Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: Kur’ân ve Sünnet — Sayfa 13

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Kur’ân ve Sünnet(1037) — Sayfa 13/14

Senin şeyhin Allah mı?

Kur’an sünnet dairesinde sevdiriniz Hakkında Tasavvufî Açıklama Şeyhini uçuyormuş gibi gösterme. Yok bizim şeyhimiz her şeyi görür deme. Her şeyi görecek, her şeyi bilecek. Sevdiriniz. Nefret ettirmeyiniz. Kur’an sünnet dairesinde Allah muhafaza eylesin. >> Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Sen biliyor musun bu dervişlikte ne zorluklar var? Sana mı düştü zorluğu anlatmak? Sana ne? Belki de onun yolu kolay olacak. Seninki zor oldu. Onunki kol, kolay olacak. Sen ne zorluk çektin ki? Neden insanın gözünü korkutuyorsun? Neden sen hoşgörülü davranmıyorsun? Toleranslı davranmıyorsun? Neden karışıyorsun etrafına? Sen misin dergahın şeyhi? Sen Allah mısın? Sen kaderi mi okudun? Sen levhi-i mahfuzdan o kimsenin ne yaşayıp ne yaşamayacağını mı gördün?

Kaynak: Kur’an sünnet dairesinde sevdiriniz nefret ettirmeyiniz, kolaylaştırınız zorlaşt

"Eğer yüz çevirirlerse, Biz seni onların üzerine gözetleyici göndermedik midir?

"Eğer yüz çevirirlerse, Biz seni onların üzerine gözetleyici göndermedik. Sana, ancak tebliğ etmek düşer.".

Kaynak: Kulun görevi tebliğ ve nasihattir, zorlamak değil

"Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi elbette îmân ederdi mi?

"Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi elbette îmân ederdi. İnsanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?".

Kaynak: Kulun görevi tebliğ ve nasihattir, zorlamak değil

Ehli sünnet inancında manevi miras nedir?

Ehli sünnet inancında manevi miras daha çok ilim. Hikmet güzel dini terbiyenin, ve hakikatlerinin gelecek nesillere aktarılması olarak değerlenir, ve manevi mirasın esası. Kur’an ayetleri. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretlerinin hadisleri, ve aynı zamanda. Ehli.

Kaynak: Ehli sünnet inancında manevi miras Kur’an ayetleri Hz. Peygamberin hadisleri ve

Manevi miras ne değildir?

Manevi miras o kimsenin ahlaki, ve manevi değerleri içeren öğretisidir mirasıdır, yoksa bıraktığınız mal mülk çocuklarınız veya torunlarınız tarafından. Talan edilecektir ha. Dünya üzerinde hiç kimsenin mirası kalmamıştır ki. Abat olsun sen öldükten sonra senin çocukların veya torunların veya. Onların çocukları senin mirasını.

Kaynak: Ehli sünnet inancında manevi miras Kur’an ayetleri Hz. Peygamberin hadisleri ve

Kur’an-ı Kerim ne ifade eder?

Kur’an-ı Kerim, Allah’ın kitabı diğeri ehli beytin birisi. Allah’ın kitabı diğeri de ne ehli beytin. Ya. Resulallah çoğaldıkça ehlibeyti nasıl tanıyacağız hadisi şerif kim. Kur’an, ve sünn sımsıkı yapışırsa. İşte o benim ehlibeytim.

Kaynak: Ehli sünnet inancında manevi miras Kur’an ayetleri Hz. Peygamberin hadisleri ve

Ehli beyt ne ifade eder?

Ehli beyt, Allah’ın kitabı diğeri ehli beytin birisi. Allah’ın kitabı diğeri de ne ehli beytin. Ya. Resulallah çoğaldıkça ehlibeyti nasıl tanıyacağız hadisi şerif kim. Kur’an, ve sünn sımsıkı yapışırsa. İşte o benim ehlibeytim.

Kaynak: Ehli sünnet inancında manevi miras Kur’an ayetleri Hz. Peygamberin hadisleri ve

Manevi mirasın önemi nedir?

İşte o benim ehlibeytim. Bunlar. Hazıma. Gelinceye dek birbirinden ayrılmayacak bunlar hakkında benden sonra ne yapacağınıza iyi bakıp dikkat edin. Bu da tirmiziden kıymetli. Dostlar ehl sünnet inancında manevi miras daha çok ilim. Hikmet güzel dini terbiyenin, ve hakikatlerinin gelecek nesillere aktarılması olarak değerlenir, ve manevi mirasın esası. Kur’an ayetleri. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretlerinin hadisleri, ve aynı zamanda. Ehli.

Kaynak: Ehli sünnet inancında manevi miras Kur’an ayetleri Hz. Peygamberin hadisleri ve

Allah’ın lütfu nedir?

Allah resulü. Sallallahu aleyi, ve sellem. Hazretleri iki bıraktım kim onlara sın sıkı sarılırsa asla sapıtmaz birisi. Allah’ın kitabı. İkincisi de. Peygamber sallallahu aleyhi, ve sellem. Hazretlerinin sünneti yine başka bir hadis-i şerifte bunları izleyin iyi dinleyin başka bir hadis-i şerifte. Şüphesiz ben size kendisine sarıldıkça asla satmayacağız iki bırakıyorum biri ötekinden daha büyük, ve gökyüzünden yeryüzüne uzanan bir ip niteliğinde olan. Allah’ın kitabı diğeri ehli beytin birisi. Allah’ın kitabı diğeri de ne ehli beytin. Ya. Resulallah çoğaldıkça ehlibeyti nasıl tanıyacağız hadisi şerif kim. Kur’an, ve sünn sımsıkı yapışırsa. İşte o benim ehlibeytim.

Kaynak: Ehli sünnet inancında manevi miras Kur’an ayetleri Hz. Peygamberin hadisleri ve

Kur’an-ı Kerîm’inde ne anlatılmaktadır?

Kur’ân-ı Kerîm: Enbiyâ 21/107: "Ve mâ erselnak illâ rahmeten li’l-âlemîn" – Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik. Kur’ân-ı Kerîm: Âl-i İmrân 3/164: "Lekad mennallâhu alel-mü’minîne iz ba’asa fîhim rasûlen min enfüsihim yetlû aleyhim âyâtih, ve yüzekkeehim, ve yu’allimuhum el-kitâbe vel-hikmete" – Andolsun ki Allah müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Çünkü içlerinden onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitab’ı, ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermiştir. Kur’ân-ı Kerîm: Nisâ 4/80: "Men yüti’ir-rasûle fekad etâ’allâh" – Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kur’ân-ı Kerîm: Bakara 2/120: "Len terdâ anke’l-yehûdu, ve le’n-nasârâ hattâ tettebî’a milletehum" – Kendi dinlerine uymadıkça Yahudi, ve Hristiyanlar senden asla razı olmayacaklardır.

Kaynak: Mevlid Kandili Sohbeti

Yahudi ve Hristiyanlar neden birbirlerinden asla razı olmazlar?

Kur’ân-ı Kerîm: Bakara 2/120: "Len terdâ anke’l-yehûdu, ve le’n-nasârâ hattâ tettebî’a milletehum" – Kendi dinlerine uymadıkça Yahudi, ve Hristiyanlar senden asla razı olmayacaklardır.

Kaynak: Mevlid Kandili Sohbeti

Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur mu?

Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur dedi. Nisa 80. Oysa ona itaat eden Allah’a itaat etmiş olurdu. Bize Kur’an yeter diyenlere bir cevap. Peygambere itaat nasıl olur acaba ki? Kur’an bize Hazreti Muhammed Mustafa’ya itaat etmemizi emrediyor. Hzreti Muhammed Mustafa da ibadetleri benden gördüğünüz gibi yapın diyerekten ibadetleri nasıl yapmamız gerektiğini söylüyor. Ama biz ne yazık ki ibadetlerimizi de sünnet-i seniye yaşantımızı da kendi nefsime bu sohbetin tamamı da ne yazık ki biz dost doğru yerine getiremedik.

Kaynak: Müslümanlar ne yazık ki heva heveslerine düşmüşler ve Muhammed-i Mustafa’nın yol

Sen din olarak sadece namaz, abdest, oruç, hac, zekat bunları bileceksin sen midir?

Müslümanlar ayet-i kerimeleri yaşayamazsın. Sen din olarak sadece namaz, abdest, oruç, hac, zekat bunları bileceksin sen. İyilik yap, sevelim, sevilelim. Türk. Hava. Kurumuna zekat ver. O başkan da kadeh tokuştursun uçaklarda. Derileri. Türk. Hava. Kurumuna, etleri. Türk. Hava. Kurumuna, kurbanı. Türk. Hava. Kurumuna. Din olarak bunu yaşayacaksın. Sen tatile gideceksin. Ramazan. Bayramı tatil, Kurban. Bayramı tatil. Devlet de zaten tatil yapmanı istiyor. Araya oraya buraya gelirse hadi 9 günlük bir tatil. Hadi. Antalya’ya, hadi deniz kenarlarına, hadi yurt dışına. Tatil oldu lan. Ramazan bayramı. Yok. Neredeler? Tatildeler.

