Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2020 Soru-Cevap Sohbet #24 — Feraset, Kurban ve Dervişlik

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2020 Soru-Cevap Sohbet #24 — Feraset, Kurban ve Dervişlik. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Ferâset ve Münâfık Hainliği

Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenize hayırlı eylesin. Gündüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Her nefeste Cenâb-ı Hak kendisini zikreden, kendisine hamd eden, kendisine şükreden kullarından eylesin. Her daim günah işlediğinde pişman olan, tövbe eden ve bir daha işlememeye gayret eden kullarından eylesin. Rabbim inşallah cümlemizi de affolacak ameller işlemeyi nasîb eylesin. Rabbim gönüllerimizde kendisine olan âşıklık hissiyatını çoğatsın inşallah. Yine bir cumartesi Mesnevî sohbetlerine devam edeceğiz inşallah. bizim aslanla av hayvanlarının konuşması vardı. Av hayvanları toplanıp demişlerdi ki aslana, senin çalışmana, koşturmana, gayret etmene, bizi avlamak için uğraşmana gerek yok.

Biz her gün senin yiyeceğini senin önüne verelim. Sen bizi avlamaktan, bizi tedirgin etmekten vazgeç. Şu ormanlıkta, şu bağ bahçenin içerisinde herkes salimen galimen hayatına devam etsin demişlerdi. Bu konuşma aralarında devam ediyordu. Ve en son aslan demişti ki onlara, içinde pusu kurmuş olan nefis ise kibir ve kim bakımından bütün adamlardan beterdir. içinde bir kimse nefis taşıyorsa, bir kimse içinde kibir var ise o bütün insanlardan daha kötüdür. O bütün insanlardan daha sıkıntılıdır. Onlardan her türlü tehlike beklenir demişti. Burada kalmıştık ve bu akşam da buradan devam edeceğiz 907. beytten. Benim kulağım, mümin bir zehirli hayvan dilinden iki kere dağlanmaz sözünü işitti. Peygamberin sözünü canla gönülle kabul etti dedi aslan.

Bu meşhurdur bu hadîs-i şerîf. Bütün hadis-i şerifler meşhurdur. Ama mümin aynı delikten iki sefer ısırılmaz, sokulmaz hadis-i şerifi. Müminlerin dilinde tabiri caizse böyle bir pelesenek olmuştur. Çünkü uyanık mümin, akıllı mümin, tecrübeli mümin, başına gelenlerden ders almış olan mümin bir daha hata yapmaz, bir daha aynı yerden yenilmez, bir daha aynı yerden kendisini ısıttırmaz manasında. Buhari ve Müslüman aynı zamanda Ebu Davud’da da geçer bu. Farklı kelimelerle. Akıllı ve olgun mümin aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz der. Hazret-i Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri hadis-i şerifinde. Tabi bu hadis-i şerifin esbabı nüzulu vardır ya bütün âyet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerinin esbabı nüzulu sebebi vardır.

Bir âyet-i kerimi daha iyi anlayabilmek için onu sebebini, nüzul sebebini araştırmak gerekir. bu âyet-i kerime neye binaen indirildi? Bu âyet-i kerime hangi olayın üzerinde Hazret-i Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin vahiy olarak geldi. Onun hükmünü daha iyi anlayabilmek, onun âyet-i keriminin ne manaya geldiğini, bizden ne istediğini daha iyi çözebilmek için esbabın nüzulünü iyi bilmemiz gerekir. Şimdi bu ilimler yavaş yavaş ortadan kalkıyor. İnsanlar bunu reddetmiyor. Oradan Kur’ân-ı Kerim’in mealine bakaraktan hemen bir sonuca varıyorlar. Bu doğru bir davranış değil. Çünkü o âyet-i kerime hangi olayın üzerine indirildi, hangi olay oldu da o âyet-i kerimeyi Cenâb-ı Hak bize bahşetti, bize lütfetti.

Onu öğrenmemiz lazım ki biz o âyet-i kerimeyi daha iyi anlayalım, daha iyi kavuralım. Aynı şey Hadis-i Şerifler için de geçerli. Hazret-i Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bu çocuğu neye sebep olarak söyledi? Bu Hadis-i Şerifin sebebi şu. Bedir Harbinde Ebu İzze namında meşhur bir şair esir alınmıştı. Ve kendisine, normalde kendisi Hazret-i Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine yalvardı, yakardı. Bir daha asla Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine hicvetmeyeceğini, Müslümanların aleyhine bir şey konuşmayacağını, Müslümanların aleyhine hiç kimseye kışkırtmayacağını ve Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine böyle alaylı sözlerle ona bir hiciv yapmayacağını, bir kötülük yapmayacağını ve Hazret-i Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ile Müslümanların namuslarına, şereflerine, izzetlerine, haysiyetlerine bir laf söylemeyeceğine dair büyük yeminler etti, sözler verdi.

Ve Hazret-i Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri onu affetti. Onu affedince o da kavminin yanına gitti ve yine sözünde durmadı. Yine Hazret-i Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ve Müslümanlara karşı müşrikleri kışkırtmaya başladı. Yine Hazret-i Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ve Müslümanları hicvetmeye, onlarla alay etmeye, onları aşağılamaya, onları kötülemeye, onlarla alakalı her türlü aşağılayıcı, insanlık onurunu zedeliyici sözler söylemeye başladılar. hani derler ya huylu huyundan vazgeçmiyor diye müşrik de müşrikliğinden vazgeçmiyor. Ve ne yaptı? Ardından Uhud’a geldiler Bedir’den sonra. Uhud’a gelince yine Müslümanların eline Uhud da esir düştü.

Müslümanların eline yine esir düştürünce yine serbest bırakılmasını istedi. Yine Hazret-i Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri geldi. Yine yalvardı, yakardı. Bu müşrik sıfatıdır, müşrik adedidir. Bu müşrikler böyle zora gelince hemen Müslümanlara yalvarırlar, yakarırlar, bir daha yapmayacaklarını söylerler. Ve Müslümanlar da kendilerince daha önce o yapmış onu, onun tekrar yapmayacağını düşünürler. Onu affederler kendilerince. Oysa bu doğru hareket değildir. Affetmek kimedir? Müslümanın Müslümana karşı affediciliği vardır. İnsan mümin kardeşlerine karşı affedici olması gerekir. Müminlere karşı şefkatli ve merhametli, münafıklara karşı, kafirlere karşı şedid olması gerekir. Müminin sıfatı budur.

Bakın müminlik sıfatıdır. Tekrar söylüyorum, altını çizerek dön söylüyorum. Müminlik sıfatıdır. Müminler müminlere karşı şefkatli, merhametli ama kafirlere karşı şedidirler. Öyle olunca kafire karşı şedid durmak farz olur. Ama bu değişti şimdi Müslümanların arasında. Müslümanlar birbirlerine karşı şedidler, birbirlerine karşı acımasız, birbirlerine karşı gaddar, birbirlerine karşı zalim, birbirlerine karşı ellerinden gelen bütün haini yapıyorlar. Kafirlere gelince onlara karşı şirinler, onlara karşı çok tatlılar, onlara karşı çok yumuşaklar, onlara karşı ne kadar şirinlikleri varsa hepsini de üzerlerinde taşıyorlar. Böyle bir enteresan hale geldi. Tersine döndü. Mesela, bu senin mümin kardeşin yapma etme yok.

Ama git aynı o kimseye bir müşrik gidince onu ayakta karşılıyor. Ve bir münâfık gidince onu ayakta karşılıyor. Bu her yerde aynı. Resmi dairelerde aynı, bankalarda aynı, belediyelerde aynı, adliyelerde aynı. Nereye giderseniz gidin aynı. Bir kimse eğer ki İslâm kıyafeti varsa, üzerinde İslâm’ı simgeleyen ritüeller var ise, sakal gibi, sarık gibi, cübbe gibi, şalvar gibi erkekler için, bayanlar için başörtüsü gibi, çarşaf gibi, böyle bir dinin kendince olmazsa olmazları örtülmek fars. O yüzden bir bayan böyle İslâm’a uygun bir şekilde vücut hatları belli olmadan, vücut hatları belli olmayacak. daracık kıyafetler olmayacak. İçleri görünmeyecek. incecik kıyafetler olmayacak. çok ilgi çekici olmayacak.

Böyle bir kıyafet olursa bir Müslüman kadının üzerinde onun bütün her yerde işi zor. Aynı şey erkekler içinde geçerli. senin sünnet-i seniyye sakalın var ise, biraz kıyafetlerin bol ise, biraz sen böyle dinini yaşamaya çalışan, dinini yaşamaya gayret eden bir kimseysen, her yerde işin zor. öyle bir hale geldik ki, kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler laf lafa atıyor. 28 Şubat’ı arar hale geleceğiz. Ve 28 Şubat gerçekten devam ediyor. İşlevine devam ediyor. Dini yaşantımız günden güne geriye doğru gidiyor. Dini anlayışımız gündemde doğru gidiyor. Dini anlayışımız günden güne körleşiyor. Dini yaşantımız günden güne geriye doğru gidiyor, körleşiyor. Gerçekten geriye doğru giderken İslâm’dan uzaklaşıyor.

İslâm’ın kendi kaide ve kurallarından uzaklaşıyor. 28 Şubat’tan önce, 1996’larda, 97’lerde, 98’lerde, mantosuz bir kadın görmek mümkün değildi. Şimdi örtülülere baktığımızda, manto giyen çok az kadın kaldı. 28 Şubat’tan önceki erkekler, normalde Müslüman erkeklere baktığımızda böyle değillerdi. Şimdi adamda sakal var, altındaki pantolon daracık, tight giymiş adam. Şimdi tightli Müslüman erkek gençler var. Bildiğiniz tightli, incecik tight. Bütün vücut hatları meydanda. Vücut hatlarının şeklinin ve şemalinin meydanda olması sadece kadınlara yasak değil. Aynı şey erkeklere de yasak. Erkekler de daracık tight pantolonlar giyemezler, caiz değil. Ama şimdi ne yazık ki onlar da var. bu meselede hızla İslâm’ın kendisi içinde koymuş olduğu kurallar manzumesinden ödünler veriliyor.

Ve işin ilginç tarafı gerçekten bu kimseler resmi dairelerde, kamu kurum ve kuruluşlarında ve hatta değişik yerlerde farklı bakılmaya başlandı. biz ikinci sınıf, üçüncü sınıf vatandasıktan biz kurtulamadık hâlâ da. Evet bu müşrikler, bu münâfıklar, bu Kur’ân ve Sünnet düşmanlarının tarzıdır bu. Bunlar zora geldiklerinde yalvarırlar, yakarırlar, özür dilerler, bir daha yapmayacağız derler. Ondan sonra bunları affettiğinde tekrar devam ederler. Ve Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de bu Uhud Harbinde yine Müslümanların eline düşünce, yine o şair yalvarıp yakarınca Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri mümin bir delikten iki defa ısırılmaz buyurdu.

Bu hadis-i şerifin esbabı nüzulu bu. O zaman bir ölçü çıktı bize. Ey Müslümanlar, ey Müminler, bir delikten iki sefer ısırılmayın. Büyük bir ölçü bu aslında. Baktığınızda bazen böyle benim kardeşlerinin arasında tavır ve davranışlarım sertmiş gibi algılanır. ben mesela dersini bırakmış gitmiş, ben ona ders vermem bir daha. Neden? Mümin iki sefer ısırılmaz. o bıraktı gitti bir daha bırakır gider o. Ya tövbe etti döndü, ya bıraktı gitti ya bir sefer. İkinci sefer bırakmayacağını nereden bileceğim? Veyahut da bir sefer ısırıldın. İkinciye bir daha ısırıldıysan ferasetsiz Müslümansın. O zaman ferasetsiz Müslümanın da imanı sorgulanır. Sebeb? Müminin ferasetinden korkunuz. Hadis-i şerif bu. O zaman sen ısırıldığın yerden yeniden ısırılıyorsan, senin müminliğin sorgulanır.

Çünkü mümin kimsede ferâset olması gerekir. Ferâset nedir? Bir şeyin hakikatini bilme. Bir şeyin özüne vakıf olma. Bir şeyin geldiğini, gittini, ehemmiyetini doğru bir şekilde anlama. Doğru bir şekilde idrak etme. Bakın bunların hepsi de birbirine bağlantılı hadis-i şerifler. Mümin bir delikten iki sefer nasıl ısırılmaz? Ferâset ehliyse bir delikten iki sefer ısırılmaz. E ferâset nedir? Müminin yitik malıdır. Mümin onu neden yitirmiştir? Heva hevesine daldığı için yitirmiştir. Mümin içindir ferâset çünkü. Müminde ferâset kalmadıysa o emaneti zayi etti. O ilmi zayi etti. Sebebi ne? O zaman o sebebi şu. O kimse şeytana uydu. O kimse heva hevesine uydu. O kimse nefsaliyete düştü. O kimse deccaliyete düştüğü için ferasetini kaybetti.

Ferasetini kaybettiği için ikinci sefer ısırıldı aynı delikten. Bakın ferasetini kaybettiği için ikinci sefer de aynı delikten ısırıldı. Şimdi ben şunu şöyle açıklayayım. Birisi seni aldattı. Ya aldattı bu adam seni. Aldattı aldatınca ne yapacaksın? Eğer sen ferâset ehliysen kendi kendine düzene katacaksın. Disiplin edeceksin. Bu adam beni bir daha aldatabilir diye şerh düşeceksin. Ve uyanık olacaksın. Sen bir daha aldanıyorsan. Aa canım kardeşim ya sen ferâset ehli değilsin. İkinci sefer aldandın. Ya bu kimse hırsız. Ya hırsız kimseyi sen yeniden kasa teslim ediyorsan ferasetsiz insansın sen. Sen ona mal teslim edilir mi? Ona kasa teslim edilir mi? Ona ev teslim edilir mi? Ona bir emânet teslim edilir mi?

Teslim edilmez. Bir kimse emaneti zailik etti. Emaneti zayi etti. Ya emaneti zayi ettiyse sen ona bir daha bir şey emânet eder misin? Etmemen gerekir. Sebep? Ya bu emaneti zayi etmiş çünkü sen bir daha kendini ısıttırma. Bir kimse sana küfür etti. Ya sana küfür ettiyse bu adam sana bir daha küfür eder. Veya bu kadın sana bir daha küfür eder. Bu ikinci sefer küfür etmeyeceğine der. Senin elinde delil yok. Sen kalkıp da ona karşı. Aa ben çok iyi niyetliyim. Hayır sen iyi niyetli değilsin. Sen ahmağın tekisin. Sen ferasetsiz bir insansın. Bizdeki ferasetsizliğe biz böyle iyi niyetli gibi davranıyoruz. Değil canım kardeşim. İyi niyetlilik o değil. Ferâset ehli nereden bir tehlike gelecek? Tehlikenin gelişinin kokusunu alır.

Bu iyi niyetlilik değildir. Bu saftarozluğun tekidir. Sana zarar vermiş. O sana zarar veren bir daha sana zarar verir. Sana hainlik yapmış. O sana bir daha hainlik yapar.


İhrâm Bozma ve Efelik Özrü

Sen ona bir emânet teslim etmişsin. O da emaneti zayi etmiş. O tekrar emaneti zayi eder. Ya tövbe edip döndü. Tövbe edip döndüyse bana ne? Allah’a döndü. Ben Allah değilim. Ben bana yapmış olduğunla onu hükmediyorum. Ben ona hükmediyorum. Veya da onun yaptığıyla ben ona hükmediyorum. Ne yaptın sen kardeşim? Sen Müslümanlara zarar verici bir iş yaptın. Sen yeniden yaparsın. Ben seni alkışlamam. Ben seni desteklemem. Sebep? Sen Müslümanların zararına, Sen Müslümanların aleyhine çalışıyorsun. Sen Müslümanların aleyhine, Sen Müslümanların zararına çalışıyorsan Ben sana bir daha oy vermem. Ben seni bir daha desteklemem. Ben seni bir daha alkışlamam. Sebep? Sen Müslümanların zararına çalışıyorsun.

Mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz. Sen meyhane üzerine meyhane açıyorsan, Sen içki fabrikasının üzerine içki fabrikası açıyorsan, Sen kumarhanelerin üzerine kumarhane açıyorsan, Sen topluma zarar veriyorsun. Sen Müslümanlara zarar veriyorsun. Sen eşcinsellere, Özgürlük adı altında eşcinselliği yayıyorsan, Sen Müslümanlara zarar veriyorsun. Sen Allah’ın lanet dediği işlere gözünü yumuyorsan, Senin ferasetin yok. Ben seni desteklemem. Ben seni alkışlamam. Mümin iki sefer ısırılmaz bir delikten. Sen emaneti zayi ettiysen, Ben o emanetimi senden geri alırım. Mümin ferâset ehlidir çünkü. Sen Müslümanlara, müminlere zarar verdiğin müddetçe, Ben kendi kendime derim ki, Ben bundan uzağım. Ben bundan beriyim.

Şimdi Hazret-i Hüseyin’i şehit eden kimseleri, Biz kalkıp da bunlar tövbe ettiler ya geri döndüler deyip, Biz onları ne yapmamız gerekiyor? Biz Yezid’in askerlerine ve Yezid’e karşı, Bizim hoşgörlüğümü görmemiz lazım. Ne yapalım Yezidilere şimdi biz? Veya da bu milletin askerini öldüren, şehit eden, Polisini öldüren şehit eden bir kimseye karşı, Biz ne yapmamız lazım? Biz nasıl bir tavır alalım? biz diyebilir miyiz şimdi? Bu terör örgütleri tövbe etmiştir, geri dönmüştür canım. Herkes hata yapabilir. Biz bunları cezalandırmayalım. Böyle mi düşünmemiz lazım? Mümin ferâset ehlidir. Dün nasıl bunlar, Şehirlerin içerisine hendekler kazıp, Bombalar yerleştirdilerse, Bunlar yine şehirlerin içerisine bombalar kazıp, Yine yerleştirirler.

Kafir uyumaz, müşrik uyumaz, münâfık uyumaz. Dün nasıl? Dün nasıl 15 Temmuz’da onca sivil şehit edildiyse, Bugün yine siyaye bozuntusu, Mossad bozuntusu, Eman altı bozuntusu, Eman altı bozuntusu, Cemaatler, tarikatlar, topluluklar, partisi, portusu olup, Bu ülkede yine iç kargaşa çıkarmaya çalışırlar. Mümin ferasetli olacak. Ve mümin ferasetli olaraktan, Asla ve asla aynı delikten bir daha ısırılmayacak. Mümin ferasetli olacak. Kendisini kim aldattıysa, Kendisini aldatanın peşinden gitmeyecek. Mümin ferasetli olacak. Kendisine zarar veren, her ne var ise, Zarar vereni tespit edecek. Yazacak kenara. Mümin ferasetli olacak. Hangi siyasetçi siyasetten zengin olduysa, Yazacak kenara. Mümin ferasetli olacak.

