini istişare ile götürmekle mükelleftir.
Kur’an’a, sünnet-i seniyyeye, imamların ictihadına uymayan kimse sapıktır, sapkındır?
Size lazım olan ölçü, bütün insanlara, bütün Müslümanlara lazım olan ölçü Kur’an, sünnet imamların içtihatları. Bu sonradan gelen imamların değil. Bu sonradan İngiliz soytarısı olmuş, Mossat soytarısı olmuş, cı soytarısı olmuş, masonların soytarısı olmuş, Afganici olmuş, haricici olmuş, bilmem ne oldukları belli değil. Bunların yetiştirdiği beslemeler değil.
Mossat’tan nemalananlar değil. C’den nemalananlar değil. İngiliz uşağı olanlardan değil. Siz ilklerin yolunu seçin.
İlklerin yolunu seçin. İngilizler geldiler bu Anadolu’da dergahlar kurdular, tekkeler kurdular. Başlarına yetiştirdikleri şeyhleri koydular. Bazen diyorlar ya dergahlar, tarikatlar kapansın diye.
İngilizlerin kurduklarını da kapatın. Hadi hadi Mosat’ın kurduklarını da kapatın. Hadi Mossat’a çalışanları tespit edin. Hadi cıye çalışanları kapatın.
Hadi Fransızlarla işbirliği yapan dergahları da tekkeleri de kapatın. Hadi İngilizlerle beraber çalışanları da kapatın. Mason derneklerini de kapatın. Lyons derneklerini de kapatın.
Onlar da tekke gibi, tarikat gibi çalışıyorlar. Onların kökleri içeride değil. Onların dertleri Kur’an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden çalışan dergahlar, tekkeler. Onların dertleri o başka bir şey değil.
O yüzden ölçü Kur’an ve sünnettir. İmamların içtihadıdır. Sünnet dediğimizde yelpaze geniştir. Ben hadis-i şerifleri malum ayırmıyorum. Bu sahihti, bu değildi diye hadis kitaplarına geçen bütün hadisleri sahih olarak görüyorum. Bu zayıftı, bu hasendi, bu haberi vahitti. Bu benim haddime değil. Ben hadis kitaplarında geçen bütün hadisleri sahih olarak kabul ediyorum.
Dünya ve içindekilerin helal olup olmaması neye bağlıdır?
Dünya ve içindekiler Allah ve Allah yoluna hizmet ediyorsa dünya ve içindekiler helal dairede eş ve çocuklarına hizmet ediyorsa, dünya ve içindekiler Kur’an ve sünnete hizmet ediyorsa bunda bir beyiş yoktur.
Kur’ân’ın manası nasıl açıklanabilir?
Kur’ân Arapça indirilmiştir, ama mana itibariyle Arap dili onu anlatmaya yetmez. Onu dünya dillerinin hiçbirisi de anlatmaya yetmez. Kur’ân öyle bir sırlı ilâhî kitaptır. Onun normalde çok iyi Arapçada bilse bir kimse mana itibariyle onu anlatamaz. İşte ahsen-i takvim de böyle bir kelimedir. İnsanı anlatmaya diğer kelimeler yetmez. O, ancak ahsen-i takvimi üzerine yarattılmış bir varlıktır. İnsan ne yazık ki güdük dillerle bunu anlatmak, anlamak da mümkün değildir.
Rum suresi ayet 19’u nereden nereye getirildi?
O ölüden diri çıkaran, diriden ölü çıkarandır. Bu fenaya ulaşan kimse ölüden diri çıkmıştır.
İslam, bilime karşıymış gibi bir algı oluşturuluyor neden?
