Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

74. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2018 Sohbeti: Gelibolu Mevlevîhânesi ve Mevlevî Alayı — Kuvâ-yı Milliye Ruhu, Vatan Sevgisi ve Çocuk Şehitlerin Mirası


1. Mevlevi Alayı’nın Tarihi: Birinci Cihan Harbinde Kuvâ-yı Milliye Ruhu ve Şam–Çanakkale Cepheleri

Konunun en başından beri Çanakkale’yi, Çanakkale şehitliklerini, Geli Bulu Mevlevi Hanesini vakfımızın yapacağı işler arasında öncelemiştir. Bu hususta kendisinin de müsaadesiyle çok kısa birkaç tane bilgi vermek istiyorum. Malum bugün Mevlevi alayı adı altında bir organizasyon gerçekleştiriyoruz. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti yıkılmadan evvel bunun iki yüz sene öncesinde adına hasta adam diye tabir ediliyor.

batılı devletler, Osmanlı Devleti’nin dışındaki güçler, Osmanlı Devleti’ne hasta adam lakabını takıyorlar. Bin dokuz yüz on iki yılında Osmanlı Devleti yaklaşık dört yüz elli sene idare ettiği Balkanları bir buçuk iki hafta içerisinde kaybediyor. Bu şu demek Osmanlı Devleti batı tarafında bütün er mevcudatını vasıfsız askeri kaybediyor. Bunun üzerine Osmanlı’ya nitelendirilen bir kavram var.

Başarısız hasta adam devamlı Karlofça Anlaşması bin altı yüz doksan dokuzdan beri devamlı toprak kaybeden. Bu mihvalde Kurtuluş Savaşı çıkıyor. Birinci Özürler, Birinci Cihan Arbi bin dokuz yüz on dörtte başlıyor. Gobern ve Breslav gemilerinin Alman gemilerinin Boğazlar’dan yirmi dört Temmuz’da içeri alınmasıyla birlikte Osmanlı Devleti de Alman yanında savaşa girmeye zorlanarak büyük bir cihan harbinin içerisinde buluyor kendini.

Osmanlı hasta adam, Osmanlı zayıf devlet büyük bir toprak kaybı var. Balkanları bin dokuz yüz on ikide kaybetmiş. Çok sıkıntılı ve buhranlı bir dönemden geçiyor. Bu arada Osmanlı’da doğu, batı, kuzey, güney her yönden Kafkas, Galicya, Şam, Çanakkale birçok yönden Trabluskar, Libya cephe açılıyor. Ve Osmanlı birinci dünya savaşının içerisine çekiliyor. bu durumda askerin morali ve motivasyonu çok zor durumda. Vatan elden gidiyor. Devleti, aileye elden gidiyor.

Birer birer hatta biner biner şehitler veriyor. Anadolu bu coğrafya. bu zor durumda askerin psikolojisi askerin savaş hazmi gerçekten sıkıntılı çünkü bin altı yüz doksan dokuz bin yedi yüz yılından bin yedi yüz dediğimiz zaman bin dokuz yüz on beşe kadar tam iki yüz on altı sene yapar. Iki yüz on altı senedir Osmanlı’nın tarih sahnesinde büyük bir başarısı yok. Ve Osmanlı’da bulunan petrolün üzerine büyük devletler bütün güçleriyle devletimizi yıkmaya gelmişler.

Ve biz yedi cephede birden savaşıyoruz. bu durumda padişah şöyle bir formül vurur. Asker zor durumdadır. Savaşta sıkıntılıdır. Söyleyin Mevlevi dervişleri bütün yurtta toplansınlar. Bir alay oluştursunlar. Bu alay cepheye yürüsün. Bu alay cepheye yürüsün ki birinci cihan harbinde mücadele eden bu vatanın ve bu istikbalin evlatları moral vursunlar. Ruh kazansınlar. Kazanabileceği anlamını ve manasını iç dünyasına doğursunlar. Değerli kardeşler burada çok ince bir şey söylemek istiyorum.

Ülkemizde maalesef belki siz adına dindar da diyebilirsiniz. Belirli bir kesim şunu düşünüyor. İngilizler Osmanlı Devleti’ne sahip olursa biz İngiliz mandası olursak daha iyi bir başarı sağlarız. Ve de bu noktada yaşamımız daha iyileşir. Bu yönde böyle düşünmeyen kuvayı milliye ruhu diye daha sonradan adlandıracağımız yerli ve milli iki tane görüş var. Bir tanesi Mevlevi’ye, ikincisi de Bektaşi’ye. Bektaşi ve Mevlevi’ler kuvayı milliye ruhuyla yerli ve milli duruyorlar.

