Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

46. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Muhabbet, Derviş Eş, Tevazu, Saman Çöpü ve Nefsin Putu

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurulan bu 46. sohbet-i şerîfinde; dervişliğin ve gerçek muhabbeti yaşamanın en kritik engellerini ve şartlarını ele almıştır. Açılışta cemaatin sorularını yanıtladıktan sonra, üstada duyulan muhabbeti ‘tapıyorsunuz’ diyerek eleştirenlere cevap vermiş; bu eleştirinin, Allah yolundaki sevgiyi kavrayamamanın yansıması olduğunu açıklamıştır. Eşi ya da ailesi derviş olmayan kimsenin nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğini Hz. Pir’in ‘Canını Alacağım’ hikayesiyle örneklendirmiş; zorla eşini dervişliğe çekmeye çalışmanın karşılıklı zarar verdiğini göstermiştir. Tevazunun ve aciziyetin sufilikteki temel yerini ‘iki alem gözünün önüne serilse de kendini bir şey zannetme’ sözüyle açıklamıştır. Makam için — zâkirlik, nakiplik, çavuşluk — hırs besleyen kimseyi ‘salma eşek’ metaforuyla tanımlamış; Hz. Pir’in ‘sen bir saman çöpüsün’ uyarısını aktarmıştır. Nefsin en tehlikeli boyutunu ‘nefsin putu’ olarak adlandıran Efendi hazretleri, mü’minlere lanet okuyan kimsenin bu putun esiri olduğunu beyan etmiştir. Son bölümde gerçek muhabbeti yaşamanın yolunu ‘muhabbet ediyorum, kirletme, bayılaştırma’ ilkesiyle özetlemiş; hurma bahçeleri için savaşan ve şehit düşen sahâbînin hikayesini ölümün niyet dönüştürücü gücüne örnek göstermiş; dervişliğin olmazsa olmazı olarak tevazu çizgisinde durmayı belirlemiştir.



Eşi ya da Ailesi Derviş Olmayan Kimsenin Tutumu, Hz. Pir’in ‘Canını Alacağım’ Hikayesi ve Tevazu

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşaAllah. Cenab-ı Hak gününüzünü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşaAllah. Bugün bir yere ütülemesi için bir şey verdim. Almaya gittiğimde ütüsünün bozuk olduğunu gördüm. Bunun söyleyince ücretini verme dedi ve almadı. Böyle durumlarda emek olduğu için kul hakkı olur. İşini düzgün yapmadıysa bunda bir sıkıntı yok. Herkes işini düzgün yapacak. Perşembe günü zikrullah alakasında sürekli gözümün önüne günahlarım geldi. Kendimi zikrullah’a veremedim. Sonra içimden Allah’ın zikrullah alakasında katılanları affettiğimi düşündüm ve affedildiğim hissine kapadım. Bu şekilde düşünmek yanlış mı? Değilse bu sadece hayal mi? Kim Allah’ı cemaatle beraber alakada zikrullah yapar? Zikrullah yaparsa oradan af olmuş olarak kalkınız. hadîs-i şerîf var, hadis-i kudsi var. O yüzden böyle düşünülmesinde bir sıkıntı yok.

Mevlânâ Hazretleri’nin Moğol istilasına yönelik Timur ile görüşmesi olmuş olur. Böyle bir görüşmenin olduğuna dair tarihi kaynaklarda bir kayıt yok. Ama böyle olduğunu iddia ediyorlar. Daha doğrusu böyle tasavvufasuvfiliye karşı olanlar, Hz. Mevlânâ Celalettin Rum Hazretlerinin konumuna, durumuna karşı olanlar, böyle bir şey söylüyorlar. Yani diyorlar ki işte Moğol istilasında Timur’a karşı, Moğollara karşı gelmedi. Timur’a karşı gelmedi. Hatta daha da ileri götürüyorlar. Diyorlar ki onlarla ittifak etti. Ben daha ilerisini söyleyeyim. Tarih boyunca ehli tasavvufa hep böyle iftira atmışlar. Ehli tasavvufun üzerine hep böyle bir şeyler söylemişler. Allah kendi dostlarını, peygamberlerini mümin kullarına sevdirir. Mesela müşrikler, o esnada Müslümanların peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine karşı muhabbetini bir türlü algılayamazlar, anlayamazlar. Diğer müşriklere konuşurlarken öyle peygamberi seviyorlar ki onun uğruna ölüyorlar.

Böyle tarif ederler. bizim topraklarımızda bir peygamber çıktı. Bu peygamberin müritleri, taraftarları, inananları onu öylesine çok seviyorlar ki yani canlarını seve seve veriyorlar. Ölümüne seviyorlar. Bunu müşrik bir türlü hazmedemez. Bunu müşrik anlamaz da. Şimdi de peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinden sonra ve bu her daim olmuş. Allah kendi dostlarını, kendi velilerini mümin kullarına sevdirir. O mümin kullar, o velileri öylesine severler ki böyle can feda edercesine severler. Yine bugünün müşrikleri veya dünün müşrikleri, Hz. Muhammed Mustafa’dan sonra müşrik düşünceliler o veli sevgisini, o Allah’ın dost sevgisini, Allah sevgisidir çünkü o, bunu anlamaktan uzak olurlar. Derler ki onlar, siz bu hani şeyhinize, üstadınıza, bunlara tıpınıyorsunuz derler. Taparcasına seviyorsunuz. Bu sizin şeyhiniz değil, işte bu sizin Rabbiniz.