Kaynak: Müslümanlar ayet-i kerimeleri değil dayatılmış dini yaşıyorlar

İhsan nerede?

Arapın iftiarı savaş, ve ihsandır. Sence. Arap içinde yazıda kazıp yok edilecek bir yanlışa benziyorsun. Ne savaşı? Zaten biz savaşsız öldürülmüş bitmişiz. Yoksulluk kılıcıyla başımız uçurulmuş gitmiş. İhsan nerede? Yoksulluğun etrafında dönüp dolaşarak ağ örmede. Havada uçan sineğin damarını sokup kanını emmekteyiz.

Kaynak: Müslümanlar ayet-i kerimeleri değil dayatılmış dini yaşıyorlar

Allah’ın zikir yeri değil mi?

Sen camilerde sesli bir şekilde. Allah’ı zikredemezsin. Sen normalde camide ya cami. Sen zikredemezsin orada. Sen, çünkü dayatılmış dini yaşayacaksın. Sen ayet-i kerimeleri yaşayamazsın. Sen din olarak sadece namaz, abdest, oruç, hac, zekat bunları bileceksin sen. İyilik yap, sevelim, sevilelim. Türk. Hava. Kurumuna zekat ver. O başkan da kadeh tokuştursun uçaklarda. Derileri. Türk. Hava. Kurumuna, etleri. Türk. Hava. Kurumuna, kurbanı. Türk. Hava. Kurumuna. Din olarak bunu yaşayacaksın.

Kaynak: Müslümanlar ayet-i kerimeleri değil dayatılmış dini yaşıyorlar

Kur’ân-ı Kerîm: İsrâ Sûresi, 17/26 mıdır?

Kur’ân-ı Kerîm: İsrâ Sûresi, 17/26 — "Akrabâya, yoksula, ve yolda kalmışa hakkını ver; fakat saçıp savurma.".

Kaynak: Sohbetlerde şahıslara yönelik konuşmak sufilerin adabı değildir

Kur’ân-ı Kerîm: Furkān Sûresi, 25/67 mıdır?

Kur’ân-ı Kerîm: Furkān Sûresi, 25/67 — "Onlar harcadıklarında ne isrâf ederler ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.".

Kaynak: Sohbetlerde şahıslara yönelik konuşmak sufilerin adabı değildir

Allemel esmanın ne olduğunu anladınız mı allemel Esma Esmaları bilen Esmaları talim etmiş esmaların ilmine Vakıf olan kimse demek, ve Bakara ayet 31 Cenâb-ı Hak ne dedi Allah Adem lere bütün bütün isimleri öğretmiş sonra onları meleklere göstererek e Sadıklar iseniz bunların adlarını Bana söyleyin buyurmuştur?

Evet allemel esmanın ne olduğunu anladınız mı allemel Esma Esmaları bilen Esmaları talim etmiş esmaların ilmine Vakıf olan kimse demek, ve Bakara ayet 31 Cenâb-ı Hak ne dedi Allah Adem lere bütün bütün isimleri öğretmiş sonra onları meleklere göstererek e Sadıklar iseniz bunların adlarını Bana söyleyin buyurmuştur

Kaynak: Allemel esmaya bey olan dünya üzerine tecelli eden insan ve peygamberlerin ilki

Kur’ân-ı Kerîm ve Hadîs’te dua hakkında ne söylendi?

Kur’ân-ı Kerîm: "Bana dua edin, size cevap vereyim." — Mü’min, 60 Hadîs: "Dua, îmânın aydınlatıcısıdır."

Kaynak: Regaib, Allah’tan istemek, Allah’tan ümid etmektir

Regaip istemeyi, zikri, tövbeyi ümit etmeyi öğre midir?

Regaip istemeyi, zikri, tövbeyi ümit etmeyi öğretir. Şebarla teslimiyeti. İkisi birleşince kul hem ister hem razı olur. Razı olunca da ayet-i kerime tecelli eder. Ey huzura ermiş olan nefis, rabbine dü. O senden razı. Sen ondan razı buyruğu gelir ötelerden. Bu ayet bir bakıma regibin duasıdır. Bir veçeden bakarsanız da Şebarus’un cevabıdır. Bu iki gece birleşti. Bu gece Reggaip der ki, "Ne olursan ol gel tövbe et, zikret, uyan kendine gel." Şebarus der ki, "Oldğun gibi ona gel, onunla ol." "Tövbe kulluktur, ilahlık değil. Zikir saymak değil, hiç olmaktır. Dua pazarlık değildir. Sessizce kapıda beklemektir. İbadet alışveriş değildir. Secdede benliğini bırakmaktır. Sema dans değildir, raks değildir. Sema hakikate el açmaktır. Aşk hesapsız mahşukunu sevmektir. Aşk Mustafa gibi kırık dökük kalple yürümektir. Aşk elsiz ayaksız kimliksiz koşmaktır. Aşk her an her zorlukta yolda kalmaktır. Aşk dilsiz dudaksız konuşmaktır. Aşk harflerin susup hakikatin konuşmasıdır.

Kaynak: Regaib, kalbin Allah’a yönelmesi, Şeb-i Arus, kalbin Allah’ta yok olmasıdır

Allah’ın kitabı ve ehlibeyti neden birbirinden ayrılmazlar?

Bu ikisi havzı kevserime gelinceye kadar asla birbirinden ayrılmayacaklardır. Bakın bakalım onlar hakkında bana nasıl halefler olacaksınız. Burada bir uyarı var. Bakın bakalım benim nasıl halefim olacaksınız? Ehlibeytimi tabi olacakız mı? Kur’an’a tabi olacakız mı? Kur’an, ve sünnet-i seniyeme sımsıkı yapışacak mısınız? Ve ehlibeytin yolunu takip edecek misiniz? Bakın bakalım. Kendinizi bu konuda analiz edin. Kendinizi bu noktada nerede olduğunuza bakın.

Kaynak: Sizin aranıza iki şey bırakıyorum bunlar Allah’ın kitabı ve ehli beytimdir

Ehlibeyt sevgisinin bir temel üzerine oturmuyormuş, temelsiz bir şeymiş gibi bir algı oluşuyor mu?

Sanki Ehlibeyt sevgisinin bir temel üzerine oturmuyormuş, temelsiz bir şeymiş gibi bir algı oluşuyor. Benim derdim tabii onlara bir cevap yetiştirmek değil. Benim derdim bizim içinde bulunduğumuz yolun, içinde bulunduğumuz eee halin Kur’an, ve sünnet seneye uygun olmasıyla alakalı.

Kaynak: Ehli sünnet tarafından çok cesaretle konuşulmayan konulardan birisi ehli beyt se

Hangi kerâmeti gösterirsen göster; birisi sana Kur’ân, ve Sünnet çerçevesinde nasîhat ediyorsa, birisi sana Kur’ân, ve Sünnet çerçevesinde "Doğru olan budur" diyorsa, senin gerçek dostun odur.

Sûfîler, hak, ve hakîkati kimden gelirse gelsin alırlar, kabûl ederler. İster şeyh ol, ister âlim ol, ister nakîb ol, mürebbî ol, halîfe ol; ister havada uç, ister denizin üzerinde yürü, istersen denizin dibine dal. Onu dinle; o, sana Hakk’ın sesidir.

Kaynak: Kur’an ve sünnetle gelen nasihati dinle ve işlerini istişare ile yürüt

Bir kimse tırnak içerisinde Allah’ı zikretmezse o heva, ve hevesine uyuyor mu?

Bir kimse tırnak içerisinde Allah’ı zikretmezse o heva, ve hevesine uyuyor. Ve hevesine uyunca onda hatalar zincirlemesi, yanlışlıklar zincirlemesi, Allah’ı zikretmezse günahlar zincirlemesi, Allah’ı zikretmezse yavaş yavaş yavaş Kur’an, ve sünnetten uzaklaşması söz konusu oluyor.

