Ramazan sohbetinde Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde ele alınan konular: Mesnevî 290. beyt ekseninde mü’min ile münafığın farkı, iman şartları ve kader inkârı; sufi ahlakında ayıpları örtme ve münafıklara yaklaşım; Yahudi vezir hikayesinden günümüz din tahribatına köprü; harflerin sırrı, vav harfi ve ümmülkitap; Ra’d 38-39 ile dua ve kaderin değişimi; soru-cevap, öküz analojisi ve hadis/Kur’ân inkârının seyri.
1. Mesnevi 290. Beyt: Mü’min, Münafık ve İman Şartları
Allah Allah razı olsun. Selamün aleyküm. Allah gecenizi ayır eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Ramazanınız mübarek olsun. Allah nice Ramazanlar’da birlikte beraber geçirmeyi nasip eylesin. Ramazan’ın sonunda da affolup, Cenab-ı Hak’ın cemaline nail olanlardan eylesin. İnşallah. Ramazan ayı af ayı. O yüzden kim bir Ramazan oruç tutar ise hiç aksatmadan, Cenab-ı Hak Ramazan’ın sonunda geçmiş günahlarını affedeceğini Hazret-i Şerif’te Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden beyan etmiş.
Kaçıncı beyette kalmışız? İnşallah biz de o affolanlardan, İnşallah o affa nail olanlardan eylesin bizi. Tabi, Sufiler aff olmaktan öte, Cenab-ı Hak’ın cemaline kavuşmayı dilerler. Rabbim inşallah Ramazan’ın sonunda o cemaline kavuşanlardan eylesin. Evet, 290. beyt. Onu mü’min diye çağırırlar, ruhu hoşlanır. Münafık derlerse sertleşir, ateş kesilir. Onun adı zâtı yüzünden sevgilidir. Bunun adının sevilmemesi âfetleri yüzünden, nifakla sıfatlanmış olan zâtından dolayıdır. Mîm, vav, mîm ve nun harflerinde bir yücelik yoktur.
Mîm ve nun harflerinde bir yücelik yoktur. Mü’min, sözü ancak tarif içindir. Ona münafık dersen, o aşağılık at içini akrep gibi dağlar. Bu at cehennemden ayrılmış ve kopmuş değilse, niçin cehennem adı var? O kötü adın çirkinliği harften değildir. O deniz suyunun acılığı kaptan değildir. Harf kaptır, ondaki mânâ su gibidir. Mânâ denizinde ümmülkitap yanında bulunan, kendisinde bulunan zâttır. Normadi mü’min de münafık da bu Normadi bir önceki aykı sohbette mü’min, o münafık muvafıka benzer. İnat ve taklide uyuyup namaza durur.
Birisi reylidir, birisi de mervlidir diye Normadi mü’minle münafığı tarif etmişti Hazret-i Perviz’e. Şimdi aynı tarif devam ediyor. Mü’minle münafık arasındaki fark, bunların Normadi arasındaki her ikisine farklı konuşulması, farklı söylenilmesinin arasındaki bize farkları anlatmaya devam ediyor. Ve o devamında diyor ki, onu mü’min diye çağırırlar, ruhu hoşlanır. Münafık derlerse sertleşir, ateş kesilir. Onun zâtı yüzünden sevgilidir. Bunun adının sevilmemesi, âfetleri yüzünden nifakla sıfatlanmış onun zâtından dolayıdır.
Mü’min, söz olarak bir kimsenin ruhunu tatlandırır, içini tatlandırır. Birisine biz mü’min olarak onu sıfatlandırsak, mü’min olarak ona hitap etsek, onun hoşuna gider. Ama mü’min bir kimseye münafık desek, o sertleşir, o acılaşır, birden o kendi kendine ateş parçası gibi kesilir. Çünkü mü’min kimse münafıklığı kabullenmez. Aslında özünde münafık olan bir kimseye dair biz, sen münafıksın desek, o yine bunu kabul etmeyecektir. Yine o ateş parçası gibi olacaktır. Çünkü münafık, sözleriyle, hareketleriyle, davranışlarıyla, fiilatıyla sevilen bir kimse değildir.
Aslında ona münafık denilmesinin sebebi, onun davranışlarından kaynaklanan bir şeydir. Onun fiiliyatıyla alakalıdır o. Onun düşünce sistemiyle alakalıdır. Biz onun fiiliyatlarını ve düşünce sistemini sıfatlandırmak için münafık deriz ona. Âyet-i Kerîme’de münafıkları anlatır bize. Onların en önemli özelliklerinden birisi nedir? Müslümanların yanına geldiklerinde inandık demeleri, sizdeniz demeleri, Müslümanların yanından ayrıldıktan sonra Müslüman olmadıklarını beyan etmeleridir. İman ile amelin arasını hanefiler ayırt etmişler.
İman ile ameli. Bizim
2. Amelde Nifak, Münafıklara Sufi Yaklaşımı ve Yahudi Vezir Hikayesi
insanımız bunun ikisinin arasındaki farkı ayırt etmez. Bir kimse iman etmiştir. لَا الَهِلَ اللّٰهُ مُوَمَدَ نَسُولَّهُ diyen bir kimse iman etmiştir. O imanın diğer rükunları gelir. Bununla iman kapısı aralanır ama Allah’a, varlığına, birliğine, meleklerine, ardından peygamberlerine, ardından kitaplarına, ardından din gününe, hayırına, şerrine devam eder iman etmek. Bunlar birbirlerinin silsilesidir. Aradan birisine iman etmemiş olsa diğerlerine de iman etmemiş olur. Sebep. Şimdi Allah’a iman etti, ardından meleklerine iman edecek.
Meleklerine iman edecek ki o melek peygamberlere peygamberlik vazifesini tebliğ etti. Ardından o meleğe iman etmezse, peygamberin peygamberliğine iman etmiş kabul edilmez. Sebep, o meleğin vazifesi var. Peygamberlere peygamberlik tebliğ etti. Bununla kalmadı. O peygambere kitap indirildi. Kim indirdi? Yine Cebrail aleyhisselâm indirdi. O bir melek indirdi. Bakın birbirleriyle bağlantılı. O bu sefer kitaba da iman etmek zorunda. Kitaba iman ettikten sonra yetmedi. O bu dünya hayatının sonunda yeniden hesaba çekileceğine iman edecek.
Din gününe iman etmemiz bizim o. Din gününe mahşer, hesaba çekilme. Biz o hesaba çekilmeyi de kabul edeceğiz. Hesaba çekilmeyi kabul ettikten sonra, bir de hemen bizi tekrar dünyaya döndürdü. Dedi ki, hayırın da şerrin de Allah’tan olduğuna, bunun yaratıcısının. لَا فَٓٓٓٓٓٓٓٓٓٓٓٓٓٓ Bütün fiiliyatı işleyen yaratan kimdir? Allah’tır. Kötülüğü de yaratan Allah’tır. İyiliği de yaratan Allah’tır. Ya sen iyiliği alırsın elinle ya da kötülüğü alırsın. İkisinden birisini alırsın. Bu alma fiili, bu kesbetme bize ait.
O yüzden mükellefiz biz. Bu imtihanın sırrı da burası. Bize hayırın da şerrin de yaratıcısının Allah olduğunu, din gününde hesap vereceğimizi, bu hesabın sonunda ya cennete gideceğimizi, ya cehenneme gideceğimizi, cennetin de cehennemin de hak olduğuna biz ne yaparız? İman ederiz. Bunlar imanın bir de nedir vardır? Kader vardır. Biz kaderi denilen olguya da iman ederiz. Ne olduğunu bilir miyiz? Bildiğimiz kadar biliriz. Bilmediğimizi araştırmaya hakkımız var mı? Olsa da öğrenemeyiz. Kaderin var olduğuna iman ederiz.
Bir tane böyle bir soy ismi İslamoğlu olan var. Kader’e iman şart değildir diyor. Ben bunlara isim kullanmazdan önce cevap veriyordum. Önceden isim kullanmıyordum. Şimdi insanlarımız öğrensin diye artık isim kullanıyorum. Mustafa İslamoğlu kadere imanı kabul etmiyor. Bir kimse bu iman şartlarından birisini kabul etmezse, ona teclid iman, teclid nikah gerekli. Ona tebliğ edilir. Yine kabul etmezse küfrüne fetva verilir. Biz kadere iman ederiz. Ümmet-i Muhammed kadere iman eder. Kaderin varlığına iman eder.