İslâm, bilime karşıymış gibi bir algı oluşturuluyor. Bu yüzden bu açıklama borçlu için tanrıya başvurma gereği azılıyor. Bu noktada bir sıkıntı yok ki. Dinin İslâm’ın bilimlerle alakalı bir sıkıntısı yok. Otursunlar eee varlığı incelesinler. Otursunlar kozmolojiyi incelesinler. Otursunlar eee nörolojiyi, nörobilimi incelesinler. Bunda bir sıkıntı yok. Yani ilim olarak siz daha ne tarafa doğru giderseniz gidin, neyi incelerseniz inceleyin. Bunları ayet-i kerimelerden çıkarmanız mümkün değil. Çıkarmayabilirsiniz de.
Allah Resulü sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretleri böyle ağlayıp paralanırken Cenabı Hak nida eder. Ey Muhammed kafanı kaldır bak. Hzreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretleri secdeden kalkar bakar boşluğa doğru. Ne görüyorsun?
Uçsuz bucaksız derya görüyorum. Ya Rabbi deryaya iyi bak. Deryada ne görüyorsun? Uzakta bir ada görüyorum ya Rabbi. Ey Muhammed adaya iyi bak. Ne görüyorsun? Adada bir ağaç görüyorum. Ya Rabbi ağaca iyi bak. Ağaçta ne gördün?
Ağaçta ne gördün?
A işte bir küçücük kuş, sertçe kuşu gördüm. Ya Rabbi sertçe kuşuna iyi bak. Sertçe kuşuna iyi baktım ya Rabbi. Tırnağında bir necaset gördüm ya Rabbi. Ey Muhammed o necasete iyi bak. Baktım ya Rabbi necaset tırnaktan tıpada düştü denize. Ne oldu ey Muhammed? Necaset denize düştü ya Rabbi. O necaset benim deryamı kirletebilir mi ey Muhammed? Hayır ya Rabbi.
Kur’an-sünnet deyip yola çıkan, makama, paraya bozulan siyasetçiler, alimler hüs neden hüsrana uğrar?
Bireysel olarak sen hüsrana uğrayanlardan olacaksın. Kaçınılmaz son. Bakın bu kaçınılmaz son. Birey topluluk aldık. Bu topluluk tasavvuf vakfı topluluğu. Yola çıkarken para dememiş, pul dememiş, makam dememiş, mevki dememiş. Yola çıkmış. Ama Bayındır’da, ama Ödemiş’te, ama Bursa’da, ama şimdi ülkenin değişik il, ve ilçelerinde, mahallelerinde bu dis durundan taviz vermiş, mal peşine düşmüş, para peşine düşmüş, insanların makam, ve mevkilerini kullanmaya çalışmış. O zaman hüsrana uğrayanlardan bir topluluk olacaksınız. Hüsrana vuracaksınız. Birey olarak yaptıysanız birey olarak hüsrana uğrayacaksınız. Çünkü yolun özüne aykırı hareket ettiniz. Çünkü yolun manevi özüne aykırı davrandınız. O zaman birey olarak hüsrana uğrayanlardan olacaksınız. Yolunuzu istismar ediyorsanız, yolunuzu istismar ediyorsanız manevi olarak hüsrana olacaksınız. Topluluk olarak, daha büyük bir topluluk olarak en önce önce kendi ülkemizden sorumluyuz. Türkiye’deki Müslümanlar olarak, Türkiye’deki cemaatler, tarîkatlar, dini oluşumlar olarak yola çıktığınızda Kur’ân, sünnet, vatan, millet dediniz. Ezan susmaz, bayrak inmez dediniz. Ama yola çıktığınızda, yola çıktığınızda belirli bir güce yetişince ezan susmaz, bayrak inmez, lafta kaldı. Cepleri doldurmak işin realitesi oldu. Makamları peşkeş çekmek rüşvet. Villalar, arabalar, katlar, yatlar. İşin realitesi oldu. İşin realitesi o olunca evet siz yoldan sapanlar oldunuz, ve hüsrana uğuracaksınız.
Kimsenin şeyhun yürüyecek E kim senin şeyhin filanca iyi Ne oldu vefat etti şimdi kim yok e e işte ık çık ık çık yok kardeş yolda kaldın sen git kendi mi?
