Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

26. Karabaş-i Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Mehdî Beklentisi ve Yalancı Mehdîler, “İslâm Gelmiş Kardeşim Yaşayacak Müslüman Lâzım”, Ümmetin Gevşekliği ve Kur’ân’ın Yasakladığı Her Şeyin Ülkede Serbest Olması, İslâm’da Kadının Yeri Tartışması, İbn Arabî’den Velîlerin Nebîliği ve Mazhar Kavramı, Mürşid Ayna Metaforu, İmâm-ı A’zam’ın Müsned’ini Hz. Peygamber’in Kabri Başında Teyit Ettirmesi ve “Sûfîler İçin Zayıf Hadîs Yoktur”

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, 2018 yılında Karabaş-i Velî Tekkesi’nde akdolunan bu 26. sohbet-i şerîfinde, Âdem’den itibâren bütün peygamberlerin ümmetlerini Deccâl’den korkuttuğunu ve ardından muhakkak bir Mehdî’nin geleceğini beyan eden hadîs-i şerîfi okuyarak Mehdî beklentisinin ümmeti gevşekliğe sürüklediğini, “Mehdî geldiğinde Mehdî halledecek, o çıkınca problem çözülecek — uyuyun Müslümanlar” anlayışının cihattan uzaklaştırdığını, 1986’dan beri Türkiye’de altı kişinin Mehdî olarak görüldüğünü (Bedîüzzaman Saîd-i Nursî, Menzil’deki Muhammed Raşid, Fethullâh Gülen, Erbakan Hoca, Recep Tayyip Erdoğan ve diğerleri), “üç sefer yalancı Mehdî’ye kapılan ümmet ümidini kaybettiğinde gerçek Mehdî zuhûr eder” hadîsini, “bugün Allâh için ne yaptın?” sorusunu her gün saat 11.30’da telefonundan kontrol ettiğini, “Mehdî çıktı hadi yürüyün gidiyoruz desem — bugün işini bırakmayan o gün mü bırakacak? Bugün parasına kıyamayan o gün mü kıyacak?” tesbîtini, 30 yıldan beri bağırmasına rağmen Kur’ân’ın yasakladığı her şeyin ülkede serbest olduğunu (fâiz %45, kumar serbest, içki serbest, eşcinsellik suç değil, fuhuş serbest), “200 bin fuhuş yapan kadın var — İslâm’da kadının yeri tartışıyorlar televizyonda” eleştirisini, “İslâm’da kadın evin kraliçesidir — gerçek sûfî eşine fiske dahi vurmaz, ben şeyhimden öyle öğrendim” beyânını, İbn Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem’inden velîlerin nebîliği ve mazhar kavramını, Hz. Peygamber’in Cebrâîl’i mazhar kılarak velîlerin karşısına yerleştirmesini, mürşidin mürid için “tam” olduğunu ve ona bakaraktan kendi eksikliğini göreceğini (“onda eksiklik arayan ham’dır”), seyir sülûkteki eğiticilerin sırasını (üstâd → pîr efendiler → sahâbe → geçmiş peygamberler → Hz. Muhammed Mustafâ), Hz. Peygamber’in bütün peygamberlerin eğiticisi ve öğreticisi olduğunu, “Rabbinden apaçık bir delîl üzere” yürüyen velînin artık kendi hayâtının kalmadığını, Yûsuf aleyhisselâm’ın gönlü kaydığında babası Ya’kûb’u görüp kendini çekmesini, İmâm-ı A’zam Hazretlerinin talebeleriyle berâber Hz. Peygamber’in kabr-i şerîfinin huzûruna gidip Müsned’indeki her hadîsi “Ya Resûlallâh bu hadîs senin mi?” diye sormasını ve kabr-i şerîften “evet” cevâbı almasını (yaklaşık 500 bin kişinin şâhit olduğu târihî hâdise), sûfîler için zayıf hadîs ibâresinin kalkmadığını çünkü onların hadisin sâhibinden doğrudan öğrendiğini, mezhep inkârcılığının tehlikesini, Riyâzü’s-Sâlihîn’in Hanefî mezhebi üzerine yazılmış bir hadîs kitabı olduğunu ve celvet tarîkatının “kalabalığın içerisinde yalnızlığı yaşamak” olduğunu tafsîlâtıyla beyan buyurmuşlardır.