Kaynak: Allah’ı zikretmeyen heva hevesine uyuyor, yavaş yavaş Kur’an sünnetten uzaklaşma

Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Sünnetin bir bütün, ve kavram olarak bağlayıcılığı kesindir Peygamber’e uymayı, verdiği hükme razı olmayı, onun hükmü karşısında mü’minlere seçim hakkı tanınmadığını belirleyen âyetler, sünnetin Müslümanların hayatındaki etkin, ve bağlayıcı rolünü ortaya koymaktadır. Ancak Hz Peygamber ’in değişik vasıflarla ortaya koyduğu sünnetin bağlayıcılık derecesinin, ve çerçevesinin aynı olmadığı da bir gerçektir. Hz Peygamber ;. RİSÂLET (peygamberlik) , İFTÂ (müftilik) KAZÂ (hâkimlik) İMÂMET (devlet başkanlığı) vasıflarından biri ile tasarrufta bulunur. R i s â l e t yani peygamberlik vasfıyla ortaya koyduğu sünnet, genelde âyetleri özelliklerine göre açıklama (tefsir), belli bir şarta bağlama (takyid), muayyen fertlere özel kılma (tahsis), helâl, ve haramı açıklama, akâid, ve ahkâmı beyân etme maksadını taşır. Bu çeşit sünnet, ilâhî ahkâmın bir beyân, ve tefsiri demek olduğu için, hükmü kıyamete kadar devam edecek olan bir teşrî anlamındadır. Zira. Hz Peygamber bu tebliğ, ve beyân tasarrufunda bir. tebliğci ve nakilci durumundadır. Allah katından kendisine bildirilen gerçekleri nakil, ve beyân etmektedir. Hz Peygamber ’in bu sıfatla ortaya koyduğu tasarrufları bütün ümmeti bağlayıcıdır. İ f t â , Allah Teâlâ’nın hükmünü delillerden çıkararak dinî soruları cevaplandırmak, ahkâmı. Allah adına haber vermek, tebliğ, ve izah etmek demektir. Hz Peygamber bu tasarrufunda delillere bağlıdır. Bu yolla ortaya koydukları da ümmeti bağlayıcıdır. K a z â , iki veya daha fazla kişi arasında cereyân eden anlaşmazlıklarda, sebep, ve delillerin meydana getirdiği kanaate göre, haklıyı haksızı belirlemek (adâlet tevzii) maksadıyla verdiği hükümlerdir Peygamber burada yeni bir hüküm ortaya koymaktadır (münşî’dir.). Hz Peygamber , kendisine getirilen dâvalar konusunda genel durumu ortaya koymak üzere şöyle buyurmuştur:. "Dâvanızı bana getiriyorsunuz, ben, ancak bir beşerim. (Kimin haklı olduğu konusunda) bana bir vahiy gelmiş değildir. Vahiy gelmeyen konularda ben, ancak re’yimle hükmediyorum. Olur ki biriniz, diğerine nisbetle delilini daha tesirli anlatır, daha iyi ortaya koyar, ben de onu haklı zannederek lehine hükmederim. Her kime kardeşine ait bir hakkı hükmeder, verirsem, sakın onu almasın. Ben ona bir ateş parçası vermiş olurum". [9]. «Hz Peygamber’in kazâ tasarrufu olarak ortaya koyduğu sünnet, sadece dâvacı, ve dâvalıyı bağlar. Ancak hüküm verirken takip ettiği usûl, dikkate aldığı esaslar, kazâ, ve hukuk usûlünde bize örnek oluşturur.». İ m â m e t (devlet başkanlığı) tasarrufu, ilk üç vasfı, ve tasarrufundan farklı, ve onlara ilâve bir selâhiyet, ve tasarruftur. Bunda bir yaptırım gücü söz konusudur. Öte yandan peygamberliğin devlet başkanlığını gerektirmediği de ortadadır. Çünkü bazı peyg. 10] buyurmuştur. Hz Peygamber ’in bu hadîs-i şerîfi iftâ, ve tebliğ sıfatıyla ortaya koyduğu kabul edilirse, bir başkasının mülkiyetinde olmayan toprağı işleyip kullanılır hâle getiren kişi, oraya sahip olabilecektir. Nitekim. İmâm Şâfiî (rh.a.) , bu hadisi fetvâ, ve tebliğ tasarrufuna bağlamış, . "Çünkü Rasûlullah’ın asıl işi, ve sıfatı budur, aksine delil bulunmadıkça hadisleri buna göre yorumlamak gerekir". demiştir. Böyle olunca da bu hakkı kullanmak hiç kimsenin iznine tâbi olmaz. Herhangi bir kişi toprağı ıslah ederek kendiliğinden ona sahip olabilir. Hz Peygamber bu hadisi, devlet başkanı sıfatıyla söylemişse, bu hüküm diğer başkanları bağlamaz, onlar kendi çağ, ve ülkelerinde kamu yararını gözeterek devlete ait topraklar üzerinde tasarrufta bulunurlar, ve toprak imarının mülkiyet sebebi olması, sürekli olarak devletin iznine bağlı bulunur. Ebû Hanîfe (rh.a.) bu görüştedir. Çünkü toprak üzerinde onu birine bağışlamak (iktâ) vb. Şekillerde tasarruf hakkı, ve görevi devlet başkanına aittir. İmâm Mâlik (rh.a.) , bu konuda şehir, ve mücâvir alan topraklarını birbirinden ayırmış, şehir topraklarını devlet başkanlığı sıfatıyla ilgili görmüştür. Çünkü buralarda oturan insanların huzur, ve menfaatlarını korumak devlet başkanının sorumluluğu altındadır. [11]. Bu misalde de görüldüğü gibi. Hz Peygamber ’in ortaya koyduğu tasarrufların, onun hangi vasfına ait olduğunu tesbit etmek fevkalâde önem arzetmektedir. Zira sünnetin bağlayıcılık çerçevesini ortaya koyabilmek, bu noktanın doğru olarak tesbitiyle alâkalı bulunmaktadır. Sünnetin bağlayıcılığı, tartışmasız bir gerçektir. Cereyan ettiği konuya, ve dayandığı vasfa göre kapsam, ve fıkhî hüküm açısından (vâcip, mendup, müstehab gibi) farklılık göstermesi onun temel niteliğini (bağlayıcılığını) ortadan kaldırmaz, aksine uygulama alanı, ve kıymet hükmünün açıkça belirlenmesi anlamına gelir. 4- Sünnet’in Evrensel Bütünlüğü. Sünnetin tüm hayatı ya da hayatın tüm safhalarını bütün boyutlarıyla kucaklayıcı bir yapıya sahip olduğu açıktır. Bu durum, . Sünnetin evrensel bütünlüğü. demektir. قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا. "De ki, ey insanlar! Ben sizin hepinize göklerin, ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim.". . Âyeti, ve konuya ait diğer âyetler, bir taraftan İslâm’ın cihanşümul bir din olduğunu ilân ederken bir taraftan da. Hz Peygamber ’in elçiliğinin, ve, dolayısıyla onun sünnetinin, yaşama tarzının evrensel boyut, ve karakterini ortaya koymaktadır. İslâm tebliğine muhâtap olan insanlar arasında çeşitli açılardan farklılıklar olacağı pek tabiîdir. Bu farklılıklara rağmen her insan veya topluluk, yatıp kalkmak, yiyip içmek, ağlayıp gülmek, alış veriş, hayır-hasenât yapmak, öğrenip öğretmek, hastalanıp tedâvî olmak gibi hayatın bütün hallerinde kendilerine örnek alacakları bir rehbere muhtaçtırlar. Bu ihtiyaç, rûhî, ve hissî alanlarda, ve ilişkilerde daha büyük boyutlardadır. İşte bütün toplum kesimlerinin bütün ihtiyaçlarını ferd, aile, millet, ümmet, ve insanlık seviyesinde, ve evrensel çerçevede karşılamak, şekillendirmek, örneklendirmek sünnetin sorumluluğu, ve özelliğidir. Allah Teâlâ ’nın Hz Peygamber ’i "EN GÜZEL ÖRNEK" diye tanıtması, onun hayatında bütün bu hayat şart, ve şekillerine göre İslâm çerçevesinde örnek alınabilecek ahenkli bir çeşitlilik, zenginlik, seyyâliyet, ve uygulanabilirlik bulunduğunu göstermektedir. Hz Peygamber ’in hayatını, ve ondaki çeşitliliği ashâb-ı kirâm, . "O bir peygamberdir, bizden farklıdır. Biz kendi işimize bakalım". yorumu ile değil, "Onun bütün hareketlerinin bize bakan bir yönü mutlaka bulunmaktadır. Biz onu örnek almalıyız". Yaklaşımı içinde algılamışlardır. Hz Peygamber ’in hayatını ciddiyet, ve insaf ile tedkik eden herkes neticede, . "tarih boyunca başka hiçbir kimsede toplanmamış, hayatın her yönünü etkileyen, şekillendiren üstün özelliklerin Resûl-i Ekrem’de bir arada görüldüğünü". itiraf etmek zorunda kalmıştır. Hz Peygamber ’in temiz bir geçmişe sahip olduğu, hem. Kur’ân-ı Kerîm ’in şehâdeti hem de Mekkelilerin kendisine. "EL-EMÎN" lakabını vermelerinden anlaşılmaktadır Peygamberliğine karşı çıktıkları zaman o kendisini. "DAHA ÖNCE YILLARCA ARALARINDA YAŞAMIŞ OLDUĞU". Nu hatırlatarak savunmuştur. Bu demektir ki, . Hz Peygamber ’in, peygamberlik öncesi hayatı bile örnek alınabilecek temizliktedir. Onun peygamberlik günleri, hemen hemen her safhasıyla gözler önündedir. Örnek alınacak şahsın pratik bir hayat sahibi olması fevkalâde önem taşımaktadır. Bu da örneğin, çok yönlü bir yaşayış deneyimine sahip olmasıyla mümkündür. Ümmet için. Hz Peygamber ’in yegâne örnek oluşu biraz da bu açıdan ele alınmalıdır. Zira Sünnet, Hz Peygamber’in, Allah’ın emirlerine uygun hareket etmek maksadıyla seçip yaşadığı hayat, gittiği yol demektir. Bir anlamda sünnet, son ilâhî kitap Kur’an’ın, . "SON Peygamber" , "ÂLEMLERE RAHMET" , "ÜSVE-İ HASENE" , "BÜYÜK AHLÂK SAHİBİ". , "MÜ’MİNLERE DÜŞKÜN, VE ONLARIN SIKINTIYA UĞRAMASI KENDİSİNE ÇOK AĞIR GELEN". bir Allah elçisi olarak. Rasûlullah tarafından evrensel plânda ortaya konmuş nebevî yorumudur. Bu sebeple de Kur’ân-ı Kerîm, beşerî, coğrafî, tarihî, sosyal, meslekî, ve ekonomik farklılıklarına rağmen bütün insanları. Rasûlullah ’ın sîretine, hayat modeline uymaya, onun izinden gitmeye, onun yoluna koyulmaya davet etmektedir. Çünkü onun sünneti, muhtelif toplum kesimlerinin hepsine birden örnek olabilecek zenginliktedir. Onun hayatı, canlı Kur’an niteliğiyle insan hayatına tam bir uygulama örneği, ve ışığıdır. Herkes onda örnek alabilecek bir yön bulabilir Sünneti bu bütünlük, zenginlik, ve evrensellik içinde düşünmemek, . Hz Peygamber ’i, ve onun şekillendirdiği İslâm hayatını kavramakta, ve tabiatıyla. Rasûlullah ’ı anlamakta çekilen güçlüklerin, ve düşülen yanlışların gerçek sebebidir. Konuya ait bütün olumsuz, ve temelsiz düşünce, ve beyânların düzeltilebilmesi, sünneti evrensel boyut, ve bütünlüğü içinde algılayabilmeye bağlıdır. Hz Peygamber ’in sünnetinin evrensel boyutta uygulanabilir bir bütünlüğe, ve esnekliğe sahip olduğunu gösteren ashâb-ı kirâma ait bir kaç tesbiti şöylece sıralayabiliriz:. YAPILABİLECEKLERİ EMREDERDİ:. Hz. Âişe anlatıyor: "Rasûlullah sallallahu aleyhi, ve sellem ashabına emrettiği zaman, daima kolaylıkla üstesinden gelebilecekleri amelleri emrederdi.". [12]. ÜMMETİNİ DÜŞÜNÜRDÜ: İbn Abbâs (r.a.) , Hz Peygamber ’in, ‏لَوْلَا أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي لَأَمَرْتُهُمْ أَنْ يُصَلُّوهَا هَكَذَا. "Ümmetimi meşakkate sokacağından endişe etmeseydim, yatsı namazını geç saatlerde kılmalarını emrederdim". buyurduğunu; [13] Ebû Hüreyre de (r.a.) , "Ümmetime zor geleceğinden endişe etmeseydim, onlara her abdest alırken misvak kullanmalarını emrederdim". buyurduğunu [14] haber vermektedirler. Yine Ebû Hüreyre (r.a.) ’ın bildirdiğine göre. Hz Peygamber "Sizi bir şeyden menettiğim zaman ondan kesinlikle kaçının. Bir şey emrettiğimde ise, onu gücünüz yettiğince yerine getirin". [15] buyurmuştur. Rasûl-i Ekrem Efendimiz. gösterdiği yolda, dinî gayretle de olsa, aşırı davranılmasını aslâ tasvip etmemiştir. "Bazılarına ne oluyor ki, benim yaptığım bir şeyi yapmaktan çekiniyorlar Allah’a yemin ederim ki, içlerinde Allah’ı en iyi tanıyan, ve O’ndan en çok korkan benim". [16] buyurarak kendisinden daha ileri bir Müslüman olma imkânının bulunmadığını dile getirmiştir. "Yapılabilecekleri emretmiş". olmasına rağmen, onun emirlerini önemsemeyerek karşı çıkanları da aslâ hoş karşılamamıştır. Seleme İbni Ekvâ anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) Sol eliyle yemek yiyen.