Hangi belediye başkanı, yandaşlarına ne peşkeş çektiyse, Yazacak oraya. Hangi partiden olursa olsun, Hangi cemaatten, hangi tarikattan olursa olsun, Kim zalimlik yaptıysa, Kim hırsızlık yaptıysa, Kim peşkeş çektiyse, Kim namussuzluk yaptıysa, Kim şerefsizlik yaptıysa, Kim kur’an ve sünnetin dışında bir iş yaptıysa, Mümin onu oraya yazacak. Ferasetli olacak. Ve ikinci sefer ısırılmayacak oradan. İkinci sefer ısırılmayacak. Eğer olgun mümin ise, O zaman mümin ferasetiyle davranacak. Ve mümin bu manada asla ve asla, asla ve asla aldanmayacak. Mümin bakacak. Eğer emânet kaybedildi ve işler ehil olmayanlara veriliyorsa, Diyecek ki, bu konuda bir hadîs-i şerîf var. Ya Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyurdu ki, Emânet kaybedildiği zaman, İşler ehil olmayanlara verildiği zaman, Kıyameti bekle.

Aa bakacak. Ya adamın bütün sülalesi bir yerlerde işe girmiş. Diyecek ki, liyakat aranmamış burada. Liyakat aranmayan yerde Müslümanın işi olmaz. Burada, kur’an ve sünnet desturu aranmamış. Allah bize buyurdu ki, emaneti ehline verin. emaneti ehline vereceğiz biz. Bir kimse emaneti ehline vermiyorsa, Liyakatsız davranıyorsa, o kimse mümin ferasetli olur. Mümin onu alkışlamaz. Mümin onu desteklemez. Bir kimse zulmediyorsa, mümin onu desteklemez. Mümin onu alkışlamaz. Mümince tavrını ve davranışını orta yere koyar. Mümin canını vermekten korkmaz. Mümin malını vermekten korkmaz. Mümin zalimin zulmünden korkmaz. Mümin yarını düşünerekten hakkı ve hakikati haykırmaktan korkmaz. Mümin cebini düşünmez.

Cebini düşünmez. Mümin insanlardan geçinen değildir. şeyhenillah demez. Mümin cemaatten geçinmez. Mümin okuduğu duadan geçinmez. Mümin yaptığı zikrullahdan geçinmez. Mümin isteğcilerden değildir. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Mümin ona bakar. Mümin bir yerde aman şunu yapıyoruz, aman bunu yapıyoruz. Pamuk eller cebe denilen yerde durmaz. Ferasetli olur. Kendisini oradan uzaklaştırır. Der ki bu paralar nereye gidiyor? Bu paraların hesabı görülüyor mu? Bu paraların hesabı kitabı kimde? Bu paralar nereye harcanıyor? Bu paraları kim yiyor? Mümin ferasetli olur. Mümin bir daha aldanmaz orada. Kurbanını vereceği yeri araştırır. Ben bu kurbanı kime veriyorum? Ben bu kurbanı kim kesiyor?

Bu kadar kurbanı hangi kurum bir günde keser? Hangi kurum iki günde keser? Mümin ferasetli olur. Hacca gittiğimizde ben arkadaşlara diyordum. Kıymetli kardeşler. Ben kurbansız olan haccı yapıyorum. Bana soruyorlar şimdi. Ya neden? Canım kardeşim benim kurbanı kesmeye param pulum var. Ben kurban keserim. Ama diyordum kaç bin hâcı var? 4 milyon hâcı var. 5 milyon hâcı var. Örneğin 4 milyon hâcı’nın 4 milyonu da aynı gün ihramdan çıkıyor. Bu 4 milyon hâcı’nın aynı gün kurbanının kesilmesi mümkün değil. Mümkün değil. Kurban kesen kasaplarda çalışan kardeşler var. Soruyorum onlara. Ya insanlar 4.güne kadar kurban kesiyor. Ya 4.güne kadar kurban kesiyorsunuz da. Ya bu insanlar ihramdan çıkıyorlar. düşünebiliyor musunuz?

Hacı adam kurbanlık parasını yatırmış. Hacca gitmiş. Birinci gün şeytanı taşladı. Bekliyor. Kurban kesildi mi kesilmedi mi? Kurbanı kesti. Ardından gitti. Haccın tavafını da yaptı. Haccın tavafını yaptıktan sonra ona cinsel ilişki… …serbest oldu. Eğer kurbanı kesilmeden o kimse cinsel ilişkiye girerse onun hâcı ne oldu? Hadi çıkın işin içinden. Bir kimse kurbanı kesilmeden ihramdan çıktı. Cinsel ilişkiye girdi. Kurbanı kesilmeden. Kim soracak bunun hesabını? Şimdi bütün hacılar düşünüyor. Herkes şimdi koyacak o beyaz ne güzel süslü namaz takgeleri var ya. Evet. Böyle haki toprak rengi karışımın haç elbiseleri. Ne güzel. Hepsi de tek renk. Kahrolsun komünizm. Eee hepsi de tek renk haçta. Eee ne güzel beyaz takgeni hâcı efendi koy şimdi tekrar kafana.

Bak bakalım şimdi. Sen hacca gittin Allah kabul etsin. Kurbanın kesildi de mi ihramdan çıktın? Kesilmeden mi ihramdan çıktın? Ya hoca bize söyledi. Vay ya. Kur’ân, haçla alakalı hangi hadis-i şeriflerde var? Hangi âyet-i kerimelerde var? Hoca kurbanın kesildi dersen ihramdan çıkarsın diye. Yok. Evet halimiz bu. Bakın mümin ikinci sefer ısırılmaz aynı yerden. O zaman hâcı temet diye niyet etme. O zaman hâcı temet diye niyet etme. O zaman hâcı kırana niyet etme. O zaman hâcı ifrata niyet et. Ya git kurbanını kendin kes ya da git hâcı ifrata niyet et. Şimdi ne yapıyorlar? oradan kurban kesen bir kimseye benim adıma niyet et. kurbanını kes. Kurbanı sen mi aldın? Hayır. Beş milyon hayvan aldılar.

İçinden hangisinin kurbanının boynuzu kırıldı ki kurban olmama hükmüne girdi. Kimin kurbanlığı öldü? Belli mi? Değil. Veya şimdi Kurban Bayramı geliyor öyle değil mi? Herkes kurban kesecek. Tamam. Sen aldın mı bir küçük hayvan? Aldın. Nerede? Ya aldılar. Hangisi biliyor musun? Bilmiyor. Öldü o gece. Kimin kurbanlığı öldü? Yatırdın paralarınızı vakıflara. Yatırdın. Yazdı mı? Bu Mustafa Özbağ’ın kurbanıdır diye kurbanının üzerine? Yazmadı. Veya altı numara Mustafa Özbağ kurbanı. Öldü o gece. Telefon açıyorlar mı size senin kurbanlığın öldü? Sana kurban farz mıydı, vacip miydi, nafile miydi? Hiç kimseyi yok. Ben araştırıyorum. Gönderin kurbanlıklarınızı siz. Sıkıntı yok. Siz para verdiğiniz müddetçe güzel müslümansınız.

Güzel müminsiniz. Cemaatlere, tarikatlara, vakıflara, Kur’ân kurslarına verin boyuna paranızı siz. Tabii. Çok iyi müslümansınız siz. Harika müslümanlarsınız. Verdiğiniz müddetçe çok iyi müslümanlarsınız. Tabii. Müslüman ferâset ehli olacak ve bir delikten iki sefer ısırılmayacak. Müslüman ferâset ehli olacak, aynı hatayı bir daha yapmayacak. Müslüman ferâset ehli olacak. Kendisine zarar vereni tanıyacak. Müslüman ferâset ehli olacak. Müslüman ferâset ehli olacak. Vatanına, milletine, Kur’anına, sünnetine zarar vereni tanıyacak, bilecek, yazacak oraya. Müslüman ferâset ehli olacak. Kim 28 Şubat’ı destekledi yazacak oraya. Müslüman ferâset ehli olacak. Kim İstanbul Sözleşmesi’ni destekledi yazacak oraya.

Müslüman ferâset ehli olacak. Kim meyhaneleri aştı, içki fabrikaları kurdu, kim kumarhaneleri kurdu, yazacak oraya. Ha birisi azaltıyor onu da yazacak. Birisi haramlarla mücadele ediyor onu da yazacak. Birisi Kur’ân ve sünnet anlatıyor onu da yazacak. Müslüman ferâset ehli olacak. Kim hırsızlık yapmıyor, kim uğursuzluk yapmıyor, kim etrafına bir şey peşkeş çekmiyor, kim etrafını zengin etmiyor onu da yazacak. Ama ne yazık ki Müslümanlarda bu ferâset çok azında var. Ne yazık ki Müslümanların bu noktada müminlik vasıfları, müminlik sıfatları gün geçtikçe azalıyor. Azaldıkça da ne yazık ki İslâm dünyası bir türlü dirilemiyor, bir türlü kurtulamıyor ve ne yazık ki Allah’ın nuru ile bakamıyor. Allah’ın nuru ile göremiyor.

Rabbim hafaza eylesin. Hata yapabilir insanlar. Tövbe kapısı açık. O tövbe etti, o hatasından geri döndü diye, benim elimde bir delil yok, bir daha yapmayacaksın diye. Şimdi bana hakaret edenlere normalde dava açıyoruz biz. Dava açtığımızda adam değişik insanlar buluyor, tanıdıklar buluyor. Özür diliyoruz kendisinden, dava açmasın. Dava açıncaya kadar neden özür dilemedin? Sen dava açıncaya kadar neden gelip helallık istemedin? Sen dava açıncaya kadar neden arayıp sormadın? Veyahut da dava açıncaya kadar neden bu meselede bir şey yapmaya ihtiyac duymadın? Sonra da avukatlar veya uzlaştırmacılar diyorlar ki, bildiğimiz kadar sen İslâmî bir kimliğe sahipsin. Evet öyleyim diyorum ben. affedici olur, evet mümin şefkatlidir, merhametlidir, af yolunu tutar.

Kime? Mümine. Şimdi diyeceksiniz ki, ya bu hakaret edenler mümin değil mi? Beni ilgilendirmiyor, ben fetvayı biliyorum yalnız. Bir kimsenin İslâmî kimliği meydanda ise, müminliği meydanda ise, onun İslâmî kimliğine ve müminliğine bakaraktan, onu alay eden, ona hakaret eden kimse küfre düşmüş olur. Sen benim sakalımı hakaret edersen küfre düşmüş olursun. Tecdidi îmân tecdi nikah gerekli. Sen benim sarığıma laf söylersen sana tecdidi îmân tecdi nikah gerekli. Sen benim zikrime laf söylersen sana tecdidi îmân tecdi nikah gerekli. Sen benim âyet ve hadiste sabit olan bir meseleye sen alay edersen, karşı çıkarsan, yok hükmünde görürsen sana tecdidi îmân tecdi nikah gerekli. Sen kalkar da, rüyetullah hadisi şeriflerle sabit, imamların iştahatlerle sabit, sen rüyetullahla alakalı kalkar, benim Allah’lık iddia ettiğimi söylersen sana tecdidi îmân tecdi nikah gerekli.

Sen o halinle ölürsen küfür üzerine ölürsün. Benim seni affetmem demem, kafiri affetmem demem. Ben kafiri mi affedeceğim? Sen benim küfrüme fetva verir, sen bana kâfir hükmünde görürsen, sen ben la ilahe illallah Muhammed’e Resûlullah diyen bir kimseyi küfür hükmünde gördüğün için sen kâfir oldun. Benim kalkıp seni affetmem beni küfre götürür, o yüzden affetmem. Mümin iki sefer bir delikten ısırılmaz. Çünkü sen kalkar başka bir üstada hakaret edersin, sen kalkar başka bir dervişe hakaret edersin, sen kalkar başka bir müslümana hakaret edersin. Senin hukuk olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hukuk olarak ne kadarsa cezan, cezanı alman gerekir. Neden? Çünkü mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz.

Sen oturduğun yerde klavye kahramanlığı yaparaktan sonra da ondan sonra özür dileriz diyeceksin. Yok öyle bir şey. Ben İzmirliyim, Efe Damar’ım var ya biraz bizim orada meşhur laf. Kalabalıkta efelik edenin tenhada özrü kabul olunmaz. Kalabalıkta efelik ettiysen onun ceremesini çekcen. Tenhada gidip de kuyruğunu sıkıştırıp özür dilemeyeceksin. Eferliğine devam edeceksin. O yüzden mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz.


Mümin Uyanıklığı ve Kimlik Savunması

Mümin ferâset ehlidir. Mümin kendisine yapılanı yazar kenara. O yazmadan yaşamaz. Ya bu kin, bizim kinle işimiz yok. Biz bize yapılanı unutmayız. Biz bize yapılanı biz asla bırakmayız. Çünkü bizim İslâmî bir kimliğimiz var. Mustafa Özbağ’ın şahsı önemli değil. Mustafa Özbağ’ın İslâmî bir kimliği var. Sen Mustafa Özbağ’ın İslâmî kimliğine hakaret edersen, Mustafa Özbağ’ın İslâmî kimliğine sen savaş açarsan biz onu yazarız kenara. Mustafa Özbağ kendi şahsı önemli değil. Hiç önemli değil. Mustafa Özbağ’ın temsil ettiği bir İslâmî kimlik var. Bu topluluğun temsil ettiği bir İslâmî kimliği var. Sen bu topluluğa cephı açarsan bu topluluk seni unutmaz. Yazar kenara. Bu da onun hakkıdır. Bu topluluk onu asla cevapsız bırakmaz.

Bu da onun hakkıdır. Sebeb. Çünkü İslâm’ın hukuku bellidir. Önce silahını çeken iki katildir. Önce hakaret eden iki katildir. Önce alay alan iki katildir. Önce kalkıp da inkar eden iki katildir. Önce münafıklık eden iki katildir. Önce fasıklık eden iki katildir. Önce kafirlik eden iki katildir. O yüzden bizden çıkmadı. İlk kanı bize akıtmadık. İlk sözü bu konuda biz söylemedik. İlk kanı akıtanlar düşünecekler onu. İlk sözü söyleyenler, ilk hareketi yapanlar bunu düşünecekler. Ya gelecekler, diyecekler ki helallık istiyoruz. Biz bir daha bu işi yapmayacağız. Biz de diyeceğiz ki ya arkadaşlarla görüşelim. İstişare edelim. Ondan sonra biz de ne yapacağımızı karar veririz diyeceğiz. O yüzden kıymetli dostlar.

Hazret-i Mevlânâ mesnevisinde aslanı konuşturuyor. Konuşan Hazret-i Pîr’in mesnevisinde konuşturduğu aslan. Diyor ki benim kulağım mümin bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz sözünü işitti. Peygamberin sözünü canla gönülle kabul etti. Biz o Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin peygamberliğine de sözlerine de îmân ettik. O Peygamber buyurdu ki mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz, zehirlenmez. O yüzden o Peygamberin biz sözüne kulak veririz. Biz o Peygamberin emrini dinleriz. O sebepten dolayı iki sefer ısırılmamaya gayret ederiz. İki sefer aynı yerden dağlanmamaya gayret ederiz. İki sefer aynı yerden zehirlenmeme gayret ederiz. İkinci sefer aynı yerden aldanmamaya gayret ederiz.

İkinci seferden aynı yerden yara almamaya, hançer yememeye gayret ederiz. Ve bu bizim müminlik vasfımızdır. Bu bizim ferasetli olmamız gerektiren bir ölçüdür. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Şimdi av hayvanları konuşuyor. Konu başlığı av hayvanlarının tevekkülü çalışıp kazanmaya tercih eylemeleri. Hepsi dediler ki av hayvanları. Ey halden haberdar hakim! Çekinmeyi bırak, çekinme! İnsanı kaderin hükümlerinden kurtaramaz. Çekinme, insanı kaderin hükümlerinden kurtaramaz. Kaderden çekinmekte perişanlık ve kötülük vardır. Yürü, tevekkül et ki, tevekkül hepsinden iyidir. Tabii av hayvanları kalktılar. Aslan’a dediler ki ya sen neden çekiniyorsun? Biz sana böyle bir öneriyle geldik. Senin her gün rızkını getireceğiz, önüne koyacağız.

Sen hala da çekiniyorsun. Sen tevekkül etsene. Bu konuda kaderine teslim ol. Teslim ol, kaderine riayet et. Kaderinde ne varsa onu göreceksin. Evet. Bu sefer dinde kader ve tevekkül meselesi girdi. Kader nedir? Hadis-i şerit-i hazreti Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuş ki doğumun rızkın ve ölümündür demiş. Başka bir hadis-i şerit de siz kadere îmân ediniz demiş. Biz kaderin var olduğuna îmân ederiz. Her ne kadar Mustafa İstamoğlu denilen profesör bu konularda böyle değişik söylemler söylese de biz kaderin varlığına ve kadere îmân edilmesi gerektiğine inananlardanız. Biz kaderin varlığına ve kadere îmân ederiz. Evet. Kaderi de hadis-i şeritler mucibince ölümümüz ve doğumumuz olarak görürüz.

Biz kaderin üzerine başka bir şey konuşmayız. Kader nedir, ne değildir bize bu kadar bildirilmiş, biz bu kadar söyleriz. O yüzden bunun üzerinde biz kadere başka bir anlam yüklememeye gayret ederiz. Peki tevekkül nedir? Bir kimsenin kendini Allah’a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah’ı kefil bilip sadece ona güvenmesi olarak tanımlanır, dini termoloji olarak. Ama tevekkülü böyle tanımlarken biz Tirmizi’de geçen hadis-i şerifi de görmemezlikten gelemeyiz. Bedevinin birisi geldi ya, Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini sordu. Deve mi bağladıktan sonra mı tevekkül edeyim yoksa bağlamadan mı diye sordu. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki önce bağla sonra tevekkül et dedi.

O zaman deveyi bağlamak, sebeplere iltica etmek, sebebe dayalı yaşamaktır. O zaman tevekkülden önce tedbir almak, tedbirli olmak, tevekkülden önce sebepler dairesinde yapmamız gerekeni yapmak öne çıkar. Benim kendimce dini algım Kur’ân, Sünnet, İmamların iştah adı dairesindedir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle söyleyince benim tevekkülüm sebebe dayanır. Ben sebepler dairesinde yapmam gerekeni yapmakla mükellefim. Ben devemi bağlamakla mükellefim. Deveyi bağlamak derken zahir manada nedir? sen malını koru, sen malını muhafaza et. Ben deveyi bağlamayı bir de nefsin üzerinde nefisle mücadele etmek olarak görürüm. Sen deveni bağla sen nefsinle mücadele et. Sen Kur’ân ve Sünnet’i iyi öğren, deveni Kur’ân ve Sünnet’e bağla. sen nefsini Kur’ân ve Sünnet’e bağla.