https://www.youtube.com/watch?v=dJtehYNLpYk

Mehdî Beklentisi Ümmeti Gevşekliğe Sürüklüyor

Efendi hazretleri sohbete Mehdî meselesiyle başlamıştır: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ‘Âdem’den itibâren bütün peygamberler ümmetlerini Deccâl’den korkutmuştur’ der. Ardından ‘Deccâl’den sonra da muhakkak bir Mehdî gelecek’ der.” Ama bu beklentinin olumsuz sonucunu göstermiştir: “Benim yeni İslâm’la tanıştığım zamanlardaki anlayış şuydu: ‘Ya böyle bir sıkıntı var, Mehdî geldiğinde Mehdî halledecek onu. Mehdî gelinceye kadar sabredin, bekleyin. Mehdî şu an çıkacak, şu zaman çıkacak, bu zaman çıkacak, ha çıkıyordu, ha çıktıydı, az kaldı.’ Allâh affetsin. Bunlar ümmeti Muhammed’i cihâddan — hem nefsî cihâddan hem de dînî olarak gavurlarla cihâddan — uzaklaştıran anlayışlara sürüklüyor. İnsanlar mücâdele etmiyorlar, nefisleriyle mücâdele etmiyorlar, gevşiyorlar.”

Altı Yalancı Mehdî: Bedîüzzaman’dan Erdoğan’a

Efendi hazretleri 1986’dan beri Türkiye’de Mehdî olarak görülen kişileri cesâretle sıralamıştır: “Gücenmece, alınmaca, kızmaca, darılmaca yok. Birinci: Risâle-i Nurcular Bedîüzzaman Saîd-i Nursî’yi Mehdî olarak görüyorlardı — ‘Mehdî geldi, vazîfesini yaptı gitti, sen ne Mehdîsi bekliyorsun?’ İkinci: Menzil’deki Muhammed Raşid — dervişlerinden Mehdî olarak duydum. Üçüncü: Fethullâh Gülen — ciddi ciddi. Dördüncü: Erbakan Hoca — ciddi ciddi. Beşinci: Bundan 3-4 yıl önceye kadar Recep Tayyip Erdoğan için millet Mehdî diyordu.” Hadîs-i şerîften: “Mehdî’den önce yalancı Mehdîler çıkar. Üç sefer ümmeti Muhammed yalancı Mehdîlere kapılır ve hüsrâna uğrar. Ne zaman ki ümmetin artık ümidi kalmaz — Mehdî’nin çıkacağına dâir ümidi kalmaz — o zaman Mehdî alâ Resûl zuhûr eder.”

“Bugün Allâh İçin Ne Yaptın?” — Her Gün Saat 11.30’da Kontrol

Efendi hazretleri kendi günlük muhâsebesini anlatmıştır: “Benim saat 11.30-12.00 kurulu, telefondan geliyor: ‘Bugün Allâh için ne yaptın?’ Bakıyorum kendime — Mustafa Özbağ, hiçbir şey yapamadın diyorum, kapat telefonu.” Hz. Ömer Efendimiz’den: “Hz. Ömer sorarmış kendine: ‘Bugün Allâh için ne yaptın?'” Efendi hazretleri’nin provokasyonu: “Ben bir gece dedim ‘Mehdî çıktı, hadi yürüyün gidiyoruz.’ Kim gelecek? Şimdi işini bırakmayan o gün mü bırakacak? Bugün evini bırakmayan o gün mü bırakacak? Bugün arabasına kıyamayan o gün mü kıyacak? Altındaki arabaya bak bakalım, Allâh için kaç kilometre yapmış, nefsin için kaç kilometre yapmış?”

