1. Düşünmenin Şartı Bilgidir: Zahir ve Batın Bilgi Yolları — Rüya, İlham ve Aristo’nun Sezgisi
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hakk’ın yüzünüze hayırlı eylesin. Ayağınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Sesimden korkup, ürküp kaçmayın inşallah. Kaçıncı beyette kalmışız. Gündüz bayanlarda sorular vardı. Buranın soru buranın yeri değildi. O soruları gönderin bana. Gelmedi mi gündüz soruları geri verdiğimiz kardeş? İnsanların düşünmenin bir sonu olmadığını düşünerekten Allah-u Teala düşünür mü? Kur’ân’da düşünmenin hükmü nedir? Allah insanlar gibi düşünmez.
İnsanlar doğruyu bulmak için, hikmete nail olmak için, doğrunun da doğrusuna erişebilmesi için, insanlar kendi ellerindeki bilgilere göre düşünmek zorundadırlar. Kur’ân çok yerde o insanlar düşündüm ki diyerekten insanları düşünmeye sevk eder, tefekküre sevk eder. Ama bu düşünmesi için bir kimsenin tefekkür edebilmesi için bilgiye ihtiyacı vardır. Bir kimsenin bilgisi yok ise onun düşünecek bir şeyse de yoktur. Bilgiye edinmenin bir zahir yolu vardır, iki batın yolu vardır.
Bir kimse batın yolundan bilgi edinemiyorsa, zahir yoldan bilgi edinmekle mükelleftir. Batın yol açılırsa o zaman o kimsenin zahir olarak bilgi edinme ihtiyacı kalmaz. Ama öbür türlü batın yol açılmayan kimseler zahir olarak bilgi edinmekle mükelleftirler. Bir Müslüman günlük hayatını, günlük işini idame ettirecek kadar bilgi sahibi olması farzdır. Bakın bu farzdır. Günlük ibadetlerini, günlük işlevlerini, neyse işi, bunları yerli yerine getirebilmesi için o bilgi edinmesi farzdır.
Ticaret yapacak. İslami noktada ticaret nasıl yapılır? Eğer İslam hukukunun hüküm sürdüğü bir yerde yaşıyorsa, İslam hukukuna göre nasıl ticaret yapılmalı? Bu ticaretin kendince kendi hukukunu ve hükmünü öğrenmesi farzdır. İslam hukukunun olmadığı bir yerde ticaret yapacaksa, yaşamış olduğu ülkenin ticaret hukukunu bilmesi farzdır. Evlenecek. Evlenecek. Evlenecek olan bir kimse, İslam hukukunun icra edildiği bir ülkede yaşıyorsa, İslam hukukuna göre evlilik nasıl olmalıdır? Şartları nelerdir?
Bir erkeğin üzerine düşen vazifeler nelerdir? Bir kadınsa kadının üzerine düşen vazifeler nelerdir? Evliliğin getirdiği hak ve sorumlulukları bilmesi gerekir. Eğer İslam hukukunun olmadığı yerde bir kimse evleniyorsa, o zaman oradaki mevcut evlenme hukukunun ne olduğunu öğrenip, ona göre onun üzerinde fikir sahip olup, bilgi sahip olup evlenmesi gerekir. İnsanların hayatlarını en önemli etkileyen şey, işleri ve eşleridir. İnsan hayatını en fazla etkileyen iki önemli faktör vardır.
Birisi işidir, birisi de eşidir. Bununla alakalı dinlerini ilgilendiren alanda dini, hukuk ve hükümlerini, din hukuku olmayan yerde mevcut hukukun ne olduğunu o kimseler o bilgi edinmekle mükelleftirler. O yüzden düşünecek olan bir kimsenin elinde materyaller olması lazım. Birinci materyali bilgidir. Bilgisiz bir kimse, hiçbir kimsedir. Boş bir insandır. Şeytanın oyuncağıdır o. Bir kimsede bilgi yok ise o şeytanın oyuncağıdır. Kulaktan dolma bilgiler değil, bilginin özü, bilginin hası.
Yoksa eğer onda o şeytanın oyuncağıdır. Cahil kimsedir. Cahil, cahil insan bilgisiz insan, Allah’ı tanımayan insan. Birinci derecede cahil insan, Allah’ı bilmeyen. Allah’ı bilmemek ne demek? Birinci derecede o kimse dinini bilmiyor. Kur’ân Sünnet tarihisinde nerede nasıl davranacağını, edep ve ahlakını bilmiyor. Cahil kimse.
Onun cahilliğinin durumuna göre âyet-i kerîme mücibince ya yüz çevireceksin, ya selam deden diyeceksin, geçeceksin, o cahil olduğunu biliyorsa, öğrenmek istiyorsa onu ona öğreteceksin. Ama insan vardır, cahildir, cahilliğini de bilmiyordur, kör inat sahibidir. O kimseye yüz çevireceksin. Bilmediğini de bilmiyor, kör inat sahibi, yüz çevireceksin onunla. Bir kimse var cahil. Cahilliğini biliyor, selam de geç. Bir kimse var cahil, öğrenmek istiyor. Ala, cahillerin en iyisi.