Öyle eleştirirler. Oysa, Cenab-ı Hak müminlerin birbirlerine olan sevgisini böyle tarif eder. O müminler Allah için birbirlerini çokça severler. Kim Allah için çok severse bir kimseyi, hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşerde Allah’ın gölgesi altında gölgelenecek der. Şimdi müminler müminleri, müminler velileri, müminler peygamberlerini ve müminler Allah’ı her şeyden üstün severler. Gerçek bir mümin başka bir mümini kendisinden fazla sever. Bir mümin, bir sufi mümin, üstadını gözünün gördüğü insanlardan fazla sever. Peygamberinin sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine, gözünün gördüğü görmediği ne kadar insan var ise, varlık var ise, hepsinden fazla sever. Bir mümin Allah’ı ise gözünün gördüğü görmediği her şeyden fazla sever. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Davut aleyhisselam’ın dilinden dua eder ya, Ya Rabbi senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini.

Çölde susuz kalmış bir kimseye soğuk şerbeti, ona nasıl sevgili, ona nasıl güzel, ona nasıl böyle tatlı geliyorsa, sevdiriyorsa, beni de öyle, bizi de öyle sevdir der ya, Şimdi bu sevgiyi normalde insanlar kavramakta, anlamakta güçlük çekerler. Bakın bunu anlamakta, bunu kavramakta güçlük çeker. Bir insanın eşi derviş değil ise, kocasının bunu bu noktada anlamakta güçlük çeker. Bir adam derviş değil ise, eşi derviş ise, eşini anlamakta güçlük çeker. Hatta adamın kıskançlık duyguları kabarır, beni bu kadar sevmiyor ya bu adamı seviyor der. Bir anne baba çocuğunda üstadına karşı olan o sevgiyi görsün der ki beni bu kadar sevmiyor o üstadını seviyor. Hatta kinayisine söyler, sanki ben onun evladına göz koymuşum, al canım sana verdik biz onu, bizi dinlemiyor artık.

Sen Kur’ân Sünnet tarihisinde bir şey dedin de mi dinlemedi? Böyle kinayisine laflara alışığımdır ben 30 yıldan beri bu kinayisine lafları duyuyorum. Oysa bu Allah sevgisidir. Allah için olur bu. Bakın aynı şeyi Hacı Bayram Velayetlerine yapmışlar ya, Beyazıt’a demişler ki bu böyle dervişlerini topluyor sana karşı bir organizasyon yapabilir, sana karşı bir şey yapabilir, devlete darbe yapabilir. Ne yapmış Yıldırım Beyazıt? Toplam gitmiş oraya Hacı Bayram Velayet diyor, böyle böyle diye. Hacı Bayram Velayet çokmuş mu benim dervişim diyor. Evet öyleymiş diyor. Hepsini topluyor ya, hepsini topladıktan sonra bir tane çadır kuruyor meydana. Kim Allah için bize derviş olduysa gelsin diyor canını alacağım onun. Bir tane adamın birisi çıkıyor hırpani görünüştü. Efendim ben sizi Allah için seviyorum, Allah için intisap ettim.

Canımı vermeye de size teslim etmeye de hazırım diyor. Geç içeri diyor. Katıyor ona çadırın içerisine hançerden kan damlaya damlaya çıkıyor. Başka diyor yok mu? Bir tane de kadın geliyor hırpani bir kadın. Ben de diyor siz Allah için seviyorum. Geç içeri diyor tekrar kan damlaya damlaya çıkıyor çadırdan içeri. Var mı başka diyor. Yok. Dönüyor Yıldırım Beyazıt’a. Biz diyor iki buçuk dervişiz efendim diyor. İki buçuk derviş. Ben Ankara Savaşı’nın Yıldırım Beyazıt’la Timur’un arasında olan bu savaşta galibiyetinin olmasının olmamasının sebebini bu olaya bağlıyorum. Hacı Bayram Veli Hazretlerinin gönlünü incitiyor. Bir velinin gönlünü inciten kimse asla ve asla iki yakası bir araya gelmez. Gelmez. Devlet olsa devletin iki yakası bir araya gelmez. Adamsa adamın iki yakası bir araya gelmez.