Kur’ân’ın Yasakladığı Her Şey Ülkede Serbest

Efendi hazretleri en sert eleştirilerinden birini yapmıştır: “30 yıldan beri bağırıyorum. Ne kadar haram varsa ülkede serbest. Kumar serbest — toto, loto, bilmem ne. İçki serbest — üret, sat, istediğini yap, sabaha kadar iç, zehirleninceye kadar iç. Eşcinsellik suç değil bu ülkede! Fâiz %45. Suyu ödeyemedin fâiz, elektriği ödeyemedin fâiz, telefonu ödeyemedin fâiz, vergiyi ödeyemedin fâiz. ‘Mezarlarınızdan şeytan çarpmış şekilde kalkacaksınız’ — Kur’ân söylüyor bunu.” Sonra absürtlüğü göstermiştir: “Onlar oturmuşlar, gariban Müslüman: ‘Namaz kılarken elini kulağına değdirdi mi değdirmedi mi? Nereye kadar değdirdi?’ Bırak Allâh iyiliğini versin, elini isterse havaya kaldırsın — namazı kılsın! Geceleri yol kenarlarında eşcinseller fuhuş yapıyor, Kur’ân yasaklamış — Lût kavminin nasıl helâk edildiğini anlatıyor!”

“İslâm’da Kadının Yeri” Tartışmasına Sert Cevap

Efendi hazretleri televizyon tartışmasını şöyle eleştirmiştir: “Geçen gün televizyonda tartışma: İslâm’da kadının yeri. Ülkede 200 bin fuhuş yapan kadın var — ülkede kadının yerini tartışmıyorlar. İslâm’da kadının yeri! İslâm’da kadın evin kraliçesi. Dervişler eşlerini dövmezler, sövmezler, hakâret etmezler, fiske dahi vurmazlar.” Kendi şeyhinden öğrendiği düstûr: “Şeyhimden öyle öğrendim. Bana dedi ki: ‘Mustafa Efendi, ben daha bir fiske vurmadım.’ Bekârdım o zaman. İçimden dedim ki söz veriyorum ben de vurmayacağım.” Ardından İngiliz hukûk târihiyle karşılaştırmıştır: “Bundan 50-60 yıl öncesine kadar İngiltere’de bir kadın babasından gelen malı kendisi alıp satamıyordu bile. Ama Kur’ân — Allâh bizi affetsin.”

“Cemaatçilikten, Tarikatçılıktan, Şeyhçilikten Kurtulun”

Efendi hazretleri çok cesur bir çağrı yapmıştır: “Müslümanlar direkt Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı bağlanması lâzım. Cemaatçilikten, tarikatçılıktan, şeyhçilikten, hacıcılıktan, hocacılıktan her türlü takım tutar gibi taraf girmekten kurtulması lâzım. ‘Senin şeyhim benim şeyhimi döver, benim tarikatımız sizin tarikatınızı döver, bizimki kutup sizinki değil.’ Bütün kutuplar Türkiye’de! Bütün dünya üzerindeki kutuplar Türkiye’ye toplanmış.” Antidepresan kullananın kendini kutup görmesi kıssası: “Adamın etrafında iki kişi var, o da kutup. Üçü de ‘üçlerdeniz’ diyor. ‘Hangisinin ölmesini bekliyorsun?’ dedim. ‘Ne ilâç kullanıyorsun?’ dedim. Antidepresan verdi doktor dedi.”

Celvet Tarîkatı: “Kalabalığın İçerisinde Yalnızlığı Yaşamaktır”

Efendi hazretleri celvet tarîkatının tanımını vermiştir: “Celvet kalabalığın içerisinde yalnızlığı yaşamaktır. O yüzden hiçbir pîrin yolu kapanmaz, merak etmeyin.” Üftâde ve Hüdâyî hazretlerinin yolunun devâm edip etmediği sorusuna: “Hiçbir pîrin yolu kapanmaz.” Sırlanma (sonlanma) meselesi: Tarîkatlar hiçbir zaman bitmez — formları değişebilir ama rûhâniyetleri devâm eder.

İbn Arabî’den Velîlerin Nebîliği ve Mazhar Kavramı

Efendi hazretleri İbn Arabî’nin metninden okumaya devâm etmiştir: “Allâh’ın tecellîlerinden biri bu ümmet içindeki velîlerin arasındaki nebîlerdir. Sonra Hakk, Hz. Muhammed’i ve Cebrâîl’i mazhar kılarak onların karşısına yerleştirir. Mazhar bu anlamda hayâl dünyasında cismânî bir bedenin görüntüsü olmaktadır.” Efendi hazretleri açıklamıştır: Âdem’den kıyâmete kadar bütün Müslümanlar bir ümmettir. Âdem de bu ümmetin birisidir, Yûsuf da, Ya’kûb da, Yûnus da. Hepsinin dini İslâm’dır. “Ona Hristiyan denilmesi, Musevî denilmesi, Muhammedî denilmesi halkın verdiği isimdir.”