O yüzden bir kimsenin düşünebilmesi için ilk önce bilgi sahibi olacak. Zahir bilgi, üstüne manevi bilgi. Manevi bilgi edilme yolu nedir? Bir, rüyadır. İki, kalbe gelen ilhamdır. Rüya kendi içerisinde, gece yattığında, uyuduğunuzda gördüğünüz rüyalardır. Bir de yakaza halinde görülen rüyalar vardır. Bir de yakaza da değilken, uyanıkken görülen rüyalar vardır. Rüya da kendi içerisinde üç ayrılır. Gece yattığında, uyuduğunda görülen rüyalar.
İki, yakaza halde, uyur ve uyanıklık arasında görülen rüyalar. Üç, uyur ve uyanık değil. o arada değil, uyanıkken görülen rüyalar vardır. Uyanıkken görülen rüyalar farklıdır. Bir, sufilerin zikir halakasında gördüğü, Allah’ı zikrederken gördükleri rüyalar vardır. Ona biz sufi dilinde hal deriz. İki, kabristanların başında tevhid okunduktan sonra kabir ehliyle görüşülen konuşulan rüyalar vardır. Üç, yolda giderken de hayatı rüya görür. Bunlar manevi bilgi edinme yollarıdır.
Bunları şimdi sufiler konuşmuyorlar, kimse konuşmuyor, korkuyorlar. Yaylım ateşine tutuyorlar ya, cahiller, cahiller yaylım ateşine tuttuğundan dolayı konuşmuyorlar. Bir, böyle bir şeyi yaşamıyorlar. İki, yaşamadıkları için de yok zannediyorlar. Böyle bir şey yaşanır mı ya diyor, yok zannediyor. Yok hükmünde görüyor. Ama Aristo, rüyalar olan ilmi, bilgiyi kabul ediyor deyince duruyor. Aristo söyleyince kabul ediyor. Mustafa Özbağ söyleyince kabul etmiyor. Aristo, sezgi diyor.
Kalbe gelen ilhamı sezgi diyor. Aristo, sezgiyi bilgi edinme yolu olarak kabul ediyor deyince kabul ediyor. Ama sufilerin kalbine gelen, adı ilham olan İslami literatürde ilhamı kabul etmiyor. Eğer ilham kelimesini değil de sezgi kelimesini kullanırsan kabul edecek. Veya Aristo bunu kendince bilgi edinme yolu olarak kabul etmiş deyince kabul ediyor. Bizde böyle bir Aristo hayranlığı, böyle bir Helenistik çağın hayranlığı var. O yüzden bunlar da manevi bilgi edinme yolları.
Manevi bilgi edinme yolları. E böyle bir bilgi edinme yolu varsa o kimsenin de, o kimsede ne yapacak? Düşünecek. Düşünmek insan olmanın gereklerinden birisi. Allah bizi düşünüp, düşünüp kılı kırk yarım doğruyu bulup doğruyu yaşayanlardan eylesin. La ilahe illallah derken la’yı uzatmamızdaki anlam nedir? Hadis var kim la’yı üç elif miktarında uzatır da la ilahe illallah derse üç sefer. Bir rivayette yetmiş bin günahı affolur der.
Bir rivayet daha var kim bunu üç sefer böyle söylerse bütün günahlara affolur diye. Biz inanıyoruz bu hadislerin var olduğunu ve sahih olduğunu. İnanmayanlar yapmaz. Hamd ile şükür arasındaki fark nedir, ne için söylenir? Bunu hep sorarlar siz hamd edenlerden olun inşallah. Hamd Allah’adır, şükür de Allah’adır ama şükrün bir de halka olan yönü vardır teşekkür etmek. Kula teşekkür Allah’a teşekkürdür hadîs-i şerîf ama kula hamd edemezsiniz. Hamd Allah’a aittir. Hamd sadece Allah’a aittir.
Allah bizi hakkıyla hamd edenlerden eylesin. Kardeşim yoğun bakımda dua eder misiniz? Allah hayırlı şifa versin inşallah.
2. Organ Bağışı ve “Bitkisel Hayat” Fetvasına İtiraz: Kalbi Çalışan İnsana Kim “Öldü” Diyebilir?
Bugün bir haber okudum İzmir’de bir hasta on yıl yoğun bakımda kalmış. Şimdi yoğun bakımdan kurtulmuş gözünü açmış. öyle yoğun bakıma girdi, bitkisel hayata girdi hadi bunu öldürelim yapmamışlar onu. Bitkisel hayata girdi denilen insanları öldürüyorlar. Cumhuriyet savcıları bitkisel hayata girip üç tane dört tane doktorun imzasıyla fişi çekilen insanları adam öldürmeye kast etmekten dava açmaları lazım. Nefes alıp veren makineye bağlı kalbi çalışan bir kimsenin ölüm emrini kim verir?
Organ bağışı diye bir terenini tutturdular. Nefes alıp veren insanların fişlerini çekip öldürüyorlar. Kalbi çalışan bir kimsenin öldüğüne kim hükmedecek? Kim hükmedecek? O doktorlar onun öldüğüne hükmedse, o hastanın bir kan davalısı bir düşmanı olsa, düşmanı dangadak içeri girse, adamı orada mermiyi sıksa, doktorun imzasıyla hükmen ölü diye kabul ettiğiniz o kimseye, kurşun sıkan kimseye savcılık dava açacak mı, açmayacak mı adam öldürmekte? Bu nasıl bir hukuk? Bunu düşünmezler mi?