Sen nefsini ibadete bağla. Sen nefsini zikrullah’a bağla. Sen nefsini Kur’ân ve Sünnet’i en iyi şekilde yaşama kazığına bağla. Sen nefsini Kur’ân’ın ipine bağla. Sen nefsini Sünnet’i Resûlullah’ın ipine bağla. Ben tasavvuf manasında da üstadım sarken öyle derdim. Mustafa Özba, sen nefsini üstadına bağla. Sen deveni üstada bağla. Sen kimsin ki derdim. Sen deveni üstadına bağla. Senin üstadın Kur’ân ve Sünnet’i bu dünyada en iyi yaşamaya çalışan kimse ise bunu böyle inandıysan, sen onun mürşid-i kamilliğine inandıysan, sen onun veliliğine inandıysan, sen deveni ona bağla. Bakın deveni ona bağla. Sen deveni Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı bağla. Sen deveni Kur’ân’a, Sünnet’e, imamların üstadına sımsıkı bağlamazsan, sen o zaman dost dur bir iş yapmadın.

Sen sonra kendince şunu deme, benim kaderimde bu varmış. Otur oturduğun yere. Kaderini biliyor musun ki sen benim kaderimde bu varmış diyorsun. Sen otur, tembelliğine bak, aimazlığına bak, ferahsizliğine bak. Sen mümini iki sefer bir delikten ısırılmaz dedi. Sen mümini iki sefer bir delikten ısırılmaz dediğine baksana. Sen uyanık Müslüman ol. Ey Davut uyanık ol dedi. Cenâb-ı Hak Davuta. Sen uyanık olsana. Ey Müslümanlar uyanık olun, ferâsetsiz sahip olun dedi. Cenâb-ı Hak. Siz kafirlerin peşinden gitmeyin dedi. Siz münafıkların peşinden gitmeyin dedi. Size bir haber getirilirse onun doğruluğunu teyit edin dedi. Mümin ferâsetli olacak. Mümin haberin geldiği yere bakacak. Kafirden mi geldi, münafıktan mı geldi, mürtetten mi geldi, kimden geldi, haramzade’den mi geldi, hırsızdan mı geldi, uğursuzdan mı geldi, kimden geldi, zaniden mi geldi, kumarcıdan mı geldi, kimden geldi bu haber?

Batıdan mı geldi, doğudan mı geldi, masonlardan mı geldi, kimden geldi? Hangi kapitalist sistemden, hangi deccalist sistemden geldi? Hangi şeytanın üflemesinden geldi? Müslüman ferâsetsiz değil olacak. Müslüman kaderiyeci değildir. Müslüman böyle kendince cebriyeci de değildir. Müslüman ehli sünnettir. Müslüman ehli sünnettir. Kur’ân ve sünnetin disturlarıyla hareket eder. O zaman dedi ki, deveni bağla. Sen deveni bağla. Sen zahir olarak sebepler dairesinde ne aman gerekiyorsa yap. Sen deveni Kur’ân ve sünnete bağla. Sen deveni bir üstada, bir mürşid-i kâmile bağla. Sen deveni Kur’ân ve sünnete bağlarsan zaten Allah’ın izniyle kurtuluşa erersin. O yüzden senin tevekkülün hak olur. Sen deveni bir iş yaparken onu matematiğine bağla.

Sen o işin matematiğinin düzgün çalış. Sen güzel çalış. Sen gayret et. Sen dükkanına bak, esnaflığına bak, memurluğuna bak, işçiliğine bak, bürokratlığına bak. Düzgün davran sen. Sonra deme, kaderimiz de böyleymiş diye. Önce deveni bağla, sonra tevekkül et. Allah muhafaza eylesin inşallah. Yine Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyurdu ki, ümmetimden 70.000 kişi hesaba çekilmeden doğruca cennete gidecektir. Ümmetinden 70.000 kişi. Kimdir onlar ey Allah’ın Resulü? Hazret-i Peygamber buyurdu ki, yaralarını dağlatmayanlar. Hasta olup kendilerini okutmayanlar. Sadece Rablerine tevekkül edenler buyurdu. Bakın bunlar da özel şahıslar. Bu özel şahıslar neymiş? Direkt kendilerini Allah’a teslim etmişler.

Bunlar kalkıp da yaran var deyip yarasını dağlatmıyor. Bakın bunlar sebebi ortadan kaldırmışlar. Bunlar ben hastayım deyip de birisine bana bir okur musun deyip de kendisini okutmuyor. Ben hastayım deyip de doktor doktor koşturmuyor. Bunlar özel şahıslar. Bunlar ricali gayp erenler öyle söyleyeyim. Bu ricali gayp erenler asla dertlerini söylemezler, sıkıntılarını söylemezler. Öyle yaralarını dağlatmazlar, hastalıklarını okutmazlar. Vay benim başım ağrıyor bir okur musun demezler. Bunlar ne yaparlar? Bunlar Rablerine tevekkül ederler. Başlarına gelen sıkıntıyı, başlarına gelen derdi, gamı, kasaveti okşarlar. Sevgiliden geldi derler. Bakın sevgiliden geldi derler. Allah bizi onlardan eylesin. Bunun üzerine Ukkaş’e kalktı.

Ukkaş’i biliyorsunuz. Ukkaş bu Anadolu topraklarında meftun. Şehit oldu. Nerede? Çorum’da. Kimdi Ukkaş’e? Müslüman olmamıştı daha. Müslüman olmadığı zaman geldi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e. Baba Yiğit bir kimse. Ben açım dedi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. iki yumurta kırdırdı ona. İki yumurtayı kırıp getirdiler. Ben bununla mı doyacağım? At’a bindiği zaman ayakları yere değiyordu Ukkaş’e’nin. Ondan sonra dedi ki ben bununla mı doyacağım? Çorumda yatan Ukkaş’e miydi ya? Değildi o Kaka’ydı. Ukkaş’e doğru Antep’te. O Kaka Radıllahu An Hazretleri’ydi ayakları yere değen. Toparlayayım şimdi hakkınızı helal edin. Bir anda Ukkaş’e Radıllahu An Hazretleri de o da dedi ki ben çorumda değilim.

Ben de oradan kaldım. Antep dağlarından haberdar gelirdi. Karıştı. Kaka’ydı o. İki yumurtayla doyan. Ben bir kuzu yiyorum doymuyorum dedi. Neyse o Ukkaş’a kalktı. O da hemşerimiz ya o da Antep’li. Antep’lilere selam olsun. Allah hepsinden de razı olsun inşallah. Antep’liler cömert insanlardır. Benim bildiğim tanıdığım Antep’liler. Seyyid Taş Allah razı olsun, İbrahim Taş. Antep’lileri onlarla tanıdık. Allah razı olsun hepsinden. Seyyid onun da. Allah makamını cennet eylesin inşallah. Ukkaş’a ayağa kalkıp şöyle dedi. Ey Allah’ın Resulü beni onlardan kılması için Allah’a dua et. Şöyle buyurdu. Zaten sen onlardansın. Bir adam daha kalkıp ey Allah’ın Resulü beni de onlardan kılması için Allah’a dua et dedi.

Şöyle buyurdu. Ukkaş’e seni geçti. Diğer rivayete de şöyle bir ek yer almaktadır. Herhangi bir şeyi uğursuz saymayanlar, hasta olup kendileri okutmayanlar ve bir şeyi de uğursuz saymayanlar, ne olacakmış? Bunlar sorgusuz, sualsiz cennete gidecekmiş. Allah bizi onlardan eylesin. Bu 70.000 sayısına takılmayın. Sayısına takılmayın. O gün için en yüksek rakamlar böyle ifade ediliyordu. 70.000, 100.000 öyle ifade ediliyordu. Hatta bazen 1000 olarak ifade ediliyordu. O yüzden milyon o gün için ifade edilmiyordu. Bunlar en yüksek rakamlardı. O yüzden yine de bunlar müteşabıhtır çünkü bunlara bir rakam koymak söz konusu olmaz. Yine Mure naklediyor bunu. İbn-i Macede bu hadîs-i şerîf. Kim dağlama yaparsa ya da kendine ruqya yaptırırsa tevekkülden uzaklaşmış olur. o kimse, ruqya malum bir Fatiha yazdırıp üzerinde taşıma veya Fatiha’yı kendisine okutma veya Fatiha’yı bir suya okuma gibi.

Bu sünnette var mı? Var. Ne yapmış? Sahabeden bir kimse, ruqya yapmış bir başka kimseye. Okunmuş ona. Okununca o da şifa bulmuş. Buradan da Hazret-i Peygamber Salulalü vesselam Hazretleri buna da hayır dememiş. O yüzden ruqya yaptırmak da caiz midir? Evet. Okutmak caiz midir? Evet. Hastalığınca, hastalığına şifa aramak caiz midir? Evet. Bu da sünnette var mıdır? Evet. Bu şifa aramayanlar özel müminler. Müminlerin biraz daha hasül hası. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Dokuz yüz onuncu beyitten devam edeceğiz. Biraz böyle uzun oldu belki de bu ama. Hakkınızı helal edin. Sohbet olarak yine bir saati buldu galiba değil mi? Bir saati buldu. Biraz kısa tutmaya gayret ediyorum ama böyle de konuyu yarın da bırakmak istemiyorum.

Allah izin verirse inşallah önümüzdeki cuma ertesi dokuz yüz onuncu beyitten devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah.


Kırk Yaşı, FETÖ ve Örtünme

Sorularınıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Geçen hafta soruları yetiştiremedik. Müşterimiz fazlaydı elhamdülillah. Hamdolsun. O yüzden müşterimiz fazla olduğundan sorulara yetiştirememiştik. Geçen hafta kaldığımız yerden inşallah devam etmeyi gayret edeceğiz. İnşallah bu akşam yetiştiririz. Kırk yaşını geçer de hayrı şerrini geçmez ise cehenneme hazırlan keşfül hafa. Beni çok korkutan bir adi şerif ne buyurursunuz demiş. Hayrını arttır. Ne buyuracağım ki? Allah cümle kardeşleri ve ümmet-i Muhammed’i hayrını artan, şerrini azaltan kullarından eylesin. Ne zaman beceri isteyen bir iş yapsam ya da herkesin yaptığı bir işi bile yapmış olsam dahi insanların gözü kaldığını hissediyorum. Ya vücudumda kabarmalar alıyor ya da baş ağrısından, hâsizlikten bir hitap düşüyorum ve ibadetimi bile yapamaz hale geliyorum.

Okuyorum, Rabbime sığınıyorum. Diyorum ki kendi kendime bu kadarla Rabbin seni koruyor. Ne buyuruyor, ne buyurur, ne önerirseniz. Rabbim sizi de haşranlardan eylesin. Cümlemize Kur’ân ve Sünnete sımsık yapışıp son nefese kadar imanla yaşayıp vefat eden kullarından eylesin hepimizde. Bu biraz psikolojik bir takıntı gibi, psikolojik algı gibi. Böyle düşünmeyin. O yüzden böyle düşünürseniz bu sefer her iş yaptığınızda kendi kendinize ben, milletin gözü bende, kulağı bende şöyle olacak, böyle olacak dersiniz. Bu sizi aldatar. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm. Dünyada bu kadar zulüm, hastalık, afetler, çocuklara yapılan işkence, tecavüz her türlü kötülükler bakıldığında İslâm’ı bu devirde daha da değerli kılıyor olabilir mi?

Bu olaylara bu şekilde bakmam ve insanlar bu vahşetten kaçarak daha çok gruplar ve hızlı şekilde İslâm olacak diye ümitlenmek doğru mu? Diğer türlü düşündüğümde de bu işin içinden çıkamıyorum. Bu zulüm hep böyle mi devam edecek ya da bizim çocuklarımız nelere maruz kalacak düşüncesi beni karamsarlığa sürüklüyor. Bu zamanın Müslümanlarına çok büyük vazifeler düşüyor. bu zamanda bu kadar hastalık, sıkıntı, bela, müsubet, çocuklara tecavüz, işkence, kadınlara tecavüz, kadınlara işkence, ondan sonra kadın erkek bakmaksızın, gençlere tecavüz, işkence, hayvanlara tecavüz, hayvanlara işkence, her türlü insanoğlu öyle bir zalimhane oldu ki. Öyle bir zalimlik ortaya da dolaşıyor ki, zalimlik hit seviyede.

Her türlü Allah’ın haram ettiği, lanet ettiği ne varsa Müslümanlar şimdi içinde böyle bütün dünya insanlığın içerisinde virüs gibi dolaşıyor. Müslümanlar bu zamanda aslında biz çok önemli bir fırsatı kaçırıyoruz. Çok önemli fırsat şu, dünya böyle bir kaostayken, dünyanın felsefik olarak sığınacağı tek tek dini, inanç sağlam olarak Muhammedi İslâm kaldı. Ama ne yazık ki Müslümanlar çok sıkıntılı. Müslümanlar dosdoğru İslâm’ı yaşamıyorlar. Dosdoğru İslâm’ı yaşamayınca bu sefer baksa bir Hristiyan sizin yaşadığınız İslâm bu mu dese o zaman bir farkımız kalmıyor. Ne yazık ki Müslümanlar delalete düştüler. Müslümanlar ne yazık ki sıkıntıdalar. dinlerini, Kur’ân ve Sünnet’i sık sık yaşayıp örnek bir pro tip teşkil etmiyorlar.

Örnek bir pro tip teşkil etmeyince bu sefer anlatabileceğimiz, vereceğimiz bir mesaj kalmıyor. Müslümanlar birbirine düşmüş, Müslümanlar birbirini kandırıyor, Müslümanlar birbirlerini aldatıyor. Müslümanlar birbirlerine çelme takıyor. ne yazık ki biz kendi kendimizi dizayn edip kendi kendimizi toparlayamıyoruz. cemaatler, tarikatlar, partiler, ondan sonra sivil toplum örgütleri, vakıflar, dernekler. ne yazık ki böyle İslâm’ı, Kur’ân ve Sünnet’i kendilerine sindirip dost doğru yaşama mücadelesi vermiyorlar. Ve gerçekten bugün dünya insanlığı İslâm’a aç, dünya insanlığı, Müslümanlığı aç ama gel gelelim biz onlara doğru mesajı götüremiyoruz ki. Doğru mesajı götüremiyoruz, doğru mesajı veremiyoruz. kendi insanımıza veremiyoruz ki biz onlara verelim. din anlatamıyoruz insanlara.

Birisine din anlatmaya kalktığımızda birisinin çarpıklığını koyuyor bizim önümüze. biz kime din anlatalım? O hale geldik. Ben o yüzden kendini dindar gören siyasetçileri, kendisini dindar elbisesi giyen siyasetçileri, kendisini dindar elbisesi biçen bürokratları, kendisini dindar elbisesi biçen cemaat ehlini, tarîkat ehlini, şeyhleri, dervişleri, hocaları, mühtüleri hepsini de dindar elbisesi giyip, benim bu noktada seslenişim bütün herkese. Ya biz bir kendimize çeki düzen verelim. Biz kime nasıl din anlatacağız? Kime doğruyu aktaracağız biz? Birisine bir şey söylemeye kalktığımızda filanca böyle yapmadı mı diyor. Biz diyoruz canım kardeşim o dinin temsilcisi değil ama Müslümanın deyip de geldi diyor.

Verilecek cevap yok. biz birisine dergah anlatamıyoruz, tarîkat anlatamıyoruz. Neden anlatamıyoruz? Adam diyor ki filanca şeyh efendi para topluyor ama, filanca cemaat para topluyor ama, filanca topluluk ya şunu yapıyor ama, bunlar yüzünden biz dini anlatamıyoruz insanlara. bazen zaman zaman diyoruz ya ceremesini biz çekiyoruz yine diye. biz diyoruz ki ya Kur’ân böyle, sünnet böyle, insanlar böyle olması lazım. Adam diyor ki filancalar böyle yapıyor ama. Ya filancalar dini temsil etmiyor. İstediğimiz kadar diyelim biz. Biz yaralım kendimizi. Biz bir şey anlatamıyoruz şu anda. Biz şimdi kime ne dersek diyelim. Kardeşler biz hiç kimseden para toplamıyoruz, hiç kimseden para istedikleri için. Biz kimseden para istedikleri için.

Biz kimseden para istedikleri için. Herkes bu noktada kendi çapında, kendi darisinde ne yapıyorsa yapsın bizi ilgilendirmiyor. Biz bu konuda bir şey demiyoruz dediğimizde, inanmıyor adam. Haklı. Ben de Hak veriyorum. Neden? Ya ben de Dine dönüş yaptığımda ne kadar cemaat, tarîkat varsa hepsi de arabasına binip, bir kere de bir şey yapmıyorum. Ben de hak veriyorum. Neden? Ya ben de dine dönüş yaptığımda ne kadar cemaat tarîkat varsa hepsi de arabasına binip götürdüler, baktılar, ettiler, para topladılar orada, pamuk eller cebe dediler. Baktım okuduğum din ile onların yaptıkları aynı yerde değil. Ben o zaman için hadis okuyordum, o zaman için onların alemini okuyordum, o zaman için mesleğimi okuyordum, o zaman için buharı okuyordum, o zaman okudum, o zaman okudum Fetavayı Hindi’yi okuyordum, o zaman okudum kitaplar mıdırlar benim.

E bana orada okuduğum kitaplara bakıyordum, okuduğum kitaplardaki din ile benim çevremdeki, Bayındır’daki cemaatlerin, tarikatların yaşamış oldukları veyahut aktarmış oldukları din aynı değildi. Bakın aynı değildi. Şimdi herkes diyor ki FETÖcular Allah Allah, ya ben yıllardan beri diyordum para toplayanların peşinden gitmeyin diye. Gittiniz, şimdi ne kızıp bağırıyorsunuz? Şimdi herkes FETÖcular şunu yaptı, FETÖcular bunu yaptı, FETÖ şunu yaptı, FETÖ bunu yaptı, iyi. Onun yaptıklarını şimdi yapan tarikatlar var, cemaatler var. Diyorlar ki FETÖ kurban topladıydı, bütün cemaatler topluyor şimdi, bütün tarikatlar topluyor. FETÖ zekat topluyordu, topluyor tarikatlar, cemaatler, zekat da topluyor şimdi.

Topluyorlar. FETÖ zekat topluyordu. FETÖ zekat topluyordu. Bütün kendince dini, derneğimiz diyenler zekat topluyorlar. Topluyorlar. FETÖ devlet adam katıyordu. Şimdi de tarikatlar var devlet adam katacağız diye uğraşıyorlar. Cemaatler var devlet adam katacağız diye uğraşıyorlar. İktidardaki siyasi parti var devlet adam katacağız diye uğraşıyorlar. Herkes uğraşıyor açık açık. FETÖ yapıyordu, bunlar da yapıyorlar. Kim yapmıyor o? yapmayanlar? Bitiyor mesele. Ben diyorum ya bazen, arkadaşlar benim yanıma gelmeyin, ben iş ve işçi bulma kurumu değilim. Gecenlerde bizim arkadaşlardan değil, dışarıdan birisi, birisi gelmiş, Hocam seni tanıyorlardır belediyelerde güldüm. Dedim yapma, beni belediyenin kapısından içeri katmazlar dedim ya.