Mürşid Ayna Metaforu: “Onda Eksiklik Arayan Ham’dır”

Efendi hazretleri mürşid-mürid ilişkisini “ayna” metaforuyla açıklamıştır: “O tam, ona bakarak kendi eksikliğini göreceksin. Ama ham olan kimse eksikliği kendinde görmez.” Rüyâ örneği: “Derviş diyor ‘rüyamda seni sigara içerken gördüm.’ Ben sigara içiyor muyum? Hayır. Neden beni sigara içerken gördün? O tamı görür, kendisinin eksikliğini görür.” Ham derviş ise: “Koca üstâd herkes peşinde gidiyor, sigara içerken gördüm — ha bu dahi adam değilmiş. Yürür gider.” Hz. Peygamber’de eksiklik gören: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem üzerinde eksiklik gördüğün anda küfre düştün. O tam çünkü.”

Seyir Sülûkteki Eğiticiler Sırası

Efendi hazretleri seyir sülûkteki mertebe sırasını açıklamıştır: “Sûfî seyir sülûkta dervişin son makamı Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleridir. Ondan önce onu önce bir üstâdı eğitir — her şeyde üstâdını görür. Sonra pîr efendilerden birisini görür. Sonra geçmiş peygamberlerden birisini görür. Son noktada Hz. Muhammed Mustafâ ile işi olur.” Sıralama: Üstâd → Pîr Efendiler → Sahâbe → Geçmiş Peygamberler → Hz. Muhammed Mustafâ. “Bu kimisinde değişir — o dervişin durumuna, konumuna göre değişir.”

“Rabbinden Apaçık Bir Delîl Üzere” Yürüyen Velî

Efendi hazretleri velînin hayâtının artık kendisine âit olmadığını anlatmıştır: “Onun kendine âit bir hayâtı kalmaz. Burası sıkıntılı. Herkes onun kendine âit bir hayâtı var zanneder — yoktur. O önemli meselelerde sevk ve idâre olunur. Mânevî meselelerde sevk ve idâre olunur.” Delîl nedir? “Bir şey yapacağında ya Hz. Peygamber’i görür, ya geçmiş peygamberlerden birisini görür, ya da üstâdını görür — mânen. ‘Bunu yap’ veya ‘yapma’ diye emir alır.” Yûsuf aleyhisselâm örneği: “Gönlü kaydığında babası Ya’kûb’u gördü — bir rivâyette parmağını ısırıp ‘ne yapıyorsun’ dedi, bir rivâyette dizlerine vurdu. Yûsuf o delîli görünce Züleyhâ’dan kendini çekti.”

İmâm-ı A’zam’ın Müsned’ini Hz. Peygamber’in Kabri Başında Teyit Ettirmesi

Efendi hazretleri sohbetin en çarpıcı târihî rivâyetini anlatmıştır: “İmâm-ı A’zam hazretleri talebeleriyle Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabr-i şerîfinin huzûruna gider. Elinde Müsned’i vardır — fetvâ verdiği bütün hadîsler elindedir. Meşhûr 4-5 tane târihçi de oradadır. Hac farîzası yapıldıktan sonra, bütün o günün hacıları Medîne-i Münevvere’deyken kabr-i şerîfinin başında başlar: ‘Ya Resûlallâh, bu hadîs senin mi?’ Kabr-i şerîften ses gelir: ‘Evet.’ İşâretler. ‘Ya Resûlallâh bu hadîs senin mi?’ ‘Evet.’ Her hadîsi tek tek teyit ettirir.” Yaklaşık 500 bin kişi şâhit olmuştur. “Bu mesele târih kitaplarında bile geçer. İmâm-ı A’zam’ın Müsned’i böylesine kıymetli bir hadîs kitabıdır. Bu hadîs kitabına uydurma diyenin kendisi bir milyon sefer uyduruk bir adamdır.”