Diyanet de imamların eline bir şey vermiş, cuma hutbesi, hoca okuyor, diyor ki hükmen öldüğüne hükmedilirse organ bağışı yapılabilir. Ben de elimi kaldırdım, kim hükmedecek dedim. Kalbi çalışan bir kimsenin öldüğüne kim hükmedecek? Makineye bağlı, alete bağlı, kalbi çalışıyor mu? Çalışıyor. Nefes alıp veriyor mu makinayla? Evet. Onun öldüğüne kim hükmedecek? Nasıl bir fetva? Evet, organları bağışlayamam, ben öldükten sonra paramparça edin vücudumu. Eyvallah.
Nefes alıp veriyor, onun öldüğüne kim hükmedecek ya? Dinen kim hükmedecek? Mevcut hukuka göre kim hükmedecek? Üç tane doktor imzaladı, öldü bu dedi. İyi. Öldü diye imzaladığında kan davalası geldi, kurşunu sıktı adama. Adama dava açarken yaşayan bir kimseyi öldürdü diye mi dava açacaksınız? Ölüye kurşun sıktı diye mi dava açacaksınız? Ölüye kurşun sıktı diye mi dava açacaksınız? Kimse soru sormuyor mu? Evet, bugün gündüz böyle bir sorular vardı, bunlar buranın sorusu değil dedim.
Buraya aktardım, hakkınızı helal edin inşallah. Buradan inşallah bunları da bitirmiş olalım.
3. Sufide Allah Tanımlamasının Kemâli: Hayret Makâmı, Tevhîd ve Cennette Devam Eden Varlık Âlemi
Bir sufi onu bildikçe ona hayat verir. Ortaya çıkan çok varlığı Allah’ları nasıl birlemeliyiz? Sufi her an zikirdedir. Her an zikirde olduğunda her an onun Allah tanımlaması değişir. Her Allah tanımlaması değiştiğinde teşbih eder, benzetir. Her teşbih ettiği şey tenzihe muhtaçtır. O benzettiği şeyi kendisi reddeder. O hiçbir şeye benzemez, bu o değildir der. Onda o sufi kendince buna hayret makamı denir. Her an Allah’ı tanımada bilmede hayret noktasındadır.
O zikrettiği müddetçe perdeden perdeye geçer ve onun Allah tanımlaması her an değişir. Bu çok farklı adetsel olarak çok farklı Allah tanımlamaları değildir. Bu olgunlaşan, kemale eren Allah tanımlamasıdır. O yüzden o kimsede birden fazla Allah tanımlaması olmaz. O kimsede bir Allah tanımlaması olur ama o günden güne kemale erer. O yüzden onda tevhid birleştirilecek olan çok farklı Allahlar yoktur. Onda kemale ermemiş, her an kemale eren Allah tanımlaması vardır.
O yüzden sufi her an yeni bir Allah tanımlamasıyla Allah’ın bilinmekliğinin artmasını sağlar. Ve Allah’ın bilinmekliğinin artmasının sağlanması demek gizli bir hazinenin meydana çıkması demektir ki gizli hazinenin hayat bulması odur. Gizli hazinenin hayat bulması da odur. Varlık olarak adlandırdığımız şey nedir? Varlığın dışına çıkarsak varlık alemini ortadan kaldırırsak geriye ne kalır? Varlık bu o kimsenin Allah bilgisi algısının ışığında varlığı tanımlamasıdır.
Bir kimsenin Allah bilgisi ve algısı neyse varlığı da algılaması ve tanımlaması o olur. Ama bir kimse kendisinin var gördüğü müddetçe varlığın dışına çıkamaz. Hiçbir şey yok iken ben yaratılmışların evveliydim. Hades-i şerif. Âdem daha su ile çamur iken biz dosbağında güller deriyorduk Hazreti Mevlânâ. Burada varlığa geçmeden önce yaratıldıklarının bilgisine nasıl ulaşmışlardır? Sonuçta bu bir manevi hal, bu manevi bir bilgi. O kimse bu bilgiye edindiyse bunu söylemeye hakkı olur.
Bir bilinç söz konusu mu? Evet. Dosbağa olarak adlandırılan mekan neresidir? O bilene sormak lazım neresi diye. Allah Âdem’e ruhundan ve nurundan üfledi. Ruhi insana ayet vereme, onu düşünen, idrak eden bir kişi haline sokan maddi olmayan ölümsüz varlık. Beynin alt elemanları bilinç, duygu, idrak, ruhla ilişkisi var mıdır? Evet. Ruhun bütün bedenle tamamiyetle ilişkisi vardır. Allah onlara altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İçinde ebedi kalacaklar. o büyük kurtuluş odur. Tevbe 89.
Canlarının isteyeceği, gözlerinin hoşlanacağı ne varsa oradadır. Ve siz içinde ebedi kalıcılarsınız. bu sizin yapa geldiğiniz iyi amel ve hareketleriniz sayesinde mirasçı kılındığınız cennettir. Burada sizin için birçok meyve vardır. Onları yiyeceksiniz. Zuhruf 68’den 73’e. Bir, Allah’ın cenneti varlık âlemi üzerinden tanıtılmasının sebebi nedir? Cennette varlık âlemi devam ediyor mu? Evet. Varlık âleminin içinde tanıtılmıştır. Cennette varlık âleminin içindedir.