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Mükerrem ve mükemmel Bir varlık olarak yaratmıştır?

Yüce yaratıcı insanoğlunu. mükerrem ve mükemmel Bir varlık olarak yaratmıştır. Fakat bu mükemmelliğine rağmen insan, ilâhî hitâba doğrudan muhâtap olacak yapıya sahip değildir. Bu sebeple dünyada insan hayatının başladığı günden beri, . Allah Teâlâ , onların arasından seçtiği. “Nebî” veya “Resûl” denilen peygamberleri kendisiyle kulları arasındaki irtibâtı kurmak, ve açıklamakla görevlendirmiştir. Bütün peygamberler, . Allah ’ın emir, ve nehiylerini O’nun kullarına ulaştırmak, ve onlara doğru yolu göstermekle görevlendirilmiş hidâyet elçileridir Peygamberler bu kutsal elçilik görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çalışmışlardır. Bizim Peygamberimiz. Hz Muhammed Mustafa. (s.a.v.) de ümmetine Allah Teâlâ ’nın istediği şekilde yaşamaları için gerekli bilgileri uygulamalı olarak vermiştir. Her Peyg, gibi bizim peygamberimizin de iki temel görevi vardı:. TEBLİĞ ve BEYÂN .

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Sünnet , Kur’an ile birlikte hemen onun yanıbaşında birinci dereceden bir görev üstlenmiş bulunmakta mıdır?

Hayatın ilâhî irâde doğrultusunda şekillenmesi konusunda. Sünnet , Kur’an ile birlikte hemen onun yanıbaşında birinci dereceden bir görev üstlenmiş bulunmaktadır. Bunun böyle olduğunu hem Peygamber’e itaatı emreden. Kur’ân-ı Kerîm , hem de Hz Peygamber ’in bizzat kendisi ifade, ve ilân etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm ’de şöyle buyurulmaktadır:. وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا. “Peygamber size ne verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da kaçının!”. . قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ. “De ki: Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin, ve günahlarınızı bağışlasın.”. [Âl-i İmrân: (3), 31]. لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً. “Allah’a, ve kıyamet gününe kavuşacağını uman sizler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.”. . فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ اْلآخِرِ. “Allah’a, ve ahiret gününe inanıyorsanız, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allah’a, ve Resûlü’ne arz ediniz!”. . فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا. “Hayır Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip verdiğin hükmü, içlerinde hiç bir sıkıntı duymadan kabul edip teslim olmadıkları sürece tam mü’min olamazlar.”. . وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ. “Gerçekten sen, doğru yola, Allah’ın yoluna çağırıyorsun.”. [Şûra sûresi (42), 52]. فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ. “Peygamber’in emrine muhâlefet edenler, fitneye ya da can yakıcı bir azaba uğramaktan çekinsinler.”. . مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ. “Kim Peygamber’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.”. .

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Bid’at ise, İslâm kültürüne ters düşen, onda yeri olmayan, ve, fakat ondanmış gibi görülmeye, ve gösterilmeye çalışılan yabancı unsur demek midir?

Sünnet , en kısa, ve genel anlatımıyla “. İslâm kültürü” demektir. Bid’at ise, İslâm kültürüne ters düşen, onda yeri olmayan, ve, fakat ondanmış gibi görülmeye, ve gösterilmeye çalışılan yabancı unsur demektir.

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Sünnetin Teşrî’ Görevi Hakkında Örnekler Nelerdir?

Muhassıs, bir taraftan genel olan nassın hükmünü, o hükme dâhil olanların bir kısmıyla sınırlarken, diğer yandan da o genel nassın kapsamından çıkarılanların hükmünü tek başına beyân etmiş olur. Meselâ “Bunların dışında kalanlar size helâl kılındı”. . âyetinden sonra Rasûlullah (s.a.v.) “Kadının, halası ile aynı nikah altında birleştirilmesi haram olur. Nesep yoluyla haram olan, süt emme yoluyla da haram olur”. [8] buyurmuştur. Bu şu demektir: Âyetteki. “bunların dışında kalanlar”. Ifadesinden maksat, dışda kalanların hepsi değil, bazılarıdır. Bu durumda âyet bu bazılarının helâlliğine delâlet etmiş, fakat hüküm dışında kalanların hükmünü açıklamamış olur. Rasûlullah ’ın beyânı muhassıs olarak hem bu bazı fertlerin o genel hükmün dışında olduklarını, hem de hüküm dışına çıkarılmış olanların haramlığını açıklamış olur. Yani muhassıs hem âyetin hükmünü açıklar, hem de âyetin sükût ettiği noktanın hükmünü tek başına (müstakillen) ortaya koyar.

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Sünnetin Teşrî’ Görevi Hakkında Fıkıh Kitaplarında Örnekler Nelerdir?