Nasıl dedim? Ben dedim Büyükşehir Belediyesi’nin kapısını bilmiyorum. Ben dedim bir sefer dedim çarşıda esnaflar rica ettiler dedim Osman Gazi’ye çarşının ihtiyaçları vardı. Bir sefer gittim dedim ya Osman Gazi’nin kapısını bilmiyorum ben dedim. Böyle baktı nasıl bilmiyorsun? Basmaya bilmiyorum dedim. Kapıdan içeri girmiştim yok benim dedim. Dedim Normande nereden benim sözümü dinleyecekler? Garibim Büyükşehir’de alacağı varmış ödemiyorlarmış da ben telefon açı verecekmişim ödensin diye. Dedim ya nerede beni kim dinler? Beni kimse dinlemez canım kardeşim dedim ya. Sana kim söylediyse dedim eksik söylemiş. Beni kimse dinlemez, ne bürokrat tanıdığım var, ne vali tanıdığım var, ne savcı tanıdığım var, ne hakim tanıdığım var.

Ondan sonra ne belediye başkanım var tanıdığım oturup çay içmedim çay içmedim diyebileceğim hiç kimse yok. deseler ki biz Mustafa Özbaha’yla çay dahi içmedik doğru söylüyorlar. Sonradan bir fotoğrafım çıkmaz çay değil çorba değil köfte yerken çıkmaz. Şimdi bizim bu kaosun içerisinde doğru İslâm’ı anlatmakta zorluk çekiyoruz sıkıntı bu. Sebep insanlar çünkü Müslümanım diyenlerden gerçekten çok kandırıldılar. Oradan dertliyiz Allah bizi affetsin inşallah. Selamun aleyküm bir dervişin bilmediği bir şehre yaşamak için gitmesi ve orada zikrullah alakası için yol gitmek ve çaba sarf etmek hal üzerinde olup bulunduğu yerde çoğulup zikrullah alakasını genişletmek için tavsiyeiniz var mı? Ve nelere dikkat etmesi gerekir?

Hem maddi hem manevi ve insani noktada ne yapmak gerekir? Selamun aleyküm. Sen dost doğru ol, Kur’ân ve Sünnet’i dost doğru yaşa ve insanlara da dost doğru İslâm’ı tebliğ et. Allah’ın izniyle hepsi dolu canım kardeşim. O yüzden siz dost doğru olun, dost doğru yaşayın, insanlara doğru dini anlatın. Sizin istikametiniz de dost doğru olursa merak etmeyin siz doğru yaşamakla insanlara tebliğ edersiniz. Öyle hiç kimsenin tanımadığı bir yer, ben öyle yerleri çok daha fazla severim. Orada böyle sıfırdan kurmak muhteşem bir şeydir. O tabirci aise Musaplıktır. Musa bin Ümeyir, Mekke’nin şanını, şöhretini, zenginliğini bıraktı ya, Mekke’nin en zengin ailesinin çocuğuydu. Mekke’nin hemen hemen en yakışıklı delikanlısıydı.

Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri onu Medîne’ye hicret ettirdi. Aslında ilk hicret eden Medîne’ye, Mekke’den ilk hicret eden Musa bin Ümeyir’dir. Ve Medîne İslâm Devleti’nin temelini Musa bin Ümeyir atmıştır aslında. Dikkat edin buraya. Medîne İslâm Devleti, Musa bin Ümeyir’in omuzlarında yükselmiştir. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri orada ilk İslâm bayrağını açan, İslâm’ı anlatan, tebliğ eden ve Medinelileri Müslüman olmasına öne yak olan Musa bin Ümeyir’i, Mekke bin Ümeyir’i, malum Uhud şehididir, her hafta gider, onun kabri şerefini ziyaret ederdi. O yüzden kabirlere gitmeyin, kabir ziyatı yok diyen o, çok affedersiniz, din yobazı, yobazlarına cevap olsun.

Kabristan ziyareti yokmuş İslâm’da. Kabirlere gidilmeyecekmiş. Bunlar bu Selefi Vahabi bozuntusu bunlar. Bunlar dinimizi ifsat eden kimseler. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri her hafta Uhud şehidlerini ziyaret ederdi. Giderdi. Musa bin Ümeyir orada İslâm’ın tanınmasına sebep oldu. Biz öyle insanlar olalım ki, sufilik öyledir, gittiğimiz yere aydınlatalım, Musa bin Ümeyir’e yaşayalım inşallah. Selamünaleyküm. Ankara’da kız kardeşim rahatsız dua ederseniz memnun olurum. Allah şifa versin, tövbe etsin kardeşimiz inşallah. Rabbim tövbelerini kabul etsin. Diyanet takviminde diyor ki, dünya kıble günü bugün diyor. Ne anlama geliyor? Yalavadan şükrü gönül al. Bu normalde Mescid-i Kübada Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri namazdayken vahiy geldi de, Beytullah’a doğru kıbleyi döndürün dediği gün.

Hayırlı akşamlar. Eşim güvercinlere çok ilgisi var. Beslemek istiyor, ben de istemiyorum, uygun değil diyorum, inanmıyor. Mezata falan takılıyor. Eşim sizi şu an dinliyor. Eşime bu durumda ne dersiniz? Bununla alakalı, güvercin, evde güvercin besleme ile alakalı, bunu men eden hadîs-i şerîf var. Ancak haberleşme güvercinleri söz konusu değil bunlar. Selamun aleyküm hocam. Ben bütün dini vecibelerimi yerine getirmeye çalışıyorum. Elhamdülillah. Sıkıntım defalarca başörtüyü takmaya başladım. Bir ay sürdü, sonra açtım. Günaha girdim biliyorum ama ne tavsiye edersiniz? Sadece başım açık. Allah razı olsun. Gönül arzu eder ki onu da tamamlayın. O yüzden bazen kadınların arasında konuşulur, aç kapı Artema falan açıp kapatıyorsun diye.

Böyle algılamayın. Tekrar deneyin. Tekrar inşallah yapın. Allah’tan yardım dileyin. Gerçekten bir bayanın örtünmesi çok zor.


Korona Gevşekliği ve Islâh Cezası

Yani bunu birebir sohbetlerde böyle gelip bana da anlatıyorlar. birisi öyle demişti. Başımı örtümde sanki bütün dünyayı kafamda taşıyormuşum gibi oluyor dedi. Şeytan gerçekten buradan örtünmekle alakalı bayan kardeşlere çok affedersiniz. Çok pis vuruyor. Öyle söyleyeyim. şeytan öylesine tesettürle alakalı bayanlara pis vuruyor ki bayanlar ne yazık ki bu konuda şeytana yeniliyorlar. Örtülü gibi görünenler de dahil buna. neden örtülü gibi görünenler diyorum. örtülü daracık, incecik üzerine bir yeni çıktı ya bu tunik meselesi. Bir tunik örtülü. Her tarafı belli. İçi görünüyor. Ama örtülü. şeytan pis vuruyor kadınlara. Gerçekten pis vuruyor. böyle neresinden taviz verelim örtünün, örtünmenin daha doğrusu örtü değil tesettürün.

Neresinden taviz verelim, neresinden nasıl yapalım diye şeytan pis vuruyor. şey Allah rahmet eylesin şevket, eygi, süslü Müslümanlar diye çok yazardı. Ondan sonra ne yazık ki kadınlar süslü Müslüman oldu, erkekler de oldu. Herkesleri de kenara atmıyorum yani. Bugün böyle sakallı bir kimse dahi böyle süslü Müslüman tipinde. Kadınlar da zaten ona kese. Gerçekten ama şunu bunu anlayışla karşılıyorum. Bu zamanda, ahir zamanda îmân ateşten kor olacak, elinde tutanın, eli yanacak, elinde tutamayan dinden imandan olacak diyor adı Şerif’te. Gerçekten bunu yaşıyoruz şimdi. Ve tesettürle alakalı, kadınların en çok vurulduğu yer şeytanın pis vole attığı ve kadınların o voleyi böyle kaleden çıkarmakta zorluk çektikleri yer tesettür.

İnceldikçe inceldi kumaşları, daraldıkça daraldı. Bakın daraldıkça daraldı. Ve Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh hazretlerinin eşi Esma anlatıyor bunu. Ona bir kız çocuğu geliyor, örtüle ama içi görünüyor. Onu söyleyince Hazret-i Peygamber diyor ki o çıplak ama örtülüydü deyince içi görünüyor diyor. içi görünen bir kimseyi çıplak hükmünde görüyor Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Veyahut da vücut hatları belli olan bir kadını çıplak hükmünde görüyor. Ve açıklık da bu noktada aynı kategorinin içerisinde. Allah bu meseleyi içine sindirsin, kalbine ilham etsin bütün Müslümanların, bütün Müslüman bacıların, kardeşlerin, hanım kardeşlerimizin içine Îmân, İslâm, İhlâs, samimiyet nasîb eylesin ve tesettürlerine dikkat etmeyi, tesettürlerinde ince davranmayı Cenâb-ı Hak onlara nasîb eylesin.

Kıymetli hanım kardeşlerin bu dünya gelip geçecek. ahiretle hepimiz yüz yüze geleceğiz. bu tesettürle alakalı gün geçtikçe ne yazık ki zayıflıyoruz. Ne yazık ki ödünler veriyoruz. Tesettürle alakalı ne yazık ki her gün günü arıyor. Her gün günü arıyor. Her gün günü arıyor. Bir bakıyorsunuz o tesettürlü bayan kardeşler o kadar böyle makyaj, ağır makyajlar, o kadar ağır kokular, daracık kıyafetler, içi belli olan incecik kıyafetler. bir kısmı böyle lüksde, şatahatta, şatafatta sınır tanımıyor artık. Böyle örtüler Vakko, kıyafetler Vakko, ayakkabılar 2000 liralık, 3000 liralık, üzerindeki tesettür kıyafetleri yürürken dolar yürüyor kadın. Yürürken dolar yürüyor. Altındaki arabalar, o lüks, şatahatlı, şatafatlı hayatlar bazen kendi kendime düşünüyorum. diyorum ki çok özür dilerim 90’ların İslâm’ı nerede? 95’lerin İslâm’ı nerede?

Kendi kendime soruyorum. 85’lerin İslâm’ı nerede? Yok, bunu ben söylüyorum. Düşünebiliyor musunuz? 2000’lerin İslâm’ı yok şu anda. 2000’lerin İslâm’ı yok. Ve o yüzden üzülüyorum. Ve diyorum ki 28 Şubat başarılı oldu. 28 Şubat başarılı oldu. Tavizler verildi. başörtüsünü çıkaralım canım, okumamız lazım, okuyup bir yerlere gelmemiz lazım. Bantoyu çıkarmamız lazım, çıkarıp bir yerlere gelmemiz lazım. örtüden fedakarlık etmemiz lazım, bir yerlere gelmemiz lazım, mücadele etmemiz lazım. Heyhan! Surdan bir gedik açıldı bize. Ve surdan gedik açıldı ve işgal edildik. İşgal edildik. Bugün İslâm dünyası işgal altında. Batının bozuk medeniyeti, Batının bozuk kültürü, Batının bozuk ahlakı, Batının ne kadar bozuk çürümüş neyin varsa İslâm dünyası işgal altında.

İşgal altında. İslâm dünyası deccaliyetin, şeytaniyetin, küfrün, İslâm dünyası sapıklığın, İslâm dünyası günah kebairin işgal altında. İşgal altındayız. Ve ne ağacı İslâm dünyası bu konuda uyanmakta, uyanmamakta direniyor. Direniyor. Allah bizi uyandırsın inşallah. Selamun aleyküm. Tövbe ederken sizin söylediğiniz Allah tövbe edenleri sever. Biz de o sevdiği için tövbe ederiz diye düşünmem yanlış olur mu? Bunu gerçek manada hissederek değil, bilgi olarak uygulamak Allah’a karşı saygısızlık olur mu? Allah tövbe edenleri sever ama ben kendimce kendimi günahkar gördüğüm için tövbe ediyorum. Evet tövbe edenleri de seviyor. Ben o konuda da onun sevdiği bir hal üzerinde olmak da hoşuma geliyor. Selamun aleyküm.

Birkaç ay önce bir video seyrettim. Allahu Ekber başlığı altında ve çok etkilendim. Videoda galaksileri, samanyolu ve alemleri anlatıyordu. Allah’ın ne kadar büyük olduğunu da bahsediyordu. Ben Allah’ın bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum. Bu Allahu Teala, Allahu Ekber, Allah büyüktür ama galaksilerle bağlantısı ne? Burada Allah’ın zâtına yönelik bir düşünce gibi bu. Öyle değil. Şunu diyebiliriz. Galaksilerin çokluğuna, galaksileri aynı düzen üzerinde yürüttüğü için Allah hakimdir. Allah kudret sahibidir, kuvvet sahibidir. Sıfatsal olarak bunu söyleriz. Allah bu manada muhakkak Allah büyüktür ama velakin galaksilere bakaraktan söylersek, galaksiler ne kadar büyükse Allah da o kadar büyük manası çıkar.

Onu yine sınırlandırmış oluruz. Allah muhafaza eylesin. Bu büyüklük beni korkuttu mu yoksa şaşırttı mı bilmiyorum. O günden beri kendimde ona karşı bir uzaklaşma hissediyorum. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim? İhlas Suresini oku. 100 tane inşallah Allah’a tövbe et. Yoluna devam et. Selamünaleyküm. Oğlum 9 yaşında namaza ne zaman başlamalı? Siz ilk namaz için kaç yaşı uygun görüyorsunuz? Bu arada namaz da artık hazır inşallah. Allah razı olsun. Hayırlı geceler. Çocuğu sevdirin, bıktırmayın, nefret ettirmeyin. Bu konuda yavaş yavaş çocuk namaz kılmaya başlasın ama böyle zorlayarak tan bıktırmayın. Ne zamana kadar? 13-14 yaşına kadar. 13-14 yaşından sonra zorlayın derken dövmeyin, sövmeyin, hakaret etmeyin ama nasihat etmeyin daha da sıklaştırabilirsiniz.

Selamünaleyküm. Genelde evde olduğum bu günlerde eski hareketli yaşantıma oranla ibadet ve itaatle ciddi oranda düşüşe uğradım. Kendimi toparlayıp kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Her gün kalktığımda bugün çok daha farklı olacak diyorum ama bu gün çok daha farklı olacak. Allah yardımcınız olsun inşallah. Gerçekten bu korona döneminde İslâm dünyasında ve Müslümanlarda aşırı derecede bir geveklilik var. İnsanlar kendilerini daha çok sıkacaklarına daha fazla gevşediler. Yeniden kendi kendinize diziplin yapmak için, kendi kendinize diziplin yapmak için, kendi kendinize birer, ikişer, üçer, beşer kişilik, onar kişilik böyle bir kendinize sohbet grupları tanzım edip kendinizi aktif hale getirebilirsiniz.

Neden ufacık dünya telaşı yüzünden namazı terk ediyorum? Bu dünyanın aldatmasıdır. Heva heves insanın ufacık bir dünya telaşından dolayı namazı veya ibadetlerini aksatabiliyor. Rabbim dünyaya bu manada tapanlardan dünyayı haddinden fazla sevenlerden eylemesin inşallah. Bu da bir disiplinsizlik. Namazda zaten disipline edemeyen kendini, zikirde de kendine disipline edemiyor. O yüzden birbirine bağlantılı bunlar. Sonra çok pişman oluyorum. Yine namaza başlıyorum, zikire başlıyorum. Sizin sohbetlerinizi dinliyorum, manevi çoşuyorum. Biraz boşlayıp ihmal edince yine terk ediyorum. Hep böyledir bu. Bir anlık boşlarsanız şeytan oraya oturur. Namazın bir vaktini kılmazsanız ikinci vakti de sizi kıldırmaz.

Dersi bir çekmezseniz Ertuğrul Sünnet’in size dersi çektirmez. Ben neyi yanlış yapıyorum? Bu normalde disiplinsizlikten kaynaklanıyor. Neden manevi o tatlı coşku bende kalmıyor? E kalacak yavaş yavaş disipline edeceksiniz kendinizi. Şu an sizi dinliyorum canlın yayında. Evimi karıncalar bastı. Ne yaptıysam çare bulamadım. Öldürmek zorunda kalıyoruz. Sürpürge makinesi ile çektirmek zorunda kaldık. Siz olsanız ne yapardınız? Dolap işlerine kadar giriyorlar. Her şey kapalı, yiyecek bulamazlar. Yine de senede bir iki defa basıyorlar. Peygamber efendimizin ismini duyunca salavat getirirken elimizi kalbimize koymamız şart mı? Şart değil ama koymakta adaptan sevgisi muhabbeti kalbimizde manasında. Valla karıncalardan herkes müzdarip.

Karıncalara bir esma çeksen huuuu de evimi terk edin de. İnşallah terk ederler. Böcekler, karıncalar çok bu ara evlerde. Ben zehirleyin diyemiyorum. Gece burayı normalde açtım da burada da o kalorifer böceği mi ne diyorlar? Baktım valla koşa koşa önümden gitti bir taneydi. Ondan sonra bir şey demedim dağıma. Bilmiyorum ne olacak. Burayı da siz gördünüz mü Salim burada? Sen görmedin mi? Ali sen gördün mü? Sen de mi görmedin? Ben o zaman ayrı bir perdede mi gördüm yani? Gece mi göründü bana yoksa öyle? Sen mutfaktasın hiç görmedin mi? Ben gördüm böyle 4×4 koşuşcusu gibi gidiyor dönümden ya. Valla. Allah yesin inşallah. Selamun aleyküm ailemle farklı illerde yaşıyoruz. Bayramdan bayrama. Ancak ki de biliyoruz eşim aileme yanımızda kendisi olmadan göndermiyor.

Erkeğin eşini anne evine çocuklarla birlikte göndermesinin dinimizce bir mahsuru var mı? Yok. Kadının böyle bir şey talep etme hakkı var mıdır? Evet. Ayrı şehirlerde yaşıyorsa bir kadın senede bir sefer kendi annesine babasına ziyarete gitmeye hakkı var. Bu böyle hak hukuk arasından da bakılmaması lazım. bayramda her anne baba en azından çocuklarını yanında ister. Erkekler işte bu konuda bizim toplumumuzda böyle bir algı var işte kayınvalideyin kayınpederin evinde çok durmama veya fazla orada eğlenmeme gibi böyle bir eğilim var. O zaman eşini çocuklarına orayı bırakabilir bir müddet. Bence bırakması lazım. Sebep o anne baba da kızını vermiş sana. Sen onu hiç götürme hiç orada vakit geçirmesin.

