Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurulan bu 45. sohbet-i şerîfinde; cemaatin sorularını kapsamlı biçimde yanıtladıktan sonra dersin ana gövdesini Hakikat-i Muhammediyye üzerine inşa etmiştir. Açılış bölümünde temizlik takıntısının (vesvese) dinî çerçevesini, zikirden soğuyan kalbin nasıl yeniden ısınacağını ve Mevlânâ vakfına gitme meselesini ele almış; senet dersi ve derviş hilekârlığıyla ilgili ibretlik bir kişisel tecrübesini aktarmıştır. Ana sohbet bölümünde ‘Lewlake’ (levlâke levlâke lemâ halaktü’l-eflâk) hadis-i kudsisini tasavvuf geleneğindeki yorumuyla sunmuş; ‘hub’dan hub’a düşmek’ — sevgiden sevgiye geçmek — ifadesiyle aşkın duraksamaması gerektiğini göstermiştir. Cemâl’in bir an tecellisinin kâinâtı dolduracak kadar büyük olduğunu anlatan Efendi hazretleri, Hakikat-i Muhammediyye’nin tasavvuf tarihindeki izini Tüsterî’den başlatmış; İmam Rabbânî, Muhyiddîn İbn Arabî ve Hz. Mevlânâ’nın bu meselede aynı noktada buluştuğunu ortaya koymuştur. Dört mezhep imamının da — İmam-ı Âzam, Şâfiî, Hanbel ve Mâlik — Hakikat-i Muhammediyye’yi tasdik ettiklerini beyan etmiş; Hz. Âdem’in yaratılışını, Esmâ’l-Hüsnâ’nın ona öğretilmesini ve makam ile peygamberlik farkını açıklamıştır. İnsanın fesatçılığının coğrafi dengeleri bile bozduğunu vurgulayan Efendi hazretleri; sohbeti ‘lâ ilâhe illallah’tan vazgeçmeyeceğim’ diyen Hz. Peygamber’in kıssası ve O’nun ayak izini takip eden sufilerin felsefesiyle noktalamış, Allah’ın istediğine istediğini verdiğini ve bunda cimrilik aramanın anlamsız olduğunu beyan etmiştir.
Açılış Soru-Cevap: Temizlik Takıntısı, Zikirden Soğuma, Mevlânâ Vakfı ve Derviş-Senet Hikayesi
Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Allah hayırınıza, yılanıza, ömrünüze hayırlı eylesin inşallah. Benim temizlik ile ilgili takıntılarım var. Bu konuda kendimi durduramıyorum. Temizlenmiş bir odayı tekrar temizliyorum. Bu durumdan dolayı rahatsızım. Bana ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? Bu tip takıntılıklar başka bir problem vardır. O problemi aşamayan insanlar o problemi unutmak için kendilerini başka yerlere verirler. Kadınlar temizliğe verir. Yok işte çocuklarının üzerindeki bir titizliğe verir. Eşlerinin üzerine verir bütün ağırlıklarını. Problemin durumuna göre mesela eşiyle bir problemi varsa aşamıyorsa kendisi, kadın çocuklarının üzerine kendisini adapte eder, çocuklarla ilgilenir. Eğer normalde çocuğuyla problem yaşıyorsa başka bir tarafa verir kendini. Bu yapmış o başında asıl başka bir problem vardır. O problemden dolayı onu aşamayınca kendisini bir tarafa verir. Bu psikolojik bir takıntı. Yani o esnada onu unutmak için yaptığı bir şey, sonra da kendisinde psikolojik bir sıkıntı, bir problem olarak kalıyor.
Asıl problemin ana kaynağına inmek lazım. Benim başıma bir olay geldi. Vakıfım birinde görevliydim. Vakfım kurucusu maaş olarak gelirlerden, gelinlerden mi? Gelirlerden al, işi bırak dedi. Ben de işi bıraktım. Sonra dediği gibi maaş olarak, aydı bin TL aldım. Sonra borçlar yayıldı, ödeyemediler. Benden şirket kurup yönetmemi ve bu tarz ihale işlerine girmemi istediler. Ben de ayrılmak istedim. Sonra bana maaş olarak verdikleri ve birçok iftirayla bana senet imzaladılar. Geri istediler, beni borçlandırdılar. Ödüyorum daha da ödemem gereken para var. Bunlar bir tarikattı hocam. Ben artık Allah için yapmıyor da kendim için her şeyi yapmışım gibi geliyor. Birçok hususta inancı yitirdim. Eskiden zikir denince koşardım, şimdi zorla geliyorum ve birçok şeyden soğudum. Ve sahte geliyor. Ne olur dua edin ve bir tavsiye verin. Bir tek Hazreti Mevlânâ’ya karşı içimde sevgi kaldı.
Önerileriniz nedir? Gideceğim vakfı mahkemeye vereceksin. Hangi vakıfsa? Polise şikayet edeceksin. Biz bu tip hukuki meselelerin müracaat yeri değiliz. bir kimse gitmiş, bir yerde çalışmış. Çalıştıysa emeğini oradan karşıdan isteyecek. Sen bırak işini gücünü gel burada çalış diyorlarsa, bir maaş veriyorlarsa, sigortasını yaptıracak, çalışacak orada. Şimdi insanlar ilk önce bir meseleyi duygusal bakıyorlar. O duygusal bakışını devam ettiremiyor. Şimdi bu arkadaş üzüntülü, ben onun üzerine daha fazla gitmek istemiyorum. gelsin birisi bana bir senete imza attırsın bakalım benim borcum yokken. Bana senete imza attırdılar. Sen pasif, mahcurlu, kısıtlı hakkını savunamayacak kadar cesaretli bir adam değilsin. Ben inancımı yitirdim, sen önce kendin hata yapmışsın. Burası ne? Burası kültür merkezi. Sana birisi gel burada çalış derse çalışma kardeşim bedavadan. Bitti. Kendinden sen bir iş yapıyorsun, bizi ilgilendirmez. Şimdi o akşam lokma dökünen arkadaşlar var kendiliklerinden.
Biz onlara gelin lokma dökün demedik. Kendinden yapıyor. Eyvallah. Yapmayacak, geçer yaparım ben kendim. Yüksünmem. Bakın geçer yaparım, yüksünmem. Kendinden bir şey yapıyor, yarın öbür gün ben orada ne hizmet ettim. Sana gel yap diyen oldu mu? Ama burada yap demişler, gel burada çalış. Ne kadar maaşım benim? Bin lira al. Ver kardeşim bin lira ama benim. Vermiyorsan gidiyor. Vakıfmış bana ne? Bin liraya çalışılmaz, ben çalışmam. Bana dese ki bir kimse maaşın iki lira çalışmam, beş lira çalışmam, yirmi lira çalışmam. Ben derim ki Allah bana dışarıda daha iyisini verir. Çalışıyormuş, Allah yoluna çıkasın. Bakın birisi size bir yere işe çağırdıysa onun ücretini verecek. Bu dergahmış, bu tekkeymiş, bu abiymiş, bu babaymış, bu ablaymış, bu teyzemiş, bu yengeymiş, geç kardeşim. Benim bu işim var, gelir çalışır mısın? Evet kardeşim.
Ne parası vereceksin bana? Şu kadar. Al maaşını, al bu maaşı çalışmam. Çalışma o zaman. Bu işin hukuku bu. Senin bana borcun var, ispat et kardeşim. Yok kardeşim öyle bir şey. Çek getir, senet getir, sepet getir, bir şey getir. Getir. Şahit getir. Bana iftira atarlar o yüzden ben de imzaladım. İftira atsın ya, iftira atan olacak. Ne yapmaya imzaladın? Bir şeyin hukukunu icra edecek insan. Cenab-ı Hak Ayet-i Kerim’de anlaşmalarınızı yazınız diyor. Yaz kardeşim, borcun var mı? Al senet sana. Ben ödemek için borç yapıyorum, mal aldım, bir şey aldım. Ben ödeyeceksem al sana senet. Ödemeyeceksem, ben sana senet vermiyorum. O zaman ödemeyeceksin de sen onu. Ben mal alırım, ben senet vermiyorum. Al mı kardeşim o zaman? Mal alıyorsan senetini vereceksin, çekini vereceksin. Parasını vereceksin, bir şey vereceksin. İşin hukuku.
Ya bu dergahta ağabeyimizmiş, isterse şeyhim olsun benim. Ticaret mi yapayım? Evet der kardeşim benim çekimi. Bitti. Bu kadar. Elinde olsun. Ben gelir bir mal istersem sizden, vadeli alın benden, senet alın bir şey. İmzalat kardeşim. Adamın havada uçtuğunu görsem imzalatırım. Adamın denizin üzerinde yürüdüğünü görsem imzalatırım. Bu vakfın başkanıymış, beni hiç ilgilendirmez. Ticaret mi yapayım? Evet, imzalat kardeşim. Ticaret yapmıyorum, arkadaşımız benim. Canımı yesin, sıkıntı değil. Paramı da yesin, canımı da yesin, malımı da yesin, hiç problem değil. Neden? Ticaret değil çünkü o. Bir iş yapmış adam, sana bir hizmette bulunmuş. Ticaret yapmış. Ben Ali’yi çağırmışım, Ali gel buranın döşemesini yap. Ali döşemesini yapmış, alacak, işi biter bitmez. Hizmetini yapmış adamın, döşemesini yapmış. Varsa orada bir yanlışlık, Ali burada yanlışlık olmuş. Burayı düzelt. Ya ben o derviş şimdi, ben orayı düzelt demezsem olmaz.
Ne demek olmaz? O da işini dip düzgün yapsın, titiz yapsın, düzelt derim. Ali olmamış, sök kardeşim onu, söksün. İşini düzgün yapsın, derviş deyip de o da sallamasın, disiplinli yapsın. Bilmiyorsa yapmasın. Ticaret. Ya bu dervişmiş, tekrar bak bunu söyleyen Mustafa Özbağ, bu dervişmiş. Hiç önemli değil kardeşim. Biz nice dervişleri gördük. Tecrübe bu. Tecrübe. Benim Fehime borcum var mı, var. Senedim var mı, var. Bak Fehim bak burada. Fehim gel abicim, al paranı, getir benim senedim. Yok abicim. Bitti. Tecrübe bakın bu. Sebep? Ben almadığım senedi bir daha ödedim çünkü. Hem de derviş diyen adamı ödedim. Tecrübe bakın bu. Adam ödediğim halde bir de borcu var daha bana dedi. Ben de diyen adama git söyle dedim senedi getirsin. Gitmiş ona demiş senedi getirecekmiş, ödeyecekmiş bir daha. senet yoktu buktu buktu demiş.
O zaman sen gerçekten böyle böyle çocuğsun demiş ona. Ben ona öyle söyle demedim. O da demiş sana demiş o söyletiyor bu lafı demiş. Hani bu adam derviş falan da değildi, tanıyordu beni. Ödeyeyim bu şeyi ödüyor musun? Al senedin oradan. Ya işte ne o? Hacı babanın kasasında ya ne olacak ki? Aramızda problem mi var sonra getiririm. O Hacı babanın kasasından çıkmıyor o senin bir türlü. Hukuk uygula kardeşim. İster dervişmiş, ister şeyhmiş, ister kim olursa olsun uygula. Ticaretin hukukunu uygula. Al, al, al. Ticaretin hukukunu uygula. Ailenin hukukunu uygula. Dergahın hukukunu uygula. Sufilin hukukunu uygula, uygula. Kesmen gerekiyormuş kes. Biçmen gerekiyormuş biç. Hukuku uygula. Bakın hukuku uygulayın. Ticaret, ticaretin hukuku var, uygula. Otur, bugünkü çek, senet, sepet yasasını oku. Ticari hukukta İslam’ı hukuk geçerli değil. Türkiye’nin hiçbir yerinde resmi hukuk olarak İslam’ı hukuk geçerli değil.