O sebeple o devrin padişahı askerlere moral ve motivasyon olsun diye bütün dindarların içerisinden Mevlevi’ye mensuplarını çıkartıyorlar. Niye başka mensuplarını çıkarmıyorlar? Çünkü milli duruşları yerli ve milli duruşları Mevlevi’ye ve Bektaş’ı yerlerde var. Çünkü Osmanlı Devleti’nde son damla, son can, son kana kadar savaşmaya ve mücadeleye yemin etmiş bunlar kalmış. Kalan birçok zevat diyor ki İngiliz payandası olursak daha rahatakavuşuruz.

bu durumda bütün Mevlevi’ye dergahları örgütleniyor. Gelibolu Mevlevihanesi kaç mensubu var? Birçok kısmı zaten Çanakkale muharebesinde kalanları buranın şeyhiyle beraber Mevleviye alayına gönderiyor. Ve Mevleviye alayı bugün bizim yürüdüğümüz gibi salatu selamlarla tekbirlerle, tevhidlerle yürümeye başlıyor. Iki kontrol ııı güzergah noktası Şam. Şam cephesine gönderiliyor. Çünkü Şam düşerse Anadolu düşer diye bir bilgi var.

Ve gerçekten de Mevlevi alayını arkasından yürüdüğünü düşünen Osmanlı askerleri büyük bir destan yazıyorlar. Bugün televizyonlarda Kutul Amare zaferi işleniyor. Çanakkale zaferi işleniyor. Değil mi? Birinci Dünya Savaşı’nı kağıt üstünde kaybettiğimiz gözükse de arkada büyük başarıların var olduğu mücadelelerimiz var. Iki yüz elli üç bin evladımızı vatan ve bayrak yoluna, Allah yoluna şehit ederek nasıl bunu başarıyoruz? arkasındaki o moral ve motivasyonu sağlayan bir Mevlevi alayı var.

Geliyor aşçısına ayrı telkinle bulunuyor. Diyor ki cennete gideceksiniz. Peygamber efendinize kavuşacaksınız. Üzülmeyin. Rabbinize kavuşacaksınız. Çok ilginç. Alman general var beşinci ordu komutanı. Şöyle diyor. Ya bu Türkler çok orijinal adamlar. Adam bunun ne olduğunu anlayamıyor. Taşın üstünde yatıyorlar diyor. Burada bizim Çanakkale’de beşinci ordu komutanı. Taşın üstünde yatıyorlar. Yağmur yağıyor. Yaklaşık dört parmak su basıyor. Hiç onları durdurmuyor diyor.

Ayaklarında ayakkabı dahi yok. Yemek yiyemiyorlar. Kuru ekmek peksimet, buğday çorbası ile vakitlerini geçiriyorlar. Ama yüzlerindeki en ufak bir bozulma yok. Ve onları son cephe hücumunda cepheye koşarken görseniz hepsinin yüzleri gülüyor diyor. Hatta şehit olan askerlerin arasında geziyorlar, bakıyorlar şehitlerin çoğunun yüzü tebessümlü. bir nesil ölmeye kurşunların üzerine koşarken gülerek koşuyor. Gülerek koştuğu gibi naaşının da yüzünde tebessüm var.

bu düşünceyi ve fikri arka planda onlarla birlikte savaşıp cephenin içerisine giren Allah’ı peygamberi seven ahiret inancına sahip o askerin oradan peygamberinin cennetine gittiğini peygamberinin yanına ve Allah’ın cennetine gittiğini öğütleyen bir yapı var. bu mevlevi alayı yüzde yüz yerli ve milli. Bugün birisi size derse ki yerli ve milli misin? Özlüyüm deyim. Ben şuna çok inanıyorum. Hepiniz dua ile buradasınız. Benim dedem Emin Efendi Çanakkale’de, Ariburnu cephesinde şehit olmuş.