Bu güneş sisteminin dönmesi dahi bir kaderdir. Onun hesabı kitabı vardır. O hesabı kitabı yapan Allah’tır. Biz ona iman ederiz. Her şeyin bir kaderi vardır kendi içerisinde. Biz onun var olduğuna iman ederiz. Şimdi bu iman şartları belli oldu. Bu imanın şartlarından birisini bir kimse kabul etmezse, o kimse iman etmemiş olur. Ama o iman etmediği halde Müslümanlarının arasında bulunduğu için, biz ona Müslüman olarak hitap ederiz. Biz onun iç dünyasını bilmeyiz. Ama o gerçekte münafıktır. Çünkü o iman etmediği halde iman etmiş gibi görslerdi.
Bu felsefi olarak akide noktasında münafıktır. Biz amelde münafık dediğimiz, bir kimse bir şeyin farzını biliyor ama yapmıyor. O amelde münafıktır. O dinden çıkmaz hanefiye göre. Biz bir Kur’ân’ın herhangi bir hükmünü, herhangi bir farzını, herhangi bir haramını yerine getirmeyen bir kimseyi imansızlıkla suçlamayız. Asla. Bu haramdır zaten. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dediyse bir kimse, biz onu Müslüman olarak kabul ederiz. İster dinin vecibelerini yerine getirsin, isterse getirmesin.
Biz ona herhangi bir dinin vecibesini yerine getirmedi diye, onu din dışı görmeyiz. Ama bunu bu hale, herhangi bir vecibeyi kabul etmeyen kimseye münafık diye de çağırmayız. Mesela hiçbir zaman hiçbir Müslümana ey münafık diye çağırmak, ey münafık diye seslenmek caiz değildir. Büyük günah-ı kebalilerden birisidir. Biz Müslüman olarak görülen bir kimseye ey münafık diye seslenmeyiz veya felancı münafık diye seslenmeyiz. Biz burada, Hz.Pir bize münafıklık sıfatlarını anlatıyor. Yoksa sen münafıksın demiyor, felanca münafıktır demiyor.
O yüzden münafık isminin sevilmemesi onun âfetleri yüzündendir. Bu âfetler nelerdir? Bir kimsenin kendi zâtını ilgilendiren âfetler vardır, bir de toplumu ilgilendiren âfetleri vardır. Kendi zâtını ilgilendiren âfetler kendisiyle alakalıdır. Ama bir de toplumu ilgilendiren âfetleri vardır. Mesela bu Yahudi vezir ile, Yahudi padişahla vezirin hikayesinde toplumu ilgilendiren âfetler var. Ne yapmıştı Yahudi vezir? On iki tane Hristiyanlık adına tomar hazırlamıştı. Bu on iki tane tomarda hepsinin birbirine zıt dini akideler koymuştu.
Birisine demişti ki riyazat lazım, öbür küsüne demişti ki sen neden riyazat yapıyorsun, riyazatı terk et. Birisine demişti ki cömert ol, öbür tomarda dedi ki seninle beraber mi kazandılar, sen neden Allah’ın sana verdiğini dağıtıyorsun. Birisine demişti ki bir mesleği öğrenmen için usta lazım, öbürküne demişti ki ne ustası, usta da sensin, çırak da sensin demişti. Birbirine zıt dini hükümler koymuştu insanlara ve demişti ki bunları hiç kimseyle paylaşmayacaksınız. Ya ben öldükten sonra bununla paylaşacaksınız.
Ve demişti ki ben öldükten sonra on iki tane o kabile reisinin on ikisine de halifelik vermişti. Demişti ki ben öldükten sonra bu halifeliği aşacaksınız ve buna karşı çıkanların kılıcınla hakkını vereceksiniz. Ne yaptı? On iki kişi, on ikisi de birbirine ne yaptı? Savaş ilan etti. Aslında Hz. Epir bundan 850 yıl önce bunu Hristiyanların üzerinde konuşurken aslında Müslümanlara anlatıyor. Diyor ki geçmiş dönemde böyle bir hadise oldu, bundan ders alın. Bundan ders alarak birbirinizi savaş açmayın ve dinin gerçek manada Kur’ân ve Sünnet’e tabi olun.
Kur’ân ve Sünnet’in dışında herhangi bir şeye tabi olmayın, inceleyin, bakın, görün. Heva ve hevese kurban gitmeyin, münafıkların oyunlarına düşmeyin. Veyahut da dini kendi heva ve hevesi uğruna istismar edenlerin oyunlarına düşmeyin diye bize o günden anlatmıştı. Mim, vav, min ve nun harflerinde bir yücelik yoktur. Harflerde bir yücelik yoktur. Harftir sonuçta. Harfin üzerindeki manada yücelik vardır. Burada Allah kelamı yazsak harflarda bir yücelik yoktur. Yücelik Allah’tadır. Bunu ben böyle tarif ederken, Ulu Cami’de
3. Harflerin Sırrı, Vav Harfi ve Sufi Ahlakı: Ayıpları Örtmek
meşhur bir vav harfi var ya, o bölgede benim iş yerim varken Allah affetsin, saat dokuzda, onda namaz kılmak için işler bitiyordu dükkanda. Hem de orada çalışanlar benim yanımda rahat böyle sigara içemiyorlar, gülüp oynayamıyorlar, muhabbet edemiyorlar, hadi bunlar beş on dakika rahat etsinler, mola yapsınlar diye ben de camiye gidiyordum. Orada camide görüyordum kadınlar, erkekler vav harfinin önüne gelip vav harfini sıvazlayıp ellerini yüzlerini sıvazlamaları. Vav harfini böyle diyorum ki bunlar tozunu alıyorlar harfin üzerindeki.
Sıvazlayıp böyle kendince ona bir değer atfediyorlar. Yok önünde secdeye gidiyorlar vav harfinin. Kadınlar ve erkekler de yapıyor bunu. halbuki vav harfinin bunun bu noktada bir harf sonuçta, bir harf, onda üstünlük manada, veyahut da bir kimseyi severiz ya, Allah’ın öyle kulları vardır ki görüldüğünde Allah hatıra gelir. O kulun teninde bir sıkıntı yok, onun manasında var. Yoksa o da senin benim gibi bir insan, senin benim gibi bir ten taşıyor. Onun manasına saygı duymak lazım. Ama bizde mana unutulmuş ya, biz onun zahirine bakıyoruz.
Harflerin de zahirine bakıyoruz. Veyahut da bir kimsenin biz görüntüsüne aldanıyoruz. Bir bakıyoruz ki o sakalı ne kadar güzel başındaki sikkesi ne yakışıklı, yürüdüğü zaman alem yürüyor sanki arkasından. Öyle görüyoruz. Biz onun manasına bakmıyoruz. Veyahut da o işin içsel hakikatinden uzağız. İçsel hakikatinden uzak olunca işin zahir kısmında kalıyoruz. Hazreti Pir de bize zahirden bahtına doğru yürütüyor. Diyor ki siz harflerde bir şey aramayın. Harflerde bir üstünlük yoktur. Sayılarda bir üstünlük yoktur.
Bir ile üç sayısının arasında bir fark yoktur. Tesbihin tanelerinin arasında bir fark yoktur. Birbirlerinden üstünlüğü yoktur. Sen o tesbihi Allah’ı zikir noktasında bir alet olarak kullanırsan, ala tesbih öpüp başına koymanın bir anlamı yoktur. Biz de tesbih öperiz ya öptük kokladık aman göğsümün üzerinde koyduk. Ya tahta parçası veya akik taşı veya bir maden bir anlamı yok. Tesbihin bir anlamı yok. Bir eşya sonuçta. Bu masayla, sandalye ile, bilgisayarla arasında bir fark yok. Eşya. Ama biz o eşyaya kendimizce kutsiyet peyda ederiz ya ve hatta Beytullah’a gideriz.