E kim senin şeyhin filanca iyi Ne oldu vefat etti şimdi kim yok e e işte ık çık ık çık yok kardeş yolda kaldın sen git kendine bir Şeyh bul git kendine bir Mürşidi Kamil bul ık çık ıkçü yapma Yan yatıp çamura batma sen bu yolda yürüyeceksen bunu yapacaksın başka alternatifin yok Allah muhafaza eylesin öyle göstermelik de değil gideceksin dost Doğu bir Mürşidi Kamil bulacaksın dost Doğu intisap edeceksin dost do intisap edeceksin öyle yarım yamalak değil kendi heva, ve hevesine uyacaksın kendi nefsine uyacaksın gidip intisap etme sen bildiğim yoldan gideceğim diyorsan gidip intisap etme dinlemeyeceksin gidip intisap etme itaat etmeyeceksen gidip intisap etme onların Dervişe ihtiyacı yok yapma bak işine Allah muhafaza eylesin Amin.
Kur’an-ı Kerim’de hangi ayet, iyiliği emretmekle, kötülükten nehyetmekle emrolunmuş ümmetin bulunması gerektiğini ifade eder?
Ali İmran 104 buyuraraktan Cenab-ı Hak bütün ümmetleri iyiliğe emredip insanları hayra davet eden, çağıran ve kötülükten alıkoyan bir topluluğun bulunması gerektiğini söylemiştir.
Her Müslüman’ın öncelikli görevidi ne olmalıdır?
Ayet-i kerimelere dönmek, her Müslümanın öncelikli görevidir.
Kur’an ve sünnetin çizdiği çerçeve içinde yaşayan kimse nasıl davranmalıdır?
Kur’an ve sünnetin çizdiği çerçeve içinde yaşayan kimse ise ne isteyende ne de istemeyende değer ölçüsünü şekle değil hakikate göre belirler. İhtiyacı olmadığı hâlde dilenen kimseye vermemek de sünnettir.
Peygamber Efendimiz bir ayet-i kerimeyi neshedebil, mi?
Ayet-i kerimelerin derinlemesine anlaşılmaması, Hazreti Peygamberin onlara yeni açılımlar getirmesini zaruri kılmıştır. Bu açılımlar ayeti ortadan kaldırmaz; aksine onun anlam katmanlarını genişletir ve hayata nasıl tatbik edileceğini gösterir.
Biz iyiliği emretme, iyiliği nasihat etme, Kur’an ve sünnet-i seniye anlatma, Kur’an ve sünnet-i seneye yaşama mücadelesi vermeye devam edeceğiz midir?
Biz iyiliği emretme, iyiliği nasihat etme, Kur’an ve sünnet-i seniye anlatma, Kur’an ve sünnet-i seneye yaşama mücadelesi vermeye devam edeceğiz. Çünkü benim nazarımda iyiliklerin en zirvesi insanlara Kur’an ve sünnet-i seniyeyi nasihat etmek. Eğer sen vel asrdaki gibi olmazsan sen kurtuluşa eremezsin. İman edeceksin, salih amel işleyeceksin. Hakkı ve sabrı tavsiye edicilerden olacaksın. Eğer bu dört ana kaide senin üzerinde tecelli etmezse o zaman sen de hüsrana uğrayanlardan olacaksın. Allah muhafaza eylesin.
Yanlış Kur’an ve sünnetin dışında bir şey varsa dinle alakalı oradan dönüp gitmek farz olur mu?
Yani dönüp gitmeyi böyle çok da kötüleme noktasında durmayalım.
Yanlıştan dönüp gitmek, haramdan dönüp gitmek, Kur’an ve sünnetin dışındaki bir şeyden dönüp gitmek farz olur mu?
Bazen dönüp gitmek farz olur. Yanlıştan dönüp gitmek, haramdan dönüp gitmek, Kur’an ve sünnetin dışındaki bir şeyden dönüp gitmek farz olur, ibadet olur, sevap olur, cihat olur.