Şehit olma tarihi on beş Temmuz bin dokuz yüz on beş. Ben yerli ve milliyim. Ve siz de bu ruhu hissedip bugün bu ruhu taze tutuyorsanız bilin ki siz de yerli ve millisiniz. Bilin ki siz de bu vatanın çocuklarısınız. Kuva-i Milliye ruhu sizde de var. Ve son damla kanınıza ve canınıza kadar İngiliz, Amerikan payandası olmaktansa canınızı ve kanınızı verir. bu minareyi, bu şerefeyi, bu Allah seslerini burada ayakta tutarsınız.

bu ruhu taze tutmak, bu ruhu diri tutmak, nesilden nesillere aktarmak amacıyla dokuz sene önce Üstadımız Sayın Mustafa Özbağ, beyefendi böyle bir fikir, böyle bir proje geliştirerek Çanakkale’den bunu kitlesel olarak başlaştı. Bugün binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen bu ruh aslında bir sonraki nesillerimize mirastır. Çünkü biz şu aramızda belki yüz sene sonra bu aleme baktığınızda kimse bu alem bu dünyada olmayabilir zahiri olarak.

Ama ekmiş olduğumuz tohumlar, ekmiş olduğumuz o kuvvai milliye ruhu, o sevgi, Allah’ın, peygamberin sevgisi, geçmişin sevgisini geleceğe aktarma bugün bugün sizlerin o mübarek ayaklarının üzerinde yükselecektir.

O yüzden böyle bir milli ve manevi ruhu gelecek nesilleri aktarılmasında sebep ve vesile olan en başta kıymetli Üstadım Sayın Mustafa Özbağ beyefendiye ve bugün ülkenin dört bir yanından gelip burada bizleri yalnız bırakmayarak bizlerle bu manevi ruhu paylaşan değerli gönül dostlarımız olan sizlere Tasavvuf Vakfımıza ve müntesiplerine ve tüm gönül dostlarımıza ayrı ayrı teşekkür ederiz.

Allah nice cepheye sema etkinliklerinde buluşarak bu milli ve manevi ruhu evlatlarımıza bırakabilmeyi bizden sonraki nesillerimize de bırakabilmeyi nasip etsin. Sözü değerli ve kıymetli Üstadım Sayın Mustafa Özbağ beyefendiye bırakıyorum. Teşekkür ederim. Selamünaleyküm.


2. Allah İçin Sevişmek ve Vatan Sevgisi: Peyğamberlerin Gıpta Ettiği Topluluğun Sırrı

Allah hepinizden de razı olsun inşallah. Insanların bir yolda olup aynı şeyi düşünüp aynı hedefe koşması kadar muhteşem bir şey olamaz. Bir sevgiyi paylaşmak, bir fikri paylaşmak, bir felsefeyi paylaşmak, onu kendinden görüp o uğurda koşmak, mücadele etmek ve bunun karşılığında hiçbir menfaat gözetmemek herhalde ilahi sevginin tecelliyatı olsa gerek. Meşhur dur ya hadisi kutsi. Hiçbir gölgenin bulunmadığı yerde Allah’ın gölgesinin altında gölgelenecek olanlar vardır.

Bunlara peygamberler gıpta ile bakarlar. Mahşer halkı sorar. Bunlar hangi peygamberlerden bir münadi cevap verir? Bunlar peygamber değil. Mahşer halkı sorar. Bunlar hangi şehitlerden bir münadi cevap veren cevap verir? Bunlar şehit değil. O peygamberlerin gıpta ile baktığı topluluğa tekrar sorarlar. O zaman bunlar kim? O münadi cevap verir.

Bunlar dünyadayken akraba olmadıkları halde birbirlerinden menfaat kütümedikleri halde dünyadayken birbirlerini Allah için sevip toplandıklarında Allah’ı zikredip dağılan kimselerdir. Biz akraba değiliz. Birbirimizden menfaatimiz de yok. Dünyamı olarak. Ama birbirlerimizi Allah için seviyoruz. Birbirlerimizi Allah için severken de sevdiğimizden dolayı aynı hedefe koşmaya gayret ediyoruz. Bu hedef dünyevi bir hedef değil. Bu hedef maddi bir hedef değil.

Bu hedef dünyevi olgularla anlaşılabilecek bir hedef değil. Bu hedef bütünüyle manevi. Bizim burada toplanmamızın sebebi Allah ve Resul’ün sevgimiz vatanı ve milleti olan sevgimiz. Bizi burada cem eden bizi aynı hedefte toplayan başka bir şey değil. Kıymetli dostlar Ben söz vermiştim. Demiştim ki bundan sonra ben zayıf hadis sözünü kullanmayacağım. Benim için zayıf hadislerde zayıf olarak nitelendirilen hadislerde sahih hadistir artık demiştim. Bir hadis şerif var. Vatan sevgisi imandandır.

Vatan sevgisi imandandır. Eğer bir kimse yaşamış olduğu bu vatan topraklarını sevmiyorsa yaşamış olduğu bu vatan topraklarına hainlik düşünüyorsa kötülük düşünüyorsa onun imani bir problemi vardır. Burada bugün toplanışımızın ana gayesi bu vatan sevgisini tezahür ettirmektir. Meydana çıkarmaktır. Ayeti Kerime’de sizi yurtlarınızdan topraklarınızdan sürüp çıkarmak isteyenlerle savaşınız diye emredilmiştir.

Bir kimsenin yaşamış olduğu toprakları korumak muhafaza etmek amacıyla savaşması farzayındır. O yüzden bu âyet-i kerîme ışığında baktığımızda vatan sevgisi muhakkak ki dünyevi sevgilerinin içinde en üst noktada olması gereken bir sevgidir. Derdimiz gelecek nesillerdir. Derdimiz geleceğimizdir. O yüzden gelecek nesillerimize vatan sevgisini, Kur’ân sevgisini, peygamber sevgisini, Allah sevgisini ve bizi hayra koşturacak, hayırla yaşatacak bütün sevgileri miras bırakmamız gerekir.

Çocuklarınıza mal mülk bırakabilirsiniz. Çocuklarınızın malı ve mülki olur. Dünyavi olarak rahat edebilirler. Ama asıl çocuklarınıza miras bırakacağınız şey Allah ve Resulünün sevgisi vatan ve milletin sevgisidir. Eğer bu sevgiyi biz gelecek nesillerimize miras olarak bırakamazsak o zaman muhakkak ve muhakkak bu ezanlarımız okunmayacak ve muhakkak ve muhakkak biz hürriyetimizi kaybetmek zorunda kalacağız. Gün geçtikçe bu daha önceden daha büyük bir ivmeyle artıyordu.

Bu son senelerde biraz artık o ivme yavaşlamaya başladı. Bu ivme şuydu. Insanlar Almanya’da yaşamak ile Türkiye’de yaşamanın arasında bir farkın olmadığını bize enjekt etmeye çalışıyorlardı. Avrupa’da yaşamak daha güzel. Amerika’da yaşamak daha güzel. Gideceksin Amerika’yı bir görmen lazım. Gideceksin İngiltere’yi bir görmen lazım. Ve azizim orada insanlık var. Orada yaşamak lazım. Bize anlattıkları bize enjekt etmeye çalıştıkları şey buydu. Ben sırtımı dönmek istemiyorum da kimseye.

Bize enjekt etmeye çalıştıkları oydu. Avrupa’da her şey şöyle. Amerika’da her şey böyle. Harika bir sistemleri var. Muhakkak orada yaşaman lazım. Hatta onlar gelsinler buraya bizi dizayn etsinler. Bizi düzelsinler. Biz kendi kendimizi düzeltmekten kendi kendimizi olgunlaştırmaktan kendi kendimizi kemale erdirmekten uzakız. Biz o kadar gelişmedik ya onlar gelişti. Biz o kadar iyi değiliz ya. Onlar iyi. Kıymetli dostlar biz çağ açmış, çağ kapatmış bir ecdadın torunlarıyız.

Biz leyleklerin açlığını, tokluğunu düşünüp kuşların kışın açlığını, tokluğunu düşünen bir ecdadın torunlarıyız. Insanları doyurmuşuz. Insanlardan aç açık bırakmamışız. Hayvanlara el atmışız. Hayvanları doyurmaya çalışıyoruz. Biz kendimiz kendi hürriyetimizi, kendi özgürlüğümüzü, kendi insanlığımızı kazanmışız.


3. Osmanlı Ecdadının Adaleti, İngiliz Tarafından Kurulan Tarikatlar ve Batı’daki Kadın Haklarının Gerçek Tarihi

Hollanda’nın bilmem hangi adasından Osmanlı padişahına mektup gelmiş. Demişler ki her sene biz ürünlerimizi topladığımızda Hristiyan bir eşkıya grubu gelip bizim bütün ürünlerimizi topluyor. Bizi koruyun diye mektup gelmiş. Biz o Hollanda’nın bilmem hangi adasındaki insanları kendi Hristiyan eşkiyadan korumuşuz. Onları muhafaza altına almışız. Biz bu ecdadın torunu iken biz kendi kendimize Avrupa’nın batının yamağı etmeye çalıştık. Öyle çalıştılar. Bize onu enjekte ettiler.

Bunun içine İngilizlerin kurduğu tarikatlar ve cemaatler girdi. Bu İngilizlerin kurduğu tarikatlar ve cemaatler de bunu körükledi. Bunu resmen körükledi. İngilizlerin kurduğu bizimce Müslüman o harika insanlar şöyle takva sahibiler böyle fikir insanları dediğimiz tırnak içerisindeki İslami oluşumlar buna bilinçli veya bilinçsiz destek vermeye başladılar. Bu el altından Osmanlı’dan itibaren işlenmeye başladı.

Osmanlı’dan itibaren ve Osmanlı’dan kalan bu tabiri caizse dergah sıyırıntıları tekke sıyırıntıları İngiliz sıyırıntıları işlemlerine devam ettiler. Neden yirmi sekiz Şubat’ta dergahlar, tekkeler kepenk kapattılar. Destek verdiler. Neden destek verdiler? Çünkü onları İngilizler kurmuşlardı. O yüzden destek verdiler. Neden Temnuz darbesine gizliden destek veren tarikatlar, cemaatler, oluşumlar vardı, beklediler. Beklediler. Neyi beklediler?

Bu Yezidi bozuntularının ihtilali gerçekleştirmesini beklediler. Beklediler ki onların istediği olsun. Bunlar Yezidi bozuntusu. Bunların kökü ya Mossad’a dayanır ya da Londra’ya dayanır. Ikesinden biridir. Ya İngiliz bunu planlamıştır. Mossad’ın eline verir. O da gider başka bir örgütle bize dayiş diye sundukları bir örgüt kurar. El kaideyi kurar, dayişi kurar. Isim harf kalmaz. Habire örgüt kurarlar. Onları silahlandırırlar. Onları silahlandırarak da Müslümanı Müslümanı kırarlar. Bunu yaparlar.

Yapıyorlar. Hâlâ da. Hatta aynı cemaatın, aynı tarikatın insanını birbirine kırarlar. Gelir birisi birinin kulağına pıs pıs pıs bir şey söyler. Oğunun kulağına söyler, oğunun kulağına söyler. Böylece ne yapar? Bir dergahı, bir cemaatı, bir topluluğu çökertmeye çalışırlar. Sebep? Çünkü onların karşısında Allah’a aşık, peygambere aşık, vatanını seven, milletini seven bir kimse tırnak içinde yabancıların düşmanıdır.

Siz Allah’ı severseniz, peygamberi severseniz, vatanınızı severseniz, milletinizi severseniz sizin neye inandığınız önemli değil. Onlar için kötüsünüzdür. Düşmansınızdır. Onlar için düşmansınızdır. Siz kadir misiniz, rufai misiniz, bedevim misiniz, mevlevisiniz, bektaşı misiniz, bakmazlar. Bunun bir anlamı yok. Onlar için şu. Bu insanlar Allah’ı seviyor mu? Evet. Resulünü seviyor mu? Evet. Kur’ân’a bağlılar mı? Evet. Hadislere bağlılar mı? Evet. Vatanlarını seviyorlar mı? Evet.

Milletine düşkünler mi? Evet. Onlar için o kimse düşmandır. Onlar için bu kimse kötüdür. Basında kötüdür. Televizyonda kötüdür. Yazılı basında kötüdür. Sözler basında kötüdür. Sosyal medyada kötüdür. Onu kötülemek ve al aşağı etmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Hatta sizdenmiş gibi görünüp sizdenmiş gibi görünüp sizinle beraber dostmuş gibi görünüp ellerinden gelen bütün hainliği yaparlar.

derdimiz Allah’ı sevmek, resulünü sevmek, vatanını sevmek, milletini sevmek, insanını sevmek ve insanına doğruyu, iyiliği, güzeli anlatmak ve yaşatmak. Her şey batıda güzel doğru bir mantık değil. Bizim kendi değerlerimizde, bizim kendi inancımızda her türlü güzellik, her türlü tatlılık, her türlü hoşluk kendi içimizde mevcut. Batı kadınlarını, kadınlarını fırınlarda yakarken biz kadınlarımızı başta ac ediyorduk. Batı kadınlara hiçbir hak vermezken. Sen İngiltere’de kalmıştın değil mi?

Demokrasinin beşiği değil mi? Öyle deniliyor değil mi? Kadınlar mallarını kaç yılından sonra satmaya başladılar biliyor musun tek başına? İngiltere’de kadınlar kendi mal varlıklarını bin sekiz yüz otuzdan sonra satmaya başladılar. Kendi iradeleriyle bin sekiz yüz otuza kadar İngiltere’de demokrasinin beşiği dediğiniz yerde kadınlar kendi mallarını ve kendi paralarını kendileri tasarruf edemiyorlardı.

Bin sekiz yüz otuza kadar bir kadın kendi babasından kalan bir evi satması için kocasından izin alıyordu. Kocası izin vermezse babasından kalan malı kadın satamıyordu İngiltere’de. Ama İslam dünyasında öyle değildi. İslam dünyasında bin dört yüz yıl öncesinden bin dört yüz yıldan beri kadınlar kendi mallarının üzerinde istedikleri tasarrufu yapıyorlardı. Eee demokrasinin beşiği İngiltere’den laf açıldı ya. Yine İngiltere’den söyleyelim. Bir kadın asla kendi kendisini boşayamıyordu.

Bir erkekten boşanamıyordu. Erkek onu boşamazsa ölünceye kadar o adamın nikahında duruyordu. Ölünceye kadar adam boşamazsa onu kilisede boşamıyordu. Kilise boşamayınca o kadın da boşanamıyordu. Alkışladığımız met ettiğimiz batı buydu. Alkışladığımız met ettiğimiz batı buydu. Şimdi konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Yoruldunuz demeyeceğim. Aşk atına binen kişi hiç usanıp yorulurmuş mu? Aşık öyle demiş.

O yüzden sizin daha fazla vaktinizi almama sebebi herkes Bursa dışından Bursa’nın dışından hepsi de Bursa’dan değil. Yunak, Akşehir, Konya, Ankara, Polatlı, İstanbul, Sakarya İzmit aklıma gelenleri söylüyorum. Bursa ve çevresi Isparta unutmadım sizi geleceğim. Onları hatırlamazsam hemen mesaj veriyorlar bana biz buradayız diye. O yüzden etekirdağ’ı unutmak mümkün değil, keşan’ı unutmak mümkün değil. Allah razı olsun hepinizden de.

O yüzden bir an önce herkes evlerine, yurtlarına, konaklarına gitsin diye sohbeti kısa keseyim istedim. Yoksa sesimin kesikliğine aldırmışlığım yok. Ben bu kesik sesle daha nice sohbetler ederim. Cenab-ı Hak onu tamir eder, sohbet ederken ben bir saat iki saat daha konuşurum. O noktada bir sıkıntım yok. Ama sizleri inşallah evinizde yurdunuzda, çoluğunuzda, çocuğunuza göndereceğiz. O yüzden sohbeti kısa keseyim. Hepinize teşekkür ediyorum. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Ailelerinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Size müsaade edip buraya gönderdikleri için ihtiyarı, özgürlüğü kendi elinde olup da buraya gelenlere ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Mesajda gelememe sebebini yazıp gelemeyenlere canı acıyıp içi acıdığı halde buraya gelemeyenlere ayrıca teşekkür ediyorum. O yüzden inşallah Allah’tan bir şey gelmezse size zor gelmeyecek bir vasiyet, miras bırakayım.


4. Gelibolu Mevlevîhânesi’nin Vasiyeti: Çocuk Şehitler, Hastane Bombalaması ve Gelecek Nesle Bırakılacak Mirâs

Hepimiz için ölüm hak. Hepimiz bir gün o gerçekle yüzleşeceğiz. Gönlüm arzu eder ki vasiyetim olsun. Bunlara devam edin. Bu vatanınızı, milletinizi, insanınızı, Kur’anınızı, sünnetinizi, sevginizin bir tecelliyatı olsun. Inşallah yarıda kalmasın. Biz bunu defalarca anlatmışımdır. Tekrar anlatayım. İlk biz şehitlikleri ziyarete gelmeye karar aldığımızda bu semahanede de dönüşte yine bu şekilde sema edelim, dönelim diye planladık. Bütün izinleri aldık. Burada bir dernek vardı.

Bu derneğe de izin istedik. Dernekten. Geçmiş gün dernek bizden bir para talep etti. Sandalye masası parası diye. Biz o parayı da yatırdık. Yine böyle akşamüstü bütün şehitlikleri ziyaret ettik. Ağladık, ağlaştık. Sonunda buraya geldik. Abartı değil, tozdan yerler görünmüyordu. Burası mahzun, mahcup, imar edilmiş, içi yıkık. Ben buraya girdiğimde ciğerim yandı benim. Dedim ki eyvah. Burada Kavristanda yatan zat-ı şerifler, çevredekinler, hepsi de toplandılar.

Bizim gelişimize o kadar çok sevinçlerini gösterdiler ki ben kendi kendime şu soruyu sordum. Biz ne yaptık da bu kadar sevinmiler. Ben kendi kendime baktım da kendimi bir şey yapabilmiş olarak göremezken onlar bizim buraya gelişimizi kimisi sema ede ede kimisi kana bulanmış kolunu toplayarak tan kimisinin başında şarap nel parçası sargılı kimisinin ayağı sakat ve içimden dedim ki Mustafa Özba buraya gelip gitmem farzayın oldu. O yüzden etrafımızdaki arkadaşlar topladım.

Dedim ki ne yapalım, yapalım bundan sonra bu mevlevehaneye gelmeye başlayalım. Kendi kendimize karar aldık. Dedik ki hiç olmazsa ayda bir sefer buraya gelelim program koyalım program yapmaya başlayalım dedik. Biz kendimce söyleyeyim garip ve bir o kadar da cefakar bir topluluğu. Ucu ucuna ekleyip bir şeyler yapmaya çalışan insanlarız. Hiç kimseden maddi bir şey beklemeden istemeden kendimizce koşmaya çalışanlarız. Biz gelip gittikçe onlar çoğaldılar. Biz gelip gittikçe onlar çoğaldılar.

Ve onlar sizden fazlalar. Biz onların önünde asız. Kendinizi çokmuş gibi görmeyin. İlk cpr semah yaptığımızda Gelibolunun bir kaymakamı vardı. Adı neydi? Halit gitti mi? Namık Kemal soy ismi neydi? Gelibolunun kaymakamıydı. Namık Kemal Bey şimdi Ertek kaymakamı mı neresi? Ayvalık kaymakama namık Kemal Bey. Samimi bir insan Allah razı olsun kendisinden. Beraber şehitlikten dönüyoruz. Bana dedi ki hocam burada da bir şehitlik var biliyor musun dedi bilmiyorum dedim ben. O şehitliğe gittik.

Küçük bir yer. Orada da bizim birkaç arabalık arkadaş varmış. Onlar da bizi görünce yanımıza geldiler. Üç ihlas bir Fatiha okuyup üç devhid çektik. La ilahe illallah diyerekten. O şehitlikte bir tane on sekiz yaşında çocuk yoktu. Bir tane. Bir tanesi on sekiz yaşında olmaz mı? Bir tanesi on sekiz yaşında değil. Her biri on üç yaşında, on dört yaşında, on beş yaşında, biraz böyle kabarık olan on altı yaşında, bıyıksızlar, bıyıkları yeni terlemişler. Hataylı var, Antepli var.

Anadolu’nun değişik yerlerinden var. Kendimden geçtim. Bir tane ya. Bir tane on sekiz yaşındaki bir çocuk olmaz mı? Hepsi çocuk. Çanakkale şehidi. Bu ağızdan. Bu ağızdan bir gemi top atıyor onlara. İçlerinden. Bir çocuğun şehid ama kalbi çalışmış, harekete geçmiş. O çocuk çığlık atıyor. Bizi bombalacaklar diyor. Çığlık atıyor. Ama içeridekinlerin hiçbirisinin kendisini kurtaracak mecal yok. Hareket edecek mecalleri yok. Hareket edecek halleri yok. Hepsi de şehit olmuş orada. Kaymakam’a sordum.

Dedim kaymakamım. Burada dedim bir tane on sekiz yaşında bir çocuk yok. Bunların hepsi de çocukmuş dedim. Burası neymiş dedim. Burası neymiş? Bana verdiği cevap şu oldu. Hocam dedi. Burası dedi hastaneymiş dedi. Askeri hastane. Ve üzerinde hastane bayrağı ve işareti olmasına rağmen. İngiliz mendeburları bile bile orayı bombalamışlar. bu tek dişi kalmış canavarlar kendilerini insani olarak düşünürler ya. Onlar hastaneleri gencecik çocukları öldürecek kadar hain derler.

Hastaneleri bombalayacak kadar vahşi derler. Kadınların kızların ırzına geçecek kadar aşağılık insanlardır. Aşağılık insanlardır. Onlar size tatlı yüzlerini gösteriyorlar. Onun arkasında büyük bir vahşet yatıyor. İlk cephe semal programında onu da orada yaşadıktan sonra dedim ki Ömrüm olduğu müddetçe bu şehitler diyarını bütün kardeşlerime buraya getirip burada o hal ile hallenmelerine vesile olmaya söz verdim kendimce.

Ömrüm yeterse Allah bana güç ve kuvvet verirse gelirsiniz gelmezsiniz takip edersiniz etmezsiniz. Ama bu fakir gelmeye devam edecek. Ben yalnız yürümeye alışkanım. Yine yalnız yürür yollara düşer gelirim. O yüzden bu topraklarının altına düşmüş vatan demiş millet demiş namus demiş şeref demiş haysiyet demiş ezan demiş kuran demiş sünnet demiş. Burada canını seve seve vermiş olan bütün şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyor.

Hepsine minnet borcumuzun olduğunun bilincine vararaktan bu beldeye gelip gitmeye devam ediyoruz ve bu mevlevi haneyi de ihya etmeye gayret ediyoruz. Yoksa mesnevi her yerde okur her yerde şerh ederiz. Ama böyle bir tarafıyla mürşidi kamillerin meftun olduğu bir tarafıyla her tarafını şu heda ruhaniyetleriyle kapladığı bir mekana garip bırakmak bizim işimiz değil.

Belki de kardeşler arkadaşlar her ay buraya taşınmak onlara zor gelebiliyordur veya kolay geliyordur ama benim için bu mekanın da ayrı ve değeri ve kıymeti var. Bir vasiyetim de o. İnşallah burada da semaya duaya burada da mesnevi okumalarına devam eder gidersiniz. İnşallah gelecek nesillerinize geleceğinize sağlam doğru bir miras bırakmaya gayret ederiz. Hakkınızı helal edin. Birazdan şimdi inşallah semada buluşacağız. Kendi içimizden Allah’ı zikredelim.

İster Allah deyin ister la ilahe illallah deyin ister Rahman deyin Allah’ı zikredin. Hep beraber kendi içimizden zikrederekten semamızı duamızı yapıp Allah’ın izniyle yolumuza revan olacağız. 20 Mayıs Ramazan’ın 1. Pazarı 20 Mayıs Ramazan’ın 1. Pazarı o yüzden 20 Mayıs’ta iftarda buradayız. İnşallah hepiniz davetlisiniz desem kendinizi misafir yerine koyarsınız. Hepiniz de ev sahibisiniz o yüzden hepiniz de gelmeye mecbursunuz. Ev sahibi olmadan eve nasıl girelim?

O yüzden hepiniz de ev sahibi olduğunuz için inşallah Ramazan’ın ilk pazarında burada iftar edeceğiz. Hep beraber tekrar buluşacağız inşallah. Duyanlar duymayanlara bildirsin ve aktarsın. Selamun aleyküm.


Kaynakça ve Referanslar

  • Vatan sevgisi imandandır (meşhur söz): Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ; Sehâvî, el-Makâsıdü’l-Hasene (isnâd-ı zayıf, mana itibariyle Kur’ânî)
  • Yurtlarınızdan çıkarılmak üzereyseniz savaşınız: Bakara 2/190-193; Hac 22/39-40
  • Arş-ı âlâ altında gölgelenecek yedi sınıf (Allah için sevişenler): Buhârî, Ezân 36, Zekât 16; Müslim, Zekât 91
  • Allah için sevenler, peygamberlerin gıpta ettiği topluluk: Ebû Dâvûd, Büyû’ 76; Ahmed b. Hanbel, Müsned V/239; Hâkim, Müstedrek
  • Çanakkale Muharebesi ve Mevlevi Alayı: Mehmet Ali Ayni, Türk Azizleri; Nuri Köstüklü, Vatan Savunmasında Mevlevîhaneler; Sefer Erol, Mevlevî Alayı
  • Birinci Dünya Savaşı ve Gelibolu cephesi (253.000 şehit): Genelkurmay ATASE Arşivi; Cemil Conk, Çanakkale Conkbayırı Muharebeleri
  • Karlofça Antlaşması (1699) ve Osmanlı toprak kaybı: İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi IV
  • İngiltere’de Married Women’s Property Act (1830-1882): Sir William Blackstone, Commentaries on the Laws of England; Erna Reiss, Rights and Duties of Englishwomen
  • İslâm’da kadının mülkiyet hakkı (Hz. Hatice örneği, Nisâ 4/4,7,32): Buhârî, Büyû’; İbn Hacer, Fethü’l-Bârî
  • Goeben ve Breslau gemileri ve Osmanlı’nın savaşa girişi: Dan van der Vat, The Ship That Changed the World; İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı
  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Şerîf: Aşk ve vasiyet temaları muhtelif beyitler