Cennette varlık âleminin içinde tanıtılmıştır. Cennette varlık âleminin içindedir. O yüzden cennette de varlık âlemi ve cennette hayatı devam etmektedir. Cennette de avam has ve hasıl hasın kavramları geçerli midir? Evet. Cennette de herkesin derecesine göre, herkes derecesine göre, cennetin katlarına gidecek. Herkes kalbi derecelerine göre de Cenab-ı Hak’ın varlığını müşahede edecek. Allah bizi onun varlığını müşahede edenlerden eylesin.
Bu en son burada anlatırken iyilik ve kötülüğü anlatıyormuşuz. Burada kalınmıştı demişim ben. Demek ki bu hadis-i şerifi önemsemişim.
4. Vâbisa Hadîsinin İşığında İyilik ve Kötülük: Kalp Fetvası, Mevlânâ’nın Tatlı-Tuzlu Su Beyti ve Mahfuz Şeyh Yanılgısı
Bir önceki beyt kıyamete kadar kötüllerin cinsinden kim vücuda gelse yüzü o kötülüğe yedir. Ondan sonra bugün okuyacak olduğumuz beyt de bu tatlı suyla tuzlu su damar damardır. Halk arasında sur üfürlünce dek birbirine karışmadan böyle gider durur. Ondan önce burada yarım bırakmışız. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine iyilik ve kötülük hakkında soru sormayı içimden geçirmiştim. Vebiza radellahu an hazretleri anlatıyor. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem sordu.
Sen mi söyleyeceksin yoksa ben mi sana haber vereyim? Bunlar peygamberlerin mucizeleridir. Peygamberler ve Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri karşılarına gelen etraflarına gelen insanların içlerinden geçen sorulardan haberdar olurlardı Allah’ın izniyle. Kalplerine böyle bir ilham gelir. Veyahut da Cebrail aleyhisselâm bunları bildirirdi. Aynı şey, Peygamber varisi olan mürşid-i kâmillerinde üzerinde tecelli eder. Bir keramet olarak.
Onların da zaman zaman böyle müridlerin içinden kalbinden geçen soruları onlar sohbet arasında cevaplandırır Cenab-ı Hak’ın izni keremiyle. Onu çünkü Allah üzerine alır. Allah onun üzerine aldığından dolayı o kimse o mağazıratın o müşkülatın ne yapar? Oraya sohbete gittiğinde sohbete can kulayla dinlerse, can kulayla dinlerse kendisine lazım olan bilgiyi alır. Kendisine lazım olan dersi alır. Bu Peygamber varislerinde sudur eden bir şeydir.
Bir şeyde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde ölçüsü var ise, onun hadis-i şeriflerinde var ise, ashabında yaşandı ise, ümmeti Muhammed’de de yaşanır. Bu böyle uçuk muhabbet değildir. böyle alay ederler ya siz uçuk muhabbet ediyorsunuz. Kardeş bu manevi bir yol. Bu yolda manevi olarak yaşanır bunlar. Bunu inkar etmekle örtemezsin. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzuruna gelen bir sahabe yolda niyetleniyor. Bunu sorayım diyor. Huzuruna geldiğinde Hz.
Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, sen mi söyleyeceksin yoksa ben mi sana haber vereyim? Sahabe diyor ki, sen bana haber ver. ben söyleyeyim demiyor. Sahabe diyor ki, sen bana haber ver. O da diyor ki, sen bana iyilik ve kötülüğün ne olduğunu sormak için geldin değil mi? Adam dedi ki, evet. Yolda niyetlenmiş iyilik ve kötülük nedir diye soracak. Huzura gelince diyor ki, sen mi söyleyeceksin ben mi söyleyeyim? O da diyor ki, sen söyle.
Tabiri caizse imtihana ağırlaştırıyor. Bunun üzerine üç parmağını bir araya toplayıp göğsüme koydu ve buyurdu ki, üç parmağını böyle topladı, dört topladı, üç parmağını topladı, göğsüne vurdu. Göğsüne gösterdi. Üç, ilmelyakin, aynelyakin, akelyakin. Üç, şeriat, tarikat, hakikat. Üç, Allah sevgisi, peygamber sevgisi, veli sevgisi. Üçlü teslis inancına gitmesin kafanız yalnız. Evet, Vâbisâ, kendi nefsine sor, kendi nefsine sor. Üç sefer, kendi nefsine sor. İyilim ve kötülüğü kendi nefsine sor.
Kendi nefsine sor, kendi nefsine sor. İyilik, ruhunun yatıştığı, mutbayın olduğu, ruhunun yatıştığı, mutbayın olduğu şeydir. Kötülük ise, insanlar sana fetva verseler de, içini kazıyan, göğsünde tereddüt duyduğun şeydir. O zaman iyilik neymiş? O kimsenin kalbini mutbayın ettiği şey. Kötülük ne? İnsanlar sana fetva verseler de, senin kalbini acıtan inciten şey. Ama bu kalbin bilgi sahibi olması lazım. Bu kalpte bilgi yok ise, o zaman o kimse heva ve hevesini doğru olarak kabul eder.
Eğer o kimse iyilik ve kötülük bilgisi yok ise, neyin haram, neyin helal olduğunu bilmiyorsa, haramlarla alakalı bir bilgi birikimi yok ise o kimsenin, o kimse işlediği haramı kendince iyilik olarak görür. Burada yine bilgi söz konusu oldu. Allah bizi iyilerden eylesin. Âl-i İmran ayet 135. Onlar bir hayasızlık yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı zikrederler. Ve hemen günahlarının bağışlamasını isterler. tövbe ederler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir?
Yaptıkları kötülükte bile, bile ısrar etmezler. Demek ki o mümin kimseler, o iyi insanlar bir hayasızlık yaparlarsa, bir edepsizlik yaparlarsa, nefislerine zulmederlerse hemen Allah’ı zikrederler. Bir kötülük yaptın, bir yanlışlık yaptın, bir eksiklik yaptın. Onun karşılığı hemen Allah’ı zikirdir. Üstüne o kötülükten geri dönüp nedamet gösterip tövbe etmektir. Bir kötülük yaptı. Bir kötülük yaptığında o kimse hemen Allah’ı zikredecek.
Ağzından, dilinden, gözünden, elinden, ayağından, kulağından bir yerden kötülük çıktı onun. Bir günah işledi. Biz günahsızlığa koşan bir ümmet değiliz. Bizim böyle bir iddiamız yok. Biz günah işleriz. Mümkün olduğunca bunu azar indirmeye gayret ederiz. Şu hadis-i şerifi hiç unutma. Ve insanları etrafınıza bakarken bu hadîs-i şerîf size ışık versin. Hiçbir kimse yoktur ki bir günahın pençesinin altına girmemiş olsun.
Bu şeyhi de, velisi de, mürşidi kamili de, dervişi de, zakiri de, çavuşu da, nakibi de, nükabbası da hepsi de bu hadis-i şeriften payını alır. Sen şeyhini hiç günah işlemeyen bir kimse olarak görme. Öyle de anlatma. Yola taş getirme. Sen bizim şeyhimiz şöyle uçar, böyle gider, şöyle yapar. O hiç günah işlemez. Deme. Bu hadis-i şerifi bile bile inkar etmiş olursun. Hadis-i şerifi inkar eden küfre düşer. Küfre düşen kimseye tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli.
Küfre düşen kimseye tecdidi iman, tecdidi nikah gerekli. Bir kimse şunu diyebilir, hakkıdır. Benim şeyhim ehli zikir. O yüzden muhakkak günahları vardır. Allah onun tövbesini de her gün kabul ediyordur. Ben onun günahlarının affolduğuna inanıyorum. Eyvallah. Ben onun günahına hiç denk gelmedim. Birisi denk gelmiştir ama beni ilgilendirmez. Eyvallah. Ama hiç günah işlemez dersen, onu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile yarıştırmış olursun. Hiç günah işlemeyen bir tek Hz.
Muhammed Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem. bizler günah işleriz. Hata yaparız, kusur işleriz. Eksiklik ve yanlışlık yaparız. Eğer bu bizim sadece kendi nefsimizi ilgilendiriyorsa hızla Allah’ı zikreder, tövbe ederiz. Bu bizim kendi nefsimizi ilgilendirmekle beraber bir başkasını da ilgilendiriyorsa, ondan helallık alır, yine zikreder, yine tövbe ederiz. Ama o kimseden helallık alırız. O kimseden helallık almakla mükellefiz. Helallık almazsak onun hesabını ödemekle mükellefiz.
Helallık almazsak onun hesabını ödemekle mükellefiz. onlar dedi, müminler. Genelde Ehli Tasavvuf bunu kendisine atfeder. Ayet-i Kerimi. Sufi grubu söyler. Onlar çünkü Allah’ı zikri çokça yapmaya çalışırlar, çokça tövbe ederler. Her gün bir birileri vardır. Hem Allah’ı zikrederler hem tövbe ederler. O yüzden onlar ne yaparlarmış? Bir hata bir günah işlediklerinde bir, hemen Allah’ı zikrederler, hemen tövbe ederler. Ve yaptıkları yanlışlıkta, kötülükte inat etmezler, devam etmezler.
İnatla günaha devam etmezler. Allah bizi onlardan eylesin. Ankebut ayet 27.
5. İyilik Bire On-Yedi Yüz, Kötülük Bire Bir: Güzel Ahlâk, Mutlu Ev ve Komşunun Emîn Olduğu Mümin
Kim bir iyilik ortaya koyarsa ona o iyiliğin on katı vardır. Kim de bir kötülük isterse sadece o kötülüğün misliyle cezalandırır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. Ankebut ayet 27. Kim bir iyilik yaparsa en az ona on kat verilir. Hadis-i şeft-i Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri on kattan yedi yüz kata kadar ona Cenab-ı Hak lütfeder, ikram eder der. Bediüzzaman Sayyidi Nursi Hazretleri de der ki, bu da keyfiyet girer, kemiyet girmez der.