Ne bileyim biraz böyle bir fazla katılıkmış gibi geliyor bana. O yüzden bilhassa bizim arkadaşlarımız bu konuda daha duyarlı davranmaları lazım. bayram herkese bayram. anne babayı ziyaret edecek, kardeşlerini ziyaret edecek. Kızın ailesi de sonuçta kızını isteyecek yanında gayet normal bu. O yüzden daha anlayışlı davranmalı lazım erkekler. Aynı zamanda kadınlar da erkeklere anlayışlı davransın. O erkek de kendi annesinin babasına gidecek. O da orada bayramlaşacak, ziyaret edecek. o da bu meselede şey. Örneğin bayan ona ayak uydurmak istemeyebilir. O zaman ortak bir nokta bulacaklar işte. Bir gün erkeğin evine gidecekler, bayramlaşacaklar. İkinci gün bayanın annesinin babasının evine gidip bayramlaşabilirler.

Gibi böyle ortak bir nokta bulmaları daha hoş olur. Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Ben 15 yaşındayım. Bazen insanlar hakkında içimden kötü düşünceler geçiyor ve kınamış oluyorum diye korkuyorum. Ben yaptıkları şeylere güldüğüm oluyor ama sonra pişman oluyorum, çok üzülüyorum ve bu durumdan kurtulamıyorum. Başıma gelir diye korkuyorum. Ne yapmalıyım? Bu kınamak olur mu acaba? Kınama nasıl olur? Teşekkür ederim, hayırlı akşamlar. Kınamak bir kimseyi küçük görmek, küçümsemek kınamak bir kimseyi eksik görmek, noksan görmek. O yüzden bundan uzak durmak lazım. Böyle bir terbiye sistemi doğru değil. Bu yaşta bir çocuk da bunu genelde etrafından alır. Etrafına bu konuda uyma, hiç kimseyi de kınama, hiç kimseyi de küçük görme.

Allah muhafaza eylesin. Selamünaleyküm, bizler, üstadımız, ailemiz, yaşantımız ve pek çok konuda dua eder. Dualarımızda iyilik, hoşnutluk, güzel niyetlerde bulunuruz. Yaşadığımız dünya içinde de Allah’ın hoşnut olmayınca pek çok durum yaşanmakta. Kullar Allah’a Allah’ın hoşnutluğu için veya farklı konularda Allah için dua edilir mi? insanlar inşallah Allah’a hoşnut etmek için uğraşır. İnsanların da Allah’a hoşnut etmesi için dua etmeleri de doğrudur. Bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm, Hocam. Islahtan söz ettiniz. Kırk yaş duasında geçen ve asnihli fi zürriyeti de ıslâh kökünden gelmiyor mu? Benim soyumu da düzelt şeklinde ifade ediliyor. Islâh illaki ceza ile mi olur? illaki ceza ile olur.

İslâm’ın termolojide ıslâh cezayla alakalıdır. O yüzden ıslahı cezasız olarak görmeyin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah seni ıslâh etsin demeyin. Islâh ederse ceza gelir. Allah muhafaza eylesin. Hocam, dövme yapılması hakkında düşüncelerinizi alabilir miyim?


Dövme, Ayasofya ve Kurban Alımı

İnternet üzerinde bir sürü bilgi var ama sizden duymak istiyorum. Dövme yaptırana, saçına saç ekleyene, erkeklerden kadınlara benzemek isteyene, kadınlardan erkeklere benzemek isteyene, fal bakana baktırana, ondan sonra Allah lanet etsin diye hadîs-i şerîf var. O yüzden kıymetli kardeşlerim dövme yaptırmadıysanız yapmayın. Yaptırmayın. Allah lanet etsin diye direkt hadîs-i şerîf var. Hem de böyle bir kanaldan değil, çok kanaldan hadîs-i şerîf var. O yüzden dövme yaptırmayın. Bu fıtratı bozmak. Fıtratı bozmak olduğu için Allah’ın lanetlediği işlerin içerisine giriyor. Yapmayın ve yaptırmayın. Yapmayın da, yaptırmayın da. Dövmeden elde edilen para da caiz değil. Bir kimse Müslümana dövme yapamaz çünkü.

Bir Müslümanın dövme yapması da caiz değil. Onun kazandığı para da caiz değil. bazı fıkıh kitaplarında bazı yasaklar var. Allah muhafaza eylesin. Sıkıntılıdır bunlar. Mesela der ki bir berber sünnet miktarından aşağı sakalı kesse kazandığı para helal olmaz der. Örneğin. O yüzden normalde mesela sünnete aykırı bir kimse bir iş yapsa, bir fiiliyat yapsa, bir para kazansa ondan caiz değildir diye hadisler var. Bakın hadisler var. Bir kimse Müslümanların ekmeğine şarap karıştırsa caiz değil, harama girer. Ya şarapla da ekmek daha güzel mi ayarlanıyor deyip, ekmeklerine şarap karıştırsa kazandığı para haram olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden mesela bir Müslümanın içki satmaması gerekir. Bir Müslümanın kumar oynamaması ve oynatmaması gerekir.

Müslümansın. Kumar oynama kardeşim. Müslümansın kumar oynatma kardeşim. Müslümansın içki içme. Müslümansın içki satma. Bunlar helal değil. Müslümansın. Müslüman kardeşine faizle para satma. Müslümansın. Müslümanlara faizle para satıla, satan bir kimsenin yanında çalışma. Bakın şahıs diyorum. Kurum yok. Şahıs. O yüzden Müslümanlar kendi ellerinden çıkanlardan sorumlu. Ya burası Darül Harp burada içki de satılabilir. Sen satma canım kardeşim ya. Sen satma. Sen satma. Bırak kim satıyorsa satsın. Sen üretme. Bırak kim üretiyorsa üretsin. Kim üretiyorsa üretsin. Sen kumarhane açma. Bırak kim açarsa açsın. Sen kumar oynama. Bırak kim oynarsa oynasın. Sen kendinden mesulsün. Biz birinci derecede kendimizden mesulüz.

Biz kendi elimizden elimizden haramı çekelim mi? Bizim gücümüzü aşan şeyler var. Devleti ilgilendiren hadiseler var. Gönül arzu eder ki devlet de haramdan kendini çeksin. Gönül arzu eder ki devletin de gelirleri haramdan olmasın. Gönül arzu eder ki devlet eliyle haram işlenmesin. Gönül bunu arzu eder. Ve bunun için gayret ederiz, çalışırız. Ama Müslümanın kendi elinde olan kendi ihtiyarında olan işler var. Müslümanlar bunlardan sorumlu. Müslümanlar bunlardan sorumsuz değil. Sen ticaret yapıyor olabilirsin. Müslüman kardeşlerine. Ne ama faizden para satıyorsa? Yapma. Sen Müslüman mümin kardeşine ne ama yalan söylüyorsun? Söyleme. Sen mümin kardeşini nereden aldatıyorsun? Aldatma. Sen rüşvet yeme.

Sen bundan sorumlusun. Seni birisi kafana silah dayayıp rüşvet yeme dedi. Hayır, sen bundan sorumlusun. Darül harpte hakkın olan bir şeyi alamıyorsun. Orada rüşvet vermek caizdir. Bakın bu fetvalar hiçbir yerde bulamazsınız böyle. Bu konuda sahabenin uygulaması var. Darül harpte harbin senin malına el koydu. Sen malını yeniden almak için sahabenin başına geliyor. Çünkü oradaki zalim bir komutan, zalim bir kimse onun malına el koyuyor. Ticaret mizahı, ticaret mizahı, ticaret mizahı. Bir kimse onun malına el koyuyor, ticaret malına el koyuyor. Ticaret malına el koyunca ona rüşvet veriyor, rüşvet vererek de malını kurtarıyor. Bunun fetvası var. Darül harpte öyle ya, şimdi belediyelere gidiyorsun rüşvet var.

Sen şimdi devlet dairesine gidiyorsun rüşvet var. Yapmıyorlar senin işini. Yapmıyorlar. Bu acı bir şey. Ondan sonra diyorlar ki ya getirin onu bize. Nereye getireceksin? Rüşvetin belgesi mi var? Yok. Ne yapacak insanlar? Bir inşaat ruhsat alacak alamıyor. Alamıyor. Bir inşaat oturma izni alacak alamıyor. Alamıyor. Her şeyin tamamı olsa dahi alamıyorsun. Sürüm sürüm sürünüyorsun. Sürüm sürüm sürünüyorsun. Orada diyor ki Darül harpte o kimsenin işini görmesi için rüşvet terebilir diyor. Ama müslümansın, müminsin alamazsın canım kardeşim. Senin almaman gerekiyor. Evet. Bunun gibi şimdi müslümanın kendi elinde olan işler var. Kendi elinde olan işlerden kendi elinde olan işlerden ne yapacak? Uzak duracak.

Onu kendini tutacak. Benim elime zorla içki mi veren var? Yok içme kardeşim. Bana zorla içki mi sat diyen var? Satma kardeşim satma. Git rızkını olabildiğince en helal daireden kazanmaya gayret et. Bitti. Git rızkını olabildiğince en helal daireden. Allah bizi affetsin inşallah. Tıraşın da pek güzel olmuş demiş. Allah razı olsun teşekkür ederim. Güzel olan güzel görüyor. Güzel gören hayatından lezzet alıyor. Bizim ilham duymasın yalnız. İlhan şimdi selamünaleyküm der. Selamünaleyküm hocam. Rüyamı anlatmak istiyorum. Apartman dairesinde oturuyordum. Gözünü açtığımda bir şey var mı? Bir şey yok. Bir şey yok. Bir şey yok. Bir şey yok. Bir şey yok. Bir şey yok. Bir şey yok. Bir şey yok. Bir şey yok.

Bir şey yok. Bir şey yok. Gerçek hayatta kendimize ait bahçemiz var. Rüyamda bahçeye çıktığım zaman kocaman ağaçlarla kaplı. Yeşillik içerisinde eşim ve oğlumla olduğumu gördüm. Orman gibiydi. Üst kattan da komşularım bizi izlediğini gördüm. Çok güzel bir bahçeydi. Bizi yeşilliklerin içerisinde görmeye çalışıyorlardı. Ben de ağaçlar kocaman. Bizi isteyemezler diye içimden söylemiyorsun. Söylemiyorsun komşular için. Bu kadar yazmış kardeş. Allah iyiyesin. Allah güzel etsin inşallah. İyidir yeşillik hayra işarettir. Allah muradını asıl eylesin inşallah. Madem tıraşım güzel olmuş. Otomatik olarak yapılan bireysel emeklilik iptal edilebiliyor. Edeğim mi görüşünü nedir? Ben devletle olan işlerde ben bir şey yapmam hiç.

Etsen de olur, etmesen de olur. Nasıl istersen. Selamun aleyküm. Ayasofya Fetih Cami’sinde duvarlardaki fresklerin ışıkla karartma yöntemiyle kapatılacağı söylendi. Namaz vakti dışında ziyarete açık olacakmış. Eğer bu durum söz konusu olursa Ayasofya’da namazın sık hedi nasıl olur? namazın sık hedi nasıl olur? Namazın sık hedi nasıl olur? Namazın sık hedi nasıl olur? Namazın sık hedi nasıl olur? normalde içinde resim olan bir yere rahmet meleklere girmez diye adı şerifler var. Rahmet meleklere girmez. Namaz namazdır yine. Ama bir haber okudum doğru yanlış. Ayasofya’da zaten ilk cumayı herhalde belli adette davetli olan misafirler kılacakmış galiba. Diyanet işleri davet edecekmiş. O yüzden elinizde diyanet işlerinin bir daveti varsa Ayasofya’da cumaya gidin.

Eğer elinizde diyanet işlerinden davetli bir daveti yok ise yanurda cuma kılamayacaksınız. Sultanahmet’te kılacaksınız. Bildiğim kadarıyla öyle. O yüzden VIP bir cuma olacak ilk cuma. VIP bir cuma kılmışlar diye onun gibi olacak herhalde. nasıl söylenir? Halka açık bir cuma olmayacak. Herhalde devlet protokolü yapacaklar galiba o yüzden öyle olabilir. VIP’lere alışın artık. Selamun aleyküm. İnsanları kısır ve kanser yapan, insanın fıtatını bozan gıdalar hakkında konuşmak, haber yapmak, açıklamada bulunmak suç sayılacak. Ve 50 bin TL ceza verilecek. İstanbul Sözleşmesi kalksın derken başka bir kaosla karşı karşıya kalıyoruz. Sizin bu durumla alakalı düşünceniz nedir? Evet onunla alakalı biz de böyle bir protesto kampanyası başlatacaktık.

Herhalde onu tekrar bir komisyona havale ettiler. Birkaç ay böyle halkın tepkisinden dolayı yeniden görüşülmesi için geri iade ettiler. Benim aldığım haber bu. Ne yazık ki biz böyle neyle karşı karşıya belli değiliz. İstanbul Sözleşmesi öyle dururken bir de bir gıda sözleşmesi çıktı böyle. örneğin ben bazen sohbetlerinde diyorum ya, natural yiyin, orijinal yiyin, hazır gıda yemeğin hemen ben 50 bin liralık cezanın içindeyim. Ben baktım ona ondan sonra ne diyorum gidin ben örneğin marketlerde zeytinyağı almıyorum. Ben Allah razı olsun bizim Baynır çeteden. Baynır çete zeytinyağımı benim tedarik ediyorlar. Örnekliyorum bunu. Ve ben normalde zeytinyağını gidin kendiniz tedarik edin, natural zeytinyağı yiyin. marketlerde yediğiniz zeytinyağın içerisinde ne katkısı var ne karışı var bilmiyorsunuz.

Bilmiyoruz çünkü benim Baynır’dan aldığım yediğim zeytinyağının lezzeti ile veya kokusu ile market zeytinyağının arasında çok fark var örneğin. Ben tabi onu bildiğimden her ikisinin arasındaki farkı biliyorum. Ben bunu böyle herhangi bir yerde sosyal medyada mesela bunu canlı yayında bunu söylediğimde 50 bin lira cezası vardı. Böyle bir handikatla karşı karşıyayız ya. Ya nereye gittiğimiz belli değil bizim. Ben bu sefer bunları da dile getirince hoca muhalif oluyor. Ya canım kardeşim benim muhalifliğim Kur’ân ve sünnetin dışında olan her şeye. Ben partici, purdici değilim. Benim bir parti ile bir bağım yok. Hiçbir parti ile bir bağım yok. Yok. Yıllardır yok zaten. 25 yaşından beri yok. Bunu da beyan ediyorum hep zaten.

Benim bir parti ile bağım yok diye beyan ediyorum. Ben doğru bir şey varsa alkışlarım. Yanlış bir şey varsa eleştiririm. Bu gayet normal bir şey. Kur’ân ve sünnetin dışında her ne var ise ben eleştiririm. Ona karşı dururum. Bu benim mümin hakkım zaten. Cenâb-ı Hak’ın bana emri bu, farz bu. Ben farzı yerine getiriyorum. Eşcinsellik Allah’ın lanetlediği bir iş. Bir hak değil bu. Bu bir sapkınlık. Bu bir sapıklık. Bu bir hastalık. Siz beni cezaevine de attırsanız ben bunu bangır bangır bağıracağım. Allah’ın lanetlediği bir fiiliyat bu. Bu bir sapkınlık. Yarın ertesi gün batıdan pedofili ilişkiler uygunluğunda, batıdan pedofili ilişkiler uygun dur hükmü çıkarsa, bu da bir hak olarak mı görülecek?

O zaman pedofil ilişkilerini biz küçük yaştaki çocukların cinsel ilişkiye girmesini biz alkışlayacak mıyız? Biz nereye gidiyoruz? Biz o zaman sapıklığa müsaade edersek, bütün sapıklıklara müsaade edeceğiz. Birisi de kalkarsa tecavüz etmek de bizim hakkımız derse, ne cevap vereceğiz biz ona? Ya böyle bir şey olur mu? Neden olmasın? Senin sapkınlığın oluyor da onun sapkınlığı neden olmasın? Senin zalimliğin oluyor da onun zalimliği neden olmasın? Ne cevap vereceğiz biz? Biz o zaman yaşamayalım ya. Nereye gittiğimiz belli değil. Düşünebiliyor musunuz? işte ben diyorum ki kardeşler, paketlenmiş hazır gıdalar yemeyin. Kur’ân ve sünnet bize sadece helallığı emretmiyor, temizliği de emrediyor. Bize sadece helal olması yetmiyor, onun temiz olması gerekiyor.

Bir şey helal olabilir ama temiz olacak aynı zamanda. O aynı zamanda güzel olacak, iyi olacak, tatlı olacak, temiz olacak. Bir şeyin helal olması yetmez. Balık helal helal. Ama hanefilere göre ölü balık yenmez. Şafilere göre yenir. Hazır balık geldi, ölümüdü değil miydi, nasıl avlandı? Biliyor musun, bilmiyorsun. Hanefi’ye göre ölü balığı yiyemezsin. Ölü olarak denizin üstüne çıkmış, gölün üstüne çıkmış, ölü olarak derenin üstüne çıkmış bir balığı hanefi’ye göre yiyemezsin. Aldığın balık ölümü değil mi, trolle mi bombayla mı, dinamit mi patlattılar da yakaladılar balıkları? Nereden biliyoruz, bilmiyoruz. Yemiyorum bilmediğim balığı. Ölmeyeceğim ya balık yememekle. Veya nasıl kesildiği belli değil hayvanın.

Kasabı tanımıyorum. Nerede kesildiğini bilmiyorum. Dana eti helal mı helal, Dana eti mi evet, kesimini biliyor muyum bilmiyorum. Yemiyorum ben kardeşim. Almıyorum marketten. Ben şimdi bunu söylediğimde 50 bin lira cezası var. Hazır konserve, marketlerde hazır konserve, yemiyorum. Marketlerde hazır satılan hazır salçalar yemiyorum canım kardeşim. Bile bile yemiyorum. O yüzden ne kullandıkları belli olmayan dışarıda sulu yemek de yemiyorum. Tanımadığım bir yerde, tanımadığım bir lokantada yemek yemiyorum. Bilmediğim bir yerde yemek yemiyorum. Ne sulusu ne etlisi ne bir şey yemiyorum. Neden? Güvenmiyorum. Kanserden konserve yemiyorum. Kanserden korkumdan dolayı değil. Şüphelilerden uzak durmak için.

Yemiyorum. Yaparım bir kaşık bulgur pilavı yanımda götürürüm. Yemiyorum. Kurbanlığı herkes bilir bizim sayit var sayita aldırıyorum. Sayit al benim kurbanlığımı. Almam. Bildiğim bir iş değil mi biliyorum bilmiyorum. Gideceğim de danının buzağının çapak açmış mı açmamış mı ona bakacağım da bilmem ne edeceğim. Benim işim değil. Kurban bir ibadet. Ben ibadet kastıyla yapıyorum onu. Sayit kardeşim al benim hayvanımı. küçük baş büyük baş neyse Allah kabul etsin.