“Sûfîler İçin Zayıf Hadîs Yoktur”

Efendi hazretleri hadîs meselesindeki sûfî tavrını net olarak koymuştur: “Sûfîler hadîs-i şerîfi hadisin sâhibinden öğrenirler. Ona sorarlar: ‘Bu söz senin mi, değil mi?’ Şüphe ederse — gerçek sûfîler. O yüzden onlar için zayıf hadîs ibâresi kalkmaz.” Hadîs kritercilerinin yaklaşımı: “Muhaddisler hadisi sâdece nakledenin sözüne güvenemedikleri için reddederler. Yâni sözde şüphe yok, ravîde şüphe var. Doğru bir sözü yanlış bir kimse aktarmış diye o doğru sözün üzerinde şüphe yok — yolda şüphe var.” İmâm Buhârî’nin titizliği: “Bir hadîs nakletmek için tâ Mısır’a kadar gider. Oradaki adamın atını yemle kandırdığını görünce ‘atını aldatan bizi de aldatır — dönün, bundan hadîs nakletmeyiz’ der.”

Mezhep İnkârcılığının Tehlikesi ve Riyâzü’s-Sâlihîn Tavsiyesi

Efendi hazretleri mezhep inkârcılığına karşı sert çıkmıştır: “Bize Kur’ân yeter diyenler için cuma namazı da yok! Şimdi İslâm dünyasında öyle bir gündem oluşturdular ki mezhep imâmına bağlı dinini yaşamak tuh kaka kötü.” Kardeşlere tavsiyesi: “Riyâzü’s-Sâlihîn’i oku. Riyâzü’s-Sâlihîn Hanefî mezhebi üzerine yazılmış bir hadîs kitabıdır. Yâzarı Hanefîdir. Hanefî mezhebinin kendisine ölçü aldığı, delîl aldığı hadîsler topluluğudur. Al oku, mezhebinin fıkhını hadîsler üzerinden öğren. Kafan karışmasın, kafan bulanmasın.” İmâm-ı A’zam’ın delil zinciri: “İmâm-ı A’zam Müsned’i var, İmâm Mâlik’in Müsned’i var, İmâm Şâfîî’nin Müsned’i var, İmâm Hanbel’in Müsned’i var. Hepsi de fetvâ verdikleri hadîsleri kaynak göstermişlerdir.”

Sekiz Şeyh Dolaşıp Hiçbirini Beğenmeyen Adam Kıssası

Efendi hazretleri Bursa’daki kapalı çarşıda 8-9 tane şeyh dolaşmış bir esnafın kıssasını anlatmıştır: Adam Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’yi de tanıyor. “Abi ondan ders alsaydın bâri” demiş, adam “Nasîp değil Mustafa’cığım” demiş. “İçimden birden ılık ılık soğudu. Doğru söylüyorsun abi dedim. Nasîp olacak insana.” Adam hâlâ arıyor, 30 yıldır. Sonra Şeyh Efendi gelince koşmuş, bütün şeyhleri tanıdığını anlatmış — ama zikrullâh başlayınca çıkıp gitmiş. “Abi dedim, ders bittiğinde göremedim seni. ‘Mustafacım ne bu zikrullâh sizin böyle?’ dedi. ‘Basılmıyor musunuz?’ dedi. ‘Basılıyoruz abi’ dedim.” Ders: “O beğenmez. Onun kendi kafasında bir kriteri var. O kriteri yakalayacak — yakalayamamış onca sene.”

“Müslümanlar Kendi Nefslerine Göre Bir Allâh Dizayn Ediyorlar”

Efendi hazretleri en derin tesbîtlerinden birini yapmıştır: “Müslümanlar kendi nefslerine göre bir Allâh, kendi nefslerine göre bir peygamber, kendi nefslerine göre bir şeyh, kendi nefslerine göre bir eş, kendi nefslerine göre bir iş, kendi nefslerine göre evlât arıyorlar. Nefsine göre.” Erkekler: “Maaşı düzgün, fiziği düzgün, yemeği düzgün, itâati düzgün. Oğlum sen nesin? Sen de benim gibi kitap röbgün tekesin — neden evlensin bu kadın seninle?” Kadınlar: “Adamın maaşı düzgün, boyu posu düzgün, konuşması düzgün, endâmı düzgün. Sen nesin?” Çocuk: “Düğmesine basacak susacak, düğmesine basacak konuşacak. Doğar doğmaz ağlamayacak, gece uyandırmayacak.”