O halde yukarıdaki esas, ve açıklamalar çerçevesinde sünnetin müstakillen teşri kaynağı olduğu açıklık kazanmaktadır. Fıkıh kitaplarında görülen. “Bu konunun meşrûiyeti sünnetle sâbittir”. ifadeleri de sünnetin müstakil teşri kaynağı kabul edildiğini gösterir. Meselâ, mest üzerine mesh etmek, yağmur duası, ve namazı, şüf’a, lukata, içki içene verilecek ceza bu tür konulardandır.

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Nebî (s.a.v.)’nin Hükümlerin Tebliği Konusunda Özellikleri Nelerdir?

Burada şu hususa da dikkat edilmelidir. Nebî (s.a.v.) , herhangi bir hükmün tebliği konusunda hataya düşmekten korunmuştur. Bu hüküm ister vahy-i metlüv isterse vahy-i gayr-i metlüv ile indirilmiş olsun; ister müstakil hüküm koyucu, ister beyan edici veya isterse teyid edici olsun, hatadan korunmuşluk açısından farketmemektedir. Hatta şeriatın tamamı vahy-i gayr-i metlüv şeklinde, yani sünnet olarak gönderilmiş olsaydı bile, o yine hataya düşmekten korunur, tebliği de bağlayıcı olurdu. Nitekim Peygamber olarak gönderilmenin şartları arasında kendisine mutlaka bir kitab indirilme kaydı bulunmamaktadır. Öte yandan. Allah Teâlâ ’nın, peygamberine kitabında indirmediği bir hükmü tebliğ etmesini emretmesine mâni herhangi bir hal de söz konusu değildir. Zira. “Allah yaptıklarından kimseye hesap verecek değildir.”. .

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Hz Peygamber’in sünneti neden evrenseldir?

Hz Peygamber ’in sünnetinin, evrensel karakteri, onun ashâb-ı kirâm tarafından değiştirilmesine mâni olmuştur. Nitekim. Hz. Âişe: “Eğer kadınların yeni yeni icad ettikleri halleri Resûlullah görseydi, -İsrailoğullarının kadınlarının men olunduğu gibi- onları mescidlere gitmekten menederdi”. [22] demekle beraber, böyle bir yasaklama yoluna ne kendisi gidiyor, ne de halifelerden böyle bir yasak getirmelerini istiyordu. Çünkü. “Allah’ın Hanım kullarını, Allah’ın mescidlerinden men etmeyiniz!”. [23] hadîs-i şerîfi ona bu yetkiyi vermiyordu. Sünneti evrensel bütünlüğü içinde düşünmek, ve onu her hareketimizde çıkış noktası olarak benimsemek, kendi içimizde tatmin edici bir yoruma kavuşturamadığımız sünnet verilerini hemencecik reddedivermekten bizi kurtaracaktır. Hatta onların da geçerli olacağı yöre, ve dönemlerin bulunabileceği fikrine, ve rahatlığına ulaştıracaktır. Bu ise İslâm kültürü olduğunu belirttiğimiz sünnete dair hiçbir bilgi, ve belgenin zâyi olmamasını gerektirir. Hz Peygamber bütün hayatı boyunca, söz, ve davranışları ile. Kur’an ’da bildirilen hakikatların izahını yapmıştır. Bu sebeple. Zührî ’nin dediği gibi:. "Peygamberlik, Allah vergisidir. Rasûl’e tebliğ, bize de teslimiyet düşmektedir." [24] Netice itibâriyle bir kere daha vurgulamamız gerekirse, sünnetin temel özelliğini gerçekçilik, evrensellik, ve esneklik, yani uygulanabilirlik olarak tesbit etmemiz mümkündür. Aslında bunlar, bizzat İslâm’ın temel özellikleridir.

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Sünnetin korunmuşluğunu nasıl açıklar?

Sünnetin tamamı ümmet tarafından korunmuştur. Tek tek fertler ele alındığı zaman, elbette onların bütün sünneti ihata edemedikleri görülürse de, ümmetin bütünü ele alındığı zaman sünnettten hiçbir şeyin kayıp olmadığı anlaşılacaktır. Tıpkı herhangi bir dili, bir dil âliminin bütünüyle bilmesi mümkün olmasa bile, o dili konuşan milletin o dilin bütün kelimelerini bilmesinin pek normal olduğu gibi. Hatta. İmam Mâlik ’e, devrin halifesi, . Muvatta ’ı yegâne hadis kitabı olarak ilân etme teklifini iletince, büyük. İmam "Bizim muttali olmadığımıza başkaları muttalî olmuş olabilir". diyerek karşı çıkmış, sünneti, ümmetin bütünü çerçevesinde düşünmek gerektiğini hatırlatmıştır. Yani fert olarak bilgileri sınırlı da olsa âlimlerin tümü, sünnetin tümünü ihâta etmişlerdir. Bu da. Sünnetin korunmuşluğunu gösterir.

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Sünnetin kurtarıcılığı nedir?

Sünnetten yararlanabilmek için her şeyden önce onun. «EN GÜZEL ÖRNEK» olduğuna, yaşanabilirliğine, insan özüne, ve ihtiyaçlarına en üst seviyeden cevaplar, ve alternatifler getirdiğine inanmak gerekir. Sonra da bu inanca dayalı olarak sünneti kendi özellikleri içinde iyi tanımak lâzımdır. Zira. Hz Peygamber âlemlere rahmet, ve hidâyet rehberi olarak gönderilmiştir. Onun sünneti, hidâyette olabilmenin çarelerini göstermektedir Sünnetin kurtarıcılığından şüphe etmek. Hz Peygamber ’in risâletine karşı çıkmak anlamına gelir. Nitekim. Abdullah İbni Mes’ûd. bir defasında "Nebinizin sünnetini terkettiniz mi saptınız gitti demektir". tenbihinde bulunmuştur. وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ. "Gerçekten sen doğru yola çağırıyorsun". . وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا. "Eğer o peygambere itaat ederseniz doğru yolu bulmuş olursunuz". âyetleri, sünnetin kurtarıcılığını ortaya koyan Kur’ânî delillerdendir. Hz Peygamber de muhtelif hadîs-i şerîflerinde bir yandan kendi konumunu anlatırken bir yandan da ümmetin kurtuluşuna olan katkısını açıkca gözler önüne sermiştir. Ateşe düşmeye çalışan kelebek, ve pervâneleri kovalamaya çalışan kişi durumunda olduğunu hatırlatarak. "Ben sizi bel bağınızdan tutmuş ateşe düşmekten kurtarmaya çalışıyorum; siz ise, elimden kurtulup ateşe girmeye çalışıyorsunuz". buyurmuştur. O kendisinin ümmet için kurtuluş vesilesi olduğunu daha başka hadislerinde de yine böyle temsillerle açıklamıştır. Kendisini, düşmanı görüp koşarak gelen, ve milletini uyaran bir haberciye benzettiği hadis de bu hususta tam bir kanaat verecek açıklıktadır:. "Benim, ve Allah’ın benimle gönderdiği İslâm’ın durumu, bir topluluğa gelip şöyle diyen kişinin durumuna benzer:.

— Ey Milletim, gerçekten ben, üzerinize gelmekte olan bir orduyu gözlerimle gördüm. Ben, size bu tehlikeyi bildiren apaçık bir haberciyim. Binaenaleyh canınızı kurtarmaya bakın!

Bu sözler üzerine ahâlinin bir kısmı ona itaat etti, ve akşamdan yola çıkarak tabiî bir yürüyüşle bulundukları yeri terkedip gittiler, kurtuldular. Bir kısmı da onu yalanladı, yerlerinde kaldılar. Ordu onlara sabaha karşı baskın verdi, ve hepsinin kökünü kazıdı. İşte bu hal, bana itaat, getirdiklerime ittiba edenler ile bana isyan, ve Hak’tan getirdiklerimi yalanlayan kimselerin durumunun ta kendisidir.". [25].

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Kur’an ve Sünnet arasında nasıl bir ilişki vardır?

İmâm Şâfiî (rh.a.) söyle der:

وَقَالَ الْإِمَامُ الشَّافِعِيُّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ؛ جَمِيعُ مَا تَقُولُهُ، الْأُمَّةُ شَرْحٌ لِلسُّنَّةِ وَجَمِيعُ السُّنَّةِ شَرْحٌ لِلْقُرْآنِ. "Ümmetin ulemâsının (din adına) söylemiş olduğu şeylerin tamamı sünnetin şerhidir (ulemânın sözleri sünneti şerh eder). Sünnetin tamamı da Kur’ân’ın şerhidir. (Hz Peygamber’in verdiği bütün hükümler, onun Kur’ân’dan anladığıdır.)" [52]

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Sünnetin kesin bir delil oluşu neden önemlidir?

Şunu iyi biliniz ki hadis usûlü ilminde belirtilen şartları taşıyan (hadis otoriteleri tarafından sıhhatin şartı olarak kabul edilen) gerek sözlü gerek fiilî sünnetlerin hüccet, ve delil olduğunu inkâr eden kişi, küfre düşer, ve İslâm dâiresinden çıkar. Böylesi kimseler Yahudiler, Hristiyanlar veya kâfir fırkalardan Allah’ın dilediği kimselerle birlikte haşredilir.