Gelmez. Bunu anlamaz insan. İnsanoğlu kördür. Anlamaz bunu. Bir veli incitene bir velinin gönlünü kıracağına yani o kimsenin kafası gözü kırılsa tamir olur. O tamir olmaz. Zor sıkıntılı bir şey. Tabi. İşin enteresan noktası. Değil mi? Değil mi? Yıldırım Beyazıt var iken Timur’la savaştı ya. Timur’la savaşmıştı değil mi? Kimle savaştı Yıldırım Beyazıt? Timur’la değil mi? Hazreti Mevlânâ o zaman var mıydı? Yoktu değil mi? Ee Mevlânâ ile Timur’u nasıl birleştiriyorlardı aynı zamanda? Değil mi? Timur’la da Mevlânâ’yı birleştiriyorlardı değil mi? Aynı çağda yaşamış gibi. Allah bizi affetsin. O yüzden müşrikler, müşrik kafalılar, müşrik beyinliler bir veli sevgisini anlayamazlar. Siz onları Müslüman görürsünüz. Bir veliye düşman olan Müslüman değildir gerçekten. O hakikatte mümin değildir. Allah’ın velilerine düşman olan, Allah’ın velilerine dostlarına laf söyleyen, onlara düşman olan, Allah’ın velilerine düşman olan, onlara düşmanlık yapanlar gerçekte mümin değillerdir.

Müşriktir onlar. Onlar gerçek mümin değillerdir. O yüzden bir mürşidi, bir veli, bir Allah dostunu, bir müminin sevgisini onlar kaldıramazlar, anlayamazlar. Öyle olunca da Hz. Mevlânâ’yla laf söylerler, Abdülkadir Geylan Hazretlerine de laf söylerler, çağın velilerine laf söylerler, söylerler de söylerler. İftira atarlar, taş atarlar, toprak atarlar, her şeyi atarlar, her şeyi söylerler. O yüzden yeni değil onlar. Allah bizi muhafaza eylesin. Yaşlarımız 17-18, karşı cinsi olan yüreğimizdeki muhabbeti sizin anlattığınıza göre harama düşmeden nasıl yeşertiriz? Boş ver, ne yeşertcen dursun durduğu gibi yerde. O fazla yeşer değil mi, seni sıkıntıya sokar. Dayım ile yengem derviş insanlar mı? Okuyamadım ki. İnsanlar ve çocukları yok hayır için gençlere, izdivaç için aracılık ediyorlar fakat ben 30 yaşındayım.

Benim için önce insan olsun diyorlar. Benim Almanya’dan gelen ve Subay’dan başka bir talibimde bozdular, ben de ilendim ikisinden. İkisi benden aynı anda kanser oldu. Ben affedemedim, affetmeliyim ne yapmalıyım? Maşallah ya, bir ileniyorsun kanser oluyorsa eyvah ki eyvah. Maşallah ya, asla kendiniz de böyle şeyler görmeyin. ben bir ilendim o kanser oldu. Maşallah ömür boyu o zaman sen ilendin o kanser oldu, sen şimdi ebediyen onların kanser olmasına sebep olduğundan dolayı hep azap içinde kalacaksın. İki insanın kanser olmasına sebep oldun. İki insanın kanser olmasına sebep oldun, ölümlerine sebep oldun, sıkıntılarına sebep oldun. Hiç tövbeden başını kaldırma. Şimdi bu manteliteye söylenecek olan cevap bu. Ben ona bir ilendim bak başlarına ne geldi, vay maşallah subhanallah.

Ben bir tersine dua ettim bak perişan oldular, vay maşallah subhanallah ya. Allah muhafaza eylesin. O bu nefis putunun cezasını vermeyince nefis putundan başka bir put doğdu. Ben Hazreti Mevla’nın hemen cevabını vereyim. İnsanın kendinde bu kadar harikulade bir hal görmesi nefistir. Bir kimse kendi içinden dese ki ben bir dua ettim böyle oldu, ben bir dua ettim şöyle oldu, ben böyle bir tersine yaptım böyle oldu, önünden yaptım böyle oldu, o nefistir. O kimse nefsine uyduğu müddetçe, habire daha ondan nefis çocukları çıkar. Bir sürü nefiscik olur, o kimse kendisi baba nefis olur, ana nefis olur, ondan habire nefis çıkar. Bütün her şeyi nefsaniyet bürür onun. Namazına nefsaniyet bürür, orucuna nefsaniyet bürür, zikrullahına nefsaniyet bürür, hareket ettiğine nefsaniyet bürür.

Yürürken nefis yürür onunla. Oysa tevazu olması, hiçlik olması, kendini Allah’ın önünde zavallı, hakir, aciz görmek, acziyet insanın nefis butunu kırar. Acziyeti olmayanın müminliği olmaz, acziyeti olmayanın imanı kemale ermez. Hepiniz fakirsiniz, gani olan Allah’tır. Sen Allah’ın önünde kendinde bir şey görüyorsan, insanların içinde kendinde bir şey görüyorsan, sen nefis butuna değil nefis butu sana binmiş, dıkı dık dık dık götürüyor seni. İstediği zaman istediği yere götürüyor. Asla kendini öyle görme. Asla nefsini önde tutma. Asla kendini bir şey zannetme. Asla. Hayatın boyunca, ömrün boyunca kendini bir şey zannetme. İki alem de gözünün önünde serilse, alemler perde perde gözünün önüne serilse, sen asla kendini bir şey zannetme. Zaten senin gözünün önünde öyle bir şeyler serildikçe senin acziyetini arttırması lazım, senin mahviyetini arttırması lazım.