Televizyondaki “Şifâcı” ve “Üfürükçü” Eleştirisi

Efendi hazretleri televizyon şifâcılarını teşhîr etmiştir: Bir adam televizyonda “selâmünaleyküm” deyince etrafındaki kadınlara işâret ediyor, kadınlar “bir, iki, üç” sayınca hep berâber “aleyküm selâm” diyorlar. Sonra kasılıp “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem — şifâ olsun inşallâh” diyor. “Bu kadar.” Bir başka “şifâcı”: “Salonlara gidiyormuş — ön saflar 50 lira, arkası 30 lira, en arkası 10 liraya giriş. Topluca duâ ediyorlar.” “Senin adına televizyon kanalı tahsîs ediyorlar — sen yeter ki ümmeti ifsâd et.”

Hz. Peygamber Bütün Peygamberlerin ve Velîlerin Eğiticisidir

Efendi hazretleri Hz. Peygamber’in kozmik fonksiyonunu beyan buyurmuştur: “Hz. Muhammed Mustafâ aynı zamanda peygamberlerin eğiticisi ve öğreticisidir — mânâda. Kendisini peygamber oluncaya kadar, peygamberlik ona zâhiren tebliğ edilinceye kadar, geçmiş peygamberlerin — yâni nebîlerin — eğiticisi ve öğreticisiydi. Aynı zamanda da velîlerin.” Selmân-ı Fârisî örneği: Orta Asya’dan Efes’e, Efes’ten Şam’a, Şam’dan Medîne’ye — her yerdeki “papaz” aslında zamanın velîsi, zamanın kutbudur. “Siz onları Hristiyan olarak görürsünüz — onlar İslâm’dır. Onlar zamanın velîleri, zamanın kutuplarıdır.”

“Bir Hristiyan Gayret Etse Doğru Yolu Bulur”

Efendi hazretleri Selmân-ı Fârisî kıssasından çıkan dersi şöyle koymuştur: “Ben o yüzden derim — bir Hristiyan gerçekten gayret etse doğru yolu bulur. Bir Musevî gayret etse doğru yolu bulur. Bir Budist gayret etse doğru yolu bulur. Bir Müslüman gayret etse doğru yolu bulur. Sen hangi şeyhe bağlandığın önemli değil — sen önemlisin. Sen ne kadar bağlandın, sen ne kadar doğru yapıyorsun?”

Sahîh Rüyâ Bilgi Edinme Yoludur — Aristo’cular Bile Kabûl Eder

Efendi hazretleri sahîh rüyânın epistemolojik (bilgi edinme) değerini göstermiştir: “Rüyâ hak mıdır? Evet. Kur’ân’la sâbit midir? Evet. Hadîsle sâbit midir? Evet. Hattâ rüyâ Yunan mitolojisine göre, Yunan felsefecilerine göre de bilginin-ilmin edinme yolu mudur? Evet. Aristo, Sokrat, Platon hepsi de derler ki bilgi edinme yollarından birisi sahîh rüyâdır.”

Âmelî Dersler

Efendi hazretlerinin bu 26. sohbet-i şerîfinden çıkarılacak âmelî dersler:

  • Mehdî beklentisiyle gevşeme: “İşini bırakmayan o gün mü bırakacak?”
  • Yalancı Mehdîlere kanma: Üç kere hüsrân, sonra gerçeği gelir.
  • Her gün kendine sor: “Bugün Allâh için ne yaptın?”
  • Kur’ân’ın yasakladığı her şey ülkede serbest: Fâiz %45, kumar, içki, eşcinsellik.
  • “İslâm’da kadın evin kraliçesi”: Gerçek sûfî eşine fiske dahi vurmaz.
  • Cemaatçilikten-tarikatçılıktan kurtul: Takım tutar gibi taraf girme.
  • Mürşid senin aynan: Ona bak, kendi eksikliğini gör — onda eksiklik arama.
  • Seyir sülûk sırası: Üstâd → pîrler → sahâbe → peygamberler → Hz. Muhammed.
  • “Rabbinden delîl” üzerine yürü: Rüyâ, hal, yakaza — velînin kendi hayâtı kalmaz.
  • İmâm-ı A’zam’ın Müsned’i kabr-i şerîften teyitlidir.
  • Sûfîler için zayıf hadîs yoktur: Sâhibinden doğrudan öğrenirler.
  • Riyâzü’s-Sâlihîn oku: Hanefî mezhebinin hadîs kitabıdır.
  • Mezhep inkârcılığından uzak dur: 4 imâmın delilleri çürütülememiştir.
  • “Kendi nefsine göre Allâh dizayn etme.”
  • Televizyon şifâcılarına kanma.