Kurban İbâdeti ve Şehâdet Öğretimi

Bitti. Benim hayvanın beli numarası belli. Boynunuzu kırılırsa bir daha alırım. Ölürse bir daha alırım. İbadet ediyorum ben. Biz hayvana gireceğiz. Etler tartıldıktan sonra parasını veririz. Et mi alıyorsun kardeşim sen ya bırak ya. Yılda bir sefer ibadet edeceğim kurban ibadeti. Git 5 lira fazla ver ya 3 lira fazla ver ya. Bir televizyon parası sizin 5 kurban parası ya evinizdeki televizyonlardan. Kurbana gelirken ibadet gelirken millete ne let etiyor. Et tartacak orada işi gücü yok. Git kasaptan et al o zaman. İbadet ediyorsun. İbadet et. Et tartacak orada işi gücü yok. Git kasaptan et al o zaman. Değil kurban keseceksin kardeşim sen. Kurban bir ibadet. Git hayvanını gör. Git hayvanını al.

Bu işi bilen kim? İlk kimse. Gel kardeşim ben sana neyse ücretimi vereyim. Benim kurbanımı alıver. Veyahut o kurban besliyor bu kimse. Ben ona da güvenmem. Büyük başsa. Ben güvenmem kardeşim. Ben gözümün önünde kurban kesen bizim kendi arkadaşlarımızın hem kurbanını keserlerken ben böyle ağzını açık gördüm. Said’e dedim Said. Bu çapak atmamış dedim. Atmamış dedi. Kim aldı bu hayvanı dedim ben. Kendileri almışlar dedi. Söylesene dedim kapak için. Sustu. Ben söyledim bu kapak atmamış dedim. Dişi çıkmamış hayvanın. Olgunluk dişi çıkmamış. Olmaz kurban. Anası gibi görünüyormuş. O koyun için yeterli. Büyük baş için yeterli değil. Anası gibi görünüyormuş. Anası boyundaymış da olurmuş kurban. Olmaz canım kardeşim.

Olmaz. Bir bileni götüreceğim. Vercem 5 lira fazla. İbadet ediyorsun. Bilmiyorsun. O zaman git küçük baş hayvan al. Kaç kilo? 10 kiloluk hayvan da olmaz. Zayıf hayvandan kurban olmaz. Dişi hayvandan kurbanlık yapmayın. Olur yapmayın ama. Yapmayın. Büyük başta olsa dişiden. Büyük baş dişi nasıl olur? Kısırdır. Düve gebe kalmıyordur. Kısırdır. Evet ondan kurban olmaz. Evet ondan kurban olur. Koyun. Artık doğurmuyordur. Gebe kalmıyordur. Ondan kurban olur. Öbür türlü yapmayın. Sünnet de yok. Sebep? Dişiler çünkü ürecekler daha. Dişileri kesmeyin. Yemek için de dişileri kesmeyin. Sünneti seneye aykırı. Aslında altaylı kuzu da sünnet aykırı. Üç aylık, dört aylık kuzu da sünnet aykırı. İnce düşünürseniz süt kuzu kesmek sünnet aykırı.

Adamın gidecek kasaptan süt kuzu yiyecek. Yeme kardeşim. Sünnet aykırı. Ekonomik zarar çünkü. Hayır olmaz. Yaşını dolduracak küçük hayvan. Yaşını dolduracak. O yüzden o anası gibi görünüyor. Daha başında mı yaşıyorsun? Şimdi herkesin her şeyin kaydı var, kuydu var. O yüzden ibadet ederken dostor edelim. Şüphelilerden uzak durmak dinin emri. Ne diyor? Şüphelilerden uzak durun. Haramlar belli. Helallar da belli. Ama diyor bir de şüpheliler sınıfı var. Onlardan uzak durun. Bu da takvadır diyor. O zaman şüpheliden uzak duracağız. Konserve ne olduğu belli değil. Bir sürü içinde bir sürü şey var. Ne olduğu belli değil. Bir sürü içinde kimyasal madde var. Yemeyin kardeşim. Bunu yemeyin dediğimde ben 50 bin lira ceza yiyeceğim.

Var mı böyle bir şey ya? Selamun aleyküm. Günümüzde kız çocukları ekonomik özgürlüğünü olsun diyerekten yetiştiriliyor. Evlendiklerinde de bahsedilen özgürlük anlayışını kocalarına karşı kullanmak istiyorlar. Kız çocuklarına nasıl bir eğitim verilmeli ki? Ekonomi kazançları olsa da İslamik kimliklerini koruyabilirler. Burası çok önemli. Evet kız çocukları İslamik kimliklerini kaybetmesinler. Ama erkekler de onların İslamik kimliklerine saygı göstersinler. Erkekler de onların kadınlıklarına saygı göstersinler. Erkekler de evlerde kadınlarına zulmetmesinler. Zulmetiyorlar. Zulmetmesinler. Zulmetmesinler. Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Geceniz mübarek olsun. Yatak odasında Kur’ân-ı Kerim kitabı asılı olmasında bir sakınca var mıdır?

Yok bir sakınca. Neden sakınca olsun? Tabii yatak odasında asılı kalmasın sadece. Okunsun ve yaşansın. Ama asılı kalmasında çok böyle şey yapıyorlar ya. Olmaz öyle bir şey filan. Değil kardeşim. Bir evin içerisinde Kur’ân-ı Kerim’in asılı olması demek biz İslâm’ız. Biz bu kitaba tabiyiz demek. Aydiyet kesfetmek. Milletin evinin içerisinde bir Kur’ân’ı vardı. Siz onu da reddettiriyorsunuz şimdi. Evinin içerisinde bir Kâbe resmi vardı. Onu da reddettiriyorsunuz. Aydiyet kesfetmektir bu. Evin içerisinde dini ritüellerin asılı olması, dini ritüellerin olması o bir aydiyet kesfeder. bu ev İslâm evi. Bu evde Kur’ân-ı Kerim var. Bu ev Müslüman evi. Bu evde asılı bir secdad evi. Bu evde namaz kılan bir kimse. bazen zaman zaman bunları yaşıyordum önceden.

Şimdi hiçbir yere kolay kolay artık zaman kalmadı. Misafir olamıyorum. Bir yere gidiyorsun. Namaz kılacağım diyorsun. Namaz kılacağım mesela bir yere gitmişlerdi. İllaki bir arkadaş ısrar etti. hasta var. Bir zahmet okur musunuz filan dedim. Ya ben böyle şeyler yapmak istemiyorum. Yapma etme. ben senin geleceğini söyledim. Şöyle böyle. İyi gidelim dedim ben. Ben o arkadaşa da diyorum bak senin hatırına gidiyorum. Ben orada neyle karşılaşacağımı da biliyorum. Sen utanacaksın sonra diyorum ona. Anlamıyor beni. Bu baya oluyor tabi bu. Şehye efendinin sağlığında oluyor. Allah rahmet eylesin. Biz gittik oraya. akşam ezan okundu. Dedim namaz kılmam lazım. Ben namaz kılayım. Evde secdade yok. Harıl harıl secdade arıyorlar evde.

Ben de seslenmiyorum şimdi. Ondan sonra o adamın evi. Şimdi o adamın evi. Şimdi o adamın evi. Şimdi o adamın evi. Bilmiyorum şimdi. Ondan sonra aradılar, aradılar. Birbirleriyle fısıldlaştılar. Yanımdakine dedim. Beni okutmaya getirdiğin yerde secdade bile yok dedim. Beni okutmaya getirdiğin yerde secdade bile yok dedim. Beni okutmaya getirdiğin yerde secdade bile yok dedim. Bu kaldı şimdi. Neyse evin hanımına dedim ki Ayakkabıyla basılmamış Ayakkabıyla basılmamış basılmamış halınız var mı dedim ha? Rengi değişti. Çünkü evin içerisinde Ayakkabıyla da dolaştıklarına dair bir his oldu bende. Sustum. Yanımdakine dedim. Dedim tam sosyeteymiş ha dedim. Ayakkabıyla içeride dolaşıyorlar. Ayakkabıyla içeride dolaşıyorlar.

Secde edecek bir yerimiz yok dedim. Neyse. Dedim siz canınız sıkmayın. Ben bir kenarda dedim. Namazımı kılayım. Gittim bir kenarda namazımı kıldım. Okunacak olan bayanmış. Geldi. Ondan sonra. Dekolte had safhada. Neyse. Bayana sordum. Müslüman mısın dedim. Annesine baktı bir. Ondan sonra. Böyle durdu. Annesine sordu. Müslüman mıyız dedi. Müslümanız tabi kızım dedi o. Müslüman mışık dedi. İslamla alakalı bildiğin ne var dedim ben. Hiç bir şey yok. Döndüm o arkadaşa. Bunlar senin neyin oluyor dedim. Ondan sonra o da sustu. Kıza başladım. Şimdi dedim benim dediklerimi tekrar et. Eşhedü en lâ ilâhe illallah. Dili dönmüyor kızın. Eşhedü en lâ ilâhe illallah demeye. Dili dönmüyor. Neyse bir öğrettim.

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abdü ve Resulü diye. Annesine de öğrettim. Müslüman olmak bu. namaz farz. Oruç farz. Zekat farz. Şu farz. Bu farz. Dedi ki, ben de bir şey yapmadım. Anlattım, anlattım, anlattım. Şimdi dedim İslâm’ı öğrendiniz mi kadın ağlamaya başladı. Dedi ki benim babam namaz kılardı. Ve bize dedi söylerdi. Ama dedi biz hep reddettik dedi. Hep kızdık babama dedi. Sonra dedi babam vefat etti. Ben dedi evlendim. Benim eşim dedi. Dinle, diyanetle alakalı hiçbir şey konuşmaz dedi. Ve siz Müslüman mısınız deyince dedi. Kendi kendime düşündüm. Benim eşim Müslüman mı diye dedi. Allah’ım kaldım. Ben böyle. Ben dedi eşimin Müslüman olup olmadığını bilmiyorum şimdi dedi.

Dedim siz evlendiğinizde dini nikah kıyılmadı mı? Dedi kıyılmadı. Sizin evinizde hiç namaz kılınmadı mı? Hiç namaz kılınmadı. Evinizde dinle alakalı ne var dedim. Hiç bir şey yok. Allah yazısı da mı yok? O da yok. Neyse. Bir güzel anlattık. Tebliğ ettik. Ondan sonra kıza ne olduğunu söyledim. Neyin var diye. O da anlattı. Neyse okudum. Siz söz verin dedim. Siz dininizi yaşayacağınıza. Ne söz? Söz vermişler. Söz verdiler. Onu anlatacağım şimdi. Ertesi gün anneli kızdı. Bunlar gitmişler bir namaz kitabı almışlar. Bir Allah lafası, Muhammed lafası almışlar. Kur’ân-ı Kerim almışlar. Türkçe’sini almışlar. İlmahil kitabı almışlar. Gelmişler eve sevinç içerisinde. Babaları gelmiş. Bunlar ne demiş? Biz demişler Müslüman değil miyiz?

İslâmî kitap. Kim geldi sizi zehirledi? Demiş. Çatışma çıkmıştı. Şimdi o yüzden Allah bizi affetsin. Evlerinizde Kur’ân-ı Kerim olsun. Okunsa da olsun, okunmasa da olsun. Evlerinizde Allah lafası olsun. Okunsa da okunmasa da olsun. Olsun. Aydiyet kesmedin. Ve evlerinizde namaz kılın. Odalarınızda namaz kılın. Allah’ı zikredin. Aydiyet kesmedin. Sonumuz iyi değil. Allah bizi affetsin inşallah. Ateistlerin, İslâm’ın ve Peygamber Efendimiz’e en fazla saldırı yerlerden birisi kölelik ve cariye hukuku. Bu konuyla bize gelen birisine nasıl cevap vermeli? Çok basit. Din geldiğinde kölelik ve cariye sistemi zaten dinin içerisinde, o gün toplumun içerisinde vardı. İslâm tedrici tedrici bunu kaldırdı.

Köle biliyorsunuz anılıp satılan insanlardı. Köleleştirilmişlerdi. İslâm hiç kimse köleleştirmez. Bu yasaklanmıştır. Siz hür bir insanı köleleştiremezsiniz. Ve Hazret-i Peygamber zaman içerisinde köleliği kaldırdı. Zaman içerisinde cariyeliyi de kaldırdı. Cariyeler kimler? Müslümanlara savaşmaya gelmiş olan askerlerin eş ve kızları. Neden geldiler? Orayı zapt edecekler, zapt ettikten sonra kılıçtan geçirecekler. Herkesi kılıçtan geçirin, kılıçtan geçirin, kılıçtan geçirin, kılıçtan geçirin, kılıçtan geçirin, herkesi kılıçtan geçirince oranın evlerine, tarlalarına, hurma bahçelerine sahip olacaklar. Öyle geliyorlardı önceden savaşlara. Ve orayı işgal ettikleri zaman da kendilerince paylaşıyorlardı orayı.

O yüzden eşleriyle ve kızlarıyla, oğulları ile geliyorlardı. Ve ganimet olarak görülüyordu oradaki savaşta elde edilenler. Peki, İslâm ne yaptı? Önceden savaş hukuku öyleydi Arap Yarımadası’nda. Esirlerin hepsi de öldürülürdü. Eşikteki, beşikteki. Arap Yarımadası’ndaki savaş hukuku buydu. İslâm geldi, ne yaptı? İslâm geldi, esirleri öldürmemeyi, kadınları öldürmemeyi, çocukları öldürmemeyi getirdi. Öldürmüyor. Peki, İslâm hukukuna göre kocası esirlerin yine müşrik devletine gönderilmesi doğru değil. Sebebi yine sen onlara oradan asker olup gelecek. Onları serbest bırakmıyor. Ama ne yaptı Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri? Mesela esirlerden okuma yazma bilenler, diğer Müslümanlara okuma yazma öğretme karşılığında serbest oldu.

Sanat bilenler sanat öğretme karşılığında serbest oldu. Onları yaşatmaya başladı. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri. Esir edilen kocası ölmüş kadınları sahabeler nikahlamaya başladılar. Esir edilmiş cariye hükmünde olan kız çocuklarını sahabeler nikahlamaya başladı. Eş ettiler kendilerini. Öldürmek mi iyi, onları eş etmek mi iyi? Kölelik zaten zamanla kaldırıldı. O böyle o İslâm’a Peygamber Efendimiz’e bu konuda saldıranlar bu İslâm’ın tarihi gelişmesini köleli ve cariyeli zaman içerisinde kaldırdığını bildikleri halde ahud sesi saldırıyorlar. Cehalet başka bir şey değil. Selamun aleyküm hayırlı geceler Siz ve sizi izleyenleri ben uzun zamandır beri sizin sohbetlerinizde takip ediyorum ve izliyorum.

Ve aynı zamanda yayınlamış olduğunuz çok güzel eseriniz olan Nefes adlı kitabınızı okumaktayım. Dijital pdf formatında bu güzel kitabınız için başta size ve emeğe geçen tüm herkese teşekkür ediyorum. Bu dördüncü cilt olan kitabınızı alıp okumak ve okutmak istiyorum. Teminini nasıl ve nereden yapabilirim teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Şimdi bu kitabın birinci cildi yayınlandı. Bunun normalde emeği geçen soruyu soran Hakan kardeşimiz var. Asıl emek sahibi o birinci emek sahibi. İkinci emek sahibi bu kitabı normalde yazıya döken Neslihan Hanım var. İkinci önemli emek sahibi bu. Üçüncüsünde baskı ile uğraşan arkadaşlar var. Ondan sonra Salim ve Yunus gibi böyle bu konuda da uğraşan kardeşler vardı.

Bunlar emek sahibi. Allah razı olsun. Onların hepsinden teşekkür ediyorum. Benim kendimce ben fazla bir emek sahibi olarak görmüyorum bunu. Biz sorulan sorulara cevaplar verdik o kadar. Ama böyle bir biraz da Neslihan Hanım bu konuda çok gayret sarf etti. Bunu yazıya döktü. Ben de böyle gayret sarf dedi. Bir yazıya dökünce dedim kitap olarak bastıralım o zaman. Kitap olarak bastırdık. Geçen Şevvâl oş programında dağıttık ücretsiz olarak. Şimdi ikinci cildi hazırlanıyor bildiğim kadarıyla değil mi? Hazır gibi mi? İçindekiler kısmı ile içindekiler kısmı kalmış.


Kitap Basımı ve Dost Sadâkati

İşte az bir şey kalmış içindekiler kısmı kalmış. O da zannediyorum bu önümüzdeki Şevvâl oş’a yetişecek gibi ilk inşallah onu da şey yapacağız, bastırıp yayınlayacağız. Biz teşekkür ederiz. Allah sizden razı olsun. Emek geçenlerden de soruyu soranlardan da zerrece bir payı olanlardan da Allah razı olsun. Hakkınızı helal edin size de inşallah. Kitabın da reklamı oldu bak şimdi nefesinde mi? Çok az bir şey kaldı elimizde daha. İsteyenleri dağıtabiliriz. Evet. Eksik olan yerlerden kardeşler varsa dağıtabiliriz. Veyahut da kendine özel isteyenler varsa onları gönderebiliriz. Az bir şey daha var elimizde. Selamun aleyküm. Benim zikir çekerken korkularım oluyor. Nasıl bu korkudan kurtulabilirim? Korkmamakla.

Devam edecekseniz. O korku nefisten olur. O yüzden onun üzerine üzerine gideceğiniz korku geldiğinde Hazret-i Peygamber Saludu Aleyhi ve Selam Hazreti’nin sözünü hatırlayın. Ne dedi? Korkaklığın şerrinden. Kabir fitnesinin şerrinden bir şey yok. Korkaklığın şerrinden kabir fitnesinin şerrinden deccalın şerrinden şerilerin şerrinden Allah’a sığınırım dedi. Öyle dua edeceksiniz inşallah. Nefis insana kaç kapıdan hücum eder? kaç kapısı vardır? Bu kapıların bazılarını kişilerin kendisini mi açar? Geceniz, ömrünüz hayırlı olsun demiş arkadaşlar. Şeytanın insanın kalbinde dört kapı vardır, dört cihet vardır. Birisi Allah’a aittir. Birisi Mele’ye aittir. Birisi şeytana aittir. Birisi de nefse aittir.

O yüzden nefis kendisine olan kapıdan insanı etkiler. Selamünaleyküm. Efendinin dervişine muhabbeti olması ne demektir? öyle evet gerçekten her Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Hz. Ebû Bekir radıllahu an Hazretlerine ayrı muhabbeti vardı. Ama ayrı muhabbeti varken Hz. Ebû Bekir Efendimiz boş deneki değildi. İlk Müslümandı, ilk dostuydu, arkadaşıydı, yol arkadaşıydı. Gözü kapalı ona îmân eden, inanan bir kimseydi. Her şeyini istemiyordu, feda eden bir kimseydi. Gözü kapalı kızını verdi örneği. Gözü kapalı Allah yoluna malının tamamını verdi. Bunlar kolay şeyler değil ve Hz. Ebû Bekir radıllahu an Hazretleri o yüzden o yakinliği hak ediyordu. O yüzden üstadın da etrafında, bir üstadın da etrafında her şeyini fena eden, her şeyiyle onun yanında duran kardeşleri vardır.