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Sünnetin delil olması neden önemlidir?

Sünnetin kesin bir delil oluşu sâbit olmasaydı, Rasûlullah (s.a.v.) vedâ hutbesinde orada bulunanlara dinî hususları öğrettikten sonra şöyle buyurmazdı:. «Dikkat edin! Burada hazır bulunanlar, öğrendiklerini burada hazır bulunmayanlara ulaştırsın. Çünkü kendisine bilgi nakledilen nice kimseler vardır ki, o bilgiyi nakleden daha kavrayışlıdır!»

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Kur’ân okunurken zikreden zâkire hamletme neden emredilmiştir?

Kur’ân okunurken zikreden zâkire hamletme, Kur’ân’a tâzim için emredilmiştir. Bu, "Kur’ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun" (A’râf, 7/204) âyetine bitişik (hemen sonra) olarak bu âyetin gelmiş olması da bu görüşü kuvvetlendirmektedir. Bu âyet, yüce Allah ’ın "(Allah’tan) gâfil olanlardan olma" (A’râf, 205) sözüyle son bulmuştur.

Kaynak: Netîcetü’l-Fikr fi’l-Cehri bi’z-Zikr | İmâm Süyûtî

Rasûlullah (s.a.v.)’ın gece namazı kılarken Kur’ân’ı sesli okuması neden önemlidir?

Rasûlullah (s.a.v.)’ın gece namazı kılarken Kur’ân’ı sesli okuması, meleklerin onun namazı ile namaz kılarlar ve okuyuşunu dinlerler, havada bulunan mümin cinlerin de onun namazı ile namaz kılarlar ve Kur’ân okuyuşunu dinlerler, ve o zatın Kur’ân’ı sesli okuyuşu sebebiyle evinden, ve çevresindeki evlerden cinlerin fâsık olanları ile aşırı azgın şeytanları uzaklaştırır.

Kaynak: Netîcetü’l-Fikr fi’l-Cehri bi’z-Zikr | İmâm Süyûtî

Tekfir ile ilgili âyetler nelerdir?

Allah-û Teâlâ (c.c.) Kur’ân-ı Kerîm ‘de şöyle buyuruyor: وَأَطِيعُوا اللهَ وَرَسُولَهُ وَلا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللهَ مَعَ الصَّابِرِينَ. “Allah’a, ve Resûlü’ne itaat edin, ve çekişip birbirinize düşmeyin! Sonra korkuya kapılıp zaafa düşersiniz, rüzgârınız (kuvvetiniz) gider. Sabredin, şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” . Başka bir âyette: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَآءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَأَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذالِكَ يُبَيِّنُ اللهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ. “Hepiniz Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı sarılınız, ve birbirinizden ayrılmayınız! Allah-u Teâlâ’nın üzerinizdeki nimetini hatırlayınız: Hani siz birbirinize düşman idiniz de, Allah kalplerinizi ısındırmış, ve O’nun ni¬meti sebebiyle kardeşler oluvermiştiniz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oraya düşmekten de sizi O kurtarmıştı. Allah size âyetlerini böylece açıklıyor, ta ki doğru yola eresiniz.” [Âl-i İmrân, 3/103] [İslâm’dan önce Arabistan’da insan hayatının hiç değeri kalmamıştı. En ufak sebeple insanlar vicdansızca öldürülüyordu. Kabîle savaşlarının, kan dâvalarının sonu gelmiyordu. Meselâ Medine’deki Evs, ve Hazrec kabileleri 120 yıldan beri sürekli savaş halinde idiler. İslâm sayesinde birbirlerinin kardeşi oldular.] Başka bir ayette: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللهِ فَتَبَيَّنُوا وَلا تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذَلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللهُ عَلَيْكُmْ فَتَبَيَّنُوا إِنَّ اللهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا. “Ey imân edenler! Allah-u Teâlâ’nın yolunda savaşa çıktığınız za-man iyi anlayıp dinleyiniz. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının fani metaını arayarak sen mü’min değilsin demeyiniz.”

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Tekfir ile ilgili hadisler nelerdir?

Cerîr (r.a.) ’dan şöyle rivayet edildi: Rasûlullah (s.a.v.) , beni Yemen ’e İslâm’a davet için gönderdi. Kabul etmedikleri takdirde onlarla savaşmamı emretti ve: "Eğer Lâ ilâhe illallah derlerse, onların malları, ve kanı artık bana haram olur" dedi. [4]. Câbir (r.a.) ’den, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim ‘Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Rasûlullah’ derse, kanı bana haram olur, üç şey hariç: dinini terkeden, zina eden evli, ve haksız yere birini öldüren." [5]. Câbir (r.a.) ’den Rasûlullah (s.a.v.) ’in yanına bir adam geldi ve: Benim münâfık bir komşum vardır, şöyle şöyle yapıyor dedi. Rasûletullah (s.a.v.) : "La ilahe illallah diyor mu?" dedi. Adam: "Evet" dedi. Rasûlullah : "İşte o kimseleri öldürmekten nehyedildim." [6] إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفِهِمَا فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِى النَّارِ “İki Müslüman kılıçlarıyla birbirlerinin üzerine yürürlerse, öldüren de, ölen de ateştedir!” (Bu söz üzerine Rasûl-i Ekrem’e): "Ey Allah’ın Rasûlü! Katili anladık, ama maktul niye ateşte?" diye sorulmuştu. "Çünkü o da kardeşini öldürme hırsı taşıyordu!" buyurdu. [7] "Kim Müslüman kardeşine «KÂFİR!» derse, muhakkak ki o kelime, ikisinden birine döner. Kendisine kâfir denilen adam, gerçekten kâfir ise, söz onadır. Eğer kâfir değilse, küfür söyleyenin üzerine döner." [8] “Müslüman’ı kötülemek, ve sövmek fâsıklık, onunla savaşmak küfürdür.” [9].

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Ahzâb Suresi’nin ilk ayeti nedir?

Cenâb-ı Hakk Ahzâb Suresi’nin başında “Rahman, ve Rahim olan Allah’ın adıyla.” Ayet 1: Ey Peygamber, ey Nebi Allah’tan kork, ve kafirlere, münafıklara uyma; muhakkak ki Allah alim, hâkim olandır.

Kaynak: Ahzâb Suresi Tefsiri -12 Ocak 2023

Allah’ın Peygamber’e verdiği emirler nelerdir?

Allah’ın Peygamber’e verdiği emirler şunlardır: Allah’tan kork, kafirlere, ve münafıklara uyma; Rabbinden sana vahyolunana uy. Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdar olandır. Allah’a tevekkül et vekil olarak Allah yeter.

Kaynak: Ahzâb Suresi Tefsiri -12 Ocak 2023

Münafık kimdir?

Münafık, Allah’a inandık derler senin yanında, sonra senin yanından ayrıldıktan sonra bizim tanrılarımız iyidir derler. Münafık akaitte, inançta münafık; amelde değil. Bu inançta mün, İslâm’ın kuvvetli olduğu zamanlarda veya İslami partiymiş gibi görünen bir kısım siyasi oluşumlar hükümet idare etmeye başladığında mantar gibi biterler.

Kaynak: Ahzâb Suresi Tefsiri -12 Ocak 2023

Allah Resulü sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretleri kafirlere uymadı mı?

Allah Resulü sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretleri kıyafet olarak da yeme içme adabı olarak da ev adabı olarak da hiç kafirlere uymadı. Kafirlerle bizi ayırt eden sarık, dedi. Bedir’de sarığı sardı, kafirlerle Müslümanları ayırt eden bir işaret oldu veyahut da kafirlere benzeyen, kafirlerin kıyafetlerine benzeyen kıyafetler giymedi.

Kaynak: Ahzâb Suresi Tefsiri -12 Ocak 2023

Ahzâb Suresi’nin tefsirinde neden bazı ayetler üzerinde durulmamıştır?

Bazı ayeti-i kerimeler vardır, bunların üzerinde çok durulmaz, hele bizim ülkemizde daha az durulur, o yüzden bu ayeti-i kerimeler bizi üzerinde durulmayan konulara sevk ediyor.

Kaynak: Ahzâb Suresi Tefsiri -12 Ocak 2023

Allah’ın Peygamber’e verdiği emirlerin ümmet-i Muhammed’e nasıl geçtiğini anlatır mı?

Ey ümmet-i Muhammed! Anneleriniz, babalarınız, eşleriniz, çocuklarınız, mallarınız, rahat yataklarınız, lüks evleriniz, lüks arabalarınız, kazandığınız yüksek debili paralarınız sizin ilahınız olmasın. Sizin önünüze perde olmasın, sizin önünüzde engel olmasın. Geldiğiniz makamlar, dünyevi makamlar, geldiğiniz, oturduğunuz koltuklar… Sana şeyh diyecekler, sana mürşid diyecekler, sana hoca diyecekler, sana zakir diyecekler, seni sevecekler, seni el üstünde tutacaklar, sen yeter ki onların suyundan git, onların yolundan git.