Senin kulluğunu daha ince hale getirmesi lazım. Seni daha tevazulu, daha ince sık dokurur. Seni daha ince düşünür, ince ahlak haline getirmesi lazım. Ona hani bazen eski dervişlerde vardır ya böyle kaba saba konuşurlar, tepeden konuşurlar, onlarda o yıllar eskimiş ama onun nefsi kabarmış, putlaşmış. Söz dinlemezler, laf dinlemezler onlar çok biliyorlar. Otur dersen oturmaz, kalk dersen kalkmaz, buradan yürü desen yürümez. O çok biliyor, o zâkirine karşı gelir, çavuşuna karşı gelir, eski dervişlere karşı gelir, ondan başka bilen yok. Kadınlarda da vardır öyle, o çok seviyor. Erkeklerde de vardır, o çok seviyor ya. Zâkir kimmiş, nakip kimmiş, nügebbâ kimmiş, eski ahabî kimmiş ya o kadar çok seviyor ki. O sevgi akıyor onun her tarafından.

O yüzden edep, adab, terbiye, saygı nerede nasıl davranılması gerekiyor, nerede nasıl neler yapılması gerekiyor onu bağlamıyor hiç. Sebep o eski derviş, onu bağlamıyor neden? O üstadın yanında, onu bağlamıyor neden? O çok seviyor, aşık o. Dokunma ona, o istediği gibi gelsin istediği gibi gitsin, salma deve. Azatlama eşek gibi o. Azatlama eşek nedir biliyor musunuz? Bir işe yaramayan eşek çilbirini çıkarırlar, bırakırlar meydana. Sahipsizdir o, çilbirsiz. Salma deve derler, sahibi yok, almışlar üzerinden çilbirini hamudunu sahipsiz, salmışlar, ortalıkta dolaşıyor. Öyledir o. O nefis insanı o noktaya getirir. Nefis insanı öyle bir noktaya getirir ki bakar, ya bu ne konuşuyor ya, bir de şey olacak ya. Bu ne konuşuyor ya, bu da şey efendinin yanında yıllardır durmuş kendini bir şey zannediyor.

Beğendirmez nefis insanı böyle, etrafındaki kimseye. Eskilik, büyüklük, onu böyle nefis butunu, o büyütçükte büyütür. O bir dua ile dağları yarar, onun yanında dikkatli ol. Aman ha, onun tersine duasını alma. O dese ki, ya Rabbi bunu helak et, Allah’ın emrinde helak eder ama. var ya hadîs-i şerîf’te Allah’ın öyle kulları vardır ki, yağmur yağdır yağsın dese, yağmur yağar. O onlardan. Ama o yağmur yağsın diye uğraşmıyor, ya bunu helak et diyor, helak oluyor. O ümmet-i Muhammed’e faydalı olacak bir dua bilmiyor. Ya Rabbi bunların hidayetlerini arttır demiyor, helak et diyor, helak ediyor. Bunlar Allah’ım, laneti, Allah’ım senin lanetin bunların üzerine olsun diyor, onların üzerine oluyor. Mü’min mü’mine dua etmesi gerekirken, mü’min mü’mine yardım etmesi gerekirken, onlar öyle veliler, öyle dostlar, öyle insanlar ki mü’minlere lanet okuyunca Allah onlara lanet yağdırıyor.

Bu artık nefis putunun üstünde. O ilahlıya doğru koşuyor, biraz daha onu böyle hadi yavrum de, ona bir iki böyle okşa, o ilahlığını ilan etsin. Firavun, Allah muhafaza eylesin. Acziyet, nefsi al aşağı eden acziyettir. Nefsi al aşağı eden kendisini saman karşısındaki narpa görmektir. İnsanın nefsini al aşağı eden yanı başındaki kimseyi kendinden faziletli görmendir. Yeni gelmiş daha, onu kendinden faziletli görsün dersin ki bu tazecik daha yeni geldi. Bu ne aşkla geldi, ne muhabbetle geldi, şimdi benden iyi bu. Taze aşk. Ya biz bayatladık? Biz bayatladık, biz kendi kendimizi çökerttik, kendi kendimizi, sermayeyi yok ettik, harcadık. İnsan öyle görmedi. İşte Hz. Mevlânâ diyor ki, bu nefis butunun cezasını vermeyince, insan kendi nefsini terbiye etmeyince, nefsini cezalandırmazsa, nefsini terbiye etmeyen, nefsini cezalandırmayan kimse, sonuçta o nefis onu helak eder.

Nefsiyle mücadele etmeyen, nefsiyle boğuşmayan, nefsini terbiye etmek için her da uyanık olmayan kimse, sonuçta nefsi onu helak eder, onu götürür. Sufilik o yüzden nefisle mücadelenin üzerine kuruludur. Her daim nefisle mücadelenin üzerine kurulu, her daim. Her nefes nefisle mücadele üzerinde duracak Sufi. Bunun en alt zeminini söylerim ya, haramlardan uzak durmak. Bunun en alt zemini, haramlardan uzak durmaktır. Sufi, haramlardan uzak durduğu gibi Sufi, bir Müslüman, bir Mü’min zaten haramlardan uzak durmakla mükellef. Ama Sufi bir çift daha o içinden gelen sesleri, nefsinden gelen hevaya, nefsinden gelen hevese, şeytanın vesveselerine her daim secci çekecek o. Dikkatli olacak. Dilinden çıkana dikkatli olacak, gözünden çıkana dikkatli olacak, kulağından çıkana dikkatli olacak, elinden ayağından çıkana dikkatli olacak.