Referanslar ve Kaynaklar

Bu sohbette atıfta bulunulan âyet-i kerîmeler, hadîs-i şerîfler ve tasavvufî kaynaklar:

  • Hadîs-i Şerîf — “Âdem’den itibâren bütün peygamberler ümmetlerini Deccâl’den korkutmuştur”
  • Hadîs-i Şerîf — “Mehdî’den önce yalancı Mehdîler çıkar — üç sefer hüsrân”
  • Hadîs-i Şerîf — “Siz bir kötülüğü gördüğünüzde elinizle, mümkün değilse dilinizle…” (Müslim, Îmân 78)
  • Bakara sûresi, 275. âyet — Fâiz yiyenler mezarlarından şeytan çarpmış gibi kalkarlar
  • Kur’ân-ı Kerîm — Lût kavminin helâki (eşcinsellik yasağı)
  • Muhyiddîn İbn Arabî — Fusûsu’l-Hikem: Velîlerin nebîliği, mazhar kavramı
  • Muhyiddîn İbn Arabî — “Allâh’ın tecellîlerinden biri bu ümmet içindeki velîlerin nebîleridir”
  • Hz. Peygamber — Selmân-ı Fârisî’nin yolculuğu (Efes → Şam → Medîne)
  • İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe — Müsned’ini Hz. Peygamber’in kabri başında teyit ettirmesi (yaklaşık 500 bin şâhit)
  • İmâm Buhârî — Mısır’da atını kandıran adamdan hadîs nakletmeme titizliği
  • Riyâzü’s-Sâlihîn — Hanefî mezhebinin hadîs kaynağı
  • Celvet tarîkatı — “Kalabalığın içerisinde yalnızlığı yaşamak”
  • Üftâde ve Hüdâyî Hazretleri — Celvetiyye yolunun pîrleri
  • Aristo, Sokrat, Platon — Sahîh rüyânın bilgi edinme yolu olduğu
  • Yûsuf aleyhisselâm — Züleyhâ meselesi ve babası Ya’kûb’un “delîl” olması

Sohbetin Özeti

Efendi hazretlerinin Karabaş-i Velî Tekkesi’ndeki bu 26. sohbeti, Mehdî beklentisinin ümmeti gevşekliğe sürüklediğiyle açılmış; Türkiye’de altı kişinin Mehdî olarak görüldüğü cesâretle sıralanmış; “bugün Allâh için ne yaptın?” sorusuyla bireysel muhâsebe yapılmış; Kur’ân’ın yasakladığı her şeyin ülkede serbest olduğu haykırılmış; “İslâm’da kadın evin kraliçesi, gerçek sûfî eşine fiske vurmaz” beyân edilmiş; cemaatçilik-tarikatçılık-şeyhçilik takım tutmaklığı eleştirilmiş; İbn Arabî’den velîlerin nebîliği ve mazhar kavramı açıklanmış; mürşidin mürid için “ayna” olduğu gösterilmiş; seyir sülûkteki eğiticiler sırası verilmiş; velînin “Rabbinden delîl” üzerine yürüdüğü ve artık kendi hayâtının kalmadığı anlatılmış; İmâm-ı A’zam’ın Müsned’ini Hz. Peygamber’in kabri başında 500 bin şâhit huzûrunda teyit ettirdiği rivâyeti nakledilmiş; sûfîler için zayıf hadîs ibâresinin kalkmadığı gösterilmiş; mezhep inkârcılığının tehlikesi vurgulanmış; 8 şeyh dolaşıp hiçbirini beğenmeyen adam kıssasıyla “onda eksiklik arayan ham’dır” hikmeti anlatılmış ve “Müslümanlar kendi nefslerine göre Allâh dizayn ediyorlar” tesbîtiyle sohbet taçlandırılmıştır. Allâhü Teâlâ cümlemizi bu sohbetin feyzinden mahrûm bırakmasın. Âmîn.