Kaynak: Ahzâb Suresi Tefsiri -12 Ocak 2023

Allah’ın Peygamber’e verdiği emirlerin önemini vurgulayan metin ne anlatır?

Allah’ın Peygamber’e verdiği emirlerin önemini vurgulayan metin, Peygamber’e “Allah’tan kork, kafirlere, ve münafıklara uyma” diye emir verdiğini ve bu emirlerin ümmet-i Muhammed’e nasıl geçtiğini anlatır. Bu emirlerin, Peygamber’in en yücesi sevgide, merhamette, afta, ademiyette mahlukatın en yücesi olduğunu ifade etmesini de içerir.

Kaynak: Ahzâb Suresi Tefsiri -12 Ocak 2023

Ahzâb Suresi’nin tefsirinde neden bazı konulara dikkat çekilmektedir?

Ahzâb Suresi’nin tefsirinde bazı konulara dikkat çekilmektedir çünkü bu ayetler, Peygamber’e verilen emirlerin önemini vurgular ve bu emirlerin ümmet-i Muhammed’e nasıl geçtiğini anlatır. Ayrıca, bu ayetlerin bazıları, münafıkların ve kafirlerin davranışlarını eleştirmektedir.

Kaynak: Ahzâb Suresi Tefsiri -12 Ocak 2023

Allah’ın Peygamber’e verdiği emirlerin ümmet-i Muhammed’e nasıl geçtiğini anlatan metin ne anlatır?

Allah’ın Peygamber’e verdiği emirlerin ümmet-i Muhammed’e nasıl geçtiğini anlatan metin, Peygamber’e “Allah’tan kork, kafirlere, ve münafıklara uyma” diye emir verdiğini ve bu emirlerin ümmet-i Muhammed’e nasıl geçtiğini anlatır. Bu emirlerin, Peygamber’in en yücesi sevgide, merhamette, afta, ademiyette mahlukatın en yücesi olduğunu ifade etmesini de içerir.

Kaynak: Ahzâb Suresi Tefsiri -12 Ocak 2023

Dînin ayakta durması ne ile sağlanır?

Dînin ayakta durması Kitap, ve sünnet ile sağlanır.

Kaynak: KÜFÜR SİSTEMİNDE OY KULLANMAK ve GÖREV ALMAK CÂİZ MİDİR?

Ölünün arkasından Kur’ân okumak câiz midir?

İbnü’l-Hümâm (Rh.a.) «Feth’inin Cenazeler Kitabı».Nda şöyle demektedir: “(Hanefî) âlimlerimizin çoğu, .«Kitabu’l-Eymân»ın ‘vurmakla yemin etmek’. bâbında, açıkça, ‘bir kişiyle konuşmayacağına’.dâir yemin eden kimse, onunla öldüğünde konuşsa, yemini bozulmaz; çünkü bu yemin, adamın anlaması hâlindeki konuşmasıyla gerçekleşir; ölü ise böyle değildir” Bu görüş, söylenen sözü kabirdeki ölünün işittiğine dair yapılan yeminin geçerli olmayacağı münasebetiyle söylenmiştir. Mesela buna dair nikâh üzerine yemin edilse, kadın boş olur. Meselenin aslı şöyledir; Fıkıhta yeminler örf esasına dayalıdır. Örfte ise.“işitmek”gereğinin yapılabileceği, ve karşılığı verilebilecek duymalara denir. Hâlbuki kabirdeki işiten ölüler cevap veremez, ve işittiklerinin gereğini muhataplarına yapa­mazlar. Yoksa bu sözden.“onlar hiç bir şekilde işitemezler”.manası çık­maz. Nitekim bu hususu Hanefî müctehid, ve imâmlarından muhakkık.Kemaleddin b. Hümâm, «Fethu’l-Kadîr»isimli eserinde açıklamıştır.[35]. İbnü’l-Hümâmın bahsettiği yemin meselesine şöyle (de) cevab verilir: Yeminler örf üzerine kurulmuştur.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Ölünün evvelâ kendisini taşıyanları, ikinci olarak ta kendisini götürmelerini hissettiğini, ve işinin ne ile, hayırla mı şerle mi netiçereceğini tam bir bilgiyle bilmesinin var olduğunu ifade eden delillerden biri nedir?

İmâm Buhârî ’nin, Ebû Saîd el-Hudrî ’den (R.a.) rivayeti şöyledir:. Rasûlullâh (S.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular:. “Cenaze (tabuta) konulup ta adamlar onu omuzlarına aldıkları zaman, eğer cenaze sâlih biri ise şöyle der:. ‘Beni acele acele götürün, yerime ulaştırın!’. Şâyet sâlih biri değilse, şöyle der:. ‘Yazıklar olsun size! Onu (cesedimi) nereye götürüyorsunuz?’.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Hz Peygamber (S.a.v.) Bedir Günü, savaştan sonra, Kureyş’in ileri gelenlerinden savaşta ölen yirmi dört kişinin cesetlerinin bir araya gömülmesini emretti. Bu olayla ilgili bir rivayet var mı?

Ömer b. El-Hattâb , İbn Ömer ve Ebû Talhâ (R.anhum) gibi ondan fazla Sahâbe’den nakledildiğine göre, . Hz Peygamber (S.a.v.) , Bedir Savaşı’ndan sonra müşrik ölülerine hitaben şöyle seslenmiştir:. … فجعل ينادى باسمائهم واسماء آبائهم وقد جيفوا: يا ابا جهل بن هشام ويا عتبة بن ربيعة ويا شيبة بن ربيعة ويا وليد بن عتبة! أيسركم انكم اطعتم الله ورسوله؟ فانا قد وجدنا ما وعدنا ربنا حقا، فهل وجدتم ما وعدكم ربكم حقا؟

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Nebî (S.a.v.) ’in “Onlar şu anda işitiyorlar”. hadisi, Allah Teâlâ ’nın “Sen ölülere işittiremezsin”. âyetine zıt mıdır?

Nebî (S.a.v.) ’in “Onlar şu anda işitiyorlar”. hadisi, Allah Teâlâ ’nın “Sen ölülere işittiremezsin”. âyetine zıt değildir. Zîrâ işittirmek, işitirenden sesi kulağa ulaştırmaktır. O zaman. Nebî (S.a.v.) ’in sesini onlara ulaştırmakla onlara işittiren, . Allah ’dır (C.c.) , Nebî (S.a.v.) değildir. Böylece âyet ile hadis arasını te’lif etmek (uzlaştırmak) hâsıl olmuştur.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Âişe (R.anhâ) ’nın, “Nebî (S.a.v.) sadece ‘onlar elbette biliyorlar’ dedi”. şeklindeki cevabına gelince, bu ifade “işitiyorlar” rivayetine zıt mıdır?

Şayet onu. Nebî (S.a.v.) ’den veya -O, kıssaya şahit olmadığı için- başkasından işittiyse, bu (. “onlar elbette biliyorlar”. sözü), “işitiyorlar” rivayetine zıt değildir. Çünkü bilmek (daha önce de söylediğimiz gibi), işitmeye mani değildir. Tam aksine onu kuvvetlendirir. Zîrâ konuşulan kimse­nin (kendine söyleneni) bilmesi, âdette/insanlar arasında olagelene göre, ancak işitmesiyle olur.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

İki âyette geçen ‘ölüler’ ve ‘kabirde olan kimseler’ den anlatılmak istenen nedir?

İki âyette geçen ‘ölüler’ ve ‘kabirde olan kimseler’ Den anlatılmak istenen, onların vaazları işitmekten tesirlenmemeleri cihetiyle kalbleri ölmüş kimseler olmaları itibarıyla mecazen kâfirler olmasıdır. Onların ev­leri şu ölü kalblerinin bulunduğu cesedleridir. Cesetleri sanki onların ka­birleridir. Bu (te’vîl), sözün hakîkî manasına bakmaksızın olur. Kâfirlerin işitmemesinden murad edilen, . -iki âyetin de kâfirlerin imana davet edil­meleri, ve buna icabet etmemeleri hakkında inmiş olduğu deliliyle-. hakkı kabûl etmemeleridir.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Âişe (R.anhâ) , yanında birçok Sahabînin rivayetin­den bir haberin sabit olması sebebiyle görüşünden vaz geçti, ve onlara mu­vafık rivayette bulundu. Bu durumun delili nedir?

Belki de Âişe (R.anhâ) , yanında birçok Sahabînin rivayetin­den bir haberin sabit olması sebebiyle görüşünden vaz geçti, ve onlara mu­vafık rivayette bulundu. Onun inkârının özü de Bedir savaş’ında hazır ol­maması­dır.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

İbn Teymiyye , «Kitabü’l-İntisar-fi’l-İmâm-ı Ahmed». kitabında, Bedir’de, çukura doldurulan kâfirlerin işitmelerine Hz. Âişe’nin inanmaması, onun için suç olmaz. Fakat başka­larının inanmaması suç olur. Bu ifadeyi kim söylüyor?