O her daim gönlünde Allah sevgisi, her daim gönlünde zikrullah olacak. Dilinde heva heves olmayacak, boş konuşmayacak, zikirle, muhabbetle, bununla iştigal edecek. O nefisle mücadelede diyecek ki aman sen az konuş, aman her şeye dilini uzatma, bilir bilmez, dikkat et. Gözünle bir şey görsen dahi yanılabilirsin, dikkat et. Aman kulağından bir şey duysan dahi yanılabilirsin, dikkatli ol. Yol kaygan zemindir, yol inişli çıkışlıdır. Nefisle mücadele öyle kendine güvene bakmaz. Nefisle mücadele öyle kendini böyle yükseklerde görmekle olmaz. Aman sen diyeceğim bir saman çöpüsün,

‘Ben Bir Saman Çöpüyüm’: Makama Göz Dikmeme, Eşek Çilbiri ve Nefsin Putu

dikkat et. Bir saman çöpü dağı kaldırabilir mi demiş Hz. Pir. Kendine dikkat edeceksin, aman ha. Kendini saman çöpü görmekten uzak tutma. De ki her daim ben bir saman çöpüyüm. Dağı kaldırabilir miyim? Hayır. Gözünü zâkirliğe, çavuşluğe, nakipliğe dikme. Gözünü şehliğe dikme. Ben zâkir olsam şöyle yapardım, ben nakip olsam böyle yapardım. Dikme gözünü. Eline üç kişi verirler, üç kişiyi de dağıtırsın. Bilemezsin. Bilemezsin. Ben de şunun gibi olacağım, ben de bunun gibi olacağım. Nefsine dikkat et. Eşine karşı olan davranışlarına da dikkat et. Biz darvüşsüz, hata yapsak rüyamızda görürüz. Dikkat et sen. Kabarma. Etrafına kabarma. Hindileşme. Çok kabaran Hindinin kafasını koparırlar. Bu pişmeye hazır olmuş derler, cızbız olduğunu görürsün bir yerde. Kendi kendini bir şey zannetme.

Sen tevazu sahip ol. Sen hizmet etmeye bak. Etrafına faydalı olmaya bak. Allah’ı, Resulullah’ı, Üstadı, dervişleri sevmeye bak sen. Allah’ı seviyorsan onu zikreder, emirlerini yerine getirirsin. Resulullah’ı seviyorsan onun sünneti, Resulullah’ın sünnetini yerine getirirsin. Üstadını seviyorsan onun nasihatlerini yerine getirirsin. Derviş kardeşlerini seviyorsan derviş kardeşlerinden, elinden, dilinden emin olurlar senin. Sen onlara hizmet edersin, kendine hizmet ettirmezsin. Hadi abicim çayımı kap gel bakayım. Hadi ablacım bakayım ya bir çayımı al gel benim. Hadi yavrucuğum bakayım yemeğimizi hazırla sen. Bu dervişlik değildir. Tevazu ile hizmet etmektir derviş. Kendine hizmet ettirmek değildir. Haa zakirsin hadi gelin bakalım alın beni buradan. Bu zakirlik değil. Bu akşam filanca yerde sohbet var hanginiz götürecek bakalım bizi. Bu zakirlik değil, bu çavuşluk değil.

Bu hizmet etmek değil. Ya sen ne güzel mübarek ya senin hanımın ne güzel börek yapıyor öyle. Börekleri yaptır bakalım bu dervişlik değil. Bunlar benim sufi hayatımda edinmiş olduğum tecrübelerim. Sohbete gittiğin yerde çay içmeye dahi intikap edeceğim. Sohbete gittiğin yerde bir bardak su içmeye dahi intikap edeceğim. Sohbete gittin zikrullah’a gittin, zikrullah’a gittin. Yerde yemek yemeye dahi intikap edeceğim. Mümkünse kırılmayacaksa gücenmeyeceklerse yemeyeceksin. Yersen ücretini vermeye gayret edeceğim. Yersen ücretini vereceksin. Bu zamanda 18. yüzyılın, 17. yüzyılın, 15. yüzyılın, hatta 3. yüzyılın, 4. yüzyılın dervişliğini yaşayacaksın. Ekmeğini yanında götür çok karnın acıkıyorsa. Suyunu yanında götür çok susuyorsan. Yatağını yanında götür çok uykun geliyorsa. Yatağını yanında götür. Dervişlik o. Yatağını yanında götür. Biz kardeşleri ziyaret etmeye gidiyoruz filanca yere.

İhtiyacı mı var sana? Şeyh misin sen? Şeyh mi oldun? Davet ettiler de şeyh misin sen seni davet ettiler? Şeyh sen davet etsinler seni. Tecrübe bunu daha öncesinden. Davet ettiler. Kim davet etti seni dedim. Filanca git yat ondadır. Onun misafirisin sen o zaman. Böyle baktı şimdi bana. Git yat kardeşim var. Seni ağırlasın ne yapıyorsan yap. Bana ne? Ben mi davet ettim seni? Hayır. Kim davet etti? İkisi kimseyi. Git. Ben sana hizmet etmekle mükellef değilim. Ben şeyhime hizmet ederim. Sana neden hizmet edeyim? Sen kimsin? Benim şeyhim misin sen? Siz dedim dört kişi şeyh mi oldunuz? Dördünüz bir şeyh mi oldunuz yoksa dördünüz ayrı ayrı şeyh mi? Ya Mustafa kardeş ne diyorsun? Evet ben böyle diyorum dedim ya kimsiniz siz?

Bursa’nın ders günü perşembe günü. Neden milleti toplayacakmışsınız siz? Siz mi toplayacaksınız milleti? Şeyh Efendi’nin emrine mi geldiniz? Ses yok. Şimdi arayacağım söyleyeceğim. Arama. Neden? Sen dergah için geldiysen arayacağım şimdi. Eee dergah için gelmediysen arayacağım. Eee dergah için gelmediysen arayacağım. Eee dergah için gelmediysen arayacağım. Sen bu hava civanı sende. Yürü git dedim. Çık dışarı. Ses yok. Bu dergahta dedim ben bir tek şeyhimi tanırım başka kimseyi tanımam.olsu dedi. Gidin istediğiniz yere şikayet edin. Tecrübe bunlar. Sen şeyh misin kardeşim? Ben şeyhime hizmet ederim, başka kimseye etmem. Başka kimseye etmem. Severim ben o kimseye, canım başım gözünü seversen. O ayrı mesela arkadaşımdır, dostumdur, can ciğer kuzu sarmamdır. Hizmet ederim, misafirde derim, uçururum da. Kime ne?

Ama bu dergahla alakalı değil. O yüzden nefse paye vermek. Bir başkasının da nefsine paye vermek. Bir başkasının karşımızdaki kimsenin de nefsini yüceltmek. Baş edemezsin. Baş edemezsin sonra. O kimsenin nefsiyle de baş edemezsin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden nefisle mücadele Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o yüzden cihat-ı ekber demiş. Demiş küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz. Ya Resulallah kim var karşımızda? Demiş ki iki göğüs kemimizin arasındaki nefsimiz var. Bu en büyük cihattır. Bu en büyük cihattır. Eğer o nefisle olan cihadı bir kimse halledemezse savaş yerinde can verse şehit olmaz. Birisi savaş diyorsun böyle can hıraş. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sordu felanca dedi şehit oldu ya Resulallah dediler.

Olmadı dedi olmadı. Buldular onu savaş meydanında. Kafasını kaldırdılar. Dediler ki ne için savaştın? Bunlar gelir bizim hurma bahçelerimizi hurmalıklarımızı perişan ederler diye savaştım dedi öldü. Dediler ki sadlak ya Resulallah. Allah’ın Resulü doğru söyledi. Niçin savaşmış o kimse? Hurma bahçelikler için savaşmış. Müşrikler gelir hurma bahçelerimizi bozar diye savaşmış. Şehit olmadı dedi. Birisi ne için savaşmıştı? Kahramanlık için. Ne yaptı o son nefeste? Ben böyle ölecek insan mıyım dedi. Kılıcı dikti kendine doğru kılıcının üzerine yüklendi. Şehit olmadı. Neden? Nefslerini terbiye etmedikleri için. Bir kimse nefsini terbiye etmezse savaş meydanındadır görürsünüz ölür şehit olmaz o. Nefis terbiyesi terbenin en yükseğidir. O yüzden dergahlar tekkeler nefis terbiye eğitimi verir. Dergahlar para toplama yeri değildir. Dergahlar makam mevki dağıtma yeri değildir.

Dergahlar tekkeler iş ve işçi bulma kurumu değildir. Dergahlar tekkeler insanların nefislerini daha da putlaştıracağı daha da yükselteceği yerler değildir. Dergahlar geliver ayvazım gidiver tünkuzum yeri değildir. Dergahlar insanların gösteriş yapacağı şatahat yapacağı şatafat yapacağı yer değildir. Dergahlar zekat toplama, fitre toplama, kurban toplama, et toplama, ot toplama yeri değil. Dergahlar onun bunun yalakası olma, onun bunun peşine düşme yeri değildir. Dergahlar fi sebilillah Allah sevgisi, Resulullah sevgisi, veli dost sevgisi, mümin sevgisinin üzerine kurulur. Dergah başka bir şeyin üzerine kurulu değildir. Sufi topluluklar herhangi bir siyasi partinin siyasi oluşumun, herhangi bir ticari oluşumunun, herhangi bir x bir oluşumun yan kuruluşları, alt kuruluşları değildir. Sufi topluluk sırf nefsini tezki etme, terbiye etme, Allah’ı sevme, Resulunu sevme, o veli dostu sevme, müminleri sevme bunun üzerine kuruludur.

Bakın bunun üzerine kuruludur. Allah için sevmenin, Allah için mücadele etmenin, Allah için yaşamanın yeridir sufilik. Onun içinde başka bir şey var ise, onun içinde başka bir şey var ise, onun içinde başka şeyler var ise, orası tam anlamıyla Muhammedi bir sufilik değildir. Muhammedi sufilikte Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey yoktur. Muhammedi bir sufilikte Allah sevgisi, Resulullah sevgisi, Üstad sevgisi, mümin sevgisi vardır. Gaydur kupak işlerle işi yoktur oranın. Vay efendim işte bir kadını sevsek oradan Allah sevgisine ulaşılır mı? He sen meczun musun? Gel kadını seviyorsan bana söyle, içtin çayda göreceksin, içtin suda göreceksin, baktığın perdede göreceksin, doğun başında göreceksin, ova da göreceksin, gözünü yumacaksın, baksan göreceksin, neyi seviyorsan aynada onu göreceksin. Yemeği yiyemeyeceksin, suyu içemeyeceksin, gömleğini giyemeyeceksin, sevdiğini göreceksin gömleğinde. Yolda yürürken hem valla hem billah hem tillah bir adım önünde sevdiğini görmüyorsan, sevmiyorum deme, deme. De ki muhabbet ediyorum

Gerçek Muhabbeti Yaşatmak: ‘Kirletme, Bayılaştırma’ ve Dervişliğin Olmazsa Olmazları

, kirletme, bayılaştırma. De ki sevemedim hakkınca da. Şeyh Efendi nerede, ne oldu? Hiç sevme bakacaktım da. Hani çok seviyordun, aşıktın ya. Nerede olduğunu neden bilmiyorsun? Değil mi? Ha bir kadını sevecek de oradan ilahi aşkı geçecek, Allah Allah. Mecnun geçmiş ya, bir adamı sevecek de oradan ilahi aşkı geçecek, Allah Allah. Kimi seviyorsun? Filancayı nerede yaşıyorsun? Yaşadığın şehri söyle bana. Gece yattığın yatağa söyle bana. Sufilik Allah için sevmektir. Allah için sevmek. Allah için yürümektir. Nefsini Allah için terbiye etmektir. Allah için. Otur kardeşim oturduğun yere. Dostlu sufilik yaşa. Dersini dostluğunu çek. Virdini dostluğunu çek. Haramlardan uzak dur. Sana fazla ibadet önermiyoruz. Diyoruz ki Allah için sev. Allah için haramlardan uzak dur. Kendini disiplin et.

Dilini tut. Gözünü tut. Elini ayağını tut. Dilinden emin olsun insanlar. Gözünden emin olsun insanlar. Baykuş gözü gibi gözün olmasın. Kadına kıza, adama gence baykuş gözü gibi gözün olmasın. Baykuş gözü. 360 derece bakacağım diye uğraşıyor. Baykuş gözü gibi gözün olmasın. Terbiye et. Her merhaba diyene merhaba mı diyeceksin? Terbiye et. Yok ben her konuştumda şeyhimi gördüm de aldandım. Kaçıncı adam? Aldatma kendini. Ben onda şeyhimi gördüm. Kaçıncı kız ya kaçıncı kadın? Aldatma dost soruyor. Ahlaksızlığın adı ne zamandan beri sufilik olmuş? Ahlaksızlık yok. Ahlaksızlığın adı sufilik değildir. Kimden öğrendin o ahlaksızlığı? Kimden öğrendin terbiyesizliği? Kimden öğrendin bu dili bozukluğu? Kimden öğrendin gözü bozukluğu? Kimden öğrendin kalp bozukluğunu? Yapma. Kirletme. Kendini kirletme, yolunu kirletme, şeyhini kirletme, birini kirletme.

Yapma. Öyle bir sufilik yaşa ki dillere destan olsun. Öyle bir sufilik yaşa ki sufi görsün insanların gözü. Yapma. O yüzden sufilik nefis terbiyesinin üzerine kuruludur. Sufilik Allah sevgisinin üzerine kuruludur. Sufilik Resulullah sevgisinin üzerine kuruludur. Sufilik Üstad sevgisinin üzerine kuruludur. Sufilik Derviş kardeşliğin sevgisinin üzerine kuruludur. Sufilik heva hevesinin üzerine kuruludur. Sufilik şeytaniyetinin üzerine kuruludur. Sufilik nefsaniyetinin üzerine kuruludur. İsterse bu toplulukta bir kişi daha kalmasın. Söyleyeceğim sözden geri durmam. Sufilik bu. Sufilik bu. Benim bildiğim sufilik bu. Bu sufilik çizgisinde duranlara başımız gözümüz kalbimiz her şeyimiz açık. Geri kalana değil. Geri kalana değil. Allah yolunu açık etsin herkesin. Bu şartlar içerisindedir dervişlik ve sufilik. Allah bizi bunu yaşayanlardan eylesin. Bu nefis butuna ceza vermezse bir kimse onu eğitmezse, ona çeki düzen vermezse ondan daha bir sürü nefis butları çıkar.

Yani siz bir sefer gözünüzle bakarsınız ondan bir nefis butu daha çıkar. Sen o göze öyle bir terbiye ver ki bir daha harama bakmaya yeltenmesin. Sen o dilinden bir nefis butu çıkar. Sen dilinden bir şey çıktığında onu öyle terbiye et ki o dilinden başka bir daha bir şey çıkmasın. Onu öyle terbiye et. Onu öyle terbiye etmezsen yok. Yolun yol değil. Böyle bazen kendi kendine bazen söylerim ya. Dervişlik o zamanmış. Ben şimdi dervişlik yaptığımı iddia etmiyorum. Bir kadına baktığımda ben neden baktım diyor. Üç gün katıksız oruç tutardım. Ben derviş olduğumda 60 kilo yiye düşmüştüm. 70 kilo ile derviş oldum 60 kilo yiye düştüm 5 ay sonra 6 ay sonra. Bizim kardeşler semiriyorlar.

Semiriyorlar. Kendilerine ceza vermiyorlar. Ben bunu yaptım iki gün oruç tutacağım Allah için. Ben bunu yaptım üç gün oruç tutacağım Allah için. Ben bunu yaptım kendime üç saat uyku koydum. Geri kalanı uyumayacağım. Tevhid çekeceğim Allah için. Böyle bir terbiye sistemi yok kardeşlerden. Böyle bir dervişlik yok. Allah bizi affetsin. Putların anası nefsinizin putudur. Buradan devam edeceğiz inşallah. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun inşallah. Selamun aleyküm.


Kaynaklar ve Referanslar

Hz. Mevlânâ — ‘Canını Alacağım’ Hikayesi — Büyük bir emir savaş meydanında çadır kurdu ve ‘Kim Allah için bize intisap etmişse gelsin, canını alacağım’ dedi. Korkusuzca ileri çıkan derviş, bu cesaret ve teslimiyetiyle makama layık olduğunu ispat etti. Hz. Pir bu kıssayla şunu gösterdi: Allah yolunun bedeli ‘ben’i feda etmektir.

Tevazu — ‘İki Alem Gözünün Önüne Serilse’ — Efendi hazretleri şunu aktardı: ‘İki alem perde perde gözünün önüne serilse, sen asla kendini bir şey zannetme; aksine o serildikçe aciziyetin artmalı.’ Gerçek tevazu, makam gördükçe küçülen değil; küçüldükçe makam kazanan kalbin hâlidir.

Hz. Mevlânâ — ‘Sen Bir Saman Çöpüsün’ — ‘Saman çöpü dağı kaldırabilir mi?’ sorusunu soran Hz. Pir, bu soruyu kendi nefsine yöneltiyor: Ben bir saman çöpüyüm; dağ kalkar mı? Hayır. Bu ilke makam hırsına karşı sufilerin kullandığı en temel ölçüdür: Zâkirlik, nakiplik veya herhangi bir görev için hırs beslemek bu saman çöpünü dağ zannetmektir.

Nefsin Putu — En Tehlikeli Put — ‘Putların anası nefsinizin putudur.’ — Hz. Mevlânâ’nın bu tespiti, kişinin kendi nefsini ilah konumuna çıkarmasının diğer bütün putlardan daha tehlikeli olduğunu gösterir. Mü’mine lanet okuyan kimse nefis putunun kölesidir; zira Allah o lanet okuyucusuna lanet yağdırır.

‘Salma Deve’ — Makam Hırsının Sembolü — Çilbirsiz bırakılan, üzerinden hamut çıkarılan, sahibi olmayan eşek ya da deve ‘salma’ diye adlandırılır. Efendi hazretleri bunu makam peşinde koşanlar için kullandı: Zâkirine karşı çıkan, eski dervişlere burun kıvıran, kendini üste konumlandıran kimse bu salma hayvan gibidir — bağı yoktur, yönü yoktur.

Hurma Bahçeleri İçin Savaşan Sahâbî — Bir sahâbî, ‘Hurma bahçelerimi ve ailemi korumak için savaştım’ dedi ve şehit düştü. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ‘sadakat etti’ buyurdu. Ölüm anında niyet dönüşür: O kimse hurma bahçesiyle başladı, Allah yolunda bitti. Bu hadis niyetin yolculuk boyunca değişip olgunlaşabileceğini gösterir.

Gerçek Muhabbet: ‘Muhabbet Ediyorum, Kirletme’ — Efendi hazretleri şunu açıkladı: Gerçek muhabbet kalbi kirletmeden, bayılaştırmadan, şeyhi kirletmeden, yolu kirletmeden yaşanır. Bir adım önünde sevdiğini görmüyorsan ‘sevmiyorum’ deme; ‘muhabbet ediyorum ama henüz o noktaya erişemedim’ de. Bu dürüstlük muhabbeti büyütür, iddia ise bayılaştırır.

Dervişliğin Şartları — Efendi hazretleri sohbeti şöyle tamamladı: Dervişlik ve sufilik tevazu çizgisinde duranlara açıktır. Bu çizgiden sapanlar — makam hırsı taşıyanlar, nefis putunu büyütenler, muhabbeti bayılaştıranlar — bu yolun dışındadır. ‘Allah bizi bunu yaşayanlardan eylesin.’


Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 46. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=PJdNcMl5U6c