Sen hukuki meselelerde İslam’ı hukuk noktasından düşünme. Hata yaparsın. Mevcut düzende, mevcut sistemde yaşadığını bil. Aile hukuku, devletin korumuş olduğu bir hukuk var. Sen dinen şöyle de, dinen böyle de mahkemenin huzuruna çıktığında dinen öyleydi böyleydi mahkeme dinlemiyor. Mevcut evindeki yasası neyse onu uyguluyor. Bi çek aldın, çekin yasası belli. Bi senet aldın, senetin yasası belli. Borcun var, borcun hukuku belli. Alacan var, alacaklar hukuku belli. Bankayla iş yapıyorsun, bankaların hukuku belli. Doğal gaz bağlatıyon, adam kaç sayfa imzalatıyosun, hukuku var. Elektrik abonesi oluyon, kaç sayfa imzalatıyosun, hukuku var. Oku. İstiyorsan elektrik abonesi olma. Oku. Zaten herkes okusa doğal gaz, elektrik, su aboneliklerini okusa kimse abone olmaz. Bakın kimse abone olmaz. Pazarlık şansın var mı? Yok. Elektrin fiyatı belli, o fiyattan almak zorundasın. Su, pazarlık şansın var mı? Yok, almak zorundasın.
Telefon, pazarlık şansın yok, almak zorundasın. Almak zorunda olduğunuz pazarlık şansınızın olmadı. Hayatınız o kadar çevreli ki. Hayatınız çepet çevre. Şimdi herkes bağırıyor, doğal gaza şu kadar zam oldu. Ha kestir hadi. Gidin kapatın hadi. Kapatamazsın. Neden? Kömür yakman yasak. Kapatamazsın. Neden? Udun da yakamazsın. O da yasak. Kapatmaya kalksan hanımın boşanırdı. Kapatmaya kalksan hanımın boşanır zaten. Ben doğal gaz kullanmayacağım, kapatıyorum diyeceksin. Hatun bakacak, kırdı bu kafayı diyecek. Tamam bunun belliydi zaten. Bu dervişlik, mervişlik diyordu, sufilik filan diyordu. Bunların gittiği bir yer var, bunlar normal değil. Diceği laf bu. Elektriği kapatabilir misin? Hayır fiyatı belli, alıyorsun. Bir sürü de imza atıyorsun onlara. Bir sürü imza atıyorsun. Özgür değilsin. Ama hukuku var. Türkiye’de evlenmenin hukuku var. Bir kimse mevcut yasalara göre boşanmaya kalktığında bir erkek, bir kadın bilhassa erkekler başlarına neler geleceğini bilse yemin ediyorum evlenmez adamlar.
Evlense dahi boşanmaya kalkmaz. Adam boşanmaya kalksa bir ömür boyu kadına nafaka ödeyecek. Geldi kadın 10 gün seninle evli kaldı, evli kaldı, bir polüm yaptı evde, sen de defol git lan dedim, defol git lan dedim, bitti işin. Ömür boyuna nafaka ödeyeceksin. Yasa bu. 10 gün evli kal, 100 yıl nafaka öde. 10 gün evli kal, 100 yıl nafaka öde. Bitti. Hele bir çocuk varsa yandı ketenelva. Sadece altıdı değil, üstü, yanı, sağın, solu her tarafı yandı. Kötü niyetli bir kadın olmuş olsa adamın ocağına incir ağacı diker. En fazla ne yapacak? Adamın hali vakti yerinde tamam diyecek ya, kaç para istiyorsun sen aylık 1 lira, 1 lira da çocuk için 2 lira, bitti. 3 lira iste Allah yolunu açık etsin, 5 lira iste Allah yolunu açık etsin der ancak öyle kurtulur.
O yüzden yaşadığınız ülkenin bütün kanunlarını, bütün nizam namelerini yaptığınız işle alakalı öğrenceniz. Öğrenceniz, öyle yaşayacaksınız. Öyle yaşayacaksınız. Yoksa eğer bunları öğrenmezseniz, böyle yaşamazsanız çok zarar edersiniz. Bakın çok zarar edersiniz. Allah bizi affetsin. O yüzden bu arkadaş da şimdi gitmiş vakfın birinde çalıştım. Allah için mi çalıştın? Yok, ne için çalıştın? E işte oradan maaş alacaksın. Oturup maaşını alaydın. Resmi olarak sigortanı da yaptıraydın. Yaptırmamışsın, kabahat senin. Allah iyiyesin inşallah. Eşim doğum yapacak, loğusalık dönemi hakkında bilgi verir misiniz? Bu dönemde erkeğe düşen görevler nedir? Şimdi bunu bugünkü gündeme göre mi konuşayım, eskiye göre mi konuşayım? Bugün günümüze göre konuşursam erken görev bitmez. Sağlı, soldu yanaşın kapının ağzını boşalt. Sağlı, soldu yanaşın kapının ağzını boşaltın. Şimdi bu zamanda evlenen gençler eşlerine dikkat edecekler. Loğusa dönemi yanlarında şarkı türkü bile söylemeyecekler habersiz.
Öksürmeyecek bile. Öksürecek diyecek ki hanım öksürebilirim bak dikkat et ha. Neden? Aman psikolojisi bozulmasın. Südü müdü kesilir. Ne lazım? Bugün öyle loğusa dönemi gezmeye gidiyorum diyecek götürecek aman bir rüzgar eser pırpır eder hasta olur. Loğusa dönemi. Ha bizim Seyit Taş’ın dönemine göre farklı. Allah rahmet eylesin. Bugünün kadınlarında iş yok kurban olayım. Neden lan? Ben ona soruyorum. Neden? Anam rahmetli doğurup koyun sağmaya gidiyormuş. Lan oğlum böyle söyleme. Böyle kadın kalmadı şimdi. O yüzden naylon kadınlar şimdi. Oğlum kadınlara da böyle söyleme. Valla naylon billah naylon hepsi de. Anam benim rahmetli doğururdu. Gider koyun sağardı. Demek ki onun loğusa dönemi yok. Esintiden böyle etkilenme yok. Laftan küften etkilenme böyle bir şey yok. Şimdikinlerim var. Erkeğe ne görev düşüyor? Ne görev düşmüyor ki? Çamaşırı yıka bulaşı yıka çocuğa bak.
Bak mesela yukarıda bebek ağlıyor. Babası yakınsa gönder babasına sustursun. Çocuk bile sustu bak ben böyle deyince. Loğusa dönemi adam çocuk sallanacaksa sallayacak. Sabaha kadar çocuğu ayağında sallayacak. Anamın üzülmesin. Sabah olunca işe gidecek, çalışacak, çabalacak hepsini bitirecek. Akşam olduğunda gelecek. Akşam olduğunda işine yine devam edecek. Akşamki iş ne? Çocuk. Duyuyor musun damat? Bu lafın böyle bedavayı oraya buraya değil. Sana yani. Neden sen yazılacaksın zannedilmezsin? Sıkıntı mı duyacaksın yoksa? Allah iyilsin inşallah. Bu dönemde üç harflilere karışma, eşin yanında yatmamak gibi durumlar olur mu? Oha bu iş iyice abartılmış artık ya. Bu iş iyice çileden çıkmış ya. Tamam. Ne o yanımda yatma? O yüzden üç harfliler bulaşabilir bana. Adam da diyecek ben beş harfliyim. Onlar üç harfliyse ben beş harfliyim diyecek. Adı ne mesela diyelim ki üç harfli isim Ali değil mi?
Hemen elave edecek ismine. Ben Ali Nur’um altı harfliyim diyecek. Allah Allah nidalarıyla yürüyecek. Bu ne ya? Bir de adamlardan ayrılacak kadınlar. Kendinize gelin. Diğer alemlerde de tarikata mürşide tabi olma var mı? Siz bu alemi bitirin. Diğerine sıra gelir inşallah. Öldükten sonra nefsimiz bizimle birlikte oluyor mu veya görevini tamamlamış mı oluyor? Ne yapacaksın? Nefsini gömcen mi bir yere? Avangalist tarikatı, Siyonist, Hristiyanlar bunlar kimdir? Bu ara gündemde. Allah yardımcınız olsun. Geçen gün paylaşımlarınızda okudum. Arap şükrüdeki Yahudinin yaptırdığı çeşme. Müslümana buradan su içmek haram, Hristiyan’a Yahudi’ye helal. Rahip Brunson tutuklandı. Hristiyan alemi ayaklandı. Müslümanlar ölüyor, tutuklanıyor, ümmet sessiz. Biz bu uykudan uyanabilecek miyiz demişiz. İnşallah uyanırız. Nasıl Brunson’u tutukladılar bak değil mi? Ayağa kalktı ortalık. Beklenen mi geldi mi? Şunlara da bakayım öyleyse şey yapayım. Burada birisinin adına bir şey okunması için gelmiş.
Biz bu tip şeyleri buradan yapmıyoruz hakkınızı helal edin. Hz. Ayşe, validemizin süt amcası bulunan Eflah ziyarete gelmişti. Hz. Ayşe onu içeri kabul etmedi. Kendi kendine ben süt emmiş isem, onun yengesinden emdim. Süt annesinin kayınbidare ile ne alakam olabilir diye düşünmüştü. Durumu Efendimiz açtı. Resulü Ekrem, o senin süt amcanındır. Onun ziyaretini kabul edebilirsin buyurdu. Biz süt amca diye bir hüküm yok olarak biliyorduk. Buradaki süt amcalık hukuku nedir, kimlerdir? Buna nikah düşüyor yalnız yine. Haberiniz olsun. Süt amcaya nikah düşer. Aynı Mehmet’en, Emel’lere sadece nikah düşmez. Soru sahibi, aynı sistemde mi gideceğiz? Farklı farklı konular mı, aynı konu mu? Bir konu mu? Kaç sayfa? 21 sayfa diyor en son. Bu bir günlük mesele değil o zaman. Yazılacak, çizilecek şeyler var mı? Gardınızı alın ona göre, dikkatinizi toplayın. Bu yine kolay bir şey değildir.
Kaç ay da tamamladın? İki ayda hazırlanmış bir soru. Aslında her şey hadiste yeni eflatunculuk ve gnostik unsurlar. İgnaz golzihar, öyle mi? 15. Uluslararası Orientalistler Kongresi’nde Kopenang, İslam bölümündeki bir tebliğden okumamla başladı. Şöyle bir cimle. Muhammediye sorunu nereye gider? Geçen gün Instagram’da Hak Lewlake dedi
Lewlake (Levlâke) Hadis-i Şerîfi, Hub’dan Hub’a Sevgi ve Cemâl’in Tecellisi
sana ismi Nur Efendim. Tasavvuf vakfı. Okuyunca soruyu soralım dedim. Lewlake sen olmasaydın. İki taraf var. Bugün zor olacak çünkü taraflar. Bugün zor olacak çünkü taraflar, öyle mi? El-Ajlini, Afifi, Ali El-Kari, El-Bakli, El-Buhari, Bursavi, Cili, Deylemi, Golzihar, İbni Hacer, İbni Haldun, İbni Hambel, İbni Hibban, İbni Maca, El-Kuşeri, Maksignon, Nicholson, Tusteri, Muhittin İbni Arabi, Mevlânâ, Mugure Teymiye ve diğerleri. Burada amacım doğruyu bulmak. Bunun içinde bazen yanlışları da bilmek gerekir. Bu yazıdaki her şey alıntıdır. Bu sebeple doğruluklarını bilmem ve ispatlamam mümkün değil. Başlayalım. Şu benim divane gönlüm, yine hübdan, hüba düştü. Mahcemalin şulesine çalkalanıp göle düştü. Kiminin meskeni külhan, kimi derş, kimi sultan, kimi öz yerine mihman bana yardan cüda düştü. Kimi yar ile gezer, kimi canından bezer, kimi atlas libas giyer, şükür bana aba düştü. Kul Yusuf’um der bu demler, gözümden akıttın nemler, benim çektiğim bu sitemler bana yardan reva düştü.
Kul Yusuf. Buraya dalalım mı biraz ya? Buradaki böyle okuyup da geçemeyeceğim ben şimdi. Sufilik gönül işidir. Sufilik tecelliyete rağm olma, önüne geleni yaşama işidir. Sufilik akılla bir şeyi projelendirip öyle yaşamak değildir. Sufilin bir felsefesini yazanlar, felsefesini çizenler vardır. Bir de yaşayanlar vardır. Felsefesini yazanlar çizenler yaşayanlara bakaraktan yaşayanların söylediklerinden onu yazıp çizerler. Oysa yaşayan oturup belki de yazıp çizemez. Çünkü bir anı anlamak, bir anı yaşamak, bir rüyayı, bir hali olan hadiseyi gözünün önünde tecelli eden, harikulade hal veya harikulade olmayan halleri yaşamak farklı bir şeydir. Aslında sufilik başlı başına bu noktada hayatı yaşamaktır. Ve hayatı yaşarken onu tanımak, onu bilmek, onu sevmektir. Sufilik. O yüzden asıl sufiliği bu noktada yaşamak, aşık olmak, mücadele etmek, aşıklığının mücadelesini vermek olarak tanımlamak gerekir. Çok tanımlaması olur da bugünkü dile düşen bu oldu.
Şu benim divane gönlüm yine hubdan hub’a düştü. Hub sevmek demek. Şu benim divane gönlüm hubdan hub’a düştü. yine sevgiden sevgiye geçti. Düşmek olarak nitelendiriyor. Yani sevmek aşıklıktan sevgiye düşülür. Sevmekten tekrar aşıklığa çıkmak için uğraşılır. Sufi hiçbir zaman sevgi perdesinden aşağı düşmez. Sufinin yaşadığı alan sevgi perdesidir. Sevmektir. Yaşadığı alan. Onun öyle anları vardır ki, öyle anları vardır ki o esnada o aşıklık perdesine geçer. Aşıklık perdesine geçtiği anda onun bütün halet-i ruh üyesi değişir. O esnada onun bakışı değişir, duyuşu değişir, sezişi değişir, hali değişir. O esnada aşıklık dairesinde aşıklık perdesine bir kural koymak, bir kanun koymak mümkün değildir. Hubdan hub’a düştü, aşıklıktan sevgiye düştü. Kırmızılıktan şedid bir şekilde alev gibi olmaktan pembeliğe düştü. Hubdan hub’a düştü, ondan aşağı değil. Şu benim divane gönlüm yine hubdan hub’a düştü. aşıklıktan sevgiye düştü.
Mah Cemal’in şulesine çalkalanıp göle düştü. Göle düştü. Onun Cemal’inin bir tecelliyatına, Cemal’inin şulesi dediği bir ışığı, Cemal’inin bir yere aksetmesi, Cemal’inin bir yerde tecelli etmesi, Cemal’inin bir yere, Cemal’inin bir anı, Cemal’inden gelme bir nur, Cemal’inden gelme bir perde, Cemal’inden gelme bir an bir yere düştü. Bu ne? Mah Cemal’in şulesine, bir Cemal’e yani bir Cemal, Mah Cemal’in şulesine. İster bunu bir Cemal olarak görün, Cemal’den Cemal’e düştü, isterse kendi Cemal’ine düştü, isterse başka bir perdede, başka bir perdede Cemal’in bir tecelliyatını seyretti. Çalkalanıp göle düştü. O esnada o Cemalullah, o Cemal’den gelen esinti de ne oldu? Göle düştü. Göl diye nitelendirdiğinde Sufi’nin gönlü, kendisini göl olarak nitelendirmiş. benim gönlüme düştü manasında. Kiminin meskeni külhan? Külhan ne? Hamamda ateşçi. Kiminin meskeni külhan? Kimdi meskeni külhan olan? İbrahim Ethem Hazretlerinin fırınının karşısındaki külhancı.
Ne diyordu külhancı? Ya Rabbi, bu camiyi yaptıran İbrahim Ethem denilen zatmış. Onu görmeden benim canımı alma ya Rabbi. Kiminin meskeni külhan. İbrahim Ethem yıllar sonra Belşehirine gelir. Kendi yaptırdığı camide gecelemek ister. Yassı namazını kılar, yassı namazından sonra orada dururken imam gelir, kalk şuradan der. Der ki ben burada sabahlasam olmaz mı? Ona der ki bu cami kimin bilir misin? Kimin? Burası der İbrahim Ethem yaptırdı. Bunlar halıları ipekten, halıları güzel nadide tarihi eser. Buradaki levhalar her şey kıymetli. Çık dışarı der. Bu çıkmak istemez biraz böyle ısrar eder. Ben İbrahim Ethem’im de diyemez. Diyemezsin ben İbrahim Ethem’im diye. Diğer nefsine uymuştur. İmam ne yapar? İhtiyar yaşlı adam savutturur gider. Savrulunca o da yuvarlana yuvarlana karşılığında hamam var. Önceden cami inşaatı olmazdan önce onun karşısına hamam yapılırdı. Birinci yapılan şey hamamdır.
Neden? Orada çalışanlar yıkanacak, temizlenecek, kusur abdesti alacak. Her gün kusur abdestiyle caminin taşlarını koyacaklar. Böyle dikkatliler. Cami demek bir kültür demektir her şeyden önce. Cami demek medeniyet demektir. Bir caminin etrafında kütüphane olması gerekir. Medreseler olması gerekir. Medreseler olması gerekir. Orada şehrin en büyük kütüphanesinin olması gerekir. Şehrin en büyük kütüphanesinin olması gerekir. Camiler dedikodu mekanizmasının yeri değildir. Camilerde çay ocağı olmaz, kahvehane olmaz. Caminin altı market üstü cami olmaz. Yok böyle bir medeniyet. Bu İslam medeniyeti değil. Camiler ticarethane değildir. Caminin yanı başında bir dükkan. Aman kiraya verelim de caminin masrafı çıksın. Yok böyle bizim medeniyetimizde. Caminin etrafı sadece bir medeniyet, bir kültür yeridir. Medresesi olur, fakir fukaranın yemek yiyeceği bir yer olur. Ondan sonra orada kütüphanesi olur, hamamı olur, tuvaleti olur. Caminin tuvaletinde para mı olur? Caminin tuvaleti para mı olur?
Caminin tuvaletinde, tekkenin tuvaletinde para olmaz. Olmaz. Biz yaptık oldu. Hilkat garibesi camiler var. Bir de onun derneği var. Bir de dernekte kavga dövüş. Bir de kavga dövüş. O ona kiraya vermeye çalışıyor. Onlar kirayı nasıl hübleteceğiz diye uğraşıyor. Peşkeş çekiyorlar bir yerlere. Ne? Cami. Allah muhafaza eylesin. o İbrahim Ethem, külhancının kapısının önüne kadar gelir, alır külhancı içeri. İbrahim Ethem bakar, evliya da mizat, ehli. Başlar konuşmaya. Külhancı der ki bütün dualarım kabul oldu bugüne kadar. Çoluğu çocuğu evlendirdik, şöyle oldu böyle oldu. Allah’a ne dua ettiysem Cenab-ı Hak verdi. Bir duam kaldı der. O da der sorar. Ne? Bu camiyi, bu hamamı yaptıran mübarek bir zat varmış İbrahim Ethem. Büyük veli diyorlar. Eee? Yarabbi onun yüzünü görmeden benim canımı alma diye dua ettim. O duamın tecellisini bekliyorum der.
İbrahim Ethem kalkar ayağa. Sen ne mübarek insanmışsın. Gel bir sarılayım sana der. Gelir sarılır tam böyle yüzüne bakar. Allah’a bakar, İbrahim Ethem benim der. Allah der ölür. Kiminin meskeni külhan. Kimisi külhandadır. Sen onu bir şeye benzetemezsin. Halk içerisinde muteber bir iş yapmıyormuş gibi görürsün. Muteber iş değildir ya külhancılık. Basit insanların yapacağı iştir. Külhancılık. Ne iş yapıyor? Eee? Hamamda külhan. Kız bile vermezler. Kimi derviş, kimi sultan. Kimisi derviş olmuş, kimisi sultan. Bir yerde padişah olmuş, bürokrat olmuş, bir şey olmuş, büyük adam olmuş. Kimi öz yarine mihmaaam. Kimisi de o yare, o sevgiliye hizmetkar olmuş, mihmaaam. Bana yardan cüda düştü. Herkes böyle bir güzellikler olmuş. Bende diyor cüda bana yardan cüda düştü. Bende yardan ayrı kaldım. Kimi derviş oldu, kimi sultan oldu, kimisi veli oldu. Külhan dedi o.
Ben de yardan ayrı düştüm diyor. Yardan bana da ayrı kalmak düştü. Kimi yar ile gezer, kimi canından bezer, kimi atlas libas giyer. Şükür bana aba düştü. Kimi şatahat yapar, yar ile gezdiğini söyler. Kimi gerçekten yar ile geziyordur. Kimisi imtihanların altında canından bezmiştir. Imtandan imtana, imtandan imtana, canından bezmiştir. Kimisine de öyle olmuştur ki atlas libas giyer. Hayatı hayattır. Şükür bana da aba düştü. Abakaba kumaş. Önceden dervişler giyerlermiş. Bir zaman keçeden yapılırmış. Keçeden. Sufiler keçeden kıyafet giyerlermiş. Tek kıyafet keçeden. Aba dedikleri o. Cübbe değil. Tek kıyafet keçeden. Kaşındırır, rahatsız eder, uyutmaz. Özelliği o. Yünden yapılma. İnce keçeden. Aba dedikleri o. Aba dedikleri palto değil, cübbe değil. Aba dediği o. Bana da diyor şükür. Aba düştü. Sufilerin giydiği o kaba saf yünden yapılmış bir elbise düştü. şükür buna bu beni rahatsız etmiyor.
Ben buna şükrediyor. Benim vücudumu örtüyor. Her ne kadar kaşındırıyor, her ne kadar beni rahatsız ediyor, beni uyutmuyorsa şükür bana da diyor. Aba düştü. Kul Yusuf’um der bu demler. Gözümden akıttığın nemler. Benim çektiğim bu sitemler bana yardan reva düştü. Benim başıma gelen her ne geldiyse sıkıntı, dert, her ne düştüyse hepsi de bana yardan reva düştü. Yani bunlar da bana yar benim için uygun görmüş, bana layık görmüş onlar da bana düştü diyor. Eyvallah. Tasavvuf felsefesinin tartışmalı konularından biri de hakikati Muhammediye meselesidir. Ge
Hakikat-i Muhammediyye’nin Tasavvuf Tarihindeki Kaynağı: Tüsterî’den İbn Arabî’ye
nellikle Abdullah et Tusteri ile başladığı söylenir. Hakim Tirmizi ile devam etmiş, Arabi ile zirve yapmıştır. Söz konusu görüşü de Mevlânâ Celalettin Rumide destekler. Evet bu Normande hakikati Muhammediye ile alakalı mesele bu ilk Sufilere kadar dayanır. Bunun Normande Tusteri’den başladığı söylense de Tusteri’den öncesine kadar gider bu. Yazılı yazılarda belki de işte Tusteri, Kindi ondan sonra hemen hemen Kindi’den başladığı söylenir. İlk yazılı Sufi yazıtları, belgeleri Kindi ile başlar bu manada. Ama Kindi’den öncesi vardır bunun. Normande ilk sahabeden hemen sonra başlayan şimdi ismi gelmedi aklıma. Ondan itibaren başlar. Normande bunu hakikati Muhammediye meselesini bunlar genel olarak tabiri caizse teknikleştirmeye çalışmışlardır. Ama bu Ashabı Resulullahın zamanına kadar gider. Hadis-i Şeriflere kadar gider bu. Bu mesele evet bir kısım bu işin müteşabih ve Sufi hayat ve düşüncesinden uzak olanlar bunu biraz reddederler.
Ama bunu ta Ashaba kadar gider. Hadislerde var söz konusu olunca inşallah onları da aklımıza gelirse anlatmaya çalışırız. Görüşüm Mevlânâ Celalettin Rumide destekler. Bu normalde genel olarak Sufilerin cehri zikir erbabının büyük bir çoğunluğu bu hakikati Muhammediye meselesinin içerisindedir. Bütün cehri erbab. Bu tabi burada sadece Hazreti Mevlânâ ile Arabi ile kalmaz bu iş. Bu işin ortasında Gazali vardır. Gazali de bu meselenin içindedir. Abdülkadir Geylân, Ahmet el-Rufay, Ahmet el-Bedevi bunlardır hakikati Muhammediye meselesinin içerisindedir. Büyük mutasavvufların, Sufilerin, Pirlerin hepsi de hakikati Muhammediye meselesinin içindedir. Buna şeyde dahildir. Nakşibendilerden ikinci Pir dedikleri İmam Rabbani de bunun içindedir. Hatta İmam Rabbani bu Arabi’nin vahdedi vücudunun değil vahdedi şuud meselesinde de ayrıca hakikati Muhammediye’yi ayrı işler, ayrı söyler. O da bunun içindedir. O yüzden bu çerçeve geniş bir çerçevedir. Hakikati Muhammediye tezini savunan geniş bir çerçevedir.
Bu İslam’ın İslami dairedeki kimselerin içerisinde çok azı bunu içinde değildir. Kimlerdir desek aklımıza gelmez. Sonradan eskiler olarak söylüyorum bunu. Sonradan bunu Ali Şeriatiler çıkar, Mevdudiler çıkar, şunlar bunlar çıkar, bunlar da zaten sonradan çıkma şeylerdir. Bunların asıl temel maksadı Hadislere ve Sufilere karşı duruşlarındandır. Senin hoşuna gitmeyecek tabii bu soruyu hazırlayan için söylüyorum. Evet mesela Hakikati Muhammediye duruşunu son 200 yılın Sufi ve Hadis inkarcıları, Sufi ve Hadis inkarcıları kabul etmezler. Bunlar Amerikan standıdır, İngiliz standıdır, bunlar normalde Avrupa standıdır. Bunlar İslam dünyasının Sufilikle bağını koparmaya çalışan düşüncedir. Hadislerle bağını koparmaya çalışan düşüncedir. Bunların arkasında İslam dünyasını köleleştirme, İslam dünyasını iyice yok etme, İslam dünyasını batının ekserine çekme düşüncesi vardır. Çünkü İslam dünyasında Sufi hareketler olduğu müddetçe, dikkat edin Sufi hareketler olduğu müddetçe Batı bundan rahatsız olacaktır. Her yeri idare edebilirler.
Bir cemaati idare etmeniz kolaydır, bir cemaati sevk ve idare etmeniz kolaydır. Bir parti sevk ve idare edersiniz, bir cemaati sevk ve idare edersiniz. Bir Sufi mekanizmayı, gerçek bir Sufi mekanizmayı idare edemezsiniz. Bazen şatı hatvari gibi gelir size. Ben derim ki kim şehlik yapacaksa gelsin bu cemaata şehlik yapsın derim. Bakın bu şatı hatvari bir söz gibi gelebilir size. Ben niçin böyle konuşurum biliyor musunuz? Ben bu arkadaşların, bu arkadaşların Kur’ân ve Sünnet’i iyi bildiklerine, kendilerine yetecek kadar iyi bildiklerine, tasavvufu da kendilerine, Sufili’yi de kendilerine yetecek kadar iyi bildiklerine inanırım. Ben burada bireysel değil bütün arkadaşları etkileyecek bir hata yapsam, arkadaşlar bundan uymaz ve beni uyarırlar. Ben bunu çok iyi biliyorum. Evet. Bundan benim rahatsız olmayacağımı da bütün arkadaşlar bilirler. O yüzden ben derim ki kim şehlik yapacaksa gelsin burada yapsın yapabilecekse.
Ben Şeyh Efendi Hazretleri vefat ettikten sonra çok şeyhim diyenin elinden tuttum gel dedim yap, ben sana tabi olacağım dedim. Çok şatı hatvari olacak, Türkiye’de bu cemaata şehlik yapacak bir şey yok. Evet. Sebep bu kardeşler 30 yıldan beri Kur’ân ve Sünnet’i ve Sufili’yi iyi biliyorlar. Bu gibi topluluklar bizim gibi böyle bir topluluklar az olabilirler. Zaten çok olurlarsa sıkıntı vardır. Neden az olurlar? Çünkü orada incelenir, sık dokunur. Orada bir disiplin vardır. Orada işleyiş Kur’ân ve Sünnet üzerine gelir. Herkesin nefsi onu kaldırmaz. O yüzden az olurlar ama meselenin kalbi hükmündedirler. Meselenin kalbi hükmünde olduğundan bütün herkes etkilenir onlardan. Batıl ve batıcıların işine gelmez. Neden? Yönlendiremez yönetemez. Bakın yönlendiremez ve yönetemez. Buraya bir NATO’dan bir adam gelip bizim içimizde bizi yönlendiremez. CIA’den bir adam gelip bizim içimize girip bizi yönlendiremez.
Mossad’dan birisi gelip bizim içimize girip bizi yönlendiremez. İngiltere’den birisi gelip bizim içimize girip bizi yönlendiremez. Yönlendirme kapılarının hepsi de bu arkadaşlarda kapalıdır. Bir, biz belediyelerin kapısında para alacağız, maaş alacağız, ihale alacağız diye beklemeyiz. İki, biz devletin kapısında beklemeyiz. Bizden arkadaşlara iş alacağız, şuraya memur yapacaksın, buraya amir yapacaksın, şunu yapacaksın, bunu yapacaksın diye beklemeyiz. Üç, bize hiç kimse dışarıdan paradır, pudur, şudur, budur veremez. Kabul etmeyiz. Dört, bize birisi dışarıdan şu yardımı edeceğiz dese dur kardeşim, biz istemiyoruz deriz. Bize gelecek olan yönlendirme kapılarının hepsi de kapalıdır. Bir, bizi sevmezler sevmezler, bizi istemezler istemezler. Sebep, biz Kur’ân ve Sünnet’ten taviz vermeyiz, sufilik dairesinden taviz vermeyiz. Ben şeyhimin mezarının başında şunu söyledim, arkadaşlar şeyhimin bana vasiyeti var, istihare yapacaksınız, rüyanızda kimi görüyorsanız ona gidip bağlanacaksınız. Bana şeyhimin vasiyetiydi bu.
Vasiyet ediyorum tekrar bakın, ölüm herkes için hak. Ben öldüğümde herkes istihare yapıp istiharesinde gördüğü kimseye gidip intisap edecek. Bu ne demek biliyor musunuz? Bütün yönlendirme ve yönetmelere karşı bir duruş bu. Ben arkamda şirket bırakmayacağım, okul bırakmayacağım, radyo bırakmayacağım, dergi bırakmayacağım, gazete bırakmayacağım, arkamda yurt bırakmayacağım, paralı, akçeli işler bırakmayacağım arkamda. Bunların yönetilmesi için birisine ihtiyacınız olmayacak. Bu dergahın parası, pulu, malı, mülkü olmayacak. Herkes Allah için istihare yapacak, rüyasında gördüğü kimseye gidecek. İşte bu bütün yönlendirme ve yönetilmelere karşı bir duruştur. O yüzden gerçek sufili, batı ve hegemenist yapılar istemez. Evet. Batıya ve batıcılara yalakalık yapan, İslam’ın içerisinden çıkan, Mevdud’u gibi, Abduh gibi, Ali Şerati gibi, onlardan çıkma, Edip Yüksel gibi, kimseler Kur’ân ve Sünnet dairesinde de yalakalık yapan. Bir de duran bir sufili istemezler. Mustafa İstamoğlu gibi kaderi ve kaderi ve hadisleri inkar edenler istemezler.
Adnan içeri girdi, istemez. Türkiye’de belirli gruplar, belirli ekoller istemezler hadislere sımsıkı bağlı. Daha da ileri götürebilirim ben hadisleri sımsıkı bağlı kimlerin istemediğini. Acı şeylerdir bunlar. Refah Partisi’nin içerisinde bir grup dahi hadisleri inkar eder istemezler. Bunlar Türkiye’de konuşulmayan şeylerdir. Bakın bunlar Türkiye’de konuşulmayan şeylerdir. Konuşamazlar. Neden? Beslenirler başka yerlerden. Beslendikleri ağababaları böyle ister onların. Nemalandıkları ağababaları böyle ister çünkü. Amerikan babaları, Alman babaları, Fransız babaları, İngiliz babaları, İsrail babaları böyle ister çünkü. Meşhur derim ya kim hadisleri inkar ederse bile bile inkar ediyorsa küfür ehledir. Neden hadisleri inkar ederler? Çünkü dünya global sistemini elinde bulandıran o güçler hadislerden rahatsızlar. Çünkü hadisler teröre karşı içkiye karşı, fuuşa karşı, zulme karşı, faize karşı hadis-i şerifler kim içki içerse iman üzerine içemez. hadîs-i şerîf kim zina ederse iman üzerine demez. hadîs-i şerîf kim mümin kardeşinden faiz alırsa iman üzerine alamaz. hadîs-i şerîf bunlar rahatsız eder insanları.
Bunlar rahatsız eder. Kim zina evli bir kimse zina derse rejim cezası var. Rahatsız oluyorlar bundan. Bunlar rahatsız. Kıynikah kardeşim. Bunlar rahatsız oluyorlar. Adam burada içemiyor, kirli sakal Dubai’de içiyor şerefsiz. Çünkü neden? İslam satacak burada, Müslümanlık satacak burada. Gidecek Dubai’de, sekiz yıldızlı otelde kadehini yudumlayacak, gelecek burada Müslümanlık satacak bana. Adamın kıytırık bir işi var, Dubai’de tatil yapıyor hanımıyla çocuğuyla beraber. Nerede? Dubai’de. Ne iş yapıyor bu? Hanımı öğretmen nerede? İmamatip’te. Kendine şu iş yapıyor. Nerede? Dubai’de. Ne yaptı? 15 günlük izin yaptı. 15 gün Dubai’de. Tabi kadehler. Ha gel burada İslam sat. Sonra gel burada Fetö kırıcı ol bir desen. Bunlar revaçtasın çünkü. Fetö kırıcı, Fetö düşmanı, Fetö bükücü. Herkes alkışlıyor onu. Neden? Bununla meşhur oldu. Vay maşallah subhanallah. Ama hadisleri inkar edecek. Buhari’ye yalancı diyecek. Tirmizi’ye yalancı diyecek.
Gazali bırak şu adamı onun yüzünden İslam dünyası gelişmedi diyecek. Oturmuş kendi zamanına kadar gelen bütün felsefecilerle çelik çomak oynar gibi oynamış Gazali. Onun hıncı var Batı’da. Gazali’ye bir cevap yazamadı henüz daha Batı. E tabi Gazali’yi alaşağı edecek. O yüzden bu hakikat-i Muhammediye düşüncesine, düşüncesine Batıcılar, yeni Batıcılar ve İslam dünyasında yeni İslamcılar karşılar. Karşı olanlar bunlar. Allah alem ilişkisini açıklamak üzere ilk olarak Arabi tarafından varlık mertebeleri nazaryesi geliştirildi. Bunu Arabi ilk defa geliştirmedi. Bunda Kindi’nin de bunda payı var. Bunda Tirmizi’nin de bunda payı var. geriye doğru gittiğimizde bunda şeylerin no hadis-i şeriflerin payı var. Miracı nereye koyacağız? Birinci gök, ikinci gök, üçüncü gök, dördüncü gök, beşinci gök, altıncı gök, yedinci gök. Ondan sonra cehennem tabakaları, ondan sonra cennet tabakaları, ondan sonra Arşala tabakaları. Yani Lef-i Mahfuz tabakaları, sonra Arşala.
Bunlardan bahseden varlık alem ilişkisinden bahseden hadisler var. Varlık alem ilişkisinden bahseden ayetler var. O yüzden bu meseleyi sadece Arabi’ye bağlamak ayetten haberi olmamak, hadisten haberi olmamak olur. Varlık alem ilişkisini bu normalde Çanakkale’de aslında hiç kimse farkında değil. Biz cemaat olarak da farkında değiliz. Orada Arabi’nin en önemli eser olan Füsus’u orada şerh etmeye çalışıyoruz. Aslında Füsus’u orada adım adım cümle cümle şerh ederken sırf bu varlık alem ilişkisinde bu Arabi’nin bir metaforu, bir felsefesi olmadığını ispat etmek için ayetlerle, hadislerle anlatmaya çalışıyorum. Oraya dikkat edin. Aslında belki de Allah affetsin bu şatahat varı olacak belki de ama belki de ilk defa Füsus’u ayet ve hadisle okuyoruz. Ayet ve hadisle. Hatta ilk defa mesnevi de ayet ve hadisle okuyoruz. Mesnevi de. Muhyettin İbni Arabi Hazretleri bir veliydi. Bir İslam velisi, bir Muhammedi velisi.
Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri de bir İslam velisi, bir Muhammedi veliydi. O yüzden onlar Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde her şeyi anlattılar. Benim tezim bu. O yüzden onların anlattıkları, söylediklerinin karşılığı olarak bu fakiri yapabildiğince ayetten ve hadisten ölçüler getiriyorum. Buna göre varlık zuhur mertebelerinin ikincisi olan ve ilk tayyün ismi de verilen Hakikati Muhammediye ile başlamakta. Evet, bakın bu böyle söyler ama bununla alakalı hadisi kutsi vardır. Hadisi kutsi nedir? Hadisi kutsi der ki ben bilinmez idim. Meşhurdur. Bilinmekliyi istedim. Bir şey yarattım. Bu varlık mertebelerinin başlangıcıdır. Bunu Muhyiddin ibni Arabi bağlamak mümkün değildir. Muhyiddin ibni Arabi zaten bu sözünü bu hadisi kutsiye bağlar. Bilinmez idim la taayyündür. Arabi der ki bu hali la taayyün yani taayyünsüzlük der. Bilinmeyi istedim birinci taayyündür der. Bir şey yarattım ikinci taayyün der.
Arabi. Bilinmekli istemesi Allah’ın Allah olarak tecelliyata zuhur etmesidir. Ve bir şey yaratması o yarattığı şey ona bir şey dediği şey hani onu İmam-ı Azam da bir şey der ona. İlk yaratılana ve İmam-ı Azam bir şey olduğunu hükmeder bir şey der bir şey lafında İmam-ı Azam koyar. Hakikat-i Muhammediye ölçüsüne İmam-ı Azam da dahildir o daireye. İmam-ı Şafi de dahildir, İmam-ı Hanbel de dahildir, İmam-ı Malik de dahildir. Dört mezhep imamının dördü de hakikat-i Muhammediye noktasında durur. o
Dört Mezhep İmamı, Hz. Âdem’in Yaratılışı ve Esmâ’l-Hüsnâ’nın Ona Öğretilmesi
nlar mezhep imamlarının dahil tasdik ettiği bir şeydir o. Bakın mezhep imamlarının dahil tasdik ettiği bir şeydir. Hakikat-i Muhammedi ile başlamakta ve en son örtü olan insan ile son bulmaktadır. Evet bu varlık dereceleri, varlık mertebeleri son olarak insanda son bulur. Ve insanın da en mükemmeli, en kamil olanı, en yücesi, en yücesi Hazret-i Muhammed Mustafa’dır. Ve hakikat dairesi Hazret-i Muhammed Mustafa ile başlayıp, Hazret-i Muhammed Mustafa ile biter. Bu varlığın insan noktası ve varlığın diğer mertebeleri. Devam edeceğiz. Buna göre cismani ve ruhani, vahdet ve vahiyyediyet mertebelerin cümlesini kendisinde toplayan en hayırlı tecelli, en son örtü insandır. Evet bütün varlık insana gebedir. Bütün varlık, varoluşun başlangıcı insana gebedir. Ve varoluşun başlangıcı insana gebedir buşuna benzer. Siz bir çekirdek ekersiniz, kocaman bir ağaç çıkar o meyvaya gebedir. O meyvası için onu ekmişinizdir.
O küçük çekirdek ağaç olur ve meyva verir. İnsan da bu varlık ağacının meyvası hükmündedir. Meyvası hükmünde. Varlık tamamiyetle insanın üzerine kurulmuştur. İnsan üzerine. Ve Cenab-ı Hak da zaten bunu Hadisi Kutsi’de beyan etmiştir. Alemi Adem’in suretinde, Adem’i de kendi suretimde yarattım der. Tabi hadis inkarcıları bu hadislere inkar eder. Bu dedim Ali Şeriat’i’den tutun da, Abdühtan tutun da, Mevdudu’dan tutun da bu tip bu kimselerin hepsi de az önce söylediğim varlık mertebeleri noktasındaki o ben bilinmez idim hadisi kutsisini de inkar ederler. Evet. Hadisi kutsiyi inkar ederler. Aslında bunun arkasında şu var. Hani İslam dünyasının içerisinde katmaya çalışırlar ya. Yani evrim var mıdır? Vardır. Evrimi kabul etmek, evrimin var oluşluğunu kabul etmek, İslam’a aykırı değildir diyen, bize böyle yumuşak soft gelen böyle aaa tabi ya ne olacak ya evrim de olabilir neden olmasın? diyen görüş var ya Mevdudu da bunun içindedir, Abdüht da bunun içindedir, Ali Şeriat’i de bunun içindedir.
Ben böyle isimleri çok ezberleyemem, bunlar bunun içindedir. Bunun arkasında batı vardır neden? Çünkü onlar insanın evrimleşerekten maymundan geldiğini söyler. Maymundan geldiğini söylersen bütün dinleri çöpe atacaksın. Muhsevili de, İsevili de, Muhammedili de, İbrahimili de hepsini de çöpe atacaksın. Sebep? İnsan evrimleşti maymundan insana döndü. İnsandan yeniden maymuna dönebilir başka bir şeye dönebilir. O zaman bütün ilahi dinler, Adem var, Adem’den yaratıldığı ilk peygamber o. İseviler buna inanıyor, Muhseviler buna inanıyor. İbrahimiler buna inanıyor, Muhammediler buna inanıyor. Ta o buna inanıyor. Evet, bu da, Budistler buna inanıyor. Hindular buna inanıyor. Yahudilerle dövüşüyor bütün dünya ama Muhseviler de buna inanıyor. Muhseviler de diyor Adem’den geldik. İseviler diyor Adem’den geldik. Muhammediler geliyor Adem’den geldik. Batı dinsizleri diyorlar ki biz maymundan geldik. Vatikan diyor ki Adem’den geldik. Böylece sensi bir oyun var. Ne?
Bütün ilahi dinleri çöpe atma oyunu var. Dünya insanlığını köleleştirme, dünya insanlığını zalim bir iktidarın eline bırakma anlayışı var bu. Şeytani deccalist bir anlayış. O yüzden evrimi kabul ettirmeye çalışıyorlar. Kimle bize girecek ki? Ayetler var Adem’i yarattığına dair. Hayır. Ya sana Adem’den gelmiyorum dediğin anda ayetleri inkar ediyorsun. Sonra inkar karşı komple Müslümanları karşı alacaksın. Ya işte o maymundan gelen ilk insan Adem olabilir. Bunu söylüyor bu sefer sana. Arkasında çok büyük bir gizli oyun var, kirli bir oyun var. Ya Mısır el eserin mühtüsü kim? Abdü kardeş. Abdü’n Kur’ân ve Sünnet ilmi yok. Abdü felsefeci. Abdü Mason 33 dereceli. Bu adam Mason 33 dereceli. Mason Abdü. Fransa’da, İngiltere’de, Avrupa’da eğitim görmüş 33 dereceli. İngiltere’de eğitim görmüş 33 dereceli Mason. Bunu neyin başına koydular? Eserin başına. Aha eser ne halde şu anda?
Abdü’n talebelerini izleyin. Abdü’n talebelerinin talebelerini, onların talebelerini izleyin. Ankara İlahi Fakültesini göreceksiniz. İzmir İlahi Fakültesini göreceksiniz. İstanbul İlahi Fakültesini göreceksiniz. Diyanetin içini göreceksiniz. Türkiye’deki cemaat yapılanmalarını göreceksiniz. Öğrencilerini izleyin. Abdü’hu yazın. Hepinizin elinde var. Castıkı, Castıkı müzik dinleyeceğiz diye uğraşmayın. Hz. Gogule yazın. Abdü’h deyin, Abdü’h’un ne çıktı? Ne yazdığını çıkarın orada. Abdü’h’un talebelerini. Abdü’h’un talebelerini görün. Yemin ediyorum dünya üzerindeki büyük oyunu göreceksiniz. Evet. Türkiye’deki büyük oyunu göreceksiniz. O zaman benim neden burada ilahiyatçılara laf attığımı, Diyanetçilere laf attığımı, belli cemaatlere laf attığımı, belli siyasi mekanizmalara laf attığımı o zaman anlayacaksınız beni. Allah için gidin bakın. Abdü’h’un geldiğine gittiğine bakın, talebelerine bakın. Abdü’h’un talebeleri kimmiş? Pakistan’da kimmiş? Türkiye’de kimmiş? Evet. Bunu muhakkak görün. Bunu muhakkak görün. Ve o zaman diyeceksiniz ki ya, evet ya biz sünnet-i resulullah’a sık sık sarılmamız lazım.
O zaman bunu anlayacaksınız. O zaman daha iyi anlayacaksınız. Çünkü bu ümmet sünnet-i siyah, batılı emperyalistlerin en büyük korkusu olacak. Bu ümmet sünnet-i siyah’a sık sık yapışırsa, batılı kan emicilerin korkulu rüyası haline gelecek. Şimdi onlar galipmiş gibi duruyorlar. Öbür ümmetler, bu ümmetler, bu ümmetler, bu ümmetler, bu ümmetler, bu ümmetler, onlar galipmiş gibi duruyorlar. Öyle duruyorlar. Allah bizi affetsin. Evet. İnsan ilahi suret üzere yaratıldığından bütün isimleri bir araya getiren Allah isminin mazharıdır. Evet. Bununla alakalı az önceki hadisi kutsi var ya, alemi, Adem’in sureti de, Adem’i de kendi suretimde yarattım diye. Adem’i kendi suretinde yarattı, ilk önce Adem’i yarattı, Adem’i yarattıktan sonra ona ruhundan ve nurundan üfledi. Ona üfledikten sonra o kalktı, yaratılınca. Adem bir tamam insan olarak yaratıldı. O maymundan dönme değil, o hayvandan dönme değil, o bir tamam insan olarak yaratıldı.
Ve Adem, en o güne kadar yaratılmış olan varlıklarının içerisinde en kemal noktada yaratıldı. Ve Cenab-ı Hak ona bütün isimlerini öğretti. Bütün ona Esma’l-Hüsnâsı’nın tabur-i caizleri yükledi. Ve dedi ki bütün mahlukata, bütün varlık alemine, dedi ki Adem’e sorun ne soracaksanız. Adem’e sorulur. Adem’se Adem’e sorulur. Adem’se Adem’e sorulur. Ve Adem’den cevap alınır. Çünkü Adem’de bütün isimler vardır. Bu ne demektir biliyor musunuz? Adem’in ayağının sabitesi tamamiyetle Allah’ın ayağının sabitesine bağlıdır. Ondan alır. Ona ne sorarsan cevabını alırsın. Adem öyledir. Adem. Bundan istediyseniz ilk insanı yaratılmış olarak Adem olarak görün. İster zamanın kutupları veliler olarak görün. İster bütün peygamberler olarak görün. Çünkü adem’in makamı hiçbir zaman boş kalmaz. Hiçbir zaman. Varlığın çekirdeği hükmü, kalbi hükmündedir. Bütün varlığın. Evet. Hakk’ın bütün isim ve sıfatlarıyla tam olarak tecelli ettiği varlık insanı kamildir.
Evet. Varlık, hakkın bütün isim ve sıfatlarının kemal noktada tecelli ettiği ayna insanı kamildir. Mümin, müminin aynasıdır. Mümin, müminin aynasıdır. Gerçek mümin Allah’ın sıfatıdır. Allah’tır yani. O birbirine aynadır. Hak ona bakar. Kendini görür. O Hak’ka bakar kendini görür. Aynadır. Bu varlık, Arabiye göre alemin ruhudur. Bu varlık dediği insan mı? İnsanı kamil. Evet. Bu varlık, Arabiye göre alemin ruhudur. Arabide bunu neden alemin ruhu olarak görür? Çünkü hadîs-i şerîf. En son Allah diyen bu dünyadan göç etmedikçe kıyamet kopmaz. En son Hakk’ıyla Allah diyen zamanın son velisi ve kutbudur. O bu dünyadan ayrıldığında alemin ruhu ortadan kaldırılmıştır ve alem hızla bozulur. Nasıl insanı insan eden insanın ruhu ise, ruh tekrar ona geri döndürülmez, ondan alındıysa, insanın vücudu hızla bozuluyorsa, kokuyorsa, kullanılmaz hale geliyorsa, hatta iğrenilecek hale geliyorsa, alemin ruhu hükmündeki son insanı kamilin ruhu alınınca, bu alemin de ruhu alındığından alemde bozulma başlar.
Kıyamet budur. Aynı zamanda, hakikat-i Muhammediyye olan insanın kamil kavramını ifade etmek için, İslam tasavvuf literatöründe farklı dönemlerde pek çok ıslah kullanılmıştır. Mesela Hz. Peygamber’in manevi hüviyeti olması itibariyle Nuru Muhammed’i ve hakikati Muhammed’i olarak adlandırıldığı gibi ilk zuhur olduğu için, tecelliye evvel, tüm mahluk ve mevcudatın maddesi olduğu için, kabiliyete evvel, tüm mümkünat kendisinden zuhur ettiği için, menşu-i siva gibi isimlerin sıra, akl-ı kül, akl-ı evvel, zırl-ı evvel, mevcud-ı evvel gibi isimlerle adlandırılır. El-Hakim 2005, 367-368. Bu Avnikonuk profesör Avnikon’un Fisus tercimesinden alınma bir bölüm. Fisus tercimesinde de Adem faslından alınma bir bölüm. Avnikonuk Fisus’un ilk faslı olan Adem faslında bunu böyle tarif eder insanı kamil olarak. Bu Allah-u Alem oradan alınma Avnikonuk’un kendisinden değil mi? Oradan mı aldın yoksa ondan alıntı yapandan mı aldın? Ondan alıntı yapan, bu dil çünkü komple Avnikonuk’un dili zaten altında da konuk olarak yazmış.
Avnikonuk Fisus’u bu yeni Türkçe dilde şerheden hemen hemen en önemli kimselerden birisidir. Dört cilt Fisus şerhi vardır, ağırdır biraz, dili de ağırdır. Bende bu fakir de vardı o. Bir ara Allah rahmet eylesin Şeyh Efendi Hazretleri böyle baktı ona okuyon mu bunu dedi. Ben böyle ara sıra filan dedim çekti oradan birinci cildi verdi benim elime. Oku dedi tevhidle alakalı bir bahis çıktı. Onu okudum şerhet dedi bana. Evde baş başa ben şerh ettim buna. Sen bunu okuma oğlum daha pek eferdi. Aradan yalan olmasın işte üç beş yıl geçti ne kadar geçtiyse şimdi. Kitap rukta aynı yerde duruyor hiç dokunmamışım. Gene geldi bir gün yine böyle çekti oradan anonsunu verdi elimi aç dedi açtım aynı bahis. Tevhid bahsi. Oku dedi okudum. Ne anladın dedi ne anladığımı anlattım ben şimdi.
Bundan sonra okun dedi koydu oraya ben de öyle durdu. Bundan sonra nasıl olsa okurmuşum ne yapacağım okuyayım dedim ben de öyle kaldım bir daha okumadım ben. Hala da okumamakta gayret ediyorum. Nasıl olsa okurmuşum o yüzden okumuyorum ben dedi. Bu ara zaten gözlerim de iyi değil. Komple attık desek okumaya Allah vizafet eylesin. Evet bu ilk yaratılanın üzerinde değişik zamanlarda değişik kimseler az önce okuduğum gibi bu isimleri ne yapmışlar vermeye çalışmışlar. Ara abi Muhammed’i hakikatten bahsederken insanın kamil terimini Hz. Muhammed’in yanı sıra Adem ve diğer peygamberler ile Ebu Yazid el-Bistami gibi şahsiyetleri anlatmak için de kullanılır. Bu da insanın kamilinin kim olduğu sorusunu akla getirir. İnsanın kamilden maksat Hz. Muhammed’dir başka bir ifadeyle Muhammed’i hakikattir. Evet insanın kamilden münormande söz konusu olan insanın kamilliğin zirvesinde duran insanın kamilliğin zirvesinde oturan ve oradan hiçbir zaman inmeyecek olan kendisinden önce ve kendisinden sonra gelecek olan bütün insanın kamillerin fevkinde üstünde olan Muhammed’i Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem.
Yine Ara abi en büyük velinin Hz. Muhammed’i Mustafa olduğu Allah’ı en fazla bilenin ve bilecek olanın da Hz. Muhammed’i Mustafa olacağını ve ondan sonra velilerin ondan sonra dervişlerin bileceğine dair Ara abinin fütuhatında geçer bu da. Fütuhatında bahisler vardır çünkü Allah’ı yeryüzünde kendisinden önce ve sonra en fazla bilen Hz. Muhammed’i Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem. Hatta Ara abi ondan sonra peygamberleri koysa da asıl Muhammed’i velileri koyar Allah’ı en fazla bilen olarak ve kendi döneminde yaşayan zamanın kutbu o günkü insanların içerisinde Allah’ı en fazla bilen olarak ifade eder. Tabi bu o veliler hakikati Muhammediye makamından nimetlenirler nasiplenirler orada otururlar çünkü o veliler peygamber varisidir. Bu da hadiste sabittir. İnsanın kamil ifadesi gerçek anlamda Hz. Muhammed kullanılmakla beraber o mertebeye ermiş ve fena halinde ulaşmış kimselere de verilir.
Çünkü onlar da Muhammed’in aynısı halinde gelmişlerdir el-hakim. Evet az önce belirttim gibi zamanın kutupları kutbu daha doğrusu o esnada o hakikati Muhammediye noktasına ermiş kimsedir. Hakikati Muhammediye noktasına ermiş kimse olduğu için bakın burası bir makam noktasıdır. O kimse peygamber olmaz. Bunun da altını çizin. Aç izin. Bu bir makamdır. O makama oturduğundan dolayı diğer insanların en üstündedir. Manevi manada, tec
Makam ile Peygamberlik Farkı, İnsanın Fesatı ve Coğrafi Dengelerin Bozulması
elliyet manasında. Arabiyye göre tüm varlığın aslı olması itibariyle de hakikati Muhammediye Nahil süresi 40. ayette geçen kün hitabını alan mazlardır. Ayetteki feye kün olur kısmı ise Hz. Muhammed’in tarihsel şahsiyetine işaret etmektedir. Buna göre kün hitabını alan ilk külli hakikat oluşuyla varlığın evvelidir. Ve tüm varlık Muhammed’i varlığı itibariyle Hz. Muhammed’in varlığının aslı ve bereketinden vücut bulmuştur. Ye kün olur emr-i mucibince de son peygamber olarak gelmiştir. Evet, kün feye kün olarak geçer ya Allah ol dediğinde olur. Ol lafısı, ol lafısı hakikati Muhammediye makamınadır. O yüzden hakikati Muhammediye makamına kün ol denildi, kün feye kün olur. hakikati Muhammediye makamı kendisinin üzerinde tecelli etmiş olan ilahi ilmin tecelli gahı olmuş olur. Ve hakikati Muhammediye bu manada kendisine yüklenilmiş ilimle bütün her şey onun üzerinde tecelli eder. Bakın onun üzerinde tecelli eder.
Burada aynı zamanda Arabinin panteist olmadığı da çıkar meydana. Arabi panteizimle suçlarlar ya Hz. Mevlânâ’ydı panteizimle suçlarlar. Bu batıcılar, sufileri panteizimle suçlarlar. Bunlar panteist derler. Biz kün ol emrini veren ile kün feye kün olan bir şey vardır. O zaman iki şey çıktı. Kün bir ol demeyen bir de olunan çıktı. Olunan hiçbir zaman ol diyen değildir. Ol diyen tabiri caizse Allah’tır. Olunan ise hakikati Muhammedinin üzerinden tecelli edendir. Hakikati Muhammediye şimdi çizeceğiz yine çaresi yok. Bunu hep size denklem olarak kurguluyorum ya. Biz madem ki sufilik noktasını ayet hadis üzerine oturtacağız. Ve biz ayet hadis üzerine oturturken de ben hadislerle alakalı bir söz söyledim. Dedim ki bundan sonra zayıf hadisleri de zayıf olarak kabul etmiyorum. Diye bir söz söyledim. Önceden sohbetlerimde fark ettiyseniz bunu hadis kritercileri buna zayıf hadis demişler.
Hadis kritercileri buna haberi vahit demiş, yok mevzu demiş, yok şunu demiş, yok bunu demiş. Bunları kabul ederdim. Bu hadis düşmanlığı şedid bir noktaya çıkınca hadis düşmanları bu gavurlar bu gavurcuklar fütursuz bir şekilde saldırmaya başlayınca tarzımı değiştirdim. Dedim ki artık zayıf hadisleri de zayıf hadis olarak nitelendirmeyeceğim. Kime göre zayıf hadis? X kimseye göre. Kardeş onun X kimsenin söylediğini kabul etmiyorum. Kabul etmemek benim imanımı götürmez. Hatta onun dediğine böyle bir fırsat versen benim imanımı götürebilir. O yüzden onun zayıf hadis dediğine de ben hükmetmeyeceğim. Hayır. Ben bütün hadislere hadis kitaplarında geçerim. Buhari Müslüm, İbn-i Macet, Tirmizi, İmam Hanbel, Hakim, Müslüm hepsini de kabul ediyorum. İbn-i Hibban kabul ediyorum. Zayıfmış kabul ediyorum kardeşim. Bizim kardeşlerimiz komplesi zayıf hadis lafısını kaldıracaklar. Bütün hadisleri kabul ediyoruz biz. Bütün hadisleri. Aklı almıyormuş, senin aklın almıyormuş, senin aklın gereğiymiş bana ne ya?
Ben senin gibi gerizekalı değilim. Benim aklım alıyor. Benim kalbim de alıyor. Ali şeriatıya uymak zorunda değilim. Mevduduya uymak zorunda değilim. Değilim. Hadisleri inkar eden necasetlere uymak zorunda değilim. Hadisleri komplesini inkar edenler birer necistir. Necis. Komplesini inkar ediyor necesatten farkı yoktur. Hadisleri inkar ediyorsa. Evet. Şimdi bu da inkar ettikleri haçist çünkü. Bu söylediğim şey, inkar ettikleri hadis. Neydi? Hiçbir şey yok idi. Hiçbir şey yok. Bir şey yarattı. Ondan her şeyi yarattı. Ben bilinmez idim. Başka bir hadis kutsi. Bilinmekle istedim. Bir şey yarattım. Varlığı anlamamızda, varlığın derecelendirilmesinde, varlığın ne olduğunu kavramamızdaki en önemli hadisi kutsilerden iki tanesi. Ben bilinmez idim, bilinmekle istedim, bir şey yarattım. Ben bilinmez idim, bilinmekle istedim, bir şey yarattım. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü. İlk yaratılan benim. Bunlar hadis inkarcısı, necasetlerin ret ettiği hadisler.
Şimdi, Kün feye kün, ol dedi oldu. Bilinmekle istedi. Kün lafzını söyledi. Bu da ne oldu? Kün feye kün, bu da feye kün oldu. Bu kün dedi. Allah ol dedi. Ve o ol lafzı, bu bir şeyin üzerinde tecelli etmeye başladı. Burada şunu diyeceksiniz, bunun soruyu ben kendi kendime soran bir insanım. Hiçbir şey yok. Hiçbir şey yok. Kün lafzı ne? Bir şey olur, ona dersin ki ol. Bu bir şeydir. Ama bir şey yokken dahi, bir şey yokken, kün ol dedi. Ve feye kün, oldu. Ol, bu Cenab-ı Hakk’ın ilmi ilahisinden sudur eden ilim. Burayı bana sorarsanız size verecek olduğum cevap bu. Bu, bir şeyi hayal ettiniz, hayal ettiğiniz şeyin sizin ilmi ilahinizden sudur etmesi lazım. Sudur etmesi için sizin hareket etmeniz lazım. O tarafa doğru yönelmeniz lazım. Ol lafzı Allah’ın o tarafa yönelmesidir.
Feye kün, o tarafa yöneldi ve oldu. Ve bütün bu âlem, feye kün olan âlemin hepsinin mekanizması, ilmi bu hakikat-i Muhammed’in içerisinde. Ve âlem tamamiyetle oluşu hakikat-i Muhammed’in içerisinde. Bakın hakikat-i Muhammed’in içerisinde. Şunun çalışması, şunun sistematiği, bütün her şeyi hakikat-i Muhammed’in içerisinde. Bir daha rida çizdim. İnsanı kamil. Sıraladım. İlmel yakîn, aynel yakîn, hakkel yakîn. İlmel yakîn kim? İnsan. Varlık tamamiyetle. Aynel yakîn. Her şey hakikat-i Muhammed’in aynasında tecelli ediyor. Her şey. Bakın tekrar söylüyorum. Bütün herkesin burada eksik bildiği bir şey var. Eksik bildiği şey şu. Bu hakikat-i Muhammed’in matemati, aritmati kendi içerisinde, kendine ait. Cenab-ı Hak bütün sıfatsallığını onun üzerinde tecelli ettiriyor. Ama hakikat-i Muhammed’in kendine ait kuralları ve kanunları içinde. Dünyanın kendine ait kuralları var. Bir anne karnı düşünün. Anne karnının kendine ait kuralları var. Anne karnına dışarıdan müdahale edemiyor hiçbir şey.
Müdahale ederse mekanizma bozuluyor. İşte yeryüzünde fesat çıkaran, ifsat edenler bunlar. Siz yeryüzünde fesat çıkarıyorsunuz. Neden? Yeryüzünün kendisine ait kurallarını bozuyorsunuz. Yeryüzünün kendine ait kurallarını bozunca dengeler bozuluyor. Coğrafik dengeler bozuluyor. Bütün dengeler bozuluyor. Neden? İnsan fesat çıkarıyor. Hangi insan? Avam. Hayvandan daha aşağı varlık olan insan fesat çıkarıyor. Hayvandan daha aşağı varlık olan batı atom bombasını üretip masum insanları katlediyor. Hayvandan daha aşağı varlık olan necaset düşünceli insanlar insanlığın içerisine fuhşu, içkiyi, terörü, fakirliği, yokluğu, yoksulluğu, her türlü ahlak dışı şeyleri yayarak fesat çıkarıyorlar. Bütün bu hayvandan daha aşağı varlık olan ama görüntüsü, görüntüsü insan olan bu şeytani varlıklar bütün insanlığa kan, bütün insanlığa düşmanlık, bütün insanlığa ölüm, bütün insanlığa zulüm getiriyorlar. Bu ne? Bu insanın kamil değil bunlar. Bunlar insandan, insanlık makamından aşağı olan varlıklar. Bakın insanlık makamından aşağı olan varlıklar.
Yani bağırıyorlar pedofili, pedofili, podeferili, berçikada 13 yaşındaki kız çocukları istedikleriyle cinsel ilişkiye girebilir. Batı’nın pedofil anlayışı bu mu? Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanlış hesaplamalardan dolayı Hz. Aişe annemizi 9 yaşında evlendi deyip onu pedofili haşa koyarlar. Halbuki Hz. Aişe annemiz 9 yaşında evlenmemiştir. 12-13 yaşında da evlenmemiştir. Ona baktıklarında hicreti hesaplasalar, hicreti Hz. Aişe annemizin kaç yaşında olduğunu hesaplasalar, Hz. Fatıma’yı hesaplasalar 12-13 yaşında olmadığını bilecekler. Bize pek çok şey söylemek istedikleri için, bu insanların bir şey değil. Bize pedofil diye suçlamaya kalkanlar, Belçika’da 13 yaşı, Hollanda’da 13 yaşında. İngiltere’de 13 yaşında indirmeye kalktılar, İngiliz muhafaz zekalılarına ayağa kalktı. 13 yaşında indirtmeyiz diye, orada 16 yaşında. Bu 16. Amerika’da bir erkek, pedofil diye suçladığımız bir çocukla ilişkiye girebilir. Bu onun kendi tercih hakkı. Amerika’da bir erkek 12-13 yaşında, 14 yaşında bir erkek çocukla cinsel ilişkiye girebilir.
Bu onun kendi insani tercih hakkı. Tabi hadisleri inkar edecek. Tabi şeriatiyle yetiştirecek orada, Abdühu da yetiştirecek. Hepsini de kanatlarının altına alacak. Teröristini de alacak kanadının altına, hadis inkarcısını da alacak. Nerede yaşıyor hadis inkarcıları? Amerika’da. Uzantıların nerede? Müslüman dünyasının içinde. Bunlara karşı çıkan ne? Hadisler. Bu ahlaki davranışa karşı çıkan hadisler. Bulacak bir tane bir de devesidiyi koyacak masanın üzerine o ahlaksızda. Hadis var diyecek, hadi devesidini iç diyecek. Evet. Sizin de gözünüzü böyle bürecek., yekûn emri kûfe kûn ol dediği oldu. Bu olan ne? Hakikati Muhammediye. Ben bu yekûn olmanın bir veçemle bitmediğine, bir veçeyle bittiğine söylüyorum. Velayet ve nübüvvet fikri de bu mesele ile alakalıdır. Buna göre hüküm koyucu olarak nübüvvet ve risalet Hz. Muhammed ile son bulmuştur. Ancak onun alemlere rahmet oluşundan tevarus eden velayet ise devam etmektedir.
Bu sadece Arabinin değildir. Bu normalde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında da bu noktada sahabelerin ortak görüşüdür. Tabi’in, teba’i, tabi’nin ondan sonra gelen bütün zevatta bu noktadadır. Nübüvvet bitmiştir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri nübüvvet benimle son bulmuştur. Ama işte velayet kapısı açıktır manasında hadis-i şerifler var. Aynı zamanda salih rüyalar, hadis-i şerifler var. Velilikle alakalı ayet-i kerimeler var. Hadis-i şerifler vardır. Nübüvvet son bulmuştur. Peki kendilerinin Peygamber olduğunu, Nebi olduğunu iddia edenler nerededir? Amerika’da. İslam tarihinin içerisinde kendisini Peygamber iddia edenler bu tip oluşumlar nereye gitmiştir hep? Batıya. Bunlar Batı’da konuşlanmıştır. Osmanlı’daki şehzadeler gidip Batıya sığınmışlardır. Padişah olamayanlar Batı’dan Osmanlı düşmanlığı yapmışlardır. İslam dünyasının içerisinde İslam dünyasında yer edemeyen satılık zihinler hep Batı’nın içerisine gitmiş, Batı’nın içerisine sığınmış, oradan Batı’dan İslam dünyasına savaşlaşmışlardır. Onların istedikleri gibi.
O yüzden Batı dünyasında, Batı’nın içerisinde bulunan kendilerini bu noktada İslam’ın fikir emekçisi, fikircisi, yok şucusu bucusu olanların hiçbirisini de kabul etmem hepsini de red ederim. Hepsi de İslam dünyasının ve bu milletin düşmanı hükmündedirler. Gel kardeş, İmam-ı Azam gibi çile çek. Hapse gireceksen gir, doğruyu haykır. Gel buraya. Senden öncekiler hapse girdi de bir yerleri mi eksildi? Gel, serahsı gibi kuyuya hapse atıl. Gel, gel İmam-ı Hanbel gibi idam edilmiyor. Ölüme götürülürken o zalim padişah tahttan düşürülsün ve Cenab-ı Hak sana nefes verdiyse kurtul. Madem ki sen Selef’in yolundan gideceksin. Buna inanıyorum ben. O yüzden Amerika’nın kucağında oturan hiç kimsenin hiçbir söylediğine inanmıyorum. Batı’nın kucağında duran hiç kimsenin hiçbir şeysine inanmıyorum. İnanmıyorum. İnanmıyorum. Hz. Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine Mekkeli müşrikler dediler ki kadın istiyorsan istedin kadını sana nikahlayalım.
Evli ise boşayalım nikahla. Makam ise gel devletin başına geç sen idare et bizi. Bakın dikkat edin buna. Söz konusu olan para ise ahad edilir Mekke devletinin hazineleri sana ait. Sana ait. Şu davandan vazgeç. Müthiş cevap. Bir elime güneşi verseniz, bir elime de ayı verseniz, Vallahi de billahi de, la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim dedi. Davabı. Bir eline güneşi verseler, güneş olsun sizin için ahiret alem
Lâ İlâhe İllallah, Hz. Peygamber’in Ayak İzini Takip ve Allah’ın İstediğine Vermesi
in. Alemi batun. Bir eline de ayı verseniz, olsa ay alemi şahadet. Ben la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ayak izini takip eden sufilerin felsefesi budur. Onlara kadın teklif etseler hayır derler. Para teklif etseler hayır derler. Makam teklif etseler hayır derler. Biz la ilahe illallah Muhammedun Resulullah yolundayız. Biz o yoldayız. O yüzden böyle zorluklardan kaçmak, sıkıntılardan kaçmak, mücadeleden kaçmak, kaçıp da Amerikan uşağı olmak yok. Kaçıp İngiliz uşağı, Mossad uşağı olup da oradan hadis inkarcılığı, oradan ne bileyim fıkıh inkarcılığı, oradan mezhep inkarcılığı yapmak yok. Evet. Velayet bu manada devam eder. Peygamberlik son bulmuştur, peygamberlik son bulmakla beraber dinin hükümleri de tamamı ermiştir. Bugün dininizi tamam ettim ve size din olarak İslam’ı seçtim. Din tamam olmuştur. Dinden bir harfi değiştirmek, bir ayeti ortadan kaldırmak, bir hadisi ortadan kaldırmak yoktur.
Din tamam olmuştur. Ayetleriyle, hadisleriyle bir tamamdır din. Bir tamamdır. Eksik görenin kendi eksiklidir. Noksan görenin kendi noksanlıdır. Kendi noksanlıdır. Anlayamamıştır. Anlayamamıştır. Biraz daha okuyacak. Biraz daha ilim tahsil edecek. Anlamayacak. Anlamaya çalışacak. O anlamamış. Bilmem kim bunu… Anlamamış, inkar ediyor. Anlamamış. Anlamayan inkar eder cahilse. Ya adam profesör, bana ne kardeşim istersen on tane profesör olsun. Anlamadığını inkar ediyor adam. Bana ne? Ya sen anladın mı? Ben anladım kardeşim. Bana yetecek olan kadar anladım ben. Sen anlamamışsın bana ne? Din tamam oldu. Hiç kimse yeni bir din getirmeyecek. Hiçbir şeyhin, hiçbir alimin yeni bir dini yok. Adam hadisleri inkar ediyorsa yeni bir din oluşturuyor. Evet. Hadissiz bir din oluşturuyor. Kafir, gavurun teki. Bu kadar basit. Din tamam oldu diyor Cenab-ı Hak. Ben peygamberin size diyor ayetleri anlatsın, sizi tebliğ etsin.
Size açıklasın diye gönderdim. Her peygambere bir hikmet verdim. Kitapla beraber bir hikmet verdim diyor. Hadisleri nereye inkar ediyor? Allah bizi affetsin. Evet o yüzden nübüvvet bitti. Peygamberlik bitti. Risalet bitti. Bir daha peygamber gelmeyecek. Bir daha peygamber gelmeyecek. O Amerika’da kendi kendisini peygamber görenler ya deli ya kafir ikisinden biri. Bunu söyledim diye tehdit ediyorlar beni. Hala daha söylüyorum. Bir kimse kendisinin nebi olduğunu, kendisinin peygamber olduğunu, kendisine kitap indirildiğini söylüyorsa ya delidir ya kafirdir. İkisinden biri. Bir kimse hadis-i şerifleri komple inkar ediyorsa kafirdir ya da delidir. İkisinden biri. Hadisleri komple reddediyor ya kafir ya deli ya cahil zır cahil. Başka bir şey değil. Ama bitti peygamberlik. Velayet devam ediyor. El veli. Neyi? Allah’ın evliyaları, Allah’ın velileri Adem’den beri hiç yok olmadı. Bugün bayanlarla alak bayanlarda bir sohbet vardı.
Orada da anlattım biraz. Velilik Adem’den itibaren hiç yok olmadı. Hiç yok olmadı. Kıyamete kadar hiç yok olmayacak velilik. Bütün peygamberler bir veçhesiyle velidirler. Bütün peygamberler. Ve ümmetimin öyle velileri vardır ki beni İsrail peygamberlerin üstündedir. Evet ümmetin velileri beni İsrail peygamberlerinin veliliklerinden üstündür. Peygamberlik olarak değil. Ümmetin velileri beni İsrail peygamberlerinden üstündür. Velilik olarak üstündür. Velilik olarak üstündür. Nebilik olarak değil. Onlar nebi onlar peygamber. Peygamberlik makamına ulaşacak olan hiç kimse yok. Ama velilik ayrı. Musa gibi kitap ehli bir peygamber. Veli olan, veli olan Hızır’a tabi olur. Neden? Velilik o gün için velinin ilmi Musa gibi bir peygamberin bilmediği bir ilme sahiptir. İnkar edirler, inkar etsin. Der ya birisi, ya Musa senden daha alim bir kimse var mı? Bildiğim kadarla yok der. Vahiy kesilir. Vahiy kesilir. Vahiy kesilince tur sina’ya çıkar.
Yalvar, yalvar, yağla, yakar, ağla, yakar. Kırk gün. Kırkıncı gün, Cenab-ı Hak Musa’ya kelam eder. Ya Musa, sen filanca zamanda filanca yerde, senin ümmetinden birisi senden daha alim bir kimse var mı dedin de sen yok dedin. Bu Allah’ın tacibine gitti. Kim ya Rabbi gideyim onun gönlünü alayım, ondan ilim öğreneyim. Git denizin kenarında yatan garip bir kulun var, onu gör. Musa yanına yine gelecekte peygamber olan Yahya’ydı galiba. Aklımda kaldığı Yahya’yı alır yanına. Ve Cenab-ı Hak ona işaret verir der ki yanına kurutulmuş balık al. Ne zamanki diyor o balık dirilecek. İşte orada benim bir veli kulun var. Denizin kenarında konuşa konuşa giderlerken bakarlar ki balık dirilmiş atmış kendini denize. Nereden? Bu çıkıdan bu askıda yiyecek olarak duran. Biz derler gaflete daldık dönerler. Bakarlar ki bir adam yamaca doğru yan gelmiş yatıyor.
Engine doğru bakıyor, denize doğru bakıyor. Ona dönerler selamünaleyküm. Vâleyküm selam ya Musa. Musa aleyhisselam der ki aradığımızı bulduk. Neden? Ona selam verdi o ismiyle söyledi. Aradığımızı bulduk der. Bulduk aradığımızı. Gel. Der ki yanına kadar sen git şimdi. Der ki ben senin ilmine talibim. O der ki benim ilmim acıdır. Sana iyi gelmez. Katlanması zordur. Beni sabredenlerden göreceksin. Hadis-i şerifte öyle diyor. Musa dedi ki diyor hadis-i inkarcılıkları bunları inkar ediyor hep. İsrailiyat diyorlar. Musa diyor ki ben sabredenlerden olacağım. Bu eski ahitte de yeni ahitte de geçiyor. Kur’ân-ı Kerim’de de geçiyor. Hadislerde de geçiyor bir olay. Hızır diyor denizin içerisindeki bir gemiye seslendi. Hey gemidekiler! Biz burada iki ihtiyarız dikkat edin. İki ihtiyarız. Musa o zaman peygamber değildi. Daha henüz gençti diyenlere cevap bu. Yok peygamber değilmişti o zaman da.
Kıvırma yapma. Eybükme Allah’ın ilmini. Hızır Aleyhisselamın söylediği o. Hey gemidekinler! Biz iki ihtiyarız. Bizi buradan alın. Aman bir filika fış fış fış fış. Geliyor iki ihtiyar alacaklar. Geliyor iki ihtiyar alacaklar. Burası hadislerde yok. Onlar filika kıyıya kadar, şeye kadar gelemiyor. Ne o? Plaj’e kadar, kıyıya kadar gelemiyor. Musa diyor ki, Hızır diyor ki hadi kalk gidelim. Onlar suyun üstünde yürüyorlar, ıslanmıyorlar hiç. Suyun üstünde yürüyor. Musa da yanında. Çıp oturuyorlar filikanın içerisine. Fış fış fış gidiyorlar. Bu ilim bu. Musa’nın dahi, Musa’nın dahi. Önünü illediği ilim, velilik ilmi. İlmi ledin. Bu yok olmayacak. Peygamberlik bitti, din tamam oldu. Ama velilerin ilmi tamam olmadı. Devam ediyor. Sebep? Allah dinini kıyamete kadar bu velilerin üzerinden tanıtacak. Allah dinini kıyamete kadar bu velilerin üzerinden yaşatacak. Allah kıyamete kadar dinini bu veliler yeryüzünün direkleri gibi dinin direkleri olarak kalacak.
Sen Ahmet’i beğenme, Mehmet’i beğenme, Hüseyin’i beğenme, Ali’yi veliyi beğenme. Ya bu şeyh mi işte, yok değil mi, bu veli mi işte, değil mi. Senin beğeni beğenmemle alakalı değil. Allah bu ilmi istediğine veriyor. İstediğine veriyor. Allah yaptığından sorumlu değil Ayet-i Kerim’e. Hasislenmene gerek yok. Ne diyor? Kimi külhancı. Sen külhancı görüyorsun. Kimisi sırmalı kaftancı. Sırmalı kaftanın içinde hepsi var. Hepsi var. Kimisi sırmalı kaftancı. Sırmalı kaftanın içinde hepsi var. Hepsi var. Veli ebediyen devam edecek. İşte bunlar ne? Velayet kapısının mihmandarı bunlar. Bunlar dünyada dinin yaşanması için dünyanın manevi direkleri. Manevi direk. Bunlar şeytan bunları sevmez. Şeytanlaşmış kafalar bunları sevmez. Gavurlar sevmez bunları. Bir veli gavur sevmez. Bir veli şeytan sevmez. Heva heves sevmez. Nefsine uyanlar sevmez. Nefsinin bataklığına düşenler velileri sevmez. Sufileri sevmez. Dervişleri sevmez. Sevmezler. Bir kimse sufileri dervişleri velileri sevmiyorsa hepsinde bir kategoriyi koyup attıysa çöpe bilin ki gavur o.
Başka bir şey değil. Evet. Başka bir şey beklemenle yok. Hiç e mi? Komple velilere, sufilere, dervişlere karşı düşman mı? Gavur o. Başka hiçbir şey değil. Allah bizi affetsin. Neden? El veli Allah’ın sıfatı bir kimsenin üzerine tecelli etmiş. Eyvallah. Müminlerin üzerine tecelli etmiş. Eyvallah. Veli Allah’tır çünkü sıfatıdır. Onu inkar eden Allah’ı inkar etmiştir. Allah muhafaza eylesin. Hakikati Muhammediye Allah’ın her şeyden önce ve her şeyi kendisinden yarattığı bir nur olması sebebiyle alemin yaratılışının kaynağı ve aslıdır. Ara ve ah. Hakikati Muhammedi her şeyden önce yaratılmış. Ve bu alemin varlığın tamamiyetle aslıdır. Buradan devam edeceğiz. Ara bir diye bir çizgi var burada. Buraya bir işaret koyayım. Devam diye yazsam buraya olur mu? Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Bu bir haftada bitecek bir şey değil. Bu baya hafta gider. Saat 11.30 çünkü. Selamünaleyküm.
Kaynaklar ve Referanslar
Vesvese (Temizlik Takıntısı) — Fıkhî Çerçeve — Vesvese, şeytanın ibadeti anlamsız hâle getirmek için kullandığı en yaygın araçtır. Temizlenmiş odayı yeniden temizlemek, abdesti defalarca almak gibi davranışlar ibadeti ibadetten çıkarır. Fıkıh kuralı: ‘Zann-ı galip’ esastır — galip kanı kirlilik yoksa, temizdir. Vesvesede zann-ı galibe değil şüpheye uymak ibadetı bozar.
Hadîs-i Kudsî — Lewlâke Hadisi — ‘Sen olmasaydın ben âlemleri yaratmazdım.’ — Büyük hadis âlimlerinin çoğunluğu (Süyûtî, Ali el-Kârî, Hâkim) bu hadisin mânen sahih olduğunu, Enbiyâ 107. âyetiyle örtüştüğünü bildirmiştir. Tasavvuf geleneğinde Lewlake, kâinatın varlık sebebini Hz. Muhammed Mustafa’ya bağlayan temel referanstır.
‘Hub’dan Hub’a Düşmek’ — Sevgiden Sevgiye Geçiş — “Şu benim divane gönlüm hub’dan hub’a düştü.” (Dîvan-ı Kebîr, Hz. Mevlânâ) — Hub, Farsça’da sevmek anlamındadır. Divane gönlün bir sevgiden bir başka sevgiye geçmesi, aşkın dinamik ve duraksamamaz yapısını anlatır. Cemâl’in tecellisi bir an yeterlidir; bu bir an bütün varlığı aydınlatır.
Hakikat-i Muhammediyye — Tarihsel Kaynak: Sehl et-Tüsterî — Hakikat-i Muhammediyye düşüncesinin sistematik olarak ilk ifade edildiği kaynak Sehl et-Tüsterî’ye (ö. 283/896) atfedilir; ancak Efendi hazretleri bu görüşün daha önceki sufilere de dayandığını vurgulamıştır. İmam Rabbânî, İbn Arabî ve Mevlânâ bu meselede birbirini tamamlayan görüşler ortaya koymuştur.
Hakikat-i Muhammediyye ve Dört Mezhep İmamı — Efendi hazretleri şunu beyan etti: İmam-ı Âzam, İmam Şâfiî, İmam Ahmed b. Hanbel ve İmam Mâlik’in dördü de Hakikat-i Muhammediyye’yi tasdik etmiştir. Mezhep fıkhıyla sufilik birbirinin zıddı değil; aksine fıkhın temelinde de Hakikat-i Muhammediyye yer alır.
Kur’ân-ı Kerîm — Bakara Sûresi, 31. Âyet — Hz. Âdem’e İsimlerin Öğretilmesi — “Ve Allah Âdem’e bütün isimleri öğretti.” — Esmâ’l-Hüsnâ’nın tabur-ı câizleri Hz. Âdem’e yüklendi; dolayısıyla Allah’ın sıfatsal tecelliyâtları onun üzerinden zuhûra geldi. Makam meselesi: Bu mertebe peygamberlik değil; fakat diğer insanların en üstüne çıkan bir makam noktasıdır.
İnsanın Fesatçılığı ve Doğa Dengesi — Kur’ân-ı Kerîm’de insan ‘halife’ olarak yaratılmıştır; ancak Allah’ın koyduğu kuralları bozunca coğrafi ve ekolojik dengeler de bozulur. Efendi hazretleri şunu söyledi: Hayvandan daha aşağı konuma düşen avam insan fesat çıkarır; bu fesadın coğrafi yansımaları zelzele, kıtlık ve ekolojik bozulmadır.
Hz. Peygamber’in Ayak İzini Takip — Sufilik Felsefesi — Mekke fethinden önce müşrikler Hz. Peygamber’e güneşi ve ayı verdiklerini söylediklerinde ‘lâ ilâhe illallah’tan vazgeçmeyeceğim’ buyurmuştur. Efendi hazretleri bu kararlılığı sufilerin temel felsefesi olarak tanımladı: Güneş alemi bâtın, ay alemi şehadet olsa da yalnızca lâ ilâhe illallah her ikisini birleştirir.
Allah İstediğine Verir — Kur’ânî İlke — “Allah mülkünü istediğine verir.” (Âl-i İmrân, 26) — Efendi hazretleri ‘külhancı-sırmalı kaftan’ metaforuyla anlattı: Allah dışarıya külhancı yaratır, içine sırmalı kaftan giydirmiş olabilir. Hasislenmek, Allah’ın taksimine itiraz etmek demektir. İstediğini istediğine veren Allah’tan sorulacak bir şey yoktur.
Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 45. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=XJRJwnhDYCA