Muhakkak onların yeri farklıdır. Üstâd onları farklı görür. Zor zamanda, sıkıntılı zamanda, dar zamanda, ne bileyim problemli zamanlarda onlar böyle canla başla onun yanında durmuşlardır. Onlar farklıdır. Veyahut da örneğin yeni bir il, yeni bir ilde, yeni bir ilçede böyle birisi tanıtacağım, yapacağım, edeceğim diye gayret gösteriyordur. Onun yeri ayrıdır muhakkak. Veyahut da bir kimse, üstadın sözlerine harfiyen uymaya çalışıyordur. Onun yeri ayrıdır. Bunun gibi mesela şimdi zakirler de aynıdır. Dervişler de aynıdır. Zakir vardır, üstadın matomat takip eder. Hiç taviz vermez. Zakir vardır, mesela kendi nefsine, kendi hevasına pay çıkarır. Üstâd onları takip eder hefsinde. Takip etmeli zaten.

Mesela derviş vardır, matomat üstadına uyar. Derviş vardır, matomat üstadına uymaz. Kendine abiler bulur, kendine ablalar bulur. Kendine böyle şeyhin yerine geçen, farklı şehirler bulur. Üstâd onu takip eder. O yüzden dervişe muhabbeti olur mu üstadın özel? Olur. Olur. Bu normaldir ki. Neden? Çok sevenle az sevenin farkı olmalı. Matomat takip edenle etmeyenin arasında farkı olmalı. Hazret-i Ebû Bekir ile Radillahu an hazretleriyle vahşi ayını tutabilir miyiz? Tutamayız. Tutarsak Hazret-i Ebû Bekir efendimizin zulmetmiş oluruz. Bakın zulmetmiş oluruz. Olmaz. Hazret-i Hüseyin efendimizle yezili bir tutabilir miyiz ya? Zulmetmiş oluruz Hazret-i Hüseyin efendimizle. Radillahu an hazretlerine. Hazret-i Hüseyin efendimizi destekleyenlerle ona kılıç çekenler ayını tutabilir miyiz?

Zulmetmiş oluruz. Olmaz. O yüzden şimdi 28 Şubat’ta her şeyinden vazgeçip yanımızda duranla bırakıp gidenlere ayını tutarsam o kardeşlere zulüm olmaz mı? Efendim bizim başımıza bir şey gelirse Mustafa abimin bizim evimize bakacak. Bize müsaade edin biz derslere gitmeyelim. Olur oğlum gitmeyin siz derse. Efendim Mustafa abimi bizim dükkanımızı açacak. Başımıza bir şey gelirse bizim dükkanlarımızı o mu açacak? Olur oğlum gitmeyin derse. Efendim Mustafa abim bizim çeklerimizi ödeyecek. Başımıza bir şey gelirse hala da ders yaptırıyor, zikir yaptırıyor. Gitmesek olur mu? Olur oğlum gitmeyin. Şimdi onlarla ben benimle beraber basılanları aynı kefede mi tutacağım? Olmaz. Yolda yarı yolda bırakmış bir mücadelenin içine girmişiz.

Onlarla mücadeleyi devam ettirenleri aynı kefede mi tutacağım? Bir zakir var üstadına çalışıyor. Bir zakir var tatlı tatlı kendine çalışıyor. Aynı kefede mi tutacağım? Bir zakir var kendi özel hiçbir işini yaptırmıyor. Bir zakir var ooo neredeyse her şeyini taşıtacak çantasına varıncaya kadar. Aynı kefede mi tutacağım? Tutmam. Bu zaten dervişin hukukuna aykırı. Bir derviş var istikametini üstadına bağlamış. Öbür kide abim ne der? Kim oğlum senin abin? zakirimiz. Oğlum sana lafı söyleyen benim diyorum. Benim lafıma laf koyacak bir kimse mi var? Böyle bakıyor çocuk gözümün içine. Abime bir haber vereyim. Hayır onun şeyhabisi olmuş. Oğlum bunu kim söyledi sana dedim ben. Abim dedi dedi. Ne dedi dedim ben? böyle böyle dedi dedi.

Aynı mı olacak? Olmaz. Yok. O yüzden evet. Üstatların husisi manada sevgisini celbetmiş dervişler var mıdır? Vardır. Hepsini aynı seviyoruz. Doğru değil kardeşim. Hepsini aynı sevemezsin. Fıtrat aykırı çünkü. Sünnet aykırı. Ölçü. Bedevinin birisi geldi. En çok kimi seversin insanların arasında? Aişe’yi dedi. Öyle demedim ya Resulallah. Bizim içimizde erkeklerin içerisinde kimi seversin? Ebû Bekir’i dedi. Bakın. Hazreti, peygamber dedi. Aşere-i mübeşşere nedir? Hazret-i Ebû Bekir’dir birinci sırada. Sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali’yi severiz. Sıralama budur. Bakın. Sıralama budur. Fazilet olarak sıralama budur. Fazilet olarak. Sen bu sıralamayı değiştiremezsin. O yüzden üstadın da kendine has, kendine münhasır sevdiği dervişler kendine münhasır, kendine has sevdiği zakirler kendine has, kendine münhasır kendini arkadaşları, dostları kendine münhasır kendine ait bir dairesi vardır.

Başka bir kimse oraya girmeye çalışır, girebilir. O kapı açık. Kapı açık, kapı kapalı değil. Herkes kendini disiplin etsin. Dost doğru olsun. Dost doğru olsun. Bakın dost doğru olsun. Yansın, erisin. İp gibi olsun. Dizin dibinden ayrılmasın. İzinle ayrılmasın. Benim meşhur lafım ben gel dedikten sonra, mezarda kınlar bile gelir. Bana selamünaleyküm dedim de hepsi ayağa kalkıyor. Bana o değil ki. Gel demeden gelen gerek. Leb demeden leblebiye anlayan gerek. Baktığım yeri ihya eden gerek. Yoksa ben kendim de yaparım. Sıkıntı değil. O yüzden şöyle düşünmeyin. Bu da böyle kalle, lafla anlatılacak bir şey değildir. Ya bu neyle alakalıdır? O kimsenin çizgisinden belli olur o. Zakir’in çizgisinden belli olur.

Derviş’in çizgisinden belli olur. Çavuş’un çizgisinden belli olur. Aman kardeşler, sadece beni dinleyeceğiniz diyorsa bir kimse sıkıntı var. Arkadaşlar üstadımızı dinleyeceksin. Üstadımızın sözü geçerlidir. Biz buraya üstadımızın tayin ettiği çavuşuz. Biz buraya üstadımızın tayin ettiği zakiriz. Biz burada Allah rızası için vazife ediyoruz. Dergahla alakalı bizim vazifemiz. Bunun dışında bir şeyimiz yok. Biz özel olarak sizden para istemeyiz, pul istemeyiz, iş istemeyiz, aş istemeyiz, eş istemeyiz, hiçbir şey istemeyiz. Bizim özel işlerimizi yapmakla mükellef değilsiniz yapmayın zaten. Bu dergahın üstadı kendi özel işlerini yaptırmazken hiçbir zakirin kendi özel işini yaptırma hakkı ve selayeti yoktur.

Yaptırırsa hakkımız da helal değildir. Bu dergahın üstadı olarak ben ne evimde, ne iş yerimde, ne herhangi bir yerde hiçbir dervişi, hiçbir dervişi ücretsiz hiçbir şey yaptırmam, hiçbir zakirin, hiçbir çavuşun, hiçbir dervişin dervişliğini kullanarak bunları yaptırması da caiz değildir, uygun değildir. Yaptırana da hakkımız helal değildir. Bir kimse kendinden bir şey yapmış. Buna bizim karışacak sözümüz de yoktur. Bizi ilgilendirmez. Örnekliyorum burada. Bugün misafir Cemil var burada. Cemil’in bir kimse kendinden Cemil’e bir şey yapmış. Arkadaşı, kardeşi, Zakir’in de arkadaşı, kardeşi olmayacak mı olacak? Zakir’in de etrafında ona muhabbet besleyen, onu seven, onunla beraber yol koşan kardeşler olmayacak mı olacak?

Onlar kendinden bir şey yapmışlar. Buna bir şey söylenmez. Buna bir şey denmez. Arkadaşı, kardeşi onunla onunla. Yol yürüyorlar. Ama Cemil Karkar da Özer bana bir araba gönder ya, Özer benim çocuklarıma baktır ya. Özer benim şuyum olacak. Bunu mu yaptır? Bunu demeyecek Cemil. Bakın Cemil burada. Cemil’in yüzüne söylüyorum şimdi. Hiç kimse, herkes üzerine alınsın alınsın. Saklımız gizlimiz yok. Biz doğruyu haykıracağız. Kim üzerine alınıyorsa alınsın. Veya Cafer dergahtaki konumunu, durumunu kullanarak kendi özel işini, birisini koşturtturmayacak. Yok buna hakkı. Veya Adnan veya Hüseyin en eskileri söyleyelim. Veya Nuri bayında da. Veya Oktay, bu dergan şu anda en eskisi Oktay. Oktay’ın kalkıp da kendi özel işlerini, birilerine yaptırmak hakkı yok.

Zaten yaptırmaz. Kimse yanına katmaz zaten Oktay. Örneğin en eski. Ne Harun? Yaptırmaz zaten. Onlar bu konuda çok disiplinlilerdir. Veya Nuri yaptırmaz. Onlar çok disiplinlilerdir. Benim içimin incinceğini bilir onlar. Benim içimin incinceğini benim o kimseden içsel olarak uzaklaşacağımı bilirler. Yaptırmazlar. Cafer yaptırmaz. Bilir benim içimin incinceğini. bunları isim isim sayarım şimdi. Herkes üzerine alınır. Alınmasın diye söyleyeyim. Herkes dersini alsın. Herkes bu noktada kendi hukukunu korusun. O yüzden Üstâd’ın özel sevdikleri var mıdır? El cevap vardır. Vardır. Ben bunu da açık açık söylerim ki zaten. Ben bahsederim mesela. Örnekliyorum şimdi. Bugün bunlar burada yüzlerinde diye söylemiyorum.

Ben İzmit çet ederim mesela. Bayındır çet ederim. Sebep? Herkese demem. Neden diyeyim? Hayır yok. Bu ama işin hukuku budur zaten. Bunun böyle olur zaten olmaması içinde gayri kabil bir şey. Normaldir bu. Kadınlardan da vardır. Erkeklerden de vardır. Öyle bayan kardeşler var. İp gibiler. Nefes aldığımı takip ediyorlar. Onunla örnekliyorum şimdi. günde hiç aklına gelmeyen bir derviş aynı katagoride mi olacak? Öyle bayan zakirler var. Her gün bir derse gidiyorlar şu anda bile. Hiç bununla alakası olmayan evden dışarı çıkmayan bayan zakirle o aynı olacak. Bayan ders yaptıran kimseler var. Can uğraş her gece ders yapacağız. Bir yerlerde toplanacağız diye uğraşıyor. Evinden adım atmayan bayan dervişte veya çavuşta aynı mı olacak?

Olmaz. Adaletsizlik olur. Zulüm olur zaten o. Bakın zulüm olur. Ders yaptıran bayan kardeşleri engellemeye çalışanla onu teşvik eden aynı olur mu? Olmaz. Zulüm olur zaten o. Bakın zulüm olur. O yüzden öyle zakir bayanlar var. Haftanın bir günü ders yaptırıyor. Geçiyor. Zakir ben onu küçümsemiyorum. Allah razı olsun ondan. Ama her gün bir yere koşmak için can uğraş çalışan var. Onunla aynı katagoride olur mu? Olmaz. Olmaz canım kardeşim. Zulüm olur çünkü. Dergah için üstadı için, yol için can uğraş böyle koşan dervişte koşmayan arasında fark olacak. Canım kardeşim. Olmaz. Olmaz. Bakın olmaz. Ben bunu konuşurken de yük sünmem, saklamam, gizlemem. Sen ne getirdin? Bütün malımı getirdin. Çoluğuna, çocuğuna ne bıraktın?

Allah ve Resulünü bıraktım. Sen ne getirdin? Eee Ömer. Malımın yarısını getirdin. Sen ne getirdin? Malının çeyreğine getirdin. Öbür gün ne getirdi? Hiçbir şey getirmedi. Aynı olur mu ya? Olmaz. Birisi geldi Hz. Ebû Bekir Radıllahu An Hazretlerine dedi ki, Miraç’tan bahsediyor senin arkadaşın. O ne söylediyse doğru söylemiştir dedi. Hz. Ebû Bekir Efendimiz. Aynı şahıs Hazret-i Ömer Efendimize gitti. Miraç’tan bahsediyor dedi. Ben bir kendisini dinleyeyim dedi. Bir kendisinden duyayım onu dedi. Ebû Bekir ile Ömer aynı mı? Değil. Radıllahu An Hazretleri. Yahudi’nin birisi geldi. Benim senden alacağım var dedi ey Muhammed dedi. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri yok dedi. Olmadığına dair bana şahit gösterir misin dedi.

Hazret-i Peygamber Efendimiz sustu sustuğunda Hz. Ebû Bekir Efendimiz atladı. Ben şahidim dedi olmadığına dair dedi. Hazret-i Ömer Efendimiz de orada. Yahudi çekti gitti. Hazret-i Ömer Efendimiz usulca söyledi. Ya Bekir dedi. Sen nereden şahitsin? Ben onun dedi gayp aleminin var dediğine şahit olmuşum. Şimdi yok dediğine mi şahit olacağım dedi.


Dervişlik Tercihi ve Taba Ayırma

Arasındaki fark bu. İkisini aynı tutabilir misin? Tutamazsın. Şimdi bazen ya oktay şunu da yapıyor da oktay bunu da yapıyor da yine döndü oktaya şimdi. Canım kardeşim oktay çok affedersiniz ne yapıyor olsa yapsın sen oktaya geçemezsin gene. Sebep ya geçemezsin. Benden geçemezsin çünkü. Neden? Ya hiç kimsenin inanmadığı zaman o adam inanmış bana. Ha dervişlikten önce inanmıştı bana zaten. Ama sonuçta bana olan inanmıştı dervişlikten önceden sonrasına kadar ben derviş oldum dedim adam derviş oldum. Hiç sorgulamadı ki. Abi ben senin her şeyini hiç unutmam ben. Biz böyle ilk zikrullahdan çıktık. Abi ben senin her şeyini îmân ediyorum her şeyini inanıyorum dedi. Hiç kimse inanmasa dahi ben sana inanıyorum abi dedi.

Ben böyle oktaya baktım. Allah’ım dedim ya. İlk defa birisi inandı bana dedim. benim dervişliğim ben benim zakinliğim ben. Benim yoluma inandı birisi. Ben şimdi bu tip şeyler konuşulmaz ama ölçü olsun diye konuşulsun. Birisi Şeyh Efendi’ye oktayı şikayet etmiş. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi dedi oğlum dedi senin bu arkadaşın var ya dedi hangisi efendim dedim ben? oktay var ya dedi oktay da o zaman şeyde Gazemir’de o zaman şeyde çalışıyor. Bir ara o Tukas’ta çalışmıştı. Tukas’ta çalışıyor. Arazi de. Habire salatalık filan ektiriyor. Onları topluyor. O işlerle ilgileniyor böyle. Çalışıyor o zaman. Bizim hakkımızda langur lungur konuşuyormuş dedi. Ahiret yakın herkese Şeyh Efendi’ye dediğim şey şu oldu.

Efendim bir şey söyleyebilir miyim dedim. Buyur oğlum dedi. Ben konuşabilirim belki de dedim. Ama oktay konuşmaz efendim dedim. Nasıl dedi? Efendim ben dedim belki de konuşabilirim. Böyle bir gaflete düşebilirim. Ama oktay konuşmaz efendim dedim. Bunu üç sefer söyledim Şeyh Efendi. Şeyh Efendi sustu. Oktay’a telefon açtım. Senin hakkında böyle böyle demişler dedim. Bu gece filanca yerde olacaklar. Ben nerede olacaklarında normalde zahiren bilinmiyor Şeyh Efendi’nin o akşam nerede olacak dedim. Git elini öp hakkında böyle böyle söylemiş dedim. Şimdi herkesin langur lungur konuştuğu zaman da oktay konuşmamıştır. O yüzden diyecek oktay meselesi değil. Böyle yanlış anlaşılmasın. Ama vefanın adı olmalı ya.

Vefa İstanbul’da bir semt olmamalı. Adı olmalı. O yüzden iğinin, kötünün bir fark olmalı. Vefalı ile vefasızın bir fark olmalı. Cesaretli ile korkağın bir fark olmalı. Olmalı. Ferasetli ile ferasetsizin fark olmalı. Sımsıkı yapışanla yapışmayan arasında yapışmayan arasında fark olmalı. Peygamber ile ümmetin arasında fark olmalı. Peygamber ile velinin arasında fark olmalı. Veli ile veli veli olmayan arasında fark olmalı. Nasıl bir tutarsın? Olmaz. O yüzden iyi, istikameti sağlam dervişle istikameti bozuk dervişin arasında fark olmalı. ben buradan bağırıyorum boyuna. Bangır bangır. Eşlerinizle vurmayın. Vurmayan dervişle vuran dervişin arasında fark olmalı. Ben buradan bangır bangır bağırıyorum kadınlara.

Eşlerinize Kur’ân Sünnet tarihine itaat edin. İtaat eden kadınla etmeyen arasında fark olmalı. Olmalı canım kardeşim. Olmalı. Birisi evinde oturacak, bacak bacak üstüne atacak, oturacak televizyonun karşısında dervişlik yapacak, öbürü ki yola düşecek, arasında fark olmalı. Fark olmalı canım kardeşim. Farkı. Öyle değil. O yüzden evet, dervişine muhabbet olması ne demek? üstâd böyle dervişlere muhabbet eder. Onlara özel tutar. Tutar. Birisi var gece seninle beraber tevhîd çekiyor. Birisi var horul horul uyuyor. Farkı olmalı. Birisi diyor ki bu saatte şimdi tevhîd çekiyordur. Başlıyor tevhide. Öbür kirde dersini bile çekmiyor. Vuruyor kafaya yatıyor. Farkı olmalı canım kardeşim. Farkı olmalı. Sen dersini çekmeyeceksin, zikrini yapmayacaksın, gevşek duracaksın, olman gereken yerde olmayacaksın.