Bir kimse iyilik yaparsa iyiliğin karşılık Allah tarafından keyfiyete bağlıdır. En azı kaçtır? 10’dur. Allah en az bire 10 verir. Allah bire 100 verir, bire 700 de verir, bire sayısız da verir. Burada keyfiyet girer. Günah işlemekte ise kemiyet vardır, bire birdir. Bir günah işlediğinde Cenab-ı Hak sana ne yapar? Bir günah olarak yazar. Sana 10 günah olarak yazmaz. Bu Allah’ın adaletidir. Cenab-ı Hak bizi de adaletli olanlardan eylesin. Şura ayet 30. Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır.
Sana ne kötülük de gelirse senin kendi nefsindendir. O zaman bir kötülük bize bulaştıysa bilin ki nefsimizdendir. Kötülük ekmişizdir, kötülük biçiyoruzdur. Yeni ahitte geçiyor olması lazım, İncil’de. Kor eken ateş biçer der. Siz kor ekerseniz ateş biçersiniz. İyilik ekerseniz iyilik biçersiniz. Buğday eken arpa biçmez. Arpa eken buğday biçmez. Arpa ekmişsin, arpa toplarsın. İyilik ektin, iyilik toplarsın. Kötülük toplarsın. Kötülük ektin, kötülük toplarsın.
Kim bir iyiliğe yol açarsa kaç kişi oradan geçerse ondan sevabını alır. Kim de kötülüğe bir kapı ararlarsa kaç kişi oradan geçerse ondan kötülük olarak nasibini alır. O zaman sen iyi bir insan olmaya gayret et. Dünya iyilerin dünyası olsun, kötülerin değil. İyiliğin artması için uğraş, kötülüğün artması için değil. Haramların azalması için gayret et. Haramların çoğalması için değil. Evinde haramı azalt, iş yerinde haramı azalt, nefsinde haramı azalt.
Kendin tavır ve davranışlarında haramı azaltarak yaşamaya gayret et. Her gün bir haramı terk etmeye gayret et. Senden büyük mücahit yok. Her gün bir haramı terk eden kimse kadar büyük bir mücahit yoktur. Hicret kapısı kapanmıştır. Hadis-i şerif. Hadis-i şerif. Hicret kötülükten iyiliğedir. Hicret haramdan helaladır. O zaman biz iyi olmaya gayret edeceğiz. İbn-i Mesud’un adı Allahu’an naklediyor. Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu.
Allah Azze ve Celle rızıklarınızı taksim ettiği gibi ahlaklarınızı da taksim etmiştir. Allah dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir. Ama dini ancak sevdiğine verir. Kime dini vermişse onu sevmiştir. Nefsim elinde olan Allah’a. Yemin ederim ki kalbi ve dili Müslüman olmadıkça bir kul Müslüman olamaz. Komşusu kötülüklerinden emin olmadıkça kişi tam mümin olamaz. Demek ki bir kimsenin hem dili hem kalbi Müslüman olacak. Müslümanlığı dilinde olmayacak. İman neydi? Kalp ile tasdik, dil ile ikrar.
O zaman bizim Müslümanlığımız dilimizde, kalbimizde, vücudumuzda, ahzalarımızda tecelli edecek. Hayatımıza tecelli edecek. Böyle mi olmalı bu Müslüman demeyecekler. Devam ediyor. Komşusu kötülüklerinden emin olmadıkça kişi tam mümin olamaz. Komşunuz, komşunuz, komşunuz sizin kötülüğünüzden emin olacak. Diyecek ki bu kötülük gelmez bundan. Önce evde eşlerimiz bizim kötülüğümüzden emin olacak. Erkek kadın. Sadece erkeklere değil din. Sadece kadınlara da değil.
Bir erkek birinci derecede eşinin kötülüğünden emin olacak. Diyecek ki benim eşim bana kötülük yapmaz. Bana zulmetmez. Bir kadın diyecek ki benim kocam bana zulmetmez. Bana kötülük yapmaz. Bir kadın şunu diyecek. Benim kocam bana kötülük yapmaz. Benim anneme kötülük yapmaz. Benim babama kötülük yapmaz. Benim kardeşlerime kötülük yapmaz. Bir kadın, bir adam şunu düşünecek. Benim eşim bana kötülük yapmaz. Benim eşim bana kötülük yapmaz. Benim anneme, benim babama, benim etrafıma kötülük yapmaz.
Emin olacak insanlar. Ahlaklarını ince ahlak üzerine kuracaklar. Din güzel ahlaktır. Hadis-i şerif. Hz. Muhammed Mustafa Salullah ve Selam Hazretleri diyor ki, ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Eğer ahlakınız düzgün değilse ne orucunuz ne namazınız ne de zikriniz sizi kurtarmaz. O namazı, orucu, zikri güzel ahlakla harika bir hale getirin. O yüzden insanın ilk önce evinin içi emin olacak. Emin. Evinin içi emin olacak. O evden eminlik fışkıracak. Herkes o eve hayranlıkla bakacak.
Herkes. O kadının gözlerinden mutluluk fışkıracak. O çocukların gözünden mutluluk fışkıracak. O erkeğin gözünden mutluluk fışkıracak. Evden mutluluk fışkıracak. Mümin evi mutlu evdir. Mümin evi neşeli ve mutlu bir evdir. Bakın neşeli ve mutlu bir evdir. Mümin evinde patırtı, kütürtü, bağrış, çağrış mahkeme duvarı gibi insanların yüzü konuşmuyor. Bir küçücük bir meseleyi diye bağrış, çağrış kavgayla halletmeye çalışıyor. Bu mümin evi değildir. Orada şeytan kol dolaşıyor. Orası mümin evi değildir.
Siz batılıların öğretisini almayın. Kavga etmekte anlaşmak demekmiş. Bizim inancımız bu değil. Kavga etmek bir anlaşma aracı değildir. Öfke şeytandandır. Mümin kardeşine, eşine, çoluğuna, çocuğuna, kardeşlerine öfkeleniyorsa şeytandandır bu. Öfkeleneceksen haram öfkelen. Öfkeleneceksen gavura öfkelen. Hangi gavura? Sana zarar veren gavura öfkelen. Adam işine gücüne gidiyor, bakmış işine. Ne işin var onunla senin? Sizi yurdunuzdan etmeye çalışanlarla savaşmanız emrolundu.
Sizinle savaşmayanla savaşmakla emrolunmadınız. O zaman öfkeniz sizi yurdunuzdan etmeye, sizi sömürmeye çalışan emperyalistlere olsun. Turist gelmiş ona öfkeleneceğim diye uğraşma. Yanlış. O yüzden batıl öğretisi kavga etmekte bir iletişimdir. Hayır ya. Kavga etmemek varken neden kavga edelim? Allah muhafaza eylesin. Önce evlerimiz neşeli ve mutlu olacak. Sonra bu neşe ve mutluluk komşularımıza aksedecek. Komşumuz diyecek ki bizim için emin insanlardır. Ben çoluğumu çocuğumu ona teslim ederim.
Emin insanlardır. Etrafınızda emin insanlar seçin. Kendiniz de emin olun. İnsanlar eşlerini, çoluğunu, çocuğunu, malını, mülkünü sana emanet edebilmeli. Emin olmalısınız. Emin olmalısınız. Müslüman emin insandır. Mümin emin insandır. Sufi emin insandır. Emin insandır. Namusa emindir, mala mülke emindir, kardeşliğine emindir, arkadaşlığına emindir. Emin insandır mümin. Mümin güvene dayalı yaşar. Güvene dayalı. Güvensizliğe dayalı yaşamaz. Güvene dayalı yaşarsın. Denizde gördüm ben bunu.
Denizde öyle esnaflar var, bir kağıdın arkasına yazıyor. 5.000 lira şu tarihte ödenecek. Altına imzasını atıyor. Bildiğiniz kağıt, küçücük bir kağıt. Adam bir yere ödeme götüreceği zaman o insanın kim bu? emin bir insan. Hangi tüccar? X tüccar. Bu kadarcık bir kağıt. Şu kadarcık bir kağıt. Bu kağıdı çek, senet gibi kullanıyor. Para gibi kullanıyor. Alıyor bunu, götürüyor ödeme yapacak kimse. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Abi sana 5 lira borcum vardı ya evet. Aha bu diyor filancanın abi.
Adam onu alıyor, kasaya koyuyor para gibi. Emin tüccar. Dedim ya bunu böyle alıyor musunuz? Ya Hacı abi dediler herkesinkini almayız. Ama sen yazsan alırız seni kim dediler. Çeke senede gerek yok. Evet. Çeke senede gerek yok. Eminlik bu kadar bakın. Bunu şimdi her yerde uygulayabilir misiniz? Hayır. Herkeste uygulayabilir misiniz? Hayır. Ama öyle esnaflar vardır. Ağızlarından çıkar. Cumartesi gün gel paranı al. Adam cumartesi gün parayı zarfa koymuş. Orada duruyor.
Gidiyorsun selamün aleyküm, aleyküm selam. Zarfa alıp gidiyorsun. Emin insan. Bir toplum eminliğini kaybederse, dini ne olursa olsun batmaya mahkumdur. Dinin nehemiye yok orada. Bir toplumda eminlik kalktıysa ortadan, o toplum batmaya mahkumdur. Allah muhafaza eylesin. Komşusu kötülüklerinden emin olmadıkça, kişi tam mümin olamaz. Dedim ki ey Allah’ın Resulü, kötülükleri nedir? komşunun kötülüğü nedir? İnsanın kötülüğü nedir? Şöyle buyurdu. Zulüm ve haksızlıktır. Kötülük neymiş?
Zulüm ve haksızlık. Zulüm ve haksızlık. Bir, kimseye eziyet etme. Kimseye zulmetme. İki, adaletli ol. Haksızlık yapma. Bir toplumda adalet yoksa batmaya mahkumdur. Bir evde adalet yoksa batmaya mahkumdur ev. Dağılmaya mahkumdur. Bir yerde zulüm var ise, orası eninde sonunda batar. Bu ister cemaat, ister tarikat, ister aile, ister devlet. Değişmez bir şey. İsterse birey. Zulüm ve haksızlık birleştiyse batarsın. Allah muhafaza eylesin.
6. Zulüm ve Haksızlık Batırır: Haram Paranın İnfâkı, Emînlik ve Kirli Suların Kirliliği Temizlemeyişi
Haramdan kazandığı parayı infak ettiğinde asla bereket olmaz. Haram parayı infak ettiğinde asla bereket olmaz. Haram paranın infakı olmaz. Faizden kazandığın parayla infak edemezsin. Zulümle, haksızlıkla, gaspla ele geçirdiğin bir paradan sen asla hayır bekleme. Allah muhafaza eylesin. Sadaka olarak verilse kesinlikle kabul olunmaz. Dünyada bıraktığın bir paradan asla hayır bekleme. Allah muhafaza eylesin. Sadaka olarak verilse kesinlikle kabul olunmaz.
Kötü takdirde onu ateşe daha da yaklaştırır. Çünkü Allah kötüyü kötü ile silmez. Kötüyü iyi ile siler. Zira pislik, pisliği temizlemez. İmam Ahmet. Ne yapalım? Pislik, pislikte temizlenmez. Kötü, kötülükte temizlenmez. Kötü ancak iyilikle temizlenir. Pislik ancak temizlikle temizlenir. Necaset olur. Ne yaparsın? Suyunu yıkarsın. Necaseti necasetle temizlemeye kalkmazsın. Bu aptallık olur. Allah bizi iyilerden eylesin. Kötülük yaptığında kötülükten dönüp, tövbe edenlerden eylesin. İnşallah.
Haklarınızı helal edin. Gelibolu’ya gideceğiz. İnşallah. Gelibolu’da geleneksel cepheye Sema etkinliğimiz var. İnşallah arkadaşlar, kardeşler vaktinle, inşallah araçlarına binin. Yarın yolculuğa inşallah devam etsinler. Allah razı olsun hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Selamun aleyküm.
Kaynakça ve Referanslar
- Kur’ân’da akıl ve tefekküre davet: Bakara 2/219, 266; Âl-i İmrân 3/190-191; Nahl 16/11, 44; Rûm 30/8, 21; Haşr 59/21
- Zâhirî ilim ve ledünnî (bâtınî) ilim ayrımı — Kehf 18/65 (Hızır aleyhisselâm): Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn (Kitâbü’l-İlim); İbn Acîbe, el-Bahru’l-Medîd
- İlim ve amelin farziyeti: İbn Mâce, Mukaddime 17 (“İlim taleb etmek her Müslümana farzdır”); Beyhakî, Şuabü’l-Îmân
- Rüyâ-yı sâdıka ve yakaza hâli: Buhârî, Ta’bîr 4; Müslim, Rü’yâ 6; Muhyiddin İbnü’l-Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye; İmâm Nablûsî, Ta’tîrü’l-Enâm
- Sufîde ilham ve keşf: Kuşeyrî, er-Risâle; Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânü’l-Kâmil; Aristoteles, De Anima (sezgi/nous kavramı)
- Lâ ilâhe illallah’ın “lâ”sını üç elif miktarı uzatma fazileti: Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid (zayıf rivâyet olarak geçer — ihtiyatla nakledilir)
- Hamd ve şükür farkı: Fâtiha 1/2; İbrâhîm 14/7; Ebû Dâvûd, Edeb 11 (“İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmez”)
- Organ nakli, beyin ölümü ve tıbbî-fıkhî tartışma: Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı (1980); Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Meseleleri; Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletüh
- “Küntü kenzen mahfiyyen” (Gizli bir hazine idim, bilinmek istedim): Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ II/132 (kudsî kabul edilen meşhur rivâyet — muhaddisler sened yönünden zayıf saymıştır, tasavvufta yaygın)
- Cennette nimetler ve ebedîlik: Tevbe 9/89; Zuhruf 43/68-73; Vâkıa 56/15-26; Rahmân 55
- Vâbisa b. Ma’bed hadîsi (İyilik-kötülük, kalbe danışma): Ahmed b. Hanbel, Müsned IV/228; Dârimî, Büyû’ 2; Nevevî, el-Erbaûne’n-Nevevî (27. Hadis)
- Mesnevî’de tatlı su ile tuzlu suyun damar damar akışı (sur’a kadar karışmama): Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Şerîf IV. Cilt; Furkân 25/53; Rahmân 55/19-20
- Şeyhin/velînin masum olmaması — her insanın günaha bulaşabilirliği: Tirmizî, Kıyâmet 49 (“Her âdemoğlu hatâkârdır”); İbn Mâce, Zühd 30; Kuşeyrî, er-Risâle (velâyet ve ismet farkı)
- Bir iyiliğe on, yedi yüz ve daha fazla ecir: En’âm 6/160; Bakara 2/261; Ankebût 29/27
- Sana gelen iyilik Allah’tan, kötülük nefsinden: Nisâ 4/79; Şûrâ 42/30
- “Din güzel ahlâktır” ve “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim”: Mâlik, Muvatta, Hüsnü’l-Hulk 8; Ahmed b. Hanbel, Müsned II/381; Buhârî, el-Edebü’l-Müfred 273
- Komşusu şerrinden emin olmadıkça mümin olunmaz: Buhârî, Edeb 29; Müslim, Îmân 73; Ahmed b. Hanbel, Müsned II/288
- “Hicret, haramı terk etmektir”: Buhârî, Îmân 4, Rikâk 26; Nesâî, Bey’a 12 (“Muhâcir, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir”)
- Haram maldan sadakanın kabul edilmeyişi: Müslim, Zekât 65; Tirmizî, Tahâret 1 (“Allah haramdan verilen sadakayı kabul etmez”)
- Yalnız size saldıranlarla savaşma ilkesi: Bakara 2/190; Mümtehine 60/8-9