İbn Teymiyye ; ölülerin görebilmesi ile alakalı. Âişe (R.anhâ) Ve diğer Sahâbelerden birçok rivâyet gelmektedir Allah’ın dilediği zamanlarda da ruh beden ile biraraya geldiğinde, tıpkı bir meleğin yeryüzüne inmesi, birden bir ışığın parlaması ya da uyuyan bir kimsenin bir anda uyanması gibi, bir anlık bir olaydır. Bu mana birçok rivâyette nakledilmek­tedir.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Allah Rasûlü (S.a.v.) , kabirleri ziyaret ettiği zaman, şu duayı okurdu. Bu dua ne anlama gelir?

Allah Rasûlü (S.a.v.) , kabirleri ziyaret ettiği zaman, şu duayı okurdu:. “Esselâmu aleyküm ehle’d-diyâri mine’l-mü’minine vel müslimin. Ve innâ inşâAllah le lâhikûn. Es’elullâhe lenâ, ve lekümü’l-âfiyeh.”. Anlamı: “Ey mü’minlerin, ve Müslümanların diyarı! Allah’ın selâmı üzerinize olsun Allah dilerse, muhakkak biz de sizin yanınıza geleceğiz Allah’dan bizlere, ve sizlere âfiyet dilerim.”.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Ölenlerin konuştuklarını bir çoklarının işitildiği sâbit olmuştur. Onlar­dan biri de. Rib’î b. Hirâş ‘dır. Bu rivayetin içeriği nedir?

Ölenlerin konuştuklarını bir çoklarının işitildiği sâbit olmuştur. Onlar­dan biri de. Rib’î b. Hirâş ‘dır. Birçok kişinin [25] açıkça ifâde ettiğine göre bu zat öldükten sonra konuşmuştur.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

İbn Teymiyye; ölülerin görebilmesi ile alakalı. Âişe (R.anhâ) Ve diğer Sahâbelerden birçok rivâyet gelmektedir. Bu rivâyetlerin içeriği nedir?

İbn Teymiyye; ölülerin görebilmesi ile alakalı. Âişe (R.anhâ) Ve diğer Sahâbelerden birçok rivâyet gelmektedir Allah’ın dilediği zamanlarda da ruh beden ile biraraya geldiğinde, tıpkı bir meleğin yeryüzüne inmesi, birden bir ışığın parlaması ya da uyuyan bir kimsenin bir anda uyanması gibi, bir anlık bir olaydır. Bu mana birçok rivâyette nakledilmek­tedir.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Hazreti Âişe, kabirdeki ölüye selâm verdiğini rivâyet etmiş midir?

Hazreti Âişe ’den (R.anhâ) rivâyet edilen bir hadiste, . Pey­gamberimiz (S.a.v.) şöyle buyuruyor:. "Bir adam kardeşinin kabrini ziyâret edip yanına oturduğunda, o kendisini tanıyarak sevinir, verdiği selâma karşılık verir. Bu hal kalkıncaya kadar devam eder." [41]

İbn Abdi’l-Berr (v. 463/1071), «et-Temhid» ve «el-İstizkâr» (isimli iki ki­ta­bında), . İbn Abbâs ’ın (R.anhumâ) şöyle dediğini rivâyet etmiştir:. "Kim, dünyada tanıdığı bir kardeşinin kabrine uğrar da ona selâm ve­rirse, mutlaka onu tanır, ve ona ‘Aleykümü’s Selâm’ der.".

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

İbnü’l-Kayyim, ölülerin işitmediğini savunanlara karşı ne demiştir?

İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye. diyor ki:

"Kabir azabı, ve nimetiyle ilgili geçen hadisler, ve kabir ehline selâm vermek, onlarla konuşmak, ve ölülerin ziyaretçilerini bilmesi ile ilgili geçen bütün hadisler, İbn Abdi’l-Berr’in mütevatir kabul ettiği hadislerdir" [44] demiştir.

İbnü’l-Kayyim «Kitâbü’r-Rûh» (60-70 arası)unda, bu meseleyi uzun uzun anlattı. Sıhhatine dair çok deliller, sözler ileri sürdü, ve nihayet şöyle dedi: Bu meselede, ölülere selam vereni ziyaretçi diye isimlendirmek sahih olmazdı. Çünkü ziyaret olunan, kendini ziyaret edeni bilmezse. ”Onu ziyaret etti” denmesi doğru olmazdı. Bütün insanlarda ziyaretten anlaşılan mana budur. Yine onlara. “Ölülere” selam vermek de böyledir, (delil olarak yeter). Çünkü anlamayan bi­rine selam vermek, ve o kişinin de selam vereni bilmemesi muhaldir.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Hz Ömer, ölü bir gence seslenmiştir mi?

Hz Ömer (R.a.) : "Her gün ibadet için camiye gelen genç nerede?". diye sordu. Onlar onun vefat ettiğini, ve onu defnettiklerini söylediler. Ömer (R.a.) gencin mezarına gitti, ve gence seslenerek Kur’ân’dan. "Rab­binin huzurunda durmaktan korkan kimseler için iki cennet vardır". Âyetini okudu. Mezardaki genç adam. "Allah bana senin dediğinin iki katını lüt­fetti". diye cevap verdi. [47].

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Rasûlullâh (S.a.v.), ölülere selâm vermesini önermiştir mi?

Rasûlullâh (S.a.v.), ümmetinin ölülere: "Ey mü’minler topluluğu! Allah’ın (C.c.) selâmı üzerinize olsun! Esselâmü aleyküm dâra kavmin mü’minin!" şeklin­de, selâmlarını alıyormuş gibi selâm vermelerini önermiştir.

Haddi zatında bu şekilde selâm, duyan, ve düşünen insanlara verilir. Ölüler kendilerine verilen selâmı duymamış olsalardı (ki var olmayana, ve cansıza hitap olacağından) abes olurdu.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Dini iyi anlamak yalnızca Allah’ın kendileri hakkında hayır dilediği kimselere nasiptir mi?

Hadîs-i şerîfte vârid olduğu üzere:.

"Dini iyi anlamak yalnızca Allah’ın kendileri hakkında hayır dilediği kimselere nasiptir.". Artık "Ben vefatından sonra Rasûlullâh’ın (S.a.v.) istiğfârından bir şey ummuyorum". diyene, "İnkârcının nasibi, ancak mahrûmiyettir". demekten başka ne denebilir? Oysa görül­düğü üzere; biz vefâtından sonra da, sağlığındaki gibi. Rasûlullâh ’ın (S.a.v.) Duâ, ve istiğfarından faydalanmaya devam etmekteyiz.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Kur’ân ve Sünnet’ten delîller nelerdir?

Bunun birazcık akla, insafa, cüz’î ilme, ve irfâna, asgari Ehl-i Sünnet akîdesi, ve anlayışına sâhip olana göre, Kur’ân, ve Sünnet’ten delîlleri çok­tur.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Peygamber (S.a.v.) ne buyurmuştur?

Yaptığınız işler, mezardaki yakınlarınıza, ve tanıdığınızlara gösterilir. İşleriniz iyi ise sevinirler, iyi değilse ya Rabbi! İyi işler yapmaları için kalp­lerine ilham eyle, derler.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Kur’ân okumak, ölünün arkasından câiz midir?

Bir hadis kendi senedi itibarıyla zayıf olsa bile, aynı mânâda olan başka hadisler farklı senetlerle rivayet edilirse, velev ki bu senetlerde -şiddetli olmaması şartı ile- zayıflık bulunsa bile bu, muhaddislerin ittifakıyla hadisi kuvvetlendirir, ve mecmu itibarıyla hadis makbul olur.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Enes b. Mâlik’in (R.a.) hadisi nedir?

Enes b. Mâlik ’ten (R.a.) rivâyet edildiğine göre. Efendimiz (S.a.v.) şöyle buyurmuştur: قال الإمام أحمد: حدثنا عبد الرزاق، أخبرنا سفيان، عمن سمع أنس بن مالك يقول: قال النبي صلى الله عليه وسلم: " إن أعمالكم تعرض على أقاربكم وعشائركم من الأموات، فإن كان خيرا استبشروا به، وإن كان غير ذلك، قالوا: اللهم لا تمتهم، حتى تهديهم كما هديتنا."

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Cabir (R.a.) ’ın hadisi nedir?

Bu hadisi Ebû Davud et-Tayâlisi. «Müsned» Inde(1903) rivayet etmiştir. Senedinde ise. es-Salt b. Dinar vardır ki zayıf bir râvîdir.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

Abu Eyyûb el-Ensârî. (R.a.) hadisi nedir?

Bu hadisi Taberânî (Rh.a.) «el-Mu’cemu-l-Evsât». isimli eserinde rivayet etmiş, . Irakî (Rh.a.) da “Senedinde Mesleme b. Abdillah vardır ki o da zayıf bir ravidir”. demiştir.

Kaynak: ÖLÜNÜN ARKASINDAN KUR’ÂN OKUMAK CÂİZ MİDİR? – [1]

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları