Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

69. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2018 Sohbeti: Berat Kandili — Fitne Tuzakları, Şaban’ın 15. Gecesi ve Velî Kulun İlâhî Koruyuculuğu


1. Berat Kandili’nde Fitne Tuzaklarına Karşı Sufi Duruşu: Kur’ân, Sünnet ve Vatan

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünü hayırla eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırla eylesin inşallah. Kandiliniz de mübarek olsun. Allah nice kandillerde bir ve beraber olmayı nasip eylesin inşallah. Bugün malum berat kandili. Ümmet-i Muhammed’in kendi içerisinde kendi dairesinde Ramazan’ın müjdesi olan Mikandil. Şaban’ın 15. gecesi.

Rivaetlerde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin önemli gördüğü, ibadet ettiği ve hakkında hadis varit olmuş olan gece. Tabii bu bir kısım ümmet-i Muhammed’in içerisinde sonradan zuhur eden topluluklar, gruplar değişik görüşe düşünceye sahip olan birtakım insanlar bu kandillerle alakalı olmadığına dair, mithat olduğuna dair konuşsalar da, söyleseler de böyle bir şey söz konusu değil. Bunlar ümmet-i Muhammed’in içerisinde atılmış fitne tohumları.

Ümmet-i Muhammed’i bu noktada kendilerince yönetmek, ümmet-i Muhammed’i kendilerince parçalamak, ümmet-i Muhammed’in akidesini, inancını bozmaya çalışan mihakların işi. Bunlar çünkü Müslümanlar inanç noktasında, felsefi olarak, hareket noktasında, fiiliyat olarak bir olurlarsa dünyaya hakim olurlar. Dünyanın en önemli güçlerinden birisi olurlar. Zaman içerisinde bu öyle oldu. Bunu bilen Batılılar savaşaraktan bunu halledemileceklerini gördüler.

En sonunda bizdenmiş gibi görünüp bizim içimizden belli kimseleri kendi saflarına kataraktan ümmet-i Muhammed’i felsefi olarak bölüp parçaladılar. Bunu başardılar şu anda. Bunu başardılar. Ümmet-i Muhammed’in bu noktada içine fitneye attılar. Şimdi diğer planlı programlı organizasyonları takip ettirmeye, devam ettirmeye çalışıyorlar.

Hadislerin üzerinde algı operasyonu yapıp hadislerin sahih olmadığını, bütün hadislerin reddedilmesi gerektiğini, hadissiz bir İslam, sünnetsiz bir din oluşturmaya çalışıyorlar. Bunun için de içimizden dışımızdan değişik unsurları harekete geçiriyorlar. Süslü laflar, kelimeler buluyorlar. Ne o uydurulmuş din değil, indirilmiş din. Kur’ân İslamı, Kur’ân yetmez mi, Kur’ân eksik mi?

Böyle söyleyerekten, sanki böyle söyleyerekten de Müslümanlar tabi Kur’ân İslamı deyince, bundan daha güzel bir laf olur mu? Ama o Kur’ân İslam’ın içerisinde hadislere tabi olmak yok, sünnete Resulullah’a tabi olmak yok. Kur’ân İslam’ı deyince o zatın, o kimsenin Kur’ân İslam’ı, Allah muhafaza eylesin. Tabi bunların içerisinde, bu hengamenin içerisinde Anadolu’da, bu topraklarda bozulmamış, tap taze duran sufi topluluklar ve oluşumlar var.

Bu sufi topluluklar, bu sufi oluşumlar her türlü baskıya, her türlü zulme, her türlü sıkıntıya rağmen temiz Kur’ân ve sünnet düşüncelerini, Kur’ân ve sünnet inançlarını kaybetmemişler. Bunu evlerde toplanmışlar, değişik yerlerde toplanmışlar, bu şekilde kendi kendilerine bir yol izlemişler, izlemişler, buna devam etmişler.

Bu topluluklar, bu ben ayırt etmiyorum, bu hangi ehli tarihten olursa olsun, kökü İngiliz sarayına, kökü Moskva’da dayanmadığı müddetçe ben bu oluşumlarla alakalı herhangi bir şey söylemiyorum. Bu oluşumların üzerine de farklı cenahlardan gidiyorlar. böyle bunu şeyhimin zamanında da yaşıyordum ben. mesela diyor sizin şeyhinizin icazeti var mı? Şimdi sizin şeyhinizin icazeti var mı dediğinde, tekke ve zaviyeler kanunu var, kapatılmış bir tekke ve zaviyenin şeyhim kalır.

Kalsa dahi adam şeyhim der mi, birisine icazet vermeye kalkmış olsa o kimse şeyhlik yapmaktan o icazetten içeri atacak. Cezası ne kadar? 13 yıl. Benim şeyhime sorarlardı böyle bir şey. Ben derdim ki çorunun Hacı Mustafa Efendi’ye sormak lazım. Mesela bu tip dergahların içerisinde, tekkelerin içerisinde de bunları böyle halkın nezdinde, ehli sufinin nezdinde alaşağı etmeye çalışıyorlar. var mı icazeti? Yok. Bana icazeti bir tane şeyh getir, ben ona soruyorum. X kimsenin var diyor, gördün mü?

Ses yok. Asmış mı diyorum dergahına? Ses yok. Sen asılı dergahta bir icazet gördün mü diyorum ben? Soruyorum onlara. Susuyorlar. Bu da ayrı bir operasyonda. Bakın bunlar da ayrı operasyonda. Bunlar böyle kitaplarla, dergilerle, yaldızlı laflarla böylece ümmeti Muhammed’in içerisine girdiler ve bunu da tekrar söylüyorum. Başarılı oldular. Şimdi ümmeti Muhammed bu unsurlarla mücadele etmekte zorlanıyor. Bunlarla mücadele etmekte zorlanıyor. Neden? Her tarafa yayılmış vaziyetteler.

Bunlar zaman zaman devlet erbabından destek alıyorlar. Çünkü satılmış insanlar var. Bunlar devletin içerisinden de nemalanıyorlar. Devletin içerisinden de bunlara bir şekilde hoşgörlü davranıyorlar. Devletin içerisinden de destek veriyorlar. Neden? Bu İngiliz Mossad, ellerini kollarını uzatmışlar her yere. Öyle olunca bunlar bir bakıyorsun ki devletten de, devletin değişik organlarından da desteklenmişler. Devletin değişik kademelerinde destekçileri var. Sallı sollu yanaşın.

Bir türlü tek sırada direktten bir böyle saf yapın. Şurayı da safları sıklaştırın. Bu tarafa doğru gelin, bu tarafa doğru. Sıklaştırın safları. İki dizinizin üzerine oturun. Tabi devleti idare eden bir kısmı sonradan bu oyunu uyandı, öğrendi. Ve bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini de gördü. Türkiye’deki 14-15 Temmuz ihtilal girişimi ile, Dayiş’in yapılanması, fark ederseniz böyle aynı yılların içerisinde olan şeyler. Bunlar komple bir organizasyon.

Mısır’daki darbe, ardından Dayiş, Dayiş ile beraber Yemen’deki sıkıntı, Afganistan’daki sıkıntı, Suriye’deki sıkıntı, Irak’taki sıkıntı. Böyle komple bir kocaman bir aklın organizasyonuyla alakalı bu. Ümmeti Muhammed’i, Müslümanları yeise düşürmek, korkuya düşürmek, parçalanmaya düşürmek. Bu konuda birbirine düşürmek. Bakın bunca olaylar oluyor. Bir tane Amerikan askeri ölüyor mu? Hayır. Bir tane İngiliz askeri ölüyor mu? Hayır. Bir tane Rus askeri ölüyor mu? Hayır.

Bir tane Fransız askeri ölüyor mu? Hayır. Hepsi nerede bunların? Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Mısır’da, Ürdün’de, Türkiye’de. Bu yapılanmalar var mı? Var. Bunların içerisinde bir tane Amerikan, İngiliz, Mossad, herhangi bir kimsenin askeri ölüyor mu? Hayır. Kimin kimine vuruyorlar? Müslümanları tekrar Müslümanların içerisinde oluşturdukları, Müslümanların içerisinde oluşturdukları değişik hiziplerle vuruyorlar. Müslümanların içerisinde oluşturdukları hiziplerle vuruyorlar.

Başka bir şeyle değil. böyle bir ortamda bunlar yerel yapılanmalarla. Mesela Türkiye’de önceden Osmanlı zamanında Türkiye’de dinle alakalı bir medreseler var, bir de tekkeler var. Dini yapılanma açısından Osmanlı’da medreseler ve tekkelerden başka dini yapılanma yok. Bakın başka bir dini yapılanma yok. Eğer medreseler ve tekkeler açık olmuş olsaydı, bu dini yapılanma bu silsile de devam edecekti.

Medreselerin ve tekkelerin kapatılmasıyla, medreselerin ve tekkelerin kapatılmasıyla dini yapılanmanın iki önemli damarı kesilmiş oldu.

Bu sefer bu reel, hukuka uygun halkın önünde, insanların önünde, devletin önünde 1300-1400 yıllık geleneğe sahip, 1300-1400 yıllık ölçüye adaba erkana sahip, olmazsa olmaz iki damar kesilince nizami bir yapılanması olmayan her türlü müdahaleye, her türlü kandırılmaya, her türlü istismara, her türlü yanlış algıya, her türlü yönetilmeye açık, her türlü yönetilmeye açık, değişik organizasyonlar kuruldu. Bunu kimse görmüyor. Bu tekke ve zaviyeler kanununun kapatılmasıyla bu sudur ettiği.

Burada bir tekke var. Bu içinde bulunduğunuz tekke 450 yıllık. Bakın bu tekkedeki faaliyetler, bu tekkenin söylemi, bu tekkenin yaptığı, ettiği herkesin önünde burada. Kapısı bakın ardına kadar açık, dış kapısı ardına kadar açık, bahçesi giren çıkan herkes herkese serbest. Biz buyuz aslında. Bizim Anadolu İslam’ı bu. Kafasında soru işareti olmayacak o kimsenin. Her şey gözünün önünde olacak. Devletin de gözünün önünde, milletin de gözünün önünde.

Ama bu şartlarda bizi yönlendirmeleri, bizi yönetmeleri mümkün mü? Değil. Şimdi bu teken 450 yıllık, buranın 400 yıllık, 500 yıllık şehler silsilesi var. Eğer buraya dışarıdan bir şey atamazsan 500 yıl boyunca bir şey efendi birisini yetiştirmiş, o başkasını yetiştirmiş, o öbürkünü yetiştirmiş, o öbürkünü yetiştirmiş. Gidiyor. Arada inkitaya uğramadığı müddetçe gidiyor. Ben kendi dergamız için söylüyorum ya. Mahmud-ı Hüdâye Hazretlerinin dergandan yetişmek. Kim? Çorumlu İbubüker Efendi.

Ardından Hacel-Aydar Efendi geliyor Ahiska’dan. O Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’yi yetiştiriyor. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’de yetişme. Nevşehli Abdullah Gürbüz Efendi. Ben Abdullah Gürbüz Efendi’nin derganda 18 yıl durdum. Benim başım sonum belli. Ama başım sonu belli olmayanlar var. Inkitaya uğratmışlar. Inkitaya uğratınca da bu sefer karanlık eller çalışmaya başlamış. Karanlık eller. İngilizler, Mossad, CIA oturmuşlar çalışmaya başlamışlar. Söylem itibariyle söylemler müthiş.

Konuşan o ama hocasını diyelim ama bir başkasını diyelim ne dersek diyelim. Biz onu dinlerken muhteşem konuşuyorlar. Kelamları muhteşem. Hitabetleri muhteşem. Lafızları muhteşem. Oturuyorsun ağlatıyor seni. Bir anlatıyor imanından şüphe diyorsun. Ya diyorsun biz batmışız. Öyle bir sohbet ediyor. Diyorsun ki ya uçtuk. Ama nereden beslendiğine bakmadık hiç. Bunlar nereden besleniyor diye kimse sormadı. Biraz araştırdığımızda, örneğin bundan 20 yıl önce Seyyid Kutub’a laf söylemek mümkün müydü?

Seyyid Kutub hakkında bu Abduhun talebeleri dediğimde ben yer yerinden oynuyordu. Ben bir gün sohbette Seyyid Kutub’la alakalı edebiyatçının teki ne işi var tefsirle dedim yer yerinden oynadı. Adam Seyyid Kutub’un edebiyatçı olduğunu da bilmiyor. Ama Seyyid Kutub’un evveliyatına doğru gittiğinde kimin talebesi olduğuna baktığında Masan Abduh çıkıyor Mısır’da. 33 dereceli mason çıkıyor. Evveliyatına baktığında Afgani çıkıyor. Celalettin Afgani mason Abduhun talebesi o da.

Birçok daha ileri söyleyeceğim şimdi hiç kimse üzerine alınmasın. Ve bu kitapları Türkçe’ye çevirip Türkiye’de basılmasını sağlayan da o günün refahın geçti. Ve bunlar da laf söyletmiyorlar kendilerince diyorlar ki bunlar büyük İslam mücahidi. Ama hiç kimse bunların geldiğine bakmıyor. Hiç kimse bunların ne söylediğinin farkında değil. Oradan kenardan bir tane hadis buluyorlar o hadisin üzerinden bütün hadisleri dövüyorlar.

Oradan bir tane bir algılayamadığımız anlayamadığımız onların algılayamadığı anlayamadığı bir sünnet buluyorlar. Bütün sünnetleri dövüyorlar. bütün sünnetleri dövüyorlar. Ve ne yazık ki, ne yazık ki bu ülkenin temiz İslam inancını zehirlediler. Zehirlediler. Ve zehirli bir değişik oluştu. Ya 15 yaşında, 17 yaşında, 20 yaşında, 25 yaşındaki bir kimse dahi hadisler sahip mi diye sormaya başladı.

Hiç kimse bu Fazlur Rahman’ı, ne bileyim hiç kimse bu Abdül’ü, hiç kimse bu Efkani’yi, hiç kimse Muhammed İkbal’ı, hiç kimse Mevdudi’yi, isim veriyorum artık. Bunların fikri yapılarını, felsefi yapılarını incelemeden, bunların fikri ve felsefi yapılarına bakmadan, bunların nereden beslendiklerini, nereden nemalandıklarına bakmadan, bunların eserlerini Türkçe’ye çevirip, ülkenin içerisinde cayır cayır ama hediye ettiler ama gazetelerle dağıttılar, ama ucuza sattılar.

Bu ülke insanları da İslam’a aç, dine aç, tefsire aç, her şeye aç. Aldığı insanlar bunları okudular. Cemalettin Efkani’nin fikirlerini savunmak büyük bir mesele oldu. Veyahtta Ali Şerati’yi biz dağlara taşlara yazdık. Ali Şerati’yi dağlara taşlara yazdık. Nerede Ali Şerati? Deccal’ın göbende, Amerika’nın göbende. Ama bizim gençliğimizin içerisinde, bilhassa imam hatiplere, bilhassa milli gençlik dediğimiz o gençliğin içerisinde, bunlar birer kutup olarak indirildiler.

Sünnetsizliği baş tac ettirdiler. Ve şimdi bangır bangır bağırılıyor, imam hatiplerde insanlar deist oluyor diye. Sebep? Çünkü orada öğretmenlik yapanlar deist çünkü. Orada öğretmenlik yapanlar hadise inanmıyor. Oradaki öğretmenlik yapanlar iştahda inanmıyor. Öğretmenlik yapanlar mezhebe inanmıyor. İman hatiplerdeki öğretmen kadrosu, ilahiyatlardan mezun olan kadrolar, ne yazık ki temiz, Kur’ân, sünnet, mezhep inancı yok. Çocuklarımızı zevliyorlar.

Ondan sonra da her kandil oturuyorlar, bu kandiller bir daha bu kandillerle alınır. Bu kandiller bir daha bu kandillerle alınır. Bu kandiller bir daha bu kandillerle alakalı şu bir daha bu bir daha şu bir daha bu bir daha başlıyorlar. Yayın üstüne yayın yayın üstüne yayın en baş bir daha benim kandil kutluyoruz diye. Yarın öbür gün insanlar birbirlerini katletecekler, cihat ediyoruz diyecekler. Hiç kimse bunlara da dur demiyor, bunlara bir laf söylemeye kalkanı da çarmıha geliyorlar.

Teymiye baştağcı, Aliülkar’ı baştağcı, Cemalettin Efkan’ı baştağcı, Mason Abdül baştağcı. Seyyid Kutub baştağcı, Hasan Albenna baştağcı. Onların eserleri baştağcı. Baştağcı. Bunların eserlerini Kuran sünnet noktasında analiz edip bunlara cevap verecek olan az bir de bunlara cevap verecek cesarette, bunlara cevap verebilecek cesarette bir kimse de yok. Çünkü çarmıha gerilecek. bundan 20 yıl önce, 30 yıl önce Bediüzzaman Hazretlerinin eserinde şöyle bir hata var desek bu mümkün müydü?

Hala da mümkün değil de. Sufilerin şeyhleri hata yapar. Evet, gerçekte de hata yapar. Sufilerin şeyhlerini istediğiniz gibi, herkes istediği gibi eleştirir, laf söyler, iftira atar, hakkında gıybet eder, hakkında laf söyler, her şeyi söyler. Ama bir Muhammed İkbal için söyleyemezsiniz, bir Abdül için söyleyemezsiniz, Efkan’ı için söyleyemezsiniz. Mehmet Okuyan için söyleyemezsiniz, Taslamam için söyleyemezsiniz, Falanca X Efendi için her şeyi söyleyebilirsiniz, hiç sıkıntı yok.

İstediğiniz gibi eleştirebilirsiniz. Topa tutabilirsiniz. Üzerine çıkıp debelenebilirsiniz. Dervişler de aynı. o X Efendi’nin dervişleri de onun yanında. o X Efendi’nin dervişleri de onu yapar. Yapar. Ama bu sıraladığım kimselere hiçbir şey giyiş kimse bir şey diyemez. Bunlardan birisi şeyhiniz savunmaya kalksa dersiniz ki siz şeyhinizi putlaştırmışsınız. Siz sapıksınız, öyle derler. Ben birine öyle dedi, ben şeyhimin benim yanımda hata görmedim, günah işlediğini görmedim.

dedi siz şeyhinizi putlaştırıyorsunuz. Evet dedim, sen öyle görüyorsan söyleyecek laf yok. Nasıl ? Kendini aynı anda görüyorsun, içinde put var, put görüyorsun. Ortalığı dedim ben de. Öyle bir şey oluşturdular ki insanlar yanlışa yanlış demeye korkmaya başladılar. Yanlışa yanlış diyemiyorsunuz. Yanlışa yanlış diyemiyorsunuz. Ben her şeyi göze almış bir insanım. Evet, Abdül Masondur. 33 dereceli masondur. İngiliz yetiştirmesidir. İngiliz yetiştirmesi iyi bir masondur hem.

Dünyaya bir sürü talebe yetiştirmiştir. Türkiye’de de talebeleri var. Üniversite camiasından da, siyaset camiasından da, bürokrat camiasından da talebeleri var. Talebelerinin talebelerinin talebeleri var. Evet, zehirlemeye devam ediyorlar insanları. Allah bizi affetsin. Her kandil sohbetinde farkı değilseniz böyle bir girişle başlıyorum. Evet. Devam edeceğim böyle sohbet etmeye. Bu masonik yapılanmayı deşifre etmeye devam edeceğim. Bunlar Kur’ân Sünnet düşmanı. Bunlar Vatan Millet düşmanı.

Bunlar insanlık düşmanı. Bunlar deccaliyetin gönüllerini ve ruhlarını ve kalplerini esir aldığı satılmış insanlar. Bunlar kendi kendilerine dinde reform edecekler, dinde dini yenilecekler. Böyle lafızlar, kelimeler, cümleler parlak. İçi ama necaset çukuru. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz sonuna kadar bunlarla mücadele edeceğiz. Geriye miras olarak temiz, tertemiz Kur’ân Sünnet tertemiz bir mezhep tertemiz bir sufi yolu bırakacağız. İnşallah. Derdimiz bu bizim. Başka derdimiz yok.

Biz Kur’ân’a ve Sünnet’e imamların iştahadına uygun bir sufi miras bırakacağız geriye.

İnsanlardan zekat toplamayan, sadaka toplamayan, fitre toplamayan, insanların cebindekine gözünü dikmeyen, insanlardan zeytin toplamayan, peynir toplamayan, tereyağı toplamayan, salça toplamayan, buğday toplamayan kapı kapı zekat dilenmeyen, kapı kapı kurban derisi dilenmeyen, kurban dilenmeyen, kapı kapı insanlardan para pul dilenmeyen, kapı kapı insanlardan makam mevki dilenmeyen, bizden belediyeye kaç adam alacaksınız, bizden hükümete kaç adam alacaksınız, bizim arkadaşlara da işe katsanız, bunları dilenmeyen, vakarlı, kendi ayaklarının üzerinde duran, Kur’ân ve Sünnet’ten taviz vermeyen, vatan ve millet duygusundan ve sevgisinden taviz vermeyen, mezheplerin imamlarının iştahatlerinden dışarı çıkmayan, eski sufilerin, ilk sufilerin yolunu kendisine rehber edinen bir yol bırakacağız geriye.

Biz belki de çileli bir yol seçtik kendimize hep beraber. Evet, biz belki de kendi zamanımızda kendi çağdaşlarımızca anlaşılamayacağız belki de. Biz kendi zamanımızda belki de bu işin zorluğunu çekerekten, bu işin sıkıntısını çekerekten ama eşlerimizden ama çocuklarımızdan ama mallarımızdan ama dünyalıklarımızdan ama etrafımızdan fedakarlık ederekten yürüceğiz. Öyle yürüyoruz zaten. Ama şunun mutluluğunu yaşayacağız. İnsanlar gelip geçici, bizim için hayat da gelip geçici.

Bu dünya hayatı denilen şey gelip geçici. Arkaya dönüp baktığımızda son nefesimizi verirken geriye dönerek tatlı bir mutluluk duyacağımıza inanıyorum. Diyeceğiz ki hamdolsun arkamıza Kur’ân ve sünnete dayalı mezheplerin imamlarının, iştahatlarının dışına çıkılmamış ilk sufilerin yolunu takip eden bir miras bırakacağız arkaya. Derdimiz bu. O yüzden net. Sonradan oluşmuş meşhurdur ya hadîs-i şerîf. Nefes alimler sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bizi uyarır.

Der ki siz evvelkilerin yolunu takip ediniz. Evvelkilerin yolunu takip ediniz der. Yol evvelkilerin yoludur. Ben o hadis-i şerifi kendisine ölçen bir kardeşiniz olarak evvelkilerin yolunu takip edeceğiz. Mihnettimiz olmayacak. Hiç kimseden. Hiç kimsenin zekatına, hiç kimsenin fıtrasına, hiç kimsenin sadakasına, hiç kimsenin gözünün içine bakıp bize biraz yardım eder mi noktasında kimseye mihnettimiz olmayacak. Hamdolsun olmadı bugüne kadar. Olmadı. Olmayacak da.

Hiçbir iş adamının önüne gidip de el pençe divan durmayacağız. Bizi yardım et diye. Satmayacağız kendimizi. Başka felsefelere de satmayacağız. Birisinin felsefesine satmayacağız kendimizi. Birisinin yoluna kendimizi peşkeş çekmeyeceğiz. Herhangi bir zümrenin, herhangi bir şahsın payandası olmayacağız. Bugüne kadar olmadık. Cenab-ı Hak bundan sonra da bizi o noktaya getirmesin inşallah. Tertemiz Kur’ân ve Sünnet inancıyla Allah’ın huzuruna çıkmayı bizlere nasip eylesin.


2. Şaban’ın 15. Gecesi: Fazileti, İbadeti ve Duası Kabul Olunmayanlar

Bugün berat. O yüzden kandilleri kutlarız. Kandilleri kabul ederiz. Kandilleri severiz. Kandilleri bekleriz. Bütün kandiller bizim için haktır. Bütün kandilleri de coşkuyla kutlarız. Bugün de berat kandilimiz. Coşkuyla kutlayacağız. Beratla alakalı hadis-i şeriflerin hepsini de kabul ederiz. Hadis kitaplarında geçen hadislerin üzerine hiç tartışma yapmayız. Filanca kimse bunun hakkında zayıf hadis diyormuş. O kimsenin düşüncesi. Bizim için hadis kitaplarında geçen hadislerin hepsi de sahih.

Hepsi de. Hiçbir tartışmayı kabul etmiyoruz bu konuda. Ya filanca alim kimse böyle yazmış. Yazmıştır kardeşim. Kendi görüşü katılmak zorunda mıyım? Değilim. İmam-ı buharinin şahsının üzerinde şahsının üzerinde oynayarak toplamış olduğu hadislerin üzerinde şöphe arz etmeye çalışan dışı Müslüman içi kafirlere uymayacağız.

Ebu Hurere Radel-Lahu’an hazretlerinin şahsının üzerinde soru işaretleri belirtip böyle bir algı oluşturup onun naklettiği hadislerin üzerinde zayıf mıydı, şöyle miydi, böyle miydi böyle bir şey miydi, böyle bir şey miydi herhangi bir şüpheye düşmeyeceğiz. Allah Ebu Hurere’den de İmam-ı buhariden de, Tirmizi’den de, İbn-i Maci’den de, Ebu Davud’dan da, Nesai’den de kim hadisleri naklediyorsa, topladıysa, bugünlere getirdiyse hepsinden gani gani razı olsun. Amin.

İmam-ı azam’dan bugüne kadar doğru şekilde Kur’ân ve Sünnet dairesinde ne kadar iştahat eden İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli ve onların yolunu takip eden iştahat ulemasından Allah razı olsun. Amin. Hepsinden de, hepsinden de faydalanırız, hepsi de başımızın tacı hepsini de Cenab-ı Hak kendi cennetinde, kendi cennetinde en üst makamlara ulaştırsın. Amin.

Hiçbir zaman mezhep imamlarının, akaet imamlarının yapmış oldukları iştahatlara, yapmış oldukları çalışmalara dil uzatma noktasında değiliz, hamdolsun. Uzatmayacağız daha. Silsile’den gelmiş olan Şeyh Efendilere, Silsile’den gelmiş olan Şeyh Efendilere, Şeyh’inin Şeyhi, Şeyh’inin Şeyhi, Şeyh’inin Şeyhi, Şeyh’inin Şeyhi belliyse, bu silsilelere hangi dergahtan, hangi cemaattan, hangi tarikattan olursa olsun hiçbirisine sözümüz olmayacak.

Kur’ân ve Sünnet tarihinde durdukları müddetçe, mevcut Şeyh Efendiler, mevcud Şeyh Efendiler, Kur’ân ve Sünnet tarihinde durdukları müddetçe ve Kur’ân ve Sünnet tarihinde bizlere nasihatlar ettikleri müddetçe hiçbirisine de bir sözümüz olmayacak. Bilhassa 1930 ile 1990 arasında, 2000 arasında 2000 arasında bu 70 yıllık süre içerisinde orta yere çıkıp çileye rağm olmuş Şeyh Efendilerin hiçbirisine de sözümüz olmayacak.

Hiçbirisine de Kur’ân ve Sünnet tarihinde kaldıkları müddetçe, söyledikleri müddetçe hele 28 Şubat’ta pılısını pırtısını toplayıp kenara çekilmemiş, meydanda durmuş, Kur’ân ve Sünnet mücadelesi sufilik mücadelesi vermiş olan Şeyh Efendilere ve dervişlerine asla dil uzatmayacağız. Bunlar bizim ölçülerimiz. Biz bu ölçülerde devam edeceğiz. Kur’ân ve Sünnet’e tabi olan hangi dergahtan olursa olsun, o Şeyh Efendilere maddi ve manevi destek olacağız.

Çünkü hiçbir Şeyh Efendi bu manada kolay bir şey yaşamıyor. Diyorum ya 28 Şubat bitmedi diye bu manada bu manada bitmiş değil. Evet. Ama farkında insanlar ama farkında değiller. Allah bizi affetsin. Evet, Beraat Gecesi Kur’ân-ı Kerim’in Lef-i Mahfuz’dan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denilir. Kadir Gecesi’nde ise Peygambere ilk kez parça parça indirilmeye başlanmıştır Kur’ân. Buna da Tenzil denilir.

Beraat Gecesi Kur’ân-ı Kerim Lef-i Mahfuz’dan dünya semasına toplu bir şekilde indirilmiştir. O yüzden Beraat Gecesi bu manada bizim için ehemmiyetlidir. Bir rivayet daha var. Kıble’nin değiştiği gün Şaban’ın 15. gecesiydi diyor. Böyle bir rivayet var. Biz kabul ediyoruz onu. O yüzden Hz. Peygamber Salallahu Aleyhi ve Selam Hz. çünkü o gün onun duası kabul edildi ya duanın kabul edildiği gün Beraat Gecesi olmuş oldu. O yüzden bu manada Beraat Gecesi bizim için önemli ve kıymetli.

Duhan ayet bir ve iki Duhan ayet bir ve dört Apaçık kitaba yemin olsun ki biz Kur’ân’ı mübarek bir gecede indirdik. Biz gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir. Ayetle sabit. Her hikmetli iş kutbadan bir emirle ayırt edilir. Bu gece bu manada Kur’ân’ın lef-i mahfuzdan dünya semasına toplu bir şekilde indirildiği gece ve bu ayet kerimedeki mübarek gece ile Şaban’ın ortasındaki Beraat Gecesi kastedilmiş. Kastedilen gece bu gece.

O yüzden Leyle-i mübareke Leyle-i bareya Beraat Gecesi Leyle-i sak, Leyle-i rahmet gibi atlarla anılmış bu gece. Ümmet-i Muhammed tarih boyunca bu geceyi kutlamış hep. Hazreti Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de bu geceyi ihya etmiş. İhya ettiği gecelerden bir gece. O yüzden sonradan uydurukça uydurulmuş kimselerin lafızlarına bakmıyoruz. Hazreti Ayşe annemizden nakiller var bu noktada. Sahabeden nakiller var.

Onlar tabi bir felsefeyi onlar bir inancı çarpıklığı sapıklığı dayatacaklar ya dayatacakları zaman onun dayandığı hadisi kabul etmeyecekler. Önce onu reddetmeye kalkıyorlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden böyle bir gece insanın kendince bir vesika aldığı bir müsaade aldığı veyahut da bir müjde aldığı gece Beraat Gecesi Cenab-ı Hak’ın ümmet-i Muhammed’e lütfettiği, ikram ettiği, ihsan ettiği kandil gecelerinden bir gece.

O yüzden Müslümanlar tarih boyunca Beraat Gecesini muhakkak ki ibadetle, zikirle, Kur’ân’la namazla geçirmişler. Çok namaz kılmışlar. Camilerde toplanmışlar. Camilerde toplu bir şekilde her rekat namaz kılındığına, her rekatta 11 İhlas bir Fatihanın okunduğuna dair Müslümanların geceyi ihya ettiklerine dair tarihi bilgiler var. Büyük camilere toplanmışlar. Büyük camilerde 100 rekat, 200 rekat, 400 rekat nafile namaz kılmışlar cemaatle. Düşünebiliyor musunuz?

400 rekat nafile namaz kılmışlar ve her rekatta 11 İhlas okuyanlar var. 3 İhlas okuyanlar var. Böylece 400 rekatta düşünebiliyor musunuz her rekatta 11 İhlas okumalarını? Sabaha kadar namaz kılmışlar. Çünkü böyle bir gecede Peygamber Sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin o ayakları şişinceye kadar namaz kılardı rivayeti var ya ayakları şişinceye kadar namaz kılardı rivayeti berat gecesiyle alakalı. Hz. Aişe annemiz anlatıyor ya ayakları şişinceye kadar namaz kılardı diyor.

Berat gecesiyle alakalı. Ama ümmet-i Muhammed’in içerisine böyle bir fitne sokaraktan berat gecesi ibadeti berat gecesini ihya etmeyi kandil gecelerini ihya etmeyi ümmet-i Muhammed’in içerisinde zayıflattılar. Zayıfladı.

Ümmet kandillerin gündüzlerinde oruç tutmak kandillerin gündüzlerinde hayır hasanat etmek gömertlik yapmak kandillerin gündüzlerinde fakir fukarayı gözetmek dulları yetimleri gözetmek akraba talukatı gözetmek onları ziyaret etmek onlarla kandilleşmek böyle bir gün yaşamak ümmet-i Muhammed için önemliydi. Ve bir topluluğun bir milletin birlik ve beraberliğini pekiştirmesi arkadaşlığını dostluğunu akrabalığını, arkadaşlığını pekiştirmesi için önemli unsurlardı bunlar.

İnsanların birlik ve beraberliğinin pekiştiği birbirlerine sevgisinin muhabbetinin pekiştiği birbirlerini yoklayıp birbirlerinin haline hatırını sormanın pekiştir böyle günleri biz ne yazık ki İngiliz soytarısına Mason localarına ne yazık ki Mostad’ın Dehlizlerine kendi ruhlarını satmış insanların söylemlerinden dolayı terk ettik. Şimdi artık kandiller neredeyse normal günlere döndü. Bakın dikkat edin Ümmet-i Muhammed’in içerisinde oyunlar çok büyük. Önceden bayramlar bayram gibi yaşanırdı.

Kandilleri terk ettik, cumaları terk ettik, bayramları terk ettik. Farkında değiliz. Farkında değiliz. Bu bidattı, bu sahih değildi bu sonradan oldu, bu uydurulma dindi bu uyduruk dindi, bu Kur’ân’da var mı? Bu Kur’ân’da yok. Kur’ân’da olmayanı ben kabul etmem. Ya Muhammed-i Mustafa Kur’ân’ın ortasında Kur’ân’ı kabul ediyorum diyen bir kimsenin Muhammed-i Mustafa’yı kabul etmemesi onun hadislerini, onun sünnetlerini kabul etmemesi mümkün mü? Değil. Kabul etmezsen küfre düşersin. Sahih mi?

Kur’ân İslam’ı? Kur’ân yetmez mi? Yetmez. Onun tefsiri lazım, Hz. Muhammed-i Mustafa’yı lazım. Sana kitabı indirdik, insanlara açıklayasın diye. Ayetle sabit. Yaldızlı laflara karnımız tok. Ve insanlarda mübarek günlerle alakalı, mübarek gecelerle alakalı algıları yıkıyorlar. Birbirinden habersiz bir ümmet. Birbiriyle bağını koparmış, insanlar topluluğu olacak. Bundan sufiler de etkileniyorlar. En az etkilenmesi gereken sufiler, onlar da etkileniyorlar.

Onlar da arkadaşlarını aramıyorlar, kardeşlerini aramıyorlar. Bırak ya, derslere gelmiyor. Gelmediği zaman aracaksın zaten. Bırak ya öyle ya. Öyle olduğunda aracaksın zaten. Bir tane saksıda çiçek yetiştirdin mi? Allah’ınızı severseniz evinizin balkonuna bir tane balkonuna bir tane saksı koyun. O saksıya bir tane tohum atın. Attığınız tohumdan sonra ama gül koklucanız, ama karanfil koklucanız, ama bir tane domates yiyeceksiniz. Bir tane yetiştirin. Bir tane.

Esnaflar, sanatkarlar, yanınıza bir tane çırak alın. Onu bir yetiştirin on yıl. Onu bir yanınızda tutun beş yıl. Sonra onu kapının önüne nasıl koyacaksınız, göreyim ben sizi. Bizi vefasızlığa götürüyorlar. Arkadaşlar, sufilik, sufilik cesaret ister. Ben o yüzden efelik derim. Sebeb? Karşında ejderha gibi duran bir deccaliyet ve şeytaniyet var. Cesaret lazım. Mangal gibi yürek lazım. Mangal gibi yürek için, mangal gibi iman lazım. Yiğit olmak, delikanlı olmak lazım. Korkusuz olmak lazım.

Cesaretli olmak lazım. Kadına erkeği. İşi kolay değil çünkü. O deccalinin iki ağzını böyle eliyle aşacak, elini uzatacak içeri. Midesinden ümmet-i Muhammed’i kurtaracak. Midesinden. Aşacak böyle ağzını. Aşacak o deccaliyetin ağzını. O hayvandır o. Hayvan. Onu gördüğünüzde, dünya üzerinde benzetebileceğiniz bir hayvanın göremezsiniz. Şeytanı görenler onun üzerinde şeytanın süliyetini de görürler. Böyle hayvan gibi değişik bir sülüyettedir o. Bunu tanımlamak mümkün değildir.

Bu bir anlık gafletle yutar. Yutar. Bütün insanları yutar. Dervişini yutar, sufisini yutar, namaz kılanını yutar, kılmayanını yutar. Yutar o. O böyle bir bakmışsın ondan olan ondan olan, onunla beraber edenlerin sülüyetlerini görürsün onun gözünde. Tanırsın onları. Bildiğin insanlardır. Yutmuştur onlar. Onun yuttukları ayrıdır, ona hizmet eden köleleri ayrıdır. Hizmet eden kölelerini onun gözünde, anında görürsün sülüyetlerini. Bir de yutmuş oldukları vardır. Yutmuş onları midesinde.

Bir kısmı ahöefkan eder oradan kurtulmak için. Bir kısmı hayatından memnundur. Ümmeti Muhammed’den olup da ahöefkan etmeyen münafık o. O ahöefkan etmiyor. O münafık, onun midesinde o bir köşeye o tutturmuş onu, almış onu, kendisine köle etmiş onu. O münafık o. Midede oturuyor. Ona elini uzattığında o sana elini uzatmıyor zaten. Sen feryat figan ediyorsun elini uzatıyorsun o sana elini uzatmıyor. Kaçıyor senden o. O ümmetin münafıkları. Onlar kendi kendilerine nefislerine zulmediyorlar.

Böyle bir gurur o. Bir nida duyuyorsun zaten bunlar nefislerine zulmeden kullar. Eyvallah. Onlar hiç gavurlaşmışlar. Allah muhafaza eylesin. Ama bir kısmı feryat ediyor. Kurtulmayı istiyor. sufilik oradan onu kurtarmaktır. Onu kurtarmaktır. O yüzden cesaret ister. sufiler bundan etkilenmeyecekler. Bundan etkilenmek yok. Bu sizin eşiniz olabilir, evladınız olabilir, akrabanız olabilir. İtmeyin. Kazanmaya çalışın. Eliniz atın oradan kurtarmaya çalışın. Bu etrafınızdaki herkes olabilir.

Siz anlamayabilirler. Ters davranabilirler. Sen aç teccaliyetin ağzını oradan kurtarmaya çalış. kandiller. Mesela bir Kadir gecesi, bir Beraat gecesi. Bu kurtuluşa vesile olacak olan gecelerden. Düşünebiliyor musunuz? Bakın hadîs-i şerîf var. Diyor ki hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Şaban ayının 15. gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Bu gece için. Ve o gecenin gündüzünde kandilden sonraki gün oruç tutunuz. Bazı rivayetlerde öyle diyor çünkü.

Kandilden sonraki gün diyor. yarın için. Ama bunu şerh edenler hep biz kandil günü oruç tutarız. Devam edeceğiz. Çünkü o gece güneş batınca Allah-u Teala o andan fecir oluncaya kadar benden mağfiret dileyen yok mu? Onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu? Onu rızıklandırayım. Bir belaya, bir hastalığa, bir sıkıntıya duçar olan yok mu? Ona kurtuluş vereyim buyurur. Bakın bu gece o kimse hasbel kadar iki rekat namaz kıldı. Allah’ı zikretti ve dua etti.

Cenab-ı Hak onun duasına icabet edecek. Böyle bir gece. Rabbim taatte bulunmuş. Kim bu gece kalktı? Bu gece için. Tövbe etti. Gündüzünü oruçla geçirdi. Gecesine de namaz kıldı. Tövbe etti. Zikretti ve Allah’a yalvardı. Mağfiret dileyen yok mu? Biz varız ya Rabbi senden mağfiret diliyoruz. Biz mağfiret dileniyoruz ondan. Benden rızık isteyen yok mu? Ya Rabbi rızkımıza hayırlı ve helal eyle. Bol eyle. Katından eyle. İnsanlara bizleri muhtaç eyleme. Hiç kimselere muhtaç eyleme.

Görünmez kapılarından rızıklandır. Görünmez kapılarından dertlerimize derman ol. Bilinen bilinmeyen her ne kadar günahımız var ise kapına geldik senden istiyoruz. Bizleri affeyle ya Rabbi. Bizleri affeyle ya Rabbi. Bizleri affeyle ya Rabbi. Annelerimizi babalarımızı affeyle. Eş ve çocuklarımızı affeyle. Akrabalarımızı affeyle. Arkadaşlarımızı kardeşlerimizi affeyle. Ümmeti Muhammed’i affeyle. Ümmeti Muhammed’i affeyle. Ümmeti Muhammed’i affeyle.

Bildiğimiz bilmediğimiz ne kadar dertliğimiz sıkıntımız var ise dertlerimize derman eyle. Sıkıntılarımızı def eyle. Müşkülatlarımızı hal eyle. Bermurad olanların muradlarını hal eyle. Bermurad olanlarımızın muradlarını hal eyle. Hasbinallahu enimelvekil. Hasbinallahu enimelvekil. Hasbinallahu enimelvekil. Ya Rabbi her türlü işimizde, her türlü sıkıntımızda, her türlü derdimizde, her türlü müşkülatımızda, her türlü boynumuzun kıstığı, kısmadığı her şeyde seni vekil tayin ettik.

Bizlerin vekili ol ya Rabbi. Eczemeyin. Allah Resulünün ağzından nasıl böyle bir geceyi es geçer bir Müslüman? Nasıl böyle bir geceyi yok sayar? Nasıl böyle bir geceyi hiç sayar insan? Allah muhafaza eylesin.

Bunun arkasında ümmet-i Muhammed’in Allah ile arasını açmak, peygamberle salallahu aleyhi ve sellem ile arasını açmak, ümmet-i Muhammed’in birbiri ile arasını açmak, annesiyle babasıyla eşiyle arkadaşlarıyla dostlarıyla, çocuklarıyla evlatlarıyla arasını açmak isteyen, deccaliyetin, şeytaniyetin ve kendisini onlara peşkeş çekenlerin oyunları var. Biz bu oyunlara düşmeyelim. Biz kazanalım. Biz kaybetmeyelim. Biz sevelim. Sevmekten merak etmeyin maraz doğmaz. Sevmekten sıkıntı doğmaz.

bizim içimize atmışlar ya iyilikten maraz doğar. İyilikten maraz mı doğar ya? İyilik iyiliği getirir. İyilik getirir. İyilik ekersen iyilik biçersin. Güzellik ekersen güzellik biçersin. Sevgi ekersen sevgi biçersin. İslam ekersen İslam biçersin. Nereden iyilikten maraz doğarmış? Bizde kalkmışlar öyle söylemişler. Biz iyilikten maraz doğar diyoruz. Kendi içimizde söylüyoruz bunu bir de. İslam demek iyiliğin misali, iyiliğin arkasında koşan iyilik yapan kimse demek. Nasıl iyilikten maraz doğar?

Allah muhafaza eylesin. Bir hadis-i şerifte de şüphesiz Allah-u Teala Şaban ayının 15. gecesi semaya tecelli eder. Dünya semasına. Kel kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha çok günahları ve günah sahiplerini bağışla. Sayılması mümkün olmayan. Oturup da bir insanın sayamayacağı kadar Cenab-ı Hak ümmetin günahlarını ve ümmeti affeder. Bu gece. O yüzden berat gecesi ümmet-i Muhammed’in affoldu bir gecelerden bir gece. Günahlarından sığrılacağı bir gece.

Gündüzünde oruç tutup hayır hasenat etmek, insanlara sadakalar vermek, tebessüm etmek, helallaşmak, gecesini ibadetle geçirmek. Bizim şiarımız olmalı. Ümmet-i Muhammed bunu öyle yaşamalı. Şu vahabi bozantılarını bırakın. Bırakın. Bu selefi vahabilerle uğraşmayın. Onların sözlerine kulaklarınızı tıkayın. Kur’ân ve sünnete tabi olun. Bırakın. İmmanların iştahadına tabi olun. Allah bizi onlardan eylesin. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu gece ile alakalı çok dua ederdi.

Çok yalvarırdı. O yüzden Hadîs-i Şerîf’te rahmet kapıları 4 gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe redolulmaz. Fıtır bayramının ve Kurban bayramının birinci geceleri. Sabanın 15. gecesi ve Araf’e gecesi. Bu gecelerde yapılan duaları Cenab-ı Hak kabul eder. Ne? İki bayram gecesi. Ne? Bir de Arafat’taki vahfiye durulan gün. Cenab-ı Hak ne yapıyor? Bu günler önemli. Bir de berat gecesi. Başka Hadîs-i Şerîf’lerde Kadir gecesi de var. Başka Hadîs-i Şerîf’lerde Cuma, Perşembe geceleri de var.

Evet bu gecelerde de ne oluyor? Cenab-ı Hak duaları kabul ediyor. Rabbim o gece yapılan duaları redetmiyor. Ama evet bu geceler önemli. Ama bir de biz o geceye hazır olmamız lazım. Berat gecesini ganimet, fırsat bilin. Evet fırsat bilin. Şab-ı El’in 15. gecesidir. Kadir gecesi çok büyük ise de hangi gece olduğu belli değildir. Bu gece berat gecesinde çok ibadet ediniz. Yoksa kıyamet gününde pişman olursunuz demiş Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem.

Kadir gecesinin ne zaman olduğu belli değil. Ama berat gecesi belli. O yüzden berat gecesinde ne yapacağız? Dua edeceğiz, yalvaracağız, ibadet edeceğiz. Cenab-ı Hak’ka iltica edeceğiz. Allah biz onlardan eylesin. Şabanın 15. gecesinde Allah-u Teala kulları üzerinde rahmeti zuhur edip müminleri mağfret eder, bağışlar. Kafirlere ise mühlet verir. Kin ve haset sahibi olanları bu sıfatları terk edince kadar kendi hallerinde bırakır. O zaman bu gece ne olacak? Kin ve haset olmayacak üzerinde.

Kin ve haset olmayacak. Bir de böyle şey var ya bazılarının duaları kabul edilmiyor ya. O bazılarının dualarının kabul edilmediği ile alakalı bir sürü de tabi bu konuda da hadisler var. Ama bunlardan derlenmiş bir şey öyle söyleyelim biz şimdi. Bu gece duası kabul olunmayanlar, Allah’a ortak koşanlar, şirk ehli. Eğer bir kimse şirk ehli ise bu gece duası kabul olunmadı. Şirkten kurtulmak için ne yapıyoruz? Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü.

Ya Rabbi bilerek bilmeyerek şirke düştüysek bizleri affeyle. Bilerek bilmeyerek gönlümüzden ağzımızdan bir şirk unsuru zuhur ettiyse geri döndük, tövbe ettik. Ya Rabbi bizleri affeyle. İkincisi ne? Kalpleri düşmanlık hisleri ile dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler. Kalbi katılaşmış, kalbi taşlaşmış. Herkesle zıtlaşıyor, herkese inatlaşıyor. Ona doğru bir şey söylüyorsun, doğruyla da inatlaşıyor. Bunun hakkında hadis var diyorsun yine inatlaşıyor.

Bunun hakkında ayet var diyorsun inan inatlaşıyor. Rabbimizi öyle kalp ehli olmaktan uzak tutsun. Kalbimizde böyle kin nefret düşmanlıkla doldurup katılaştıysak ya Rabbi tövbe ettik bizleri affeyle inşallah. Üçüncüsü kim? Müslümanların arasına fitne sokanlar. Fitneci. Ailenin arasına fitne sokuyor. Karı kocanın arasına fitne sokuyor. Çocuklarla anne babanın arasına fitne sokuyor. Akrabaların arasına fitne sokuyor. Burada sizin içinize fitne sokuyor. Ümmet-i Muhammed’in içerisine fitne sokuyor.

Mason adam fitne sokuyor. Adam gizli servislere çalışıyor, fitne sokuyor. Hadisleri inkar et, inkarcıların hepsi de fitneci. Fitne sokuyorlar. Fitne sokuyorlar. Mehsepleri inkar edenlerin hepsi fitneci. Fitne sokuyorlar Ümmet-i Muhammed’in içine. Bunların da ne oluyor? Duaları kabul olunmuyor. Şimdi bir halit hoca dedi herkesi affedeceğiz ya dedi. Dedim derviş kardeşlerimizi affederiz. Ama İslam’a, Kur’ân’a düşmanlık edenleri affetmek noktasında değiliz. Ben değilim.

Bu fitnecileri neden affedeyim? Bana ne? Allah’a versinler hesabını. Ümmet-i Muhammed’in içerisine fitne sokuyorlar. Dördüncüsü kimmiş? Akraba bağlarını koparanlar. Akraba bağı. Bir zahir noktada akraba bağını koparanlar. Akraba bağımız, amcamız, dayımız, halamız, teyzemiz birinci derecede ikinci derecede. İki ne? Sufiler manevi akrabalardır birbirlerine. Manevi akraba. Onlar da ne yapacaklar? Birbirlerine bağını koparmayacaklar. Benim tuavuma gider. Bir kimseye baba dedik. Kim? Şeyhimiz. İyi.

Onun orada bir müridi var. O da ona baba diyor. Sen de ona baba diyorsun. Onunla ne işin var senin? Neden ona ters yaparsın? İkiniz de bir babanın evladı değil misiniz? Akraba bağınızı koparmayın. Dervişlik, kardeşlik bağlarınızı koparmayın. Herkes kopmuş gelmiş buraya. Anasından, babasından, kardeşinden, akrabasından, etrafından geçmiş de gelmiş. Burayı kendine yurt edinmiş. Burayı kendine yurt edinmiş. Ne hatası varsa var ya. Var hatası var. Yanlışı var, var. Sen bağını koparma. Ne yapacaksın?

Ne yapacaksın? Ne yapacaksın? Ne yapacaksın? Ne yapacaksın? Babanı koparma. Sen ona hizmet et. Yanlış yapıyor, yapıyor. Sen doğru yap. Senden doğruyu öğrensin, sen doğrusunu yap. Babanı koparma. Selamını, sabahını kesme. Kardeşine devam et. Allah muhafaza eylesin. Allah’ın izniyle. Beşincileri kim? Kibirli insanlar. Kibrinden taviz vermeyen, insanları beğenmeyen, insanlara tepeden bakan. Kibri zirve yapmış. Kibrinden yanına yaklaşılmıyor. Kibrinden önünden geçilmiyor.

Ama siyasetten, ama bürokrattan, ama maddiyattan kendisi bir yere gelmiş ya. Oh oh. Yanaş yanına yanaşa biliyorsan. Kalbinde zerrece kibir bulunan kimse asla cennetime giremez. Hadisi kutsi. Kalbinde bir kimsenin kibiri var ise, onun bu gece duası kabul olunmuyor. O yüzden kibirli insanlar. Böyle elbisesiyle caka satan, arabasıyla caka satan, eviyle caka satan, işiyle fabrikasıyla müdürlüğüyle, amirliğiyle, siyasete geldiği bir şeyle kibirlenmiş adam. Yanına yanaşmak mümkün değil.

Tepeden bakıyor herkese. Duası kabul olunmuyor. Allah muhafaza eylesin. Altıncısı, duası kabul edilmeyenler. Anne ve babalarına isyan kılınmıyor. Allah muhafaza eylesin. Altıncısı, duası kabul edilmeyenler. Anne ve babalarına isyanda devam eden çocuklar. Annesine babasına isyanda devam ediyor. Annen baban yanlış bir şey söyledi. Tabi olmama hakkın var. Ama annene babana isyan etme. var ya üç tane amin bir adım attı. Bir adım attı amin dedi. Hutbeye çıkıyordu. Bir adım daha attı yine amin dedi.

Bir merdivene bir basamak daha çıktı yine amin dedi. Sonra hutbeye okudu indi aşağı. Sahabe sordu ya Resulallah. Üç adım attın amin dedin. Cebrail kardeşim geldi. Dedi ki ey Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem Kim Ramazan ayına ulaşır da af olmazsa Allah ona lanet etsin. Ben de amin dedim diyor. Siz de amin deyin. Çünkü Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri amin demiş buna. Buna amin demek de sünnet. Anladınız mı meseleyi? bu duaya amin demek de sünnet.

Çünkü Cebrail aleyhisselâm bunu söylemiş. Hz. Muhammed Mustafa da sallallâhu aleyhi ve sellem amin demiş. Kim Ramazan ayına ulaşır da af olmazsa Allah’ın laneti onun üzerine olsun. Amin. Kim yanında annesi babası ihtiyarlar da cenneti kazanmazsa Allah’ın laneti onun üzerine olsun. Amin. Kim bir toplulukta Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem adı anılır da ona salatu selam getirilmezse Allah’ın laneti onun üzerine olsun. Amin. Demiş Hz.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de. O zaman anne ve babaya isyanda devam edenlerin de duaları kabul olunmuyor. Neden? Lanetlik işler yapıyorlar. Yedincisi kim? Devamlı içki içenler. Devamlı fuhuş yapanlar. Devamlı faiz yiyenler. Devamlı hırsızlığa devam edenler. Uyuşturucuya devam edenler. Bunlar da ne olmuş oluyor? Bunlar tövbe etmezlerse bunların da duaları kabul olunmuyor. Böyle lanetlik fiiliyatlar var. Lanet olsun. O kadına ki erkeklere benzemeye çalışır.

Lanet olsun o erkeğe de kadınlara benzemeye çalışır. Bakın bunlar lanetlik fiiliyattan. Bir kimsenin üzerinde lanetlik bir fiiliyat devam ediyorsa o kimsenin de duası ne olur? Kabul olunmaz. Allah muhafaza eylesin. Amin. Şeriflere bak hadis-i şeriflerden ve ayet-i kerimelerden çıkarılan sonuçlar bunlar. o gördün mü o heva ve hevesini ilah edineni? Şiddete bak Peygamber ne söylüyor? Hiddetli ve şiddetli. Onlara açık bir azab-ı elim bekliyor. Bunun gibi ayetler var.

Şimdi kim heva ve hevesini ilah edinirse? Kuran ve Sünnet’in hükmü var orada. Kuran ve Sünnet’in hükmü varken sen ya bunun böyle olmaması lazım böyle olması lazım dedin. Hevaya düştün. Onlar cehennemlik Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden bu gecede böyle aslında sohbetin en sonuna koymuşum bunu ama biz şimdi dua ederken dua edersen varsa içimizde bu hal ile halleden onları da ne yaptık o yüzden tövbe ederekten onları bu halden çıkaralım dedik ilk önce.

O yüzden bizim de elimizden dilimizden anne babamızı isyan çıktıysa Rabbim affeylesin. Amin. Biz de varsa üzerimizde devam edilen günah-ı kebaliler biz tövbe ettik Rabbim bizleri affetsin inşallah. Amin. Allah razı olsun inşallah. O yüzden bunların da ne olmuş oluyor günahları bu gece affolmamış oluyor. Hz. Ayşe annemiz naklediyor. Beraat gecesinde sabaha kadar ibadet ettiğini görüyor Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin.

O meşhur hadisi var ya Ya Resulallah Allah’ın en sevgili kulusun. Buna rağmen niçin bu kadar kendini yoruyorsun diyor. Bu beraat gecesi olan bir hadise bu. Bunun beraat gecesi şabanın 15. gecesi olduğunu bu hadis-i şerifin şabanın 15. gecesi olduğunu saklıyorlar. Söylemiyorlar bunu. Örtüyorlar ilmi. Bu Hz. Ayşe annemizin naklediği bu meseleyi beraat gecesi olduğunu saklayıp örtüyorlar. Bu söylüyor ya Ya Resulallah sen gelmiş geçmiş günahların affı olmadı mı? Sen günahsız değil misin?

Sen Allah’ın Peygamberi değil misin? Sen korunmuş muhafaza edilmiş değil misin? Kendini neden bu kadar yoruyorsun? Bu şabanın 15. gecesi söylenen söz bu. Cevap. Ey Ayşe ben şükredici kul olmayayım mı? Ey Ayşe sen bu gece ne olduğunu bilir misin? Hz. Ayşe annemiz devam ediyor. Bu gecenin diğer gecelerden üstünlüğü nedir Ya Resulallah? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. cevap veriyor. Bu sene içinde doğacak her çocuk bu gece deftere geçirilir.

Bu sene içinde ölecekleri bu gece deftere geçirilir. Bu sene içinde öleceklerin isimleri bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip edilir. Bu gece herkesin ameli ve işleri Allah’a ta’ala arz olunur. Bir kimse evinden ayrılıp yolculuğa çıkar halbuki onun adı yaşayanlar defterinden ölürler defterine geçirilmiştir. Bu gece. O zaman bu gece geçmiş yılımızın defteri de sunulacak. Bir yıllık amelimiz de sunulacak bu gece. O yüzden ibadetle geçiriliyor.

Bu gece dua ettik, zikrettik, hepsini de affetti. Aff olmuş olarak yılı tamamlamış olduk. E dua etmedik, zikretmedik, yazarmadık, yakarmadık. E neyse gitti aynı şekilde. O yüzden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Aişe annemize onun bu gecenin bunların olduğunu anlatıyor. O zaman bu gece gafletle geçmemeli. Namaz kılmalı, dua etmeli, tövbe etmeli, Allah’ı zikretmeli. Bu gecelere de hürmet etmeli. Hürmet etmeli. Gündüzüne hürmet etmeli. Bu gecenin gündüzüne hürmet etmeli.

Gündüzden güzelce böyle bir kandil telaşı olmalı. Kendimizi koruma, muhafaza etme, hesaba çekme. Bugün kandil. Yapmamız gerekenleri sıralama. Onları icra etme. Kandili kandil gibi yaşama. İnşallah. Ve berat gecesiyle alakalı Cenab-ı Hakk’ın bu Normande bu geceyle alakalı değil belki de ama müjdesini unutmamalı. De ki Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü o çok boğuşturan, çok merhamet edendir.

O zaman biz bu müjdeyi de unutmayacağız. Bu gece için ne güzel müjde öyle değil mi? Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Aşırı gittik. Yanlış yaptık, eksik yaptık, noksan yaptık, yaptık. Ama ne yapacağız? Allah günahları affeder. Ona tövbe deriz, ona dua ederiz. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.

O yüzden biz bu geceyi inşallah evlerine gidenler evlerine burada itikafta kalanlar itikafta yola gidip revan olacak olanlar yolda muhakkak inşallah zikretsinler, dua etsinler, tövbe etsinler. İnşallah Rabbim günahlarımızı, dualarımızı kabul eylesin. Sohbeti Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin duası ile kapatalım inşallah. Sor. Mikrofonsuz mikrofonsuz konuşmazsın sen. Üç tane sorum var bir siyasi bir fikri bir de soyut. Buyurun. Müsaade ederseniz bunları sormak istiyorum.

İlk iki sorumu buradan, üçüncü sorumu da orada tahtada sormak istiyorum.


3. Milliyetçilik, Osmanlıcılık ve Vatan Sevgisi: Sevmek Fıtridir, Üstün Görmek Yasaklıdır

Birincisi asabiyeyle ilgili. Biz dergah olaraktan ziyade ben şahsen milliyetçi bir düşünce sisteminin içinden geliyorum. Ve 1789’dan sonra Avrupa’nın da parçalanmasını dünyada birlik ve beraberliğin çok büyük bir oranda bozulmasını sağlayan bir milliyetçilik akımı var. Hz. Peygamberin literatüründe bu asabiyye olarak geçiyor. Hadis-i şeriflerde asabiyyeye çağıran bizden değildir diyor. Hz. Peygamber Efendimiz ırkçılığı asabiyyeyi kabul etmiyor.

Ben bu milliyetçilik ve ırkçılık arasındaki geçiş koridorunu merak ediyorum. milliyetçilik nereye kadar reeldir, nereye kadar doğaldır ve uygulanılabilir. Nereden sonra asabiyyeye girer ve bizim dinimizi tehlikeye sokar ve bizi birbirimizden ayırır. Allah razı olsun. Hz. Peygamberin salallahu aleyhi ve sellem hazretleri veda hutbesinde Arab’ın acemi, acemin araba üstünlüğü yoktur, üstünlük takvadadır der. Meştur veda hutbesinde. Burada ırkçılık üstünlük noktasında görülürse bu tehlikelidir.

Bu yasaklanmış bir ırkçılıktır. Ama bir kimsenin yine hadis-i şeriflerden toparlananaktan söylüyorum bunu. Bir kimsenin kendi ailesini, kendi akrabalarını, kendi şehrini, kendi topraklarını, kendisini, kendi topraklarını, kendisini vatan kabul ettiği yeri, o toprakların üzerinde yaşayan insanları birinci derecede sevmesi fıtridir. Fıtri. Bu noktada insanın önce mesela elinin altındakilerden sorumlusunuz. Birinci derecede onlara muhabbet beslemesi. Çünkü elinin altındakilerden sorumlusunuz.

Allah kıskançtır ben de kıskancımdır. Bir kimse elinin altındakileri kıskanması, kıskanması fıtridir. Burada kıskanmak önce elinin altındakini giydirmek, önce elinin altındakini giydirmek, önce elinin altındakini muhafaza etmek, önce elinin altındakini korumaktır. Bu fıtridir. Mesela Hanefilerde zekat bir beldeden başka bir beldeye gönderilmez. Aynı beldede kalır. Siz buradan zekatı toplayıp atıyorum. Afrika’ya götüremezsiniz. Hanefi’ye göre.

Burada ihtiyaç sahipleri bitecek, insanlar zekat verecek ihtiyaç sahibi aramaya başlayacak, o zaman Afrika’ya götürebilirsiniz. Sizin Bursa’nın dağ köyünde mezbelilikte yaşayan bir insanınız varsa, siz önce ona bakacaksınız burada. Şimdi o manada bir kimsenin kendi kavmini birinci derecede sevmesi fıtridir. Bakın sevmesi diyorum, üstün görmesi değil. Milliyetçilik bu manada asabiyet noktası üstün görmektir. Sevmek değildir. Sevmek fıtridir, üstün görmek yasaklanmıştır.

Ben önce kendi kardeşlerimi seveceğim, bu fıtri. Önce eşimi, çocuklarımı seveceğim, derviş kardeşlerimi seveceğim, fıtri bu. Bakın bu fıtri. Ben dersem en üstün dergah bizim dergah yanlış. Benim şeyhim pirdir, benim hakkımdır bu. Bir tek pir var o da benim şeyhim. Bu benim hakkım değildir. Sufilerde de böyle bir hastalık var. Benim şeyhim bana pir kardeşim. Zamanın kutbu. Seninki de zamanın kutbudur, onunki onunki de zamanın kutbudur. Beni ilgilendirmez. Benimki bana kutup kardeşim. Eyvallah.

Bu fıtridir. Kimi en fazla seversin içimizden Ya Resulallah? Ayşe’yi. Onu demek istemedim Ya Resulallah. Erkeklerden kimi seversin? Ebu Bekir’i. Bakın sevmek fıtridir. Burada kavmiyetçilik reddedilirken, üstünlük kuran kavmiyetçilik reddedilmiştir. Yoksa ben bu topraklarda yaşayan insanları seveceğim birinci derecede. Onlara hizmet edeceğim birinci derecede. Ama oraya yazmayacağım en üstün ırk Türk’ün ırkıdır. Bu değil.

Bak en üstün ırk Türk’ün ırkıdır deyince işin içerisine kavmiyetçilik girdi, ırkçılık girdi. Ama ben bu topraklarda yaşayan insanları birinci derecede fazla seveceğim. Bu topraklarda yaşayan insanları birinci derecede koracağım. Bu fıtridir. Bakın sevmek fıtridir, üstün görmek fıtri değildir. O reddedilmiştir. Birinci sorunun cevabı bu. İkinci sorumda Osmanlı Devleti yıkıldı malum. Bunun Osmanlı Devleti’nin son zamanında yıkıldığı söyleniyor.

Osmanlı Devleti’nin son zamanında Said-i Nursi de bu devletin tabi daha sonra Abdülhamid Han’ın da kızına bunun pişmanlığını söyleyen, keşke babanızı desteklemiş olsaydık noktasında fikir beyan da bir Said-i Nursi var. Bir Osmanlı Devleti. Sadece Said-i Nursi değil o. Bir çok. Bazı tekke şeyhleri var, bazı başka tarikatlar var. Tarikatlar var. İngiliz mandasının altında kurtuluş öğrenler var. Değişik topluluklar var, değişik oluşumlar var. İlginç bir şey var burada.

Mesela bu oluşumların içerisinde şu anda Osmanlıcılık fikrini benimsiyor. Bu aynı Osmanlı’nın yıkılmasından yana duran düşünce Osmanlıcılık. Hatta bu Türkiye’de çok popüler hale geldi. Osmanlıcılık. Osmanlıyı Osmanlı yapan değer ben Osmanlı olmakla onur ve gurur duyan bir insanım. Fakat elimizde de bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti var. Osmanlıyı tekrar kuralım veya Osmanlıcılık fikrine yönelelim demek Sonuçta o zamandaki hataya düşmek değil midir?

Çünkü malum o gün Osmanlıyı yıkmak isteyenler bugün Osmanlıcılık fikrini destekliyorlar. Malum dediğiniz bu Seyyid Kutuptur ve bu akımın da düşüncesi bugün yine Osmanlıcılık düşüncesi. Ve elde olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı da bunu farklı bir proyaksiyon ve düşünce olarak ortaya koyuyorlar. Sanki ayrıymış gibi. O zaman Osmanlıyı Osmanlı yapan değer onun sünneti olan bağlılığı Fatih-i Fatih yapan değer onun sünneti olan bağlılığıysa Biz Osmanlıcılık fikrine ne ölçüde bakmalıyız?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin daimiyeti noktasında mı daha real daha yenilikçi kavramlara sarılmalıyız? Yoksa biz Osmanlıcıyız deyip var olan sistemimize ters mi düşmeliyiz? Bu Osmanlıyı yıkan düşüncenin mahvellerin Türkiye Cumhuriyeti’ndeki yaşayan insanlara ayrı bir tezgah oyunu. Ben bunu size tarihi örneklerle geriye doğru gideceğim şimdi. Türkler Selçuklulardan önce ne devleti vardı? Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu daha öncesinde Tarhanlılar, Gaznenler.