Beytullah’ın taşına kutsiyet peyda ederiz. Millet örtüsünü sürer, kendisini yüz sürer, kendisini sürer Beytullah’a. Ya sen istersen Beytullah’ın içine gir. Onun manasına ermedikten sonra o bir kara taş başka bir şey değil. Hz. Ömer Radıyallahu anh hazretleri Hacir-i El-Esvet öyle demiş ya. Ey demiş Hacir-i El-Esvet’e biliyorum ki sen kara bir taşsın. Ama demiş Muhammed Mustafa sana istiva etti. Benim istivam o yüzden dolayı demiş. Bismillahü vallahu ekber demiş. Karşıdan istiva etmiş. Elini öpmüş istiva ettiği için.
Biz de onun sünnetini yerine getiririz ya şimdi. izdivan vardır. Biz o taşa istiva ederiz, selam veririz. Neden? Hz. Muhammed Mustafa ona selam verdiği için biz ona selam veririz. Yoksa Hacir-i El-Esvet taşından medet ummayız. Beytullah’ın taşından medet ummayız biz. Beytullah’ın örtüsünden medet ummayız. Bizim örtüyle bir tekstilde tezgahta işlenmiş bir örtü. Atkısı belli, çözgüsü belli. Üzerinde Allah lafı yazıyor. Örtü. Ben şimdi böyle seyreleyince beni taş diyebilirler. Örtü, bildiğimiz örtü.
Üzerinde Allah olarak, Allah kelamı yazılmış bir örtü. Biz ona kutsiyet peyda ederiz üzerinde. Bunlar aslında bir vetçeden bakınca güzel şeyler. Ama bir vetçeden bakınca Allah muhafaza eylesin. maksadını aşan şeyler oluyor. bazen böyle anlatıyorum, Hacı Bektaş Velî Hazretleri’nin kabr-i şerifini ziyaretine gittim. Kadının birisi, çok özür dilerim, emekleyerekten etrafında tavaf ediyor. Her köşeye, sandıkanın her köşesini öpüyor, emekleyerekten gidiyor. Öbür köşesini öpüyor. Ben de başındayım. Okudum ben on iki ihlas bir Fatiha.
Cehri lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah. Ben Allah’ı zikrettim. Ondan sonra tekrar dua ettim. O bu esnada kalktı kadın. Böyle baktı. Sen ne yaptın? Allah’ı zikrettim dedim. Ben ona demedim sen neden böyle tavaf ediyorsun diye. Dedi, sizin neyiniz oluyor? Benim pirim olur Hacı Bektaş Velî Hazretleri dedim. Bana dedi, siz Alevi misiniz dedi. Biz Hazreti Alem Efendimiz’i severiz dedim. Hasan ile Hüseyin’i severiz dedim. Durdu. Neyse biraz ona bir şeyler anlattım.
Dışarı çıktık. bunun manasına ermesini, sandukaya öpmesinin bir anlamı olmadığını, ona kıymet veriyorsa onun felsefesine kıymet vermesi gerektiğini, onun manasına kıymet vermesi gerektiğini söyledim. Biraz anlattık neyse. Şimdi Hazreti Pir bize işin manasına ermemize çalışıyor. O kimse mümin olabilir. İçsel manada mümin değil ise bizim o mümin olarak onu sıfatlandırmamızın bir anlamı yok. Mümin sözü ancak tarif içindir. Mümin sözü de münafık sözü de tarif içindir. Ve ona münafık dersen o aşağılık at içini akrep gibi dağlar.
o mümin kimseye de münafık derseniz onun içini akrep gibi dağlar. Aslında bir de burada tebliğ metodu bize sunuyor Hazreti Pir Efendimiz. Bir kimsenin üzerinde münafıklık alameti görseniz de siz ona münafık demeyin. Neden? Ya onun içini yakmanıza gerek yok, onu dişlemanıza gerek yok, ona laf söylemenize gerek yok. Neden? Hazreti Muhammed’i Mustafa da böyle yaptı sallallâhu aleyhi ve sellem. Münafıkları biliyordu, bildiği halde onların cenazelerine katıldı, onlara ey münafık diyenini telendirmedi.
Kime vermişti listeyi? Huzeyfetü’l-Yamani’ye vermişti. Huzeyfetü’l-Yamani sır katibi. Ona isim isim künyeleriyle sıraladı kimler münafık olduğunu. Hazreti Ömer Radıyallahu anh Hazretleri defalarca Huzeyfetü’l-Yamani’nin önüne gidip diz çöküp hüngür hüngür ağlamıştır. O münafıklık listesinde benim adım var mı diye. Huzeyfetü’l-Yamani dayanamaz artık. En sonunda der ki ya Emre el-Mü’min’in kendini heder etme, o listede sen yoksun der. Şimdi bu kadar da onlar kendilerince münafıklığa düşmekten intikap ederlerdi.
Burada sufiler bunu kendilerine ölçü alırlar. Biz bir kimse kafir dahi olsa biz ona ey kafir demeyiz. Biz ona ey münafık demeyiz. Sen kafirsin demeyiz. Sen münafıksın demeyiz. Sen mürtetsin demeyiz. Sen günahkarsın, sen şöylesin, sen böylesin demeyiz. Ama biz ona ölçüyü konuşuruz. Biz ona nasihat ederiz. Bu haktır. Biz münafıklık alametlerini sıralarız. Mesela amelde münafıklık nedir? Söylediğinde yalan söyler, söz verdiğinde sözü yerine getirmez, emanete hıyanet eder. Bu nedir? Amelde münafıktır bu.
Bir kimse şimdi söylediğinde yalan söyledi. Sen münafıksın demeyiz biz ona. Bu edeptir, ahdaptır. Bu ölçüdür. Hiç kimsenin hatasını, kusurunu, yanlışlığını yüzüne vurmamak. Sufi adabıdır. Nasihat ederiz ama hatasını yüzüne vurmayız. Ölçüdür bu. O yüzden bir kimse kötü dahi olsa sen kötüsün demeyiz. Bu sufi adabının dışındadır. Sen kötüsün demekle biz bir şey kazanmayız çünkü. Yemekteyiz programı değil sufilik. O yemekteyiz programında bir yudum alıyor. Bunun şusu eksik, böyle olmazdı, böyle olurdu.
Bu bizim kültürümüz değil bu. Şu yemekteyiz programı veya kıyafet, miyafet, ıvır zıvır millet birbirini acımasızca eleştiriyor ya. Bu bizim kültürümüz değil. Bizde acımasızca eleştirmek yoktur. Bizde acımasızca bir insana yerden yere vurmak yoktur. Bizde bir insanın açığını, gediğini araştırıp onun açığını, gediğini orta yere koymak yoktur. Bizim kültürümüz ve inancımız değildi bunlar. Biz insanların eksikliklerini, noksanlıklarını araştırıp onların önüne koyuculardan değiliz. Yanlışlıkları, eksiklikleri örtmekte gece gibi ol.
Biz gece gibi olmaya gayret ederiz. Biz görmemek için başımızı saklarız. Ben bazen anlatırım arkadaşlara kardeşlere. bir genç bir arkadaş vardı. Hep genç bizim dergahtaki kardeşler de, kadını erkeği. Bir kızla gördüm ben onu. Dolaşıyorlar, ben hiç görmemiş gibi yürüdüm. Hemen birkaç gün sonra, ben böyle o çocuğa da muhabbet besliyorum beraber. Hemen birisi geldi, selamünaleyküm, aleyküm selam. Abi ya bir şey gördüm biliyor musun? Ne gördün dedim ya. Filanca dedi, dedim sus, boş ver bırak. Bize ne dedim ya, sana ne?
Abi söylemezsen patlayacağım dedi. E dedim patla, söyleme yine. Biliyorum ben onu gördü o. En sonunda dayanamadı söyledi. Dedim abi sana ne ya? Neden örtmedin kardeşinin, arkadaşının eksikliğini? Belki de teyzesinin kızı, belki de halasının kızı, belki de amcasının kızı, akrabası belki de kız kardeşi. Olamaz mı? Bu kaldı. Dedim bir daha asla bir başkasının eksikliğini bir başkasına aktarma. Sen bir kimsenin ayıbını örterse bir kimse, Allah da onun ayıbını örter. Kim kimin ayıbını açığa çıkarırsa, Allah da onun ayıbını açığa çıkarır.
Kimsenin ayıbını meydana çıkar mı? Bir gün birisi de senin ayıbını döker ortaya. Arap atatürk sözü, ben dakka da dükkan. Değil mi Harun hocam? Ne diyor? Evet, Türkçe de bu. Karşılığı bu değil ama yaptı artık. Manası bu. Mana yönünden doğru. Şimdi birisinin ayıbını açığa çıkardın. Senin ayıbını açığa çıkarırlar. Allah muhafaza eylesin. O kötü adın çirkinli harften değildir. kötü bir ad varsa o harfle alakalı değil. Ya mana itibariyle. Cenab-ı Hak onu kötü adlandırdığından, o fiili atı kötü gördüğünden gösterdiğinden dolayı.
O deniz suyunun acılığı kaptan değildir. deniz suyu acıdır ya, acı suyu da var tatlı suyu da var. ayet-i kerimede acı ve tatlı suyu biz birbirine bıraktık, koyardık yakasını ama ikisini birbirine karıştırmadık diyor ya, acı su da var tatlı su da var. Şimdi o deniz suyu aynı kap, deniz değil mi? Toprak kapı. Ama birisinde acı var birisinde tatlı var. Veyahut da acı suyu da tatlı suyu da aynı kapın içerisinde koyabilir miyiz? Evet. Kaptan mı acılandı? Hayır. O neden? O insan vücudu. Onun acılığı veya tatlılığı onun ahlakıyla ahlakalı.
Aynı hepimiz insanız. Ama birisi kabını kötülükle doldurmuş, birisi iyilikle doldurmuş. İyilikle dolduran bakıyorsun, öpüp yalayasın geliyor. Kötülükle dolduran bakıyorsun, dışı yeşil türbe, içi estağfurullah töbe benim gibi kaç kaçabildiğin yere kadar. At duvara kaç kenara, ya kafanı yarar ya gözünü yarar. Gelir tekrar senin başına. Kötüye bulaşırsan oradan sana bir kötülük gelir. Kesin. Kötüye bulaşma. O kötüye bir laf söylersen on laf işitirsin. Bakın kötüye bir laf söylersen on laf işitirsin.
O yüzden kötü sana bir laf söylerse sen ona bir laf söyleme. Bir laf söylersen on laf söyleyecek. Sen ona o yirmi laf söyleyemezsin. İyisin. Sen de on laf söylerse o yirmi laf söylemezsin. Ve on laf söylersen ona ikiniz de aynısınız. Sen de kötüsün. O seni ısırdı. Onda it ahlakı vardı. Sen de onu ısırdın. Sende ne ahlakı var? Sende de aynı ahlakta mı var? Birbirini kötü görme. İyiye gidersen, iyiye taş atarsan o sana gül atar. Sen de hain olma. Gül atana taş atma senle. Bir sefer yapmışsın, gaflete düşmüşsün.
Bir taş atmışsın. O sana gül atmış. Sen edepli ol. Artık ona taş atma. Sen iyilerden olmaya çalış. Sen o gül atana bir daha taş atıyorsan vallahi de zalimsin, billahi de zalimsin. Ve aynı zamanda kötüsün sen. Neden? Sana gül atana sen taş atmaya devam ettin. Sana iyilik yapana sen kötülük yapmaya devam ediyorsun. Bir sefer yaptın hataydı. İkincisi neydi? Üçüncüsü neydi? Sana iyilik yapana kötülük yapmaya devam ediyorsun. Yemin ediyorum sen kötülerdensin. Hatta kötülerin üstünde zalimlerdensin. Allah senin başına bir kılıç tayin edecek.
O kılıçla senden intikam alacak. Neden? Sen iyilere taş atıyorsun boyuna. İyilere laf söylüyorsun. İyilere kötülük yapıyorsun. İyilere hainlik yapıyorsun. Sen şahıs olarak görüyorsun. Değil. Sen şahsın üzerinde iyiliğe savaş açıyorsun. Şahsın üzerinde. Şahsın üzerinde sen kötülükle muhabbet besliyorsun. Kötüyü seviyorsun, kötülüğe doğru koşuyorsun. Şahsın üzerinde kötüyü seviyorsun. Sen çünkü kötülerdensün. O yüzden sevdiklerinize bakın. Aşağı doğru sıralayın. Siz onların nelerini seviyorsun. Sevdikleriniz iyi insanlar mı, kötü insanlar mı?
İyi insanlarsa harika. Siz de iyilerdensiniz. Kötü insanlarsa siz de kötülerdensiniz. Ve bir kimsenin sevdiğiniz huyları görün. Ya nesini seviyorsun ona? O kibirli bir kimseyle çok samimi o. O da kibirli çünkü. İkisi de kibir satıyorlar. Ya birisi tevazulu olmuş olsa, kibirli birisi de kibirli. O da kibirli. O da kibirli. O da kibirli çünkü. İkisi de kibir satıyorlar. Ya birisi tevazulu olmuş olsa, kibirli kimseyi sever mi? Sevmez. Kibirliği neden seviyor? O da kibirli çünkü. İkisi de kendilerine ilahlık taslıyorlar çünkü.
İkisi de şirk ehli. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kapta suç yok. Kap ne? İnsan vücudu. O insan vücudunun, kapının bir suçu yok. Kap kadın olmuş, erkek olmuş. Hiç önemli değil. Rengi hiç önemli değil. İçini neyle doldurduğun önemli. Biz içimizi neyle doldurduk? O önemli. Biz içimizi Allah aşkıyla mı doldurduk? Peygamber sevdasıyla mı doldurduk? Yoksa şeytana mı aşığız? Şeytanlaşmış şeylere mi aşığız? Ona bakmak lazım. Harf kaptır. Ondaki mana su gibidir. Mana denizi de ümmül kitap yanında bulunan kendisinde olan zattır.
O zaman asıl mana sahibi kimmiş? Ümmül kitap yanında olan. Ümmül kitap ne? Hocam ümmül kitap ne? Evet. Ümmül kitap, dünya üzerinde Kur’ân-ı Kerîm. Ama ümmül kitap asıl ne? Lehf-i mafûz. Kur’ân bütün kitapların anasıdır. Ama her şeyin anası lehf-i mafûz’dur. O zaman ümmül kitap yanında bulunan bir zâhir manada Kur’ân ve Sünnet’e sahip olmuş, Kur’ân ve Sünnet’e iman edip Kur’ân ve Sünnet’i yaşamaya ve yaşatmaya çalışan kimsedir. Ama mana olarak kitapların anası olan asıl ananı lehf-i mafûz. Eğer ümmül kitap onun yanındasa asıl mana ehli, asıl mana ehli odur.
Asıl mana ehli odur. O yüzden bütün her şeyin sinüsü, kosinüsü lehf-i mafûzda yasılıdır. Raat 38-39. Hiçbir peygamber
4. Ümmülkitap, Ra’d Sûresi ve Kader: Dua ile Her Şey Değişir
Allah’ın izni olmadan bir ayet getiremez. Her şeyin vadesi kitapta kayıtlıdır. lehf-i mafûzda kayıtlıdır. Allah hükümlerden dilediği hükmü siler, dilediğini bırakır. Ümmül kitap onun katındadır. Ümmül kitap nerede geçiyormuş? Raat Suresi ayet 38-39’da. O zaman ümmül kitap onun katındaymış. O zaman onun katındaysa kitap onun elinde. O dilediğini siler, dilediğini yazar. bir hadis bir herif var. Kalem kurudu, kaldırıldı diyor ya kalem kurudu, kaldırıldı. Bir hadîs-i şerîf daha var. Miras ile alakalı.
Ben diyor kalemin cızırtısını duydum. Sordum ey Cebrail bu nedir? Dedi ki bu kalemin yazıp sildiği şeydir. Cızırtısıdır. Demek ki bir kalemin kuruyup rafa kaldırılan hükümler var. Ben bunları güneşin sinüsü, kosinüsü olarak görüyorum. Bu değişmez. Ayın dünya etrafında dönüşü değişmez. Bir insanı insan olarak, fıtratı değişmez. Gözleri önde, ensesinde insan bekleme. Ensesinde göz olan insan bekleme. Bu değişmez. Bu kalemi kurudu. Ama bizim günlük hayatımız var. Mükellef olduğumuz hayat var. Bunun kalemi kurumadı.
Dua edin. Yalvarın. Allah’tan isteyin. Allah her an değiştirendir. Biz cebriyeci değiliz. Biz kaderiyeci de değiliz. Bizim isteklerimizin ve amellerimizin neticesinde hayatımızın değişeceğine inanırız. Bunu unutmayın hiçbir zaman. Cenab-ı Hakk’ın zikirle, ibadetle, duayla değiştirmeyeceği hiçbir şey yoktur. Hiçbir şey Allah’a zor gelmez. Ama biz Hz. Epir yine isterken ölçülü iste. Bir saman çöpü dağı kaldırabilir mi der başka bir beyette. Biz neyi, ne zaman, nerede nasıl isteyeceğimizi bilelim.
Makul olanı isteyelim. Makul olana koşalım biz. Sen kalkıp da ben ayın yörüngesini değiştireceğim dersen bu olmaz. Ayın yörüngesini değiştiremezsin sen. Gücünün nisbetinde bu nisbetinde değil. Evet iste isteyeceğini. İstediğin gibi iste. Ama öyle şeyler istediğin zaman onun olmasını bekleme. Veya da bekleyebilirsin de. Bu senin görüşün olur. Ama burada sakın şunu düşünme. Benim anlıma ne yazıldıysa o benim başıma gelecek. Nereden biliyorsun anlına ne yazıldığını? Sizin önünüzde sizin emeğiniz vardır.
Sizin çalışmalarınız vardır. Ateş eker sen kor biçersin. Sevgisizlik eken sevgisizlik biçer. Sevgi eken sevgi biçer. Doğruluk eken doğruluk biçer. Eğrilik eken eğrilik biçer. Nefret eken nefret biçer. O zaman sen nefret ettin, nefret diktin toprağa. Nefret biçerken bu benim kaderim miş deme. Neden? O nefreti sen diktin oraya. O kötülüğü sen attın. Sen denize taşı attın mı attın. O gümbürtüsüne dayanacaksın şimdi. Demeyeceksin ya bu gümbürtü benim kaderim değilmiş. Elindeki taşı ne attın ki sen?
Atma. Atma. Attıysan onun karşılığı gelecek sana. Hz. Mevlânâ yine başkabı beytte der ya bu alemde her şey aksi sedadır diye. Hepsi de aksi sedadır. Sen ne söylediysen sana o dönecek. Aynaya bak aynadakine gördüğüne küfret onun da sana küfrettiğini göreceksin. Aynaya bak geç aynanın karşısına seni çok seviyorum de o da sana seni çok seviyorum diyecek. Bu alem bu aynı misali. Sen ne söylediysen karşısında onu göreceksin, onu duyacaksın. Birisinden dersen ki ben senden nefret ediyorum o da sana diyecek ki ben de senden nefret ediyorum.
Hz. Peygamber Sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ya hiç kimsenin sevdiğine sövücü olmayınız. O da sizin sevdiğinize söver. Siz kendi sevdiğinize sövdürmek ister misiniz? Hayır ya Resulallah. O zaman insanların sevdikleri şeylere sövücü olmayın. O zaman kim onu kendi sevdiğine sövdürdü? Kendisi. Neden? Onun sevdiğine sövdü çünkü o. Onun sevdiğine hakaret etti. O zaman her şey bir aksi seda. O yüzden bunu cebri değişmeyen bir kader olarak görüyor Ümmet-i Muhammed. Sıkıntı bu. İlimde geri kalmak, fende geri kalmak, bilimde geri kalmak, sosyal hayatta geri kalmak, kültür hayatta geri kalmak bunlar bizim kaderimiz değil.
Bunlar cebri olarak Cenab-ı Hakk’ın bizim üstümüze giydirdiği bir elbise değil. Biz eğitime önem vermezsek, çocuklarımızın eğitimine önem vermezsek, güzel ahlakın eğitime girmesine önem vermezsek, doğruluğa önem vermezsek, dinimizi dosdoğru öğrenme yolunda yürümezsek, öğrenmezsek, doğru dini insanlara aktarmazsak, bizim başımıza gelecek olan da bu. Biz çocuklarımıza kısa yoldan nasıl köşe dönülür, nasıl üç kağıt yapılır, nasıl beş kağıt yapılır, nasıl devlet dolandırılır, nasıl kamu dolandırılır, nasıl müteahhitlik yapılır da üç liralık işi, üç liralık iş için 13 TL yapıp cebellez ederler bunları öğretirsek e bu toplum bozulacak.
Bozulmaması gayrimümkün. neyi öğretiyoruz, neyi bekliyoruz? Ondan sonra biz geri kaldık, bizim geri kalmamızın sebebi din. Ne yaptı Allah size geri kalın mı dedi? Allah dedi ki ey iman edenler iman edenler çalışın. Sizin çalıştığınızı yeryüzünde insanlar gökte melekler görür der. Sen çalıştın mı ki? Gayret ettin mi? Herkes emeğinin karşılığını alır. Çalıştın mı? Hayır. Mücadele ettin mi? Hayır. Doğruluk, iyilik, güzellik, hakikat uğruna ne yaptın ki? Bunu bekliyorsun. Biz hepimiz hakikat bekliyoruz.
Hakikat yolunda ne yaptın ki bekliyorsun? Hepimiz sevilmeyi bekliyoruz. Sevme noktasında ne yaptın ki sevilmeyi bekliyorsun? Hepimiz Allah bizi sevsin. Harika ya, sevsin. Peki sen onu sevmek için ne yaptın? Bütün erkekler kadınlar kendilerini sevsin diye bekler. Erkeklerin %99.9’unda bu vardır. Erkeklere soruyorum he, kadını sevmek için ne yaptın? Bütün kadınlar da adam bizi sevsin diye bakar. İyi, sen ne yaptın? Sen ne yaptın? Yok. Biz bekliyoruz hep. Allah bizi affetsin. Ümmül Kitap. Cenab-ı Hak kendisi diyor, Allah hükümlerden dilediği hükmü siler, dilediğini bırakır.
O zaman Ümmül Kitap’a sahip olan, Ümmül Kitap’ı bilen kimse, Allah’ın neyi sildiğini, neyi bıraktığını bilir. Asıl mânâ ehli odur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Ad-i Şerif’te ne diyor? Kaza ve kaderin önüne ancak dua durabilir. Ömrü ancak iyilik yapmak arttırır. O zaman kaza ve kaderin önüne geçen en önemli unsur neymiş? Duamış. Biz bu noktada dua edenlerden, Allah’ı zikredenlerden, bu noktada Cenab-ı Hak’ın üzerimizde varsa yanlışlıklarımız, hatalarımız, üzerimizde aff-u muafiretin eksik etmemesini niyaz ederiz inşallah.
Çok uzun tutmayayım dedim ama yine de dayanamadım. Hakkınızı helal edin. Sorulara da şimdi rüzgar gibi geçeyim. Saat 11 geçti. Oruç tutmak için sahura kalkıp
5. Soru-Cevap, Öküz Analojisi ve Dinin Tahribi
niyet etmeyi unutursak oruç kabul olur mu? unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz diyor ya Hadîs-i Şerif’te. Üç şey sorumluluğu kaldırır. Unuttuğundan sarhoş aklı giderse, ondan sonra bir de uykuda yaptıklarından bir kimse sorumlu değildir. O yüzden bir kimse sahura kalkmayı unutursa, ve niyetlenmeyi de unutursa aklına geldiğinde hemen niyetlenecek bir şey yemeyiz. Küfür orucu bozar mı? küfretmek sinkaflı konuşmak. Orucun zahirini bozmaz, manasını bozar. Manasını bozmak nedir? Orucun bir zahiri vardır.
Yemekten, içmekten, cima etmekten ve belli saatlerde bunlara riayet etmektir. Bu işin zahiridir. Manası nedir? Asıl bir kimseden oruçluyken, her den böyle olması lazım da oruçluyken ondan hiçbir kötülük sağdır olmaması lazım. Üzerimizde müminlik sıfatlarını artırmak ve varsa münafıklık özelliklerini yok etmek için neler yapmalıyız? Ben bunu böyle söylerken hep klişe söylüyorum ya, farzlara riayet etmek, haramlardan uzak durmak. Bu bizim kurtuluşumuz için muhteşem bir denglem. Nefse zulmek nedir?