Bir de en çok sen sevileceksin. Böyle bir şey yok. Bir özelliğin olmalı ya. Bakın bir özelliğin olmalı. Fark yaratacak bir özelliğin olmalı senin. cihada seçiyordu Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri. Birisi çocuk yaşta daha sen olmazsın dedi ona. O geri durdu. Öbür kine dedi sen de olmasın. O da geri durdu. Yaşları küçük. Öbür taraftan sahabeden bir kimse hadis-i şerifte diyor ki, ona himmet etti. Dedi ki bu güzel o kadar. Bakın onun özelliğini koydu onun. Bir özelliği var onun. Neymiş? Güzel oku atarmış. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri döndü ona baktı. Peki sen de cihada katıl dedi. Öbür o daha önce olmazsın diyen kimse dedi ki, ya Resulallah ben de güzel güreş tutarım.

Ben dedi rakibimi bir harekette yere atarım dedi. Güreşin o zaman dedi. Okçu ile onu güreştirdi. O güreşçi olan o genç sahabe bir harekette okçuyu attı yere. Bakın bir özelliği çıktı meydana ona. Ona dedi, sen de cihada geç o zaman. Canım kardeşim senin bir özelliğin olması lazım. Senin bir özelliğin olsun. Sen bir özelliğinle öne çık. Bak bir özelliğinle öne çık. Senin bir farkın olmalı çünkü. Sen ele geleni yersen, dile geleni dersen, ben de Yunus gibi derim. Böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın. Sen sıkıntıyı görünce çeker gidersen, darlığı görünce kaçar gidersen, sen bir problem yaşadığında döner gidersen, ya senin farkın kalır mı ya? Senin bir özelliğin olur mu? Yok. Senin bir özelliğin olmalı.

Sen ne zaman bir problem yaşadığında seni görmüyorsan ben Allah’ı unutana Allah da unutur ya. Kim Allah’a sırtını dönerse Allah da ona sırtını döner. Hadisi kutsi kim Allah’a sırtını dönerse Allah da ona sırtını döner. Hadisi kutsi kim Allah’ı unutursa Allah unutur mu? Aman müteşabi Allah da onu unutur. Neden? Sen Allah’ı unutma kardeşim ya. Sen dergahı unutursan dergahı da seni unutur. Sen dergahı sırtını döner, sen dergahı da sana sırtını döner. Ha sen sırtını döneceksin, biz senin peşinden koşacağız öyle mi? Yürü git kardeşim ya. Burada nice başlar kesilmiş, kan parasını veren olmamış. Ne ilgisin ne sonsun. Bu dergan sana ihtiyacı yok, bana ihtiyacı yok. Bu dergan Mustafa Özbahada ihtiyacı yok.

Hiç kimse kendini fasulye gibi nimetten saymasın. Bu derganın başında duran Mustafa Özbah, bu dergan Mustafa Özbah’a ihtiyacı yok diyorsam hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Hiç kimse kendini dev aynasında görmesin. O yüzden herkes dervişlik yapsın. Herkes düzgünce işini yapsın. Öyle hiç kimse kendince kendini hayal dünyasında farklı makamlara geçirmesin, farklı makamlara koymasın. Toprağın altında usta da bir, çırak da bir. Herkes bu düstürü elde etsin. Ama muhakkak ki bir özelliği olan Allah katında da sevilecek, Üstâd katında da sevilecek. Özelliğiniz olsun. O yüzden konu uzada mı? Hiç kimse de şöyle düşünmesin. Ya burada insan ayırıyorlar. Taba ayıracağım ya. Neden ayırmayayım? Neden ayırmayayım?

Benle beraber yolun çilesini çeker mi, çekmeyeni taba ayıracağım. Gayet normal bir şey. Çok basit bakın. cihat ilan edildi cihat ilan edildikten sonra sahabeler cihada gitti. İki tanesi ne dedi? Ya bu mevsimde cihat mı olur dedi. Hurmalıklarımız perişan olacak dedi. Bir tanesi ne dedi? Hurmalıklarını düşündüler. Gitmediler. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri onlarla selamı kesti. Ve emretti, dedi ki herkes onlarla selamı kessin. Hiç kimse onlara selam vermesin dedi. Cihada gidenle gitmeyen arasında fark var. Bedir de bulunanla bulunmayan arasında fark var. Bedir de bulunanla bulunmayan arasında Bedir sahibine hiç kimse şikayet edemiyordu Allah Resulüne sallallâhu aleyhi ve sellem’e.

Diyemiyorlardı Bedir sahibinin gözünün üstünde kaşı var diye. Bakın diyemiyorlardı. Sebep? Onlar çünkü öyle bir günde meydana çıktılar ki ebedi hayatlarını satın aldılar. Ebedi hayatlarını satın aldılar. Onlar hatta bir gün böyle eğleniyorlardı. Cariyeler türkü çağırıyorlardı böyle def vuruyorlardı. Birisi laf söyleyecek oldu, öbürkü dedik o Bedir sahibi. Sen ona karışma. Onların hukuku bile özeldi. Bedir sahibinin hukuku özeldir. Bunu bilmez ham cahil Müslümanlar. Ya sahabeden böyle. Kardeşim sen Bedir sahibisin? Değilsin. O Bedir sahibi. O yüzden her üstadın da bir Bedir sahibi vardır. Kendince öyle örneklem açısından söyleyeyim. Her üstadın kendince bir havariyeni vardır. Kendince. Bu normal ki.

Olması gerekir zaten. Çekirden etrafında, ilk çekirden etrafı nasıl elektronlar dönüyorsa üstadın da etrafında öyle elektron vazifesinde elektron vaziyetinde dönenler vardır. Normal ki bu. O yüzden ben şeye benzetirim ya. Biz çocukluğumuzda İzmir fuarına gittiğimizde orada dönen bir hatun vardı. Herkes eteğine biniyordu. Ne diyorlar onun adına ya? Balerin. Böyle balerin vardı. Millet sıraya giriyordu bir de. Herkes balerine biniyordu böyle o kol kutularına. Tabi Allah rahmet eylesin. Baba dedemiz götürdü. Biz böyle balerine bakardık. Sıra, kuyruk var binmek için böyle. Ondan sonra, sonra uzun seneler balerinde normalde millet, ben hiç bilmedim. Ben aşıklığı ona benzetirdim. balerin haşa Allah muhafaza eylesin.

Maşuk ise onun eteğine binenler de aşıklar. Ve kendimce öyle hayallerdim ben. Mustafa Özba balerin çünkü dönmeye başladığında böyle başlıyordu savurmaya. Semazenin tenuresi gibi. Eğer aşkı tenureye, semazene benzetcek olursak aşıklar da o tenureye tutunuyorlar. Öyle ya. En zor tenurede durmaktır. Şimdi tenure çünkü böyle o böyle boyunda dalgalıdır ya. Tenureye tutunduysan dalga çok çarpacak seni. Sen oraya sıkı sıkı tutunmaya çalış. Sonra yukarı doğru tırmanmaya çalış. Yaren, o ötelerin ötesinde çünkü. Onun için yukarı doğru tırmanacaksın sen. yaren nefesiyle nefesleneceksen sen oradan tırmanmaya başlayacaksın. Sen gaflete düşer de bir an boşlukta bulunursan savruldun gittin. O dalgada tutunamadın.

Sen yukarı doğru tırmandıkça evet, zirve tutunmak zor ama yaklaşma var. Bak tutunmak zor ama yaklaşma var. O yüzden hep böyle birbirinin başına basanlar, koluna basanlar, kolunu kıranlar, ayağını kıranlar hep olacak o. Sen tutunup hızla yukarı doğru yürü. Ve ne zaman boynuna sarıldın o zaman yakinin yakinine eriştin. Boynuna sarılınca kadar tehlik edesin. Boynuna sarıldığında başka tehlike başlıyor. O zaman başka sıkıntı var. Ama sen o yüzden tutunanla tutunmayan aynı olacak mı ya? Olmaz. E yürümüş beline sarılmış be. Beline sarılanla aşağıdaki aynı olmaz. Mümkün değil ya. Yürümüş birisi böyle tam yürek hizasından sarılmış. Ondan o aynı. Aynı değil. O yüzden aynı değildir kardeşler. Ama böyle manen düşük olanlar etrafındaki kimselere manen yüksek olduklarını ilan ettirirler.

Veyahut da bunu söyletirler. Şu makamda, bu makamda bunu söylettirenler manen düşük olanlardır. Allah muhafaza eylesin. Bunlar da geliyor dervişler diyorlar ki filanca kimse kendisiyle alakalı şu makamda olduğunu söyledi. Yok bu makamda olduğunu söyletiliyor. Boş muhabbet bunlar diyor. Allah muhafaza eylesin. Bugün 040’a gelmişiz ya. Efendim bir sohbetinizde bir insanın içinin daralmasını hüzünlenmesini, işlediklerine kefaret olması olarak görürüz. Cenab-ı Allah onu kendisine dost edinecektir dediniz. Bir hadis-i şerifte şeytana müminin hüzünlenmesinden daha seviniyor. Bir şey yoktur. Buradaki hüzün bizim o hüzünlenmemiz ayrı bir şey. Biz böyle bir bela bir musibet geldi diye hüzünlenmeyiz. Bizim hüznümüz daha da yakın olmadı diye hüznümüz odur.

O yüzden iki hüzün arasında fark var. Efendim 6 yaşı dakika 7 yaşı dakika kızım ölüm ile ilgili sorular soruyor. Sen ne zaman öleceksin? Ben ölecek miyim? Ölünce ne olacak gibi Allah ile ilgili sorular soruyor. Cevap vermekte zorlanıyorum. Anlayıcı ve korkmayıcı şekilde çocuklara bu bilgileri nasıl verilmeli? O anlar selamlar. Aleyküm selam. O ana selam. Şimdi çocuklarla tatlı tatlı konuşun tatlı tatlı geçinin ve çocuklara nasıl din tebliğ edilir? Bununla alakalı Diyanetin birkaç eseri var. Onlardan edinin inşallah. Hem çocuklara hem okulda da yardımcı olmaya çalışırsınız inşallah. Kıymetli dostlar sorularınız çoğaldı. Burada sorularınızı bitiremeyeceğiz. Saat 00.41 Allah izin verirse Perşembe gün sohbeti daha kısa tutup sorularınızı cevaplandırmaya gayret edeyim.

Haklarınızı helal edin. Gecenin seyri olsun. İnşallah biz yine mutadı yapacağız. Bir küçük bir zikrullah yapıp geceyi sonlandıracağız inşallah. Fatiha Fatiha Amin Eyvah Allah geceniz hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak yapmış olduğunuz ibadetleri kabul eylesin. Kur’ân ve sünnete sımsık yapışmayı nasîb eylesin. Sürç ile İsa’n ettiysek affola. Hiç kimsenin şahsıyla bir işimiz yok. Rabbim cümlemizi aff-u muafret eylesin. Geceniz hayırlı olsun. Selamün aleyküm.


Kaynakça ve Referanslar

  • Ferâset, Mümin Basireti ve Münâfık Tespiti: “Müminin ferâsetinden sakının; zira o Allah’ın nûruyla bakar” (Tirmizî, Tefsîr 15; Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh); Hicr 15/75 (“Muhakkak bunda mütevessimîn için âyetler vardır”); Hucurât 49/6 (“Bir haber getirirse teyit edin”); “Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz” (Buhârî, Edeb 83; Müslim, Zuhd 63); münâfığın vasıfları — Buhârî, Îmân 24 (“Münâfığın alâmeti üçtür: konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiğinde durmaz, emânete hiyânet eder”); İmâm-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Rûhu’l-Münâfıkîn bâbı
  • İhrâm Yasakları ve Haccın Cezaları (Fıkıh): Bakara 2/196-197 (“Hac bilinen aylardadır… Hac’da refés, fûsûk ve cedâl yoktur”); Mâide 5/95-96 (ihrâmlı iken av yasağı ve fidye); ihrâmdayken cinsel ilişkinin haccı ifsâd ettiği — İbn-i Kudâme, el-Muğnî, c. III (İmam Mâlik ve İmam Ahmed râvileri); Kur’ân-ı Kerîm ve hâcının bedene (kurban) kesmesi gereği — Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, İslâm Ansiklopedisi, “İhrâm” ve “İfsâd” maddeleri; Ebu’l-Hasan Ali en-Nedvî, es-Sîre (Veda Haccı uygulamaları)
  • Kin, Kul Hakkı ve Topluluk Müdafaası: Şûrâ 42/40-43 (“Bir kötülüğün cezası misli kötülüktür; affeden ve ıslah edenin ecri Allah’a aittir”); Nahl 16/126; Bakara 2/194 (“Kim size saldırırsa, siz de ona misliyle saldırın”); şahsî hakla ümmet hakkı arasındaki fark — İmâm-ı Şâtibî, el-Muvâfakât, Hukuk bâbı (Hakkullâh ve Hakku’l-âdeme arasındaki tefrik); “Ümmete zarar verene karşı sessiz kalan dilsiz şeytandır” — Ebû Dâvûd, Melahim 17; Şeyhülislâm İbn-i Teymiyye, es-Siyâsetu’ş-Şer’iyye
  • Kırk Yaş, Hayrın Şerre Galebesi ve Keşfül Hafâ: Ahkâf 46/15 (“Nihayet olgunluk çağına ve kırk yaşına eriştiğinde…”); “Kırk yaşını aşan birinin hayrı şerrine gâlib gelmezse cehenneme hazırlansın” — İsmâil bin Muhammed el-Aclunî, Keşfül Hafâ, c. II, hadis no. 2361 (zayıf râvî); İmâm-ı Gazâlî, İhyâ, Tevbe bâbı (kırk yaşı sırrı); Nebevî nübüvvet yaşı kırk — İbn-i Hişâm, es-Sîre, c. I
  • FETÖ İbret Alınması, Sahte Şeyhlik ve Para Toplama Uyarısı: Bakara 2/188 (“Mallarınızı bâtıl yolla birbirinizin arasında yemeyin”); Tevbe 9/34 (“Kendilerine âlim ve râhib süsü verip insanların mallarını hırsızlıkla yiyenler”); “Size yalancı deccaller gelecektir, dikkat edin” — Buhârî, Füten 25; sahte tasavvuf ehlinin huşûnet alâmetleri — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. Cild, 41. ve 157. Mektuplar; Meclis 15 Temmuz Araştırma Komisyonu Raporu (2017); Hayrettin Karaman, Yeni Şafak köşe yazıları (2016-2020); Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi
  • Kadının Örtünmesi, Şeytânın Vesvesesi ve Tedrîci Istikrâr: Nûr 24/31 (“Mü’min kadınlara da söyle: gizliyelim nazârlarını, korusunlar iffetlerini, başlarındaki örtüyü yakaları üzerine bağlayıp örtsinler”); Ahzâb 33/33, 33/53, 33/59 (tesettür ve câhiliye tebreccünden sakınma); tesettüre yeni başlayanın şeytâna karşı sabır — İmâm-ı Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn, Sabır bâbı; Fethû’l-Kadîr, Bakara 2/45 tefsîri; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, Nûr sûresi 31. âyet tefsîri
  • Dövme, Fıtratın Bozulması ve Müste’mîn Yasaklar: Nisâ 4/119 (şeytânın “Allah’ın yarattığını değiştirmeye emretmesi”); “Allah dövme yapana ve yaptırana, saç ekleyene ve ekletene, erkeğe benzemeye çalışan kadına ve kadına benzemeye çalışan erkeğe lanet etsin” (Buhârî, Libâs 83-87; Müslim, Libâs 119-120 — Hazret-i Abdullah bin Mes’ûd ve Hazret-i Âişe Radıyallâhu Anhümâ); fal baktırma hakkında — Müslim, Selâm 125; Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, İslâm Ansiklopedisi, “Dövme” ve “Fıtrat” maddeleri
  • Ayasofya ve Tasâvîr Bulunan Yerlerde Namaz: Ayasofya Câmii’nin 24 Temmuz 2020 ibadete açılması ve açılış Cuma namazı; rahmet meleklerinin köpek, resim ve heykel bulunan eve girmediği hakkında — Buhârî, Libâs 88, Bed’u’l-Halk 7 (Hazret-i Ebû Talha ve Hazret-i Âişe rivayetleri); Müslim, Libâs 102-103; Cuma sûresi 62/9-10; namazın mekânı hakkındaki fıkhî hüküm — İbn-i Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr (Cuma bâbı); Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya Açılış Cuma Hutbesi (24 Temmuz 2020)
  • Kurban İbâdetinde İhtisâs, Vekâlet ve Niyet: Hâcc 22/28, 22/34-37 (“Onların etleri ve kanları Allah’a ulâşmaz; lâkin sizden O’na takvâ ulâşır”); En’âm 6/162; “Ameller niyetlere göredir” (Buhârî, Bed’u’l-Vahy 1 — Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh); ücretle hayvan kesene değil, kurbanı bizzat satın alıp vekâletle kestirenin sevabı — İbn-i Kudâme, el-Muğnî, Edâhî bâbı; Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, İslâm Ansiklopedisi, “Vekâlet” ve “Kurban” maddeleri; ibadetten kazanç çıkarma tehlikesi — İmâm-ı Gazâlî, İhyâ, Riyâ bâbı
  • Şehâdet Kelimesi, Tebliğ ve Nesil Emaneti: Âl-i İmrân 3/18 (“Allah’tan başka ilâh olmadığına Allah şâhitlik etti…”); Tahrîm 66/6 (“Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun”); “Sizden kim bir münkeri görürse eliyle, olmazsa diliyle, olmazsa kalbiyle değiştirsin” (Müslim, Îmân 78 — Hazret-i Ebû Saîd el-Hudrî); çocukların şehâdet kelimesini öğrenmesinin velinin zimmeti olduğu — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. Cild; Peygamber Efendimiz’in câhiliye Araplarına kelime-i tevhîdi öğretmesi — İbn-i Hişâm, es-Sîre, c. I; Mahmud Sami Ramazanoğlu, Musahabe, c. III (nesil terbiyesi)
  • Dervişlik, Dost Sadâkati ve Taba Ayırmak: Haşr 59/9 (“Kendilerinden önce o yurdu hazırlayıp îmâna sarılanlar, kendilerine hicret edenleri severler”); Tevbe 9/119 (“Ey îmân edenler! Allah’tan korkın ve sâdıklarla berâber olun”); şeyh-mürîd adabı ve teslimiyet — Ebû Nasîr es-Serrâc, el-Luma’, Murîdlik bâbı; Şihâbuddin es-Sühreverdî, Avârifu’l-Meârif, 50. Bâb (mürîd tabakaları); Necmeddin Kübrâ, Fevâtihu’l-Cemâl (derece farkları); Mustafa Özbağ, Mustafa Özbağ Efendi Dergahı Sohbetleri (2020 Soru-Cevap serisi) — Mustafa Özbağ Efendi (K. 1097/1686) usul-i zikri ve çilekar dervişlik âdâbı; “Çileyi çekmeyeni tabaya koymak câiz değildir” — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 2. Cild, 67. Mektup

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı