Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

60. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2018 Sohbeti: Ticaret Hukuku, Galip Nur, Dergah Edebi ve İtikaf

Bu sohbette Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde ele alınan konular: İslam ticaret hukukunda kâr haddi ve hile yasağı, Mesnevî dersi Galip Nur ve Rahman’ın iki parmağı arasındaki kalpler, nur türleri ve nefis merâtibi; dergah edebi ve şeyhe intisabın önemi, itikaf programı (70.000 tevhid, Hz. Peygamber’i görmek) ile rüya ve hallerin dervişlikteki yeri.




1. İslam Ticaret Hukuku: Kâr Haddi, Pazarlık ve Hile Yasağı

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır eylesin inşaallah. Cenab-ı Hak gündüzünüze hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşaallah. Selamun aleyküm. Eyvallah. Bir mal alırken yapacağımız pazarlığın ölçüsü nedir? Bir malın değerinin çok altını düşürmeye çalışmak doğru mudur? Hanefiler, İslam bu noktada malın değerleriyle alakalı herhangi bir şerh düşmemiş. Bu noktada malı ucuzlatan da pahalatan da bu manada hadîs-i şerîf var Allah’tır diye. Öyle olunca hanefiler herhangi bir mala en aşağı böyle satılması lazım, en yukarı böyle satılması lazım diye.

bugünkü dilde nahr koymak diyorlar ya veya eski dilde nahr koymak alt birim, üst birim belirlemek. İslam hukukunda bu yok. O yüzden İslam hukukunda kâr haddi de yok. bunu da bizim toplumumuz bu noktada eksik biliyor. bizde de yok kâr %8 olacakmış, yok kâr %10 olacakmış, yok kâr %20 olacakmış, yok kâr %200 olacakmış. Bu noktada hanefiye göre herhangi bir malda bir kâr sistemi, kâr yüzdesi yok. Nasıl zarar etmek var ise kâr etmek de var, iflas etmek var ise bu noktada iflas etmemek de var. Ticaret kendi içerisinde kendi doğrusunu bu manada kendisi taşıyor kendisiyle beraber.

Öyle olunca bir malın en aşağı satış miktarı, en yukarı satış miktarı belirleme hakkı hiç kimsenin değil. Satıcıya ait. Bir kimse bir mal üretir, ürettiği malı 500 liraya satar, bir kimse aynı malı üretir 100 liraya satar. Bu kandırmaya girmiyor. Kandırmak şu. Bu 300 gram, sen bunu 350 gram olarak hesap görürsen bu kandırmak. Bu ne plastik örneğin. Sen bunu ahşap diye satarsan bu kandırmak oluyor. Bu ne bu şu işlem yapıyor. Bu şu işlem yapıyor. Bunu da yapar deyip de farklı konuşursan bu kandırmak oluyor.

Bu İslam ticaretinde haram. hafif bir yağmur yağmıştı, hafif bir yağmur yağdıktan sonra Hz. Peygamber Salûlâ’l-ü Veselem Hazretleri Medine Pazarını teftişe çıktı tabiri caizse. Teftiş ederken baktı bir esnafın birisi buğdayları alt üst ediyor. Elini dalırdı buğdayın içerisine, altı yaş üstü kuru, aldatan bizden değildir dedi. ne yaptı? Malın kötüsünü yukarı çıkardı iyisini alta pardon iyisini üste çıkardı kötüsünü altta koydu, sakladı. Aldatan bizden değildir dedi. Ölçüde, tartıda ve esnafında bir şeyin özelliğinde.

bir yanlışlık yok ise mesela şimdi şey tahsin’i gördüm şimdi tahsin havlu yürütüyor. Havlunun içerisinde bu geneldir. O pamuk ipliği tutsun diye %2, %3, %4, %5 içine polyester koyarlar. Bu olmazsa olmaz. İplik çünkü hav yapar asla tezgahta gitmez. Bu tezgahta gitmesi için mecburi olan bir şeydir. Ama bu bunun içerisinde %5’ten fazla 6-7 bilmiyorum oranı ne kaç oranı? %5’i geçmez. Birisi %20 bunun içerisinde polyester koyarsa o zaman o kimse haksızlık yaptı. Bunu söylemesi lazım. Veyahut da şimdi insanlar bilmiyorlar mesela polyesterden havlu yapıyor millet.

Ondan sonra ama o müşteri onu tanımıyor. Müşteri tanımayınca onu ucuz diye alıyor onu. Onu da %100 pamuk diye satıyor veya komple pamuk diye satıyor. Bu kandırmaya giriyor. Bunlar İslam’da yasak yoksa bir kimse çay satıyor. Çay kaç para? 5 lira. 10 lira adamın çayı. Ya sen de neden 10 lira? Alma kardeşim. Git dolaş, gez, çarşı, pazar, pazarlık yap. Alma. Veya 5 lira. 3 liraya verir misin? Veya 2 liraya verir misin? Kızmayacaksın onu. Allah bereket etsin ağabey. 2 liraya satamam, uymadı. Bitti. 1 liraya verir misin?

Ben 1 liraya almaya çalışırım. Ticaret yapacağım, kar edeceğim. Bunlar şey değil, yanlış şeyler değil. İslam’da yasak olanlar belli. Ticarette aldatmak, kandırmak yasak. Ölçüde tartıda hile yapmak yasak. 1 kiloluk şeyi 900 gram ölçüp üzerine 1 kilo yazmak. Bu yasak. Bu yasak. 5 metrelik ürün var, bunun 4.80 geliyor, 4.70 geliyor. 4.70 bu. Neden 5 metre yazdın onu? Bu yasak. Veya hatta az önce dediğim gibi adam normal, standart %5’i en fazla pamuk, pamuğun içindeki polyester. İçine %20 polyester koymak.

Bu yasak. Bunlar caiz değil. Ha o malı görüyor mu o kimse? Görüyor. Oraya %100 pamuk yazmadığı müddetçe yine sıkıntı yok. Oraya %100 pamuk yazdın mı sıkıntı? Yazmadın, %100 pamuk yazmadın. Benim havlum bu kardeşim. Al bak. Ya bunun polyesteri ne kadar içinde? Bilmiyor musun polyesteri ne kadar içinde? Git ölç bak . Havlu bu. İşine geliyorsa al, işine gelmiyorsa alma. Bunda bir sıkıntı yok. Orada %100 pamuk yazınca sıkıntılı. Problem o. Allah bizi affetsin. Evet geçen haf


2. Mesnevi Dersi: Galip Nur, Rahman’ın İki Parmağı Arasındaki Kalpler

ta Meri, Galip Nur ve Meri’nin hışmına benzemez Galip Nur noksanda ve karanlıktan emindir. Burayı ders yapmıştık. Allah nurunun iki parmağı arasındadır. bu Galip Nur, bu noksanlıktan ve karanlıktan emin olan bu kimseler Allah’ın nurunun iki parmağı arasındadır. Bu büyük zatlar, bu pir seviyesindeki kimseler, genelde Cenab-ı Hak’ın her şeyi üzerinde tasarruf ettiği kimselerdir. Bunların üzerinde şu ayeti kerime tecelli eder. ne tarafa yönelirseniz yönelin Allah’ın vecih o taraftadır. Ayeti kerimesi var ya.

Bu ayeti kerime umuma aittir. Ama özellikle bu zatların üzerine kurulmuştur. Çünkü onlar bir hadîs-i şerîf var. Bunların kalbi Rahman’ın iki parmağının arasındadır. Allah onları dilerse doğru yola sevk eder. Dilerse şaşırtır der hadis-i şerifte. Onun şaşırmasında da hikmet vardır. Onun şaşırması kendi heva ve hevesinden değildir. Onun şaşırması da kendi hevasından değildir. Yalnız onların şaşırması ile avamın şaşırması aynı değildir. Avamın şaşırması günah-ı kebailerin içerisine girmektir. Bu hasül hasn şaşırması Cenab-ı Hak’ın hikmet perdelerinin içerisindeki cilvey Rabbaniyedir.

Buradaki şaşırmaktan doğru yolu görmemek, doğruyu görmemek olarak algılamayın. Bu avamın ve cahilin şaşırması gibi değildir. O yüzden bu o kaymayan, kararmayan, bozulmayan bu kimseler Rahman’ın iki parmağının arasındadır. O yüzden Hz. Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin de meşhurdur ya sonundaki duası. Der ya Ya Rabbi bizim kalplerimizi senin dinin üzerinde sabit kıl diye. Bu o Rahman’ın iki parmağının arasında olan bu kalplerin şaşırmasından korunmak, muhafaza etmek içindir bu dua.

Bu Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin kendisi için söylediği bir şey değildir. Bu tip zatlar ve ümmeti için söylenmiş bir sözdür. Onlar çünkü ne tarafa yönelirlersi yönelsinler Allah’ın veci o yöndedir. Onlar uyusalar da, onlar uyanık da olsalar, onlar yatsalar da, kalksalar da ne tarafa yönelirlersi yönelsinler onların üzerinde her daim bu manada nurani tecelliyatlar vardır. Ve onlar her daim bu nurani tecelliyatlara mazhar olan kimselerdir. Burada o nurani tecelliyatlarda bir anlık kesinti, nurani tecelliyatlarda hululuk bunların şaşırmasıdır.

Bunda da Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri’nin deyimiyle kader perdesi girer. kader ağını ördüyse o kimsenin gözü kör olur der Hazreti Pir. Bunun şaşırması o esnada mutlak kaderin tecelli etmesiyle alakalıdır ki bu bizim dediğimiz anladığımız manada şaşırma değildir. Yine Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetir tabi de bu iki eli arasındadır, iki parmağı arasındadır. Burada şeyde de ayet-i kerimelerde de vardır ya Allah’ın iki eli hatta Yahudiler derler ya Allah’ın eli sıkıdır diye.

Âyet-i Kerîme var bununla alakalı. Cenab-ı Hak da cevap verir ya Allah’ın iki eli de cimri değildir, cömerttir diye. Bu noktada selefiler bu aslında farklı yönlere de çevrilmesi lazım. Mesela selefi vahabiler Allah’ın böyle eli olduğunu iddia ederler. normal insanın eli gibi eli olduğunu, o üzerinde bunun yorum yapmazlar. Biz ise bu noktada insana benzetmeyiz Allah’ı. Allah’ın elinden kastı Allah’ın bizim anladığımız manada eli değildir. Ama Allah’ın iki eli dediğimizde Cenab-ı Hak’ın iki sıfatı tecelli etmiş olabilir.

Rahman ve Rahim ismi şerifinin tecelli etmesi gibi. Böyle olunca o zaman Allah’ın iki eli Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatlarının tecelliyatıdır. Sufilerin bir kısmı da bunu böyle anlarlar. O yüzden burada o zatların sağından sollarına dönmeleri veyahut bir şeye işaret etmeleri bu noktada Cenab-ı Hak’ın ferahset nurunun tecelliyatı olduğundan üzerlerindeki şey o nur tecelliyatı bir perdeden bir perdeye geçmek olarak algılanır. O nuru canlara hak saçtı. Bu sönmeyen, ayrılmayan, bitmeyen ve Cenab-ı Hak’ın ister kendi zatından sudur eden nuru olsun ister kendi zatından sudur eden nurun insanların üzerindeki tecelliyatı olsun.

Bu nuru saçan Cenab-ı Hak’tır. Bu nurun sahibi. Bu noktada tecelliyatı direkt Allah’a aittir. Madem bu nuru Cenab-ı Hak saçtı, istediğini aziz eder, istediğini zelil eder, istediğini bu nurla nurlandırır o zaman Cenab-ı Hak’ın bu kendi nurundan saçtığı nuru o kimseden ayıracak bir şey de yoktur. Allah madem ki o nuru o insanlara verdi, o insanlardan o nuru kaldıracak, o nuru alacak bir güç de yoktur. Cenab-ı Hak’ın bu ferahset nuruyla nurlanan bir kimsenin üzerinden bu ferahset nurunu alabilecek, bu ferahset nurunu örtecek, bu ferahset nurunu karartacak başka bir güç de yoktur.

O yüzden bu nur Cenab-ı Hak’ka aittir ve özel bir nurdur. Yerinde göğünde nuru Allah’tır. Bu nur ile, bu nurun tecelliyatı ile, bu Cenab-ı Hak’ın bu manada kullarına özel olarak verdiği nur aynı tecelliyatta değildir. ayet-i kerimi okursunuz ya Allah göklerinde ve yerinde nurudur der. Allah göklerinde yerinde nurudur. Bu çe’ye benzer. yakınlığın ilmel yakınlığı gibi. ilmel yakınlık, aynel yakınlık, kakkel yakınlık var ya bu nur da aynı şekilde. Allah yerinde göğünde nurudur, yerler gökler bütün her şey Cenab-ı Hak’ın nurunun içerisinde tecelli eder.

Nurunun içerisinde yüzer. Bütün bu kainat, bütün her şey, varlığa sudur etmiş olan her şey Cenab-ı Hak’ın nurunun içerisinde yüzer. Varlığı bir gemiye benzetin komple. Bu geminin yüzdüğü alan Cenab-ı Hak’ın nurudur. Bu geminin içerisinde dolaşan bütün her şey Allah’ın nurudur. Kainatta bütün her şeyde tecelli eden Allah’ın nurudur. Varlığın üzerinde tecelli eden bu nur ile Müslümanların, müminlerin kalplerine tecelli eden nur aynı renkte ve aynı tecelliyatta değildir. Şimdi hepsi de Allah’ın nurudur.

Ama Arş-ı Alâ’nın nurani tecelliyatı ile Lef-i Mahfuz’un nurani tecelliyatı aynı değildir. Veyahut da Müslümanların üzerinde tecelli eden iman nuru ile iman nuru herkes de aynı değildir. Feraset nuru herkes de aynı değildir. Nefis meraatiblerine göre bir kimsenin kalbine tecelli eden nuraniyetin rengi de farklıdır. Her nefis meraatibinin karşılığında kalpte ayrı bir nurani oluşum olur. Öyle söyleyeyim. Ve bu nurun rengi de farklıdır. Aslında nurun rengi yoktur. Nur renksizlikten gelmiş renksizdir.

Ama bu meselenin anlaşılabilmesi için, bu meselenin öğretilebilmesi için nur renge döner. Mesela Beytullah’a gittin. Beytullah kara bir taştır. Üzerinde karada bir öğürtü vardır. Kapkarıdır. Aslında o nefis meraatibleri olarak son renktir. Siyah. Siyah nur nefis meraatiblerinde son renktir. Kalpte tecelliden. Em’ar-ı levvâme mülhüme mutmeynne ra’de em’ar diye safiye. Safiyeye geldiğinde herkes beyaz nur göreceğini zanneder değil. Safiye’de kapkara nur olur. Siyah nurdur. Son tecelli. Ve Beytullah o yüzden siyah örtülü örtülüdür.

Beyaz da değildir. Şimdi kalpte nefis meraatibine göre kalpteki nurların da renkleri farklıdır. Bunu nakşibendiler kendilerine mal etmişler. Nakşibendiler kendilerine mal ederekten onların dersleri nurun rengine göre değişir. Beğaz nur görür, yeşil görür, sarı görür, pembe görür, mor görür. Onların da kendi içerisinde nur renkleri vardır. Şu anda birçok nakşibendiler bundan uzaktır bu bilgiden ama o kalbinde de onun o nurun tecelliyatı olur. Mesela Beytullah’a bakarken o kimse Beytullah’ı siyah görmez.

Sarı nurun içerisinde görür, yeşil nurun içerisinde görür, mor nurun içerisinde görür, beyaz nurun içerisinde görür. O kimsenin o esnadaki kalbi tecelliyatıdır o. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi sorardı. Ümre de Şeyh Efendi’nin yanında durmak tehlikeli madde. Sıkıntılı. Sıkıntılı. Herkes böyle birkaç metre öteye gider ancak cahiller gelir hamlar başına gelir onun. Bilmez başına ne geleceğini. Ona da sormaz zaten o. Ona hoş geldin hoş bulduk. O muhabbet güzel onunla. Öbür türlü sorar, döner kafasını.

Ne renk gördün Beytullah’ı. Cortlarsın. Kalırsın. Yok efendim normal renkte göre. Heee iyi. Yat yat uyu. Buraya uyumaya gelmiştiniz zaten. Sen ertesi gün git yanına otur da oturabiliyorsan. Bu lafı yut. Ondan sonra git başına otur ertesi gün oturabiliyorsan. Ara adamı bulasın. Veya gelir seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli. Şeyh Efendi der ertesi gün. Oğlum efendim biz burada arkadaşlarla iftar ediyoruz. Tabii orada iftar edeceksin. Nerede iftar edeceksin? Biz buradayız efendim. Tabii orada olacaksın.