Bunu nasıl mutmain oluruz? Nefse zulmetmeden nasıl yaşayabiliriz? bir insanlar üç türlüdür. Hadis-i şerif ve âyet-i kerîme var. Bir kısmı nefislerine zulmedenler, bir kısmı orta yolu tercih edenler, üçüncü kısmı ayetle sabit bir bu. Üçüncü kısmı da hayırda ileri gidenler. Nefsi zulmedenler, Allah’ın hükümleri ince hükmetmeyen, Allah’ın hukukuna riayet etmeyen müminlerdir. Bunlar nefislerine zulmederler. Bir de nefsi zulmetmek vardır. Cenab-ı Hakk’ın helal ettiğini kendisine haram etmek gibi. Allah muhafaza eylesin.
Evlilik kişinin kendi kaderi midir? Evlilik kişinin kendi isteği ve arzusudur. Cüzi iradesidir. Biz hanefilere göre bir kız çocuğunu veya erkek çocuğunu zorla evlendirmek yoktur bizde. Hadis-i şerifle sabittir, bu yasaklanmıştır. Kadının bir kızın birisi gelir, ”Ya Resulallah, evliliğin hukukunu bana anlat” der. O da kocasına tabi olması gerektiğine, ona hayır dememesini söyler. ”Vallâhide billâhide evlenmem” der. Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki, ”Bunu zorla evlendirmeye kalkmayın, hakkıdır.” Bizde zorla evlendirmek yoktur.
Hanefilerde bir veli kızının müsaadesi olmadan evlendiremez. Bu mümkün değil. Evlilik erkek de kendisi istemedikten sonra zorla evlendirilmez. Ama kız ve erkek evlenmeyi istiyorsa, velisi hükmündeki kimselerin hızla onları evlendirmeleri istenir. Bir erkek evlenmek istediğini annesine veya babasına söyledi. ”Baba varsa, baba sorumludur, birinci derecede hızla çocuğunu evlendirecek.” Kız çocuğu annesine veya babasına dedi, ”Beni evlendirin.” Annesi babası hızla onu evlendirecek. Geçen her gün anne babanın günah defterine yazılmasıdır.
Geçen her gün. Anne baba günah işliyordur, her gün. Neden? Çocuğu ona dedi ki, ”Beni evlendir.” Ve mesela kızına talip geldi değil mi bir kimsenin? Kızına sormakla mı kellef? Yavrum sana böyle bir talip var. Evlenmek istiyor musun, istemiyor musun? İstemiyorum. Allah yolunu açık etsin. İstemiyormuş. Onu kızına belirtmek zorunda veya erkeğe talip oldu. Onu oğluna söyleyecek, ”Oğlum bak sana talip var. Evlenmek istiyor musun, evlenmek istemiyor musun?” Bu size tuhaf gelebilir tabi mi? Var. öyle erkek kardeşler var.
Bayağı kardeşler var. Taleb ediyor bayan kardeşler. Gayet normal. bu ayıp bir şey değil. Soracak ailesi ona. Sana talip var. Evlenmek istiyor musun, istemiyor musun? Evlendirmek bu noktada mükellef o. Ama bunun yanında, parantez içerisinde, evlenmek bir kimsenin cüzi iradesine bağlı. Bunu kendince cebriyeye, kaderiyeye bağlama. Baktın kız güzel mi, güzel. Hoşuna gitti mi, göttü. Fiziki iyi mi, iyi. ”Aa harika bunu bana isteyin.” dedin. Gittin istedin. Sen kendine evlendin. Veya hatta bir erkek talip oldu ona.
Geldi baktı. ”O adamın yakışıklılığı güzel, malı mülkü güzel, arabası katı, yatı var. Ben bundan evleneceğim.” Yapma kızım katına yatına güvenme bunun. Bu durumu değil. Ben gideceğim. Ben çok çile çektim. Allah yolunu açık etsin. 15 gün sonra geliyor. Selamünaleyküm, aleyküm selam. Sen haklıymışsın. Ne oldu ailecek kibirli bunlar. Ede yavrum dedim sana. Sana söyledim. Bunun parasına puluna bakma. Kibirli bunlar dedim. Dinlemedin. Veya hatta X kimse. Evlilik 4 şey için yapılır. Bir, dini için.
İki, malı mülkü 3 güzelliği, 4 nesebi için. Siz dindar olanı seçiniz. Dindarlıktan kasıt ne? İyi ahlaklı, güzel ahlaklı, ince ahlaklı. kızın birisi geldi dedi ki ”Ya Resulallah, beni filanca istiyor, filanca da istiyor. Hangisini tercih edeyim? Cevap muhteşem. Filanca. Hali vakti yerindedir, rahat edersin. Ama eli vuraktır.” dedi. Filanca. Fukaradır ama iyi ahlaklıdır. Biz iyi ahlaklı olanı seçelim. Uzun zaman önce Türkiye’yi zor günler bekliyor demiştiniz. Daha zor günler var mı ön görünüzde?
Evet. Bunun üstüne çay içilir. Evet. Sadece Türkiye’yle alakalı değil, kısaca geçeyim. Bütün İslam dünyasında zor günler bekliyor. Bundan daha zor günler yaşayacağız. Bunlar iyi günlerimiz. Ben sizi ümitsizliğe ve kaosa sokmak istemem. İnşallah dua ediyoruz Cenab-ı Hak ülkemizi, memleketimizi, insanlarımızı, ümmeti Muhammed’i gelecek olan bu büyük tufandan en az zayi et de çıkarsın. Bu tufanın küçük küçük işaretleri geliyor. Basın yayın organlarında hadis mezhep inkarcıları köşeleri kapmış, ümmetin hali nasıl olur?
Bu da en büyük tufanlardan birisi bu. Bu ümmeti bekleyen en büyük tufanlardan ve ümmetin içi yersine düştüğü en büyük tufan birisi bu. Hadis ve mezhep inkarcılığı bir çıt yukarı gitti şimdi. Şimdi Kur’ân ayetlerini inkar ediyorlar. Bu fakir 30 yıl önce bunu söylüyordu. 30 yıl geçti üzerinden bunu gördüğüme de üzülüyorum. 30 yıl önce sohbetlerimde diyordum ki, şimdi insanları ilk önce, çok özür dilerim, sufilikten uzaklaştırdılar. Önce biz sufileri ve sufili, kötü, tu, kaka olarak öğrendik. Ardından sıra mezheplere geldi ve ardından mezhepleri alaşağı ettik.
Ardından dedim ki bu hadislere gelecek, sonra Kur’ân’a gelecek sıra. Ardından hadislere geldi sıra. Keşke haklı çıkmasaydım, ardından Kur’ân’a geldi sıra. Şimdi Kur’ân tartışılıyor. Geçtik hadisleri, mezhepleri. Şimdi Kur’ân tartışılıyor. Değişik menfezlerde, değişik karanlık odalarda Kur’ân’ın ayetleri tartışılıyor. Diyorlar ki, bu Kur’ân’ı biz tarihsel süreçten bakalım, evrensel süreçten bakalım. Kur’ân’a evrensel süreçten bakalım. Tarihsel noktada olan ayet-i kerimeleri atalım. Bunlar ne biliyor musunuz?
Hukuk. Dinin hukuku. Dinin olmazsa olmazlarını tartışıyorlar. Bunları gün üzerine çıkaramıyorlar. Bunları bizim önümüze koyamıyorlar. Biz çok sert refleks veririz diye korkuyorlar. Bunları alıştırıyorlar. Kur’ân ayetlerini değiştirme çalışması yapıyoruz dese bütün İslam dünyası, bilhassa Anadolu ayağa kalkar. Bakın Anadolu ayağa kalkar. Dökülür herkes. Bu çalışmayı yapan kurum, kuruluş, organ neyse tabiri caizse yerle yeksan eder, tükürüyle buğarını. Bundan korktukları için yavaş yavaş yapıyorlar.
bir öküz hikayem var ya benim. Anlatayım mı öküz hikayemi? bir öküz grubu varmış bir de aslanlar varmış. Kral Aslan gelmiş öküz grubuna. Demiş ki biz sizinle savaşmak istemiyoruz. Eee demiş şu sarı öküz var ya biz ona gıcıkız. Şu sarı öküzü bize verin barış halinde bu ormanda yaşayalım. Ne kadar güzel. Bir tane verecekler barış halinde yaşayacaklar. Öküzler toplanmışlar. Demişler ki ya ne yapalım? yeter demişler bu aslan tehlikesinden çektiğimiz. Eee ya şu sarı öküz, çelimsiz, yaşlı, ihtiyar zaten sürünün en sıkıntılı bir kimsesi.
Bunu verelim demişler. Sarı öküz demiş ki keşke benimle bitse. Demiş arkası gelecek hata yapıyorsunuz. Demişler ki yok kararımız kararız. Senin verdik biz. Sürüden atmışlar sarı öküzü. Aslanlar pençesini almışlar, katır kutur yemişler. Bir müddet geçmiş av sıkıntısı olmuş. Aslanların karınlara çıkmış. Öküzleri haber göndermişler. Gelin. Ne oldu? Demişler şu ala öküz var ya ala. Eee geçen gün bizimkinlere yan baktı. Eee onu istiyoruz yoksa barışı bozarız. Yapacak bir şey yok. Demişler alayı da verelim, moru da vermişler.
Bir dakikinde siyahı vermişler, bir dakikinde alacayı vermişler. Bakmışlar ki üç kişi kalmışlar. Ümmet-i Muhammed’in de problemi bu. Biz önce şeyhleri verdik. Dervişleri verdik. Dervişleri verdik. Bu yırtıcı vahşiler, o şeyhleri, o dervişleri, o tekkeleri parçaladılar. Onunla bitecek zannettik. Ardından ne mezhep bıraktılar ne meşrep. Yıktılar talan ettiler. Biz onunla bitecek zannettik. Ahmakça davrandık. Ardından hadislerimizi parçaladılar bizim. Birisi çıktı oraya DVD koydu. Televizyonun önünde.
Birisi kalktı başka bir şey söyledi. Birisi hiç uygulanmayan bir hadis buldu. Onunla hiçbir hüküm yok. Diyorum bu hadis, İmam-ı Azam bunu namal etmemiş. Müsnedinde yok. Sen İmam-ı Azam’ın Müsnedini biliyor musun diyorum ben? Bilmiyorum diyor. İmam-ı Azam diyorum. Bütün mezhepsel olarak dayanaklarını Müsned’de toplamış. Okudun mu bunu? Hayır. İmam-ı Malik’in Müsnedini okudun mu? Hayır. İmam-ı Şafi’nin Müsnedini okudun mu? Hayır. İmam-ı Hanbel’in Müsnedini okudun mu? Hayır. Hangi hadisleri kendilerine kaynak alarak hükmetmişler?
Bu hadis kitaplarını okudun mu? Hayır. Nereden sen bu hadisin karcısı oldun? Senin ipin İngiliz kraliyet ailesinde. Senin ipin Mossad’da. Senin ipin CIA’nin elinde. CIA’nin elinde. Senin ipin orada. Senin ağababaların orada. Senin paşa babaların orada. Nasıl Osmanlıyı parçalayıp o Filistin’i, İsrail’i peşkeş çektiği ağababaları, onun dini minvalinde hazırladı. Ne dedi en son Suud’un Diyanet İşleri Başkanı? İsrail’le savaşmak haramdır dedi. biz de, biz teker teker öküzleri feda ettik. Şimdi diyor ki aslanlar, sizin ruhunuzu alacağız.
Canımızı aldılar zaten. Ruhunuzu da bize teslim edin. Evet, o yüzden bu hadis inkarcılarını geçtim artık. 30 yıldır bunlarla mücadele ediyordum. Şimdi Kur’ân-ı Kerim’in inkarcıları var. Şimdi Kur’ân-ı Kerim’in inkarcıları var. Gözümüzün önünde sahur programlarına bakın. Fox’u izleyebilirsiniz. Fox’un sahur programına bakın. Hadis inkarcıları orada. Fox TV’nin sahibi kim? Amerikan Johnys’i. Kim sattı Fox’u ona? Enver Enan abimizin oğlu. Kim? İhlas grubu. Adı ne kadar güzel ya, değil mi? Kimin parasından toplandı o televizyon kuruldu?
Müslümanların parasından. Müslümanların parasından kime vurdular şimdi? Müslümanları vurdular. Verin siz Enver abinize. Benim sözüm acıdır. Gitti mi paraları Müslümanların orada? Gitti. Paraları yatırdılar, satılmayan dağçıları aldılar mı eski model? Aldılar. Paralarını yatırdılar karşılığında gitti. Devre mülkleri verdi. Onları verdi mi? Verdi. Nasıl bir suyuz? Şimdi Fox TV’de Amerikan Johnys’ine sattı mı sattı? Ne yapıyor şimdi? Hadis-i inkarcılarını çıkarıyor. Hadis-i inkarcılarını çıkarıyor.
Nasuh tövbesinin şekli, önemi ve kudretini anlatır mısınız? Ah canım benim. Tövbe etme bir daha. Nasuh tövbesi o. Bir daha yapma onu. Tövbenin en hakikati o. Musa Aleyhisselâm hazretlerinin çoban olması bizim kainatı inceleme amacımız olması ile ilgili midir? Kainatı araştırmak bir Müslümanın görevi midir? Çoban olması tevazusundan kaynaklıdır. Bütün peygamberler çobanlık yapmıştır, tevazuh ehlidir. Felsefeci değillerdir, kimyager değillerdir, matematikçi değillerdir, ticaret ehli değillerdir. Peygamberlerin hiçbirisi de, hiçbirisi de pozitif bilimler sahibi değillerdir.
Hiçbirisi de. Allah peygamberlerini seçerken, felsefecilerden seçmez. Sosyologlardan seçmemiş, matematikçilerden seçmemiş, fizik kimyacılardan seçmemiş. Kimden seçmiş? En güzel ahlaklıyı seçmiş. En güzel ahlaklı. En güzel ahlaklı. Hazreti Ayşe annemize soruyorlar ya, onun ahlakı nasıldı? Siz Kur’ân okumuyor musunuz? Muhammed’in ahlakı Kur’ân ahlakıydı. Cenab-ı Peygamber ne diyor? Ne diyor? Beni Rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti. O yüzden en güzel ahlak sahibi olmaktır. Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.
Güzel ahlakı tamamlamak için. Din güzel ahlaktır. Hazreti Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellemin nuraniyetiyle yol almak bizlere nasıl tecelli eder? Sen onun sünnetlerini yerine getirirsen tecelliyatı göreceksin inşallah. Namazı kılarken namaz kitabıyla kılıyorum, rekatları karıştırıyorum, çok üzülüyorum. Günahı var mı elimde değil, unutuyorum. Günahı yok, devam et. Annem babam vefat ettiler, onları Yasin okurken ağlıyorum. Annemin babamın okuduğu mu Yasin’den haberi olur mu? Olmaz mı hiç? Devam et.
Hazreti Şems Mevlânâ’yı neden bırakıp gitti? O zahiri ayrılıkları ayrılık görmeyin der Hazreti Pir. O yüzden bunlar zahiri ayrılık, onları ayrılık görmeyin. Bırakıp gitmesi zahiri bırakıp gitmedir, manevi değildir o. Mevlânâ peygamber soyundan mı? Olduğuna dair rivayetler var ama değil. Nedir nefis? Nefis mertebelerinde kul kademe atlayınca bunu kendi fark eder mi? İnşallah fark eder. Fark edince de düşüyor zaten. Aa ben ne olmuşum diyor, haydi bay bay. Ben ne olmuşum değil. Ya Rabbi hakkıyla sana kulluk edemedim.
Beni razı olduğun kullarından eyle. Durumumuz olacak vay. Şimdi içeri birisi girecek, tak girdi. Vay be ben ne olmuşum ya. Gittin Allah muhafaza eylesin. Abdest alırken ağzımızı suyla çakalarız. Bu hareket orucumuzu bozar mı? Bozarsa neden? Bozmaz. Birisi de geçen gün yazmış ben abdest olduktan sonra ağzımın içinde kuruluyorum diye. Allah’ım dedim bunu nereden çıkardılar şimdi? Bir de bunu çıkardılar ümmetin içerisine. Abdest alınca ağzının içi kurulanmaz. Yok böyle bir şey. Abdest alacağım bitecek.
Abdest alıyorum derken sen suyundan içmeye kalkma. Ama o ağzın ıslanacak. O ağzının ıslaklığı orucu bozmuyor. Nerede görülmüş ağzının içinde peçeteyle kurulamak? Pes. Orasını burasını pamuk tıkayanları duydum da bir de ağzına pamuk tıkacak millet şimdi. Başımıza bunu getirecekler bir de. Allah muhafaza eylesin. Tövbe Ya Rabbi ya. Riyanın ilacı nedir? Allah için yaşa. Parti değiştirmek deneklik midir? Partiden döneklilik olur mu? Moda şimdi bu. Dön Allah dön. Şimdi fırıldaklık moda. Bugün sabah ile bir partilisin akşama başka partilisin.
Oradan bir seni milletvekili göstermediler. Ertesi gün başka partidensin. Sen hızla fırıldaklığını göster. Bir yere at kapağını at. Muhakkak. Bir yerde o fırıldaklığının bir semeresini görürsün. muhakkak görürsün. Ya bunu yaşıyoruz şimdi. Düne kadar bilmem hangi parti dendi. Aa! Ulan bir bakıyoruz. Adam başka yere geçmiş. Ulan bir günde başka yere geçmiş. Bizim Bayındır’dan da çıktı herhalde değil mi? Ne yapalım Bayındır’lığı şimdi atsak atılmaz, satsak satılmaz. Ulan dedim Bayındır’ı bak şimdi adamın dedim ya Bayındır bizim adımız böylekelleri adam dedim.
bir günde üç parti değiştiriyor adam. Neden döneklik olsun? Buna döneklik dersek dönekler üzülür. Bunlar fırıldak. dönekliğin de bir ağırlığı var ya bir şeysi var. dönek dediğimizde eyvallah ya dönek bu ya tamam. Ya bu dönem artık iş fırıldağı döndü. Toka gibi. Nerede duracağı belli değil. durduk aa baktık. Beş kazandı. O hale geldi Allah’ıma fazla eylesin. Benim eski öğretimde vardı o. Bize öyle öğrettiler biz orada kalmışız. Bu Türkeş’in sözüydü. Dahvadan döneni vurun ben dönersen beni de vurun.
Biz orada mıh gibi kalmışız. Biz orada kalmışız ama. Hoş ben şey değilim ne o bir partisel görüşüm yok benim. Ben açıkça söylüyorum. Bir partiye angeleliğim yok. Ama o söz böyle bizde kalmış ya. Ama bu tarihsel süreç içerisinde kalmış. Şimdi bir de bize diyorlar siz dönüyorsunuz ya. Ya biz sema ediyoruz. Ama bu tarihsel süreç içerisinde kalmış. Biz sema ediyoruz. Biz sema ediyoruz. Biz sema ederken Allah diyoruz. Biz dönmek olarak da bunu tabir etmiyoruz zaten. Biz bunu sema olarak tabir ediyoruz.
Birisi dedi İstanbul’da. Yahu şeyde o Meşhur Cadde’nin istiklalde bizim arkadaşlar orada sema ediyorlar. İlahi söylüyorlar. Ben de böyle seyirci gibi onları seyrediyorum. Kendi içimden de dua ediyorum. Ya Rabbi Kur’ân için, Sünnet için, Allah için burada bunu yapıyorlar. Sen yardım et falan. Birisi geldi yanıma. Ya ne güzel dedi fırıldak gibi dönüyorlar dedi. Döndüm konuşsam bir dert konuşmasam bir dert. Dedim ki hanımefendi bunlar fırıldak değil yalnız dedim. Siz dedim karıştırdınız. Bunlar fırıldak değil.
Böyle baktı. Bunlar sema ediyorlar. Allah’ı zikredin. Bunlar sema ediyorlar. Allah’ı zikrediyorlar. Ve ne yöne yönelirseniz yönelin. Allah’ın veci o yöndedir. Ayet-i kerimesinin tecelliyatı bunlar dedim. O yüzden her döndükleri perdede veçede Allah’ın cemalini arıyorlar dedim. Bunlar o dedim. Sizin fırıldaklar dedim. Dünyanın cemalini arıyor. Onlar dünyayı arıyorlar. Onlar ayrılıyor. Allah muhafaza eylesin. Bizim insanımız enteresan mezhep değiştirmez. Kılı kırk yarar mezhep değiştirmek için. Anlatırız anlatırız anlatırız.
Deriz ki bak Şafi’ye göre yaşaman çok zor. Şöyle yapman çok zor. Gel onun olsana hanefi olduğumuzdan dolayı değil. hanefenin şartları şehir yaşantısına daha uygun dur. Günümüze daha uygun dur. Mezhepsel olarak daha rahat edersin. İmam-ı Şafi’ye kötülemek değil derim ben. Adam mezhebini değiştirince dinini değiştirecekmiş gibi sanki algılar. Değiştirmez. Ama öyle fırıldaklar var. Anında değişiyorlar. Maşallah subhanallah. Bu perdede seviyor, öbür perdede nefret ediyor. Tekrar seviyor, tekrar nefret ediyor.
Tekrar seviyor, tekrar nefret ediyor. Bu kadar kısa zamanda bu kadar şeyi ne kadar yapabildi maşallah. Bunu yaşıyorlar. Ne şeytanı gör, ne salavat getir. Doğru bir deyim mi? Doğru değil. Biz şeytanı görürüz. O bizden korksun. Biz ondan ne korkacağız? Onu gördüğümüzde değil, her daim salat-ı selam getiririz. Şeytandan korkmayın. Bizim insanlarımıza şeytan korkusu vermişler. İki ayaklı şeytan korkusunu unutmuşuz biz. Asıl korkacağınız, ürteceğiniz şeytan korkusunu unutmuşuz. Yüzü insan, içi şeytan olanlardan korkun.
Onlar sureten insan, siireten iç olarak şeytan. Asıl onlardan korkun. Onlar ümmetin yolunu bozan, ümmetin istikametini bozanlar. Rabbim muhafaza eylesin. Hepinize teşekkür ediyorum. Bu Ramazan gününde sabırla beni dinlediniz. Ellerinize, ayaklarınızda sağlık. Buraya kadar geldiniz. Allah Ramazan’ınız mübarek eylesin. Şimdiden bayramınız mübarek haline. Nice Ramazan’da buluşuruz inşallah. Burada tatlı hoş sohbetler ederiz. Açıklıkla söyleyeyim. Dinlendim sohbetin sonunda. Allah sizden razı olsun.
Cenab-ı Hak hepinizi de sevsin ve sevindirsin. Ben mutlu oldum. Allah sizi mutlu etsin inşallah. Selamünaleyküm.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Ra’d Sûresì, 38-39. Âyet: “Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmadan bir âyet getiremez. Her şeyin vadesi kitapta kayıtlıdır. Allah hükümlerden dilediğini siler, dilediğini bırakır; Ümmülkitâb onun katındadır.”
Hadîs-i Şerîfler
- Amelde Nifak Hadîsi: “Münafığın alametleri üçtür: konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez, emanete hiyânet eder.” (Buhârî, İmân 24; Müslim, İmân 106)
- Ayıbı Örtme Hadîsi: “Kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da onun ayıbını örter.” (Müslim, Zikir 38; Ebû Dâvûd, Edeb 38)
- Sevîdigine Sövmeme Hadîsi: “Hiç kimsenin sevdiğine sövücü olmayınız.” (Buhârî, Edeb 44; Müslim, İmân 176)
- Kaza-Kader ve Dua Hadîsi: “Kaza ve kaderin önüne ancak dua durabilir; ömrü ancak iyilik yapmak arttırır.” (TirmiŞî, Daʻavât 98; İbn Mâce, Duʼa 10)
- Güzel Ahlak Hadîsi: “Ben ancak güzel ahlakas tamamlamak için gönderildim.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned; Mâlik, Muvaṭṭa)
Mesnevî Beyitleri (Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî)
- 290. beyt: “Onu mü’min diye çağırırlar, ruhu hoşlanır; münafık derlerse sertleşir, ateş kesilir.”
- “Harf kaptır, ondaki mânâ su gibidir.”
Sohbet videosu: https://www.youtube.com/watch?v=2tpet1bo8Ag