Kur’an ve sünnetten dönüp gitme, heva hevesinden dönüp gitme veya korkaklığından dönüp gitme veya başka bir şeyden dönüp gitme bu sıkıntılıdır mı?
Kur’an ve sünnetten dönüp gitme, heva hevesinden dönüp gitme veya korkaklığından dönüp gitme veya başka bir şeyden dönüp gitme bu sıkıntılıdır.
Kur’an ve sünnetin içerisinde değil ise bir yer veya bir hareket veya bir düşünce veya bir tarz oradan dönüp gitmek ibadettir mi?
Öbür türlü Kur’an ve sünnetin içerisinde değil ise bir yer veya bir hareket veya bir düşünce veya bir tarz oradan dönüp gitmek ibadettir.
Bir yerde haram işleniyor. Haram işlenen yerden dönüp gitmek ibadettir mi?
Bir yerde haram işleniyor. Haram işlenen yerden dönüp gitmek ibadettir.
Haram işleneceğini bilmiyorsunuz. Gittiniz oraya haram işleniyor. Oradan dönüp gitmek farz olur mu?
Oradan dönüp gitmek farz olur. Haram işlendiği belli. Oraya gitmek günah kebayir olur.
Sen gittiğin zaman da o haram devam edecek. O zaman oraya gitmen günah kebair olur mu?
O zaman oraya gitmen günah kebair olur. Ancak alim hükmündeysen, amir hükmündeysen, hakim hükmündeysen gidersin.
Alim hükmündeysen nasihat edersin, haramı orada kesersin. Ya da hakim hükmündesindir. hükmederekten oradan haramın yolunu kesersin mi?
Alim hükmündeysen nasihat edersin, haramı orada kesersin. Ya da hakim hükmündesindir. hükmederekten oradan haramın yolunu kesersin.
Amir değilsen, alim değilsen, hakim değilsen alenen haram işlenen bir yere gitmen günahı kebayir olur mu?
Amir değilsen, alim değilsen, hakim değilsen alenen haram işlenen bir yere gitmen günahı kebayir olur.
Bu da günah mı dediğinde de küfre düşersin mi?
Bu da günah mı dediğinde de küfre düşersin. Tecdid-i iman, tecdidi-i nikah gerekli olur.
Kur’an-ı Kerim okurlar mı?
Bir de Kur’an-ı Kerim okurlar. Bir de namaz kılarlar. Ama öbür tarafa ağa babalarına giderler. Paşa babalarına giderler.
Kur’an’da zikirle alakalı kaç ayet vardır?
Bir profesör diyor ki geçen izledim, paylaştım da Kur’an’da 700 tane ayet var diyor zikirle alakalı.
Zikirle alakalı ayetleri çarpıtanlar ne yapmalı?
Gelin ümmeti Muhammed’in önüne düşün de o kendi heva ve heva ve hevesine uydunuz ve o uymakla ayet-i kerimeleri çarpıttıklarınızdan özür dileyin.
Kur’an’ı nasıl anlatmak gerekir?
Kur’an’ı indirildiği gibi değil, Kur’an’ı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin anladığı ve yaşadığı gibi değil, kendi heva ve heveslerine uygun yaşayanlar, uygun anlatanlar, yol, Yakinken, nefesiniz var iken tövbe edin, geri dönün.
Kur’an ve sünnetin emrettiği doğruları söylemekten çekinmek ne demektir?
Kur’an ve sünnetin emrettiği doğruları söylemekten çekinmek, hakkı bilip susturmak Allah katında da insanlar katında da kabul edilemez bir tutumdur.
Kur’ân ve Sünnet’in uymamız gereken nedenleri nedir?
Bizim uymamız gereken Kur’ân’dır. Bizim uymamız gereken Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin sünnetidir. Ancak doğru yol odur. Başka bir doğru yol yoktur. Biz o doğru yolda olursak ancak kurtuluşa erenlerden oluruz. Allâh bizi onlardan eylesin.