Nerede olacaksın başka yerde? Sorecek çünkü sana. O elinde tesbih elini böyle koyar. Beytullah’ın karşısına geçer. Çat çat çat çat çat. Bir de söyler efendim müsaade edersiniz bir tavafa çıkalım. Ben derim. Mustafa Efendi çıkın ben de sizi buradan seyredeyim. Açık. Örtmüyor kendini. Siz tavaf edin ben de sizi buradan seyredeyim. Sen tavafta öyle bir şey yapacaksın ha. Şimdi millet şeyhinin çok seviyor. Öldü ya. Öldü ya. Şimdi çok seviyor herkes. Dirken yanında dursan. Şimdi o arkadaşımız yanımızda içimizde aklıma geldi.

Şimdi onu görünce aklıma geldi. Benle konuşurken elini arkasına bağlamış. O da görmüş. Nereden gördüysa gördü. Onun için görmek sıkıntılı mı? Bu kim dedi bana? Halbuki tanıyor. Çok iyi tanıyor. O da benim yanım. Filancanın oğlu efendim dedi. Seninle konuşurken ellerin niye öyle dedi? Arkasına bağlı yok ki o dedi. Gelmesin yanımıza dedi. Ben böyle çöktüm. Ben kendi işimi kendim hallederim dedi. O kadar sert. O da ben öyle görüyorum. Allah affetsin beni. Elimin altında büyümüş birisi. Ben uyarım kendisini efendim dedim.

Uyar sen dedi. Oh iyi dedim. Tamam bitti. Efendim genç daha şöyle böyle hizmeti var. Şöyledir böyle. Ben biliyorum tanıyorum huyunu. Silecek atacak. Seviyorsun seviyorsun. Âlâdır tamam hadi. Aman dedim. Ben kendi işimi kendim hallederim dedi. Ben hallederim efendim işinizi. Yok yok ben kendi işimi kendim hallederim dedi. o arkadaş da ayakkabısını poşete koyuyor. Bu başka ne olacak başka bir şey yok. Ben iki üç gün yanında gittim geldim. Tabiri cahisse bu bir şey olmasın diye tetikteyiz böyle. Yanında durmak sıkıntılıdır.

Sorar. Kabrin başına gidersin. La ilahe illallah la ilahe illallah. Vurur. Ne gördünler? Sen dur hadi yanında duracaksın. Böyle önde duracaksın böyle. Benim ayaklarım titrerdi. Yanındayım ya benim ayaklarım titrerdi. Bir an o yanımızdayken rabutanı kesemezsin. Yanında ya. Yanındayken dahi rabut edersin. Olmadık bir soru sorar sana. Olmadık bir şey der sana. O esnada Geylânâ Hazretleri gelir bir şey söyler. Duydun mu der sana? Niye efendim dediğinde gittin. Haa haberin yok . Ölünce seviyor herkes şimdi.

Allah rahmet eylesin. Dirisinde yanında kimse yoktu. Nereye duracak yanında mümkün değil. Kim ona çok yakın görünüyor? X kimse. Kaldırın telefonu. Selamun aleyküm aleyküm selam. Ben neredeyim? Arada bunları anlatıyorum. Hiç kimse


3. Dergah Edebi: Şeyhe İntisap, Otobüsten İnmemek ve Nefse Dur Demek

kendisini derviş oldum diye düşünmesin. Anlatmamın sebebi bu. Herkes dersini alsın. Otursun oturduğu yerde. Öyle oldum havasına, uçuyorum havasına düşmesin. Herkes dursun. Hiç fark edemezsin. Oğlum buralarda bir kabir mi var acaba sorar sana. Sen taş toprak görürsün orada bir şey görmezsin. Onu göreceksin yanında dolaşıyorsan. Evet efendim şurada bir şehit var. Hay maşallah. Hadi gidelim okuyalım üstünü. Haa öyle yok. O yüzden bu nur özeldir. Tecelliyatı da özeldir. Bunun kalpteki tecelliyatı da özeldir.

Bu müminlerin üzerinde, sufilerin üzerindeki tecelliyatı da özeldir. O kimsenin nefis meraatibine göre o nur renkleridir onda. Nefis meraatibine göre kalbinde o nur olur. Ve kalbinde ilmi ledünden haber veren, maneviyattan haber veren o nurdur. Konuşur. Bu önce şeyhinin dilinden şeyhinin sesinden konuşur o kimsenin kalbinde. Bu burada Rahman’ın iki parmağının arasındadır. İsterse şaşırtır dedi. O esnada şeyhinden konuşuyor ya her yer karanlık oldu. Konuşma kesildi. Onun şaşırması odur. Onun kalbi haber vermiyor.

Onun şaşırması odur. Avamın şaşırması günah-i kebair’e girmesidir. Oysa onun şaşırması kalbinin ona haber vermeyi işidir. Kalbi onun haber verecek. Kalbi haber vermiyorsa yürü yolun daha çok senin. Diline sahip çık, gözüne sahip çık, kulağına sahip çık, her şeyine sahip çık. Eşinle ona göre, eşine ona göre davran, çoluğuna çocuğuna ona göre davran. Ağzının vavuna dikkat et, gözlerine dikkat et, eline ağzına dikkat et, kazancına dikkat et. Etrafa olan ilişkilerine dikkat et, etrafla olan muameleatine dikkat et.

Yolun var daha senin. Güzel ahlakla kendini bezendir. Güzel ahlakla. İyi ahlakla kendini güçlendir. Allah’ın zikriyle hemhal ol. Allah’ın zikrinden asla kendini geri çevirme. Zikir halakasını terk etme. Nerede olursan ol. Zikir halakasını terk etme. Nerede olursan ol. Hangi halde olursan ol. Günlük girdiğini terk etme. Mahallendeki, ilçendeki, ilindeki dersini terk etme. Nerede olursan ol. Edebli ol. Büyünü, küçüğünü bil. Senden önce darviş olan bir kimseyi senden kıymetli bil. Senden bir gün önce nefsine dur demiş o.

Senden bir gün önce kendi nefsine dur demiş. Edebini takın. Derviş kardeşlerinle iyi geçin. Onlara zulmetme. Onlara haksızlık yapma. Onlara yanlışlık yapma. Derviş abilerinle iyi geçin. Bunlar nereden biliyormuş demez. Senden iki gün önce gelmiş nefsini diz çöktürmüş oturmuş o şeyhin dizinin dibine. Senden on yıl önce gelmiş. Senden yirmi yıl önce gelmiş. Senden otuz yıl önce gelmiş. Sen daha annenin karnında yokken o dervişlik yapmış. Otur oturduğun yere. Sen daha hiçbir çile çekmemişsin. Hiçbir zorluk görmemişsin.

Onlar yolun zorluğunu çilesini çekmişler. Sıkıntısını çekmişler. Otur oturduğun yere. Edebini bil. Bu iş manevi tokat nereden geleceğini bilmez insan. Sen alay edersin birisiyle. Tokadı yersin farkında olmazsın. Baybay eder el sallarsın. Benim meşhur şeyimdir bu. Vardı ya arabaların arkasında el sallamak. Çok söylerdim değil mi? Umut Rehman’ın. Eskiler bilir benim bu sohbetimi. Arabaların arkasında var ya güle güle diye araba gidiyor o devamlı el sallıyor. Dergahı arabaya benzet. Otobüse benzet.

Otobüsten indin otobüse arkadan bakarsın bir tane el orada güle güle der sana. Sen orada kalırsın. Kalırsın orada. Herkes toparlarım diye düşünür. Asla toparlayamaz. Otobüsten inen toparlayamaz. Ben toparlayanını görmedim daha. İnmemeye bak sen. Hatta ben önceden benzetirdim. Bu şeye hacca gittiğinizde veya Hindistan’da, Pakistan’da, Bangladeş’te görürsünüz ya. Millet otobüstlere trenlere sallana sallana tutunur. Sallana sallana gider ya. Kapısına penceresine üstüne. Otobüs değil sanki böyle arabayı oğul çıkarmış da oğul sarılır ya her şey öyle.

Böyle bu iş. Tutunacaksın sen oraya. Tutunmazsan gittin parçan bulunmaz senin. Bana söylerlerdi ben anlamazdım bunu. Yeni derviş olduğum zamanlar. İlk gidenleri görünce o zaman anladım ben. Ha dedim böyle oluyor demek. Adam beş vakit namaz kılıyor. böyle dinini, diyanetini dikkat ediyor. Adam dergattan ayrılıyor. Adam namazı bırakıyor, dini, diyaneti bırakıyor. Her şeyi bırakıyor adam. Ulan bir bakıyorsun. Dün bu adam bizden beraber zikrullah yapıyordu bir yıl önce, iki yıl önce, üç yıl önce. Bu adam ne olmuş diyorsun kendi kendine.

Dağıtmış adam kendine. Oysa o şöyle diyor. Ben iyi bir dergaha gideceğim. İyi bir şeyhe bağlanacağım. Ben daha iyi bir dergaha bağlanacağım. O mükemmel bir filancalara gideceğim. Oğlum ne gitmedin? Git. Ben teşvik ederim. Herkes zanneder ki neden böyle bir insan dergahattan ayrılıyor başka bir dergaha gidecek. Teşvik edilir mi? Ya ben teşvik ediyorum. Git bir yerden ders al oraya bağlan. Kaybetme, kaybolma, yok olma. Ortalıkta perperişan olacaksın. O yüzden diyorum git bir yere bağlan. Boşta durma.

En kötü şey hiç şeyhten iyidir. Bir insanın kötü de olsa bir şeyhi olsun. Ben de meşhur felsefedir bu. Neden? Ya lafını dinleyeceğin birisi olsun senin. Sana otur dedin de oturacaksın. Sen niye oturacaksın? Senin şeyhin. Senin şeyhin. Gel dedin de geleceksin. Git dedin de gideceksin. Otur dedin de oturacaksın. Bir şeyhe intisap etmek kadar nefse zor gelen bir şey yoktur çünkü. Bakın nefse en ağır gelen şey budur. Bir şeyhe intisap etmektir. Nefse en ağır gelen şey o şeyhte intisaplı olarak durmaktır.

Nefse en ağır, en zor gelen şey budur. Bir üstada intisap etmektir. Nefse en ağır gelen şey budur. Nefis oradan yol bulur, buradan yol bulur, oradan sana çelme takar, buradan çelme takar, oradan heva heves yaptırır, oradan şeytan yaptırır. Yaptırır da yaptırır. Hepsini yaşadım. Büyüklenmek için söylemiyorum. Hepsini yaşadım. Ben derim ya üstad en fazla düşen insandır derim ben. Sebep nereden düşüleceğini nereden öğrenecek o? En yaralı vücudunda yara izi olmayan kimse kim? Üstad. Sebep her yerden vurulmuş, her yerden yaralanmıştır o.

Tecrübe sahibi. O yüzden nereden bir çağın geleceğini, nereden güldenin geleceğini, kimin nerede nasıl satacağını, kimin nerede ne yapacağını en iyi o biliyor. En iyi o biliyor. Herkes zanneder ki üstad hiçbir şey yaşamadı. En fazla şey o yaşamıştır. En fazla o satılmıştır, en fazla o hançerlenmiştir, en fazla o ağlamıştır, en fazla o hicran çekmiştir, en fazla o acı çekmiştir, en fazla o her şeyin fazlasını yaşamıştır o. Sebep? Tecrübe başka türlü olmaz ki. Başka türlü olmaz. Sen dağları devirmişsin, üstadım demişsin, gelmişsin önüne oturuyorsun.

Ben bilmiyorum bu biliyor diyorsun. Hakan ne mezunusun? Zıraat mühendisi. Yusuf? İnşaat mühendisi. Öğretmen sen? Acil yardım ve afet yönetmeni. Hepsi de süt dökmüş, ne o kedi gibi mi derler? Öyle şey süt dökmüş bülbül gibi oturuyorlar. Kafaları basmıyor mu? Sufilik böyle bir şeydir ama. Bak üniversite okuyanlar ellerinizi kaldırın. Kaldır, kaldır, kaldır, kaldır, kaldır, ürkme, korkma. Bak derganın eğitim seviyesini indirin, teşekkür ederim. Derganın eğitim seviyesi. Yüzde 50’den fazlası üniversite mezunu.

Bilmiyorum adam. Onun için nefsine dur demesi daha da zor. Bana soruyorlar ne mezunusunuz? Ortakul mezunuyum değil mi? Tevazu gösteriyorsun. Hayır ortakul mezunuyum değil mi? Yok tevazu gösteriyorsun. Gidiyor başkasına soruyor. Ne mezunu? Öbürküne soruyor. Valla biz lise biliyoruz diyorlar. Değil ben lise mezunu değilim. Şimdi o nefis o kimse çökertcek onu. Gidecek oturacak oraya. Kolay mı o? Değil. Oturması yetmiyor. Devam edecek. Kolay mı o? Değil. Hele bizde çalkantının bol olduğu, sıkıntının bol olduğu, koşuşturmanın bol olduğu yerde daha da zor.

Nefse en ağır gelen şey. Kolay değildir. O zaman o kalpteki o nur öyle oluşacak ama. Orada oluşacak. Böyle ve orada oluşacak. Başka bir türlü değil. Ve o nur o kimsenin feraset nuru olacak. O yüzden iki parmağının arasında, Rahmanın iki parmağının arasında. Onun şaşırması şimdi o hadis-i şerife bakaraktan derler ya Allah şaşırtmasın diye. Sufinin şaşırması ile avamın şaşırması aynı değildir. Avam şaşırır gider günahı kebair ister. Sufinin şaşırması o kimsenin kalbine haber gelmemesi. Kalbindeki nurun ona haber vermemesi, konuşmamasıdır.

Bu şaşırmadır. Ama bu nur ne yapar? Hak saçar. Zümer Söğresi ayet 22 Allah’ın gönlünü İslam’a açtığı ve Rabbinden bir nur üzeri olan kimse, kalbi katılaşmış olan kimse gibi midir? Kalplere Allah’ın zikrine karşı katılaşanların vay haline onlar apaçık bir sapıklık içindedirler. Şimdi o kimse o nura ulaşması için kalbinde zikrullahın olması lazım. Eğer o zikrullah olmazsa kalbi katılaşır o kimsenin. Adam günlük virdini çekmezse kalbi katılaşır. Derslere gitmez salakayı zikrullaha oturmazsa kalbi katılaşır.

Bu üstadımın sözüydü. Ben üstadımın ağzından söyleyeyim bunu. Eğer bir kimse şeyhinin sohbetine gitmezse kalbi katılaşır ve kararır. Allah rahmet eylesin Şeyh Efendi öyle derdi. Oğlum ayda bir en az insan şeyhinin sohbetine katılacak zikrullarına katılacak derdi. En az ayda bir. Biz çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’ne 15 günde bir giderdik oğlum diyordu. O zaman için tabi daha sıkıntılı daha problemli daha zor. O zaman o kimse eğer Allah’ın zikrine karşı kalbi katılaştıysa vay haline onun.

Zikrullahı sevmesi, zikrullaha müştak olması, zikrullahı istemesi, zikrullaha koşması lazım. Kimsenin ki onun kalbinde zikrullah’tan bir nur olursun. Ve ona eski sufiler zikri veled eder, zikriden bir çocuk olursun. Ölü iken hidayetle diriltip kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse. Karanlıklar içinde kalıp ondan çıkmayan kimse gibi midir? kafirlere yaptıkları böyle süslü gösterildi. O zaman o kimse senin kalbin ölüyken senin kalbin karanlıkların içerisinde dolaşırken bu zikrullahın neticesinde Cenab-ı Hak senin kalbine bir nur verdi.

Bak neydi? Zümer süresi ayet 22 diyordu ki kalbi zikrullaha karşı katılaşan. Ondan sonra diyordu ki onların insanların arasında yürüyecek, yaşayacak bir nur verdiğimiz kimse. Karanlıkta kalmışlar gibi olur mu? Olmaz. O zaman o nur seni insanların içerisinde doğruyu, iyiyi, güzeli gösteren, sana hakikati gösteren bir nurdu. Sen sakın onu ne yap? Kaybetme. Sakın ha. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak bizi kendi nurunun üzerinde her daim devam eden kullarından eylesin. Cenab-ı Hak gönlümüzden, kalbimizden nurunu çekip çıkardıklarından, söküp aldıklarından eylemesin inşallah.

Cenab-ı Hak her daim kendisini zikreden, kendisine şükreden, hamd eden, kendisinin yolunda koşan kullarından eylesin. Haklarınızı helal edin. Önümüzdeki hafta pazar günü mübarek Kadir gecesi inşallah. Öyle inanıyoruz. Ama son 10 günde arayınız demiş. Son 10 günde aramak lazım. Tabi bugün pazardan pazara 8 gün oluyor. ondan sonra da 10 gün oluyor. Bu akşam mı girm


4. İtikaf Programı: 70.000 Tevhid ve Hz. Peygamber’i Görmek

eler lazım 10 gün İtikaf’a girenler? Baktınız mı hiç? Bir bayram gününden geriye doğru 10 gün sayın. Herhalde bu akşam 10 günlüğüne girecek olanlar bu akşam girecekler İtikaf’a. Pazartesi akşam mı? Pazartesi akşam görülecekmiş. Sen gireceksin zaten değil mi? İnşallah. Her beldede, her şehirlerdeki dinliyorlar şimdi kardeşlerden, arkadaşlardan birer kişi İtikaf sünnetini yerine getirmeye gayret etsinler. Pazartesi gece akşam namazında mı girecek? Akşam namazında. Tabi bayram sabahı çıkacaklar. Allah izin verirse ilk günler ilk 3 gün 70.000 tevhid bir de derslerini çekecekler.

İtikaf’a girenler. Günlük dersini çekecek bir de 70.000 tevhid çekecek. Tekrar bunu söylüyorum. Bizim dergamızda dergah, adabınca İtikaf’a giren kardeşler günlük virklerini çekecekler bir de 70.000 tevhid çekecekler. Mümkün olduğunca dünya kelamı konuşmamaya gayret edecekler. Az yiyecekler, az uyuyacaklar. Yağlı, ağır gıdarlardan, hayvansal gıdarlardan uzak durmaya gayret edecekler. Yasaklamıyorum. Uzak durmaya gayret etsinler. Az yemeye gayret etsinler. Günlük 70.000 tevhid çekecekler dersleriyle beraber.

Üç gün içerisinde, peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ni görürlerse, saçını, sakalını, yüzünü, cübbesini, sesini işitirlerse veya peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri geliyor diye nidasını işitirlerse, Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ile alakalı bir rüya görürlerse, bir hali görürlerse, böyle bir yakasa hali görürlerse bu kardeşler 4. gün, bunun altını çiziyorum tekrar, 4. gün Salatu Selam getirecekler. 10.000 tane. 5. gün yine derslerini çekecekler, 100.000 lafseyi celal, ya Allah çekecekler, peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ni görürlerse.

Anladınız mı? Görmedi. Görmeyen kimse 4. gün 100.000 lafseyi celal çekecek dersiyle beraber. 4. gün onun dersi ya Allah olacak 100.000 tane. Görmeyenin dersini tarif ediyorum şimdi. 3 gün 70’şer bin tevhid, 4. gün 100.000 lafseyi celal, 5. gün tevhid, 6. gün lafseyi celal, 7. gün tevhid, 8. gün lafseyi celal, 9. gün tevhid, 10. gün lafseyi celal itikafını bitirecek. Gördü. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ni gördü, sarını gördü, cüpesini gördü, saçını gördü, sakalını gördü, gözünü gördü, elini gördü.

burada dediler bir çadırın içerisine girdi ama göremedi ışıktan. haydi götürüyoruz seni dediler. O nereye götürüldüğünü bilmiyor. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri oradaymış. Haydi seni çıkarıyoruz dediler. O kimseyi aldılar. Böyle gibi böyle hemen miraç yaptı demesin semaları çıkarmaya başladılar. Nereye? Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne gidiyormuş. Gibi Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin ismi geçerse, kalbe böyle bir ilham gelirse, çekiyor. La lahil Allah, la lahil Allah, la lahil Allah, la lahil Allah, la lahil Allah, la lahil Allah, la lahil Allah, bir velvele koptu birden.

Geliyor dediler herkes ayağa kalktı. Sen de ayağa kalkmışsın farkında değilsin. Bu kadar. Bir baktın ayaktasın. Allah Allah. Aha ne oldu böyle oldu. O Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ile alakalı bir şey görmek. Birden şakka da görürse o kimse meczup olur. Bizim istediğimiz derviş diploması o değildir. Alıştırsınlar inşallah. Öyle gitsin kardeşlerimiz. Alışa alışa gitsinler ki böyle faydalı derviş olsunlar. Bizim bütün derviş kardeşlerimiz meczuptur. O ayrı bir şeydir. Meczup olmayan bize derviş olamaz.

Bu ayrıdır. Çok akıllı insana sevmeyiz biz. Ama bir de böyle meczuptur ağır olan var. O hiç düşünemez. Onun ben çok şey yapmıyorum. Haz etmiyorum. Faydalı olsun inşallah. Öyle olunca alıştırırlar. birinci gün geliyor derler mesela. Heyecan yapar. Sakın geliyor deyip de göreceğim diye uğraşmayın. Dersinize devam edin. La la hay la la la la la la la la la. Üç gün 70’er bin tevhid. Bundan geri dönüşü yok. İtikafa girecek olanlar bu konuda kendini disipline edecekler. Dergah adabınca itikafa girenler bu derslere riayet edecekler.

Üç gün içerisinde gördü, böyle bir tecelli, böyle bir hal yaşadı. O kimse dördüncü gün aslında istirahat gibidir. 10 bin salavat-ı şerife. Ama gaflete düşmeyin. 10 bin salavat-ı şerife erken biter aslında. 10 bin salavat-ı şerife çektikten sonra kendi kendinize bir önceki günün, bir sonraki günün dersine başlayın. Neye? 100 bin lafse-i celal. Başta dersi akşam namazından akşam namazına bitiriyordun ama daha erken bitirdi. Daha erken de başlayabilirsin ertesi gün dersine. Böylece bir yorgunluk gelir, bir tembellik gelir, bir sıkıntı gelirse itikaf müddetince derslerini bir tamam yetiştirmiş olursun.

Gördü, dördüncü gün salat-ı selam getirdi. 5. gün o lafse-i celal ile başladı. 100 bin lafse-i celal. Ondan sonra 6. gün tevhid sonra lafse-i celal. Sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine veya başka şeyler ne görürse görsün. Dersi değişmiyor artık onun. Lafse-i celal ondan sonra tevhid, lafse-i celal tevhid. Öylece itikafı son bulacak. Allah rahmet eylesin. Şeyh efendi derdi ki ya


5. Rüyalar, Haller ve Dervişlik Ölçüsü

zan yazsın gördüğü halleri derdi. Bizim kardeşlerden yazanlar olurdu. Ondan sonra. Kimisi de yazar. Bu noktada bir sıkıntı olmaz. Millet yazmaya kalkınca da tabi sayfalar dolusu içeride roman yazar gibi yazması lazım. Bunlar sufilikte var olan şeyler. Bunları kimisi kendileri görmediğinden susuyorlar, yokmuş gibi gösteriyorlar veya saklıyormuş gibi gösteriyorlar. Yok halbuki. Bizde böyle bir hal yok demiyorlar da bunlar konuşulmaz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazreti rüya anlatmadı mı?

Anlattı. Sahabenin rüyalarını anlatmadı mı? Anlattılar. Ne demek konuşulmazmış? Bizde anlatılması şu yüzden diyoruz ki kardeşler rüya gördüklerinde böyle kendilerinin hata bir şey olmuş gibi bu kanıya bu sanıya varıyorlar. O yüzden diyoruz ki anlatmamaya çalışın. Yoksa bizde anlatılmaz, bizde yasak diye bir kaydı yok. Ders niteliğinde, müjdeci niteliğinde anlatılır bu tip şeyler. Ya kardeş böyle söylüyorsun ama biz rüyamızda böyle böyle gördük. Sahih rüya bununla neden amel edilmesin deyip anlatabilirler arkadaşlar.

Birbirlerine de anlatırlar. Ama bu dediğim adab Erkan’ın içerisinde. Yoksa Yusuf sen benim kim olduğunu biliyor musun? Yok. Ben böyle böyle görüyorum her gece. Sen nasıl bana böyle davranıyorsun? Bu değil. Böyle olunca olmadı. Yok. Bu böyle bir ölçü niteliğinde. Bir böyle dervişlik ölçüsü. Kardeş bu işin bir de mana tarafı var. Hamdolsun. Bu dergahda bunlar yaşanır, görülür. Bunların da olması lazımdır. Manasında bir kimse bunları anlatabilir ama uçmadan uçurmalı. Efendim? Yüzer çeksinler, yetiştirsinler.

Normal dersler neyse onları çeksinler, yetiştirsinler dersler. Sen gene beşris çek Ahmet’im. Var mı itikafla alakalı bir anlaşılmıyor mesele? Yok. Geceniz hayır olsun. Selamun aleyküm.


Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • Nûr Sûresì, 35. Âyet: “Allah, göklerin ve yerin nurudur.” — Sohbette geçen “Yerinde göğünde nuru Allah’tır” ifadesinin temelä alındığı âyet.
  • Zümer Sûresì, 22. Âyet: “Allah’ın gönlünü İslâm’a açtığı ve Rabbinden bir nur üzeri olan kimse, kalbi katılaşmış olan kimse gibi midir? Allah’ın zikriyle kalpleri katılaşanların vay haline; işte onlar apâçık bir saphık içindedir.”
  • Mâide Sûresì, 64. Âyet (Dolaylı Atıf): Yahudilerin “Allah’ın eli sıkıdır” sözü ve Allah’ın “Allah’ın her iki eli de açıktır” cevabı.

Hadîs-i Şerîfler

  • Aldatma Hadîsi: “Kim bizi aldatmışsa bizden değildir.” Hz. Peygamber’in Medine Pazarını teftişi sırasında bir esnafcının yaş malı gizlemesi üzerine söylendi. (Müslim, İmân 164; İbn Mâce, Ticaret 36)
  • Kalpler Hadîsi: “Kalpler, Rahman’ın iki parmakları arasındadır; O dilerse doğru yola sevk eder, dilerse saptırır.” (Müslim, Kader 17; TirmiŞî, Daʻavât 89 — Ebû Hüreyre rivayeti)
  • Kaplı Dua Hadîsi: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in “Yâ Rabbi, kalplerimizi senin dininin üzerine sâbit kıl” duası. (TirmiŞî, Daʻavât 89; İbn Mâce, Duʼa 2)

Mesnevî Beyiti (Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî)

  • “Kader ağını ördüyse, o kimsenin gözü kör olur.” — Sohbette atıfta bulunulan, büyük velilerin kısa süreli “kalplerinin haber vermemesi” halini açıklarken kullanılan Mesnevî pasajı.

Sohbet videosu: https://www.youtube.com/watch?v=QRhD_PNbqtQ