Türkler 350’lerde 300’lerde oba oba Müslüman olmaya başladılar. İlk İslam ile tanışmaları Ehlibeyt ile oldu. Ehlibeyt’in Hüseyin’i kolunun Türklere sığınmasıyla Müslüman oldular. Ehlibeyt’in Hasanikolu Mısır’a doğru gitti, Hüseyinikolu Ortasi’ye doğru gitti. Türkler ilk din, İslam dini ile tanışmaları Hüseyinikolu’ndan oldu. O yüzden bizde biraz daha Hz. Hüseyin’e karşı muhabbet fazladır. Bakın bunun altını çiziyorum. Mesela Hz. Hasan Efendimiz de şehit edilmiş.

Muaviye’nin gönderdiği, ikram ettiği, hediye etti cariye tarafından. Aynı Muaviye’nin oğlu Yezid’in adamları da Hz. Hüseyin’i şehit etmiş efendimizi. ikisi de aynı damardan şehit olmuşlar. Şimdi onara emmen bizde Hz. Hüseyin Efendimiz’e karşı daha fazla bir muhabbet vardır. Bunun temelinde Hz. Hüseyin Efendimiz’in torunlarından dini öğrenmemiz ve imana gelmemizdir. Tuğrul Şah döneminde Türkler İslam’ı, 550’lere 500’lere geliyor, İslam’ı devlet dini olarak kabul ederler. 500’lerden sonra.

İcri takvim olarak değil mi? Evet. Ve Türkler hiçbir zaman tarihi Orta Asya’dan itibaren aldığımızda yıkılan devleti ihya etmezler bir daha. Göktürkler ihya olmamışlardır. Hunlar ihya etmemişlidirdir bir daha geriye. Karahanlılar, Karahanlı Devleti diye bir daha devlet kurmamışlardır. Selçuklular, büyük Anadolu Selçuklu, küçük Anadolu Selçuklu ama ardından bir daha Selçuklu Devleti kurulmamıştır. Ardından Osmanlı Devleti kurulmuş. Şimdi Osmanlı Devleti yıkılmış, bitmiş.

Yeniden Osmanlı Devleti ihya olmaz. Yeniden Osmanlı Devleti kurulmaz. Bunu bizim önümüze koyup, bizim önümüze bunu koyup kendi devletimizi var olan devletimizi kendi elimizle bize yıktırmaya çalışıyorlar. Kendi içimizden. İçimizden bir grup ahmak çıkacak, Osmanlı’yı kuruyoruz deyip mevcut devleti yıkacak, yıkıntının altında hepimizi bırakacak. Bakın yıkıntının altında hepimizi bırakacak. Evet, değişmeli mi? Evet. Gelişmeli mi? Evet. Bakın gelişmeli mi? Evet. Bazı şeyler değişmeli mi? Evet.

Derinleşmeli mi? Evet. Yükselmeli mi? Evet. Yeni iştahatları ve kanunları ihtiyaç var mı? Evet. Yıkmaya hayır. Yıkmaya hayır. Kim bu devleti yıkmaya kalkıyorsa gizliden açıktan, alttan üstten, yandan, istediği dini termolojileri kullanaraktan hangi termoloji kullanırsa kullansın. O İngiliz uşağıdır, Amerikan uşağıdır, Mossad uşağıdır. Adına Osmanlıcılık da dese, adına Osmanlı da dese, adına İslam da dese. Evet. O haindir. bir ara Almanya’da Anadolu İslam Fedeli Devleti kurmuştu ya birisi.

Değil mi? Nerede kurdu? Almanya’da. Kim destekledi? Alman hükümeti. Bunu ben böyle söyledim de çok kızdılar. Çok kızdılar. Bundan şimdi böyle söylenince benim ağzımın perdesi açılıyor. Son 10 yıla kadar Türkiye’deki saklı gizli açık İslami faaliyetleri kendince, destekleyen kim vardı Avrupa’da? Almanya. Açayım mı biraz daha? Refah Partisi’nin gençlik kolları en fazla nerede milli görüş neşri neva buldu? Almanya’da. Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne?

Alman hükümeti bunları destekledi mi hepsinde? Evet. Alman hükümeti komple bunları destek koydu mu? Evet. Neden şimdi Alman hükümeti Refah Partisi’nin devamı olan AK Partisi ile ters düşüyor şu anda o zaman? PKK’yı en fazla destekleyen Almanya mı? Evet. Temsilcilikler Almanya’da mı? Evet. İkincisi Fransa’da mı? Evet. İkincisi Yunanistan’da mı? Evet. sen bir kucağına PKK’yı oturturacaksın, kucağının öbür tarafına da milli görüşçüler oturturacaksın.

Bu sen çok hayırlı düşündüğünden yapıyorsun bunu. Kızacak şimdi bana refahçı kardeşler. Öyle değil mi? Evet. Ne oldu da şimdi ters düştüler ki o zaman? Maksat şu. Eğer siz ister dini termoloji altında, ister solcu olun, ister sağcı olun, ister ülkücü olun, ister türkücü olun, ister milli gençlikçi olun, adına ne derseniz deyin.

Eğer bu devleti bu vatana hainlik yapacaksanız, yıkmaya çalışacaksanız, teröre bulaşacaksanız, Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da, Belçika’da, Amerika’da, Mossad’da, Rusya’da, Çin’de size kucak açar. Bu kadar basit bu. Ama siz ben Kur’ân ve Sünnet’e bağlı kalacağım, vatanıma, milletime bağlı kalacağım.

Ben bu vatanda, bu milletle yaşayacağım ve bunu, burayı ben iler ebed, payidar kılacağım diye böyle bir felsefe sahip olursanız, size Amerika dost olmaz, Almanya dost olmaz, Almanya dediğin Amerika’nın uşağı zaten. Amerika dediğin İngiltere’nin uşağı zaten. Fransa, Almanya’nın ve Amerika’nın uşağı zaten. Meşhur, Normandiye çıkartması nereye? Fransa’ya. Kim? Amerikan askerleri. Kiminle savaştı? Almanya’yla. İngiltere’ye, Almanya’nın işgalinden kurtaran kim? Amerika.

Fransa’yı Alman işgalinden kurtaran kim? Amerika. Peki, bu işgale önce müsaade eden, destekleyen kim? Amerika. Avrupa’nın işgalini destekleyen kim? Amerikalı İngiltere. Alman ordusunun gemilerinin yakıtlarını satan, gemilerinin yakıtlarını satan, Amerikan ve İngiliz ortak şirketi. Almanya’ya petrolü satan, enerjiyi satan, ikinci dünya savaşında İngilizler ve Amerikalı’yla. Almanya’ya petrolü kesseler, Almanya ne uçak kaldırabilecek, ne tank üretebilecek, ne gemiyi üzdürebilecek. Çok basit.

Çok basit. Ama Amerikanın tamamıyla İngiliz ve Amerikan’a peşkeş çekilebilmesi için ikinci dünya savaşı lazımdı. Bu deccaliyet öyle kafası çalışır. Deccaliyet budur. Seni savaştırır, ondan sonra sana sahip çıkar. Seni silah verecekler, vermez yenilirsin, gelir seni kurtarır, oturur oraya. Bak gelir oraya oturur. Bir de der ki ben seni kurtardım, bu kadar da borçlusunda. Irağı yaptığı gibi, sattama dedi ki bizi ilgilendirmez, sizin sınırla alakalı şeyiniz girebiliyorsanız girin demek o.

Sattan baldır küldür, baldır küldür girdi. Ve hatta sattama açık çek vermiştir, ne olacak ki onlar için çok mu önemli ? Vay Amerikan sözünden döndü deyip de bir şey mi yitirecek kendinden, ne alakası var? Deccal kafası zalim. Güldür güldür güldür güldür kuvvete girdi. Ondan sonra kuvveti kurtarmak için bir fatura ödetti ona kuvvete. Ondan sonra gitti bir de ne yaptı? Bir taşla iki kuş vurdu. Irak diye bir ülke bırakmadı, ardından Suriye diye bir ülke bırakmadı. Şimdi Irak’tan ne yapıyor?

Sizi diyor sattamdan kurtardım, bana borçlusunuz diyor. Bütün petrollerini aldı Irak’ın. Aynı kafa mantelite. İkinci Dünya Savaşı’nda da aynı. O yüzden Amerika istemiş olsaydı İngiltere’yle beraber uçaklarını bile kaldırttırmazdı şeyin. Ne o? Almanya’nın. Kes, petroli bitsin. O gün için gemileri ve tankları tekrar söylüyorum. Tekrar söylüyorum. İkinci Dünya Savaşı’nda gemilerin ve tanklarının yakıtını tek, dünya üzerinde bir tek oluşum satıyor. Ortakları İngiliz ve Amerikan.

Kesti, satmadı, bitti. Adamın tankı yürümeyecek. Yürümeyecek tankı. Bunu görmezsek eğer… İşin içinden çıkamayız. Anlaşıldı. O yüzden Almanya, Fransa ve diğerleri İngiliz ve Amerikanın uşağıdır. Onlar kirli işlerini İngilizler ve Amerikalılar kirli işlerini Avrupalılara yaptırırlar. Almanya’nın bir tane askeri yok. O zaman Osmanlıcılık fikrini destekliyorlar mı şu anda? Bu Türkiye Cumhuriyeti devleti yıkılsın bu ülke parçalansın diye bütün her şeyi destekler onlar.

Benim yıllardan beri söylediğim bir şey var. Arkadaşlar, Kur’ân’a, Sünnet’e, vatan’a ve millete laf söylüyorsa bir kimse ister dini şemsiye altında, ister felsefik veya ister ekonomik bir söylemin altında bilin ki o haindir.


4. Allah ve Velî Kulunun İlişkisi: Sıfatsal Tecelli ve İlahi Koruyuculuk

Üçüncü soru. Üçüncü soru için orada… Gel. Üniversite kampüsüne hoş geldiniz. Kandilya şimdi tam meşhur olma zamanı. Bütün herkes kandil programını izliyor. Halit Hoca’yı da şimdi seyretsinler, dinlesinler. Evet. Karşınızda Çanakkale Üniversitesi öğretim üyesi Halit Kuşko. Ne güzel insan figürü yaptın ya. Benim aslana benzedi biraz. Bu da Allah’ın değerli bir kulu, sevdiği bir kulu.

Bir insan Allah’la olan ilişkisinde Allah’a küfür de etse, Allah’a karşı yanlış da yapsa, yanlış, küfür, olumsuzluk ve her türlü akla gelebilecek eksikliklerde bulunsa Allah’tan ona karşı herhangi bir tabir-i caizse tecelliyat gözükmüyor. Allah’ın artık rahmet kapısından geçmiyor mu bu? Allah’ın tabir-i caizse bir annenin çocuğunu olan şevkati gibi Allah çok mu rahmetli? Buna mesela Firavun’u da örnek verebiliriz.

Firavun bir raddeye kadar bütün atının yokuş yukarı çıkarken, on ayakları uzluyor, arka ayakları çıkarken çok büyük nimetler veriliyor. Ve bu küfür, olumsuzluk yanlışın içinde. Ne zaman ki bu insan Allah’a karşı olan yanlışını, küfrünü ve olumsuzluğunu Allah’ın sevdiği bir kulun üzerine oturtunca Bu kulun üzerine oturtunca küfürü bu sefer Allah bu kulun gönlünün üstünden buna başlıyor azap etme. Kim veli kuluma savaş açarsa bana savaş açmış gibi olur.

Ama Allah’a direkt olarak bir yanlışlıkta bulunsa, küfür etse başına bir olumsuzluklar gelmiyor. Ta ki Firavun bile Hz. Musa ile karşılaşana kadar Firavun kraldı. Ne zaman Hz. Musa’ya karşı olumsuzluklar yaptı, ondan sonra başına belalar gelmeye başladı. Allah buradaki durumu ben anlayamadım.

Allah normal olarak bu kula herhangi bir olumsuzlukta bulunmazken neden bir insana sevdiği bir kuluna bu küfür etse veya olumlulukta bulunsa Bunun gönlünün ve hissettiklerinin üzerinden, bunun üzerine tecelliyatta bulunuyor. Allah’ın bu kulu sevmesinden mi veya bunun üstünden tecelli etmesinden mi kendini buradan tanıtmasından mı yoksa Allah’ın bu kulun olumsuzluğuna duyansız kalmasından mı? Buradaki Allah’ın işleyiş tarzı sizce nasıl üzerendir bu?

Bunun üzerinde Cenab-ı Hak’ın bütün sıfatları tecelli etti. Burada? Evet, burada Cenab-ı Hak’ın bütün sıfatları tecelli ettiği için bu ayna vazifesi gördü. Cenab-ı Hak’ın aynası vazifesinde. İnsan? Olumlulukta da olumsuzlukta da. Bu bütün her şeyde bu ayna vaziyette. Cenab-ı Hak’ın bütün sıfatlarının en mükemmel şekilde tecelli ettiği şey bu insan. Allah’ın direk tecelliyatları yok mu? Muhakkak vardır ama o kamil insanın üzerinde en sıfatların zirve noktası tecelli eder.

Birincisi peygamberlerin üzerindedir. İkincisi o peygamberlerin varisleri hükmünde olan velilerin üzerindedir. O yüzden Cenab-ı Hak sıfatsal olarak kendisinin tam anlamıyla tecelli etmiş olduğu o veliyi kendisinden fazla onu korur. Peki Allah’ın gönlü incinmiyor mu? Bu manada Cenab-ı Hak… Direkt kırılmıyor mu ? Yok, bir kulun Allah’a ne kadar isyan ederse etsin, ne kadar Cenab-ı Hak’a ne yaparsa yapsın. Cenab-ı Hak veli kulunun gönlünün kırılması ve incinmesi kadar büyük azabı olmaz.

Neden böyle bir ahiret kullar var? Bu çünkü dini ayakta tutan, Allah’ın dinini ayakta tutan kimseler bunlar. O zaman Allah’ın dini bunların gönülleri üstünde mi ayakta? Bunların üzerinde ayakta. Nasıl peygamberler Allah’ın dinini yaşatan kimselerse? Çünkü Allah’ı bu manada, Allah’ı anlayacak ve Allah’ı anlatacak olanlar bunlar. Bunlar Allah’ı anlayacak ve anlatacak noktada değiller. O yüzden bunu ne yaparsa yapsın onu mağzur görür. Bunun yaptıklarını mağzur görür hatta aff da eder onu.

Ama der ki sakın buna dokunma. Buna dokunursa o zaman Cenab-ı Hak der ki sen benim yaşayan dinime dokundun. Allah Allahlığını bunların üstünden mi tecelli eder? Allah bütün sıfatlarını onların üzerinden tecelli ettirir. Onların üstünden mi tanınır? Onların üstünden tanınır. Bu mesela bir örneğin. Bunun Allah’ı tanımasında bu bir engel midir? Onun Allah’ı tanımasında bu vesiledir. Bu hiç Allah’ı tanımazdı bu olmasaydı. O zaman zatın kendisi bu olmuyor mu? Bu olmasaydı Allah’ın adetullahı bu.

O Allah’ı hiç tanıyamayacak. Veya biz burada Allah’ı huzuli olarak mı görüyoruz? Aslında bu mu? Yok öyle dersek o zaman iş farklı bir noktaya gider. Allah’ın sıfatsal olarak tecelliyatları birinci derecede peygamberlerin üzerine, ikinci derecede velilerin üzerine, üçüncü derecede halis, evliya dediğimiz müminlerin üzerine tecelli eder. O yüzden Cenab-ı Hak kendi dinini de bu üç zümrenin üzerinden yaşatır. Bu üç zümrenin birisi peygamberlik bitmiştir, kaldırılmıştır.

O yüzden velilik şu anda bu manada Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sağlığından daha fazla kıymetlidir şu anda. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hem velilik nurunu hem nebilik nurunu taşıyordu. Her iki nura da sahipti. Peygamberlik nuru bitti. Vazifesi bitti. Peygamberlik mesleği bitti. Ama velilik mesleği ve vazifesi devam ediyor. Öyle olunca veliler şu anda bu dönemde eskisinden daha kıymetliler. Neden daha kıymetliler?

1400 yıl geçmiş, 1400 yıl geçtikten sonra o veliler Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin nurunu aksettiriyorlar. Cenab-ı Hak’ın velilik nurunu aksettiriyorlar. O velilik ve nebilik nurunu aksettirdiklerinden dolayı geçmiş dönemden daha kıymetliler. O yüzden Cenab-ı Hak onları muhafaza ediyor, koruyor. Ve Cenab-ı Hak onların gönüllerini kendi gönlünden üstün tutuyor bu sebepten dolayı.

Peki bunların yanlışları, küfürleri, olumları, olumsuzlukları Allah katına tabiri caizse burada ulaşamıyor diye sıfatları. Evet. O zaman bunların Allah’ı beyinlerinde tanımaları da Allah’a ulaşmıyor ve Allah’ı hiçbir maliyette tanıyamıyorlar. O zaten bu noktada Allah’ı tanımlayabilse, Allah’ı tanısa zaten o noktada durmayacak. O zaman bunun üzerinde gördüğü herhangi bir huy, davranış, şekil, biçip veya hareket dese ki bu Allah’ın hareketidir ve fiilidir veya sıfatıdır. Bu haktır. Hak mıdır? Hak.

O zaman Allah’ı tanımlamada görüntü velidir. Velidir. Beni Rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti. O hiç heva ve hevesinden konuşmadı. O ne yaptıysa benim emrim ne yaptı? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde. Peki. O atmadı ben attım. O öldürmedi ben öldürdüm. Bu hale erişen bir kimsenin üzerindeki sıfatsal tecelliyet komple onundur. Şeytan. Peki burada şeytanı da şöyle bir kimlik olarak çizsek.

Şeytan o yüzden mi Allah’ın varlığınla değil de tanımlaması ve aynası olan bunu reddediyor? Evet. Mesela şeytani düşünceler için. Zaten şeytanın Allah’ı. Peygamber yoktur, veli yoktur. Şeytanın Allah’ı reddetmesi mümkün değil. Şeytan çünkü önceden o da yoktu. Onu da Allah var etti. Şeytanın. O zaman yolu mu kesiyor şeytanın? Evet şeytan Allah’ın tanınmasına, bilinmesine istemiyor. Onu tanıyacak, onu bilecek olan da kim? Bildirecek olan veliler. Peki şöyle bir şey isteyebilir mi babacığım?

bunu burada reddediyor ya küfür veliyi. Diyor ki Peygamberi veliyi reddediyor. O zaman şöyle mi demek istiyor? Allah’ı benim üstümden mi tanımlayayım diyor. Onun Allah’ı tanımlama isteği yok. O sadece kulların yol kesicisi. O zaman bunu ortadan kaldırarak da önüne set oluyor. Evet. Şimdi anladım. Tamam. Tamam. Ben de şimdi bu tablo oturdum. Teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. Allah razı olsun. Evet. Hz. Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in duası ile inşallah geceye son vereceğiz.

Allah’tan bir şey gelmezse inşallah. Amin. Bu tabi öncesi Peygamber Efendimiz’den değil sonrası Peygamber Efendimiz’den olacak inşallah. Ya Rabbi şükür. Peygamber Efendimiz’den değil sonrası Peygamber Efendimiz’den olacak inşallah. Ya Rabbi şayet ismimiz Cehennemlikler sayfasına yazıldıysa onu sil. Amin. Cennetlikler sayfasına yazıldıysa onu sabit kıl. Amin. Sen istediğini siler, istediğini yazansın. Bizleri de kendine dostluk sayfasına yazdırdıklarından eyle. Amin.

Allah’ım azabından affına, gazabından rızana sığınırım. Amin. Senden sana iltica eder, sana gereği gibi hand ettikten acizim. Amin. Sen kendine sena ettiğin gibi yücesin. Amin. El Fatiha. Amin. Haklarınızı helal edin. Burada bir soru var, onlarda bakalım. Bir sohbetinizde Allah sürekli yaratma halindedir demiştiniz. Allah’ın yeni yarattığı her şey öncekinden üstün olarak mı yaratılıyor? Ve Allah’ın celalü yarattığı her şeyi kullarına tanıtmayı vaat ediyor mu?

Allah hiçbir şeyi aynısıyla yaratmaz. Pardon. Tıpkısı böyle onu yaratmaz. Muhakkak ki her daim yeni şeyler yaratır. Kulların da yeni yarattığı şeyleri tanıtır. Kadının çalışması doğru mudur? Yanlıştır diyenler mi var kadının çalışmasıyla alakalı? Hakkınızı helal edin. Selamün aleyküm. Selamün aleyküm.


Kaynakça ve Referanslar

  • Beraat Gecesi hadisleri (Şaban 15): İbn Mâce, İkametu’s-Salât 191; Tirmizî, Savm 38; Beyhakî, Şuabü’l-Îmân
  • Duhân 1-4: “Apaçık kitaba yemin olsun ki biz Kur’ân’ı mübarek bir gecede indirdik…”
  • Hz. Âişe’nin rivayeti (Hz. Peygamber’in Berat Gecesi ibadeti): İbn Mâce, İkametu’s-Salât 191
  • Dört gecede dua kabul edilir: Beyhakî; İbn Asâkir (iki bayram, Berat, Arafe geceleri)
  • Şaban 15. gecesinde Allah’ın tecellisi (kel koyun tüyleri kadar mağfiret): İbn Mâce, İkametu’s-Salât 191; Tirmizî (mürsel)
  • Duası kabul olmayanlar (kibir, şirk, fitneci, akraba bağı kesen): İbn Mâce; Beyhakî; çeşitli hadis mecmuaları
  • Kalbinde zerre kibir olan cennete giremez: Müslim, Îmân 147; Ebû Dâvûd
  • Cebrail’in duasına âmin diyen üç hadise: İbn Hibbân; Hâkim; Taberânî (üç kişiye lanet: Ramazan’da affolmayan, anne-babası yanındayken cenneti kazanmayan, adı anılınca salâvat getirmeyen)
  • Veda hutbesinde ırk üstünlüğünün reddi: Ahmed b. Hanbel, Müsned; Ebû Dâvûd, Edeb 111
  • Kim velîme düşmanlık ederse… (Hadîs-i Kudsî): Buhârî, Rikak 38
  • Zümerlerin Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeleri: Zümer 39/53
  • Sünnetleri bırakmayın, evvelkilerin yolunu tutun: Tirmizî, İlim 16; İbn Mâce